On Dördüncü Bölüm

SÜREKLİ KONUT

“Sonsuza kadar Rabbin evinde oturacağım.”
“Sonsuza kadar orada yaşayacağım; yalnızca bir konuk olarak değil!
Senin tahtının önünde sürekli tapınanların arasında olacağım.
Orada bana lütfettiğin mirasımda dinleneceğim.
Yersel tüm değerlerden özgür olarak
Kutsalların korosuna katılacak ve sonsuza kadar sana tapınacağım.” —PAUL GERHARDT.

Bu ayet mezmurda yer alan gelecek ile ilgili üç konudan biridir; geri kalanın tamamı şimdiki zamanda yer alır. İlk gelecek, “hiç bir eksiğim olmayacak!”; ikinci gelecek, “hiç bir kötülükten korkmayacağım.” Üçüncü gelecek ise, “Rabbin evinde sonsuza kadar oturacağım.”

Pek çok kişi, Davut’un yazdığı bu iman ile yazdığı bu sözleri, çocuk yaşta iken yazdığını düşünür. Ruhsal bereketlerden emin olmak yalnızca deneyimli imanlılara ait bir özellik değildir. Ama yine de yaşı küçük ya da lütufta genç Tanrı çocuklarının en genci bile O’nun vermiş olduğu yüce ve harika şeylere iman ile ulaşabilir.

Ama mezmur yazarının bu sözler aracılığı ile ifade edilen umudu ne idi? Davut, Tanrı ile yaşadığı paydaşlık eder iken en yüce Olan’ın gizli yerinde ve en kudretli Olan’ın gölgesi altında iman aracılığı ile kalmayı öğrenmiş idi.

Davut, kendi ülkesinde bir kaçak gibi yaşadığı zamanlarda yuvalarını sunak saçaklarına yapan kırlangıçlara bile imrenmiş idi. Ama Davut’un Oğlu ve Davut’un Rabbi benzerliğinde uyandırılması gereken zamanı önceden bildirebilmiş idi.

Eski Antlaşma kutsallarının kurtuluşları hakkında tek bir yüce umuda sahip olmalarına rağmen yücelik hakkında yine de farklı umutlara sahip olmaları ilginçtir – bu umutların konuları yeryüzündeki Aden bahçesinden başlayıp sonsuzluğun Aden bahçesinin en uzak köşedeki yüceliklerine kadar ilerleyen objeleri vardı – Hanok ise bu umutların çok daha ötesindeki bir umudun bilgisine sahip idi; O, Rabbin on binlerce kutsalı ile birlikte ya da kutsal şehitleri ile birlikte kilisenin yukarı alınmasından sonraki gelişi ile ilgili ön bildiride bulundu. Rab, İbrahim, İshak ve Yakup’a ve atalara başka bir şey açıklamış idi; onlar GÖKSEL BİR KENTTEN söz eden ilk imanlılar oldular: “Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor çünkü onlar için bir kent hazırladı “ve hatta bu kent göksel bir kent idi! Bu nedenle, onlar “temeli olan (solacak ya da geçip gidecek olan bir kent değil) göksel bir kent arzu ettiler ve bu kentin yapıcısı ve mimarı Tanrı olacak idi. Tanrı yalnızca temel atmamıştır, O aynı zamanda bu kentin mimarıdır da! Bu kenti çok önceden tasarlamış ve bina etmiştir. Bu kent, Vahiy kitabında 21. bölümde sözü geçen kentten başka hangi kent olabilir? 1 Ancak bir kentin yüceliği göksel diğerinin ise dünyasal olacak. Davut bunu biliyor idi ve buna inanmış idi; umutları yeryüzünde egemenlik süren bir Mesih’te yaşayan halkın umutları ile ilgili idi. Bu umutlar onların tarihlerinden ayrılamazlar. Adolphe Monod, kitabında şöyle yazar: “Mesih’siz bir İsrail’in tarihi, canı olmayan bir beden gibidir. Hayır, buradaki ifadelerde bir karşıtlık vardır. Mesih ile ilgili bir peygamberlik olmadan onların ne başlangıçlarını ne de öykülerini açıklayamayız. Onların karakterlerinin farklı noktası her zaman ve bu güne kadar daima Mesih ile ilgili beklentileri olmuştur.” O, Mesih olarak Kendisine ait olanlara geldi ama onlar O’nu kabul etmediler. O, kral olarak hiç bir şey almadı; ne egemenlik ne de krallık! Ama egemenlik ve krallık O’nun olacak.

Mezmurlar ve peygamber kitapları bu beklentiden geniş ölçüde söz ederler. Yeşaya dağların tepesindeki Rabbin evinin dağından bu günlere şarkılar söyler; Davut O’nun avlularında yaşamaktan söz eder. Mezmur 65, zaman ve koşulların neler olacağına dair hoş bir provadır. Prensip olarak bu mezmurda yer alan içeriğin çoğu bereketli bir şekilde şimdiye uygulanır. Çünkü biz O’nun evi ve hatta O’nun kutsal tapınağı ile tatmin oluruz. Tanrının ırmakları su ile doludur. Tanrı iyilikleri ile yılı taçlandırmıştır ve insanlara tahıl sağlar. Ürünlerine bereket katar. Kutlu uyanışın günlerinin ve mevsimlerinin tazeleyici zamanları bizimdir. Doğada yeryüzü yağmur için feryat ettiği zaman ve Tanrı yeryüzünü bolca yağmur ile sulayıp toprağı yumuşatır. O, lütfu aracılığı ile göklerin pencerelerini açar ve yeryüzüne öyle büyük bir bereket döker ki, bunu alacak yerimiz yoktur. Şimdiye kadar almış olduğumuzun daha fazlasını alabiliriz. Ama mezmur içeriği gelecek hakkındadır. Övgü, sessizdir, övgü sunulur. Ve neden sunulur? Çünkü bereketi çağıran koşullar henüz gelmemişlerdir.

Siyon yeryüzünün bereketini taçlandırdığı zaman insanlar Tanrı evinin hatta Tanrının kutsal tapınağının iyiliği ile doyacaklardır. O zaman yeryüzünde sayılamayacak kadar büyük kalabalıklardan övgü sözleri yükselecek! Bu nedenle gelecekteki öykü de şimdiye kadar var olmuş olan herhangi bir ulusun tarihinden çok daha büyük ve çok daha harika olacaktır. Bu dönem zarfında onların evi ıssız bırakılmıştır. Rab bu ıssızlık başlamadan önce ondan söz etmiştir. 2 Yahudi ırkının üzerinden ne kadar büyük dalgalar geçmiştir! Bir Roma imparatoru kenti yerle bir etmiştir ve taş taş üstünde bırakmamıştır; bir başka imparator ise Yeruşalim’in adını Eliah olarak değiştirmiş ve Yahudilerin kente yaklaşmalarına belli bir mesafe ile sınır koymuştur. Yahudilerin kenti görmelerine bile yasak konulmuş, kent yarıp geçilmiş ve ıssız bırakılmıştır. Ama Yahudi boyun eğmiş midir? Ve Yahudi’nin artık bundan sonra dünya tarihi ile bir ilgisi kalmayacak mıdır? Bir kez gelmiş olan aynı Mesih tekrar gelecektir. Ve ondan sonra İsrail’in kutlu umutlarının hepsi yerine gelecektir. Yani, ulus kurtulacak ve tüm uluslar Yahudiler aracılığı ile bereketleneceklerdir. Yahudiler yüceliği yeryüzünde aradılar, geçici bir krallık beklediler; Daniel o krallıktan söz etmiş idi; krallığın alanı göklerde değil, “TÜM GÖKLERİN ALTINDA” olacak idi. Ve o krallığın orta yerinde bir tapınak, Rabbin evi olacak idi. Söz’de bu dönem için kullanılan sözcük, harikulade sözcüğüdür; yeryüzünde göğe ait görkemli günler olacaktır. Orada Rabbe tekrar tapınıldığı zaman, O, “bu benim dinlenmemdir” diyecektir. O günleri ne kadar büyük bir özlem ile beklememiz gerekir. Her şey bize de ait olduğu için aynı zamanda bizler de onların bu büyük umutlarına sahibiz. Şimdi “uzaydaki varlıkların ortasında başına gelen kötü olayı anlatarak soluk bir ışık ile dönen” bu dünyanın kendisi bir gün bizim olacaktır. Dünyayı Kendisi için kurtarmış olan Mesih ile birlikte dünya bize de ait olacaktır. Bizler Tanrının mirasçıları ve Mesih ile ortak mirasçılarız. Ve Onunla birlikte egemenlik süreceğiz. Bu egemenliğin büyük merkezlerinden biri, tüm ulusların başkenti olabilecek olan yeryüzündeki Yeruşalim’dir; ya da gökten tanrımızın yanından aşağı inecek olan kutsal Yeruşalim kentidir; yeryüzünde Yeuşalim’in üzerindeki konumunu yani, yeryüzünün bin yıl süre ile bereketleneceği dönemde onun ışığı ve onun yüceliği olmak üzere konumunu alacaktır.

Ama biz özel ve daha kısa süresi olan bir umuda sahibiz; burada sözünü ettiğimiz bu umutlar yalnızca Eski Antlaşma kutsallarını aydınlatmak için yakılan ya da tutuşturulan umutlar değildir. Mesih ile birleşmiş olan kutsallar, kilisesinin Başı olan O’na ait sayılamayacak kadar çok görkemlerin tümüne de sahiptirler, Tüm göğün altındaki krallık üzerinde Mesih egemen olacaktır. Ve bizler ve ilk çağlardan bu güne kadar tüm diriltilmiş ve yüceltilmiş olan kutsalların O’nunla birlikte egemenlik süreceklerine inanıyorum. “Bana vermiş olduğun yüceliği ben de onlara verdim.” Tüm bunlar O’na ait yollardır. Ama Rab, öğrencilerinden ayrılana kadar “Babasının evinden” hiç söz edilmedi. Rab bize Babasının evine gidip bizim için yer hazırlayacağını söylemiş idi. Yuhanna 14. bölüm ve 1. Selanikliler 4. bölüm içeriğinde Rabbin havadan gelip yalnızca kutsallarına görünüp onları yukarı Kendi yanına alacağına dair kesin bilgiler mevcuttur; öyle ki, O nerede ise O’na ait olanlar da O’nun yanında olsunlar! Ancak bu bilgilerden peygamberlerin kitaplarında söz edilmez. Bu vaat oldukça yenidir – eşsiz bir vaat – ve her an yerine gelebilecek olan bizim çok yakınımızda bulunan bir umuttur.

Şimdi bizler bu eşsiz vaadin yerine gelmesini bekliyoruz. Yaklaşık on dokuz yüz yıldan beri bize ulaşmış olan bu sözlere tekrar kulak verelim: “Tekrar geleceğim ve sizi yanıma alacağım.” Bu sözlerdeki tatlı seda hala kulaklarımızdadır. Eğer okyanusun kıyısından bir deniz kabuğu alır ve onu kilometrelerce uzağa taşır isek kulağımıza tuttuğumu zaman okyanusun sesinin deniz kabuğunun içinde olduğunu duyarız. Aslında bu ses okyanusun kendisi değildir yalnızca onun sesidir. Sözcükler bir merdivene benzerler; merdivenin her bir basamağı ile daha yukarı çıkılır. Önce Babanın evinde var olan kalınacak çok yerler hakkında düşünelim; bu ev iman gözü ile görülmek içindir. Ve yüreğin onu arzu etmesi gerekir. Bir kez söyledik ama yeterli bulmuyor ve tekrar söylüyoruz:  – Size bir yer hazırlamak için gidiyorum. O, Kendi isteği ile böyle yapmayı seçmiştir. Ve daha sonra şöyle der: “Ve eğer gidip sizin için bir yer hazırlar isem tekrar geleceğim. O, bir delegasyon ile değil, Kendisi tek başına gelecektir. Ve sanki bu söyledikleri yeterli değilmiş gibi şunları da söyler: – ve bu sözleri tüm söylediklerinin en iyisidir.  – “Sizi yanıma alacağım. Öyle ki, sizler de Benim olduğum yerde olasınız.”  İşte bizim gerçek umudumuz budur. Ne kadar bereketli ve nasıl da kutsal kılıcı! Çünkü “umudu O’nda olan herkes kendisini O’nun gibi pak kılar.”

Şu ilke, önemli bir ilkedir: Neyin daha düzgün ve daha iyi olduğunu anlayana kadar hiç kimse dünyayı ayaklarının altına almaz. Rab İsa tüm güzelliği, sevgisi ve lütfu içinde bu umutta olduğu gibi önümüzde durduğu zaman kulaklarımız sağır olur ve gözlerimiz zayıflar ve çevremizde olan objeleri az görmeye başlarız. Tüm güzelliğe sahip Olan’ın kusursuz güzelliği diğer çekici objeleri bir hiçe dönüştürür ve tüm diğer güzellikleri söndürür.

Eski Antlaşma kutsalları Tanrının kurtarışını bekliyorlar idi ama Oğul’un Kendi halkını dünyadan alarak havada toplamak amacı ile gelecek olan Tanrı – insan hakkında herhangi bir düşünceleri var mıydı? O’nun Babasının evinde kalacak çok yerler vardı; bu dünyadan göğe alınan kutsallar sonunda bir gün O’nunla birlikte tekrar dünyaya gelip yeryüzünde egemenlik sürmeyecekler miydi? Hanok ile uyumlu olarak bu kutsallar O’nu görmüşlerdi. Rab İsa Zeytinlik Dağından göğe alınmış idi. Bir bulut gelerek O’nu öğrencilerinin gözlerinden gizlemiş idi; yalnızca O’nun öğrencileri O’nun görkemli yuvasına geri gittiğini görmüşler idi. Bulut geldiği zaman O’nu görememişler ama yine de gözlerini göğe dikip bakakalmışlardı. Sonra aniden iki melek geldi ve onlarla aynı Rab İsa’nın sözleri ile konuştular:

“Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz? Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüz ise aynı şekilde geri gelecektir.” Kutsal ve bereketli geliş! Ama önce bu çağın kurtarılması gereken son canın yüce Can Toplayıcı – Kutsal Ruh -tarafından gerçek aracılığı ile toplanması gerekir. O, ancak kilisesi tamamlandığı zaman gelecek ve kilisesini yukarı göğe, yanına alacaktır. O zaman geldiğinde, Rabbi havada karşılamak üzere yukarı alınacağız, Babanın huzurunda Mesih’te takdim edileceğiz ve Rab ile sonsuza kadar Rabbin evinde birlikte olacağız.

Ama orada ne olacağını kim söyleyebilir? Kalacağımız konutların güzelliği ve yüceliği kim bilir nasıl olacak? Kendi aramızda herhangi bir konutu ziyaret ettiğimiz zaman beklentilerimiz konutun sahibi hakkında olan bilgimiz ile düzenlenirler. Konutun sahibinin karakteri, bize olan ilgisi, zenginlikleri ve diğer başka konular! Bunun üzerinde düşünelim. Yanına gitmekte olduğumuz O kimdir? O’nun karakteri nasıldır? O’nun bize olan sevgisi nasıldır? O’nun  kaynakları nelerdir? Rab, uzun çağlardan beri kendi engin zenginliği ile ve O’nun tüm ustalık ve sevgisi ile uyumlu olarak bizler için göksel evlerimizi hazırlamaktadır. O’nun, yaratılışının bu aşağıdaki bölümünde ne yapmış olduğunu biliyoruz. Görkemli dağları kendi eli ile yaratan ve geniş vadilere şekil veren O’dur. Verimli otlaklar yapan ve düz ovaları yayan ve yeryüzündeki meyveleri ve çiçekleri yaratan O’dur. Göklerde hayran olduğumuz tüm ışıkları da yapan O’dur. Ve O, şimdi Tanrının cennetinde (bahçesinde) yer alan evlerimizi hazırlıyor. Bunu nasıl yaptığını belki yalnızca hayal edebiliriz. Yeryüzünün hemen bir anda hazırlanmadığını biliyoruz. Ve Yeni Yeruşalim’in kocası için hazırlanmış bir gelin gibi ortaya çıkacağını biliyoruz. Göklerdeki kutsanmış evlerimizi Hazırlayan’ın bu hazırlığı özel düşünce ve tasarılar ile yaptığını tahmin etmemiz zor değildir.

Rabbin, bizim yoksul yüreklerimizin beklediğinden çok daha fazlasını düşünüp tasarladığı kesindir! O’nun bize olan sevgisi söz ile anlatılamaz; göksel konutlarımızı hayal eder iken aynı zamanda O’nun bize olan sevgisi üzerinde de düşünelim! Ah, O’nun sağlayışı kesinlikle bizim düşündüğümüz en iyiden çok daha iyi olacaktır! Ve bizi orada bekleyen bereketler kim bilir nasıl eşsiz güzellikteler!

Ve buna bir düşünce daha ekleyelim. Bizler sevdiğimiz kişiler ile bir arada iken geçireceğimiz zamanın sınırlı olduğunu düşünüp duygusal anlamda üzülürüz ve bu ziyaretimizin son bulması gerektiği gerçeği sevincimize gölge düşürür. Ama Rab ile ve O’nun evi ile olan bağlantımızda bizler yalnızca ziyaretçi ya da yalnızca konuklar olmayacağız; ama her şeye gücü yeten Tanrının kızları ve oğulları olarak orada kalacak olan Tanrı çocukları olacağız. O’nun mirasçıları olarak bizi seven O’nunla birlikte sonsuz mirasımızı O’nunla paylaşacağız. Düzen şöyledir – önce çocuklar – yani eve önce çocuklar olarak alınacağız ve sonra mirasçılar olarak mülkümüze sahip çıkacağız. Çürümeyecek olan bir mirasın mirasçılarıyız. Tanrının mirasçılarıyız. Ve cennetteki bir konut asla sönükleşmeyecektir. Bu konutların olduğu yerde bulutlar olmayacaktır; aynı zamanda akşam ya da gece yani karanlık olmayacaktır. Ne kadar harika bir miras! Ne kadar harika bir gündüz! İşte bu yüzden şarkı söyleyebiliriz:

“Ey kutsal Rab, kurduğumuz hayaller
Bu harika yerlerin yanında çok sönük kaldılar.
Katışıksız sevincin aktığı ırmaklar ve
Sınırsız bir aydınlık ve her zaman gündüz!”

Ve ayrıca bu evin sağladığı keyifleri kim bilebilir, kim anlatabilir? O’nun yüzünü göreceğiz. “O’nun hizmetkarları O’na hizmet edecekler.” O, bizi yalnızca eve değil, aynı zamanda Kendisine de kabul edecek. Yuhanna burada yeryüzünde O’nun kucağına yatmış idi. O’nun bize göklerde vereceği bundan daha azı mı olacaktır?

Cenneti cennet yapan oradaki ev olmayacaktır; bizi sonsuz bir sevgi ile sevmiş olan ve eşsiz kanını dökerek bizi Kendine satın almış Olan, bizimle birlikte olacaktır. Cenneti cennet yapan O’nun oradaki Varlığıdır! “Sonsuza kadar” sözcüğünün üzerinde daha uzun düşünelim. O’nunla birlikte O’nun tahtında sonsuza kadar oturacağız.  “ARTIK ÖLÜM OLMAYACAK. ARTIK NE YAS, NE AĞLAYIŞ, NE DE ISTIRAP OLACAK: ÇÜNKÜ ÖNCEKİ DÜZEN ORTADAN KALKTI.”

Tüm bunların kesinliği bizler için gerçekten de büyük berekettir. “İNSANLARIN ARASINDA YAŞAYACAĞIM.” Mezmurun sevinçli şarkı yazarı söylediklerinden ne kadar emin ve ne kadar olumlu düşünüyor! Ama yine de olması gerektiği kadar emin ve olması gerektiği kadar olumlu düşünüyor. Bazı kişiler bunun küstahlık olduğunu söyleyebilirler. Ama hayır, değildir. Aksine Tanrıyı hoşnut eden imandır! Çünkü bu sözlerin temeli Tanrının Sözü’dür! Yuhanna 10 ve 14. bölümlere inanan biri nasıl olur da güvenlik içinde olmaz? “size bir yer hazırlamak için gidiyorum” – siz öğrencilere, siz imanlılara – ve “eğer gider ve size yer hazırlar isem tekrar geleceğim ve sizi yanıma alacağım.” – Siz öğrencileri ve siz iman edenleri yanıma alacağım öyle ki, sizler de Benim bulunduğum yerde olasınız.” Ve yalnızca büyük olanları değil, küçük olanları da! Vahiy kitabında 19:5 ayetine bakınız! Merhum Bay Bellett, şöyle demiş idi: “Ben yasal bir eğilime sahip olarak bu ayet aracılığı ile zihnimde ortaya çıkan düşüncelerin tadını çıkarttım. Küçüklerin arasında yer almak için istekli olun ve eğer kendinizi ürün verme ya da bağlılık ya da lütuf konularında başkaları ile yargılamaya kalkarsanız rahatsızlık duymayın. Yücelik, herkeste her şeyi uyumlu yapmıştır. O’nun kutsallarından milyonlarca kişi ‘ elçiler, peygamberler ve şehitler’ olarak oradadırlar. Ancak konu şudur: Ben de orada olacak mıyım? Ya da ben O’nun koyunlarından birisi miyim? Eğer O’nun koyunlarından biri isek o zaman her şey güvendedir. “Rabbin, Çobanım olduğunu nereden bilebilirim?” diye mi soruyorsunuz. Çünkü önceden de söylendiği gibi O, Tanrının günahkara verdiği bir Armağandır. Ve eğer ben kendimin bir günahkarın yerinde olduğumu fark etti isem ve O’na Kurtarıcım olarak inanıyor isem O bana “MAHVOLMAYACAĞIMA AMA SONSUZ BİR YAŞAMA SAHİP OLACAĞIMA” dair güvence vermiştir.

Tüm bu harika gerçekleri bize bildiren tatlı mezmur! Bu mezmurdan ayrılmak istemiyoruz ama yine de ayrılacağız. Ancak bu mezmurdaki sözleri ve vaatleri, güneş ışığında ya da gölgede, yaşamımızda bulunduğumuz tüm yerlere ve koşullara beraberimizde götürelim; acı ya da üzüntünün karanlık bulutları üzerimizde iken ya da keyifli zamanların parlak ışıklarında bu mezmurun vaatlerine sarılalım. Onlar bize her zaman neye ihtiyacımız olduğunu – tanrısal sağlayış, güvenli ve kesin koruma, lütufkar tazelemeler ve esenlik dolu rehberlikler – söyleyecek ve destek olacaklardır. Aynı zamanda sonsuz parlaklıktaki o cennette bizler için hazırlanmakta olan evler için de şükredelim.

Bu mezmurdaki havayı solumak Tanrı ile yürümek ve korku ve yoksulluktan uzak olduğumuzdan emin olmaktır, öyle ki, hoşumuza giden ya da acı veren, yaşarken ya da ölürken özetle her koşulda şu sözleri söyleyebilelim: “Rab Çobanımdır, eksiğim yoktur! Ah, evet! “Benim!” “Rab BENİM Çobanımdır.” Bırakın, yüreğiniz BENİM desin. BENİM demesine  izin verin! Çünkü eğer SİZİN olmaz ise diğer vaatlerin hepsi – yemyeşil otlaklar ve sakin sular ya da ‘ Rabbin evinde sonsuza kadar yaşamak’ ya da O’nun yakında tekrar gelecek olduğuna dair görkemli yücelik umudu -  sizin için geçersiz olurlar. Şimdi bu mezmur üzerinde derin düşünme konusunu Kutsal Ruhun eline bırakalım ve O bunu dilediği gibi kullansın; yalnızca Rab İsa Mesih’in adının övülmesi için bizde istek yaratsın ve bunun için gücümüz olsun!


1.Bakınız, Brides of Scripture, (Kutsal Yazıların Gelinleri), burada Kuzu’nun eşi olan Gelin tanımlanır!

2.Şu sözleri söyleyen çok haklıdır: “Tanrı yeryüzüne iki halk yerleştirmiştir – şimdi yargı altında olmalarına rağmen lütufları muhafaza edilen Yahudi halkı ve şimdi lütuf altında olan ama yargıları muhafaza edilen diğer uluslar, – R: MAHONY.