Altıncı Bölüm

TAZELENEN CAN

“O, canımı tazeler.”
“Korku içindeki canın neden titrer?
Alnında görülen üzüntünün sebebi nedir?
Yolunun çevresine bulutlar yığılabilir,
Ama senin Tanrın şimdi yanındadır.

“İmanı başlatan ve tamamlayan O,
Senin ruhunu yenileyecektir.
Onun ölümündeki o kutsal saatte,
O senin kurtuluşunu tamamladı.”
Bayan Winslow’un Anıları

“O, canımı tazeler.” Rab, zayıf hissettiğimizde ya da üzüntü tarafından ezildiğimizde bunu yapar. Tükendiğimizde yeniden canlandırır, ya da cana can katar; Mezmur 19:7 ayetinde de aynı sözcüğü görürüz: “Rabbin sözü yetkindir, cana can katar.”  – yani, “canı” tazeler!

Aynı düşünce Rut 4:15 ayetinde karşımıza çıkar; çevresindeki kadınlar Naomi’ye, Rut’un Boaz’dan doğan çocuğu ile ilgili olarak şunları söylediler: “O, seni yaşama döndürecek. Ve yaşlılığında doyuracak.” Burada mezmurumuzda, ‘ tazeleme’ sözcüğünün önderlik etmek, beslemek ve meshetmek gibi eylemlerin, hayran olduğumuz ve tapındığımız Baş kahinimiz ve Göksel Çobanımızın sürekli işinin olduğuna dikkat edin. Bir imanlının tüm yaşamı tazelenmeler içerir; O, canımı tazelemiş ya da tazeleyecek değil, ama “canımı tazeler.”

Yiyecekte, tazelemek için doğal bir güç bulunur. Bu güç, tüm fiziksel doğa ile aynıdır. Yaz mevsiminin başlangıcında tüm koyun sürülerini gördüm; yollarını güneyin alçak bölgelerinin kızgın ve kuru yollarından daha yükseklerdeki Alp dağlarının zengin vadilerindeki otlaklara çevirirler. Yukarı doğru çıkarlar iken sanki ölecekmiş gibi tükenmiş ve yorgun görünürler ama oradaki yeşil çayırların ortasında beslenir ve canlanırlar. Bedensel organizmamız ile ilgili olarak yiyeceğin nasıl bir güce sahip olduğunu biliriz; en büyük yorgunluktan sonra bile beslenme nasıl da çabuk bedeni tazeler!

Belli bir döneme kadar kendi yaşamımızda besin desteği israfa üstün gelir; ona hakimdir. Bebeklikten çocukluk dönemine ve çocukluktan ömrümüzün en yüksek noktasına kadar bu böyledir. Bu dönem geçer ve bir değişim ortaya çıkar; israf, besin desteğine üstün gelir. Bu yüzden hiçbir insanın engel olamayacağı bir çürüme oluşur. Ama lütuf doğadan daha güçlüdür. Mesih’ten beslendiğimiz sürece tazelenme devam eder;  asla son bulmaz. Dışsal varlığımız mahvolabilir ama “içsel varlığımızher geçen gün yenilenir.” Bu nedenle, tazelenme ruhsal olarak bizimledir, aynı Musa’nın yüz yirmi yaşında iken onunla fiziksel olarak beraber olduğu gibi! Musa, kırk yıl süreyle Mısır’da bir prens olarak yaşadı, daha sonra Midyan’da kırk yıl çobanlık yaptı ve Yeşurun kentinde kırk yıl krallık yaptı. Musa yüz yirmi yaşında idi ama yine de “ne gözleri zayıflamıştı ne de gücü tükenmişti.”

Bereketli gerçek! Canlarımızın Mesih’e duyduğu ihtiyaç asla bitmez ya da yolculuğumuzun sonuna yaklaşır iken bize sağlanan destek azalmaz. İman ise zayıflamak yerine giderek daha güçlü hale gelir, öyle ki ben, uzun bir yaşamın sonuna gelmiş olan Tanrının pek çok kutsalının gerçeğin tüm tazelik ve gücüne yapıştığını ve ondan zevk aldığını bilirim; ilk sevgilerini yaşadıkları günlerden çok daha gayretli olan böyle kutsallar tanımışımdır. İsrail oğullarının çölde ayakkabı ve giysilerinin eskimemiş oldukları gibi müjde de bu kutsallar için son ana kadar onları beslemiş ve desteklemiştir. Hayır, belki el felce uğramıştır ve göz zayıflamıştır ve beden zayıf düşmüştür ama zihin hala vaadi kavramak ve tacı ümit etmek için sağlamdır. Pavlus, şu sözleri yaşlandığı zaman söylemiş idi: “Benim için önüme konmuş olan bir doğruluk tacı var.” Ve bedenleri açısından zayıflamış olan pek çok kişi şu sözleri söylemekte nasıl da gayretli olmuşlardır: “Bedenim ve yüreğim gücünü kaybedebilir ama Tanrı yüreğimin gücüdür ve sonsuza kadar bana düşen payımdır.” Böylece ilk sevginin en güçlü sevgi olması ya da Mesih’teki ilk günlerin en mutlu günler olması gerekmemektedir. Önemli olan sözden beslenmek, tüm israfları tamir eden ve tüm istekleri tatmin eden Tanrı ile paydaşlıkta yaşamaktır. Mesih’in tüm bunalımı uzaklaştırmak için, tüm güçlüklerin orta yerinde destek vermek için yeterli gücü vardır. Öyle ki, günah ya da sadakatsizlik nedeni ile yaşanabilecek her tür sıkıntıdan uzak durarak şu sözleri söyleyebilelim: “O canımı tazeler; beni kendi adı uğruna doğruluk yollarında yürütür.”

Burada, ben, doğru düşüncenin şu olduğuna inanıyorum – “O, canıma can katar.” Ama bazı kişiler bu ifadeyi şöyle anlarlar: “O, canımı zayıflatır.” İhtiyaç gördüğünde O’nun bizi terbiye ettiğinden hiç kuşkumuz yok. Bedenin enerjisi bu sağlayışların yerini alabilir ve Tanrı çocuğu kendisinin iyi olduğunu düşünebilir. İşte o zaman Tanrı, bir zamanlar meleğin Yakup ile güreştiği ve onu bilinçli bir tavır ile uyluk kemiğine dokunarak zayıf düşürdüğü gibi Tanrı yanlış enerjiye dokunur ama aslında bizimle güreşen Kutsal Olan bize sahiptir ve biz çaresiz kaldığımız ve Ona yapıştığımız zaman, O’na, “Adın nedir?” diye sorarız. Ve O’nun bize verdiği karşılık O’nun adından daha iyi imiş ya da O’nun adı imiş gibi, şöyle olur: “Ve Rab onu orada bereketledi.” Ancak diğer kişiler bu sözleri kötülükten iyileşme anlamında anlarlar. Aslında aynı zamanda bu da doğrudur – İyi Çoban biz sürüden ayrılıp dolaştığımızda bizi bulur ve iyileştirir. Bir koyunun sürüden ayrılması kadar normal bir şey yoktur. Ve koyun ayrı dolaştığı zaman, yolunu bulmakta zorluk çektiği görülür ve dolaşıp durur; gece olana, karnı acıkana ya da bir düşmana yenik düşene kadar yüzü yere bakar. Sonra feryadı duyulur. Ama bu feryadını kim duyar? İyi Çoban doksan dokuz koyunu bırakır ama “bu” koyunu bırakmaz. Sürüden ayrılan bu koyunun peşinden gider – ne zamana kadar? Koyunu aramaktan vazgeçene kadar mı? Aslında hayır! Ama “koyunu buluncaya kadar!” vazgeçmez. Sonra onu sevinç içinde sürüye geri getirir. Ve dikkat edin, burada sözü edilen sevinç, İyi Çoban’ın duyduğu sevinçtir! Luka 15. bölümde tüm bunların bir örneği yer alır. Bu bölümde sürüde olan ve tazelenmeye ihtiyacı olan kişi anlatılır. Yüz koyunun hepsi Çobanın kendi koyunudur, doksan dokuzuncu koyun olarak adlandırılan da sürüdeki diğer koyunlardan biridir. Bu koyunlardan hiç biri O’nun elinden kapılamaz. O sürüdeki tüm koyunların güvenliğinden sorumludur. Babanın isteği, tek bir koyunun bile mahvolmamasıdır. Ama ne yazık, koyunlar bazen sürüden ayrılırlar! Ama asla O’nun kolunun uzanamayacağı bir yere gidemezler. Bu yüzden “O, canımı tazeler, O, beni kendi adı uğruna doğruluk yollarında yürütür” diyebiliriz.

Hata yapmış biri, sapkın birinden farklıdır. Yahuda sapkın biri idi, Petrus ise hata yapmış idi; Mesih’e ait olduğunu söylemekten çekinmiş hatta korkmuştu. Sapkın biri, zaten Tanrı çocuğu değildir. Hata yapan kişiler iki türdür – yüreklerinde hata yapanlar ve yaşamlarında hata yapanlar. Yürekte yapılan hata oldukça gizli ve hissedilemez ya da fark edilemezdir. Efrayim’in “gri saçları” vardı ve bunu bilmiyordu. Ne yazık! Bu üzücü bir durumdur; yapılan iş, düzgün kalabilir ama onun çiçeği çok geçmeden çürüme belirtileri gösterir, öyle ki, yürekteki hata çok geçmeden yaşamdan içeri girerek kendini gösterir.

Sürüden ayrılan bir koyun bunu yaptığı zaman, söylemiş olduğum gibi, başını yukarı çok ender kaldırır ya da hiç kaldırmaz. Hata yapmış zavallı canlar için de aynı şeyler geçerlidir. Artık bir zamanlar yaptıkları gibi Tanrıya ya da Mesih’e güven içinde bakamazlar. Bir zamanlar Tanrıya Babaları göğe ise yuvaları olarak korkusuzca bakmakta iken şimdi bunu yapamazlar. Hatta uyandıkları zaman bile gözleri günahları ve zavallı kendileri üzerindedir. Ah, Tanrının günah ve benlik yolundan uyandırmak için kullandığı sıkıntılar nasıl da bereketlidirler! “Sıkıntıya düşmeden önce yolundan ayrılmıştım.” Tanrı, “Niye sıkıntı içinde yaşayasınız? Hata yapmış çocuklarım, geri dönün ve ben sizin yaralarınızı iyileştireceğim” demektedir. Tanrının bizden istediği tek şey budur: geri dönmemize Geri dönmek ve tövbe etmek aynı şeydir. Ayrıca bunun da ötesinde, O, bize şifa verecektir. Ve o, bunu yenilenen bir kefaret eylemi aracılığı ile yapmaz, ama zaten yapılmış olan kefareti, canlarımıza Kutsal Ruh aracılığı ile uygulayarak yapar. Düvenin (doğurmamış genç inek) ölümü vaki olabilir ama külleri yine de defalarca uygulanabilir. Böylece O, eşsiz kanın değerini günahlarımıza her zaman yeni bir şekilde uygular ve aynı zamanda kanayan yüreklerimize, değişmeyen ve şefkatli sevgisini verir. Ah, Tanrımızın lütfu ve sevgisi! O, hata yapan bu zavallı çaresizlere şefkatle ve dokunaklı bir şekilde şu gerçeği hatırlatır: “Ben seninle evliyim.” O’nun lütfunun yolları işte böyle tatlıdır! Ve “Bana geri dönün” ifadesindeki sözleri de tatlıdır. O’nun yüreğinin tek dileği, Efrayim’in ve bizim O’na geri dönmemizdir, bir başka kişinin dediği gibi:

“ Bizler çok zayıfız, yüreklerimiz çok kötü; çürümüşlük en derinlerinde yerleşmiş ve şeytan bizden güçlü öyle ki, biz tek başımıza bu zorlukların üstesinden gelemeyelim diye. Rab bu yüzden şu sözleri söyledi: “Bana dönün …. ; çünkü Bensiz HİÇ BİR ŞEY yapamazsınız.” İmansızlık sık sık geri döner. Mesih’in tamamlamış olduğu işine geri dönmek ve tüm dertlerimizi Babanın önüne dökmek yerine neyin yanlış neyin doğru olduğunu tam bilmeden sorunları kendi çabamız ile çözmeye çalışır ve üzerimize ağır yükler koyarız.

Ah, yüreğimizin yaptığı hataları Tanrının huzurunun ışığı yerine ne kadar da sık karanlığa bırakmaya çalışırız. Oysa Tanrının huzurunun ışığına geldiğimizde bir dakika içinde tazeleniriz. Eğer daha uzun sürer ise o zaman bunun nedeni, imansızlıktır. Çünkü imanımız O’nun şu sözlerindedir: “Eğer günahlarımızı itiraf eder isek”, (bu bize düşen kısımdır) “Güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp (bu, Tanrıya düşen kısımdır ve biz itirafta bulunduğumuz ZAMAN bunu yapacağını vaat etmiştir) bizi her kötülükten arındıracaktır.” Ama ne yazık! Çünkü imansızlığımız en büyük düşmanımızdır – esenliğimizi sık sık rahatsız eder ama şükürler olsun ki güvenliğimizi asla rahatsız edemez. Çünkü güvenliğimiz imana bile bağlı değildir; hamdolsun ki güvenliğimiz yalnızca İsa’ya bağlıdır. Yaşlı bir yazar şöyle der: “İmansızlık belki Mesih’in bize vermiş olduğu antlaşma kopyalarını yırtabilir ama Tanrı bu antlaşmanın orijinalini hala göklerde Kendi yanında muhafaza etmektedir. Bizim kuşku ve korkularımız bu antlaşmada yer almazlar; yer almadıkları gibi Mesih’i de değiştiremezler.” 1

Ama içimizdeki tanrısal yaşamımız olan Mesih değişemez olsa da ve değişmeyecek olsa da Davut örneğinde olduğu gibi, suçları bağışlanmış olsa dahi Davut şu sözleri söyleyebildi: “Günahım her zaman önümdedir.” Günahı onun önünde idi ama onu suçlamak için değil, ama bir anlamda günahının derin utancı ve üzüntüsü altında onu alçakgönüllü yapmak için. Bir Tanrı çocuğu hakkında şu sözler söylenebilir:

“Ne yazık ki, bağışlanmış olan imanlıda;
Bedeninden ayrılana kadar günah tohumu var olacaktır.
Ama imanlı Mesih’te aklanmış, kutsal kılınmış ve hatta yüceltilmiştir!”

Davut gibi aynı sözleri söyleyebilen imanlılar ne kadar da mutlu ve bereketlenmiştirler! “O, benim canımı tazeler: Beni kendi adı uğruna doğruluk yollarında yürütür.” Bu doğruluk yolları, kutsallık ve itaat yollarıdır.

Mesih’in Rabliğini, Ona itaati ve pratikte tüm kötülükten ayrılmış olmayı unutan pek çok kişi, merhamet ve yardımseverliğin evrenselliğini ve büyüklüğünü överler. Ah, Mesih’in Yol olduğunu ağız ile ikrar etmek kolaydır; ama Onun tüm yollarında Onun tüm adımlarını tam olarak izlemek hiç de kolay değildir, hatta imkansızdır; hatırlayalım! O’nsuz hiç bir şey yapamayız. Eğer Kutsal Ruhun gücü ile yerde ve yaşamda ve sahip olunan tanrısal Rabliğin 2 içinde yürünür ise bu yaşamdaki ilişkilerde Mesih izlenemez mi? Ve yine de Tanrı sevgisinin konut kurduğu yerde bu sevginin, kişileri doğruluk yollarına ve pratik kutsallık yollarına yönlendirmesi gerekir – burada sözü edilen yollar kendi evlerimizde, iş yerimizde, insanların önündeki duruş ve yürüyüşümüz ile Tanrının kilisesinde, yaşamda ve dünyadaki tüm ilişkilerimizde her gün yürümemiz gereken yollar! Tüm gezegenler kendi merkezi kürelerinin çevresinde dönerler. Rabbimiz de tüm halkını çevresinde toplayarak bu yollara götürecektir. Yolumuzun basit pratik doğruluktan asla ayrılmaması gerekir. Diğer insanlara sevgi ve yardımseverlik konusunda bile gerçekten ayrılmamamız gerekir. Rab kısa bir süre sonra sevgi ve doğruluğun sonsuz konutlarına sahip olacakları yere götürecektir. Orada artık bir daha yoldan ayrılmayacağız ama “Kuzu nereye giderse biz de Onun ardından gidecek ve O’nu izleyeceğiz”, Bu arada eğer canın bunalımı, ya da üzüntü ve denenme veya günah nedeni ile tükenmişliği söz konusu olduğunda, Tanrıdan uzaklaşabiliriz, o zaman bize burada açıklandığı gibi Söz’e ve İyi Çoban’a yeniden sımsıkı sarılalım – O’nun kanı temizlenmemiz için hazırdır – değişmez sevgisi ve lütfu gücümüzdür! Bu mezmuru ilk kurtulduğumuz zaman okuduğumuz gibi okuyalım. Rabbi ilk kez gördüğümüz zaman bu yeni zevkimiz ile ne kadar bereketli ve ne kadar mutlu idik! Bu zevki tekrar yenilemesi için Kutsal Ruha rica edelim. Yemyeşil otlaklarda ve sakin suların kıyısında yatalım. Bizimle çarmıhta karşılaşan o sevecen, lütufkar ve günah bağışlayan huzuru yeniden yakalayalım. O, bizi tahtına oturttu ve yukarı kaldırarak kendi göğsüne aldı ve Onun bizim için atan o İnsan yüreği gerçek sevgi ile doludur. Onun sesine kulak verelim ve ayrıca bunun da ötesinde hizmetimiz, itaatimiz ve paydaşlığımız hakkında bize verilen dersin tadını çıkartalım –

“Bir çocuk gibi davranan sen, ne diyeceksin?
O’na güvenerek ilerle ve bunu her gün yap,
Ama asla tatlı sığınağından dışarı çıkma!”


1.RUTHERFORD.

2.Söz’de bu konu ile ilgili iki bölüm önemlidir – Romalılar 10:9 ayeti (Revised Version). “Eğer ağzın ile İsa’nın Rab olduğunu açıkça söylersen” ve 1. Petrus 3:15 ayeti. “Mesih’i yüreklerinizde Rab olarak kutsayın.” Pek çok kişi O’na Rableri olarak bağımlı olmasalar da O’nu Kurtarıcıları olarak kabul ederler.