On Üçüncü Bölüm

İYİLİK VE MERHAMET

“Ömrüm boyunca yalnızca sevgi ve iyilik izleyecek beni.”
“Nasıl olur da sana övgü şarkıları söylemem?
Ey Rabbim, nasıl olur da sana teşekkür etmem?
Çünkü senin her şeyde her şeyi nasıl koruduğunu biliyorum;
Tanrım, tek gerçek sevgi yalnızca senin yüreğini doldurandır!”

Tüm satırları boyunca tanrısal güvence ile dolu olduğunu gördüğümüz bu mezmur, bitmek üzere iken birden aydınlanır. Mezmur yazarı yalnızca, “Rab benim Çobanımdır” demez, ya da “Sen benimlesin!” demez. Ama “Ömrüm boyunca yalnızca sevgi ve iyilik izleyecek beni” de der! Dikkat edin, “izlediler” ya da “izleyebilirler” demez! Ama henüz ayak basılmamış geleceğe- nasıl olur ise olsun – korku duymadan bakar ve şu sözleri söyler: “Yaşamımın tüm günleri boyunca sevgi ve iyilik beni izleyecekler!”

Burada bu sözlerin yine ne kadar pastoral anlam taşıdıklarını görüyoruz! Önlerinde yürüyen çobanları ile yazlık otlaklarına gitmekte olan büyük sürüler gördüm – koyunlar esenlik içinde ve saygı ile onu izliyorlar idi. Ama aynı zamanda bu koyunları izleyen ve çobana yardım eden iki ya da daha fazla koyun da vardı. Onlar sadık bir şekilde çobanı izliyorlardı. Onlar çoban ile karşılaşmadan önce hiç kimse onlar ile karşılaşamaz idi. Ve ayrıca yine hiç bir şey de koyunlara, önce çobana yardımcı koyunlara ulaşmadan, diğer koyunların yanına gelemez idi. Aynı durum bizler için de geçerlidir – Tanrının tüm kurtarılmış çocukları için! İyi Çoban koyunlarının önünden gider ve hiç bir şey önce Onun ile karşılaşmadan koyunları ile karşılaşamaz. Ve hiç bir şey önce Onun koyunlarını izleyen iyilik ve sevgisine ulaşmadan önce Onun koyunlarına ulaşamaz.

Not I. Onun doğasından emin olduğumuz için bu konuda güvencemiz tamdır. İyilik ve sevgi, Tanrısal Varlığı kişiselleştiren ifadelerdir. Bir başka deyiş ile Tanrının Kendisidirler. Çünkü Tanrı iyiliktir ve Tanrı sevgidir. Mezmur 103 de Tanrının bize nasıl sevecenlik tacı giydirdiği yazar, yaşam boyu bizi iyilikler ile doyuranın O olduğunu bildirir. Onun bize olan merhametleri mücevherlerden değerlidir!

Tanrı halkının, Tanrının kendileri ile birlikte olduğunu bilmeleri ve bundan asla kuşku duymamaları, gerçek bir ayrıcalığa sahip oldukları anlamına gelir. Tanrı, kendisi ile yürüyen Hanok ile birlikte idi. İbrahim’e, “Önümden yürü ve kutsal ol!” diyen Tanrı İbrahim ile birlikte idi. Çölde iken Tanrının varlığı, halkının tam arasında hatta ayaklarına çarık giymiş ordunun çevresinde idi. Tanrı, bir defasında Musa’ya, O’nun meleğinin Musa’ya eşlik edeceğini söyledi. Ama ne yazık! Bazı kişiler bir melek ile hoşnut olurlar. Ama Tanrı ile yüz yüze görüşen Musa için böyle bir şey söz konusu değil idi. Musa şöyle dedi: “Eğer Senin huzurun bizimle birlikte önümüzden gitmez ise o zaman bizi götürme!” Ama halkını her şekilde koruyan ve onlar ile ilgilenen Tanrı, halkının yürüdüğü yolun her yönüne bakar; sağına, soluna, arkasına ve önüne! Tanrının tüm davranışları halkının yararı için görkemli bir şekilde uygulanır. O’nun çöldeki bu kurtarılmış halkının çevresinde dıştan gelecek bir tehlikeye karşı her tür güçlü tedbir ve sağlam siper mevcuttur. Aynı anda her yerde olan Tanrı bizimle birliktedir. Ne kadar harika bir güvence! “Rabbin gözleri doğruların üzerindedir ve kulakları onların feryatlarına açıktır.” Ve bu konuda başka bir ayet: “O, İsrail’i koruyan, asla uyumaz ve uyuklamaz.” O, bilgeliği ile bizi destekler, güvenliğimizi sağlar ve ihtiyaçlarımızı karşılar. Ve her şeye gücü yeten özelliği ile eski dönemlerde nasıl deniz ve ırmakların sularını boşalttı ise aynı şekilde zehirli yılanları da zararsız hale getirdi. Gücü kudretli olan Rabbin meleği Rab’den korkan yani Onu sayan kişilerin çevresinde kamp kurar; bu kişilerin karakterleri kutsanmıştır; Onlar Rabden kutsal, saygı içeren bir korku ile korkarlar aynı Nuh ve Yusuf ve Obadya’nın yaptıkları gibi! Bu kişilerden, “Rabden çok korkardı” ifadesi ile söz edilir. Tanrı böyle kişilerin çevresine onları gözetmek ve korumak amacı ile özel bir koruma ile ordugah kurar. İşte gerçekten de böyle harika bir Tanrımız vardır. Ve Davut, “ömrüm boyunca yalnızca sevgi ve iyilik izleyecek beni” der iken işte bu Tanrıyı, İsrail’in Tanrısını aklından geçiriyor idi.

Söylediklerimiz ile uyumlu olan konum İsrail için söz konusu idi. Bulut önlerinden gidiyor ve kayadan çıkan su onları izliyor idi. Bu kaya, Mesih idi! Böylece İsrail’in orduları, bulut ve Kaya arasında iken tam ortalarında tapınağın kendisi vardı ve ahit sandığının yüceliği orada idi. Onun asla terk etmediği ve asla yüz üstü bırakmadığı gerçeğine ait hoş bir örnek! Şimdi İsrail’i çölde nasıl su kaynağı izledi ise aynı şekilde sevgi ve iyilik de bizi izliyor! Asla terk etmeden ve asla yüz üstü bırakmadan!

Davut kendi deneyiminden bir peygamberlik deneyimi imiş gibi konuştu. Tanrının iyiliği ve sevgisi Davut’u seçilmiş bir çoban haline getirdi ve koyunları bu nedenle ayrıcalıklı idiler. Onun ağılının yeri Beytlehem’deki ağıllar arasında öncelikli idi – Davut, kendisi ile kıyaslanamaz yüce Çoban’a ön örnek teşkil etti. Tanrının iyiliği ve sevgisi onu hem aslanın hem de ayının pençesinden kurtardı ve Elah vadisinde Gat’lı sünnetsiz Filistlinin önünde zaferli kıldı! Tanrının karakterini ve yüceliğini Davut’a göklerde görülen netliği ile açıklayan şey Tanrının ona gösterdiği iyiliği ve sevgisinden başka ne olabilirdi ki? “Seyreder iken ellerinin eseri olan gökleri ve oraya koyduğun ayı ve yıldızları; soruyorum kendi kendime, insan ne ki onu anasın? Ya da insanoğlu ne ki ona ilgi gösteresin?” (Mezmur 8:3-4) Ve böylece Davut’un yaşamındaki her şeyde olduğu gibi, onu Saul’un elinden kurtaran Tanrının iyiliği ve sevgisi idi. Aslında Davut krallığı alıp tahta geçene kadar Tanrı onu gözetmekten asla vazgeçmedi – burada yine tüm yetkiye sahip olan Mesih’in yetkisini görüyoruz; O’nun düşmanları ayaklarının altına serilmiştir ve O, kralların Kralı ve rablerin Rabbi olarak egemenlik sürecektir. Ve şimdi aynı şekilde çöldeki ırmak ve bulut beraber hareket etmektedirler ve atalara – İbrahim,  İshak ve Yakup – vaat edilen diyarda dinlenene kadar yolculuk günleri sürecektir. Tanrı nasıl Davut ile birlikte oldu ise aynı şekilde bizimle de birliktedir. Bizim konutumuzun sınırlarını belirleyen ve müjdenin parladığı yere payımızı düşüren, Onun iyiliği ve sevgisidir. Onun iyiliği ve sevgisi bizim ilk ve ikinci doğumumuzu belirlemiş ve tüm deneme, hastalık, zayıflık ve ihtiyaç zamanlarında bizi korumak ve bize yardım etmek için yanımızda olmaktadırlar. Ve onlar geçmişin tüm günlerinde bizimle birlikte oldukları için henüz ayak basılmamış geleceğe güven içinde bakabiliriz çünkü Tanrının iyiliğinin ve sevgisinin tanrısal bir amacın konusu olduğunu bildiğimiz için eminiz. Deneyim, vaat ve umut, tüm bunların hepsi bize bu güvenceyi garantilerler.

“Onun geçmiş zamanlardaki sevgisi benim şöyle düşünmemi yasaklar:
Sonunda sorunların ortasında batmama izin verip beni terk edecek.
Gözümün önüne getirdiğim her tatlı Evenezer (yardım taşı)
Tanrının, sıkıntılarımda bana yardım etmek isteyen iyilik amacını hatırlatıyor.”

Not II. Tanrının iyilik ve sevgisi ne kadar sürecek? “Yaşamımın tüm günleri boyunca, – iyi ve parlak günlerde olduğu gibi karanlık – ve kötü günlerde de; havalara uçuran sevinçlerin yaşandığı günler kadar bunaltan üzüntülerin de yaşandığı günlerde; bolluk günlerinde olduğu kadar darlık günlerinde de; sevdiklerimizin zeytin dalları gibi sofranın etrafında oturdukları zaman kadar yas tuttuğumuz zamanlarda da onların yerleri boş kaldığında da ve sevgili bedenleri artık bizimle olmadığı zamanlarda da  – yaşamımızın tüm günlerinde! Evet, bu dünyadaki yolculuğumuzun tüm günlerinde, göksel sabah çökene kadar ve bizler zamanın ve mezarın ötesine geçip yeni ve sonsuz yuvamızın asla solmayan her zaman yeşil kalan kıyısına ulaşıncaya kadar!

Kutsal Rab! Senin adını tüm bu yaptıkların için asla yeterince övemeyiz ve yeterince yüceltemeyiz! Musa’nın yollarını bereketlediğin gibi bizim yollarımızı da bereketle; bize öğret; gelecekte ne olur ise olsun yaşamda da ölümde de bizimle birlikte olacağını bize bildir ve bizi kutsa! Evet, sen yaşamda, ölümde ve ölümün ötesinde bizimle birlikte olacaksın. Seni olduğun gibi göreceğimiz ve senin gibi olacağımız zaman seni övecek ve sonsuza kadar sana hizmet edeceğiz!

“Evet, yaşam fırtınası sakinleştiği zaman,
Kızgın ve kurak çöl sona erdiği zaman
Yolculuktan yorulmuş yüreklerimiz yuvada
Sonunda seninle birlikte dinlenme fırsatı bulacak.”

Belki aranızdan biri şöyle diyebilir: “Bu bana göre ya da benim için değil. Çünkü benim payıma düşen bundan çok farklı! Beni ne iyilik ne de sevgi izlemiyor! İyilik adına hiç bir şey benim ardımdan gelmiyor. İkinci doğuma sahip değilim; yukardan Tanrı’dan doğmadım; cennete gideceğim konusunda kesin bir umudum yok; beni izleyen bir kaya yok ve hiç bir bulut bana rehberlik etmiyor. Ne yazık! Hiç bir şeye sahip değilim, yoksulum ve ihtiyaç içindeyim ve yapayalnızım.” Zavallı kimsesiz kişi! Seni nereye göndereyim? Seni, yalnızca kendisini seven soğuk dünyaya mı göndereceğim? Hayır, çünkü sen dünyaya ait olanlardan değilsin. Seni, seni suçlayan ve mahkum eden yasaya mı göndereyim? Hayır! Çünkü yasa yalnızca talep eder. Yasa veremez! Seni kendi ıssız benliğine mi göndereyim? Hayır, ben seni Golgota’ya göndereceğim; çarmıha gerilmiş Olan’ın çarmıhına gideceksin. Ben seni O’nun Kendisine göndereceğim. O, şöyle diyor: “Ey, siz yorgun ve yükü ağır olanlar! Bana gelin ve benim boyunduruğumu takının, benden öğrenin, ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm. Size huzur veririm.”  Rab İsa şöyle der: “Ruhta yoksul olanlara ne mutlu! Göklerin Krallığı böylelerinindir! Yas tutanlara ne mutlu çünkü onlar teselli edilecekler!” Doğruluğa acıkan ve susayanlara ne mutlu çünkü onlar doyurulacaklar!” O zaman, sen, hiç bir şey olan, Rab İsa’ya gel! Günahkarların Dostuna ve kaybolmuş olanların Kurtarıcısına gel. O’nun çarmıhının dibine gel! “O’nun Oğlu İsa Mesih’in kanı bizi tüm günahlardan temizledi.” Orada, çarmıhta şu şarkıyı söyleyebilirsin:

“Ah Rab, verecek çok az şeyim var.
Öylesine yoksulum ki, sürdüğüm yaşam o kadar aşağılarda ki!
Ama yine de can ve beden ayrılana kadar
Senin için şu tek şeyi yapacağım –
Senin bana olan sevgin nedeni ile katlandığın ölümü
Yüreğimin en derinlerinde bağrıma basacağım!”