Sekizinci Bölüm

IŞIKLI VADİ

“Hiç bir kötülükten korkmayacağım.”
“Ölüm vadisinden korkmuyorum –
Çünkü benim için orada sakin suların kıyısında
Yemyeşil bir otlak vardır.
Huzur veren bu yerde ölümün gölgesinden korkmam.
Bir gölge bana asla zarar veremez.
İsa’nın kollarında dinlendiğim zaman O’nda sevinmem gerekir.” 1
—MRS THOMPSON

Kutsal yazılarda sık sık şu ifadeleri okuruz: “Korkma” ve buna verilen cesur karşılık: “Korkmam,” ya da burada yazıldığı gibi: “Hiç bir kötülükten korkmayacağım.”  – tüm sıkıntıların, özellikle ölüm gölgesi vadisi konusunda yapılmış olan bir beyan! Ve neden korku olmayacak? Görkemli kurtarılışımızın ışığında düşünecek olur isek bu vadide bir Tanrı çocuğu için korkulacak ne vardır? Tanrı çocuğu her bakımdan Mesih’te tam güvenlidir.

(1) Tanrıdan korkmaz; yani bir kul ya da köle gibi tutsak olmayan Tanrı çocuğu, için Tanrı onun göksel Babasıdır; Nuh, tanrısayar bir korku ile kendisini ve ev halkını kurtarmak için bir gemi inşa etmek üzere harekete geçti. Ancak onu harekete geçiren şey, bir kölenin duyduğu korku değil, kurtarmak isteyen bir sevgi Tanrısına duyduğu saygı ve sevgi idi. Ancak bizim ihtiyacımız olan ve istediğimiz şey sevgidir çünkü ne kadar çok seviyor isek sevdiğimiz kişileri üzmekten o kadar korkarız. Nuh’un duyduğu korku, kutsal ve saygı duyan bir korku idi. Demin de söylediğimiz gibi bir köleye özgü olan korku türü değil idi. Nuh, Tanrının kendisine gösterdiği yüce lütfa ve sevgiye iman etti. Aynı şey bizim için de geçerlidir; bizler sevdiğimiz kişilerden korkmayız ve “O’nu severiz, çünkü önce O bizi sevdi.”

Ama Tanrıyı sevebilmemiz için önce Tanrının bize olan sevgisini bilmemiz gerekir. Ve müjdedeki Tanrıyı görünceye kadar bunu anlayamayız. Tanrı, müjdede bize duyduğu sevginin bir objesi haline gelir. Ama Adem tabiatındaki doğal insan için Tanrı bir dehşet objesidir. Günah konusunda vicdanı uyarılmış olan ama gerçek Tanrıyı henüz görmemiş olan bir can için üzüntü adeta bir okyanus kadar büyüktür! Heweitson, Adem tabiatının çaresizliğini hissettiği zaman henüz Tanrının sevgisini kavramamış idi ve O’na bilinmeyen bir Tanrı olarak feryat ederek kendi bulunduğu çaresiz durum hakkında şunları söylemiş idi: “Gözyaşı dökerek rahatlamaya çalıştım ama yapamadım …. Ne kadar zavallıyım ve en büyük zavallılığım da yüreğimin, Tanrısına ve Kurtarıcısına karşı sevgi ile dolu olmasını istememe rağmen orada O’na karşı yalnızca buz gibi bir soğukluk ve taş gibi bir sertlik görüyorum. Bizi bu durumdan kurtaracak olan tek şey – Tanrının bize olan sevgisine iman etmek; içimizde konut kurmuş günaha değil imanla vaatlere bakmaktır! Söz’e baktığımız zaman bize Tanrının sevgi olduğunu söyler ve Tanrının dünyayı, dünyadan biricik Oğlunu esirgemeyecek kadar çok sevdiğini söyler. Oğul’a iman eden mahvolmayacak ve sonsuz yaşama sahip olacaktır. Bu gerçeği yalnızca Söz’de görebiliriz. Doğadaki güzellik, Tanrının güzelliğinin gölgesidir. Doğadaki harikulade güzellik, O’nun yüceliğinin gölgesidir; ama bize O’nun bize duyduğu derin, sınırsız ve sonsuz sevgisinden ve bu sevgisini Oğlunu armağan olarak vererek kanıtladığı gerçeği yalnızca Söz’de söylenir. Ne büyük bir değişiklik ve O’nun ile ilgili bilgi canda nasıl da kısa bir süre içinde yaratılır! Ölmekte olan yoksul bir adam bana bir kez şöyle demiş idi: “Ölmekten korkuyorum çünkü Tanrı bana kızgın.” Ben de ona hemen günahkarlar için hem de en büyük günahkar için ölmek üzere gelen Oğlunu armağan eden Tanrının sevgi ve lütfunun öyküsünü anlattım. Birkaç gün sonra onunla tekrar görüştüğümüzde “Tanrı sana hala kızgın mı?” diye sordum. Yanıtı şöyle oldu: “ah, hayır, Tanrı bana gülümsüyor.” Bu kişi, Tanrının bize olan sevgisini görmüş ve buna iman etmiş idi – o zaman Mesih daha biz günahkar iken bizim için öldü. Bu nedenle Tanrı çocuğu için sevgide korku yoktur. Çünkü mükemmel sevgi korkuyu dışarı atar ve eğer Tanrıdan korkmaz ise o zaman Tanrının kendisi için ne yapmış olduğunu bilir.

(2) Günahtan korkmaz; örneğin onun sonucundan korkmaz; imansızlığımız nedeni ile gözlerimizden yaşlar aksa bile yine de gözlerimiz bizi kanı ile tüm günahlarımızdan temizleyen Mesih ile öylesine dolu olmalıdır ki, bağışlandığımız gerçeğini hatırladıkça bu gözyaşları sevince dönüşsünler. Lady Powerscourt bir dostuna yazdığı mektupta şöyle demiş idi: “Günahlarımın yazılmış olduğu kitap açıldığı zaman tüm günahlarımın ve tüm günahlarınızın gerçekten bağışlanmış, silinmiş ve unutulmuş olduklarını görmek sizleri de melekleri de öylesine şaşırtacak ki, bu günahlarımı silmiş olan Mesih’in o eşsiz değerli kanına duyduğunuz saygı ve hayranlık, verdiğiniz değer sonsuzlara kadar sürecek.”

Luther, şu sözler ile anılır: “Ben kendim bir günahkarım. Ve iyi işler, insanı iyi bir insan yapmaz.

Tholuck şöyle demiştir: “Bazı kişiler için buna inanmak zordur; bir insan için günahının yapraklarından ve ürünlerinden, onun gövdesine ve köküne inmesi gerektiğini fark etmesi zordur.” Mesih’in çarmıhta yasal olarak ortadan kaldırdığı günahlar yalnızca bizim günahlarımız değil idi; ama Mesih’in her şeyden önce çarmıha çivilemiş olduğu her kötü şeyin kökü olan bizim o berbat ve murdar ve iyileşmesi mümkün olmayan ve mutlaka ölmesi gereken Adem tabiatımız idi. Bereketli bir beyan!

(3) Yasadan korkmaz. Pek çok kişi hafifletilmiş bir yasadan söz eder, sanki Tanrı yarattıklarından bulunduğu talebin seviyesini düşürebilirmiş gibi! Tanrının talebi, insanın ya yüzde yüz günahsız olması ya da ölmesidir! Merhum Adolph Monod şu soruyu sormuştu: “Bu talebi Kutsal Kitap destekliyor mu? Eğer önümdeki kutsal kitabı açar isem şu sözleri okurum: ‘ Tüm yasayı yerine getiremiyor isen o zaman elinden geleni yap ve Tanrı daha fazlasını talep etmeyecektir. Eğer kendini günahtan tamamen sakınamıyor isen en azından çok kötü suçlardan uzak kal: yardımseverliğin, sabrın ve kutsallığın hepsine sahip olmasan da birazına sahip ol ve davranışlarında bunu göster, o zaman göreceksin ki, yasa sana, yasanın cezalarını yeterince hafifleterek yardımcı olacaktır.” Hayır! Kutsal Kitapta bu tür ifadeler asla yer almaz! Adolph Monod’daki ruh Kutsal Kitabın ruhuna o kadar aykırıdır ki, bu kişinin yukarda yazdıkları tamamen kendi uydurmasıdır! Bunları okuduğunuz zaman, “Hey sen! İmansız hizmetkar! Dur! Sen Kutsal Kitaptan okumuyorsun, söylediklerini tamamen uyduruyorsun” diye haykırmak gelmez mi içinizden? Bu, hafifletilmiş yasa öğretişi Kutsal Kitabın ruhuna o kadar aykırıdır ki, bu adamın bu uydurma sözlerine eğer karşılık vermek zorunda olsaydınız, içinizde bulunan Hristiyan karakterine ait tüm duygularınız, tüm birikimleriniz, bu saçma girişimin karşısında isyan edecektir. Ama şimdi gelin ben size hiç bir şekilde uydurma yapmadan Galatyalılar kitabından gerçeği okuyayım: “Yasanın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: Yasa kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir. Tanrı katında hiç kimsenin yasa ile aklanmadığı açıktır. Çünkü iman ile aklanan yaşayacaktır. Yasa, imana dayalı değildir. “Yine söylüyorum, sünnet edilmiş olan kişi (işleri ile aklanmak isteyen kişi) yasanın tamamı karşısında borçludur. Bundan daha fazla ne diyeyim ki?” Diri Tanrının ellerine düşmek korkunç bir şeydir; çünkü Tanrımız yakıp tüketen bir ateştir. O’nun gözleri kötüye bakamayacak kadar saftır ve suçluyu hiç bir şekilde suçsuz çıkartmaz. Ve daha başka benzer binlerce bölüm; onlar hakkında ne diyorsunuz? Sizce tanrı, günahlı insanın zayıflığı ile uyum sağlaması için yasasını değiştirmek amacı ile böyle bir dil kullanabilir mi? Ve eğer sizin hafifletilmiş yasanız insan mantığının önünde duramıyor ise o zaman Kutsal Kitabın önünde nasıl duracak?

Hayır, Tanrı yasasını asla Kendisinden ayırmaz ya da yasasının, yarattığı insanlar üzerindeki talebini azaltmaz. Bu talep, ya itaat ya da ölümdür. İnsan itaat etmedi ve Mesih öldü! Mesih bizim yerimize geçti ve lanet oldu. Ve yasa işte bu sayede tatmin olduğu için “Mesih İsa’da olan kişilere hiç bir mahkumiyet yoktur.”

Ah, Golgota’nın yasanın şimşek ve gök gürültülerini susturmuş olması ne hoş! Çarmıhta söylenen şu cümle, “tamamlandı!” tüm talepleri, büyük ya da küçük tüm istekleri karşılamakta! Günahın vurduğu ve yasanın mahkum ettiği vicdanın, üstünde huzur içinde uyuyabileceği tek yastık! Ve yasa Tanrı çocuğunu artık ölüme götüremeyeceğine göre tanrı çocuğu,

(4) Ölümden de korkmaz. Bir zamanlar bir dostum şöyle demiş idi: “Ölüm korkunç bir canavar ve ondan nefret ediyorum.” Ve ona verilen yanıt şu oldu: “Sen ve ben bu korkunç canavar olarak adlandırdığın ölümden nasıl ve nerede nefret etmemiz gerekir?” Ölüm Tanrının kullandığı şekilde bizim için bir övgü ve bir şarkı olmuştur. Tanrı bizi ölümden kurtarmak için ölümü bir yol olarak kullandı. Pavlus bereketlerimizin neler olduğunu sayar iken onların arasına ölümü de koydu. “Ölüm de bizimdir.” İsrail, Kızıl Denizi yeni bir yaşam yolu olarak görmüş olmasa idi ne kadar büyük bir dehşete düşerdi. Kızıl Denizin ortasından geçer iken ölümün tam ortasında onlar yaşamın içinde idiler. Tanrı çocuğunun ölümü parçalara ayırdığını söyleyebiliriz. Tanrı çocuğu ölümü önce onun dikeni ile görmüştür; bu diken günahtır. Daha sonra çarmıhtaki görev tamamlanınca diken gitmiştir. Tanrı çocuğu için ölümün dikeni yoktur. Yaşamın Egemeni, onun tüm silahlarını elinden almış ve yenilgisini gözler önüne sermiştir. Bir Tanrı çocuğu için ölüm asla zarar vermeyen bir kılıcın gölgesine benzetebilir. Ölümden sonra yargı vardır ama eğer günah yok oldu ise yargı da gitmiştir. Tanrı çocuğu bu yüzden yargıdan korkmaz.

(5) Yargıdan korkmaz. Şeria ırmağı, yargıyı ima eder. Yargının yeri göğün ve bizim aramızdadır. Ve “Mesih’in insan için imkansız olan o denizi kurutması gerekir. Öyle ki, insan onun arasından geçip kurtulabilsin.” İsrail’in Kenan diyarına ulaşabilmesi için Şeria ırmağının karşı kıyısına geçmesi gerekiyor idi. Bu ırmak azgın bir halde iken onu geçmek mümkün değil idi. Hasat zamanı ve güneşin en tepede yani, en kızgın olduğu anda ırmak, Lübnan’ın tropikal sıcaklık anında çok çabuk eriyen karları nedeni ile bir sel haline dönüşürdü ve sonra şiddetli bir şekilde Kızıl Deniz’e doğru ilerlerdi. Bu haldeki denize düşmüş biri için asla umut yok idi. Suları yüzülemeyecek kadar kalabalıktı ve batmaya izin vermeyecek kadar güçlü idi. Bu yüzden kişi için saatler süren çok acı bir ölüm söz konusu olurdu.

Mesih hem Şeria’yı hem ölümden hem de yargıdan kurtardı. Ah, Tanrının çocuğu ne kadar da mutlu! Irmağın kenarında duruyor ve iman aracılığı ile yargıyı artık kendisi için bir engel olarak görmüyor. Onun ve Tanrının arasında, onun ve daha iyi bir Aden bahçesinin tatlı tarlaları arasında hiç bir engel yoktur, yaşam ağacı şimdi onun için çiçek açıyor. Ve Tanrı çocuğu,

(6) Ölüm gücüne sahip olandan da korkmaz. Tanrının şeytana neden böyle ölüm gibi bir zamanda bize karşı durmasına izin vermesi gizemli bir durum olarak görünebilir. “Ama bu durma izin veren O’nun bize her ihtiyaç zamanında yardım etmek için lütuf da verir. Havayı düşmanın okları doldurduğu zaman O’nun kalkanı bizi koruyacaktır. O, dünyaları dengede tutan gücü aracılığı ile yüreğimiz ve bedenimiz zayıfladığı zaman bizi sımsıkı tutacaktır. Son hüzün çevremizde kalınlaşmaya başladığı ve hissedilebilir bir karanlığın, bundan sonra adımımızı atacağımız yeri örttüğü zaman O’nun eli bizi kavrayacak ve bize rehberlik edecektir. Ve Onun bizi kavrayan eli, bizi karanlık gecenin içinden çekip çıkartarak O’nun cennetinin altın kapılarını gördüğünde kamaşacak olan zamana kadar asla gevşemeyecektir. Tanrının imanlı çocuğu tüm bu durumların hiç birinde korkmayacaktır.

(7) Vaatler korkularımıza engel olurlar. Yolumuza çıktığımız andan itibaren Tanrı olası her ihtiyaç için elimize pek çok vaat senedi koyar. Ve şöyle der: “Bunlara ihtiyacınız olacak ve ihtiyacınız oldukça kullanın onları!” Eğer konu suların içinden geçmek ise, o zaman vaat şudur: “Sellerin içinden geçtiğin zaman seninle birlikte olacağım ve ırmaklar boyunu aşmayacaklar.” Ya da ateşli ve hararetli bir deneme için: – “ateşin içinden geçtiğin zaman yanmayacaksın ve alevler sana dokunmayacak.” Ya da düşmanın alevli oklarının uçuştuğu bir çatışmanın ortasında iken: “Sana karşı kalkan hiç bir silah başarılı olamayacak. Ve sana karşı kalkan her dili mahkemede sen suçlu çıkartacaksın.” Eğer korku terk edilmek ya da yalnız bırakılmak ise vaat – “Sen benimlesin” ifadesinin temelini teşkil eden bir vaade bakalım: “Seni asla terk etmem, seni asla yüz üstü bırakmam.” Bu vaatlerin tamamı bize aittir.

(8) Sorunlardan korkmaz. Bede3nden ayrı olduğumuz zaman bunun anlamı Rab ile beraber olduğumuzdur. Ölmek bir kazançtır – Mesih ile beraber olmak bir kazançtır, artık ölümün var olmadığı yerde olmak bir kazançtır. Gece nasıl gündüz ile son buluyor ise ölüm de yaşam ile son bulur. Ve dünyadan ayrılmaya gelince bu ayrılık bizi gerçek yuvamıza ve göksel Babamıza kavuşturur. Ve bizden önce cennete gitmiş olan yakınlarımız ile bir araya geliriz. Ölmüş olan sevdiklerimiz bizden çok uzağa gitmiş gibi görünürler – onlar bu dünyadan ayrılır iken bizler kederleniriz ve çok sevdiğimiz o biricik yakınımızın elini son kez tutarız ve sevgi ile veda sözcükleri mırıldanırız. Ama aslında ölüm bizi çok yakında herkesin bir araya geleceği yere götürmektedir. Ölüm, çok uzun bir ayrılık yerine gelecekteki bir görüşmeye atılan bir adımdır. Ve ayrılıklarımız kısa sürecektir. Bizler bu arada yukarı bakar ve ayrılmış olan kişiden hayranlık ile şöyle söz ederiz:

“Bu görkemli ruhlar nasıl da ışıldayarak parlıyorlar!
Bu parlak ışıkları nereden geliyor?
Onlar sonsuza kadar sürecek olan bu parlak yerlere nasıl geldiler?

“İşte! Onlar büyük sıkıntılardan geçerek bu ışık bölgesine geldiler.
Ve gelmeden önce Mesih’in kanında yıkandılar,
Giysileri işte bu sayede ışıl ışıl parlıyor!

“Tahtın ortasında oturan Kuzu, onları kolluyor,
Ve tanrısal yiyecekler ile besliyor.
Ve onların her adımına rehberlik ediyor.

“O, sürüsünü yemyeşil otlakların ortasına götürüyor,
Orada diri sular akmakta!
Ve Rab Tanrı her gözden her yaşı siliyor! Amin!”

İmansız bir kişi için ölüm, bir dehşetler kralıdır – ölüm gerçekten de ölümdür! Ne yazık ki, bazı kapları bekleyen bir yıkım vardır; kötüler ile birlikte ölmek, kaybolmak anlamına gelir. Bu yüzden ölüm gücüne sahip olan dehşetler kralı imansız kişiye sahip olmak için göründüğü zaman o imansız kişiyi, kendi kötü sonuna dahil edecektir. Bulut sütunu Mısırlılara karanlık görünse de İsraillilere nasıl gün ışığı ile parlıyor ise ölüm de aynı şekilde yalnızca günah içinde ölenler için kötüdür ama Mesih’te doğru olanlar için ölüm günleri huzur, dinlenme, umut ve zafer günüdür.

Görkemli kurtarış! Ya da daha iyisi, görkemli Kurtarıcı! Karanlığımız nasıl da ışığa, gecemizi nasıl da gündüze ve cehennemimizi nasıl da cennetimize çevirdin! Tüm bunlar, Senin o eşsiz ve paha biçilmez değerdeki kanın sayesinde gerçekleşti. Ve sen bize senin İnsan olarak sahip olduğun o kutsanmış ünvanı lütfunla verdin, hak etmiyorduk ama senin benzeyişinde paha biçilmez değerde olduğumuz için hak etmesek de bedelini yüce kanın ile ödeyerek verdin. Tüm korkularımıza engel olarak bizi tam sevinç ile doldurdun. Ve bize o ölü yerlerin ölümün ötesinde olduğunu gösterdin. Öyle ki, ölümün o sözde son darbelerinden olan dehşetlerinin üzerimizdeki egemenliğinin kırılarak son bulduğunu ve artık gecesi olmayan günlerin başladığını görebilelim; yaşam Tanrısı olan Sen, ölümün de Tanrısısın; parlaklığı sınırsız ve süresi sonsuz olan o ışıklı günlerin Işığı da sensin!

“Ah, gece ve uyku ve ölüm – o loş ve donuk kardeşlik!
Kötülükte ve iyilikte her şeye gücü Yeten!
Hala sessiz olan gönül rahatlığı nasıl da sakin bir şekilde
Her birinizin yerine getireceği amacı beklemekte.
Çünkü uyku, dinlenme sağlar ve gece sabahın ışıklarını bekler.

Ve ölüm?

İşte! Ölüm, o Günün kapısı değil mi?
Orada gece ve uyku olmayacak? Çünkü Kutsal Olan orada!
Mükemmellik güneşin peşinden koşmaz ve dinlenmeye ihtiyaç duymaz.
Ah, serin gece, şafak senin için gülüşler hazırladı!
Ey karanlık ölüm, senin sabahın ne olacak?”


1.Bu sayfada baskıda iken bu satırların sevgili yazarı” büyük bir esenlik içinde” o vadiden geçti.