Dokuzuncu Bölüm

AYAK BASILAN VADİ

“Evet, ölüm gölgesinin vadisinden geçsem bile
Kötülükten korkmam çünkü sen benimlesin.
Çomağın ve değneğin güven verir bana.”


“Gölgenin vadisi giderek daha parlak hale geliyor,
Biz seninle birlikte yürüdüğümüz zaman vadi daha da parlıyor ve aydınlanıyor.
Daha önce ayak basılmamış bu yerlerden geçmek
Senin yüzünü gördüğümüz zaman artık bir dehşet olmaktan çıkıyor.

“Ey kurtarıcımız, bu ölüm gölgesi vadisinden geçer iken
Bizi her zaman senin parlak Varlığının gölgesinde güvende tut;
Senin Varlığın önümüzde hareket etsin ve parlaklığı ile geçiş yolunu aydınlatsın.

“Yüzü ile karanlığı ışığa çeviren seninle esenlik ve sevinç yolunda
Zafer alayında yürürüz; güneş nasıl yeryüzünde yükselmeden önce
Yeryüzündeki sisi yok eder ise senin yüzünün ışığı da karanlığı öyle yok eder!” —PIGGOT.

Mezmurun bu dördüncü ayetinin öğretişinden çok onun basit ve sade betimlemesi ya da hayali üzerinde durmak istiyorum. Tanrısal bir sanatçıdan başka kim böyle bir betimleme üretebilir idi? Önce bir vadi görüyoruz ve belli ki, bu vadi ışıklı bir vadi. Sonra bir yolcunun rehberi ile birlikte bu vadide sakin ve esenlik içinde yürüdüğünü görüyoruz. Daha sonra ise bu yolcuya güven veren bir çomak ve bir değnekten söz ediliyor. Şimdi bunlara sıradan bir denemenin tanımları değil de bizi bekleyen yuvamıza olan son yakınlığımız olarak bakalım. Ve gözlemlerde bulunalım:

(1) Burası bir vadidir; ama üzerinde sonsuza kadar dolaşabileceğimiz bir vadi değil! Bir vadi birbirine yakın iki tepe ya da doruk arasında yer alır. Öyle ki, biz vadiden geçer iken bu iki tepeyi rahatça görebiliriz. Hem hala ayrılmış olduğumuz manzarayı hem de gitmekte olduğumuz manzarayı aynı anda görebiliriz. Bu nedenle ölüm yolculuğunda iki nokta vardır: biri ayrılmakta olduğumuz yaşam ve diğeri varacağımız yaşam! Ataların babası Yakup ölürken sanki yaşamının tamamı bir bekleme dönemi imiş gibi geçmişe geri dönüp baktı. “Senin kurtarışını bekledim, ey Rabbim,” ama ölmek üzere olan gözlerinin gördüğü tek şey kuşkusuz kurtuluşun kendisi idi. Yaşlı Simon da tapınakta aynı şeyleri görmüş ve bunun üzerine şu sözleri söylemiş idi. “Rab, bu kulun şimdi esenlik içinde bu dünyadan ayrılabilir çünkü gözlerim senin bildirmiş olduğu o kurtuluşu gördü.”

Ve elçi Pavlus şehit edildiği akşam geri bakıp şöyle dedi: “Yüce mücadeleyi sürdürdüm (iyi bir savaş yaptım), yarışı bitirdim ve imanı korudum.” Ama geleceği özlem ile bekleyerek bakan gözleri Mesih ile dolu olarak şöyle dedi: “Bundan böyle doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç olan Rab, o gün bu tacı bana ve yalnız bana değil O’nun gelişini özlem ile beklemiş olanların hepsine verecektir.” Burada Pavlus’un, “adil Kurtarıcı Rab,” değil de “adil Yargıç Rab” dediğine dikkatinizi çekerim. Bir Tanrı çocuğu Tanrıyı bir yargıç olarak düşündüğü zaman ve aynı zamanda O’nu Kurtarıcısı olarak gördüğünde esenlik ve huzur bulur. Ve Tanrı yalnızca merhametli bir Yargıç değil ama aynı zamanda adil bir Yargıçtır da! – gördüğümüz gibi O’nun tüm adil talepleri çarmıhta ilk ve son kez olarak karşılanmıştır. Böylece Yakup vadiden aşağı gider iken Tanrının kurtarışını bir kutsama olarak gördü. Ama Yakup açısından bu konu tam olarak bitmemiş ve henüz yetkinleşmemiş bir konu idi. Ancak Pavlus doğruluk tacına ve adil Yargıç olarak Rabbe kesin olarak bakabildi. O gün ona bu tacı verecek olan o adil Yargıç idi. Ölüm anını yaşayan biri için gerçekten de bereketli bir meşguliyet!

Şehit Stefan bu iki noktadan yalnızca bir tanesini gördü; Stefan, Rabbi, kendisini cennete kabul etmek için ayağa kalkarken gördü, ama çevresindeki diğer kişiler, onu öldüren katiller, yaşam ve ölüm, kendisi ve diğer her şey için dua etmesinden başka bir şey ne gördüler ne de işittiler. Elçilerin İşleri 7:53,56 ayetlerinde şunları okuruz: “Kutsal Ruh ile dolu olan Stefan ise gözlerini göğe dikip Tanrının görkemini ve Tanrının sağında duran İsa’yı gördü. ‘ Bakın göklerin açıldığını ve İnsanoğlunun Tanrının sağında durmakta olduğunu görüyorum’” dedi. Nasıl da görkemli bir görünüm ve hayran kalınacak bir tanıklık! Ve O’nun adı uğruna şehit olan Pavlus ve Stefan gibi kişiler için nasıl da sınırsız bir mutluluk! Ölmek üzere iken İsa’yı görmek bu vadiden geçmekte olan binlerce kişinin tanıklığı olmuştur. Ve bu durum bizler için de aynı olmayacak mıdır? Söylemiş olduğumuz gibi bu noktadan geriye kendi zavallı yaşamlarımıza ve lekeli hizmetlerimize ve günahlarımıza gerçekten bakabiliriz; ama gözlerimizi dolduracak olanın kesinlikle günahlarımızı üstlenerek ölmüş olan ve bize bu ölümü ve dirilişi eylemlerini temel alan sonsuz kurtuluşu sağlayan Rabbimiz İsa Mesih olduğu kesindir. Ah, her şey yukarı doğrudur ve içe doğru değil; yukarı doğru ve kesinlikle geriye doğru değil; Ölmek üzere iken gözlerimizin çarmıhtan başka hiçbir yerde olmaması gerekir. Ölmekte olan bir asker, “beni yukarı bakacak şekilde yerleştirin” demiş ve sonra şu sözleri eklemiş idi: “yukarı bakarak ölmek görkemli bir şeydir. Hem yaşamda hem de ölümde yukarı bakmak iyidir; insana bereket olur, görünmeyene ve sonsuz olana bakmak – Tanrının Kendisine bakmak, Mesih’e bakmak ve Onun bizi götüreceği o parlak yuvaya bakmak.

(2) Ama vadi kendi içinde karanlık olsa da yine de parlak ve ışıklı bir vadidir. Ve karanlık nedeni ile ışığı daha da çok görülür. Gece olduğunda karanlığa asla bakmamamız gerekir. İnsanları güzellik ve ışıltıları ile büyüleyen o altın gibi parlayan ışıklar, o görkemli yıldızlar ve onlara eşlik eden tüm gezegenler sistemine bakmayı tercih etmeliyiz.

“Karanlık, bize gündüzleri asla görmemiş olduğumuz ışık dünyaları gösterir.”

Karanlık bir yerde düzenli bir ışık! Nasıl da hoş bir güvence ve böyle bir ışığı nasıl da memnuniyet ile karşılarız. Vahşi yerlerde seyahat eden kişiler gece olunca yalnızca bir el fenerinin ışığı ile az da olsa bir aydınlık sağlar iken nasıl da dehşet içinde kaldıklarını her zaman itiraf etmişlerdir. Alp dağlarında hiç bir yolcunun karanlıkta geçmek istemeyeceği patikalar vardır. Ama aslında bu patikalar ışık olduğunda ne kadar kolay ve güvenilirdirler. Ve bu farkı yaratan üzerlerinde parlayan güneştir. Ah, O’na sahip olmanın ne kadar harika olduğunu kim anlatabilir? Tüm diğer ışıklar söndüğü zaman dünyanın IŞIĞI bizimledir. Yalnızca O, ölüm saatinde destek verebilir ya da pek çok kalınacak yeri olan Baba evine, yuvaya yalnızca O götürebilir. Mesih bizimle birlikte olduğu için bulunduğumuz hiç bir yer karanlık olamaz. Büyük bir ışık çadırı, cennetin ortasındaki ışık direkleri, O’nun cana görünür hale geldiği yerde olması gereken görünümdür.

Ama bazı ürkek ve korkak kişiler şu soruyu sorabilirler: “O benimle birlikte olacak mı?” O bizimle birlikte olacak mı? O, “her zaman sizinle birlikteyim” demedi mi? Biz şarkı söyler iken, “Benimle birlikte kal!” deriz, ama O, “seni asla terk etmeyeceğim” demez mi? Eğer bir arkadaşımız bize bizimle birlikte kalacağı konusunda garanti verir ise ve biz ona hala bizimle birlikte kalmasını söyler isek bu davranışımız, o arkadaşımıza olan güvensizliğimizi göstermez mi? Hayır, görünümlere ya da kendi hatalı düşüncelerimize önem vermemiz yanlıştır. Güvenimizin temeli, duygular ya da bizim tasarılarımız değil, yalnızca ve yalnızca “BEN SENİNLEYİM” diyen Tanrının yazılı sözü üzerinde bina edilmelidir. Ve O’nun bu sözleri bize, “Sen benimlesin” diyebilme garantisini verir. Ve bir imanlı şu sözleri söyleyebilir: “günahlarım artık bana yük olamazlar çünkü onları ortadan kaldıran Kurtarıcım benimledir. Ya da umutsuzluk ile dolamaz çünkü umut Tanrısı olan O, imanlı ile birliktedir. Ya da bir imanlı üzüntülere yenik düşemez çünkü tüm lütuf ve tesellinin kaynağı olan Tanrı imanlının Tanrısıdır.”

(3) Ayrıca bu düşünceler bize tek başına seyahat eden bir yolcunun örneğini sunar. Bu yolcu, rehberi ile birlikte vadinin arasından yürümektedir. “Evet, ölüm gölgesi vadisinden geçsem bile ben, Tanrının tek başına olan bir çocuğuyum ama yalnız yaptığım yürüyüşte Kurtarıcım rehberim olarak O’nunla birlikte yürüyorum. Bu gerçek, özellikle ölüm anında ne kadar da harika bir teselli ve güven sağlar! İman görünür hale gelir ve can, Rab ile birlikte tek başına bulunur. Tüm diğer her şey gözden kaybolmuştur. İnsan yoktur artık, yalnızca İsa vardır!

Rab geldiği zaman, şimdi olduğu gibi vadide tek başına O’nunla birlikte tek başına yürüyen hiç kimse kalmayacaktır. Biz geride kalmış ve yaşamakta olanlar İsa ile uyuyanlar ile birlikte yukarı alınacağız ve böylece sayılamayacak kadar büyük bir kalabalık Rabbi havada karşılamak üzere yukarı alınacak. Adem’den başlayarak o ana kadar olan kurtarılmış olan herkes O’nunla buluşacak. Ne kadar görkemli bir kalabalık olacak bu yukarı alınan kalabalık! Daha önce ölmüş olanların çürüyen bedenleri çürümezliği giyinecek ve O’nun gelişinde ölmemiş olanlar yani hayatta olanlar değiştirileceğiz; ölümlülüğü soyunacak ve ölümsüzlüğü giyineceğiz. Ama dirilişte hiç kimse diğerinin önüne geçmeyecek. Tanrı çocuğu ölürken kutsal Rehberi ile tam olarak bütün olacak. Bu nedenle şu şarkıyı söyleyebiliyoruz:

“O ve ben yukardaki o ışıklı avlulara
Birlikte gireceğiz; O ve ben,
Babanın sevgisinin tamamını
Birlikte paylaşarak gireceğiz o avlulara.”

Şimdi bu yolcunun özelliklerine dikkat edelim; yolcu tükenmemiştir ya da heyecanlı veya panik halindeki bir telaş içinde değildir. Aksine, sanki Tanrısının kentinin altın kapılarını görüyormuş gibi esenlik ve güvenlik içinde yürümektedir. Yaşamda ya da ölümde böyle sakin bir davranışı sağlayan şey yalnızca bir doğru olma duygusu değil – imanlı, Tanrının “doğruluğudur” – bir uygun olma durumudur. Bu yüzden “Kaftanlarını Mesih’in kanı ile yıkamış olanlara ne mutlu, 1onlar yaşam ağacının olduğu yere ve kentin kapısından içeri girmeye hak kazanmışlardır.” Can, bu beyan üzerinde dinlenebilir; Mesih’in kurtarışı sayesinde Tanrı lütfunun müjdesine sahiptir. Bu kurtuluş ile birlikte zengin bir mirasçıdır ve o inci kapıların kutsallığının güzelliğini görebilir. Ama murdar olan hiç kimse bu kapılardan içeri geçemez; oysa Mesih’in kanı ile aklanmış ve Tanrı doğruluğu kabul edilmiş olan imanlıya verilen unvan, kefaret ile kurtarılmış, aklanmış, kutsal kılınmış ve yüceltilmiş olan ünvanıdır.

(4) Bu betimlemelerin yanı sıra “Senin değneğin ve çomağın” ya da bazı kişilerin “Senin değneğin ve onun ucundaki çengel” olarak tercüme ettikleri ifade dikkatimizi çeker. Değneğin ucundaki çengel koyunlar tehlikede oldukları zaman onları çobanın yanına getirmek için kullanılır. Değnek ise düşmanı uzakta tutmak içindir. Sıradan bir çoban koyunlarını sürüye geri getirir iken onları değneğin altından geçirir (Hezekiel’de olduğu gibi); amacı koyunları saymak ve tama olduklarından emin olmaktır – bir tek tanesi bile eksik ya da kayıp olmamalıdır! İyi Çoban ile her şey güvenliktedir. Değnek ayrıca buna ek olarak, yön vermek, disiplin etmek ve rehberlik etmek için de kullanılır. Değnek sayesinde derin sular soruşturulabilir ve araştırılabilir. Bünyan’ın gördüğü rüyada, “nehirden” içeri giren imanlı yanındaki kişiye, “kardeşim, burada herhangi bir dip var mı?” diye sorar. Ama aslında değneğin de ona söyleyeceği gibi nehrin yalnızca dibi vardır! İsrail ve boş Şeria ile olduğu gibi bir kutsalın ölümünde de yargının zerresi dahi kalmamıştır. Bu yüzden biz imanlıların aşağıdaki şiirde keder ile söylenen şarkıya eşlik etmemiz asla gerekmez; O’na övgüler olsun!

“Ama korkudan titreyen ölümlüler,
Bu dar denizi geçmeye korkarlar;
Ve onlar için dar denizin kenarından
İleri atılmak, uçuruma atılmak gibidir.”

Ama her şeye rağmen ne yazık ki, böyle bir korkuyu imanlı da tecrübe edebilir, oysa böyle bir tecrübe, imanlı birinin tecrübesi olmamalıdır! Aksine, imanlının şu şarkıyı söylemesi gerekir: “Sana ne sıkıntı verdi … sen ey Şeria, neden rahatsız olup da geri çekildin?”  “Ey ölüm, dikenin nerede? Ölümün dikeni günahtır ve günah gücünü yasadan alır. Ama Rabbimiz İsa Mesih aracılığı ile bize zafer sağlayan Tanrımıza şükürler olsun!” İşte ölüm gölgesinin vadisi böyledir ve bizi orada bekleyen teselli ve destekler bunlardır.

Ve şimdi, bu bereket vadisinden ayılır iken mezmur yazarı ile birlikte şu beyanda bulunalım!

“Yetkin kişiye dikkat et ve doğru olana bak: çünkü bu kişinin sonu esenliktir” ve son olarak imanlı şairin dizelerini okuyalım –

“Kutsal zemin ne kadar da sakindir!
Çevredeki havada nasıl da tatlı bir serinlik vardır!
Beden, büyük bir esenlik içinde dinlenir;
Tanrı yüceliği ile bereketlenen ruh da aynı şekilde dinlenir.”


1.TREGELLES, Vahiy kitabının yeniden gözden geçirilmiş çevirisi.