Dördüncü Bölüm

YEŞİL ÇAYIRLAR

“Beni yemyeşil çayırlarda yatırır.”
“Yayılmış çayırlar yüreğe ve gözlere ne kadar da zengin görünürler!
Gece ve gündüz durmayan bir değişim içindedirler.
Değerli taşlar ve taptaze çiçekler gibi
Görüşümü büyülerler.”

“Sürekli devam eden sessizlik ne kadar güzeldir; ne kadar derin ve sakindir!
Canım tazelenir ve ferahlık ile dolar;
Ve ben o anda bölünmemiş isteğim ile düşünür ve
İsteğimin sonsuza kadar Çobanımın isteğine boyun eğmesini dilerim.”
—THOLUCK.

Doğada bundan daha güzel bir manzara nerede bulabiliriz? – sakin gün; yeşil ve taze çayırlar, pırıl pırıl kaynak suları ve bir koyun sürüsü – bazı koyunlar su içiyorlar ve diğerleri otluyorlar ya da dinleniyorlar.

“Yayılmış ağaçlar ve gölgeli bir kaya,
Onları yakıcı öğlen güneşinin ışınlarına karşı savunmaktalar.”

Ama önce beslenmek sonra dinlenmek! Tüm sürüler için bu aynıdır; koyunlar karınları doyduktan sonra yere yatar ve dinlenirler.

“İyi Çobanın götürdüğü
Fırtınaların asla olgun olmadıkları yerlerde,
Sakin çiğli çayırlarda, yaşam çeşmesinin yanında.”

Evet, Mesih ile dolu olan kişilerin de yaptıkları aynıdır; O’nda dinlenmek için yatarlar ve O’nda güvendedirler. Ey canım, sen de bu şekilde yatıyor ve dinleniyor musun? Tüm düzenlemeler, diğerleri ile tüm paydaşlıklar ve hatta Söz bile Rabbin Kendisinden beslenmediğimiz sürece hiç bir işe yaramayacaklardır. Evet, Tanrı bize sevgisi ile tahammül eder. O’nun lütuf ve yücelik amaçları ile biz O’nun bizi Kendisi için ayırdığını görürüz. “Öyle ki, bizler sevgide O’nun huzurunda kutsal ve kusursuz olalım.” Bunlar beslenmek ve dinlenmek için gerçekten de doğru olan otlaklar! Ve bizi bu otlaklara götüren O, Çobanımız ve Rabbimiz! Ancak burada, cümledeki yüklemin edilgen şekilde olduğuna dikkat edelim. “Beni yemyeşil çayırlarda yatırır (O beni yatırır).” Kutsal Ruh Söz aracılığı ile canda engel olmadan çalıştığı zaman Onun sınır tanımayan gücü kutsanmış olur! O, önce bizi çarmıhta günahlarımızın yükünü orada bırakarak yatırdı. Şimdi bizi, Mesih gibi Sevgili’de kutsal, doğru ve kabul edilmiş olarak Tanrının huzurunda taze bir şekilde yeniden yatıran O’dur. Bu otlaklar yeşil, yemyeşil çayırlardır; sonsuz olan bir zevk veren tazelik kaynaklarıdırlar.

Ama daha sonra ilgimizi bir başka şey daha çeker; bu ortamda ilerleme vardır. Koyunlar tek bir otlakta beslendikleri zaman, bir diğerine götürülmeye hazır hale gelirler ya da yürüyerek oradan dışarı gitmeye hazırdırlar. Böylece, “girer, çıkar ve otlak buluruz.” Paydaşlık için içeri girer ve hizmet için dışarı çıkarız. Canlarımız Rabde mutlu oldukları zaman hizmet etmek ya da eğer çağrılır isek hizmet etmek için dışarı çıkarılmaya hazır oluruz; aynı zamanda Mesih’te bulunan bilgeliğin ve bilginin saklı hazinelerinin tüm büyük yerlerine taze bir şekilde götürülmeye de hazır oluruz. Duruşumuz, kabul edilmemiz, aklanmamız, kutsal kılınmamız ve Tanrının huzurundaki sınıfımız ve ünvanımız hakkında ilerleme – hiç biri! Böyle bir ilerleme olmaz, olamaz! Çünkü Mesih’in tamamladığı iş kusursuzdur ve hiç kimse ondan bir şey çıkaramadığı gibi ona hiç bir şey de katamaz! Ama hizmete ve bilgiye, ve sevgiye ve sevince gelince, onların derecesi sınırsızdır!

Bizim bu konularda hem burada hem de yukarda büyümemiz gerekir. Pavlus’un söylediği gibi, “Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsa’nın beni kazanmakla benim için öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum.” İlerleme! Evet, hem de sonsuza kadar! Bilgiyi çok aşan Mesih’in sevgisinin genişliğini ve uzunluğunu ve derinliğini ve yüksekliğini kim söyleyebilir ya da bilebilir? Ama yine de bizim ilerlediğimiz yol budur – biz yalnızca sonsuz ve sınırsız olan aracılığı ile her ışıltısına bağımlı olduğumuz yere doğru ilerliyoruz.

Ve şimdi söylememiz gereken şudur: İyi Çoban Mesih tüm bu değerlere açılan Kapı’dır! Ve O, içimizden bize yön verendir. Bu, yine de O, Kapı olduğu sürece bizi içeri sokar ve sonra içerde olduktan sonra da bizi Kendisine ve Kendisi aracılığı ile de Tanrıya giderek daha çok çeker – Onun lütuf ve sevgi yollarına ve Mesih’teki amaçlarına ve Onun bizimle ilgili her türlü bereketli isteğine yönlendirir. Onun isteği bizim kutsal kılınmamız, dünyadan tamamen ayrılmamız ve Söz aracılığı ile Ona sımsıkı yapışmamızdır. Mezmur yazarını bu denli kutsayan şey, Sözün, Onun Sözü olması ve kişileri Kendisi ile ilgili bilgi ve zevke giderek daha çok çekmesidir. Mezmur yazarı bu nedenle, 119. mezmurda şu sözleri söyleyebilmiştir:

“Senin kurallarındır ezgilerimin konusu,  konuk olduğum bu dünyada.” (ayet 54) ve

“Senin Sözün adımlarım için çıra, yolum için ışıktır.” (ayet 105)

“Ne tatlı geliyor Senin verdiğin sözler damağıma, baldan tatlı geliyor damağıma.” (ayet 103)

“Ne kadar severim Senin sözünü, bütün gün düşünürüm üstünde.” (ayet 97)

“Senin öğütlerin sonsuza dek mirasımdır, yüreğimin sevincidir onlar.” (ayet 111)

“Sıkıntıya darlığa düştüm ama Senin buyrukların benim zevkimdir.” (ayet 143)

“Senin öğütlerin benim zevkimdir, bana akıl verirler.” (ayet 24)

Tanrının bizi götürmekten keyif aldığı yerler şunlardır: Rabbin yasası, bu tanıklıklar, Sözünde bize açıklamış olduğu gibi Onun sevgisinin ve lütfunun tüm alanı – bilinmeyen geniş bir zenginlik ülkesi – O, tüm bunları her şeyi öğreten ve her şeyi aklımıza getiren Kutsal Ruhu aracılığı ile yapar.

Ama yemyeşil çayırlar ifadesi aslında daha doğru söylenecek olur ise, “taze budanmış otlaklardır.”  Yani, büyümedeki uyanış nedeni ile yeniden budanmış olan çayırlardır. Eğer iman eden birinin canında onların nasıl yeniden budandığını bilmek ister isek o zaman Rabbin ölümünden, dirilişinden ve göğe alınışından sonra öğrencilerin üzerinde işleyen o harika etkiye sanki bir aynada imiş gibi bakalım; Kutsal Ruh aşağı geldiği ve onların arasında konut kurduğu zaman, İsa’nın onlara söylemiş olduğu her şeyi ve tüm peygamberlerin Onunla ilgili yazmış oldukları ön bilgileri onların hatırına getirdi. Ve hatta Babanın Onun gelişi ile ilgili armağanından önce İyi Çoban ile birlikte Emmaus yolunda üzüntü içinde yürüyen iki öğrenciye bakalım. Bu iki öğrencinin Onun önünde durarak konuştukları konu, Onun Kendisi idi ve öğrenciler üzüntü içinde idiler. O’na, “biz O’nun İsrail’i kurtaracak Kişi olduğuna iman etmiştik.” Gerçekten de akılsız idiler! Peygamberlerin tüm söylediklerine inanmakta ağır davranıyorlar idi. “Mesih’in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?” Hangi acıları çekmesi? Şimdi onları bu kadar üzen şeyler şimdi neden “Onun yüceliğine kavuşması içindi?” O bu iki öğrenciye sanki diriliş gününün o gün başlamış olduğunu söylüyor gibiydi. Bakın, O bu iki öğrenciyi nasıl da peş peşe bir çok “taze budanmış” otlağa götürmek için dışarı çıksınlar diye yönlendiriyor. Musa’nın dönemindeki kurbanların acı çekmelerinin tüm törenini nasıl bir yeni ışık ile gördüklerini düşünün. Mezmurları düşünün.  – bu yirmi ikinci mezmuru düşünün. O mezmurda yer alan feryatlara kulak verin.  – “Eloi, Eloi (Tanrım, Tanrım)” &c. – Onun çarmıhta can çekişirken söylediği çok önemli sözler ve giysileri hakkındaki gerçek – “Giysilerimi aralarında paylaşıyorlar ve elbisem için kura çekiyorlar.” (Mezmur 22:18) Mezmur altmış dokuzdaki (ayet 21) şu sözleri söyleyip söylemediğini de düşünün: “Yiyeceğime zehir kattılar ve sirke içirdiler susadığımda.” Ya da Yeşaya elli üçüncü bölüm (ayet 5), “Oysa bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi.” Tekrar Yeşaya elli üçüncü bölüme bakalım: “Baş kaldıranlar ile bir sayıldı ve öldüğünde zenginin yanında idi.” Bu sözler dinlendiği zaman insanın aklına nasıl da çarmıha asılı iki haydut ve Yusuf’un mezarı geliyor! Tüm bu peygamberlikler ile uyumlu bir şekilde ölen Mesih hakkında insanın yüreği ve zihni nasıl da aydınlanıyor! İsa sonra onların yüreğini gelecek olan yüceliğe yönlendirdi. Bedeni umut içinde dinlenecek idi. Ölmüş ve gömülmüş olsa da Kutsal Olan çürüme yaşamayacak idi. Ve Ona yaşam yolu gösterilecek idi. İşte bu yol onların asla unutamayacakları otlaklara, taze budanmış otlaklara götüren bir yol değil miydi? Ve tüm bu gerçekler, bu sözlerden sonra onların canlarında taze olarak budanmamış mıydı?

Ve onlar Onun gözünde değerli değil miydiler? Bu otlakları Ondan daha iyi bilen kim vardı? O, İnsan olarak bu otlaklar aracılığı ile tanrısal ferahlık özleyerek ve onlar aracılığı ile tanrısal paydaşlığın tadına vararak sık sık tazelenmemiş miydi? Onun alçakgönüllülük yolu her zaman büyüyen bir ilgi ile izlenecek ve aynı zamanda aşağılanmasının ardından gelecek olan yücelik yolu da aynı şekilde izlenecektir. İnsanoğlu olarak O, Şarkı’da olduğu gibi ilerde gösterilecek olan tatlı evlilik sevgilerini yaşatacak ve gelecekteki o günde Gelini ile sevinecekti; aynı zamanda peygamberler tarafından önceden söylenmiş olduğu gibi, yerin ve göğün tüm çeşitli görkemleri ile olan bağlantısı da görülecek idi. Harika otlaklar acılar Adamını Ruhun gücü ile Onun önüne konmuş olan sevinçle her zaman tazeledi ve O, “utanca rağmen çarmıha katlandı.” Bu öğrencilerin öğrenme kapasiteleri vardı. O’nun sözleri, bu iki öğrencinin yüreklerinin ta derinliklerine dokunmuş idi ve şöyle dediler: “O, yol boyunca bizimle konuşarak bize kutsal yazıları açıkladığı zaman yüreklerimiz nasıl da sevinç ile çarpıyordu, değil mi?”

Ah, canım, ışığı sağlayan O’nun sözlerinin yüreğimize girmesidir. Tanrı sözü saf insanlara anlayış verir ve onları bilge kılar. Yasa öldürür; Ruh ise yaşam verir. Onların, Mesih’i önlerinde gözleriyle görmedikleri doğrudur çünkü gözleri bağlanmıştı ama onlar Söz’ün Mesih’ini gördüler. Onun tekrar dirilmesi gerektiğini anladılar. Onlar, canlarının gözleri ile gördüler ve yürekleri sevgi, hayranlık ve söz ile anlatılamaz bir sevinç ile doldu. Karanlık tam olarak gitmiş gibi görünmese de yürekleri tatlı bir heyecan ile dolmuştu. Yüreklerinde yücelik umutları olan Mesih şekil almıştı. Bizim kendi deneyimlerimizde de buna benzer durumlar yok mudur? Otlaklar, taze budanmış otlaklar değil midirler? Onun sevgisini yeni bir boyutta kavradıktan ya da Onun masasında bazı yeni tazelenmeler elde ettikten ya da Sözün altında dururken ya da başkalarına Ondan söz ederken yaşadığımız pek çok deneyim vardır. Bir imanlı şöyle diyebilir: “Ah, yıllarca Tanrının huzurunda Mesih’te sahip olduğum bütünlüğe ve kutsallığa inandım. Bana kefaret ettiğine inandım ve Mesih’in değerli kanının kokusunun Tanrı için olan değerini gördüm; ama bu gerçekler bana asla şimdi olduğu kadar gerçek gelmedi! Ben yıllar boyunca Tanrının amaçlarını gördüm ama bu amaçlar bana daha önce şimdi olduğu gibi rahatlatıcı ve kutsal kılan amaçlar olarak görünmediler. Oysa şimdi kefaret, yaşamın dertleri arasında benim için nasıl da önemli bir merhem! Yıllar geçtikçe ve yaşam ilerledikçe Tanrının amaçları benim altımda nasıl da sağlam bir kaya oldular! Tanrının amaçları değiştirilemez ve mutlaka yerine geleceklerdir. Mesih’in kendisi canın içinde canlanır; Onun götürdüğü otlaklar “taze budanmış otlaklardır.” Kutsal Rabbimiz, beni bu otlaklara götür! Senin Sözünün görkemli gizemleri aracılığı ile bana giderek daha çok çobanlık et ve bu günlerde senin çaresiz sürünü sözünü asla ihmal etmesinler ya da sözüne bağımlı olsunlar diye otlat; senin taze meshedişine ve saf lütfuna o kadar çok ihtiyaçları var ki! Geçmişteki deneyimlerde yaşamanın, göksel yerlerin hayalini kurmanın ya da yersel bir yaşam sürmenin hiç bir yararı yoktur. Ah, bir zamanlar Efrayim’den söz edildiği şekilde şimdi kimseden söz edilmesin! “Başındaki saçlar aklaştı ama o yine de bilgisiz.” Kutsal Rab, tüm kilisende kendini tazele, canlandır! Senin kilisenin tamamı neden yemyeşil otlaklara, taze budanmış çayırlara ve tanrısal teselli ve sevincin yanındaki sakin sulara götürülmesin? Neden herkes dalgalı bir denizin huzursuzluğu içinde çalkalanıp dinlenemesin? İmanlı kişiye söyleyeceğimiz şudur:

“Canın için yetersiz ölçüler ile tatmin olma,
Çayırlar sana yeni açmış çiçekleri ile gülümserler iken
Hepsinden tam olarak keyif al!

“Keyfi yudumlamak ile tatmin olma,
Çeşmeden özgürce iç!
Sevginin gücü sana mutluluğunu kanıtlayacaktır.”