On İkinci Bölüm

DOLU KASE

“Kasem taşıyor.”
“İsa! Sen yüreği ve zihni
Doldurmak için yeterlisin.
Senin yaşamın kaygılı canı sakinleştirir.
Senin yetkin sevgin korkuyu dışarı atar.”

Üçüncü figür dolu bir kasedir: “Kasem taşıyor.” Bu durum belki şaşırtıcı bir kurtarışın görünümünü ima ediyor olabilir. Ya da bazı uzun süreli bereketler yığınının yeniden gözden geçirilişi hakkındadır. Yüreği coşku ile dolu hangi Tanrı çocuğu şu sözleri söylemek üzere yönlendirilmemiştir ki?

“Ey Tanrım, senin merhametlerin ile
Yükselen canım her şeyi dikkatle düşünür.
Canımı yükselttiğin zaman gördüklerim nedeni ile
Hayranlık, sevgi ve övgüler arasında kaybolur giderim.”

Böylece anlıyoruz ki, bizim kendi kasemiz taştığı zaman, kasemizin payı Rab olduğu için taşmaktadır. Zihnin hayal edebileceği ya da yüreğin arzu edebileceği her tür bereket Rabbimiz İsa Mesih’te bulunabilir. Bu figüre, kutsal yazılarda çok büyük bir bereket sağlayışından söz edilen her yerde sık sık rastlanır. Mezmur yazarı bu nedenle şöyle der: “Kurtuluş kasesini alacağım ve Rabbin adını çağıracağım.” “Bu, bizim gözümüzün önüne figürün kullanımını aldığı (bir başka kaseden söz ediyorum) bir başka kase getirir. Bu bereket kaselerinin yalnızca Yahudilerin törenlerinde kullanılmadıklarını, ama aynı zamanda putperestlerin de bu sosyal ve dini adeti gözlemlediklerini belirtmeden geçemeyiz. Öyle ki, Pavlus Korintlilere yazdığı zaman onlara Rabbin sofrasında sergilendiği gibi bir tanrısal merhamet kavramının olması gerektiğini anlatır. Ve şöyle der: “Hem Rabbin kasesinden hem de şeytanların kasesinden aynı anda içemezsiniz.” Bu figür önümüze Rabbin Sofrasına kabul edilen konukların özgürlüklerini getirir. Aynı Ezgilerin Ezgisi adlı kitapta şu sözlerde yazılı olduğu gibi: “O beni ziyafet sofrasına götürdü ve üzerimdeki sancağı sevgidir!”

Gerçekten de harika kase! Augustine şu beyanda bulunmuş idi: “Şehitler bu kase ile öylesine mest oldular ki, ölüme gittikleri zaman, kendilerine ait olan kişileri – ağlayan eşleri, çocukları, akrabaları – fark bile etmediler! Tanrıya şükrettiler ve aynı zamanda şöyle dediler: “Kurtuluş kasesini alacağım.” Böyle davrananlar yalnızca şehitler değil idi elbette! Yataklarında ölen imanlılar da aynı şarap içerek sarhoş olmuş oldukları söylenen elçiler gibi aynı coşkulu sevinç ile doldular ve bu sevinç kendisini tarif edilemez parlaklıktaki sözler ile ifade etti. Bu kaseden bir benzetme olarak bahseden aynı yazar şunları demiş idi: “Kutsal yazılardaki benzetmeler genelde çok çeşitli ve dikkat çekicidirler. Örneğin, bize, İsa Mesih’in eşsiz kanının vicdanın üzerine serpilmesinden söz edilir; sanki vicdanın üzerinde pek çok sayıda dert ve dokununca acıyan çok duyarlı noktalar varmış gibi ve sanki kanın bunların üzerine serpilmesi gerekiyormuş gibi anlatılır. Sözün birebir anlamı ile ifade ettiği gibi özün parçalara bir katkısı olması gerekir. Öyle ki, kan yaralı vicdanın her parçasına ulaşabilsin ve onu temizlesin ve arıtıp saf kılsın!”

Ve böylelikle önümüzdeki figüre geri dönecek olur isek bu kase tam bereketi temsil eder ve Rab, bu kaseyi halkının yüreğini neşelendirmek için ve Kendisi ziyafet sofrasının Efendisi olarak hizmetkarlarının yüreklerini bereketlemek için üzerlerine döker. Kase, Rabbin halkı için duyduğu merhameti temsil eder. Rabbin her bir hizmetkarı ziyafet sofrasında kabul edilmiş bir konuktur. İmanlı orada o merhamete paydaş olacaktır öyle ki, Rabbimiz İsa Mesih şu sözleri söyleyebilsin: “Benim bedenimden yiyen ve kanımdan içen kişi Bende konut kurmuştur ve Ben de onda konut kurarım.” Burada Rab İsa’nın sözünü ettiği, Rabbin sofrası değildir çünkü Rabbin sofrası o zamanlar henüz oluşmamış idi. Ancak bu sözler akla bu yüce gerçeği – İsa’da yaşayan herkes Onun bedeninden yer ve Onun kanından içer – getirir; yani, imanlı kişi, “güvence veren bir antlaşmanın” değerli gerçeklerinden içer. Ve böylece canını tazeleyen içtenliğe kavuşur.

Ama yine de figür her zaman bereketi ifade etmez. Figür, felaket ile ilgili kullanıldığı zaman korkutucudur. Yeremya kitabında 25. bölüme bakalım: “İsrail’in Tanrısı Rab bana şöyle dedi: ‘ Elimdeki öfke şarabı ile dolu kaseyi al ve seni göndereceğim bütün uluslara içir!’” İmansız ve tanrısaymaz bir dünyanın üzerine inecek olan ağır felaketin koyu bir ön gölgesi! Mezmur 11 bize kötülerin kasesinden söz eder; “Rab kötülerin üzerine kızgın korlar ve kükürt yağdıracak. Paylarına düşen kase kavurucu rüzgar olacak.” Ama neden böyle kaseler? Acı vermek ya da kötülük etmek için değil; Rab doğruluğu sevdiği için! Bu yüzden, “solucan ölmez ve ateş sönmez.” Romalılar kitabında 9. bölüm bize “gazap kaselerinden” söz eder – korkunç sözler! – gazap kaseleri yıkım için uygundurlar. Günah, doğal olarak cehennem için uygundur. Ama merhamet kaseleri yücelik için hazırlanmışlardır. Bu bereket için Tanrının, elini doğrudan koyması gerekir. Tanrının, Oğluna Getsemani bahçesinde verdiği kase gizemli bir kase idi. Bu kase, bizim yerimize geçen Rab İsa’ya verilen çok ama çok acı bir kase değil miydi? Ancak bu kasenin içinde ne vardı? Günah, ölüm ve cehennem! TANRI’NIN GAZABI! Ve Rab İsa bu kaseden kimin için içti? Melekler için ya da kutsal kişiler için mi? Hayır, günahkar için içti! Ve ah! Harikaların harikası! İsa, o kaseyi eline aldığında titreyen bir İnsan idi. Büyük acılar içinde can çekişerek dua ediyordu: “Baba eğer mümkün ise bu kaseyi benden al!” dedi ve sonra şu sözleri ekledi: “ama yine de benim değil, senin isteğin olsun.” Eğer İsa o kaseden içmese idi tüm kurtuluş planı sarsılacak ve temelinden yıkılacak idi. Ve o zaman da bu günah ile lekelenmiş yeryüzü hak ettiği gibi dipsiz bir cehenneme dalacak ve kaybolup gidecek idi. Ama O, kasede tek bir damla bile bırakmadı ve kaseden son damlasına kadar içti!

Bu yüzden şimdi iman aracılığı ile bu kaseye baktığımız zaman ondaki gazabın boşaltıldığını ve kurtuluş ile doldurulduğunu görüyoruz. Bu doluluk, bize hatırlatılmış olduğu gibi, O’nun kendisinde olan tüm özellikleri kapsayan bir doluluktur. O’nun yaşamı – “Ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız.” O’nun sevgisi – “Babanın beni sevdiği gibi ben de sizi sevdim.” O’nun dostluğu – “Size dostlarım diyorum;” O’nun bilgeliği – “O, bizim bilgeliğimizdir.” O’nun doluluğu – “Neyim var ise senindir.” O’nun üzüntüleri – “Dünya sizden nefret ederse benden de nefret ettiğini bilin.” O’nun gücü – “Gücüm, zayıflığında yetkin hale gelir.” O’nun sevinci – “tüm bunları size söyledim, öyle ki sevinciniz tam olsun.” İmanlının bereket kasesinde sunulan hali hazırdaki pay budur. Burada kasede söz edilmeyen tek şey, mutlak dinlenmedir.

Ama durun! “Benim kasem taşmıyor, ben yoksul ve ihtiyaç içindeyim; ışıktan yoksunum; Sahip olduğum bir kase var, o da korku ve dehşetle titreme kasesi!” diye şikayet eden biri mi var? Durum böyle midir? O zaman ben sizden kaseyi vermenizi değil, almanızı isterim. Mesih’in değerli kanı ile satın alınan bu kurtuluş kasesini alın! Sunulmuş olan bir kaseyi almanızı talep etmek ne kadar sürer? Yalnızca bir an! Ah, o zaman “vicdanınızın sizi tereddüde düşürmesine izin vermeyin!” Eğer yeryüzünün ve cehennemin tüm sefaletine bir arada sahip iseniz sizi göndereceğim yer, tüm günahlarınızdan temizlenmenizi sağlayan o değerli kan olacaktır. Bu eşsiz kanın değeri cennetteki saraylar ve avlular arasında yazılıdır; çünkü Kuzunun kanında yıkanmış ve tertemiz kılınmış olan soyguncular, zalimler, katiller ve tüm kötülük yapanlar orada olacaklardır; Tanrı, sizin bu kurtuluş kasesini almanızı ve şöyle demenizi bekler: “Rab’be bunun karşılığında ne verebilirim ki? Hiç bir şey!” Bu kaseden doldurulan kişinin Kutsal Ruhtan doldurulması gerekir. Kutsal Ruh, Mesih’i doldurandır ve O’nda Tanrının tüm doluluğu bulunur.

“Dolu – taşacak kadar dolu!
Ey canım, söyle bana, kasem diğerleri için
Taşması amacı ile bu kadar çok doldurulmuş olabilir mi?
Bu kase Tanrının doluluğundan doldurulmuştur.
Ah, eğer ben Onun tarafından dolduruldu isem
Onun doluluğunun benden taşması gerekir.”