Onuncu Bölüm

KURULAN SOFRA

“Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın.”


“Gökten inen Yaşayan Ekmek,
Sen, ben konuğunu, nasıl da zenginlik ile besledin.
Bana şimdi vermiş olduğun armağanlar
Kalbimi sevinç ve huzur ile doldurdu!” – PRIST.


Mezmurumuzun bu ayetinde Rabbimizin bize olan müthiş ilgisini ortaya koyan üç güzel figür yer alır. Önce O’nun bizim için hazırlamış olduğu sofra ve ikinci olarak bizi mesh ettiği sevinç veren ve tazeleyen bir yağ ve üçüncü olarak bizi bereketlediği bereketlerin taşıp ziyan olmayacağı taşkın bir kase. Sürünün sürekli beslenmesi gerekir çünkü düşmanlar yakın olabilir. Mezmur yazarı bu konular ile ilgili olarak korkusuz bir şekilde ve tam bir güven duygusu ile yazar: “Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın.” Böylelikle İyi Çoban olan Rabbimiz “bize esenlik veriyor ise bize kim sıkıntı verebilir?” Rab bizi O’nun masasında yemek yememiz için sofraya oturmaya çağırır. Ve şöyle der: “Ey dostlar, yiyin ve ey sevgili, iç!”

İlk figür, kurulan bir sofradır. Söz’de alışılmamış bir figür yoktur. Söz, tasarı, amaç ve aynı zamanda bolluk bildirir. Bu kurulan sofra bazen burada olduğu gibi bireyseldir; aynı zamanda Luka 15. bölümde geri dönen kaybolan oğul için bir ziyafet sofrası hazırlandığını görürüz. Baba, geri dönen oğluna hoş geldin demektedir. Bu hoş geldin ziyafeti Babanın yüreğindeki sevgi ile uyumludur. Bu uyumu şu sözlerde görürüz: “Oğlunun boynuna sarıldı ve onu öptü.” Sevginin ne kadar sevecen bir ifade ediliş şekli! Bazen kurtulmuş olan kişiler bu berekete toplu halde sahiptirler. Böylelikle diğer uluslardan olanların, egemenlik ve sapkınlıkları ile ilgili bu uzun geceden sonra Yeşaya 15:6 ayetinde ifade edilen tüm İsrail’in kurtarılacağı zamana taşınırız ve bu ayet bize, “orduların Rabbi bütün uluslara yağlı yemeklerin ve dinlendirilmiş seçkin şarapların sunulduğu zengin bir şölen verecek” sözleri ile açıklamada bulunur. Bu dönem, yeryüzündeki bin yıllık krallığın en parlak ve en ışıklı dönemi olacaktır.

Göklerde gerçekleşecek olan Kuzu’nun evlilik şöleni gibi diğer şölenler, bizlerin İbrahim, İshak ve Yakup ile birlikte Babanın krallığında oturduğumuz zamana ait olan göksel bir yücelik dönemini belirtir. Sofra o zaman düşmanların ortasında kurulmayacaktır çünkü orada hiç bir düşman olmayacaktır. Evlilik şöleni, bir akşam yemeği olarak adlandırılır; yeryüzünün rağbet gören konukları için çalışma günü, çoktan geçip gitmiş olacaktır. Ve sonsuz Şabat’ın tatlı dinlenmesi gelmiş olacaktır.

Ama bu sofranın burada söylendiği gibi, çöl tehlikelerimizin tam orta yerinde ve düşmanlarımız ile karşı karşıya iken kurulacağı aşikardır.

Müjdenin yaydığı sofranın kendisi çok özel bir tasarıdır ve sonsuz bir amaca hizmet eder. Bu tasarı ve amaç şu sözler ile ifade edilir: “Tanrının Kendisini sevenler için hazırladıklarını hiç bir göz görmedi, hiç bir kulak duymadı ve hiç bir insan yüreği kavramadı.” Dünyalar yaratılmadan önce Tanrı, sonsuz lütfu ve sevgisi ile tüm bu iyilikleri tasarladı. Ve bu amacını Mesih aracılığı ile yerine getirerek tamamladı. Elçi Pavlus, Titus kitabındaki 1:2 ayetinde, “yalan söyleyemeyen Tanrının zamanın başlangıcından önce vaat ettiği sonsuz yaşamdan” söz eder. Bu sonsuz yaşam kime vaat edildi? Dünyaya değil; çünkü o zaman dünya yoktu. Kiliseye de vaat edilmedi çünkü o zaman kilise daha şekil almamış idi. Bu vaat o zaman Mesih’e verilmiş olan bir vaat idi. Öyle ki, şimdi bizlerin sahip olduğu tüm yüce bereketler, O’nu tatmin eden değerler idi ve bunlar, O’nun katlanmış olduğu tüm acılar ve üzüntülere eşdeğer olmanın çok ötesinde idiler. İçerdiği tüm değerler ile birlikte sonsuz yaşam, dünya kurulmadan önce Tanrının zihninde bizim için tasarlanmış ve bizim için Oğul’a O’nun canının semeresinin bir ürünü olarak vaat edildi. Bu derin değerleri bize Kutsal Ruh açıklar. Bu derin değerleri Tanrı öyle bir şekilde düzenlemiştir ki, O’nun Kendisi bizim payımız olmuştur. Biz, Mesih’in önüne konan ve tüm egemenlik ve güçlerin çok ötesinde olan yaşama Mesih ile birlikte sahip kılındık; Tanrının ve bizim aramızdaki tüm engeller, ilk ve son kez olarak yoldan alınıp uzaklaştırılmışlardır. Bizi, gerçek aracılığı ile Mesih’e götüren Kutsal Ruhtur ve Mesih bizi Tanrıya götürür. Tanrı bizi Kendisine ait özel objeler yaptıktan sonra, Kendisini bizim yüreklerimiz için bir obje olarak tayin etmiştir. Ah, eğer geri dönüp sonsuz geçmişe bakar isek bize saygı duyan ve değer veren düşüncelerini görürüz; Mesih şimdi Tanrının önünde bizi temsil etmektedir ve sonsuz gelecekte Tanrı, Mesih’te bizim için sonsuza kadar ne olacak ise O’nun kurmuş olduğu sofranın nasıl bol olduğunu o ölçüde anlayacağız. Bu sofra, sınırsız ve sonsuz bir sağlayıştır. Hatta şimdiden Tanrı, Kendi Oğlunun kanına bizim vicdanlarımızın yararı için sahiptir. O’nun kişiliği bizim yüreklerimiz içindir ve O’nun cenneti bizim yuvamız olmak içindir; çünkü biz O’nun kanı sayesinde günahtan ve ölümden ve karanlığın krallığından özgür kılındık:

“Şimdi bir başka yeni el bizi
Babamızın ülkesine çekiyor.”

Bu arada, bize karşı olan sayıca çok ve büyük düşmanlarımız var;

I. İçerdeki düşmanlar. “Dünyasal düşünce Tanrıya ve içimizdeki tanrısal yapıya karşı düşmanlıktır. Bedenimizin üyelerindeki yasa zihnin yasasına karşı savaşır ve onunla asla barış içinde olamaz. Yeniden ya da yukardan doğduğumuz ve yeni bir tabiata sahip olduğumuz zaman, eski çürümüş tabiatımız hala içimizdedir (aynı hem yerçekiminin hem de aerodinamiğin bir arada var olması gibi) ve “yürekler her şeyden çok aldatıcıdır ve iyileşemez bir şekilde kötüdür.”

Daha parlak olan bir çağda artık eski yılan olmayacaktır çünkü bin yıl süre ile zincire vurulacaktır. Ve o dönemde “tamamen doğru” olan bir halk için artık eski tabiat diye bir şey olmayacaktır. İsrail’e bu nedenle şu vaat verildi; “üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi tüm kirlilik ve putlarınızdan arındıracağım. Size yeni bir yürek verecek ve içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak ve size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uymanızı ve onları uygulamanızı sağlayacağım. Atalarınıza verdiğim ülkede yaşayacak ve benim halkım olacaksınız, ben de sizin Tanrınız olacağım.” (Hezekiel 36:25-28) Buradaki sözler, Tanrının İsrail’e yalnızca bu gün bize yaptığı gibi yeni bir yürek ya da yeni bir tabiat vereceği zaman için değil, aynı zamanda eski olan her şeyi tamamen ortadan kaldıracağı zaman – Tanrı bunu şimdi yapmıyor – için de söylenmiş olan yeryüzüne ait yücelik sözleri ile ilgilidir. Kutsal kitabın hiç bir yerinde bu konu ile ilgili tek bir sözcük bile yer almaz; ama pek çok yerde bu eski tabiatın yani benliğin hala içimizde olduğu ve onu ölü saymamız gerektiği belirtilmiştir. Harun’un kahinliğinde kutsal kılan yağ insan bedeni üzerine asla sürülmez idi. Tanrı, günahlı tabiatımızı asla kutsal yapmaz. O’nun eski tabiatımız ile yaptığı şey çarmıhta onu mahkum etmek oldu. Bu düşman yani eski tabiatımız, Hananya’ya yüreğinde nasıl Kutsal Ruh’a karşı yalan söylettiğinde ve aynı şekilde Davut’a, büyük günahını işlediğinde yüreğinde, “Ben bir gün Saul’un elinde mahvolacağım” dedirttiği   gibi bize üzücü şeyler yaptırmak ister. Dikkat edin, Davut Tanrının gerçeğine ait sözleri değil, kendi yüreğindeki sözleri söyledi. Böyle sözler söyledi, çünkü yüreği imansızlık ile dolu idi, çünkü Rab ona kendisini mesh ettiğini ve İsrail’in tahtına bir kral olarak oturacağını söylemiş idi. Kendi aldatıcı yüreklerimizden konuşmak yerine Tanrının sözlerini konuşmak her zaman daha iyidir. Ama ne yazık! Yüreklerimizdeki imansızlığın ne kadar çabuk sorulara, kuşkulara ve korkulara ne kadar çabuk meydan vereceğini ve bizleri Yakup ile birlikte, Tanrı bizim iyiliğimiz için çalıştığı zamanlarda, “her şeyin bize karşı” olduğunu söylemeye yönlendirecektir. Yüreklerimiz bizim en büyük düşmanımızdır ve bedeli ne olur ise O’na inanmamız gerekir.

Bu düşman diğerlerinden farklı olarak bizim içimizdedir ve oldukça görünmez bir şekilde çalışır. Biz her zaman bu düşmanın önündeyiz. Tanrımızın bizim için kurmuş olduğu sofrada oturduğumuz zaman bile o oradadır ve iyi bir şey yaptığımız zaman da yine içimizdedir. Ama bunun hesabı Mesih’e yazılmıştır. Tanrının, tapınağımızın bu yersel evini bulaşıcılığı yüzünden kibrini kırarak alçalttığı ya da söktüğü zaman, onun tam olarak son bulacağı zamandır. O zaman “bedenden ayrı” ve “Rab ile birlikte” olacağız.

II. Dışardaki düşmanlar. Et ve kan ya da benlik daha önce de söylemiş olduğum gibi içerdedir.  Ama dünya, şeytan ve onun gizli ajanları dışardadırlar. Hep çevremizdedirler ve her zaman bizimle birliktedirler. Ne yazık ki, payımıza kötü bir çağ düşmüştür. Ve onun tüm güçleri çevremizi kuşatmıştır – ve her biri bir düşmandır. Eğer Mesih’in yürüdüğü gibi yürür isek dünya bizden nefret edecektir. Paul Gerhardt’ın şu sakin ve huzurlu şiirindeki mısralara göz gezdirelim:

“Şeytan Rab İsa ile birleşmiş olan kişiden
Kaçar ve ondan nefret eder.
Rabbe ait olan kişi küçümsendiğini, kendisinden tiksinildiğini
Görecektir çünkü tüm alay ve utanç yükleri
Onun suçsuz başına yüklenmek için beklemektedirler.
Ve çarmıhlar, denemeler ve
Zalim suçlamalar onun günlük ekmeği olacaklardır.”

Ama ağızları ile iman ikrarında bulunan imanlıların dünyasallıkları ve had safhadaki dünyasal kişilerin dindarlıkları ile ilgili ne demeli? Onlardan nefret edildiği çok az görülür; aksine, nefret etmek yerine dostluk görmezler mi? Bu konu ile ilgili elçinin söylemiş olduğu şu sözlere kulak verelim: “Ey siz zina yapanlar, dünya ile dostluğun Tanrıya düşmanlık olduğunu bilmez misiniz?” Bu yüzden her kim dünyanın dostlarından biri ise o zaman Tanrının düşmanlarından biri olmuş olur. İki kişi eğer anlaşmadılar ise birlikte yürüyemezler. Ama yine de günümüzde kilise ve dünya bu şekilde yürümektedirler. İkisi arasındaki herhangi bir çizginin her iki yanı da öylesine güçlüdür ki, bu çizgi görünmez hale gelir. Bu yüzden şu sözlerde gerçek yer alır, 1 “Kiliseyi arıyorum ve onu bulamıyorum çünkü o dünyadadır. Dünyayı arıyorum ve onu bulamıyorum çünkü o kilisenin içindedir.”

Dünya tarafından sevilmek ciddi bir iştir; çünkü dünya kendisine ait olanları sevecektir.” Ve dünya ile dostluk Tanrı ile düşmanlıktır.

Dünyaya duyulan sevgi, bencil ve kaba bir sevgidir. Dostluk ve iyiliklerini yalnızca onlardan çıkar sağlayacak ise verir. Eğer dünya sevgisi bir imanlıdan zevk alacak ya da dünyasal çıkar sağlayacak ise ona vererek – bedelini az miktarda ödeyerek – kendi amaçları – alkış ya da onur elde etmek – için kullanacaktır. Dünya, imanlıyı bu şekilde sevecek ve onu kendi mülkü gibi kullanacaktır. Rab şöyle der: “Eğer biri bende kalmaz ise dışarı atılır ve kurur ve insanlar onları toplar ve ateşe atarak yakarlar.” Rab sanki şöyle söyler gibidir: “Eğer Bende kalmaz isen seni kullanamam ama insanlar seni kendi planları ve kendi amaçlarını yerine getirmek için kullanırlar.” İmanlı için hazırlanan sofra işte böyle bir düşmanın bulunduğu yerin tam ortasındadır. İmanlıyı düşmana karşı güçlendiren sofranın kendisidir – Söz’den beslenme ve gerçek ekmek olan Mesih’ten beslenme! Pavlus’un gözünde dünyayı çarmıha geren, Mesih’in çarmıhıdır ve Pavlus da o çarmıh aracılığı ile dünyanın önünde çarmıha gerilmiştir.

III. Şeytani düşmanlar. Savaşımız et ve kana yani insanlara karşı değil yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine ve kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına (kötü ruhlara) karşıdır.” Bize karşı saldıran görünmeyen ordular işte böyle ordulardır! Bizler Mesih ile bir olduğumuz için göksel yerlerde oturuyoruz”; Mesih ile birlikte öldük, Mesih ile birlikte dirildik ve Mesih ile birlikte O’nda göksel yerlerde oturtulduk. Ancak eğer orada Tanrının bizim için hazırladıklarına sahip olacak ve onların tadını çıkartacak isek yine göklerde olan bu kötülüğün orduları ile çatışmayı beklememiz gerekir. Yeşu Şeria ırmağından geçtiği zaman, düşmanı ülkede tam güce sahip olarak buldu. Bu nedenle Mesih ile birlikte göklere yükseltildiğimiz için bizim getirilmiş olduğumuz bu aynı yere giriş yapan sayıca çok ve güçlü düşmanlar ile karşılaşırız. Yönetimler ve hükümranlıklar bizim gelişimiz nedeni ile rahatsız olurlar. Onlar kendilerini sürekli bize karşı ruhsal kötülükler planlayarak meşgul ederler. Onlar bu dünyadaki karanlığın egemenleridir. “Kötü ruhlar olarak güçlerini insanların tutkuları ve vicdanın dehşetleri üzerinde uygularlar.” Bu nedenler yüzünden Tanrının bizi getirdiği yerin tadını çıkarmaya devam etmemizin çok zor olduğunu görürüz. Ve yine bu nedenler yüzünden bu keyiften yoksun kaldığımızda onu tekrar geri kazanmak çok zordur. Ama bize gerekli olan zırh bizden esirgenmemiştir; biz Tanrının Kendisine ve O’nun Sözüne sahibiz. O’nun gerçeği bizim kalkanımız ve siperimizdir; Düşmanlarımız kurtulmadığımızı ileri sürebilirler ama O’nun gerçeği bize kurtulduğumuzu söyler. Biz de aynı zamanda iyiliğin egemenlik ve hükümranlıklarına sahibiz. “Bütün melekler kurtuluşu miras alacak olanlara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midirler?” Biz bu melekler ordusu hakkında yeterince düşünmüyoruz. Ayrıca daha da önemlisi, Kendisine ait olanların yararı ve esenliği için var olan yüce Komutanımızı bir kenarda bırakıyoruz!

Ama bunların yanı sıra büyük düşman mevcuttur – “Düşmanınız İblis kükreyen bir aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor.” Dikkat edin çünkü aç olan bir aslan avını yakalamak için daha çok gayret gösterir. Şeytan böylelikle avını arar iken sanki kudurmuş gibidir ve yırtıcılığı her zamankinden daha fazladır. Rabbimiz Simun’a şeytanın bu özelliğinden söz eder: “Şeytan sizleri buğday gibi kalburdan geçirmek için izin almıştır.” Eyüp’ün durumunda olduğu gibi hala bize karşı kendi çabaları ile Tanrının huzuruna girmektedir; Rab yukardaki sözlerine şunları ekler: “Ama ben imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim.” Sanki Rab önceden görüyormuş gibi Simun düştükten sonra nasıl kuşkular içinde kalacağını ifade ediyor idi. Simun kendi kendine belki de hiç bir zaman Rabbin öğrencisi olmadığını ya da Rabbin onu bir daha sevgisine ve güvencesine tekrar kabul edip etmeyeceğini düşündü.

Rab, Petrus’un incinebilir ya da kolay etki altında kalabilen biri olduğunu gördü ve şeytan çok geçmeden onu kıskıvrak yakaladı. Petrus’tan başka hiç bir elçi şeytandan “kükreyen” aslan olarak söz etmez; bir koyun tüm hayvanların içinde en çaresiz olanıdır. Davut’un küçük kuzusu kendisini aslan ve ayıya karşı ne ile savunabilir idi? Ama Davut’un gözü bu küçük kuzunun üzerinde idi ve Rabbin gözleri de nasıl Petrus’un üzerinde ise aynı şekilde bizlerin de üzerindedir. Davut ellerini aslanın pençelerinin üstüne koydu ve küçük kuzuyu aslanın elinden alarak onu kurtardı. Kim Davut’un şu sözlerinden daha büyük sözler işitir? “Onlar senindiler ve sen onları bana verdin. Asla mahvolmayacaklar ve onları elimden hiç kimse kapamaz.” Ne kadar kutsal sözler! Ve bu sözler en karanlık günde nasıl da önemli bir destek sağlarlar!

“Ah, ben o mutlu günü tattım,
Tanrının tek bir vaadinden yardım aldım;
‘Güvendiğim Rab’dir.’
Canım hiç korkmadan binlerce düşmana karşı koyar,
Çünkü O beni sever, benden yanadır ve esenliğimden
Ve beni bereketlemekten hoşlanır, O’nda güvencem tamdır!” 2

Düşmanlarımızın önünde iken işte böylesine büyük bir güvenceye sahip olabiliriz. O’nun adına övgüler olsun! İyi Çoban kendisine ait olanları korur; O uyumaz ve uyuklamaz. O’nun kulağı her zaman açıktır öyle ki, uluyan kurdu ya da kükreyen aslanı duyabilsin! Bu dünya, şeytanın kükreyerek dolaştığı bir yerden başka hiç bir şey değildir. Ve biz bu dünyanın tam orta yerindeyiz. Ama sen, ey kutsal Rab, bizi kendi sofranda oturtarak yedirir içirir ve ruhsal savaş için güçlendirirsin. Düşman sen kanını gördüğü an arkasına bakmadan kaçar! Ey Rab, sen bizim yüksek kulemizsin; biz doğru olanlar (Mesih’te) senden içeri girer ve sığınak buluruz.

Şu gerçeği düşünmek ne kadar da tatlıdır: “Bize saldıran her kötü ruhun karşısında Tanrının, bizi koruyan ve bize hizmet eden bir meleği vardır.” Bu melekler havadaki bölgelere nüfuz etmiş olarak Tanrıdan korkan kişilerin çevresinde kamp kurarlar ve Tanrı olmadığı takdirde düşmanın önünde çok kolay bir yem olan imanlıları bu kötü düşmanlardan korurlar; bu melekler bize göksel güvence sağlayan Tanrının hizmetkarlarıdırlar. Ve çok geçmeden sonsuz dinlenme yerimiz olan Kenan diyarına gitmeden önce geçtiğimiz bu çölün çatışmalarından ayrılacağımız zaman geldiğinde onları bize eşlik etmeleri için atayacaksın. Böylece gördüğümüz gibi içerden, dışardan ve şeytani düşmanlarımız olmasına rağmen bunlardan hiç biri sonsuz değildirler.

“Biz, sende her yüceliğin
Güvenliğin, gücün ve güzelliğin görünümüne sahibiz.
Ey Rab, tüm huzurumuz ve esenliğimiz Sendeki
Konutumuzu görmekten kaynaklanır.
Hangi düşmanlar ya da hangi korkular olur ise olsun
Ey Rab, biz Sende gizleniriz.”


1.  DR HORATIUS BONAR

2.COWPER.