Bölüm 15

DÜNYADA ÜRÜN VEREN ÖĞRENCİLER

13.bölümdeki konuşmanın çok önemli olan sonu imanlıları Mesih ve bir birleri ile doğru ilişkiler içine yerleştirmektir öyle ki Mesih ile paydaşlığın tadını çıkartabilsinler ya da Mesih’in Babanın evinde İnsan olarak bulunduğu yeni yerinde Mesih ile “aynı yerde” olsunlar. 14.bölümde yer alan daha sonraki konuşmada bize imanlıları tanrısal Kişiler ile – Babanın evinde Mesih ile – bu paydaşlığın tadını çıkartır iken görmemiz için izin verilir; Oğulda açıklanan Baba ve Babadan gönderilen Kutsal Ruh ile paydaşlık!

Bu iki konuşma bir birlerinden Rabbin şu sözleri aracılığı ile ayrılırlar: “Kalkın, buradan gidelim.” (Yuhanna 14:31) Ve Rab bu sözlerinden sonra öğrencileri ile birlikte üst kattaki odadan ayrılarak dış dünyaya çıktı. Bundan sonraki konuşmalar söylendikleri yer ile ilgili bir özelliğe sahiptirler. Şimdi öğrenciler artık Mesih’i reddetmiş olan dünyada Babaya ürün veren ve Mesih’e tanıklık eden kişiler olarak düşünülür. Biri tarafından söylenmiş olan şu sözlerde gerçek payı büyüktür: “İlk konuşmada yer alan anahtar sözcük teselli etmek ile ilgilidir; sonraki konuşmada ise öğrencilere karşılaşacakları durumlarda öğretmektir. Burada olduğu gibi orada da Konuşmacı bilgi verir; burada ise orada olduğu gibi Konuşmacı teselli eder.

Bu yeni konuşmanın bölümleri sadedir. Birinci olarak, 1-8.ayetlerde yer alan konu Baba için ürün vermektir. İkinci olarak 9-17.ayetlerde ise bir imanlı birliğinin sunumuna sahip oluruz – sevgi halkası – Baba için ürün yalnızca bu birlik içinde verilir. Üçüncü olarak 18-25.ayetlerde yer alan konu ise Mesihsiz dünyadır – nefret halkası – ve imanlı birliği bu halka tarafından çevrilidir. Dördüncü olarak ise 26-27.ayetlerde Tesellici – Kutsal Ruh – yücelikteki Rabbe tanıklık ederek ve öğrencileri yeryüzünde Mesih’e tanıklık etmeye muktedir kılarak önümüze getirilir.

Ürün Vermek: Asma ile Çubuklar (ayetler 1-8)

Rab, ürün verme konusunu şu sözler ile sunar, “Ben gerçek asmayım ve Babam [bağcıdır].” Bu tür sözler Mezmurlar ve peygamberler tarafından söylenmiş sözlere alışkın olan Onbirler’in kulağına  garip geliyor idi çünkü onlar kutsal yazıların İsrail’den asma olarak söz etmesine alışkın idiler. Mezmur 80’de İsrail için Mısır’dan getirilen bir asma çubuğu olarak söz edilir. Yeşaya peygamber ise kitabında Bağ Ezgisi adlı 5.bölümde Sevgili’nin şarkısında Yehova’nın İsrail’e olan sevgisini ve ona bakmasını bağ örneği ile ortaya koyar. Yeremya peygamber İsrail’den en iyi cinsten “seçme bir asma” olarak söz eder. Ne yazık ki İsrail Tanrı için ürün (üzüm) vermemiştir. Yeşaya peygamber İsrail’in yalnızca “yabanıl ürünler” verdiğini söyleyerek yas tutar. Yeremya peygamber “seçme asmanın “ yozlaştığını ve yabanıl asmaya döndüğünü bildirir ve bundan şikayet eder. Aynı şekilde Hoşea peygamber de İsrail’den “serpilen bir asma” olarak söz eder ancak meyvesi arttıkça bu meyveleri yalnızca kendisi için kullandığını ve onları Tanrıya vermediğini bildirir. (Yeşaya 5:1-7; Yeremya 2:21; Hoşea 10:1)

Tanrı uzun yıllar süren sabrı ile İsrail’i çeşitli şekillerde denemiş ve ondan ürün beklemiş ama yalnızca yabanıl üzümler elde etmiş idi. En son ve en büyük deneme sevgili Oğlun gelişi ile yapılmıştır. Yahudilerin, Oğlu kendi özgür iradeleri ile reddetmeleri İsrail’in gerçekten de “yozlaşmış bir yabanıl asma” olduğunun nihai kanıtıdır.

Böylece öğrencilere yapılan konuşmada İsrail’in bir kenara ayrıldığını ve eğer Tanrı için ürün vermeleri gerekiyor ise bunun artık yozlaşmış asma olan İsrail ile bağlantılı olmadığını söyleme anı gelmiştir. Çünkü gerçek asma artık Mesih olmuştur ve Mesih ile öğrencileri Yeruşalim’in ve onun çocuklarının yerini almışlardır.

Ama yine de her şeye rağmen Rabbin konuşması bize yeryüzünde İsrail’in yerini alanı sunar iken Hristiyanlığı pek göksel ilişkiler ile ilgili olarak sunmaz. Konuşmada gökteki Mesih’in Kutsal Ruh aracılığı ile O’nun bedeninin üyeleri – bozulması imkansız olan canlı bir ilişki – ile olan ilişkisinden değil ama öğrenciliğin ağız ile ikrar edilmesi aracılığı ile olan ilişkisinden söz edilmektedir. Ağız ile yapılan bu ikrar gerçek olabilir ya da yalnızca ağız ile söylenmiş olabilir; işte bu yüzden Rab iki tür çubuktan söz eder. Meyve verdiği için gerçek olduğunu kanıtlayan ve daha çok meyve versin diye budanıp temizlenen çubuklar ve ikinci tür olarak meyve vermediği için canlı olmayan ve dışarı atılıp kuruyan çubuklar; bunlar toplanır ateşe atılır ve yakılırlar.

Tüm bitkiler içinde örnek olarak asmanın kullanılması ve konuşmada gerçek öğrenciliğin kanıtı olarak temel konunun “meyve” olması anlatılan gerçek ile çok uyum içindedir. Diğer ağaçlar ürünleri olmasa da yararlı olabilirler ama asma için aynı durum söz konusu değildir. Asmadan söz eden Hezekiel peygamber şu soruyu sorar: “Asma odunundan yararlı bir şey yapılabilir mi?” Ya da üzerine eşya atmak için ondan askı yaparlar mı?” (Hezekiel 15:3) Eğer asma meyve vermiyor ise yararsızdır

Meyvenin ruhsal önemi nedir? Meyve, imanlıdaki Mesih’in ifade edilmesidir. Galatyalılar 5:22-23 ayetlerinde “Ruh’un ürününün sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetim olduğunu” okuruz. Bu sözler dünyada alçalarak yaşayan Mesih’in hoş bir tanımını teşkil ederler. Bu neden ile eğer imanlılarda böyle bir ürün görünüyor ise bu ürünün sonucu Mesih’in, Halkı aracılığı ile görünmesi olacaktır. Mesih dünya sahnesinden kişisel olarak gitmiştir ama Mesih’in, Mesih’e ait olan kişilerde hala karakteristik olarak görünmesinin gerekmesi Tanrının amacıdır. Mesih kişisel olarak Babanın evine gitmiştir; ama aynı Mesih yeryüzündeki Halkında karakter olarak yaşamaya devam etmektedir.

Meyve tam olarak bir armağan bir hizmet ya da bir iş uygulaması değildir. Evet, Koloseliler 1:10 ayetinde bize şu öğütte bulunulur: “Rabbe yaraşır biçimde yaşamanız, O’nu her yönden hoşnut etmeniz ve her iyi işte meyve vererek Tanrıyı tanımakta ilerlemeniz için dua ediyoruz.” Bu ayette ürün vermek ve iyi işler arasındaki bağlantının ne kadar yakın bir bağlantı olduğu gösteriliyor olsa bile yine de her ikisi arasındaki fark net bir şekilde belirtilmektedir. İyi işlerin Mesih benzeri davranışlar ile yapılmaları gerekir öyle ki insana yarar sağlayan işlerde Tanrı tarafından kabul edilebilir meyve mevcut olabilsin. Doğal insan pek çok iyi iş yapabilir ama bu tür işlerde Tanrı için hiç bir meyve bulunmaz. 1. Korintliler 13.bölümde elçi bizi hizmet ve iyi işler konusunda aktif olmamız için uyarır ama yine de en üstün meyve ifadesinin “sevgi” olduğunu söylemez mi?

Eğer hizmet ve işler meyve olsalar idi o zaman meyve armağanı ve yeteneği olan kişiler için büyük ölçüde sınırlanmış olur idi. Ama eğer meyve Mesih’in karakteri ise o zaman gencinden yaşlısına kadar her imanlının ürün vermesi için bir ayrıcalık olduğu kadar bir olasılık haline gelir.

Mesih’i seven ve her yönü ile harika Olan’ın mükemmelliklerine hayranlık duyan herkes O’nun lütuflarını bazı şekillerde göstermeyi ve böylece ürün vermeyi arzu etmez mi? Eğer meyve vermek bizim arzu ettiğimiz bir şey olur ise Rab bu arzumuzun yerine getirilmesi konusunda bize yardımcı olmak için üç yol olduğunu belirtir.

Ürün vermemize yardımcı olmak için önce Babanın lütufkar davranışlarından söz edebiliriz; sonra ise Mesih’in sözünün gücü aracılığı ile uygulamadaki temizlenme gelir. Ve son olarak da imanlının Mesih’de kalması ile ilgili sorumluluğu olduğunu öğreniriz.

Babanın davranışları bağcının yöntemleri aracılığı ile dile getirilir. Önce asma ile canlı bir bağa sahip olmalarına rağmen bazı çubukların ürün vermeme olasılığı gibi üzücü bir durum mevcuttur. Baba bu tür çubukları dışarı atar. Bu tür çubuklar 6.ayette yer alan dışarı atılan ve kuruyan çubuklardan çok farklıdırlar. Burada bu çubukları dışarı atan Baba’dır, ateşe atıp yakanlar ise insanlardır. Bu durum için Korintli kutsalların bazıları örnek verilebilir; onların yolu bu tür çubuklarınkine benzediği için Baba Mesih’in adına utanç gelmesin diye onları bu dünyadan ayırmamış mıdır? Baba böylece onları yuvaya almıştır; bazılarınızın “uyumuş (ölmüş)” olmasının nedeni budur (1.Korintliler 11:30).

Bir de ayrıca Babanın meyve veren imanlılar ile ilgili lütufkar eylemi vardır, öyle ki bu imanlılar daha çok meyve versinler. Baba böylelerini budar. Babanın azarlaması ve terbiye etmesinin nedeni, böyle imanlılarda Mesih’in karakterinin ifade edilmesine engel olan her şeyin imanlılardan uzaklaştırılmasıdır. Bu terbiye etme eylemi gerçekten çok acı verebilir çünkü “terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir ama ne var ki böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir.” (İbraniler 12:11) Eğer Tanrı bize böyle davranır ise düşmanca davranışlara gücenmez ve kin bağlamayız; aksine yumuşar ve daha olgun kişiler haline geliriz öyle ki bunun sonucu olarak Mesih’in karakteri bizde görünür ve ürün vermiş oluruz.

İkinci olarak (ayet 3) Rab ürün verebilmemiz için bize kendi lütufkar davranışı ile davranır. Ve şu sözleri söyleyebilir: “ Siz size söylemiş olduğum söz nedeni ile zaten temizsiniz.” Bu ifade O’nun sözü aracılığı ile üretilen ve Mesih’e karşı olan her şeyden uygulamada ayrıldığımızı belirtir. Öğrenciler o anda temiz idiler çünkü ayakları Rab tarafından yıkanmamış mıydı? O’nun elleri tarafından uygulanan su temizleme görevini etkili bir şekilde yerine getirmiş idi.

Sözün pratikteki temizliği ile ilgili bir şey mi bilmek istiyoruz? O zaman Meryem’in yapmış olduğu gibi O’nun ayaklarının dibine oturmamız ve Sözünü dinlememiz gerçekten bize yararlı olacaktır. Hepimiz itiraflarımız, zorluklarımız ve tecrübelerimiz ile O’na gitmenin ne demek olduğunu biliriz ve O’nun bizi işitmesi iyidir ama O’nun ile baş başa kalmamızın nedeninin çok ender olarak O’nun yanında olmak ve O’nun sözünü işitmek olduğunun hepimiz farkındayızdır. Ve buna rağmen temizlenmek ve ürün vermek konusunda daha üretken olmanın tek ve biricik yolu O’nun ayaklarının dibinde oturmak ve O’nun sözünü dinlemek değil midir? İyi olanı seçen Meryem Mesih için öylesine değerli ürün ortaya koydu ki Mesih şu sözleri söyleyebildi: “Size doğrusunu söyleyeyim, bu müjde dünyanın neresinde duyurulur ise bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.” (Matta 26:13.)

Bir öğrencinin yaşamında ürün verebilmesi için gerekli olan araç öğrencinin kendi elinde bulunur (ayetler 4-5). Ve öğrencinin yapması gerekenin ne olduğu iki kez tekrar edilen şu ifade ile özetlenir: “Bende kalın.” Mesih’te kalmak, sorumluluğumuz olduğu kadar ayrıcalığımızdır da! Mesih’te kalmak sürekli Mesih’e bağlı olarak yürümektir. Mesih’te kalmak konusunda bir kişi şu sözleri söylemiştir: “Yüreğin O’na yakın kalmak için sahip olduğu pratik alışkanlık.”

Eğer ürünün, “sevgi, sevinç ve öz denetim” ile ifade edilen Mesih’in karakterinin “yeniden üremesi ya da oluşması” olduğunu öğrenmiş isek o zaman böyle ideal bir duruma bizim kendi gücümüz ile asla ulaşamayacağımızın da farkına varırız. Bir yandan ürünün ahlak üstünlüğünün farkındalığı diğer yandan ise bizim üstün gelen kendi zayıflığımız bizi Rabbin sözlerinin gerçek olduğuna dair ikna edecektir. “Bensiz hiç bir şey yapamazsınız.” O’nun ürünü bize gerçekten de tatlı gelebilir ama O’nun ürününe paydaş olabilmemizin tek yolu O’nun kanatlarının altında kaldığımız zaman mümkün olur. Güneşin ışığı ve sıcaklığı olmadan doğal asmanın ürün vermesi mümkün değildir. Ve eğer biz Mesih’in varlığının ışığı ve sevgisi içinde kalmaz isek bizim de ürün vermemiz mümkün olmayacaktır. Eğer Mesih’te kalır isek o zaman Mesih de gerçekten içimizde olacaktır ve eğer Mesih içimizde ise o zaman O’nun harika karakterini sergileyebileceğiz.

Böylelikle ürün ile ilgili şu durum netleşmiş olur: meyve, meyvenin bir obje yapılması aracılığı ile üretilmez. Meyve bir obje olarak Mesih’e sahip olmanın ve O’nu düşünmenin bir sonucudur. Mesih, meyveden önce gelir.

6.ayette ölü çubuklar –yalnızca ağzı ile Mesih’in adını ikrar eden kişiler -ile ilgili ciddi durum yer alır. Böyle kişiler Mesih ile canlı bir bağa sahip değildirler. Bu tür kişiler ürün veremezler. Örnekte kullanılan cansız çubuklar Bağcı’nın kişisel bakımı altına girmezler. Ama bu ölü çubuklar ile diğer kişiler ilgilenirler. Yani ürün vermeyen ve bu yüzden cansız olan yalnızca ağzı ile iman ikrarında bulunan kişi ile Baba doğrudan ilgilenmez ama Tanrının yönetimi altında O’nun yargısının infazcıları onunla ilgilenirler. Ve çubuk burada “budayıp temizlenmez” ama “dışarı atılır, kuru, toplanır, ateşe atılır ve yakılır.” Yahuda İskariyot bu kurumuş cansız çubuklar için ciddi ve korkutucu bir örnek değil midir? Rabbin konuşmakta olduğu kişilerin durumunda O’nun ile olan bağları canlı idi çünkü O, “siz zaten temizsiniz” dememiş miydi? İşte bu yüzen Rab, “Eğer bende kalır iseniz” demez, ama “bir kimse bende kalmaz ise” der. Gerçek bir öğrencinin dışarı atılıp yakılma düşüncesini konudan uzak tutmak için ifadedeki sözcükler değiştirilmiştir.

Bir imanlının yaşamının ürün veren hale getirilmesi için gerekli lütufkar yollar bize açıklandıktan sonra ürün vermekten kaynaklanan sonuçları ortaya koymak için sözlerine devam eder (ayetler 7-8). Birinci sonuç öğrenciler ile ilgilidir; aktif ve sürekli olarak Mesih’e bağlı olarak yürüyen birinde görülen etki ürün olacaktır ve bu imanlının düşünce ve duyguları sürekli olarak Mesih’in kendi sözleri ile şekil alacaktır; böyle biri Rabbin düşüncesi ile uyumlu olarak dilekte bulunacak ve dua edecektir ve böyle dua ettiği için de dileklerine yanıt alacaktır.

İkinci önemli sonuç Baba ile ilgilidir. Ürün vermek Babaya yücelik getirir. Mesih her zaman Babanın mükemmel ifadesi olmuştur. Bu neden ile Mesih’in karakterini sergilediğimiz ölçüde ürün vermek ile tüm dünyaya O’nun öğrencileri olduğumuzu göstermiş olacağız.

İmanlı topluluğu (ayetler 9-17)

Rabbin son konuşmalarında öğrencilerin bağlı oldukları yersel Yahudi sisteminin bir kenara bırakılması için öğrencileri hazırlayan gerçeğin daha ileri bir açıklaması mevcuttur. Ve ayrıca Rab bu son konuşmalarında yeni imanlı topluluğunu başlangıç ve yazgı açısından göksel olarak sunar. Ama öğrenciler kısa bir süre için yücelikteki İnsan’ı yani Mesih’i temsil etmek için dünyada bırakılacaklardır.

Rabbin sözlerini dinlediğimiz zaman tüm öğretişin en önemli iki gerçeğinin altını çizen hitap şeklini aklımızda tutmamız yararımıza olur. Önümüze sürekli getirilen ilk önemli gerçek şudur: Rab dünyadan ayrılmak üzere idi çünkü göklerde İnsan olarak yeni bir konuma yerleşecek idi; ikinci önemli gerçek ise şudur: Kutsal bir Kişi yani Kutsal Ruh gökten yere geliyor idi. Bu iki önemli gerçeğin sonucu olarak yücelikteki Mesih’e ve Kutsal Ruh aracılığı ile bir birlerine bağlı olan bir topluluk bulunacak idi. Rab, işte bu son sözleri ile öğrenciler tarafından temsil edilen bu yeni topluluğa hitap ediyor idi.

Öğrencilerine Kendisinin var olmayacağı bir dünyada ürün vermeleri – kendi sevecen karakterinin ifadesi -gerektiğine dair arzusunu açıkladıktan sonra şimdi onların önünde tek ürün verebilecek topluluk olan yeni imanlı topluluğunu sunar. Ürünün tam ifadesinin Mesih’in lütuflarının pek çoğunun tek başına olan bir öğrenci tarafından ifade edilmesi neredeyse imkansız olduğu için bir topluluk talep etmesi yerinde değil midir? Mesih’in sabır, şefkat ve iyilik gibi diğer karakter özellikleri de pratik ifadelerini ancak bir topluluk içinde bulabilir ve gösterebilirler. Yuhanna 13.bölümün başındaki ayetlerden birinde bize Mesih’in bu dünyada olmayacağı süre içinde yeryüzünde “O’na ait olanlar” olarak adlandırılanlar kalacak idi ve İsa dünyada kendisine ait olan bu kişileri hep sevmiş idi ve sonuna kadar da sevdi. Mesih’in onları sonuna kadar sevmesi tüm hatalarına rağmen onların sona kadar var olacaklarını kanıtlar. Dışardan bakıldığı zaman O’na ait olanlar sapabilir ve dağılabilirler idi ama onlar yine de O’nun ilgisi ve koruması altında kalacaklar idi. “Rab kendisine ait olanları bilir.” “O’na ait olanların” topluluğunda olmaktan zevk alan bu imanlılara ne mutlu! Eğer Mesih kişisel olarak yeryüzünde kalsa idi hepimiz O’nun topluluğunda olmaktan hoşnut olacak idik ama eğer O söylediği gibi gidiyor ise o zaman bizim O’nun karakterinin benzeyişini gösteren kişiler ile olmaktan hoşnut olacağımız kesindir. Eğer Hristiyanlığın karmaşasının tam orta yerinde biz hala Mesih’in ahlakının samimi bir şekilde ortaya konduğu birkaç kişi bulabiliyor isek Mesih’i seven bir yürek için bu kişilerin çok çekici olacakları kesindir. Ve o zaman içlerinde Mesih’ten olanın çok azının ve insandan olanın daha fazlasının yer aldığı insanlara ait büyük din sistemleri çekici olmaktan çıkacaklardır.

O halde bize Mesih’in yokluğu sırasında Mesih’in Topluluğunu oluşturan yeni imanlı topluluğunun önemli ahlak özelliklerini açıklayan bir bölüme ciddi bir şekilde kulak vermemiz gerektiği ne kadar da önemlidir! Bir Hristiyan topluluğundan söz eder iken dikkat etmemiz gereken şey şudur: bu topluluğu bir yandan kutsalların sınırlı bir sayısına indirmek için uyanık olmamız gerekir; ya da öte yandan bu topluluğa Mesih’e ait olmayanları dahil edip topluluğu genişletmemek için dikkatli olmamız gerekir.

Bir Hristiyan topluluğunun birinci ve en önemli işareti Mesih’in sevgisidir (ayetler 9-10). Mesih imanlı topluluğunu sever. Bu kişiler dünya tarafından ya hiç bilinmiyor olabilirler ya da dünya onları biliyor olsa da küçümser ve onlardan nefret eder. Ama Mesih imanlıları sever. Ve Mesih’in onlara olan sevgisi o kadar derindir ki, bu sevgi, yalnızca Babanın Mesih’e olan sevgisi ile ölçülebilir. Baba Mesih’e yeryüzündeki bir İnsan olarak bakmış ve O’nu tanrısal sevginin tüm mükemmelliği işle sevmiş idi. Şimdi Mesih bulunduğu yüceliğinden bu dünyada kendisine ait olanlara bakmakta ve açılan gökler aracılığı ile onların üzerine Mesih’in sevgisini dökmektedir.

Rab kendisine ait olan imanlılara “Benim sevgimde kalın” der. Bereketlerinden zevk almaları ve tanıklık etmek için sahip olacakları güç onların Mesih’in sevgisini bilinçli olarak hissetmelerine bağlıdır. Rabbin şu ciddi diğer sözlerine de kulak verelim: “İlk sevginizden uzak düştünüz.” Bu sözler daha ilerdeki bir günde Efes kilisesinin meleğine hitap etmektedir ve yeryüzündeki imanlı topluluğunun mahvolmasına ve dağılmasına götüren yolda atılan ilk adımı ima etmektedir. Onları uçuruma sürükleyen bir sonraki adımları Mesih’e, birlik içinde bir tanıklık verilmesine engel olmuş idi: bu yüzden kandillik yerinden kaldırıldı (Vahiy 2:4-5). İmanlılar Tanrı sevgisinin keyfi içinde yürüdükleri zaman onların birlik içindeki tanıklıklarına karşı durabilecek hiç bir şey yoktur. Mesih’e olan ilk sevgilerini kaybettikleri zaman Mesih’in kendilerine olan sevgisini hissetmeyi yitirdikleri zaman çok geçmeden dünyanın önünde birlik içinde bir tanıklık sunmaları da son bulacaktır.

Kilise bir bütün olarak tarihinde yer alan kutsalların yerel topluluklarında bu hatayı çok sık tekrar etmiştir! Ama yine de eğer bir kimse Rabbin sözlerine yanıt veriri ve O’nun sevgisinde devam eder ise o zaman Rabbin onlara vereceği yönlere dikkat kesilsinler çünkü O yolu işaret eder. O’nun sevgisinde devam edebilmemizin tek yolu O’nun sözlerine iman ve itaat etmek ile olur. “Eğer buyruklarımı yerine getirir iseniz o zaman sevgimde kalırsınız.” Bir çocuk anne ve babasının sözünü dinlemeyip kendi isteğini yapar ise anne ve babasının sevgisini çok az takdir edecek ya da bu sevginin zevkine varacaktır. Aynı durum imanlı için de geçerlidir. Rabbin bize olan sevgisinden zevk alabilmemiz için tek yol Rabbin açıklamış olduğu düşüncesine itaat ederek yürümemiz gerekir.

Kendimizi Mesih’in sevgisinde korumak ile ilgili söylenmiş olan şu sözler ne kadar doğrudur: “Bir kişi güneşin ışığında kalmak için güneş ışığının geldiği yerde durmalıdır.” Mesih’in sevgisi itaat yolunda bekler ve O’nun buyruklarının yolu boyunca parlar. O’nun buyruklarını yerine getirmek O’nun sevgisini oluşturmaz ve aynı şekilde güneş ışığını yaratan güneşli yerlerde yürümek değildir. Bu neden ile burada verilen öğüt sevginin peşinden gitmek ya da onu kazanmak ya da onu elde etmek anlamına gelmez; burada kastedilen, sevgide kalmaktır. Rab itaat yolunda yürüyerek bu konuda mükemmel bir örnek oluşturdu çünkü şu sözleri söyleyebildi: “Ben Babamın buyruklarını yerine getirdim ve O’nun sevgisinde kaldım.”

İmanlı topluluğunun ikinci büyük işareti, sevinçtir (ayet 11). Ama burada kastedilen sevinç Mesih’in sevincidir. “Bunları size sevincim sizde olsun ve sevinciniz tamamlansın diye söyledim.” Bu sevinç yalnızca doğal bir sevinç değildir ve dünyanın sevinci ile karşılaştırılamaz. Bu Mesih’in sevincidir, “Babanın sevgisinin kesintisiz hissinden ve sevincinden kaynaklanan bir sevinçtir.” Elbette Baba tarafından kutsal kılınmış olan yersel sevinçler de vardır ve bu sevinçler doğru yer ve zamanda haklı olarak kullanılabilirler. Ama bu tür sevinçler bizi hayal kırıklığına uğratabilirler. “Yeryüzünün sevinçleri söner ve görkemleri kalıcı değildir, geçip giderler.”

Yersel sevinç şarabı tükenir. “Yol kenarındaki dereden su içebiliriz” ama yol kenarındaki dere kurur (Mezmur 110:7; 1.Krallar 17:7). Ama her şeye rağmen yine de imanlının içinde sonsuz yaşamdan kaynaklanan bir sevinç pınarı vardır ve bu pınar asla hayal kırıklığına uğratmaz. Rab bu neden ile sevincinden “içimizde olan ve kalan” bir sevinç olarak söz edebilir. Bu sevinç gerçekten de zamanın sevinçlerinin çok ötesindedir – bu sevinç “kalıcı” bir sevinçtir. Bu sevincin kaynağı Babanın sevgisidir ve kaynağı Babanın sevgisi olduğu için sonsuza kadar kalıcıdır.

Ayrıca Rabbin söz ettiği bu sevinç yalnızca kalıcı bir sevinç değildir ama aynı zamanda Rab bu sevincin öğrencilerinin “içlerinde” olacağını söyleyebilir. Sevinç içimizde olduğu için bu dünyanın sevincine benzemez çünkü dışsal koşullara bağımlı değildir. Mezmur yazarı şu sözleri söyleyebilir: “Öyle bir sevinç verdin ki bana; onların bol tahıl ve yeni şaraptan aldığı sevinçten daha fazla.” (Mezmur 4:7) Yersel sevinçler dışsal koşulların iyi olmasına bağlıdırlar. Ama Rabbin sevinci yürektedir. Rab, dışsal koşulları uyarınca reddedilmiş bir İnsan idi ve yalnız idi – O acılar adamı oldu ve üzüntüyü yakından tanıdı. Babasının isteğine giden mükemmel itaat yolunda O, her zaman Babasının sevgisinin farkında olarak yaşadı ve tüm sevincinin kaynağını sürekli olarak bu sevgide buldu. Rabbe itaat ederek yürüdüğümüz sürece bizler de O’nun sevgisinin farkında olacağız. O’nun sevgisinin güneşinin ışığında yalnızca O’nun sevgisinin sevincini bulmak ile kalmayacağız ama aynı zamanda sevincimiz öylesine tam olacak ki yersel olan şeylerin üzüntüleri için üzülmemize yer kalmayacak.

Üçüncü olarak bu yeni topluluk sevgi ile karakterize edilir (ayetler 12-13). Topluluk yalnızca sevilmez ama sever de! Çünkü Rabbin buyruğu budur: “Benim sizleri sevdiğim gibi sizler de bir birinizi sevin.” Bu sevgi, insan sevgisinin örneğine göre olan bir sevgi değildir çünkü insan sevgisi genellikle bencildir ama Rabbin bize olan sevgisinin ölçüsüne uygun bir sevgi yani içinde benliğe yer vermeyen bir sevgi ihtiyacımız olan sevgidir. “Hiç kimsede insanın dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur. Burada söz edilen ölümün kefaret edici özelliği değil ama sevginin en üstün ifadesidir.

Yersel sevgi genellikle objesinde sevilebilir özellikler nedeni ile ortaya çıkan bir sevgidir. Tanrısal sevgi ise bizi tüm zayıflık ve hatalarımızın üzerine çıkarak sever ve objenin sevilmeyecek özelliklerine rağmen sever. Mesih’in sevgisi böyledir ve böyle bir sevgi ile bir birimizi sevmemiz ve beslememiz gerekir. Böyle bir sevgi hata ve kusurlara kayıtsız kalmaz ama sevilmeyecek her özelliğin üstüne çıkar ve objesine olabilecek en büyük fedakarlık – dostları uğruna canını vermesi – ile hizmet eder. Biri şöyle demiştir: “Dostları uğruna canını veren bir sevgi, sevginin en büyük kanıtıdır; bunun üstünde bir standart düşünülemez.”

Dördüncü olarak imanlı topluluğu Mesih’in sevgisi ve Babanın yüreğinin gizli amaçları ile zenginleştirilmiş güvenilir bir topluluktur (ayetler 14-15). Rab kendisine ait olan kişileri, yalnızca kendilerine yön verilen hizmetkarlar olarak görmez ama onlara sırlarını emanet ettiği dostları olarak görür ve bu yüzden şu sözleri söyleyebilir: “Babamdan bütün işittiklerimi size bildirdim.” Öğrenciler gerçekten de Mesih’in yalnızca hizmetkarları değil idiler (2.Petrus 1:1; Yahuda 1; Romalılar 1:1). Öğrenciler Rab için hizmetkardan çok daha fazlası idiler ve eğer “bir hizmetkar olmanın ayrıcalığı büyük ise bir dost olmanın ayrıcalığın daha büyük olduğu çok daha kesindir.”

“Hizmetkar efendisinin ne yaptığını bilmez.” Hizmet eden kişi yalnızca kendisine verilen görevi bilir ve ona yalnızca bu görevi yerine getirmesi için gereken yön verilir. Bir dost olarak davranılan hizmetkar bundan yani görevinden çok daha fazlasını bilir; kendisine iş yaptığı efendisinin gizli amaçları bildirilir. Ve bundan daha da fazlası olarak bir dost ilişkilerimizden söz ettiğimiz kişidir; bunlar hizmetkarı doğrudan ilgilendirmese bile efendisi ona yüreğindekileri söyler. Tanrı İbrahim’e de bu şekilde davranmış idi – İbrahim Tanrının dostu olarak anılır. Tanrı şöyle demiş idi: “Yapacağım şeyi İbrahim’den mi gizleyeceğim?” Ama tekrar görüyoruz ki Rabbin buyruklarına iman itaati bir dost olma konumunu garanti etmektedir; Rab sevgisinin tadına böyle varılır. Rabbin buyruklarına iman ile itaat ederek yürümediğimiz sürece Babanın yüreğindeki amaçlar hakkında bilgimiz az olacaktır. İman itaati yolunda olduğumuz zaman Rab bize güvenerek Babadan işitmiş olduğu her şeyi bildirir.

Beşinci olarak imanlı topluluğu seçilmiş bir topluluktur ve Rab bu konu ile ilgili olarak şu sözleri söyler: “Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim.” (ayet 16) Seçim bizim tarafımızdan değil, O’nun tarafından yapıldı. Hamdolsun ki böyle oldu! Eğer duygusal bir coşku anında Rabbi gidip ürün vermek için Efendimiz olarak seçmiş olsa idik koşulların verdiği stres nedeni ile bu kararımızdan çoktan geri dönmüş olur idik. Zaman zaman Rabbin yoluna çıkan gönüllüler yalnızca küçük teşvikler aldılar ve başını yaslayacak yeri olmayan ve insanlar tarafından hor görülen Biri ile ancak kısa bir süre yürüyebildiler. Ama O seçmiş olduğu bu kişiler hakkında yine de şu sözleri söyleyebildi: “Denendiğim zamanlar benim ile birlikte dayanmış olanlar sizlersiniz.” (Luka 22:28) Burada söz konusu olan şeyin sonsuz yaşam için egemen seçim yapılması olmadığı kesindir. Ama söz konusu olan kesinlik bizi seçen ve yeryüzünde ürün vermemiz için belirleyen ve bu ürünü kalıcı kılan sevgi hakkındadır. Elçiler Kutsal Ruh aracılığı ile bereketli ya da bol bir şekilde Tanrının sevgisi ile dolu idiler çünkü Mesih’in lütufları yaşamlarında ifade edilmiştir ve onları tüm zamanlar için sürüye örnek yapmıştır.

Son olarak imanlı topluluğu Babaya Mesih’in adı ile yaklaşabilen ve Baba tarafından O’nun adı ve kanı ile kabul edilmiş olan dua eden ve bağlı olan bir topluluktur. İmanlılar Mesih’in sevgisinin tadını çıkartarak ve Mesih’in dostları olduklarına dair duydukları güveni itiraf ederek O’nun zihninde ya da düşüncesinde öyle bir yerde olacaklardır ki Mesih’in adı ile Babadan ne dilerler ise Baba onlara verecektir.

Rabbin düşüncesine göre imanlı topluluğu işte böyle bir topluluktur. Bu toplulukta Mesih’e ait olan her şey bilinebilir ve bundan keyif alınabilir, çünkü “benim” sözcüğü küçüktür ama ne kadar tatlıdır ve Rabbin dudaklarından çıkarak kulaklarımıza ulaşır. Kendisine ait olanlar ile bağlı olduğu için O, “Benim sevgim”, “benim sevincim”, “benim buyruklarım”, “benim dostlarım”, “benim Babam” ve benim Adım” diyebilir. Bu noktada da birinin söylemiş olduğu şu sözleri görürüz: “Babanın Oğula olan sevgisindeki tüm tarihi, İsa’nın Halkına olan sevgisi ve O’nun Halkının bir birine olan sevgisi; her artıdır.” Her aşama hem kaynak hem de bir sonraki aşamanın standardıdır.

İmanlı topluluğunun Rab tarafından çizilen örneği gerçekten de çok hoştur ama ne üzücüdür ki bizler hala boş yere Rabbin bu günkü halkının arasında O’nun arzularının genel pratik ifadesini bulmak için uğraşırız. Böyle olsa bile, yani bölünmüş ve ayrılmış olmamıza rağmen yürüyüşümüzü daha düşük bir standarda indirgemeyelim ama herkes bireysel olarak Rabbin düşüncesinin ardından gitmeye arzu duysun.

Rab tarafından söylenmiş olan “Bu buyruklar” (ayet 17) Kendisine ait olanlara Mesih’in sevgisi ile söylenmişler idi. Bu buyrukların amacı öğrencilerin bir birlerine sevgi ile bağlanmalarıdır. İşte o zaman Rabbin sözlerinin uygunluğunu takdir edebiliriz. “Size şu buyruğu veriyorum: birbirinizi sevin.”

Dünya (ayetler 18-25)

Rab bize çok bereketli bir şekilde yeni imanlı topluluğunu sunmuştur. Ancak bu sunuşu şekle ya da yönetime bağlı olarak yapılmamıştır (çünkü henüz bunun zamanı gelmemiştir). Ama yine de sunar iken ahlaki işaretlere ve ruhsal ayrıcalıklara değinmiştir. Bu topluluk Mesih’in sevgisi tarafından ve O’nun sevgisinde kalmak ile yönetilen bir topluluk olarak görülür. Ve topluluk üyeleri bir birlerine sevgi ile bağlıdırlar. Bu sözleri izleyen diğer sözlerinde Rab öğrencileri dünyadan olmadıkları için dünyanın onlardan nefret ettiğini (ayetler18-19) bildirir. Ve öğrencilerini kuşatan dünyanın gerçek karakteri konusunda onları uyarır ve dünyanın edeceği zulme hazırlar.

Eğer Mesih ile birlikte içerdeki halkanın sevgisini, sevincini ve kutsal mahremiyetlerini paylaşıyor isek aynı zamanda O’nun ile birlikte dünyanın nefretini ve aşağılamasını da paylaşmak için hazır olmamız gerekir. İnsanların söyledikleri gibi öğrencilerin her iki dünyadan da yararlanmalarına dair hiç bir öneri mevcut değildir. Ya Mesih ya da dünya olması gerekir, Mesih ve dünya olamaz. Mesih’in lütuflarını her şekilde sergileyen bir topluluk dünya tarafından Mesih ile özdeşleşmiş olarak görülecek ve dünya Mesih’e göstermiş olduğu nefreti O’nun halkına da gösterecektir. Mesih’e duyulan nefret ve O’na gösterilen zulüm O’nun halkına da yaşatılacaktır.

Dünya her soyu her sınıfı ve her sahte dini Tanrıya olan nefretleri ile birlikte kucaklayan geniş bir sistemdir. Öğrencilerin çevresini hemen kuşatan dünya bozulmuş Yahudilik dünyası idi. Bu gün [ Batı’da olan] imanlılar ile dünya temelde bozulmuş Hristiyanlık dünyası ile temastadır. Bu sistemin dışsal şekli çağdan çağa değişkenlik gösterebilir ama Tanrıya düşmanlık ve O’ndan uzaklık ve Mesih’e nefret ile kendisini gösterir.

Dünya bu basit insanlardan neden nefret etsindi ki? Onlar yalnızca bir birlerini seven, düzenli bir şekilde yaşayan, yönetici güçlere bağımlı olan ve onların politik görüşlerine müdahale etmeyen yoksul insanlardan oluşan bir topluluk değil miydiler? İyi bir haber beyan ediyorlar ve iyi işler yapmıyor muydular? Onlardan neden bu kadar çok nefret edilsindi ki?

Rab bu nefret ile ilgili iki neden belirtir. Birincisi, onlar Mesih’in seçerek dünyadan çıkarttığı bir insan topluluğu idiler. İkinci neden ise dünyanın önünde Mesih’in adını kabul etmiş olan bir insan topluluğu olmaları idi (ayet 21). İlk neden dindar dünyanın nefretini özellikle ortaya çıkartacak olan bir neden idi; ikincisi ise dünyanın genel bir nefretinin söz konusu olması idi. Tüm zamanlar boyunca dindar bir kişiyi egemen lütuf kadar öfkelendiren başka hiç bir şey olmamış idi; egemen lütuf insanların tüm dini çabalarını ezip geçiyor, dışlanan kişileri ve sefilleri yerden kaldırıyor ve bereketliyor idi. Diğer uluslardan olan bir dul kadını ve yine diğer uluslardan olan bir cüzamlıdan söz edilmesi bile Nasıra’lı din önderlerini Mesih’e karşı ayaklandırmış ve O’na gazap ve nefret duymalarına neden olmuş idi. Küçük oğlu bereketleyen egemen lütuf büyük oğlu öfkelendiriyor idi.

Ayrıca öğrenciler bu nefretin kendisini zulme dönüştürerek göstereceği konusunda uyarılmışlar idi. “Eğer bana zulmettiler ise size de zulmedeceklerdir” (ayet 20). Nefret ile ilgili bu aktif ifade Mesih’in adının herkesin önünde kabul edilmesi ile doğrudan bağlantılıdır. Çünkü Rab şu sözleri söyleyebilmiştir: “Bütün bunları size benim adımdan ötürü yapacaklar, çünkü beni göndereni tanımıyorlar.” (ayet 21) Mesih’e ya da O’nun öğrencilerine yapılan zulüm insanların Mesih’i gönderen Babayı tanımadıklarını kanıtlıyor idi.

Ama yine de her şeye rağmen insanların bu tür bir bilgisizlik için özürleri yok idi (ayet 22-25). Rabbin söylediği sözler ve yaptığı işler dünyaya duyduğu nefret ya da bu konudaki bilgisizliği için bahane bırakmıyor idi. Eğer Mesih dünyaya gelmemiş ve şimdiye kadar hiç kimsenin konuşmadığı şekilde konuşmamış olsa idi ve eğer onların arasında hiç kimsenin yapmamış olduğu işleri yapmamış olsa idi o zaman Mesih’e ve Babaya karşı bilerek düşmanlık günahı ile mahkum edilmemiş olacaklar idi. Hala düşmüş yaratıklar olarak kalacaklar idi ama Tanrıdan isteyerek nefret eden yaratıklar olarak görülmeyecekler idi. Bu yüzden bu durumda günahları için özürleri yok idi. Dünyanın suçunun gerçek olduğu gizlenemez idi. Suçları ortaya çıkmış idi.

Mesih sözleri ve işleri aracılığı ile Babanın yüreğinde olan her şeyi tam olarak açıklamış idi. Ve bu yalnızca insanın Tanrıya olan nefretinin ortaya çıkmasına neden olmuş idi. Dünya bu hali ile umutsuzluğa terk edilmiş idi çünkü onların kendi yasalarına göre onlar nedensiz yere Mesih’ten nefret etmiş oluyorlar idi. Bu neden ile dünyanın nefreti artık bilgisizlik değil idi; günah idi! Dünyanın nefreti günahsız bir nefret idi. Yine de biz imanlılar bile bazen dünyaya nefret etmesi için neden veririz. Ama Mesih’te hiç bir neden yok idi. Aslında nefret için bir neden vardır ama nefret edilen Kişi’den kaynaklanmaz; nefret, nefret eden kişilerin yüreğindedir.

Tanıklık Etmek İçin Güç (ayetler 26-27)

Eğer sevgi halkası bir nefret halkası tarafından kuşatılır ise – Mesih’in öğrencilerine kör bir nefret duyan zulmeden bir dünya – Mesih gittikten sonra yeryüzünde Mesih için tanıklık edilmesi nasıl mümkün olacaktır?

İmanlı topluluğu küçüktür ve bu topluluğu oluşturan kişiler zayıftır. Rab bu topluluğu kurtların ortasındaki küçük bir sürüye benzetir. O zaman öğrenciler Mesih’ten nefret eden böyle bir dünyaya nasıl karşı duracak ve bu dünyada Mesih için nasıl tanıklık edecekler idi? Öğrenciler, Kutsal Ruhun kudretli gücü aracılığı ile ayakta durabilirler ve ayakta duracaklardır. Babadan gelmiş olan tanrısal bir Kişi – Kutsal Ruh – onların gücü ve her şeyi olacaktır.

Rab, dünyanın korkunç karakterini ve acımasız nefretini ne kadar da iyi biliyor idi, çünkü bu dünyanın düşmanlığının fırtınası öfke ve tam gücü ile O’nun üzerine inmemiş miydi? Rab aynı zamanda O’nu sevenlerin ve izleyecek olanların zayıflığını da çok iyi biliyor idi. Çünkü Petrus O’nu inkar etmeyecek miydi ve diğer tüm öğrencileri O’nu terk etmeyecekler miydi? Rab yüceliğine gitmek üzere öğrencilerinden ayrıldığı zaman onları tek başlarına bıraktığında O’na tanıklık etmeyi asla başaramayacaklarını biliyor idi.

Rab, böylece, dünyanın kötülüğünü ve öğrencilerinin zayıflığını bildiği için şu sözleri söyler: “Babadan size göndereceğim Yardımcı yani Babadan çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman bana tanıklık edecek. Öğrenciler ne kadar zayıf olurlar ise olsunlar, dünya ne kadar güçlü olur ise olsun, Kutsal Ruh Bana tanıklık edecektir. Öğrenciler ne kadar hata yaparlar ise yapsınlar ve dünya ne kadar zulmeder ise etsin Kutsal Ruh yine da Bana tanıklık edecektir. Kutsal Ruh yeryüzünde, gökyüzündeki Oğul’un yüceliğine tanıklık edecektir. Dünya O’nu yeryüzündeki en alçak konumda çarmıha gerecek, gökler ise O’nu görkem içinde en yüce konumda taçlandıracak ve Kutsal Ruh O’nun yüceliğine tanıklık etmek için gelecektir. Oğul, Babadan, Babaya tanıklık etmek için gelmiş idi; Kutsal Ruh da Oğula tanıklık etmek için Babadan geliyor idi.

Rab, Kutsal Ruhun gelişinden söz eder iken şu sözleri ekleyebilir: “Siz de tanıklık edeceksiniz.” Ve bunu söyler iken ifadesine neden oluşturan sözler de ekler: “Çünkü başlangıçtan beri Benim ile birliktesiniz.” Bizler, öğrencilerinin yaptığı gibi O’nun hizmetinin başlangıcından beri birebir aynı anlamda İsa ile beraber olmadık; bu doğrudur. Ama yine de her şeye rağmen bu eğer bizim insanların önünde Mesih için tanıklık etmemiz gerekiyor ise manevi açıdan doğru bir ifade olarak geçerliliğini korur; bizlerin de başlangıçtan beri görünmeyende Mesih ile birlikte olmamız gerekir. Kutsal Ruh geldiği zaman Petrus ve Yuhanna zulmeden dindar dünyanın önünde Mesih için öylesine çarpıcı bir şekilde şaşırtan tanıklıkta bulundular ki onlara zulmeden kişiler, “onların İsa ile birlikte bulunmuş olduklarının farkına vardılar.” (Elçilerin İşleri 4:13)

Rab böylelikle bize iki büyük gerçek sunmuş olur – ilki, Kutsal Ruhun yücelikteki Mesih için tanıklık etmesi; diğeri ise öğrencilerin insanların önünde O’na tanıklık etmeleri. Bu iki gerçek, İstefanos’un öyküsünde çarpıcı bir örnek olarak verilmemiş midirler? Mesih’i reddeden dindar bir dünya tarafından reddedilmiş olan nefretten deliye dönmüş, O’na dişlerini gıcırdatarak ve taş atarak zulmeden insanların önünde İstefanos Kutsal Ruhun kudretli gücü ile ayakta durur. Ve yukarı göğe baktığı zaman Tanrının ve İsa’nın yüceliğini görür ve sonra dünyanın önünde tanıklık eder ve şöyle der: “Bakın, göklerin açıldığını ve İnsanoğlunun Tanrının sağında durmakta olduğunu görüyorum.” Kutsal Ruh İstefanos’un ruhunda yücelikteki Mesih için tanıklık eder. Ve İstefanos dünyanın önünde tanıklık etmiş olur.

İstefanos sayıları çok olan şehitlerin ilki oldu ama dünyanın yapmış olduğu ve yapacağı her şeye rağmen tam bir güvence ile şunu söyleyebiliriz: imanlı topluluğu yeryüzünde olduğu sürece Mesih için tanıklar olmuştur ve olacaktır çünkü Kutsal Ruhun yeryüzünde var olmasının ve tüm gücü ve karşı konulmaz kudreti ile Tanrı halkının içinde konut kurmasının nedeni Mesih’e tanıklık etmektir.