Beşinci Bölüm

SAKİN SULAR

“Beni sakin suların kıyısına götürür.”

“Bunlar, tatlı sulardır! Ama ah!
Yaşamın akıntılarının üstünde sular daha saf akarlar.
Onun lekesiz sürüsü orada göksel sevginin tüm sevinçlerini bilecektir.

“Ey sevgili, biz orada kurtarıldık ve kutsandık,
Çölün üzüntüleri sona erdi.
Artık Çobanımızın yanında dinleneceğiz,
Bir daha asla susamayacak, acıkmayacak ve bayılmayacağız.”
—SIR E. DENNY.

Yemyeşil çayırlar ile birlikte “sakin suları” da  – dinlenme suları – görürüz. Bizi bu sakin sulara götüren İyi Çobandır. O, bir Çoban gibi sevgili sürüsünü güdecektir. Onun Kendisi, yaşam sularının saf ırmağıdır; “bir bahçe çeşmesi ve diri suların kaynağıdır.” Koyunlar nasıl sakin suların kıyısında kendilerini tazelerler ise biz de aynı şekilde Mesih’te kendimizi teselli ederiz. Çobanının gözleri önünde dinlenmekte olan bir sürü ne kadar da sakin ve huzur içinde görünür. Rabbin Yeşaya peygamber aracılığı ile bize söylediği Söz şudur: “Bana dönün, huzur bulun; kurtulursunuz. Kaygılanmayın, bana güvenin, o zaman güçlü olursunuz.” İman ederek Tanrıda sessizce dinlenmek canlarımızın ihtiyaç duyduğu en önemli şeylerden biridir. Ve Mesih’te hepsi evet ve amin olan pek çok yüce ve değerli vaatlere güvenmek, bu huzur bereketi ile yakından ilgilidir. Kutsal Ruhun bu bereketlerden akan tesellilerinin keyfini, sakin suların kıyısında dinlenir iken çıkartırız. Ayrıca kesin yazgımızın ne olduğuna dair şimdiden sahip olduğumuz ve sonsuza kadar sürecek olan bu duygu, Tanrının mirasçıları ve Mesih ile birlikte ortak mirasçılar olarak, krallar ve kahinler olan bizler bu sakinlik ve güven duygusu sayesinde güç buluruz. Bir kişi, tatmin olmadı ise asla dinlenemez ve yalnızca Mesih tatmin edebilir. “Eğer biri kendisine verdiğim sudan içerse bir daha asla susamayacaktır.” Bizler, huzurlu olmaya susadık mı? O, her şeyden önce şu sözleri ile bizim Huzurumuz, Esenliğimiz oldu: “Sana esenlik vereceğim.” Biz Onun boyunduruğunu takındıktan ve Onun yumuşak huylu ve sakin ruhundan öğrendiğimiz zaman O daha çok bizim esenliğimiz haline gelir;
Onun şu sözlerine kulak verelim: “Ve canlarınız için huzur BULACAKSINIZ.”  Ancak günah rahatsız edici bir unsurdur. Bu nedenle dikkatinizi “bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş” gibi daha geniş ırmaklara çekmek istiyorum. Tüm bu geniş ırmakların kaynağı Mesih’tir! Biz bu geniş ırmaklar sayesinde dinleniriz. Özellikle göstermek istediğim o kutsallık – kutsallık olmadan kimse Rabbi göremez – ve huzur, bu ikisi, yani kutsallık ve huzur çok tatlı anlaşırlar, ama günah ve huzur asla anlaşamazlar.

Bir Tanrı çocuğu, eğer zihin günah ile ilgili olarak sıkıntı çekiyor ise ya da kutsallığın ne olduğunu bilmiyor ise sakin suların kenarında dinlenemez. Mükemmellik konusuna gelince, mükemmelliğin ne olduğunu bilen yalnızca tek Kişi vardır. Ondan başka hiç kimse mükemmel değildir! Günahsızlık ya da masumiyet bir Hristiyan’ın bu dünyada asla sahip olamayacağı şeylerdir. Masumiyet bilgi ve hatta günah düşüncesi dahi gerektirmez. Kutsallık, hem günahsızlık hem de masumiyet ile uygundur. Masumiyet, ilk anne ve babamızın bulunduğu bahçedeki diğer mutlu koşullara eklenen bir unsur idi! Onlar kötülük bilgisi olmadan masum olarak yaratılmışlardı. Biz, onların sahip olduğu o masum kucaklara ya da dış koşullara sahip değiliz. Ama yine de Tanrının huzurunda Mesih’in kanı sayesinde ve Mesih’te kutsalız; kutsal kılındık! Kilise, esin, hizmet, yeniden doğma, iman, aklanma ve kutsal kılınma gibi ifadelerin üzerlerinde bu tanrısal gerçek ile ilgili asılı duran sis perdesini açığa kavuşturmak için yukardaki ifadeleri tanımlamamız gerekir. Böylelikle Tanrı çocuklarını, zihinlerindeki yoğun karışıklıktan ve huzursuzluktan kurtarabilir ve pek çok sapkın kalemden çıkan bazı yanlış öğretişe yer veren kitapların karanlığını da ışığa çıkartarak zararlarına engel olabiliriz.

Günahlı bir doğaya sahip olduklarını kabul eden kurtarılmış ve aklanmış günahkarların Tanrının huzurunda kutsal olduklarını biliyor musunuz?

Kutsallaşma ve onun ek sözcükleri – kutsallık, kutsal kılınmış, kutsal &c. – şu köklü fikrin ifadeleridirler: bir şeyden ya da bir amaçtan bir başka şey ya da amaç için ayrılmış olmak!

Her Tanrı çocuğu bu şekilde ayrılmıştır. Ya da üç yönlü bir anlam içinde kutsaldır – Mesih’te kutsaldır; tanrısal bir doğa tarafından ele geçirilmiş olarak kutsaldır. Ve yaşamında kutsal olmaya çağrılmıştır.

Tanrı çocuğu, Mesih’te kutsaldır; Tanrı tarafından Tanrının Kendisi için ayrılmıştır; kabul edilmiştir, “paha biçilmez değer görür”, “Sevgili’dedir.” Tanrı çocuğunun adil olarak bu konumda olabilmesi için  – Tanrının huzurunda günahtan özgürlük (çünkü aksi takdirde nasıl orada olabilirdi?) Mesih bizim suç yükümüzü taşımayı üstlendi ve Kendini feda ederek günahı ortadan kaldırdı; evet, hem de günahı öylesine ortadan kaldırdı ki, Onun kurtarılmış olan tüm halkı için şu sözleri söyleyebiliriz: “Mesih, kutsal kılınmış olanları sonsuza kadar yetkin kıldı.”

Böylece görüyoruz ki, Tanrı Mesih’i en yüce anlamı ile bizim için kutsallık yaptı. Bunu nasıl yaptığını Yeşaya Rabbi gördüğü zaman anladı; Seraflar birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: “kutsal, kutsal, kutsal”, Rab yücedir, kutsaldır ve yüceliği tüm dünyayı dolduruyor”; Rab, tapınakta tahtında oturuyordu ve giysisinin etekleri tapınağı dolduruyor idi; Tanrının huzurunda olan Yeşaya peygamber, Tanrının huzurunda durmak için yetersiz olduğunu gördü. Ve şöyle dedi: “Vay başıma! Mahvoldum!” ama Yeşaya bir başka şey daha gördü –  “Seraflardan biri Yeşaya’ya doğru uçtu ve elinde sunaktan maşa ile aldığı bir kor vardı. Bu kor parçası ile Yeşaya’nın ağzına dokundu ve şöyle dedi: ‘ İşte bu kor dudaklarına değdi, suçun silindi ve günahın bağışlandı!’” Rab, ona günahının bağışlandığını söyledi! Tanrının huzurunda size kendinizi kötü hissettiren günahlarınız bağışlandı. Yeşaya’nın Tanrıdan bu konuda söz aldığını hatırlayın. Ancak Tanrının bu harika sözünden sonra da günah hala Yeşaya’nın bedeninde idi! O zaman Yeşaya gerçekten de kendi içinde tamamen arınmış ve kendi içinde kardan daha beyaz olmuş muydu? Hayır, Yeşaya gerçekten de önceden olduğu aynı kişi idi ve bu görüntüden sonra işittiklerini kabul eden Yeşaya bu şekilde gerçekten de bereketlendi ve suçlarından arınmış sayıldı; sunaktan alınan kor tarafından tüketilen kurban sayesinde günahı Tanrının önünden gitmişti ve Yeşaya böylece O’nun huzurunda kutsal oldu.

Burada kutsallık örneğinin ötesinde çarpıcı bir resim ile karşı karşıyayız; büyük kefaret gününde kahin Harun’un üç yönlü eylemini hatırlayalım! Büyük kefaret günü İsrail’de çok derin öneme sahip idi; o günde milyonlarca kişi tüm köleye özgü işlerden özgür olurdu, tüm sıradan meşguliyetlerini kutsal olarak muhafaza edebilmek için onlardan vazgeçer ve o günü yalnızca Rableri için ayırırlardı. O günün sabahında bu amaç için seçilmiş olan bir günah kurbanı ölüm acısı çekmeye mahkum edilirdi; bu kurban öncelikle halkın günahları için suçlanırdı. Bu ciddi tören – kurbanın yakılarak kül haline getirilmesi – ordugahın dışında, yani, bereket yerinin dışında yerine getirilirdi. Bu tören tamamlandıktan sonra Harun başka bir şey daha yapardı; kurbanın kanını kendisi ile birlikte en kutsal yere yani perdenin öbür tarafına, Tanrının bulunduğu yere götürmek için yanına alırdı. Ve orada o ciddi ıssızlık ve tenhalık içinde onu Rabbin önüne, altında yasanın bulunduğu merhamet yerinin üzerine serperdi; çünkü yasanın taleplerine Mesih’in kanı yanıt vermiş idi; aynı zamanda “sanki tüm yeryüzü ve yeryüzünün atmosferi günah tarafından kirletilmiş gibi Rabbin önünde, yere de serperdi.” Üzerine Mesih’in kanı serpilmemiş olan kişi, günah ve ölümün içine batmıştır, ama hepsi bu kadar da değil; bu kişi, hem ahlaki hem de ruhsal açıdan salgın ve çok tehlikeli bir hastalığa sahip olan kişidir. Bu durumdaki bir insanın işitebileceği en harika sözler ise şunlardır:  – “Kahin o günde sizin temizlemek için bir kefaret yapacak, öyle ki, RABBİN ÖNÜNDE tüm günahlarınızdan temizlenmiş olasınız.” Harun, bunları mükemmel beyazlıktaki giysileri içinde yaptı; çünkü yaptığı bu harikulade iş nedeni ile daha önce giymesi emredilen görkemli giysiyi üzerinden çıkarmak zorunda idi; bu durum bize şunu hatırlatıyor: Rab İsa, öncesizlikten bu yana Baba ile eşit yüceliğe sahip idi; ama biz insanların yerine günahsız bir yaşam sürmek için Kendisini yüceliğinden boş kılmıştı ve bizim yerimize ölmüş idi. Harun’un o gün giydiği bembeyaz giysi, Kendisini lekesiz ve suçsuz olarak Tanrıya sunmuş olan Mesih’in kusursuzluğunu ya da mükemmelliğini ifade ediyor idi. Murdarlık; günahın tüm leke ve suçları ile dolu kişiler için kefaret etmeye muktedir olan o Kişi için bir örnek teşkil ediyor idi.

Harun, bu işi tamamladıktan sonra, İsrail’in on iki oğlunun adlarını üzerinde taşıyan yücelik ve güzellik giysisini tekrar giymek için bu beyaz giysileri üzerinden çıkartırdı. Bunun anlamı, kurbanın öldürüldüğü ve günahın ortadan kaldırıldığı idi. Tanrı kanı kabul etmiştir ve şimdi tüm İsrail Onunla birleşebilirdi; kan tarafından kabul edilmiş olarak Onun omuzlarında ve Onun yüreğine yakın olabilirdi. Mesih bizim için bunu yapmıştır, yalnızca Ona şimdi iman eden bizler günahlarımızdan sadece bir yıl için değil ama sonsuza kadar özgür kılındık. Mesih nasıl ise biz de bu dünyada öyleyiz; yalnızca Onun kaftanının göğüs kısmına işlenmiş taşlar değil ama aynı zamanda Onun bedeninin, et ve kanının ve kemiklerinin üyeleriyiz. Bunu bilen kişinin sakin suların kıyısında yemyeşil çayırlarda yatacağı kesindir.

Harun’un yapması gereken bir başka işlem de o akşam onun içerden çıkmasını bekleyen halka kendisini göstermesi idi. Batmakta olan güneşin parlak ışıkları altında süslü ve gösterişli elbisesinin altın ve mavi renkleri gerçekten de görülmeye değer güzellikte idi. Harun, kendisini görmek için bekleyen halkı, ellerini kaldırarak bereketledi. İsrail, böylelikle tüm bunların sonucunda o günde Rabbin önünde kutsal idi. Sanki tek bir günah işlememişler gibi Tanrı için ayrılmışlardı. Tüm bir yılın günahları perdenin iç bölmesinde Rabbin önüne yerleştirilen kan aracılığı ile ortadan kaldırılmışlar idi. Bizim, Yeni Antlaşma imanlılarının kefaret günümüz hala devam ediyor; Mesih, “ilk ve son kez” olmak üzere günahlarımızı sildi ve ortadan kaldırdı. Mesih İsa’nın Kendisi şu anda perdenin iç bölümünde Baba Tanrının huzurunda bizim adımıza görünüyor ve “O, Kendisini bekleyenler için ikinci kez görünecektir.” Bizim imanlılar olarak konumumuz budur; Mesih şimdi ve sonsuza dek Tanrı huzurunda bizim kutsallığımızdır ve O, asla değişmez ve değiştirilemez. Dün, bugün ve sonsuza kadar aynıdır. Bu nedenle gayet emin bir şekilde şu sözleri söyleyebiliriz:

“Eğer bir meleğin kutsallığına sahip olsa idim
Onun harika giysisini üzerimden fırlatıp atar
Ve kendimi Mesih’e sarardım.”

Ama bu bilgiye, imanlının, yeni doğasında kutsal olduğunu eklememiz gerekir. Çünkü Ruh’tan doğan ruhtur ve başka bir şey değildir. Bizler Kutsal Ruh’tan doğduğumuz zaman Tanrı doğasına paydaş yapılırız. Bizler her zaman lütufta büyürüz ve büyümemiz gerekir ama içimizdeki Tanrı doğası kutsallıkta asla ilerlemez. Hala içimizde olan eski Adem doğamız, günahtan başka bir şey yapamaz  – her kim Onda kalıyor ise günah işlemeye devam edemez.” Efesliler kitabında 4:24 ayetinde bundan söz edilir: “gerçek doğruluk ve kutsallıkta Tanrıya benzer yaratılan yeni yaradılışı giyinmeyi öğrendiniz.” İçimizdeki bu özellikler, Mesih’in bizim için tamamladığı işten çok farklıdır. Pek çok insanın düşüncesinin aksine biz bu yeni doğaya eskinin yerine ya da ondan oluşturulmuş bir şekilde sahip değiliz; ya da eski doğa aşamalı bir şekilde yenisini içeri çekmez. Yeni doğa eskisinden tamamen ayrıdır ve onun tam karşıtıdır. Ah, bunu bilmek ne kadar iyi! Çünkü bir Tanrı çocuğunun ruhsal içgüdüleri böyle bir bilgi olmadan hiç bir zaman gelişemez. Günahı vicdanında hisseden Tanrı çocuğu kendi kendisine, “Acaba ben yeniden doğdum mu? Gerçekten kurtuldum mu?” gibi kuşkulu sorular soracaktır. Eğer günahın ve benliğin çarmıhta yargılandığını bilmediği takdirde sanki yargı hala üzerinde asılı duruyormuş gibi şu feryadı sürekli tekrar etmeye devam edebilir: “Ne zavallı ve sefil bir insanım ben! Beni ölüme götüren bu bedenden kim kurtaracak?” ‘ Zavallı ve sefil ben’ den kurtulmanın tek yolu, Mesih’e bakmaktır.

Ama bu sorunun üçüncü bir görünümü yaşamımız ile ilgilidir; bu görünüm gerçekten de önemlidir. Uygulamadaki kutsallık, böylece şu ifadeye işaret etmektedir: “Rab korkusunda kutsallığı yetkinleştirmek”, Mesih’teki kutsallık konumumuz ile uyumlu olan bir yaşam tarzı geliştirmemiz gerekir. Pavlus da Selanikliler için ettiği duada aynı konuya işaret eder: “Esenlik kaynağı olan Tanrının kendisi sizi tümüyle kutsal kılsın. Ruhunuz, canınız ve bedeniniz Rabbimiz İsa Mesih’in gelişinde eksiksiz ve kusursuz olmak üzere korunsun.” (1. Selanikliler 5:23) Bazı kişiler şöyle diyebilir: “Eğer ruh, can ve beden kusursuz olmak üzere korunabiliyor ise o zaman bu günahsız yetkinlik değil midir?” Kesinlikle değildir; çünkü ruh, can ve bedenin yanı sıra bizim içimizde dördüncü bir element mevcuttur – benlik! Nasıl bir gölün suyunun dibinde biriken tortu, göl suyunun dibi karıştırılmadan kendisini göstermez ise aynı şekilde bir Tanrı çocuğu da yaşam alışkanlıklarının içinde göksel parlaklığının tatlı bir yansıması ile görünmeyi sürdürür iken, bazen bir söz hatta sadece bir bakış ile halen içinde var olan o kokuşmuş günahın varlığının farkına varacaktır. Kutsal yazıların tümünde benliğin Tanrı çocuğundan sonsuza kadar çekilip alındığına dair tek bir ayet var mıdır? Hayır! Yalnızca ölüm kişiyi bu günahın varlığından kurtarır. O zaman bu yersel ve murdar bedenleri bir daha giymemek üzere bir kenara bırakmış olacağız. Bu süre içindeki günahın varlığı bize, ‘ ne sefil ve zavallı bir insanım ben’ sözlerini söyletebilir. Ama Tanrı ile ilgilenip Ona odaklandığımız zaman benlik kullanılmaz duruma geçer. Zihin göksel değerleri düşündüğü zaman günah üzerinde düşünmeyecektir. Tanrı için ayrılmış olmak zaten kötülükten ayrılmış olmak anlamına gelir. Selanikliler, “putlarDAN TANRIYA döndüler”; Tanrının kendisi hakkında söylediği sözleri söyleyen Efrayim (Tanrıyı çok öfkelendirmiş idi), şu açıklamayı yapar: “Artık bundan sonra putlar ile ne işim var?” Ben bu ifadede yer alanın uygulamadaki kutsallık olduğunu söylüyorum. Günaha karşı ölü ve dünyanın önünde ölü olmamız gerekir.

Dinlenmek benlikte değil, İsa’da olur; Tanrı huzurunda dinlenme, canlarımızda dinlenme; kendisini yaşamın tamamı üzerine yayan bir dinlenme; ölüm gölgesinin vadisinden aşağı iner iken ve günah ve ölümün artık yer almadığı ülkede ölümün ötesinde! Ah, bu dinlenme öylesine parlak bir kutsallık durumudur ki, suların kenarında ve yemyeşil çayırlarda yatarak dinlenebiliriz!

Davut, şu duasını ettiği zaman uygulamada ve deneyimde çok derin olan bir şeyi kastetmişti. “Beni mercanköşk otu ile arıt, paklanayım. Yıka beni, kardan beyaz olayım.” Ve tekrar, “Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat, yeniden kararlı (sürekli, sabit) bir ruh var et içimde.” Mezmur 51. Davut’un burada kastettiği tamamen temizlenmiş eski bir doğa mıdır? Hayır! Onun istediği Tanrının huzurunda uygulamada temiz olan ve Tanrının huzuru ile uyumlu olan bir yürektir. İşlenen bir günah itiraf edilmediği zaman bizim Tanrı ile olan paydaşlığımıza engel olur. “Eğer yüreğimde günaha yer verir isem o zaman Tanrı beni işitmeyecektir.” Tanrı, Kutsal Ruhun gücü ile tam bir adanmadan, canlarımızın her gün sürekli Ona yapışmasından keyif alır. Yürek, ancak böyle bir bağlılıktan yarar görür, vicdan esenlikte olur ve can her deneme ve her hizmet için uygun hale gelir.

Ve şimdi, incelediğimiz mezmurumuzda belirtildiği gibi koyunlar nasıl sakin suları seviyorlar ise bir Tanrı çocuğu da aynı şekilde bu tanrısal dinlenmekten hoşlanır. Hiç bir manzara bu bereketli otlaklardan ve sakin suların verdiği huzurdan daha güzel olamaz. Ne şehrin ne de insanların gürültüsü onların sükunetini bozamaz. Sürüler sakin suların kıyısında yatar ve dinlenirler. Tanrıdan ve Mesih’ten bizim için akan sakin suların güzel ve tazeleyici görünümü tamamen Tanrıya adanmış bir yaşamın göstergesidir. Şilo’nun suları gibi bu sular da yumuşak bir şekilde akarlar; benlik ve günahın sıkıntılı dünyasından akarlar ve ah, benim canım!

“Sen vuran dalgaların sesini
Ya da esen kızgın rüzgarların uğultusunu duymazsın.
Ama onlardaki harikaları kim söyleyebilir?
Tanrın sana bu harikaları gösterecektir.”

Tüm kurtarılmış olanlar Onun geleceği o tatlı zamanı dört gözle beklerler. “Tahtta oturanın onlar arasında konut kuracağı ve tahtın orta yerindeki Kuzu’nun onları besleyeceği ve diri suların kaynağına götüreceği o tatlı zamana özlem duyarlar.”