Bölüm 17

BABA’YA EDİLEN BÜYÜK DUA

Mesih’in dünyanın önündeki lütufkar hizmeti sona ermiştir. Öğrencilerine yaptığı sevecen konuşmalar bitmiştir. Rab, yeryüzünde bırakacağı öğrencilerine yakınlık duyarak gökyüzüne yakında varacağı yuvasına doğru bakmaktadır. Rab, öğrencilerinin Babasına konuştuğu zaman O’nun söylediği sözleri dinlemiştik. Şimdi Babaya öğrencileri ile ilgili olarak Oğul kişiliği ile konuştuğunu işitmek bizler için daha büyük bir ayrıcalıktır.

Bu dua, onu söyleyen görkemli Kişi nedeni ile tüm duaların ortasında tek başına merkezde durur. Şu sözleri tanrısal bir Kişi’den başka hiç kimse söyleyemez idi: “Öyle ki onlar da bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar.” Ya da tekrar edelim: “Öyle ki aynı zamanda onlar da Biz’de bir olsunlar.” (ayet 21) bir insan ağzından bu tür sözler asla çıkamaz idi. Eğer O’nun Kişiliğinin Tanrılığı inkar edilir ise o zaman bu sözler ancak bir sapkına ait küfürler olabilirler.

Bu dua tek başına eşsiz karakterini ortaya koymaktadır ve bu noktada işaret edilen açıklama şöyle yapılmaktadır:” Duada bir itirafın sesi duyulmaz … günahtan ne kadar uzak olur ise olsun bir itirafın yansıması yoktur … bir hata ya da kusur duygusunun dokunduğu bir ton yoktur .. bir aşağılık duygusu ya da yardım çağrısı yer almamaktadır.”

Dua içerdiği derin anlam ile bizi adeta tutsak alır. Dünyanın başlangıcından önceki bir sonsuzluktan söz eden Kişi’yi dinleriz. O’nun yeryüzündeki mükemmel yolundan söz ettiğini duyarız. Geleceğin Kendisi için açık bir kitap olduğu Kişi tarafından elçilerin günlerine götürülürüz. Kilisenin yeryüzündeki tüm göçmenlik dönemini kapsayan sözleri işitiriz; Elçilerin sözleri aracılığı ile O’na iman edecek olan bu kişiler için Rabin yüreğindeki hisleri duyarız. Sonunda gelmek üzere olan yani Mesih ile ve Mesih gibi olacağımız bir sonsuzluk düşüncesine vardırılırız.

Ayrıca Rabbin yürek soluklarını dinlediğimiz zaman şunu hissederiz: bu dünyadan geçtiğimiz süre hala göz önünde tutulur iken sonsuzluğun değişmez değerlerini kavramak için zamanın geçici değerlerinin ötesine götürülürüz. Ayak yıkamak ne kadar değerli de olsa, ürün vermek ne kadar bereketli de olsa ve Mesih için tanıklık etmek ve acı çekmek ne kadar büyük bir ayrıcalık da olsa yine de bu tür değerlerin üzerinde pek durulmaz ve bunun aksine zaman içinde bilinseler ve zevk alınsalar dahi sonsuzluğa ait olan o daha büyük değerler ön plana geçerler. Sonsuz yaşam, Babanın adı, Babanın sevgisi, Mesih’in sevinci, birliği ve yüceliği gibi kalıcı ve sonsuz değerler, zaman, ayak yıkama ihtiyacı, denemeleri ve sıkıntıları ile gerekli de olsa önceliklerini her zaman koruyacaklardır.

Ayrıca bu duayı dinlediğimiz zaman Mesih’in yüreğindeki arzuları öğreniriz öyle ki imanlı kişi şu sözleri söyleyebilir: “Ben, O’nun yüreğinde bana duyduğu arzuları biliyorum.” Bunun böyle olması gerekir çünkü mükemmel dua yüreğin arzusunun ifadesidir. Bizim için ne üzücüdür ki dualarımız genellikle resmi ya da şekilsel olurlar ve yalnızca diğer kişilerin düşünmesini istediğimiz şeyin ifadesi yüreklerimizin arzusu haline gelir. Ama hiç bir resmiyet unsuru bu duanın içine giremez çünkü duadaki her şey duayı eden Kişi gibi mükemmeldir.

Duanın içinde Babaya sunulan pek çok istek yer alır. Ama bunların hepsi de Rabbin duasında, duanın temel bölümünü oluşturan O’nun üç önemli arzusu şeklinde görünürler. Birinci arzusu, Babanın Oğulda yüceltilmesi (ayetler 1-5); ikinci arzusu, Mesih’in kutsallarda yüceltilmesi (ayetler 6-21) ve üçüncü arzusu, kutsalların Mesih ile birlikte yüceltilmeleri (ayetler 22-16).

Babanın Oğul’da Yüceltilmesi (ayetler 1-5)

17.bölümün ilk beş ayetinde yer alan her sözcük ve her istek Babanın yüceliğini vurgular. Oğul nerede olur ise olsun, ister yeryüzünde ister gökyüzünde ya da ister yer ve gök arasındaki çarmıhta O’nun her zaman ilk ve büyük arzusu Babayı yüceltmektir. Bu motifin saflığı ve temizliği düşmüş insanın kavrayışının ötesindedir. İnsandaki doğal düşünce kendisini yüceltmek için şekli ne olur ise olsun güç kullanmaktır. O’nun benlik ile hareket eden kardeşlerinin düşüncesi de söyledikleri şu sözler aracılığı ile net olarak görülür: “Madem ki bu yüce işleri yapıyorsun kendini dünyaya göster.” (Yuhanna 7:4) Bu sözlerdeki gerçek anlam aslında şudur: “Kendini yüceltmek için gücünü kullan.”

Tarih bize, insana ne zaman Tanrı tarafından ya da diğer kişiler tarafından güç verilse insanın bu gücü kendisini yüceltmek için kullandığını göstermez mi? Diğer ulusların kendisine güç verilen ilk başı kendi düşüşünü şu sözleri ile hazırlamamış mıdır? “İşte onurum ve yüceliğim için üstün gücüm ile krallığımın başkenti olarak kurduğum büyük Babil!” (Daniel 4:30) Tüm gökyüzü birleşip şu sözleri söyleyecektir: “Gücü almak için boğazlanan Kuzu layıktır!” Çünkü yalnızca O Tanrının yüceliği ve insanın bereketi için güç kullanır. Rab bu dünyanın verebileceği yücelikten çok daha büyük bir yücelik arzu eder. Çünkü şöyle der: “Baba, dünya var olmadan önce ben senin yanında iken sahip olduğum yücelik ile şimdi beni yücelt.” (ayet 5). Ve O, bu büyük yücelik ile Babayı yüceltebilmeyi arzu eder.

O’na yeryüzünde zaten yetki verilmiş idi; Lazar’ın diriltilmesi ile sergilenen bu güç O’nun mezarın yanında iken söylemiş olduğu şu sözler ile Babayı yüceltti: “Eğer iman eder isen Tanrının yüceliğini göreceksin.” (Yuhanna 11:40) Rab şimdi Kendi gücü ile orantılı ve eşit bir yücelik istemektedir (ayet 2). O’na tüm et ve kan üzerinde güç verilmiş idi öyle ki Tanrının amaçlarını yerine getirerek Tanrıyı yüceltsin. Biz bu dünyada şeytan tarafından güçlendirilen et ve kanın korkunç gücünü görmekteyiz. Yine de teselli edilmemiz için bu duadan elde ettiğimiz bilgi şudur: Rabbe verilen güç, var olan her gücün çok üstünde olan bir güçtür. Bu neden ile ne kadar büyük olur ise olsun kötülüğün hiç bir gücü Mesih’e -Babanın Oğul’a vermiş olduğu kişilere sonsuz yaşam vermek için Tanrının amaçlarını etkin hale getirmesi için-  engel olamaz.

Bu yaşam en büyük ifadesini Baba ve Oğul ile olan ilişkilerimizin bilgisinde ve sevincinde bulur. Bu yaşam doğal değerler ve insan ilişkilerinin bilgisi ve sevinci ile sınırlı olan doğal yaşama benzemez; ne yeryüzü ile sınırlıdır ne zamana bağlıdır ve ne de ölüm ile son bulur. Bu yaşam bizi tanrısal Kişileri tanımak ve onlar ile paydaşlıktan zevk almak için muktedir kılar. Ve bizi dünyanın dışına, yeryüzünün üstüne, zamanın ötesine ve sonsuz yücelik alanlarına taşır.

Eğer Rab Babayı gökteki yeni yerde yüceltmeyi arzu ediyor ise bunu zaten yeryüzünde yürüdüğü yol ve çarmıhta çektiği acılar ile yapmıştır (ayet 4). Rabden başka hiç kimse göğe bakıp da Babaya, “Seni yeryüzünde yücelttim” diyemez idi. Ne üzücüdür ki düşmüş insan Tanrının yeryüzündeki onuruna leke sürmüştür. İnsan, evrenin önünde Tanrının gerçek bir temsilcisi olmak üzere Tanrının benzeyişinde yaratıldı. Ama yine de her şeye rağmen şimdi insan düşmüş olduğu için dünyanın düşünceleri insana göre biçim alacak ise varılacak olan sonuç şu olur: Tanrı kutsal olmayan, bencil ve zalim ve öç alan bir Varlıktır; bilgeliğe, sevgiye ya da şefkate sahip değildir.

Putperestler Tanrıya kendilerini eşit koşma küstahlığını yaparak işte böylesine korkunç bir sonuca varırlar. Ve bu yüzden kendilerine benzeyen murdar, zalim ve bencil putlar yaparlar. Ölümsüz Tanrının yüceliği yerine ölümlü insana ve hayvanlara benzeyen putları yeğlediler. Ve bu neden ile insan Tanrıyı gerçekten temsil etmek aracılığı ile O’nu yüceltmek yerine yeryüzünde Tanrıyı onurlandırmadılar. Ama düşmüş insandan İnsanoğlu ve Oğul İsa Mesih’e döndüğümüz zaman yürüdüğü yolda attığı her adımda Tanrıyı yüceltmiş olan Biri’ni görürüz. Göksel ordular bu dünyaya gelip doğan Yaratıcılarına baktıkları zaman “En yücelerdeki Tanrıya yücelik olsun” demektedirler. Rab yürüdüğü yoldaki görevini tamamladıktan sonra “Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamak ile Seni yeryüzünde yücelttim” diyebildi. Rab Tanrının karakterini tam bir şekilde ortaya koydu ve Tanrıya ait olan her şeyi eksiksiz muhafaza etti. O’nun yüceliğini tüm evrenin önünde korudu. Tanrı, hem melekler hem de insanlar tarafından beden alan Mesih’te göründü.

Ayrıca Mesih yeryüzündeki yolunda Tanrıyı yalnızca yüceltmek ile kalmadı ama aynı zamanda O’nu en çok çarmıhta iken yüceltti, çünkü şu sözleri söyleyebildi: “Yapmam için bana verdiğin işi tamamladım.” Rab orada çarmıhta Tanrının günah konusunda adaletini yerine getirdi ve Tanrının günahkara olan sevgisini sergiledi.

Mesih burada bürünmüş olduğu mükemmel insanlık ile uyumlu olarak konuşur. İnsan olarak Tanrıyı yüceltti ve O’na yapması için verilmiş olan görevi yerine getirdi. O’nun yürüdüğü gibi yürümek biz imanlılar için bir ayrıcalıktır – Tanrının yüceliği ve yapmamız için bize vermiş olduğu işi tamamlamamız bir ayrıcalıktır; ama bunu yapar iken şunu asla unutmayız: O’nun, yerine getirmek için geldiği çarmıhtaki işinin sonsuza dek tek başına durması gerekir. Ve Oğuldan başka hiç kimse bu yüce işin sorumluluğunu alamaz ve bu işi ancak Oğul tamamlayabilir.

Ayet 5’de hiç kimsenin paydaş olamayacağı dilekler işitiriz çünkü burada Rab sonsuz Oğul olarak konuşur ve yalnızca Tanrı olan Birinin dileyebileceği istekler sunar. Birinci olarak Rab şu sözleri söyleyebilir: “Ey Baba, beni yanında yücelt.” Bizler yücelik (göksel) bedenlerimize sahip olmayı gerçekten arzu ederiz öyle ki Mesih bizlerde yüceltilebilsin (Filipeliler 3:21, JND; 2.Selanikliler 1:10) ve bu neden ile “bende Mesih yüceltilsin” diyebiliriz ama tanrısal bir Kişiden başka kim “Beni yüceltir misin?” diyebilir.

İkinci olarak, dua daha yükseklerdeki bir alana doğru gider çünkü Rab ilk ifadesine şu sözleri eklemiştir: “Beni Kendin ile birlikte (yanında) yücelt.” Yalnızca Babanın bağrında bulunan sonsuz Oğul Babasının yüceliği ile eşit bir yücelik için istekte bulunabilir idi. Bu şekilde konuşan Biri Tanrı ile eşit olduğunu ifade etmektedir.

Ayrıca Rab bu konuşmasında “Ben senin yanında iken sahip olduğum yücelik ile” demektedir; bunu söyler iken sonsuzlukta Tanrısal bir Kişi olarak sahip olduğu bir yüceliğe işaret etmektedir. Bu yüceliği almamıştır! O, bu yüceliğe sahiptir! İşte bu yüzden “senin yanında iken sahip olduğum yücelik” diyebilmektedir; bu sözler O’nun Tanrısal bir Kişi olduğunu ve aynı zamanda Tanrılıkta yer alan bir Kişi olduğunu göstermektedir. Son olarak bu yücelikten “dünya var olmadan önce “ Baba ile birlikte sahip olduğu yücelik” olarak söz ettiğine dikkat çekelim. Bu yücelik zamanın dışında yani sonsuzluğa ait olan bir yücelik idi. O, Tanrısal bir kişi idi, Tanrılıkta yer alan bir Kişi idi ve O Sonsuz bir Kişi idi. Söylenmiş olan şu sözler çok doğrudur: “O’nun dünya var olmadan önce ve şimdi aynı olduğuna dair tam bir bilinç ile konuştuğunu işitiriz ve bu yüceliğe Tanrı ile olan sonsuz paydaşlığında Kendi yüceliği olarak sahip olduğunu biliriz.”

Kutsallarda Yüceltilen Mesih (ayetler 6-21)

Mesih’in yüreğindeki ilk ve önde gelen arzu Babasının yüceliğini garanti altına almaktır. Duanın ilk bölümünde yer alan en önemli konu budur. Mesih’in yüreğindeki ikinci arzu kutsallarında Kendisinin yüceltilmesidir, öyle ki “Ben onlarda yüceltildim” diyebilsin (ayet 10). Bu arzusu duanın bu yeni kısmındaki talepleri belirler.

Yeryüzündeki yolunda Rab göklerdeki Babayı yüceltmiş idi. Ve şimdi göklerdeki yerini tekrar aldığı zaman öğrencilerinin yeryüzündeki yollarında O’nu yüceltmelerini arzu etmektedir. Rab bu arzusunu etkinleştirmek için Babanın önünde Kendi ayakları ile yürüdüğü yola öğrencilerinin de ayaklarını çok bereketli bir şekilde yerleştirir.

Duanın bu bölümünün ilk ayetlerinde (ayetler 6-8) Rab kimler için dua ettiğini belirtir ve onları Kendisine bağlayan özellikleri sunar ve onlar için onlar adına dua eder.

Dua ettiği kişiler öncelikle dünyadan çekilip alınmış ve Baba tarafından Mesih’e verilmiş ve bu neden ile Mesih tarafından Babanın verdiği bir armağan olarak sevilen bir insan grubudur.

İkinci olarak bu grup Rabbin onlara Babanın adını göstermiş olduğu gruptur. Kutsal yazılarda bir kişinin adı o kişi ile ilgili olan her şeyi ortaya koyar. Musa, Yehova tarafından İsrail’e gönderildiği zaman O’na, “Bana Senin adının ne olduğunu soracaklar” demiş idi. Bu ifadesinin anlamı şudur: “Eğer onlara adını söyler isem Senin kim olduğunu bilecekler.” Bu neden ile Babanın adının bildirilmesi Babanın tamamen kim olduğunun beyan edilmesidir.

Üçüncü olarak Rab yalnızca Babayı beyan etmek ile kalmamış ama aynı zamanda öğrencilerine Babanın Kendisine vermiş olduğu “sözcükleri” de vermiş idi. Rab İsa Babadan almış olduğu bilgileri öğrencileri ile paylaştı, öyle ki onlar Babayı yalnızca tüm sevgisi ve kutsallığı ile öğrenmek ile kalmasınlar ama aynı zamanda “sözler” aracılığı ile Babanın zihnini de öğrenebilsinler. Eğer “Söz” Kim olduğunu açıklıyor ise o zaman “sözler” de O’nun zihnini ve düşüncelerini açıklarlar.

Ayrıca bununda ötesinde bu grup lütuf sayesinde bu açıklamalara karşılık vermiş olan bir gruptur ve böylelikle Rab onlardan şu şekilde söz edebilir: “Senin sözüne uydular … Bana verdiğin her şeyin senden olduğunu biliyorlar …. Bana ilettiğini (sözleri) kabul ettiler ve Senden çıkıp geldiğimi gerçekten anladılar ve beni Senin gönderdiğine iman ettiler.”

Rab böylece dua ettiği kişilerin özelliklerini belirtmiş oldu ve onlar için neden dua ettiğini (ayetler 911) bereketli sözler ile ifade etti. Her zaman Babayı düşünen Rab öğrencileri için dua etmesinin ilk nedenini, “Onlar senindiler” sözleri ile açıklar. Rab daha önce de, “Onlar senin idiler ve bana verdin” ifadesinde bulunmuş idi. Ama yine de hala “Onlar Senindiler” diyebilmektedir. Baba onları Oğula verdiği için artık Babaya ait olmadıkları gibi bir düşünce mümkün olamaz. Çünkü Rab konuşmasına şu sözleri ekler: “Benim olan her şey senindir ve seninkiler de benimdir.” Bu çifte ifadedeki anlam zenginliğine dikkat edelim; çünkü Luther’in de bildirmiş olduğu gibi bir kimse haklı olarak Tanrıya, “Neyim var ise Senindir” diyebilir ama yaratılmış olan hiç bir varlık bu ilk sözlerine şu sözleri asla ekleyemez: “Ve seninkiler de benimdir.” Bu sözleri yalnızca Mesih söyleyebilir.”

Daha sonra Rab öğrencileri için dua etmesinin ikinci nedeni hakkında şu ifadeyi bildirir: “Ben onlarda yüceltildim.” Bizler bu dünyada yüceliğine gitmiş Olan’ı temsil etmek için bırakıldık ve Mesih, Halkında ne kadar çok görünür ise dünyanın önünde de o kadar çok yüceltilir.

Ayrıca Rabbin duasını ortaya çıkartan bir başka neden daha mevcuttur. Mesih, Kendisine ait olanları onlar ile birlikte olan Varlığı aracılığı ile korumak için artık dünyada olmayacaktır. O, Babasına gidecektir ama O’na ait olanlar kötü ve Mesih’ten nefret eden bir dünyada bırakılacaklardır. O halde imanlıların onların adına edilen Rabbin bu duasına ne kadar çok ihtiyaçları olacaktır!

11.ayetin sonraki yarısında Rabbin neden dua ettiğine dair açıklamaları işittikten sonra Rabbin Babasından dilediği kesin talepleri dinlemeye geçeriz. Rabbin bu ricaları dört yönlüdür. Birincisi, öğrencilerin gerçek ile kutsal kılınmalarıdır; ikincisi, hepsinin bir olmasıdır; üçüncüsü, kötü olandan korunmalarıdır; dördüncüsü ve sonuncusu dünyadan ayrı kılınmalarıdır çünkü onlar dünyadan değillerdir. Bu taleplerin ne kadar gerekli olduklarını çok çabuk takdir edebiliriz. Çünkü eğer Mesih Kendisine ait olanlarda yüceltilecek ise o zaman imanlıların doğasının kutsal olması, yüreklerinin bir olması, kötü olandan korunmaları ve Rabbin kullanımı için ayrılmaları ne kadar çok gereklidir!

Birinci talep, öğrencilerin kutsal Babanın adı ile uyumlu olarak muhafaza edilmeleridir. Bu durum, bizim O’nun doğasının talep ettiği kutsallıkta yani O’nun öngördüğü Mesih’in doğruluğunda kalmamızdır. Petrus yazdığı mektuplardan birinde, yaşamın her alanında kutsal olmak için Babadan yardım isteyenlere öğüt verdiği zaman, Rabbin bu talebi üzerinde düşünmüş olmalıdır.

Rabbin ikinci dileği şu sözler ile ifade edilir: “Bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar.” Burada, kutsallığın bir olmaktan önce geldiğini hatırlamak önemlidir. Buradaki “bir” sözcüğü, Rabbin duasında işaret ettiği “birliklerden” ilkidir. Öncelikli birlik, elçilerin bir olmalarıdır. Rab onların “Baba ve Oğulun bir olduğu” gibi bir olmalarıdır; bu, Baba ve Oğul arasında var olduğu gibi, düşünce ve amaç konusunda bir hedef birliğidir.

İkinci ve üçüncü dilekler arasında bize Rabbin Babaya aracılık etme nedenlerini sunuşunu işitmemiz için izin verilir (ayetler 12-14). Rab dünyada iken öğrencilerini Babanın adı ile korumuş ve onları düşmanın tüm gücünden uzak tutmuş idi.

Rab şimdi Babaya gidiyor idi ve bize O’nun sözlerini işitmemiz için izin veriyor öyle ki biz yöntemi değişmiş olsa dahi O’nun koruyuculuğunun son bulmayacağını bilelim. Rab, Babaya gitmeden önce bizi Babanın sevecen bakımına emanet ettiğini bilmemizi istemektedir. Ve bu gerçek, öğrencileri Mesih’in sevinci ile dolmaya götürecektir. Rab nasıl Babanın sevgisinin parlak sevinci içinde yürüdü ise bizlerin de bu aynı sevinç ile yürümemizi ister; Baba Oğul’u sevdiği gibi bizi de aynı sonsuz ve değişmeyen sevgi ile sever ve Babanın sevgisinin ve bakımının farkında olup sevinmemizi arzu eder.

Ayrıca Rab öğrencilerine Babanın sözünü vermiştir. Babanın “sözü”, Babanın sonsuz amaçlarının açıklanmasıdır. Bu amaçları anladığımız zaman O’nun esenlik sularından içeriz – bu sular, aktıkça genişleyen bir ırmak gibidir; bizi bin yıllık dönem sonrasındaki sonsuzluk okyanusuna taşır. Böylece aynı Oğul gibi öğrenciler de yalnızca Babanın sevgisinin güvencesi altında olduklarını bilmek ile kalmayacak ama aynı zamanda sevginin onlar için amaçlamış olduğu bereketi de bilecekler idi.

Ayrıca eğer Oğulun Babanın önündeki payından keyif alıyorlar ise o halde aynı zamanda O’nun dünya ile ilgili olan payını da paylaşacaklar idi. Dünya Mesih’ten nefret ediyor idi çünkü Mesih dünyadan değil idi. Dünya ve Mesih arasında ortak hiç bir şey yok idi. Mesih bu dünyada yalnızca bir Yabancı idi. Ve bu dünyaya tamamen yabancı olan motifler aracılığı ile hareket ediyor ve dünyanın tanımadığı objeler tarafından yönetiliyor idi. Eğer Mesih yanlış anlaşıldı ve Kendisinden nefret edildi ise ve eğer biz de O’nun yolunu izliyor isek dünya bizden de nefret edecektir.

Bu neden ile öğrenciler, Babanın önüne çok bereketli bir şekilde aynı Mesih’in konumu içinde getirilirler; İsa yeryüzünde bir İnsan olarak Babasının önünde sahip olduğu konuma öğrencilerinin de getirilmelerini arzu eder. Öğrencilere Babanın adı açıklanır; onlara Babanın sözü verilir ve Babanın ilgisi ve bakımı garanti edilir; Mesih’in sevinci onların sevincidir; aynı şekilde Mesih’in dışlanması ve yabancılığı da öğrencilerin bu dünyadaki payı olacaktır.

Rab şimdi taleplerini özetler (ayetler 15-16). İlk iki talep Rabbin, öğrencilerinin muhafaza edilmesini istediği kutsallık ve birlik gibi değerler ile bağlantılıdır. Son iki talep ise öğrencilerinin korunmasını istediği konular ile ilgilidir. Rab, bu neden ile öğrencilerin dünyanın kötülüğünden korunmaları için dua eder. Onların dünyadan alınmaları için dua etmez. Bunun ile ilgili zaman henüz gelmemiştir. Rabbin öğrencilerinin bu dünyada hala yapmalarını istediği işer vardır. Ama dünya kötü olduğu için yine de Kendisine ait olanlar için her zaman tehlike mevcuttur. Rab bu yüzden “Onları kötü olandan koru” diye dua eder.

Kötülükten ayrı kılınmak yeterli değildir, bu yüzden Rab aynı zamanda gerçek ile kutsal kılınmamız için de dua eder (ayet 17). Kutsal kılınma ile ilgili farklı gerçek yalnızca kötü olandan uzak kılınmak ya da korunmak değil ama aynı zamanda Tanrıya adanmışlık ve uygunluktur. Burada Rabbin kutsal kılınma ile ilgili ettiği dua, İbraniler kitabında önümüze getirildiği gibi Rabbin ölümü aracılığı ilebizleriçin garantilemiş olduğu mutlak ya da sonsuza kadar kalıcı kutsallık değildir. İbraniler kitabında bu konu ile ilgili yazılanlar şöyledir: “İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulması ile kutsal kılındık” (İbraniler 10:10). Buradaki duada kast edilen pratik kutsallıktır; düşünce, alışkanlık ve yollarımızda Tanrıya uygun olmayan şeylerden ayrı kılındığımızdır öyle ki “kutsal kılınmış ve Efendinin kullanımı için uygun” olabilelim (2.Timoteos 2:21).

Rabbin sözlerinden anladığımıza göre bu pratik kutsal kılınmanın etkin olduğu iki yol vardır: Birincisi, Söz ile kutsal kılınmak! Rab, gerçekten “Senin Sözün” olarak yani Babanın Sözü olarak bahsetmiştir. Gerçekten de kutsal yazıların hepsi Tanrı Sözüdür ama Yeni Antlaşma’da Babanın sözünün daha çok Babanın adını açıklayan, Babanın düşüncesini ve Babanın amacını bildiren söz olduğunu görürüz.

Tanrının adı ile ilgili her beyan bir dünyadan ayrılma ve Tanrıya bağlanma çağrısı taşır. Tanrı İbrahim’e adı ile ilgili şu beyanda bulundu: “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrıyım.” Ve hemen ardından şu sözleri ekledi: “Benim yolumda yürü, kusursuz ol.” (Yaratılış 17:1) Tanrı Kendisini İsrail’e Yehova olarak açıkladı ve İsrail’in yollarının O’nun adına uygun olmasını arzu etti. İsrail halkının “O’nun yüce ve heybetli adından korkması (O’na tapması) gerekiyor idi (Yasanın Tekrarı 28:58). Eski Antlaşma için durum böyle iken o halde şimdi Baba olarak açıklanan Tanrı için ayrılmış olmak çok daha kesin bir gerekliliktir!

Bu kötüden ayrılma ve Tanrı için kutsal kılınma öğrencilerin hizmetlerinde de üzerinde durulan bir noktadır – öyle ki görevlerini yerine getirebilmek için ahlaki açıdan uygun olabilsinler (ayet 18). Bu sonuca Rabbin şu sözleri aracılığı ile varabiliyoruz: “Sen Beni dünyaya gönderdiğin gibi ben de onları dünyaya gönderdim.” Rab öğrencilerini önceden Babanın önünde Kendi konumunda dururlar iken görmüş idi. Ve şimdi onları dünyanın önünde Kendi yerinde dururlar iken görmektedir.

19.ayette Rabbin pratik kutsal kılınmamızı etkin kıldığı ikinci bir yol bulunduğunu öğreniriz. 17.ayet bize gerçeğin kutsal kılan etkisini anlatmıştır. “Onlar da gerçek ile kutsal kılınsınlar diye Kendimi kutsal kılıyorum (onların uğruna adıyorum).” 19.ayette yer alan bu sözleri söyleyen Rab’bin Kendisidir. Rab bizi bu dünyanın dışına çeken bir Obje olmak için yücelikte Kendisini ayırmıştır. Gerçeğe yalnızca düşüncelerimizi aydınlatması, vicdanlarımızı araştırması ve yürüdüğümüz yolda bizi teşvik etmesi için sahip değiliz ama yücelikteki Mesih’te yüreklerimizi güçlü bir şekilde etkilemesi için diri bir Kişi’ye sahibiz. O’nun üstünlükleri tarafından çekilerek ve sevgisi tarafından tutularak kendimizi O’nda diri bir şekilde ortaya konan gerçek aracılığı ile giderek artan bir şekilde kutsal kılınır iken bulacağız.

Duanın bu noktasında (ayetler 20-21) Rab harika bir şekilde Kendisine elçilerin sözü aracılığı ile iman edecek olan herkesi düşündüğünü gösterir. Ve uzun çağların sonuna bakarak Topluluğunda görecek olduğu herkesi Babadan taleplerinin odak noktasının içine dahil eder. Rab bu merkez ile bağlantılı olarak birlik için ikinci bir talep ekler, ancak bu talep ilkinden biraz farklıdır. İlk talebindeki birlik elçiler ile sınırlı idi ve “Bizim bir olduğumuz gibi” sözlerini merkezin içine alan bir talep idi.

Burada ise konuyu daha geniş bir merkez içinde ele alarak talebinde “Bizde bir olsunlar” ifadesine yer verir. Bu, onların Baba ve Oğuldaki ortak ilgileri aracılığı ile şekil alan bir birliktir. Sosyal konumda, zihinsel yeteneklerde ya da maddesel zenginlikte büyük farklılıklar olacaktır ama Rab “Bizde” sözcüğünü kullanarak dua etmiştir – onlar Babada ve Oğulda bir olsunlar. Bu birlik dünya için bir tanıklık olacak ve böyle bir sonucun etkin olması için Babanın Oğulu göndermesi gerektiğine dair aşikar bir kanıt teşkil edecek idi. Pentikost’ta “inananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi bir idi” (Elçilerin İşleri 4:32) sözlerini okuduğumuz zaman bunun duaya verilmiş olan kısmi bir yanıt olduğunu görmüyor muyuz?

Mesih İle Yüceltilen Kutsallar (ayetler 22-26)

Rab, duasının başlangıç kısmında Babanın yüceliği için dua etmiş idi. Duanın ikinci kısmında Kendisine ait olanları düşünür ve Kendisinin yokluğu sırasında onların O’nun yüceliği için korunmaları dileği ile dua eder – öyle ki O kutsallarında yüceltilebilsin. Rab, duanın bu son kısmında gelecek olan yüceliğine geçiş yapar ve Kendisine ait olanların O’nun ile birlikte yüceltilmeleri için dua eder. Rab bu yüce sonu gördüğü için şu sözleri söyleyebilir: “Bana verdiğin yüceliği onlara verdim” (ayet 22). Mesih, İnsan olarak Kendisine verilen yüceliği Kendisine ait olanlar için garanti eder ve bu yüceliği Kendisine ait olanlar ile paylaşır. O, bu yüceliği Kendisine ait olanlara vermiştir öyle ki Baba ve Oğul bir olduğu gibi onlar da bir olsunlar. Bu birlik öylesine mükemmeldir ki onun örneğine hizmet edebilecek tek birlik Baba ve Oğul arasındaki birlik olabilir. Rab bu neden ile şu sözleri de ekler: “Öyle ki Bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar.”

Bu sözleri izleyen diğer sözler bize kutsalların nasıl “tam bir birlik içinde” olacaklarını bildirir (ayet 23 JND). Yaratılmış oldukları yüce amaç uyarınca bu tür birlik gereklidir. Rab bu tür bir birliğin nasıl meydana getirileceğini şu sözler ile ifade eder: “Ben onlarda, Sen bende olmak üzere.” Baba mükemmel bir şekilde nasıl Mesih’te ortaya kondu ise Mesih de aynı şekilde kutsallarda ortaya konduğu zaman bu bizi yüceliğe götürecektir.

Tanrının yeryüzündeki kutsallarının birliğini lekelemiş olan ve onları dağıtan ve bölen şey nedir? Yaşamlarımızda Mesih’e ait olmayan pek çok şeye izin veriyor olmamız mı? Ama eğer yine de böyle ise bile yeryüzündeki tüm kutsallar var olan her anda yalnızca Mesih’i ifade ettikleri takdirde Rabbin bu son ayetlerde sözünü ettiği birlik az da olsa görünecek idi. Bu birlik tam olarak şunu talep eder: “Tanrı O’nu her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verdi. Kilise O’nun bedenidir; her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur.”(Efesliler 1:22-23) Kutsalların hepsi yücelik içinde Mesih’in doluluğunu ortaya koyarlar. Ve sonra Mesih – yalnızca Mesih – Halkında görünecektir. “Sonunda hepimiz imanda ve Tanrı Oğlunu tanımada birliğe, yetkinliğe ve Mesih doluluğundaki olgunluk düzeyine erişeceğiz.” (Efesliler 4:13) Yeryüzünde uzun süredir dağılmış ve bölünmüş olan kutsallar yücelik içinde “tam bir birlikte” olacaklardır. “Hep birlikte sevinç ile haykırıyorlar çünkü Rabbin Siyon’a dönüşünü gözleri ile görmekteler.” (Yeşaya 52:8)

Bu mükemmel birliğin yüce sonu Babadan gönderilmiş olarak Mesih’in yüceliğinin ve Babanın öğrenciler için olan sevgisinin dünyanın önünde gösterilmesi olacaktır. Dünya Mesih’i Halkının yüceliği içinde gördüğü zaman küçümseyip hor gördükleri ve nefret ettikleri bu Kişi’nin gerçekten de Baba tarafından gönderileceğini bilecekler ve dışladıkları ve zulmettikleri Mesih’in kutsallarının Babanın Mesih’i sevdiği aynı sevgi ile sevildiklerinin farkına varacaklardır.

Ayrıca dünyaya ve yeryüzünün bin yıllık bereketlerinin ötesine sergilenecek olan yüceliğin ötesinde bir yücelik de mevcuttur. Göksel bereketin bir iç halkası vardır (ayet 24). Kutsallar, bereketin bu iç yerindeki paylarına sahip olacaklardır çünkü Rab şu sözleri söyleyebilir: “Baba, bana verdiklerinin de bulunduğum yerde benim ile birlikte olmalarını ve benim yüceliğimi, bana verdiğin yüceliği görmelerini istiyorum.” Rab daha önceki konuşmalarında yüreğinde bizi Kendisinin yanına alma konusundaki büyük arzusunu açıklamış idi. Öyle ki biz de O’nun ile birlikte O’nun bulunduğu yerde olalım. Şimdi duanın sonu yaklaşır iken bize bir kez daha O’nun yüreğinin bu arzusu hatırlatılır ve Rabbin şu sözlerine kulak vererek bu arzusunu bir kez daha işitelim: “Bana verdiklerinin de benim ile birlikte bulunduğum yerde olmalarını istiyorum.”

O’nun bulunduğu yerde O’nun ile birlikte olmak bizim için yüce bir ayrıcalıktır ve aynı zamanda Mesih’e ait olan kişisel bir yücelik her zaman var olacaktır. Sahip olduğumuz bu yüceliği hiç kimse paylaşamaz. Mesih Oğul olarak Baba ile olan eşsiz yerine sonsuza kadar sahip olacaktır. Yalnızca Mesih’e özel olan bir yücelik mevcuttur. Ve yine yalnızca Mesih’e özel olan bir sevgi mevcuttur – o, dünya kurulmadan önce bu sevginin tadını çıkardı. Ve yine O’na özel olan bir bilgi de vardır çünkü Rab şu sözleri söyleyebilmektedir: “Adil Baba, dünya seni tanımıyor ama ben seni tanıyorum” (ayet 25). Kutsallar bu özel yüceliğin ait olduğu Kişi’nin – bu özel sevginin ve bu özel bilginin – Babayı tanıtmak için Baba tarafından gönderilmiş olan Kişi olduğunu bileceklerdir. Ve bu neden ile de Oğulun Baba tarafından gönderilmiş Olan olduğunu ayırt etme konusunda hatalı davranan dünyadan farklıdırlar.

Rab Kendisine ait olanlara Babanın adını ilan eder ve Babanın adının beyan edilmesi Babanın sevgisini açıklar. Rab, yürüdüğü yolda her zaman Babanın sevgisinin bilincini bilmiş ve bunun tadını çıkartmıştır ve aynı şekilde öğrencilerinin de bunu bilmesini ve tadını çıkartmasını ister (ayet 26). Ayrıca bu sevgi öğrencilerin içinde ise Mesih – Babanın sevdiği Olan – öğrencilerin yüreklerinde de bir sevgi yerine sahip olacaktır. Böylece duadaki son sözleri dinlediğimiz zaman düşüncelerimizi O’nun bu büyük arzusu doldurur öyle ki Mesih Halkının içinde olsun – “Ben de onlarda olayım.”

Bu arzu hiç kuşkusuz gelecek olan yücelik içinde yerine gelecektir ama hem son duada hem de konuşmalardaki yüce düşüncenin “Mesih’in daha şimdiden bile Halkının içinde diri olarak” görülmesi gerektiğini söyleyemez miyiz? Son duaya gelmeden önce ayaklarımız yıkanmış, yüreklerimiz teselli edilmiş, yaşamlarımız verimli kılınmış ve zihinlerimiz bilgilendirilmiştir. Rab tüm bunları yaptıktan sonra bize “Ben de onlarda olayım” sözcükleri ile sona eren son duasını işitmemize izin vermiştir.