On Birinci Bölüm

YAĞ SÜRÜLEN BAŞ

“Sen, başımı yağ ile mesh ettin.
Değerli ve bedeli yüksek olan bu yağ,
Çok güzel kokar, saftır ve tatlıdır.
Kraliyet kahinliğinin kutsal armağanıdır.
Tapınak hizmetinde bu yağ ile toplanılır.
Kutsal Ruh, bu değerli sevinç yağını hiç karşılıksız döker,
Adanmış başın üzerinde konut kurar ve onu kutsal kılar.”
—FRANCES RIDLEY HAVERGAL.

İkinci figür, bu yağ sürülmüş olan baştır. “Başıma yağ sürersin.” -  sayfa kenarında yazılı olan sözün de bildirdiği gibi besler, canlandırır ve semirtirsin, yani sevinç, neşe ve refah sağlarsın. Ziyafetlerde konuklara yağ sürmek bir adet idi. Bu adet sayesinde yağ sürülen kişinin yüzü parlar ve yüzüne sevinç ifadesi gelirdi. Ve konuk onu ağırlayan kişi tarafından kabul edildiğini anlar, mutlu olur  ve hoşnut kalırdı.

Burada mezmur yazarının sözünü ettiği yağ, yalnızca insan sevinci için değildir. Mezmur yazarı tanrısal mesh edilişten – Rabbin mesh eden yağından haberdar idi. Musa tarafından kullanılan o yağ en değerli malzemelerden – baharat ve diğer değerli malzemeler – hazırlanmış idi, kokusu nedeni ile çok değerli idi ve ayrıca tedavi edici özelliğe de sahip idi. Rabbin söylediği şu sözlerde derin bir anlam vardır. “Kuşaklarımız boyunca bu kutsal mesh yağı yalnız Benim için kullanılacak.” (Mısır’dan Çıkış 30:31) Bu sözler bize gerçek mesh edilmiş Olan’ın Tanrı tarafından ve Tanrı için mesh edildiğini hatırlatır. Gerçek mesh edilmiş Olan, Tanrı tarafından bizim için “bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş” yapılmıştır.

Ben her zaman Tanrının bu mesh eden yağı ile ilgili düşünce hakkında düşünmeyi çok sevdim ve defalarca bu yağın değeri ile ilgili derin düşüncelere daldım. Tanrı bu yağı Kendi kutsal kullanımı için oluşturdu. Bu yağı kendileri ya da bir başkasının kullanımı için yapan kişiler halkın arasından kesilip atılır. Amaç, onlara Tanrıya ait değerleri taklit etmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu öğretmektir.

Tanrının Kendisi yağın mükemmelliğini garanti altına almak için malzemeler atamıştır. Bu malzemelerin nasıl yapıldıklarına bakalım: Mısır’dan Çıkış otuzuncu bölümün 23-25 ayetlerini okuyalım: “Şu nadide baharatı al. 500 şekel (yaklaşık 5 kilo) saf sıvı mür 1yarısı kadar yani, 250 şer şekel (yaklaşık 2.5 kilo) güzel kokulu tarçın ve kamış, 500 kutsal yerin şekeli hıyarşembe, bir hin (yaklaşık 3.6 litre) de zeytinyağı. Bunlardan ıtriyatçı ustalığı ile güzel kokulu bir mesh yağı yap. Ona kutsal mesh yağı denecek.”

Bu yağ ile bize neyin mesh edileceği aynı bölümde anlatılır. Topluluğa ait tapınağın mesh edilmesi gerekiyor idi. Tanıklık sandığı, masa, kandillik, buhar sunağı, yakmalık sunu sunağı, leğen ve leğenin ayakları. Tüm bunların hepsinin mesh edilmesi gerekiyor idi. Bu hoş kokulu yağın hepsinin üzerinde bulunması gerekiyor idi. Ve hepsinin hizmet için özel referansı olmalı idi. Böylece Tanrının önünde Tanrıya olan hizmetlerinin de değerli kokuların kabul edildiği gibi kabul edilmesi gerekiyor idi. Elçilerin İşleri 10. bölüm bizlere Tanrının “Nasıralı İsa’yı, peygamberin O’nun hakkında söylediği öngörü ile uyumlu olarak Kutsal Ruh ile ve güç ile nasıl mesh ettiğini anlatır. “Egemen Rabbin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O, beni yoksullara müjdeyi iletmek için mesh etti. Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için, tutsaklara serbest bırakılacaklarını ve zindanda bulunanlara kurtulacaklarını ve Rabbin lütuf yılını ilan etmem için beni gönderdi.” Ve O böylece tamamlaması gereken görev için Kutsal Ruh ile mesh edildi.  – O’nu mesh edenin zihnindeki bir görev; O’nun tarafından tüm sonsuzluk boyunca görülen ve bilinen bir görev; bu görev, sonunda her şey yenilendiği zaman tam olarak yerine gelecek.

Harun’un başının üzerine dökülen yağ orada sınırlı kalmadı; onun giysisinin eteklerinden aşağı doğru aktı. Kutsal Olan bizi mesh etmiştir – tanrısal Başımız ile tek bir görkemli mesh edilişin içindeyiz. “Mesih” adı, mesh edilmiş, ya da mesh edilmiş Olan anlamına gelir. O, ikinci mezmurda bu ad ile anılır. Dünyanın kralları saf bağlıyor ve hükümdarlar birleşiyor. Rabbe ve mesh ettiği krala (mesh ettiğine) karşı!” Evet, Yahudiler Mesih’in ilk gelişinde böyle yaptılar. Mesih’in büyük düşmanı Mesih karşıtının egemenliği altındaki Yahudiler Mesih’in ikinci gelişinde farklı davranacaklar. Mezmur 45:7 ayetinde Mesih olarak egemenlik sürer; Mesih, mesh edilmiş olan! Çok hoş bir tanımlama! – “Sen doğruluk sever, kötülükten nefret edersin. Bunun için Tanrı, senin Tanrın seni sevinç yağı ile arkadaşlarından daha çok mesh etti.” Son dönemlere ait bir yazar şöyle der: “Bu mezmur, gözümüzün önüne galip gelen İsa, egemenlik süren İsa ve yüceltilmiş İsa’yı getirir; Yahudiler tarafından küçük görülerek öldürülen İsa’yı değil, Yüceliğine sahip olan İsa’yı! Şimdi Yehova, “Ben seni sevinç yağı ile arkadaşlarından daha çok mesh ettim” dediği zaman bu ifade önümüze, Rab İsa’nın başında duran, şaşırtacak kadar fazla sevinç yağını getirir. Ama ne zaman? O’nun tüm mistik bedeni toplandığı zaman; O, kilisesini Babasına “eksiksiz, lekesiz ve kusursuz olarak” ve O’nda tam ve bütün olarak sunduğu zaman – ve O, yüceltilmiş kutsallarının hepsinin eşliğinde göklerin altındaki krallığın tamamının üzerinde kralların Kralı, rablerin Rabbi ve prenslerin ve insanların Egemeni olarak yönetecektir. Tanrı O’nu tüm sonsuzluk boyunca bu son için ayırdı. “Güçlü olanın üzerine elimi koyup yardım ettim ve O’nu kutsal yağım ile mesh ettim.” Ve dikkat edin, O, tüm bu görkemli hizmet için ulus uğruna ölecek; kilisenin Kurtarıcısı olacak; O’nda tüm uluslar bereketlenecek; tüm yeryüzü O’nun yüceliği ile dolacak; hükümranlık ve yönetimler bizde O’nun lütfunun üstün zenginliklerini görecek ve Tanrının çok yönlü bilgeliği tüm sonsuzluk boyunca gösterilecek.

Bu mesh edilişi O’nun halkından ayıramayız. Yehova O’nun hakkında, “Onu kutsal yağım ile mesh ettim” demiş idi. O, Hizmetkar ve İnsan olarak anlaşılamaz ve idrak edilemez zenginlikler ile dolu idi. Çünkü Tanrının tüm doluluğu O’nda konut kurmaktan hoşnut idi. Ve neden? Öyle ki, biz Ondaki bu kaynaktan tüm ruhsal ve sonsuz bereketler ile bereketlenelim. Zekeriya dördüncü bölümde bu doluluk ile nasıl iletişim kurulduğuna dair güzel bir örneğe sahibiz. “Som altın kandilliğin tepesinde zeytinyağı için bir tas ve üzerinde yedi kandil, kandillerde ise yedişer oluk var. Kandilliğin yanında, biri zeytinyağı tasının sağında öbürü solunda iki zeytin ağacı var. Altın gibi yağ akıtan iki oluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir? Yedi kandile yağı taşıyan yedi borudur. 2

Zeytin ağaçları bize, her şeyi orijinal kaynağı olan Tanrının kendisini anlatırlar. Ve onlar için sağlanan som altından kase, Mesih’in kendisidir; lambalar ise bizleriz. Kasenin üzerine şöyle yazabiliriz. “Tanrının tüm doluluğu O’nda bedence konut kurdu;” ve lambaların üstüne ise şunları yazmamız mümkündür. “Biz hepimiz O’nun doluluğunu aldık.”

“Hiç bir şey bir insan için Onun bu tüm doluluğuna sahip olmaktan daha önemli bir ihtiyaç değildir. İnsanlığın tüm tarihi şu gerçeği gösterir: Mesih’te olmayan insan Tanrının önünde ve sonsuzlukta kaybolmuştur, ölüdür, çürümüş ve mahvolmuştur. Yeni bir yaratığa sahip olması için Tanrının onun ruhunu Kutsal Ruh ile birleştirmesi ve Mesih’in onda konut kurması gereklidir. Bunun dışında hiç bir şey insanı yeni yaratık yapmaz. Hiç bir armağan, doğuştan gelen hiç bir doğal özellik yani, sevimlilik ya da yumuşak huyluluk insanı yeni bir yaratık yapamaz.” Ama bir kez iman ile Onun giysisinin eteklerine dokunduğumuz zaman Onun bizim için dökmüş olduğu kefaret kanının tüm değerleri ile O’nun ile birleşmiş hale geliriz. Bizim için Onda depolanmış olan tüm zenginlikler, Ondan bize hem şimdi hem de tüm sonsuzluk boyunca akacaktır.

Bu yağ, Harun “yücelik ve güzellik giysilerinin içinde” alayda yürüdüğü zaman üstüne dökülürdü. Hti ile meşgul olan arun ne zaman Rabbin önüne gitse bu yağ üzerinde olur idi. Ve aynı zamanda yağ, yine tapınaktaki tüm kaselerin üzerinde idi ve tapınak hizmetleri ile meşgul olan her Tanrı hizmetkarının üstünde idi. Bir başka kişi ise şöyle der: “Bakın ve görün ki, Tanrı nasıl üstünde Kendi işareti olmayan ne eşya ne de bir kişiyi asla hizmetinde kullanmaz. Tanrının bizim hizmetimizi kabul edebilmesi için üzerimizde Onun mesh eden yağının bir dokunuşunun olması gerekir. Bu yağ, “Harun’un üzerine döküldü ama onun oğullarının üzerine dökülmedi; çünkü onlar kilise ve Mesih örneğinde olduğu gibi, onlar yağın aynı şekilde dökülüşü ve aynı şekilde mesh ediliş içinde idiler. Bu tür yağ dökmek ve ondan çıkan kokular Harun’un kişiliğini hoş hale getirir ve böylelikle Tanrının gözünün ve yüreğinin önünde Tanrının sevgili ve biricik Oğlu resmedilmiş olur idi.

Harun’da görmüş olduğumuz bu mesh edilmede Mesih ile nasıl bir olduğumuza bakalım; Önce başının yağı kabul etmesi gerekiyor idi; bu nedenle yağ, onun efoduna (giysisine) ulaştı. Ve efodun üzerinde buluna tüm değerli taşlar – İsrail’in on iki oymağının adları – mesh yağı ile yağlanmış oldu. Bu yağ çok aşağılara, hatta efodun eteklerindeki kumaşın ipliklerine kadar indi. Bu, büyük mesh ediliş idi. Dikkat edin, yağın mesh ettiği yerler hakkında söz edilir iken giysiden değil, “giysilerden” söz ediliyor,  sanki tüm bu giysilerde bir tehdidin bulunmadığını, ama mesh edilişin başın mesh edilişi ile aynı olduğunu göstermek istercesine ifade edilmektedir. Bu işlemin kendisi hatta düşüncesi bile canlarımız için çok tatlı bir mesh ediliştir. Tanrı Musa’ya, yağı, Harun’un başına dökmesini söyledi. Ama Musa yağı bu şekilde döktüğü zaman yağ, onun giysilerine nasıl akacak idi? Mesih’teki en genç ve en zayıf imanlı, “Ah keşke ben o giysinin ipliklerinden biri olabilseydim” diyebilir. “Ben O nasıl ise öyleyim. . Sevgili’de aynı mesh edilişe sahibim, Rabbin önünde kutsalım ve Mesih sayesinde doğruyum ve Sevgili’de kabul edildim.”  – Harun’un başının Mesih’i temsil ettiğini sayalım ama yücelik ve güzellik giysilerinin içinde boynundan aşağı doğru, yine varsayım olarak konuşuyorum; kurtarılmış olanları görebiliriz; kilise Mesih’in bedenidir ve O’nun başı ile birlikte yeni bir insanı oluşturur. O’nda bulunan doluluk kilisenin bütünlüğüdür KİLİSE O’NDA TAMDIR; EKSİĞİ YOKTUR!

Mezmur 133:2,3 ayetlerinde bu konuda güzel bir örnek yer alır, mesela; “Hermon dağına yağan çiy, Sion dağına yağıyor sanki.” Zeki bir yolcu bu bölüm hakkında şunları yazar: “Pek çok kişi Sion dağının güzelliğini gözden kaçırmıştır; bu dağ, coğrafi konumuna göre oradaki dağlar arasında en yükseği olmasa bile onların en yükseklerinden bir tanesi idi. Ve genellikle üzerinde biriken bulutlar ile dolu olur idi. Bu bulutlar rüzgar tarafından yavaş yavaş sürüklenip götürülürler ve Yeruşalim ile çevredeki bölgenin üzerine çiy olarak dökülürlerdi. Ne kadar güzel bir düşünce! Rab İsa Mesih’te var olan göğe ait değerli kavramlar hakkında gerçekten de harika bir örnek! Ve O, Kutsal Ruhu aracılığı ile bu alçak bölgelerde yaşayan bizlerin üzerine bu bereket çiylerini yağdırır.” Biz de böylelikle, özellikle ve empatik açıdan Mesh Edilmiş Olan hakkında düşünmeyi severiz. Evet, çünkü çiy, yağ gibi hem yumuşak hem de iyileştirici özelliğe sahiptir. Çiy bereketler ama asla üzerine düştüğü en minik çiçeği bile zedelemez ve kırmaz. Böylece Tanrı tarafından bizim için en yüksek göklerde sağlanmış olan bereketler, “Onun bedeni olan ve her yerde her şeyi dolduranın doluluğuna sahip olan kilisenin” üzerine inerler.”

Bu bereketlerin ilk kilisenin üzerine nasıl indiğini söyleyen ve şimdi Rab ile birlikte olan bir sevgili öğrencinin 3 ne dediğine kulak verelim: “Kutsal Ruhun kilisedeki varlığının karakterine bakın; Kutsalların içindeki varlığı ile onlara nasıl da “sevinç yağı” oluyor ve yüreklerinde bir özgürlük ve ferahlık ruhu uyandırıyor. İsa, O’nu yücelerdeki yerde almış idi; aynı yerde İsa, Baba Tanrı ile yüz yüze gelmiş ve sevinci tam olmuş idi. Burada da Kendisini oradaki ile uyumlu bir şekilde sergiler; Rabbin girmiş olduğu Tanrının sevincinin o yüzü ile karşılaşmak en yüce keyiftir! Onların içindeki Kutsal Ruh, sevinç ve özgürlük ve yürek ferahlığı idi. En kutsal yerde İsa’nın üstüne düşmüş olan o ışığın burada kutsallara yansımasıdır. Yağ, sakaldan kaftanın yakasına ve eteklerine dek indi. Böyle bir gerçeğin ve onun anlamındaki değeri asla tam olarak tanımlayamayız. Teselli Edici, yasa tarafından sıkıştırılmış olan esaret ve korku boyunduruğu altındaki bir cana bu yağı sürerek özgürlük ve refah sağlardı. Tanrı Oğlunun huzurunda yargı düşünceleri ve ölüm korkuları, Mesih’teki yaşam ile bilinçlenip korku, kaygı ve tutsaklığa karşı çıkar ve özgür olurlar. Ve tüm bunlar nasıl mı gerçekleşir? Sevinç yağı ile mesh edilmekle!

Ve mesh etme yağının karanlığın varlığı üstünde ne kadar güçlü olduğunu gözlemleyin. Bir koku, doğası itibarı ile kendisini ele verir. “Senin tüm giysilerin mür, öd ve tarçın kokuyor, fildişi saraylardan gelen çalgı sesleri seni eğlendiriyor!” Bu yüzden Mesih ile dolu olan birine asla şu sorunun sorulmaması gerekir: “O, bir imanlı mı?” Kişiliğimde bir gül taşımayabilirim ama onun kokusu bendeki varlığını bildirir. Mesih gerçekten benim olabilir mi? Ve ben içime yani yüreğime dökülmüş olan o sevginin bir kısmını diğerlerine dökmeden durabilir miyim? Hayır, yağ, kendi öyküsünü kendisi anlatmıştır. Ülkemizin büyük yük iskelelerinde bulunan binlerce eşya arasında bunların çoğunun nereden geldiklerini söylemek güç olabilir! Ancak bu sırrı hemen ortaya döken bazı kişiler vardır. Bu kişiler Seylan ya da “huzur ve şifa veren adalar” diğer bazı yerlerdendirler. Ve çoğu zaman bu yerlerde var olan kendilerine özgü baharatlar ile anılırlar. Yanında Mesih ile birlikte göklerde bulunan imanlı aynı şeyi kanıtlayacaktır. Bizim istediğimiz şey, paydaşlık ve hizmet için sürekli tazeleyen bir mesh ediliştir. Kutsal Ruh Söz aracılığı ile Mesih’i biz kilisenin üzerinde mesh etmesidir. Mesih’in bulunduğu her bereket yerinde, örneğin, Ezgilerin Ezgisinde Kurtarıcımızın gelini olarak yer alırız. Oradaki gelin, sevgilisinin eli ile tutmuş olduğu kapı kolunu parmakları ile okşar  ve sevgilisinin geçerken bırakmış olduğu damlayan mür taneleri ile karşılaşır. Bu mür damlaları, geline, sevgilisinin oradan geçmiş olduğunu söyler ve diğer kişilere de aynı zamanda kendisinin de O’nun gelmiş olduğu yerden geldiğini söyler.

Sen mesh edersin sözcüğü, daha önce söylemiş olduğum gibi süreklilik ifade eden bir sözcüktür. Pek çok kişi yalnızca kurtulmuş olmak ile tatmin olur. Sanki bu yeterli imiş gibi kurtuluşlarında dinlenirler. Oysa kurtuluş aslında yalnızca bir başlangıçtır. Her gün yenilenmeye yani düşüncelerimizi yenilemeye ihtiyacımız var. Mesih’te olan ve bize verilmiş olan doluluktan sürekli almalıyız; bu almanın, deneyim ve uygulama ile ilgili değerini söz ile anlatabilmek için acaba yeterli biri var mıdır?

Böylece kefaret eden kanın gücünün yeni bir mesh etme olduğunu hissettiğimiz zaman; canlarımız Onun gelişi ile ilgili umut ile yeniden doğduğu zaman mesh ediş tazelenir. Mesih’in tazeliği yüreklerimize yeniden dökülür. Mesih ile ilgili üzerimize her ne yerleştirilir ise – öğretiş, güçlendirme ya da canlarımızın tazelenmesi, bunların hepsi Kutsal Ruhun bizi yeniden mesh etmesidir. Yağın ne kadar derinlere nüfuz ettiği gözlemlenecektir. Üzerine döküldüğü öz aracılığı ile kendisini nasıl yayarak dağıtacağını anlayacaksınız; üzerine mesh yağı sürülen baş beslenir ve yüzü parlar. Ah, Rabbin bu mesh edişleri, Rab Mesih’in değerliliği ve içimizde konut kurmuş olan Kutsal Ruh, içsel varlığımızın derinlerindeki canlarımızı korusun ve kendisini tüm yaşamımıza, tüm sözlerimize ve tüm yollarımıza yayarak görünür hale getirsin.

Tanrının tüm sonsuzluktan beri zihninde olan tüm bu gizemlerin – bu mesh eden yağ ve tanrısal sırları ortaya koyan bu tür örnekler ne kadar da harika -  nasıl da ilginç olduklarını hissediyorum! O’nun bu dünyadaki insan ile konut kurduğu yer olan bu “topluluğun tapınağı” üzerinde düşünün. Rab, yüceliğinin huzuruna bulunduğu ahit sandığının durduğu yerde insan ile buluşur ve onunla paydaşlık eder idi; Tanrının Kendisi “serafimlerin” kanatlarının altında dinlenirdi, Rab, insanoğulları ile birlikte olmaktan keyif alırdı; oradaki leğen temizlik için açık duran bir kaynak idi; sununun altın sunağında Mesih’in kefaret eden değerli kanı, tüm günah ve murdarlıkları yıkayan kaynak olarak orada serpilirdi; bu mesh etme yağı hizmet için tanrısal gücün mührü idi. Bu sevinç yağının – dünyanın kurulmasından önce Tanrının zihninde olduğunu düşünün ve O’nun yüreğindeki bizler için en sevecen ve en büyük amaçları ortaya koyan bu sevinç yağı üzerinde dikkatle düşünün. Bu konuda yapılan kendi zihinlerimizde zayıf bir analoji yapabiliriz ve bu analoji, yaratık ve Yaratan arasındaki farka, yine de bu mesh yağı ile örnek teşkil edebilir. “Earth’s Earliest Ages” (Yeryüzünün İlk Yılları) kitabının yazarı, şunları belirtir: “Biliyoruz ki, hayal gücünün kuvveti ile gözlerimizin önünde yalnızca çok uzun zaman önce ilgimizi çeken  -  yaşamlarımızda bizim için büyük anlam ifade eden ve bedende yeniden gitmeyi arzu ettiğimiz yerler -  sahneleri koymak ile kalmayız, ama aynı zamanda gerçekleşmesini arzu ettiğimiz gelecekteki güzel olayları da yüreğimize çizme konusunda başarılı olabiliriz. Ancak görüm, yine de gölgelidir ve ne yazık ki, çabucak geçer! Ve genellikle yeterince kusursuz değildir. Ancak sonra yine de belki biz bu sönük ve çabuk geçen resmi yüreklerimizde üretir iken Tanrının kutsallık ve sevgisinin derinliklerinden çıkan Tanrı düşünceleri ani şekiller alırlar ve bir öze sahip olmayan ve gözden kaybolan ve hafızadan silinen düşler haline dönüşmezler ama güzel bir gerçeklik haline gelirler ve Tanrı onları değiştirmeyi ya da ortadan kaldırmayı tercih etmediği takdirde sonsuza kadar bina edilmiş olarak kalırlar. Bu yüzden, bunların çok büyük kısmı ya da belki   O’nun isteği ile anında var edilmiş olan evreni oluşturan tüm güneşler ve gezegenler ordusu bir an içinde uzayın karanlık bölgesini çok renkli görkemleri ile aydınlatırlar.”

Ve bu nedenle kurtuluşu ortaya koyan bu örneklerin, aynı zamanda Tanrı Oğlunun işi ve kişiliği ile ilgili olarak bir dünyanın yaratılışından ya da Kendisinin yapmış olduğu dünyaların herhangi bir sisteminden çok daha büyük bir ilgiye sahip “Tanrı zihninde” tasarlanmış olmaları gerekir. Bu nedenle kurtuluşun ne kadar büyük olduğunu kim ölçebilir? Kurtuluş “öylesine büyüktür” ki, Tanrı bu dünyayı çarmıh aracılığı ile başarılı kılacak ve tamamlayacak gibidir! Ama Tanrının düşünceleri yaratılış hakkında nasıl ise bu konuda da yine aynı şekilde O’nun sonsuz bilgelik ve sevgisinden kaynaklanır – bu düşünceler her ne kadar sayısız güneşler ve gezegenleri var ettiği şekilde olmasa da yine de Musa’ya kişisel olarak iletildiler. Öyle ki, O’nun sözünün kutsanmış sayfalarını aydınlatsınlar ve böylece bizlere O’nun Kim olduğunu öğretsinler; Oğlunu açıklasınlar; bizim şimdi Mesih’te kim olduğumuzu ve sonsuzluktaki yazgımızın Onunla birlikte olduğumuz zaman ne olacağını anlatsınlar! Mesh Edilmiş Olan’ı tanımlayan şu sözler ne kadar da görkemlidirler! “Tanrı, senin Tanrın seni sevinç yağı ile arkadaşlarından daha çok mesh etti. Giysilerinin tümü mür, öd ve tarçın kokuyor ve fildişi saraylardan gelen çalgı sesleri seni eğlendiriyor!” (Mezmur 45:7,8) Bu sözler Rab hakkındadır; ama kurtarılmışlar için şarkı olarak söylenirler; “Kral kızı odasında ışıl ışıl parlıyor” (ruhta, düşüncede ve sevgide) : “Giysisi altın ile dokunmuş. İşlemeli giysiler içinde kralın önüne çıkartılacak. Arkadaşları, ona eşlik eden genç kızlar sana getirilecek.”


1.  Mür, ağacın yaşayan öz suyudur; mür damlaları zedelenmiş ve kırılmış kısımlardan dışarı akar; aynı kanın damarlardan dışarı akması ya da gözyaşlarının gözlerden dışarı akması gibi.

2.  Mumları gözlemlemeyin.  İnsanoğlundan şöyle söz edilir: “O yedi altın kandilliğin ortasında yürür”, onlara öylesine yakındır ki, ayrıca onları sürekli gözlemler. Buradaki “kandillik” sözcüğünün aslında “lamba ayaklığı” olarak tercüme edilmesi gerekir. Burada imanlının ortaya konuşundaki farklılık önemlidir. Çünkü bir mum yalnızca içinde olan ile yanar. Mum, kendini destekleyen ve kendini tüketendir. Ama lamba, içine dışardan dökülen yağ aracılığı ile destek alır. Destek sağlandığı sürece aynı eski tapınakta olduğu gibi lambanın yanması da sürer. Ama mum içten içe kendi kendini yakar ve böyle olduğu için de çok geçmeden tükenir. Mum ve lamba arasındaki farklılık küçük gibi görünür ama aslında durum böyle değildir.

Şu sözleri söyleyen çok haklıdır: “Kutsal sözün ışıkları ve mükemmellikleri yalnızca zerrelere ya da en ufak noktalara gösterilen çok net bir dikkat aracılığı ile keşfedilebilir. Kutsal Ruhun sözlere ve dilbilgisine olan dikkati bir teleskop ve mikroskop gibidir; bunlar aracılığı ile Tanrının küçük ama aynı zamanda büyük değerleri keşfedilir.”  – NEWBERRY.

3.  J. G. BELLETT.