Birinci Bölüm

GENEL TANIM

BU YİRMİ ÜÇÜNCÜ MEZMUR, kutsal yazılarda geçen iman ve tanrısal güvence ile ilgili tüm örneklerin içinde kesinlikle en tatlı olanlarından biridir. Bu mezmur, içinde değerli taşlar muhafaza eden bir mücevher kutusudur; güzel ihtişamı ile ışıldar; parlaklığı diğerlerinden farklıdır. Halkı için yapacağı harika işleri anlatan Tanrının gerçeği ile göz alan bir mezmurdur.

Bu mezmurun yazarı bir çobandır. Davut’un üretmiş olduğu tanrısal esin ile yazılmış başka hiç bir şey, onun bu mezmurda kendisinden daha büyük olan Mesih’e duyduğu inancın ateşi ya da çaldığı lirin şiirsel güzelliği ile boy ölçüşemez. Davut, bu mezmurda kendi mesleğini ve düşüncesindeki zengin özelliğin Mesih olduğunu ortaya koymuştur.

Bu mezmurun Tanrı Sözündeki yerine gelince onun Kutsal Kitabın tam merkezinde yer aldığını söyleyebiliriz. Aynı henüz günahın girmemiş olduğu yeryüzünün merkezini oluşturan Aden Bahçesi gibi! Tam ortadaki ayetin 85. Mezmur olduğu söylenir. Gerçekten de görkemli bir mezmur! – Tanrının insanı kurtarışı ile ilgili yüce özelliklerinin “cennette çifte bir evlilik” şeklinde tanımlanmış olan sonucu! “Merhamet ve gerçek bir araya geldiler; doğruluk ve esenlik öpüştüler.” Kutsal Kitabımızı Mezmurlar ile karşılaşmadan açtığımız zamanlar çok enderdir. Aynı zamanda yirmi üçüncü mezmur çocukluğumuzdan beri çok aşina olduğumuz bir mezmur olduğu için de kendi özel değerine sahiptir.

Gerçek ile olan ilişkisindeki yeri, yirmi ikinci mezmurda tanımlandığı gibi acı çekilen çarmıh ve yirmi dördüncü mezmurda anlatıldığı gibi yücelik tepesi arasında bulunur. Çarmıhtan bu yana yaklaşık 0n dokuz yüz yıl geçmiştir ve çekilen acıları izleyen yücelik henüz görünmemiştir. Bu mezmur, sık sık dikkat çekildiği gibi ikisi arasında yer alan çöl için olan mezmurdur. Yirmi üçüncü mezmur, yirmi ikinci mezmurun kefaret için çekilen acıları nedeni ile böylesine değerlidir ve yirmi dördüncü mezmur gelecek olan göz ile görünür yüceliği önceden bildirdiği için çok bereketlidir. Bu üç mezmur bir arada kendilerini hem sonsuzluğa hem de geleceğe yayarlar. Böylece tanrısal yolların “dününü, bu gününü ve sonsuza kadarını” oluşturmuş olurlar. Tanrının çarmıh hakkındaki büyük amacının “dünü” ve çarmıhın kendisi geçmiş’tir; yüceliğin “sonsuzluğu” gelecektir. Şimdinin “bu günü” bizim şu anda iman aracılığı ile içinde yaşadığımız zamandır. Bu mezmurun duruş noktasından umudumuzun temeli olarak kabul ettiğimiz çarmıha geri bakarız ve aynı zamanda onun bereketli başlangıcı olan yüceliğe doğru da ileri bakarız.

Mezmurun düzenine gelince (çünkü mezmurun tatlı bir ahlak düzeni vardır) kendisini iki bölüme ayırmıştır. İlk bölüm Rab’den söz eder; O’nun hakkında konuşur, ikincisi ise O’na konuşur. Bu nedenle, birinci ayette şu sözleri okuruz: “ Rab çobanımdır”; ikinci ayette, “O, beni yemyeşil çayırlarda yatırır ve sakin suların kıyısına götürür.”; üçüncü ayette, “O, canımı tazeler ve adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder.” Ama dördüncü ayette şahıs zamiri değişir. Dördüncü ayette sanki Tanrıdan söz etmek doğal değilmiş gibi ya da hatta olası değilmiş gibidir; ancak Tanrı’ya konuşmak, yani doğrudan O’na hitap ederek konuşmak, her Tanrı çocuğunun tecrübesinde yer alan bir eylemdir.

Bu nedenle, şu sözleri okuruz: “Sen benimlesin; Senin çomağın ve Senin değneğin güven verir bana.”

Mezmurun en büyük özelliği, Mesih ile dolu olmasıdır. Çünkü mezmur yazarı her ne kadar kendisinden söz ediyor gibi görünse de ve aklında doğadaki yemyeşil çayırlar ve onların ortasında sakin sular da olsa O’nun önündeki tek konu, yine de Rabdir ve yalnızca Rabdir, Yehova- Yeşu (İsa) dur.

Bizim için de öyledir. Güzel olmak için kurulan hayalleri anlarız ama yine de Mesih her şeydir ve her şeydedir. Bize, O’nun orada olduğunu söylemesi için hiç bir yorumcuya ihtiyacımız yoktur. Biz O’nun yüzünü görür ve O’nun sesini duyarız. Yüreklerimiz, O’nun sevgisi, O’nun iyiliği ve O’nun ilgisine hazırdır. Yeni göksel Yeruşalim’in altın kenti gibi mezmurun da içini aydınlatması için “ne güneşe, ne aya ne de herhangi bir ışığa ihtiyacı yoktur. Çünkü onu aydınlatan Tanrının yüceliğidir ve Kuzu onun ışığıdır.” Görkemli Çoban! Senin ışığında ışığı görürüz ve sanki bir ayna gibi senin yüceliğini yansıtırız. “Ve biz hepimiz peçesiz yüz ile Rabbin yüceliğini görerek (yansıtarak), yücelik üstüne yücelik ile O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.” (2. Korintliler 3:18)

Bu mezmuru seven kişiler sayılamayacak kadar çoktur. Davut ve Süleyman’ın yaşadıkları harika dönemlerde olduğu gibi geçmişte de çok sayıda söylenmiş bir ilahidir; Hezekiel ve bazı peygamberlerin dönemlerindeki büyük uyanış zamanlarında ve sonra gelen Yeni Antlaşma zamanında da bu mezmurun ezgisi çok sık söylenmiştir. Bu dünyadaki yolculuğumuz sırasında yaşadığımız evde her zaman mutluluk içinde söylediğimiz en tatlı ezgilerden biri olmuştur. Yüreklerin bu mezmurdan aldığı teselli ve destek konusunda kimin bilgisi olabilir? Ve bu mezmur okunurken dökülen gözyaşlarının sayısını kim bilebilir? Tanıdığımız ve sevdiğimiz ve şimdi artık gözyaşı dökmüyor olan pek çok kişilerin yüreği ölüm döşeğinde iken bu mezmurun sözleri sayesinde nasıl da aydınlanmıştır! “Rab çobanımdır; eksiğim olmaz”; ve Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile kötülükten korkmam, çünkü sen benimlesin. Çomağın ve değneğin güven verir bana.” Bu yüreklerdeki anılara esenlik olsun! Bu mezmur ile bir arada iken sanki onlarla da bir aradaymışız gibi geliyor.

Mezmurun içeriğine gelince, bu sözleri hangi kalem yazabildi? Yüce Çoban olan Onun hakkında söylenebilecek her görkemi hangi dil söyleyebildi ki? Ya da Onun sürüsünde bulunan koyunlardan hangilerinden İyi Çoban şöyle söz etti? “Onlar senindiler ve Sen onları Bana verdin!” Mezmurun her ayetinde konuşan can, hayranlık, sevgi ve övgü ile konuşur. Bu mezmur bir huzur tapınağı gibidir. Mesih’in söz ile anlatılamaz zenginliklerinin pek çok kısmını içinde barındıran büyük bir depoya benzetilebilir. Bu zenginlikleri tecrübe eden kişi  – ve bundan daha fazla ne söylenebilir ki – hiçbir ihtiyaca sahip değildir ve korku nedir bilmez. Ve bereketlenmiş varlığında sal korkuyu bilmeyecektir de. Çünkü “sonsuza kadar Rabbin evinde oturacaktır.”

Ama buradaki mesele şudur: “Bizim canlarımız bu konu hakkındaki gerçek ile dolmuş mudur? Ve biz bu bereketlerin tadını çıkartmakta mıyız? Eğer böyle ise sahip olduğumuz bilgi nedir? – İyi Çoban Yehova’nın bana ait olduğu bilgisi ve benim Ona ait olmam ya da Onun olmam; bize Mesih aracılığı ile Tanrıyı açıklayan Tanrı bilgisi! Çünkü nasıl yaratılıştaki çeşitli objeleri, onları duyularımıza açıklayan güneş aracılığı ile biliyor isek aynı şekilde güneş olmadan onların görülemeyeceğini de biliyoruz. Ayrıca hiç ışık ve hiç yaşam olmayabilirdi; o zaman Tanrıyı yalnızca Mesih aracılığı ile bilebilirdik. Tanrıyı açıkça sergileyen yalnızca Mesih’tir. Mesih, lütfun bize getirmiş olduğu o dünyanın ışığıdır. Elçi Pavlus bu konuda şu sözleri yazar: “Çünkü, ‘ Işık, karanlıktan parlayacak’ diyen Tanrı, İsa Mesih’in yüzünde parlayan kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek – ya da bizim onu dışarı vermemiz için -  için yüreklerimizi aydınlattı.” (Onun karakteri, Onun sevgisi, Onun doğruluğu, Onun geçmişteki öğüt ve amaçları, Onun gelecek için vaat ettiği görkemleri – hepsi); “İsa Mesih’in yüzünde.” Bu bilgi gerçekten de tanrısal ve etkin bilgidir – bu bilgi sınırsız bir hazine olarak, kendi içimizde yalnızca toprak çömlekler ve çamurun çocukları olan bizlere emanet edildi.

Ve ne büyük bir güvence! Şu sözün kapsamındaki anlamı kim ölçebilir? “Rab benim Çobanımdır”? O, bir zamanlar benim Çobanım değil idi, ama şimdi Çobanımdır ve sonsuza kadar değişmeyerek böyle kalacaktır. “Hiç bir eksiğim yoktur” ifadesi ile belirtilen sayısız bereketleri kim akıl edebilir ve sayabilir? Bu sözler yalnızca şimdiki yaşamın tamamı üzerine değil ama gelecek olan zamanın tamamı üzerine de yayılırlar. Çobanı Yehova olan bir kişi zamanda ya da sonsuzlukta asla yoksul olmayacaktır çünkü Rab çocuğu için öylesine bol sağlamıştır ki, onun hiç bir eksiği olmayacaktır.

Ah, bu sözler bize nasıl da cesaret veriyor!  – “Kötülükten korkmam (korkmayacağım)!” Ne boş ne de sahte bir cesaret, ama gerçek ve kutsal bir cesaret, çünkü temelini, Tanrının Kendisine, Tanrının Kendisi içinde kim olduğuna, koyunları ile olan ilişkisinde kim olduğuna ve hangi konularda ne gibi vaatler verdiğine dayamış olan bir cesarettir. Asla korku duymamak ne kadar büyük bir bereket! Tehlikeler ile buru buruna kalan Daniel, Yeremya, Davut, Pavlus ve bir çok başka kişiyi içeren sayısız bir imanlı grubu bize bu korkusuzluk hakkında çok şey anlatmaktadır.

Tüm bunların ötesinde, ne harika bir huzur ve dinlenme!  – “Sen benimlesin!” Rabde dinlenin, Onun tamamladığı işte dinlenin ve Onun sözünde ve vaatlerinde huzur bulun; vicdanınız rahat olsun; içsel varlığınızda, hem yaşamda hem ölümde, evet, yalnız yaşamda değil ölümde de – Onda dinlenin! Evet, bu dinlenmektir, hem dinlenmek hem de zekice bir şekilde, “sen benimlesin” demektir. Rab, Çobanım olan Yehova Yeşu (İsa), O benimledir; Onun benim olduğunu ve benim ile birlikte olduğunu bilirim.

Ve sonra bir de şu harika ayrıcalık var; O’nun benim ile olması ne kadar hoş bir kişisel durum! Bu kısa ifadede yer alan “benimlesin” sözcüğündeki “ben” yedi yönlü bir anlama sahiptir – yerinde bir mutluluğun altın zincirinde yer alan yedi halka. Bu halkaların sesleri nasıl da tatlıdır! “O beni götürür, O bana öncülük eder. Ve sonra tekrar okuruz: “Bana öncülük eder.” Daha sonra 4,5 v3 6. ayetlere baktığımız zaman aynı ben şahıs zamiri ile tekrar karşılaşırız. – “Ben geçsem bile,” “çomağın ve değneğin güven verir bana”, “sen benimlesin”, “bana sofra kurarsın”, benim başıma yağ sürersin” , “benim kasem taşıyor”, “yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni”, “ben oturacağım.” Tanrının kısa ama büyük sözü her şeyi böylesine kişisel yapmaktadır! Ve bir insanın canına bu gerçeği şu sözler ile söylemesi canını bereketler ve adeta iyi bir tılsım etkisi taşır. “Beni yemyeşil çayırlarda yatırır ve beni sakin suların kıyısına götürür.”

Ve sonra şu görkemli umuda sahibiz:  – bu umut gözlerimizi yukarıya, Babamızın pek çok odaları olan evine doğru kaldırmamızı sağlar ve Rabbimiz yakında tekrar bizi almaya geleceği zaman yapacağımız görkemli yolculuğa hazırlar. Burada harikulade bir tatlılık zinciri görürüz: “Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum ve gider ve size yer hazırlar isem siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım.” Şu sözleri söyleyebilmek insana söz ile anlatılamaz bir doyum verir: “Ve ben sonsuza dek Rabbin evinde oturacağım.”

Herkes bu mezmurun ne anlama geldiğini düşünsün ve içinde yer alan tüm bu umutların ve mezmurun önümüze koymuş olduğu hedefin ya da tüm diğer konuların ne demek istediği üzerinde özenle dursun ve sonra şu soruyu sorsun: Zaman ve yeryüzü bize sağlanan tüm bu lütuf ile kıyaslanabilir mi? Biz, bereketlenmiş olan kişilerin ülkesinden konuşuyoruz ve bu ülkeyi iman aracılığı ile ziyaret ediyoruz. Ama SONSUZA KADAR RABBİN EVİNDE KALMAK  nasıl bir şey olacak? Ah, şimdi bir çocuk ya da bir dost ile oyalanıp geç kaldığımız gibi bir şey değil bu! Biz bir yabancı ya da bir konuk, ya da yalnızca bir hizmetkar ya da arkadaş olarak değil ama her şeye gücü yeten Rab Tanrının oğulları ve kızları olarak her birimizin yuvasındaki bir çocuk gibi Babasının evinde oturmasından söz ediyoruz!

Baba evi hakkındaki düşünce güzeldir ve sevinç verir! Rab İsa’nın öğrencilerine olan sevgisi bu durumu onlara daha önce açıklamış olabilir, ama Yuhanna on dördüncü bölüme kadar bu konu, asla tam olarak açıklanmadı. “Babamın evinde kalacak çok yer var …. gidip sizin için bir yer hazırlayacağım.” O ev için atanmış çocuklar olarak bizler henüz dışardayız; meşgul olmuyoruz ve pek çok şeye ihtiyacımız var. Bu nedenle O, şöyle der: “Benim adım ile her ne dilerseniz yapacağım.” Bu bizim ailesel konumumuzdur. Yuva ortamı ne kadar güzel ne kadar doğaldır; evden ayrı olan ve evlatlığını bilen her çocuk yuvasına olan ihtiyacını bilir; tüm dileklerini yuvasında bildirir; ister ve alır; bilgeliği ve sevgiyi kabul eder. Yakında evi kendisine açıklanacaktır. “Tatlı yuva!” Bunu her çocuk beklenti içinde söyler. Göklerdeki bu yuva yuvaların en tatlısıdır! Onun verdiği sevgi ve huzur nasıl da mükemmel ve süreklidir. Bu yuvanın yüceliğinin ilk ışıltılarını yakaladığımız zaman güzel sürprizlerin bizi beklediğine hazır olacağız. Bu yuva bizlere nasıl da söz ile anlatılamaz bir sevinç ve doyum verecek! Göklerdeki Rabbimize iman aracılığı ile baktığımız zaman her birimiz şu sözleri söyleyebileceğiz: “Senin benzerliğinde uyandığım zaman doyuma ulaşacağım. “O zaman sonsuza dek Rab ile birlikte olacağız.”  –

“Oraya ne gölge ne de leke girebilir,
Ayrıca altın da orada sönük kalmaz.”

Ve şu satırları da ekleyebiliriz çünkü umudumuzun tacı budur –

“Lekesiz o kutsallıkta derin bir sevinç paylaşılacak;
Benim sevincim sonsuza kadar O’nunla olmak,
O’nun sevinci benim orada, O’nun yanında olmam.”

Kutsal Rab, bize bu mezmurda ne kadar da yakınsın! Bu mezmur çeşmeden akan bir kaynak, bu çeşme Senin içinde olan bir kaynak! Sen şöyle dedin: “Kendisine vereceğim sudan içen kişi bir daha asla susamayacak ama ona vereceğim su onun içinde sonsuz yaşamın diri sularının akmasını sağlayacak.” Rab, bu mezmur aracılığı ile Senden içmek istiyoruz. Sen, canlarımızın kutsal Çobanı ve Rabbisin, Kurtarıcımızsın, Her Şeyimizsin!” Emmaus yolunda yürüyen öğrenciler gibi biz de O’nunla yolda yürürken yüreklerimiz yansın ve Sen de onlara yaptığın gibi bize kutsal yazıları açıkla. Sen o öğrencileri üzüntü içinde gördüğün için onların yanına gittin.

“Bizi buradaki karanlık ve bezginlikten kurtaran yalnız sensin,
Senden tam dinlenme dilemiyoruz,
Yalnızca deneme saatlerinde yanımızda ol!
Bu dünyadan geçen yolcularız;
Ağır yük ve boyunduruklarımızı taşıyan sen değil misin?
Büyük sıkıntı olarak adlandırılan bu yeryüzü çölünden
Bizi göğe yanına aldığın zaman
Cennet kapısı açık olacak, değil mi?”
—KEBLE.