Yasa’nın Tekrarı 33

“Tanrı adamı Musa ölümünden önce İsraillileri şu bereket ile kutsadı.” Yasanın Tekrarı 33:1.

Yasayı verenin son sözlerinin katışıksız bereket içerdiğini görmek çok ilginç ve rahatlatıcıdır. Bizler Musa’nın İsrail topluluğuna hitap eder iken ciddi, uyarıcı ve derin sevgi içeren sözcükler kullandığını daha önce de belirterek bu sözlerin üzerinde durmuş idik. Lütuf ve yönetimin karışık notalarını içeren o harika ezgi üzerinde uzun ve derin düşündük. Ama şimdi bizden istenen, İsrail’in Tanrısının tam yüreğinden çıkan iyilikseverlik, refah ve teselli içeren bu çok değerli sözlere kulak vermemiz ve O’nun halkının görkemli geleceği ile ilgili sevecen düşüncelerine saygı göstermektir.

Sardes gymnasium
Sardes gymnasium

Şu önemli nokta hiç kuşkusuz okuyucunun dikkatini çekmiştir: Yasanın Tekrarı kitabının 33.bölümünde kaydedilmiş olan Musa’nın son sözleri ve Yaratılış kitabının 49.bölümünde Yakup’un son sözleri arasındaki belirgin farklılık! Her ikisinin de sözlerinin tanrısal esin ile aynı kalem tarafından yazılmış olduklarını söylemeye hiç kuşkusuz gerek yoktur ve bu yüzden aralarında bir farklılık olsa bile çelişki yoktur ve olamaz – Tanrının Kutsal kitabının iki kısmı arasında uyumsuzluk olması mümkün değildir. Bu, değişmez bir gerçektir, adanmış her Hristiyan ve her imanlı için canlı ve temel bir ilkedir – Sadakatsizliğin ihmal eden ve kayıtsız kalan tüm saldırıları karşısında anlaşılması ve sadakat ile ikrar edilmesi gereken bir gerçek!

Şimdi burada elbette iki bölüm arasında bir kıyaslama konusuna girmeyeceğimiz kesindir; şu anda bulunduğumuz çeşitli konuların temeli üzerinde bunu yapmak mümkün olamaz. Mümkün olduğunca hem titizlik ile hem de kısa olarak yazmak zorundayız. Ama yine de bir bakışta fark edilebilecek olan önemli bir değişiklik mevcuttur. Yakup oğullarının yaptığı şeyler ile ilgili bazı bilgiler verir, ama ne yazık ki bunların bazıları çok üzücü ve aşağılayıcıdır. Musa ise bunun aksine halkta olan ya da halka karşı gösterilen tanrısal lütfun eylemlerini sunar. Bu farklılığı açıklayan bir noktadır. Ruben, Şimon ve Levi’nin yaptığı kötülükler Yakup tarafından kaydedilmiş ama Musa tarafından atlanarak kaydedilmemişlerdir. Bu hata mıdır? Hayır, bu tanrısal uyuma işaret eder. Yakup oğullarına onların kişisel öyküleri içinde bakar; Musa ise Yakup’un oğullarını Yehova ile aralarında olan antlaşma ilişkisi içinde görür. Yakup bize, insan başarısızlığından, zayıflığından ve günahtan söz eder, Musa ise bize tanrısal sadakat, iyilik ve sevecen şefkatten söz eder. Yakup bize insan eylemleri ve onlara gelen yargıları anlatır ve Musa ise bize tanrısal planları ve bu planlardan akan katışıksız ve saf bereketleri bildirir. Tanrımıza hamtlar ve övgüler olsun ki O’nun planları ve O’nun bereketleri ve O’nun yüceliği tüm insani başarısızlığın, zayıflığın ve günah ile akılsızlığın çok üstünde ve çok ötesindedir! Tanrı, sonunda her şeyi sonsuza kadar Kendi yollarına uygun olarak düzenleyecektir. Ve sonra İsrail ve uluslar tam bir berekete kavuşturulacaklar ve hep birlikte Tanrının bol iyiliğinde sevinecekler ve O’nu her yerde, yeryüzünün dört bir bucağında överek kutlayacaklardır.

Şimdi oymakların çeşitli bereketleri ile ilgili olarak okuyucu için alıntı sunmaktan biraz daha fazlasını sunacağız. Musa’nın bu sözlerinde çok üstün değer vardır ve biz de onlara kulak verelim:

“Rab Sina dağından geldi, halkına Seir’den doğdu ve Paran dağından parladı. On binlerce kutsalı ile birlikte geldi. Sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı. Ya Rab, halkları gerçekten seversin – halkın gelecekteki tüm bereketinin değerli ve sabit kaynağı – bütün kutsallar elinin altındadır” – halkın mükemmel güvenliğinin gerçek sırrı – “bütün kutsallar ayaklarına kapanır” – onlar için, bizim için, her bir birey ve herkes için tek güvenli ve uygun davranış – “hepsi de sözlerini dinlerler” – bereketli ve değerli hazine! Tanrının ağzından çıkan her söz binlerce altın ve gümüşten çok daha değerlidir ve aynı zamanda baldan ve bal peteğinden daha tatlıdır – “Musa bize yasayı verdi. İsrail’in oymakları ile halkın önderleri bir araya geldikleri zaman Rab Yeşurunun (İsrail’in) kralı oldu. Ruben yaşasın ve ölmesin. Halkının sayısı az olmasın.” Yasanın Tekrarı 33: 1-6.

Burada bize Ruben’in dengesizliğinden ya da günahından hiç bir şekilde söz edilmemiştir. Buradaki egemen konu lütuftur; bereketler O’nun sevgi dolu yüreğinden zengin bir bolluk ile akarlar ve O çevresinde bereketlemekten zevk aldığı yüreklerin O’nun iyiliklerinin verdiği refah duyguları ile dolup taştığını görmekten çok hoşlanır.

“Musa Yahuda için de şunları söyledi: ‘Ya Rab, Yahuda’nın yakarışını duy ve onu kendi halkına getir. Kendisi için elleri ile savaştı. Düşmanlarına karşı ona yardımcı ol.” Yasanın Tekrarı 33: 7. Yahuda kraliyet soyudur. “Rabbimiz Yahuda soyundan geldi.” Ve böylelikle gerçekten harika bir davranış ile insanın nihai zayıflığını açıklayan koşulların üstünde görkemi içinde tanrısal lütuf ile yükselerek insan günahının üstüne çıktı ve zaferli oldu. “Yahuda Tamar’dan doğan Peres ile Zerah’ın babası idi.” Matta 1:3. Bu sözleri Kutsal Ruhtan başka kim kaleme alabilir idi? Bu sözler Tanrının düşüncelerinin bizim düşüncelerimiz olmadığını ne kadar da et bir şekilde beyan ederler! Tamar’ın adını hangi insan eli hayran olduğumuz Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in soy ağacına yazabilir idi? Hiçbir insan eli bunu yazamaz idi! Matta 1:3 ayetinde tanrısallığın mührü çarpıcı bir şekilde etkisini gösterir, bu aynı etkinin Kutsal kitabın başından sonuna kadar yazılı olan her cümlesinde var olduğunu biliriz. Ve böyle olduğu için de Rabbe övgüler sunuyoruz!

“Yahuda, kardeşlerin seni övecek ve elin kardeşlerinin ensesinde olacak. Kardeşlerin önünde eğilecek. Kardeşlerin bir aslan yavrusudur. Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir ve aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın. Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir? Sahibi (Şilo ya da Şilo’ya) gelene kadar krallık asası Yahuda’nın elinden çıkmayacak. Yönetim hep onun soyunda kalacak. Uluslar onun sözünü dinleyecek. Eşeğini bir asmaya ve sıpasını seçme bir dala bağlayacak. Giysilerini şarapta ve kaftanını üzümün kızıl kanında yıkayacak. Gözleri şaraptan kızıl ve dişleri sütten beyaz olacak.” Yaratılış 49: 8-12.

“Tahtta oturanın sağ elinde iki yanı da yazılı yedi mühür ile mühürlenmiş bir tomar gördüm. Yüksek ses ile ‘Tomarı açmaya ve mühürlerini çözmeye kim layıktır?’ diye seslenen güçlü bir melek de gördüm. Ama ne gökte, ne yeryüzünde ne de yer altında tomarı açıp içine bakabilecek kimse yok idi ve acı acı ağlamaya başladım çünkü tomarı açıp içine bakmaya layık bir kimse bulunamadı. Bunun üzerine ihtiyarlardan biri bana ‘ağlama!’ dedi. İşte Yahuda oymağından gelen Aslan, Davut’un Kökü galip geldi! Tomarı ve yedi mührünü O açacak. Tahtın, dört yaratığın ve ihtiyarların ortasında boğazlanış gibi duran bir Kuzu gördüm. Yedi boynuzu ve yedi gözü vardı. Bunlar, Tanrının tüm dünyaya gönderilmiş olan yedi ruhudur.” Vahiy 5:1-6.

Yahuda oymağı ne kadar da yüce bir şekilde bereketlenmiştir! Rabbimizin geldiği soy kuşağında bulunmak elbette çok yüce bir onurdur ve biz şimdi Rabbimizin Kendisi bize böyle söylediği için O’nun sözünü işitmenin ve bu sözü yerine getirmenin çok daha yüce ve çok daha bereketli olduğunu biliyoruz. Tanrının isteğini yerine getirmek ve O’nun değerli buyruklarını yüreklerimizde saklamak bizi manevi olarak Mesih’e daha çok yaklaştıracaktır ve “göklerdeki Babamın isteğini kim yerine getirir ise kardeşim, kız kardeşim ve annem odur.” (Matta 12: 46-50.

“Levi için de şöyle dedi: ‘Ya Rab, senin Tummim’in ve Urim’in sadık kulun içindir. Onu Massa’da denedin. Meriva sularında onun ile tartıştın. O, annesi ve babası için ‘onları saymıyorum’ dedi. Kardeşlerini tanımadı ve çocuklarını bilmedi. Ama senin sözünü tuttu ve antlaşmana bağlı kaldı. İlkelerini Yakup soyuna ve yasanı İsrail’e öğretecekler. Senin önünde buhur ve sunağında tümü ile yakmalık sunular sunacaklar. Ya Rab, onları el attıkları her işte kutsa. Ve yaptıklarından hoşnut ol. Ona karşı ayaklananların ve ondan nefret edenlerin belini kır ve bir daha ayağa kalkmasınlar!” Yasanın Tekrarı 33: 8-11.

Okuyucu burada Şimon’un oymağına yer verilmemiş olduğunu fark etmiştir, oysa Yaratılış kitabının 49.bölümünde Şimon ve Levi çok yakın bir bağ içinde kaydedilmişlerdir. “Şimon ile Levi kardeştir ve kılıçları şiddet kusar. Gizli tasarılarına ortak olmam ve toplantılarına katılmam. Çünkü öfkelenince adam öldürdüler ve canları istedikçe sığırları sakatladılar. Lanet olsun öfkelerine, çünkü şiddetlidir. Lanet olsun gazaplarına çünkü zalimcedir. Onları Yakup’ta bölecek ve İsrail2de dağıtacağım.” Yaratılış 49: 5-7.

Şimdi, Yaratılış 49 ve Yasanın Tekrarı 33.bölümleri kıyasladığımız zaman iki şey gözlemliyoruz ve bunlar bir yandan insan sorumluluğudur ve öte yandan tanrısal egemenliktir. Ayrıca bunun da ötesinde doğayı ve doğanın eylemlerini, lütfu ve lütfun ürünlerini gözlemleriz. Yakup, Şimon ve Levi’ye doğa itibarı ile bir birlerine bağlı olarak bakar ve doğanın huylarını ve yollarını sergiler. Aslında her ikisi de laneti aynı şekilde hak etmişlerdir. Ama Levi’de egemen lütfun görkemli zaferlerini görürüz. Altın buzağının yapıldığı günlerde Levi’yi kılıcını kuşanması ve İsrail’in tanrısının yüceliğinin önünde durabilmesi için muktedir kılan lütuf idi. “Sonra Musa ordugahın girişinde durdu. ‘Rabden yana olanlar yanıma gelsinler’ dedi. Tüm Levililer Musa’nın çevresine toplandı. Musa şöyle dedi: ‘İsrail’in Tanrısı Rab diyor ki, herkes kılıcını kuşanın ve ordugahta kapı kapı dolaşarak kardeşini, komşusunu ve yakınını öldürsün. Levililer sizi kutsadı.” Mısır’Musa’nın buyruğunu yerine getirdiler. O gün halktan üç bine yakın adam öldürüldü. Musa, ‘bu gün kendinizi Rabbe adamış oldunuz’ dedi. ‘Herkes öz oğluna ve öz kardeşine düşman kesildiği için bu gün Rab sizi kutsadı.” Mısır’dan Çıkış 32:26-29.

Bunlar olur iken Şimon nerede idi? Şimon Levi ile birlikte doğanın öz iradesi, şiddetli öfke ve zalim gazap gününde idi. Ama neden Yehova için alınan bu cesur karar gününde yok idi? Şimon kardeşi ile birlikte ailesine yapılan bir hakaretin öcünü almak için gitmeye hazır idi ama neden tüm topluluğun putperest eylemi tarafından hakaret gören Tanrı onurunu haklı çıkarmak için gitmeye hazır değil idi? Herhangi biri onun bu durumdan sorumlu olmadığını söyleyebilir miydi? Böyle bir soru soracak olan kişiye karşı uyanık olunmalıdır. Musa çağrısı ile tüm topluluğa hitap etmiş idi ve bu çağrıya yalnızca Levi olumlu karşılık verdi ve bu nedenle bereketi aldı. Levi karanlık ve kötü bir günde Tanrının yanında durdu ve bunu yaptığı için kahinlik ile onurlandırıldı – kahinlik ona verilebilecek olan en yüce saygınlık idi. Musa’nın çağrısı hem Şimon’a hem de Levi’ye hitap ediyor idi, ama Şimon bu çağrıya karşılık vermedi. Buraya kadar anlaşılması zor olan bir nokta mevcut mudur? Yalnızca bir teolog için belki bir zorluk olabilir ama adanmış bir Hristiyan için hiç bir zorluk yoktur. Tanrı egemendir! Tanrı dilediği gibi hareket eder ve yaptıkları ile ilgili olarak hiç kimseye hesap vermez. Eğer herhangi biri kendisini “Yasanın Tekrarı 33.bölümde Şimon neden atlandı ve kendisinden söz edilmedi?”  sorusunu soracak şekilde hissediyor ise onun bu sorusuna verilecek kesin ve basit yanıt şudur: “Ey insan, sen kim oluyorsun ki Tanrıya karşılık veriyorsun?” Şimon’da doğanın eylemlerinin yargılandığını görüyoruz; Levi’de ise lütfun ürünlerinin ödüllendirildiğini görüyoruz. Aynı zamanda her ikisinde de Tanrının gerçeğinin haklı çıkarıldığını ve O’nun adının yüceltildiğini görüyoruz. Bu her zaman böyle olmuştur; böyledir ve böyle olacaktır. İnsan sorumludur; Tanrı egemendir. Bizler bu iki farklı noktayı uzlaştırmaya mı çağrıldık? Hayır, bizler onlara inanmaya çağrıldık; onlar zaten uzlaşmışlardır çünkü esin sayfasında yan yana yer alırlar. Bu her dindar zihin için yeterlidir ve aksini düşünenler ise zaman içinde bu konuda kesin yanıtlarını alacaklardır. 1

Ve Benyamin için de şöyle dedi, “Rabbin sevgilisi (Rabbin kucağında ya da omuzlar arasında), sağ elimin oğlu! Benyamin rabbin yanında güvenlikte yaşasın. Rab bütün gün onu korur ve o da Rabbin kucağında oturur.” Yasanın Tekrarı 33: 12. Benyamin için ne kadar da bereketli bir yer! Tanrının her sevgili çocuğu aynı bereketli yere sahiptir. Şu düşünce ne kadar da değerlidir ve ona ne kadar da çok ihtiyaç duyarız: tanrısal huzurda güvenlik içinde oturmak, canlarımızın gerçek ve sadık Çobanı ve Sevgilisine bilinçli bir şekilde yakın olmak ve gece ve gündüz sürekli O’nun koruyucu kanatlarının altında kalmak!

“Senin mükemmel korumanın sığınağına
Yakın olarak kalanlar;
Yaşamı ve gücü Senden alanlar
Ve Senin ile hareket edip Senin ile yaşayanlar”

Değerli okuyucu, her zaman Benyamin’in yerinin ve payının gerçekliğini ve bereketini daha çok bilmenin ardından git. Mesih’in sevinçli huzurundan başka herhangi hiç bir şeyden zevk alma. O’nun ile olan ilişkinin kalıcılığını ve O’na olan yakınlığını hisset. Bundan emin ol! Bu senin en mutlu ayrıcalığındır ve hiç bir şeyin bunu senden çalmasına izin verme! Çobanına yakınlığını her zaman muhafaza et, O’nun sevgisi ile güçlen. O’nun seni götürdüğü yeşil otlaklarda uzan ve sakin suların yanında ol. Rab hem yazara hem de okuyucuya bunun derin bereketini kanıtlasın ve onu boş ve sığ konuşmalardan uzak tutsun! Diliyorum ki Rab hepimize O’nun ile derin bir kişisel yakınlığın söz ile anlatılamaz değerini bildirsin! Günümüzde payımıza düşen en özel ihtiyaç budur – çünkü günümüzde gerçek ile ilgili yoğun bir trafik yaşanır ama Mesih ile ilgili yürek bilgisi ve O’nu gerçekten takdir etmek çok ender rastlanılan üzücü bir durumdur.

“Ve Yusuf için de şöyle dedi: ‘Rab onun ülkesini gökten yağan değerli çiy ile ve yer altındaki derin su kaynakları ile kutsasın. Ülkesi güneş altında yetişen ürünlerin en iyisi ile her ay yetişen en iyi meyveler ile yaşlı dağların en seçkin armağanları ile kalıcı tepelerin bolluğu ile yerin en değerli ürünü ve doluluğu ile çalıda oturanın lütfu ile bereketli olsun. Yusuf’un başı üzerine ve kardeşlerinden ayrı olanın başı üzerine bereket yağsın. İlk doğan bir boğa kadar görkemlidir o. Boynuzları yaban öküzünün boynuzları gibidir. Bu boynuzlar ile ulusları ve yeryüzünün dört bucağındaki ulusları yaralayacak. İşte böyledir Efrayim’in on binleri, işte bunlardır Manaşşe’nin binleri.”  Yasanın Tekrarı 33: 13-17.

Yusuf Mesih ile ilgili çok dikkat çekici bir örnektir. Yaratılış kitabında yaptığımız incelemelerde onun öyküsü üzerinde uzun uzun durduk. Okuyucu, Musa’nın kardeşlerinden ayrı olma hakkında söz ettiği gerçekteki empatik yolu fark edecektir. Yusuf reddedildi ve bir kuyuya atıldı. Mecazi anlamda ölümün derin suları arasından geçti ve böylelikle saygınlık ve yücelik konumuna ulaştı. Yusuf hapisteki konumundan Mısır ülkesinin yöneticisi olma konumuna yükseltildi. Ve aynı zamanda kardeşlerini koruyan ve destekleyen kişi oldu. Yusuf’un canına demir girdi ve yücelik bölgesine girmeden önce ölüm bölgesindeki acılığı tatmak zorunda bırakıldı. Çarmıh üzerinde asılan ve mezarda yatmış olan ve şimdi göklerdeki yücelik tahtında oturan Mesih ile arasında çarpıcı bir benzerlik nasıl da göze çarpar!

Hem Musa tarafından Yasanın Tekrarı kitabının 33.bölümünde ve hem de Yaratılış kitabının 49.bölümünde Yakup tarafından üzerine bereket ilan edilen Yusuf’un bu bereketinin doluluğundan etkilenmememiz imkansız! “Yusuf meyveli bir dal gibidir, kaynak kıyısında verimli bir dal gibi – sıra dışı güzellikte bir figür! – “filizleri duvarların üzerinden aşar. Okçular acımadan saldırdılar ona ve düşmanca savurdular oklarını üzerlerine. Ama onun yayı sağlam ve kolları esnek çıktı; (bu yüzden çobandır, İsrail’in kayasıdır) Yakup’un güçlü Tanrısı, İsrail’in Kayası ve Çobanı olan Tanrı sayesinde. Sana yardım eden babanın Tanrısıdır; Her Şeye Gücü Yeten Tanrıdır seni kutsayan. Yukardaki göklerin ve aşağıdaki denizlerin bereketi ile memelerin ve rahimlerin bereketi ile O’dur seni kutsayan. Babanın kutsamaları sonsuz dağların nimetlerinden ve sonsuz tepelerin bolluğundan daha yücedir. Yusuf’un başı üzerinde ve kardeşlerinin arasında önder olanın üstünde olacak.” Yaratılış 49: 22-26.

Bereketin düzeyine bakın, ne kadar da görkemli! Ve tüm bunlar onun çektiği acıları temel alarak akmaktadır. Tüm bu bereketlerin İsrail’in denemesinde ortaya yavaş yavaş çıkacaklarını söylemenin gereği yok elbette! Gerçek Yusuf’un çektiği acılar Kenan ülkesindeki kardeşlerinin gelecekteki bereketlerinin çürümez temelini teşkil edecektir. Ve yalnızca bu kadar da değil, ama bereket gelgiti şimdi ıssız olsa da bu çok büyük iyilik gören kaynaktan derin ve tam olarak tüm yeryüzünü tazeleyen erdemi ile akacaktır. “O gün Yeruşalim’in içinden diri sular akacak. Yaz ve kış suların yarısı Lut gölüne, öbür yarısı ise Akdeniz’e akacak.” Zekeriya 14:8. Yeruşalim için, İsrail ülkesi için ve tüm dünya için parlak ve bereketli bir plan! Bu tür ayetleri müjde ya da Tanrının kilisesine uygulamak ne kadar da üzücü bir hatadır! Bu tür yorumlar kutsal yazıların tanıklığının ne kadar aksinedir! Aynı zamanda Tanrının yüreğine ve Mesih’in düşüncesine ne kadar karşıdır!

“Zevulun için de şöyle dedi, ‘Ey Zevulun sevinç duy yola çıkışın ile. Ve sen İssakar, çadırlarında sevin. Ulusları dağa çağıracak ve onlar orada doğruluk kurbanları kesecekler. Denizlerin bolluğu ile ve kumlarda saklı hazineler ile doyacaklar.” Yasanın Tekrarı 33: 18,19.

Zevulun’un yola çıkışı ile ve İssakar’ın çadırlarında kalışı ile sevinç duyması istendi. Hem evde hem de yolda sevinç olacak idi. Ve aynı zamanda diğer kişileri harekete geçirme gücü de mevcut olacak idi – ulusları doğruluk kurbanları sunmak için dağa çağırmak. Tüm bunların temeli denizlerin ve gizli hazinelerin bolluğunu kendilerinin elde edeceği gerçeğinin üzerinde inşa edilmiş idi. Böylelikle bu sevinç her zaman bir ilke haline gelmiştir. Hangi durumda olur isek olalım Rabde sevinmek ve O’nun kendisinde bulunması gereken bu sonsuz kaynaklar ve gizli hazinelerden çekmek bizim ayrıcalığımızdır. O zaman biz diğer kişileri Rabbin iyiliğini tatmaya ve görmeye çağırabilecek bir cansal duruma sahip olarak konuşabiliriz. Ve yalnızca bu kadar da değil, ama aynı zamana Tanrı tarafından kabul edilebilir olan bu doğruluk kurbanlarını da sunmaya uygun konumda olabiliriz.

“Gad için de şöyle dedi: ‘Gad’ın sınırını genişleten kutsansın. Gad orada kol ve baş parçalayan bir aslan gibi oturuyor. Kendine ilk toprağı seçti; önderlik payı ona verilmiştir. Halkın önderleri bir araya geldiği zaman Rabbin doğru isteğini ve İsrail’e ilişkin ilkelerini O yeriyle dedi, ‘ne getirdi. Ve Dan için de şöyle dedi, ’Dan, Başan’dan sıçrayan aslan yavrusudur. Ve Naftali için de şöyle dedi, ‘Ey sen, Rabbin kutsaması ve lütfu ile dolu olan Naftali, sen batıyı ve güneyi mülk edineceksin. ‘ Ve aşer için de şöyle dedi, ‘Oğullar arasında en çok kutsanan Aşer olsun. Kardeşlerinin beğenisini kazanan o olsun. Ayağını zeytin yağına batırsın. Kapı sürgülerin demir ve tunç olacak ve gücün yaşamın boyunca sürecektir. Ey Yeşurun, sana yardım için göklere ve bulutlara görkem ile binen Tanrıya benzer biri yoktur. Sığınağın çağlar boyu var olan Tanrıdır, seni taşıyan O’nun yorulmaz kollarıdır. Düşmanı önünden kovacak ve sana ‘onu yok et!’ diyecek. Böylece İsrail güven içinde yaşayacak; tahıl ve yeni şarap ülkesinde Yakup’un pınarı güvenlikte kalacak. Gökler oraya çiy damlatacak; ne mutlu sana ey İsrail! Var mı senin gibisi? Sen Rabbin kurtardığı bir halksın. Rab seni koruyan kalkan ve şanlı kılıcındır. Düşmanların senin önünde küçülecek ve sen onları çiğneyeceksin.” Yasanın Tekrarı 33: 20-29.

Burada insan yorumunun gerçekten de gereksiz olduğunu söyleyebiliriz. Bu kitabımızın son satırlarında soluk alan lütfun değerliliğinden daha üstün hiç bir şey olamaz. Bu bölümün bereketleri, otuz üçüncü bölümün bereketleri gibi Tanrı ile ve O’nun İsrail ile olan harika yolları ile başlar ve biter. İfade etmenin çok ötesinde bir tazelik ve teselli verirler. Tüm duyurular, tüm öğütler, tüm ciddi uyarılar, tüm sadık beyanlar, başarısızlık ve günah hakkında peygamberliğe özgü tüm kayıtlar, yargı ve yönetim gazabı – biraz önce kaleme almış olduğumuz diğerleri gibi dinlenmesi gereken konulardır. Yasanın Tekrarı adlı bu bereketli kitap için gerçekten de çok harikulade bir sondur bu! Lütuf ve yücelik olağan dışı bir ışık ile parlarlar. Artık şimdi İsrail’de Tanrı yüceltilecektir. Ve İsrail tam olarak ve sonsuza kadar Tanrıda bereketlenecektir. Buna hiç bir şey engel olamaz. Tanrı armağanlarını ve çağrısını geri almaz. Tanrı, İsrail’e vermiş olduğu her değerli sözünü noktasına virgülüne kadar yerine getirecektir. Yasayı veren Musa’nın son sözleri tüm bu gerçekler hakkındaki en net ve en tam tanıklığı içerir. Şimdi üzerinde inceleme yapmakta olduğumuz bu değerli bölümün son dört ayetine sahip olmamış dahi olsa idik geri kalan ayetler yine de sorgusuz sualsiz İsrail’in ülkedeki on iki oymağının gelecekteki yenilenmesini, bereketini, diğer uluslardan üstünlüğünü ve yüceliğini kanıtlamak için yeterli olacak idi.

Rabbin halkının şimdi İsrail’in üzerine ilan edilen bereketlerden bilgi, teselli ve tazelik çekebilecekleri gerçektir ve doğrudur. Tanrıya övgüler olsun ki bizler “Rabbin iyiliği ve tam bereketi ile doyum bulmanın” ne demek olduğunu bilebiliriz. “Yaşam boyunca gücümüz sürecek” ifadesindeki güvence ile teselli bulabiliriz. Bizler de “sonsuz Tanrı sığınağımızdır ve O’nun sonsuza kadar kalıcı kollarında güvence bulabiliriz” diyebiliriz. Tüm bunları ve daha başka pek çok şeyi söyleyebiliriz. Bizler İsrail’in asla söyleyemediği ve asla söyleyemeyeceği şeyi söyleyebiliriz. Kilisenin bereketleri ve ayrıcalıkları göksel ve ruhsaldır. Ama bu bizim İsrail’e verilen vaatler ile teselli bulmamıza engel olmaz. Ağızları ile iman ikrarında bulunan Hristiyanların yaptıkları en büyük hata daha çok Tanrının yersel halkına uygulanacak olan şeyi tek başına kiliseye uygulamalarıdır. İmanlı okuyucumuzu burada bir kez daha bu ciddi hataya karşı gayretli bir şekilde uyarmak istiyoruz. Okuyucu Tanrının planları ve vaatleri tarafından kendilerine verilen konum ve payı İbrahim’in tohumuna bırakarak O’nun kendi özel bereketinden herhangi bir şeyi kaybetmekten asla korkması gerekmez. Aksine, bunlar yalnızca net bir şekilde anlaşıldıkları ve tamamen kabul edildikleri zaman Eski Antlaşmadaki ayetlerden zeki bir şekilde yararlanabiliriz. Şunu önemli ve kök bir ilke olarak belirtebiliriz: İsrail ve Tanrının kilisesi arasındaki büyük farkı net olarak fark edememiş birinin kutsal yazıları anlaması ya da yorumlaması mümkün olamaz.


1.  Levi oymağı ile ilgili diğer ayrıntılar için okuyucuya “Mısır’dan Çıkış Hakkındaki Notlar” kitabının 32.bölümünü okuması önerilir. Okuyucu ayrıca “Çölde Sayım Kitabı Hakkında Notlar” 3,4 ve 8.bölümlere de bakabilir. İlk kez 1846 yılında basılan ve “Levi Oymağının Tarihi” adını taşıyan küçük bir broşürü de inceleyebilir.