Yedinci Bölüm

GÖLGELİ VADİ

“Ölüm gölgesinin vadisinden geçsem bile,
Kötülükten korkmam. Çünkü sen benimlesin.
Çomağın ve değneğin güven verir bana.”
“Orada hiç bir gölge yok, –
Her şey ışık ve şarkı,-
Ve orada şu sözler işitilir: ‘ Zaman beni
Ne kadar süre o sevgili kalabalıktan ayıracak?’” —BONAR

Burada söz edilen “ölüm gölgesi” olarak adlandırılan ifade üzerinde duralım. Ölüm kendi içinde onun kapılarından içeri giren imanlı kişiler için gölgeden başka bir şey değildir. Bu gölgeyi çok sayıda kişi kendi hayal güçlerinin aslı olmayan aldanışları ile doldurur! Ama lütfun tatlı şarkıcısı onu Rab ile doldurur.

Bu konuda çok hoş şeyler yazmış olan biri 1 şu soruyu sorar: “Bilinmeyeni bizden ayıran o perde arasından geçer iken duygularınız ne olacak? Perde tüm aşağıdakilerin üzerine düştüğü ve çevredeki her şey gerçeklik olacağı zaman ne hissedeceksiniz?” “Sen benimlesin”, bu sözlerde çok şey yer alır. Bu, vadideki gökkuşağıdır; çünkü antlaşma sevgisi her yeri aydınlattığı zaman ne güneşe ne de aya ihtiyaç kalmaz. Ama eğer burada yerde Onun huzurunun herhangi bir dehşetten üstün olduğunu görmek istiyor isek O’nun huzurunun burada yeryüzündeki herhangi bir sevinçten daha üstün olduğunu anlamış olmamız gerekir.

Mezmur yazarı muhakeme yapar: O şimdi benimle, eğer şimdi benimle ise sonra da benimle olacağı çok daha kesindir. Yüce güvence! Doğrudan vaat üzerinde atılmış olduğu kadar hali hazırdaki deneyimleri de temeline almış bir güvence! Gerçeğine inandığımız Tanrıda böyle dinleniriz ve Tanrı sevdiklerine uykularında böyle sağlar! Onun gerçeği ne yaşamda ne ölümde hiç değişmez; O, Mesih ile birlikte olan cana, her koşulda, tam ve nihai güvencenin sözünü vermiştir; Bu güvence her yerde ve her zaman, yaşamda ve ölümde hep aynıdır; değişmez!

Burada önemli olan iki şey vardır: durumun kendisi, yani, hüzünlü vadi ya da bire bir anlamı ile “ölüm gölgesi” ve ikinci olarak ifade edilen, güvencedir! – “Hiç bir kötülükten korkmam.” Bu durumun kendisi hakkında bazı kişiler tarafından çarmıhtan tahta kadar varsayımlarda bulunulur: örneğin günah ve utanç ve reddedilmiş ve çarmıha gerilmiş bir Mesih hakkında bu kötü çağın tamamı boyunca gerçekten uzak yaşayanlar çoktur. Bazı kişiler açısından ise imanlı yeryüzünde bulunduğu tüm süre içinde ölüm derecesinde acı içinde yaşar. Ama “rağmen” ya da “yürüdüğüm zaman” sözleri, bu mezmur yazarının kendisinin o zamanda vadide olmadığını ima ediyor.

Diğer kişiler ise bunu her imanlı için kalın bir karanlığın vaftizi ve bir can sefilliğinin dönemi olarak tanımlarlar. Ve tüm imanlıların er ya da geç böyle bir deneyim yaşayacaklarının kesin ve net olduğunu düşünürler. Ama tövbe edip yeniden doğduğu anda “ilk sevgileri” içinde iken yukarı alınan ne kadar çok kişi olmuştur. Onlar, yeryüzünde parlak bir cennet olandan ayrılıp göklerdeki daha parlak bir göğe giderler. Pek çok kişinin gerçekten de canı karanlıktır ama bir Hristiyan böyle bir deneyim yaşasa bile bu yine de gerçek bir imanlı deneyimi olmayabilir. Burada yani bu mezmurda sözü edilen deneyim bu değildir. “Sen benimlesin”  ve “hiç bir kötülükten korkmam” ayetleri, nasıl bir karanlık olur ise olsun bu karanlığın içinde Tanrı ile birlikte bir yürüyüş olacağını belirtirler. Ayrıca bunun da ötesine bu mezmurun pastoral, yani, çobanlara ve kırlara ait bir mezmur olduğunu hatırlamamız gerekir. Koyunların karanlık ve ıssız yerlerden geçirilmeleri gerekir ve boş, harap ve viran yüksekliklerden ayıran vahşi ve uygarlık görmemiş iki dağ arasındaki geçitler arasından götürülmeleri lazım olan anlar olacaktır. Ama Davut gibi bir çobanın koyunları ile birlikte olacağı kesindir; onların güvenliğini oluşturur. Davut’un kendisi mezmurda bazen götürülmesi gereken bir koyunun yerini alır; Davut gerçekten de büyük üzüntü zamanlarında ve koşullarında sık sık yönlendirilmiştir. Ama onun da sahip olduğu böyle harika bir Çoban ile korkuya kapılmaması sağlanır. Bizimle birlikte olan Mesih sayesinde durumumuz ne olur ise olsun ve koşullar ne kadar karanlık ve üzücü olurlar ise olsunlar kötülükten korkmamız gerekmez. Vadinin bazen bir sıkıntı zamanına, bazı gözlerin doğruyu görmesini engelleyen acılara ya da düşman ile karşı karşıya gelemeye delalet edebileceği hiç kuşkusuz mümkündür. Bu sözler kutsal yazılarda defalarca karanlık ima etmek için kullanılmıştır; üzüntünün ve derdin derinliğini gösterirler. [ Eyüp 3:5; 10:21; 34:22; Mezmur 44:19; 107: 10-14; Yeşaya 9:2; Yeremya 2:6; Amos 5:8]

Mesih’in acıları ile paydaşlık da Pavlus’un “ölüm gölgesi vadisi” olarak gördüğü bir durumdur. Pavlus bedeninde Rab İsa’nın yara izlerini taşıdığını söyler ve bu ifadesine şu sözleri de ekleyebilir: “her gün ölüyorum;” o yine de en ağır üzüntüsünü, en hafif üzüntüsü olarak saymıştır. Ve şimdiki zamanın acılarının Mesih’te açıklanacak olan yücelik ile kıyaslanmaya değer olmadıklarını bildirir. Bu vadiye yalnızca ölüm olarak bakmamış olan Bünyan ise yolculuğunu içinde bulunduğumuz zamanın o göksel kenti bölen ırmağa ulaşıncaya kadar geçilecek olan bir dönem olarak tanımlar. Ben bu bölümü şöyle anlıyorum: burada İyi Çoban’ın bizi götürebileceği her tür üzüntü ve karanlık yolundan söz edilmektedir; ölüm ise son üzüntüdür.

Buradaki görünüm ölümün kendisi anlamına gelmez ama zarar veremeyen ölümün getirdiği gölge anlamına gelir. Ölümün getirdiği bu gölge bazı kişilere diğerlerine göründüğünden daha karanlık görünebilir. Ölmekte olan biri, “ölüm, bir oyun sahası değil” 2 dedi. Bir başkası ise şunları söyledi: “Bu hafta (öldüğü hafta) içinde Mesih’i daha fazla tanıdım. Öyle ki, yaşadığım hayatın toplamında bile Onu bu kadar tanıyamamıştım.” 3 Yine bir başka kişi bedenden ayrılışının akşamında şöyle dedi: “Yuvaya döndüğüm zaman tohumumun ve tohumumun tohumunun son kuşağına kadar kurtulması için ettiğim on binlerce dua yanıtlanacak mı?” 4 Böylece görüyoruz ki, Adem tabiatına ölmüş olan kişiler için ölüm tamamen ışıktır ancak geride kalmış olanlar için karanlıktır. Rahel çocukları ile ilgili olarak teselli edilmeyi reddetti; Davut da aynı şeyi oğlu Avşalom için yaptı. Bir başkasında ölüm gördüğümüzü varsayalım; doğa, ölüm odasında görmüş olduğumuz şeye karşı gelir; özellikler hala değişmemiş olmasına ve her şey sakin görünmesine rağmen arkadaşlar nasıl halı ile kaplı bir zeminde adımlarının çıkardığı sesi susturmak istercesine yumuşak bir şekilde yürürler ise ölüm de aynı şekilde bir “uyku giysisidir” ve bir “ölüm maskesi değildir.” O odanın üstüne çöken karanlık gölgenin içinde kalan kişilerin kederlendikleri kesindir. Orada egemenlik süren o ciddi sessizlik, arada sırada  yalnızca acı çeken kişilerin hıçkırıkları ya da nazik teselli ve sempati sözleriyle  kesilir.

Ölüm odasında yersel evi, kiracısı içinde olmadan gördüğümüz zaman aklımızdan bir sürü düşünce gelir ve geçer  – eğer elimizden gelse söylemek istediğimiz ne kadar çok şey olurdu ya da belki hiç bir şey söylemek istemezdik. Belki pişmanlıklar duyar ya da belki elimizden gelse birçok şeyi düzeltmek isterdik. Sevdiklerimiz ile öyle bir şekilde yaşamalıyız ki, bizden ayrıldıkları zaman pişmanlıklarımız olmasın ve yüreklerimiz güceniklik ya da küskünlük içinde birbirlerinden ayrılmasınlar. Ölümün kendisinin neden olacağı üzüntüden çok daha derin bir üzüntüye ölüm odasında yer vermeyelim! Şimdi burada söylediklerimizin tamamen aksi olan güzel şeylere kulak verelim; sevecen bir oğlun sevgili annesinin anısına yazdığı şu satırları okuyalım:

“Çocukken senin öleceğin günü düşünür ve ağlardım;
Bunu düşünmek bile yüreğime ağırlık yükler ve
En güneşli günümü bile bulutlar ile doldururdu.

“Ama sen yine de öldün işte! Ve canım annem,
Ben şimdi ağlasam da sana baktığım zaman
Senin o huzurlu uykunu bozmak istemem.
Ya da gözlerini açıp bana bakmanı dilemem.

“Seni şu anda bulunduğun o tatlı yerde rahatsız etmek istemem,
Yukardaki o harika yuvandan da alıkoymak istemem.” 5

Böylece görüyoruz ki, ayrılmış olanın üzerine gölge düşmez; ama ölüm döşeğinin çevresinde bulunan ya da mezarlıkta açık mezarın üstünde duran kişilerin üzerine düşer. Bedenden ayrılmış olanlar için konu, İsa’da uyumaktır. Çünkü bir Tanrı çocuğu için ölüm budur – “bedenden uzakta olmak – Rab ile birlikte olmak.” Ancak geride kalanlar için üzüntü duymak ne kadar büyük bir gerçekliktir! Evet, kederleri ne kadar da acıdır! Dünyaları yıkılmış gibi hisseden bu kişilerin böyle bir zamanda: “Sen benimlesin! Senin değneğin ve Senin çomağın güven verir bana” diyebilmeleri nasıl da büyük bir tesellidir! Hangi ışıkta görünür ise görünsün, ölüm teselli verir. Şimdi bizim bedenden ayrılışımız hakkında konuşuyorum – gözler her zamankinden daha büyük bir gayret ile kutsal sayfaların üzerine dikilir ve can onların güvenli öğretiş ve sonsuz tanıklıklarına ikna olarak huzur bulur. Çünkü, ah! Yönümüzün doğru olup olmadığı ölümde görülecektir. Her can için ne kadar da önemli bir konu! – sonsuz bir ölüm ya da ikinci ölüm! Bu durum kötüler için dehşet verici olmalı; çünkü onlar ölümün gücü ve ölümün içinden geçerler iken Tanrının meleği onları ötesinde yargı bulunan diri Tanrının ellerine getirir. Kim böyle bir ölümü daha sadece düşünür iken bile dehşete düşmez?

“Vicdanım bağışlanmamış günahlar taşıdığı zaman
Zayıflık ve korku her taraftan bana sahip olurlar.”

Ama bu noktada, hemen o anda esenlik verebilen “Golgota’nın kutsal canlandırıcı akıntısı” bulunur. Mesih, ölümün tek gerçek panzehiridir. Çok eski, harika bir ilahi vardır; Sözlerinde cesur ricalar bulunan bu hiç değişmemiş olan ilahiyi ne kadar da çok severim!

“Ölümün ölümü ve cehennemin yıkımı,
Ey Tanrım, beni Kenan diyarının kıyısına güvenlik içinde ulaştır.”

Çünkü Mesih’in ölümü, ölümün ölümü idi. Ve O’nun dayanmış olduğu gazap, cehennemin yıkımı idi. Mesih’in çarmıhtaki mahkumiyeti, günahın mahkumiyeti idi. Luther bu nedenle inandığı gerçeğin enerjisi ile şu şarkıyı söylemiştir:

“Mesih İsa, Tanrının öz Oğlu, aşağıya geldi.
Bunu bizi kurtarmak için yaptı.
Ve günahı mahvederek tacını Ölüm’ün soluk yüzünden
Sonsuza kadar aldı; ölümün gücünü yok etti.
Artık ölüm egemenlik sürmüyor; ondan geriye kalan
Yalnızca boş bir şekildir; dikeni sonsuza kadar çıkartılmıştır.
Halleluljah!
“Yaşam ve ölüm çakıştığında, garip ve dehşetli bir çatışma oldu.
Ancak hamdolsun ki, zaferi yaşam kazandı.
Ölümün egemenliği sona erdi.
Kutsal yazılar çok net bir şekilde yaşamın ölümü yuttuğunu yazarlar.
Halleluljah!

Ölümü dehşetli hale getiren günahtır ve günahın yargısı hemen ölüm ile gelir. Ama Mesih bizim yerimize ölmek için ağaca asıldığı zaman, bir imanlı için günah ve günahlar ve günahların doğmasına neden olan kötü Adem tabiatı, cehennemin kendisi ile birlikte o ağaçta hüküm giydiler ve mahkum oldular. __” O’NUN KENDİSİ (buradaki her sözün ağırlığı vardır) BİZİM GÜNAHLARIMIZI ÇARMIHTA KENDİ BEDENİNDE TAŞIDI!” O, günahlarımızı taşımakla ya da üstlenmek ile onların yargısını da üstlendi. İşte, “Bu nedenle Mesih İsa’da olanlar için artık mahkumiyet yoktur (yargı yoktur).” İşte bu yüzdendir ki bizler şu sözün tatlı güvencesi içinde ölüyoruz: “Evet, ölüm gölgesi vadisinden yürüsem bile hiç bir kötülükten korkmayacağım.”

Bu “evet” sözcüğü ya da bazı kişilerin okudukları gibi, “bundan başka?” ifadesi imanın daha büyük bir çabasını gösterir, tüm olasılıkları içinde barındıran o gücü kabul eder; ölüm gölgesinin vadisinde imkanların sayısı ya da tesellisi ne olur ise olsun imanın ihtiyacı, Tanrının vaatlerini kabul etmektir. Ah, evet! Aşağı inerek vadiden içeri girmek ya da onun olasılıklarını düşünüp taşınmak gerekir ve sonuç, “Hiç bir kötülükten korkmayacağım;”  bu yalnızca Söz’de tanımlanan bir sonuç değil, ama aynı zamanda Tanrının çocuklarının sayısız çoğunluğunun ölümlerinde görülmüş olan bir gerçektir.

Ben bir kez ölmek üzere olan bir Tanrı çocuğuna şu soruyu sormuştum: “Korkuyor musun?” İmanlı kız kardeş bana şu yanıtı vermişti: “Korku mu? Neden korkayım? Mesih korkmaz. ‘ İsa benimdir!’ Konu ölüm değildir, ölüm yoktur, çünkü ben yemyeşil çayırlarda ve sakin suların kıyısında yatıyorum. Buradaki ayrılma sahnesi bir dehşet ülkesinde yer alamaz; ama bir esenlik vadisinin tam ortasında yer alır. Ve konuştuğum bu imanlı kız kardeş “yemyeşil çayırlarda ve sakin suların kıyısında yatarak” İsa’da uyumaya gidiyor idi. Böylesine bir güvene sahip olmak gerçekten çok değerlidir ve kutsallarının ölümü Rabbin gözünde gerçekten de çok değerlidir.


1.VISCOUNTESS POWERSCOURT.

2.MAJOR MALAN

3.MRS HARINGTON EVANS

4.MRS MARY WINSLOW

5.SIR E. DENNY