Bölüm 3

Acı Çekti ve Destek Gördü

Yaratılış 39 – 40

Daha önce gözden geçirmiş olduğumuz Yusuf’un öyküsü, Yahudiler tarafından reddedilen Mesih’in örneğidir. Öykünün bundan sonraki bölümü, Mesih’in öteki uluslar tarafından reddedilerek Mısırlıların ellerine teslim edilen Yusuf’un yaşadıklarını anlatır. Yusuf, kendi kardeşleri tarafından kuyuya atılır, öteki ulusların elleri ile haksız yere hapse atılır. Bu gerçeği ortaya koymak için her iki örneğe de eşit şekilde ihtiyaç duyarız. Çünkü Tanrı Oğlunun dünyaya gelişi yalnızca Yahudiler için sınırlı değildir. Babası tarafından kendi halkına gönderildiği doğrudur, ama aracılığı ile dünyanın kurtarılabilmesi için dünyaya geldiği de eşit şekilde doğrudur. Ancak ne yazık! Mesih hem Yahudiler hem de öteki uluslar tarafından reddedildi, “O dünyada idi, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi.” (Yuhanna 1:10,11)

İKİ YÖNLÜ ACI ÇEKMEK

Her şeye rağmen yine de hem Yahudilerin hem de öteki ulusların Mesih’i reddetme konusunda bir araya geldikleri zaman O’na davranış şekillerinde bir farklılık mevcut idi. Kardeşlerinin Yusuf’u reddetmelerinin nedeni, ona duydukları kıskançlık ve nefret idi. Buna rağmen, öteki uluslar her ne kadar Yusuf’a kötü davrandılar ve onu haksız yere hapse attılarsa da, bu bencilce kayıtsızlıklarından kaynaklanmakta idi, Yusuf’a duydukları gerçek bir düşmanlık söz konusu değildi. Yahudilerin ve öteki ulusların arasındaki bu farklılıklar en çarpıcı biçimde çarmıhta ortaya çıkarlar. Çarmıhtaki adaletsizlik ve duygusuz kayıtlık öteki ulusların temsilcileri olan Herod ve Pontius Pilatus’ta görülen tutumlardır, ama kıskançlık ve ölüm derecesindeki nefret Yahudilerin sergilemiş olduğu davranışlardır – öteki uluslar tarafından bile fark edilen böylesine büyük bir kıskançlık ve nefret onların mantıklarını, adalet duygularını ve tüm utanç duygularını kör etmişti.

ACI ÇEKME SÜRESİNİN UZAMASI

Mısır’daki Yusuf’un öyküsüne geri döndüğümüz zaman, öğrenmemiz gereken başka dersler mevcuttur. Yusuf, kendi halkından uzakta ve yabancı bir ülkede bir Mısırlının evinde bir köle konumuna düşer. Kötü yürekli bir kadın tarafından haksız yere suçlanır, ve büyük bir günah işlediğine dair iftiraya uğrar, sonra da hapse atılır. Orada kendisine kötü davranılır ve unutulmuş bir adam olarak acı çekmeye terk edilir. Sürekli olarak aşağılanarak acı çeker, yaşam çizgisi aşağı doğru inmektedir. Bulutlar çevresini kuşatır ve içinde bulunduğu durum giderek daha karanlık hale gelir, sonunda umutsuz bir hüzün ile Yusuf’un güneşi batmış gibi görünür.

ZULÜM GÖRME

Ama tüm bu doğal gözlere görünen olaylara rağmen, iman, Tanrının Yusuf’u bir üstünlük ve görkem konumuna yüceltmek için tasarlamış olduğu amacı görüp anlayabilir. Eğer Tanrı, amacını gerçekleştirme konusunda kararlı ise, şeytan Tanrının amacına engel olmak için elinden gelen her çabayı gösterecektir. Şeytan Yusuf’un kardeşlerinin onu evden uzaklaştırma konusundaki kötü planlarını kullanır; Yusuf’u hapse atmak için Potifar’ın kötü karısını kullanır. Ve Firavunun takdir etmeyi bilmeyen kahyasını Yusuf’u hapiste tutmak için kullanır. Aşağı doğru inen yoldaki her adım görünürde şeytan için bir zaferdir ve Tanrının amacının gerçekleşmesini daha da uzatıyor gibi görünür. Doğal göz ile bakıldığı zaman, şeytanın planları başarıya ulaşmış ve Tanrının amaçları yenilgiye uğramış ve gerçekleşmeyecekmiş gibi görünebilir.

ACI ÇEKMENİN GEREKLİLİĞİ

Her şeye rağmen, iman, Tanrının, şeytanın kötülüklerinin arkasındaki Elini ayırt edebilir. Eğer şeytan Tanrının amaçlarına engel olmak için insanları kullanıyor ise, o zaman Tanrı, şeytanı bu amaçları yerine getirmesi için kullanıyor demektir. Her tür aracı, Tanrının buyruğu altındadır. Melekler ve baş melekler, kutsallar ve günahkarlar, şeytan ve cinleri, hepsi de Tanrının planlarının gerçekleşmesi için hizmet etmektedirler. Tüm elementler – şimşek, dolu, kar, bulutlar ve fırtınalar- “O’nun buyruğuna uymaktadırlar.” (Mezmur 148:8) Yusuf’un öyküsünde gördüğümüz gibi yaşamdaki koşullar için de aynı şey geçerlidir. İçinden geçtiği denemeler, kardeşlerinin ellerinden çektiği acılar, Mısırlının evindeki esaret, Potifar’ın eşinin haksız suçlamaları, Firavunun hapishanesi ve firavunun kahyasının Yusuf’u ihmal etmesi ya da unutması, onu görkeme götüren yoldaki pek çok adımdan yalnızca bir kaç tanesidir. Bir çoban olarak emekleri, kardeşleri için verdiği hizmet, Potifar’ın evindeki hizmetleri ve Firavunun hapishanesi ve oradaki sıkıntıları onu yücelik günündeki gücünü uygulaması için hazırlamaktadır. Denemelerdeki hizmet verilen yüceliğin doğru kullanımı için hazırlıktır.

SİMGESEL ACI

Tüm bu olup bitenlerde Yusuf, yüceliğinin büyüklüğü kadar acıları da büyük Olan’ın örneğini teşkil eder. O da bedende yaşadığı günlerde aramızda hizmet eden Kişi olarak bulunduğu için şu sözleri söyleyebildi: “Bir adam beni gençliğimde köle olarak satın aldı” (Zekeriya 13:5, Masoratik metin). O da, kötü kişilerin sahte suçlamaları yüzünden acı çekti, bu yüzden şöyle konuşabilir:”Kötü niyetli tanıklar türüyor, bilmediğim konuları soruyorlar” (Mezmur 35:11) O da hapse ve ölüme gönderildi; ve O’nun elinden yalnızca iyilik görmüş olan bu kişiler tarafından aşağılandı, öyle ki, karşılık göremediği sevgisi nedeni ile kırılan yüreği şöyle feryat etti, “gönülden çıkmış bir ölü gibi unutuldum” (Mezmur 31:12).

HAZIRLIK NİTELİĞİNDEKİ ACI ÇEKME

Ama Yusuf’un örneğinde olduğu gibi, Mesih’in görkemli ön örneğinde de acı yolundan aşağı inen her adım aslında yücelik yolunda atılan büyük bir adım idi. Bedende yaşadığı günlerdeki hizmeti O’nun kralların Kralı ve rablerin Rabbi olarak hükmedeceği Egemenliğini hazırlar. O’na karşı çıkan sahte tanıklar, Baba Tanrının yüceliği için her diz O’nun önünde çökeceği ve her dil O’nun Rab olduğunu ikrar edeceği zaman, O’nun önünde yüz üstü yere kapanacaklardır. Hiç kimsenin hatırlamadığı “yoksul bilge Adam’ın”, “sonsuza dek anılacağı gün” çok uzaklarda değildir (Vaiz 9:15; Mezmurlar 112:6).

BOYUN EĞİLEREK ÇEKİLEN ACI

Ama Mesih ile ilgili güzel bir ön örneği Yusuf’un öyküsünün yalnızca bu kısmında görmeyiz, bir kutsalın bireysel yolunda pratik eğitim alması da burada yeterince değinilen bir konudur. Öncelikle, öyküyü okurken onun boyun eğen kişiliğe sahip biri olduğunu okuyarak bundan etkileniriz. İçinde bulunduğu koşullar çetindi ve denenme konumunda idi. Akrabalarından uzakta, farklı bir ülkede bulunan bir yabancı idi, babasının evinde gördüğü sevgiden yoksundu ve bir Mısırlının evinde köle konumunda idi. Ama halinden şikayet etmedi. Kardeşlerine karşı acı duygular beslemedi, yaşadığı çetin koşullar ile ilgili ağzından bir yakınma sözü çıkmadı ve Tanrının yollarına karşı tek bir isyankar söz etmedi. Ruhu hoş bir boyun eğiş ile muhafaza edildi. Tanrı, ona yüce yazgısını açıklamıştı ve Tanrının sözlerine sakin bir şekilde güvenerek dinlenen iman, görkemli sona net bir görüş ile bakmaya devam eder (2. Korintliler 4:17,18). İman, Tanrıyı ve Tanrının sözlerini kendisi ve koşulları arasında muhafaza etti. Tanrının amacının yolunda Tanrının yollarına boyun eğdi. Ve böylelikle, bir başka dönemde Rabbin bir başka mahkumu olan Pavlus, aynı boyun eğen ruh ile, bulunduğu hapishaneden şunları yazar, “içinde bulunduğum koşullar müjdenin yayılmasını sağladı.”

YARAR SAĞLAYAN ACI ÇEKME

Bunun bir sonucu olarak, “Rab Yusuf ile birlikte idi ve onu başarılı kıldı” (ayet 2). Boyun eğen bir kişi her zaman başarılı olacak olan kişidir. Doğa bize tutsaklık ve başarının imkansız bir birleşim olacağını söyler, ama eğer biz Tanrının yollarına boyun eğer isek, Rabbin varlığı kötü günleri başarı ve refah günlerine çevirebilir. Tüm dünya, Yusuf’un, yüceltildiği günde başarılı bir kişi olduğunu kabul etmiştir. Yusuf’un alçaltıldığı günlerde başarılı bir adam olduğunu yalnızca iman görür ve Tanrı beyan eder. Yusuf, uygun zamanda Mısır’ın egemeni olarak başarılı bir şekilde hüküm sürecektir, ama önce bir Mısırlının kölesi olarak başarısız bir şekilde yaşaması gereklidir. Sarayın refahından önce hapishanenin refahının gelmesi gerekir. Denenmeler ve üzüntüler, kayıplar ve çarmıhlar, çetin ve zorlu yollar ile karanlık vadiler, tümü, bir canın refahı için en büyük fırsatlar haline geleceklerdir; ama önce Tanrının bizim yüceliğimiz için tasarlamış olduğu bir amacı olduğunu hatırlamamız gerekir. Ve bu süre içinde Tanrının bizim ile ilgili tüm yolları gözden geçirilmelidir. Bizlerin, O’nun amacının ışığında O’nun yollarına boyun eğebileceğiz ve boyun eğdiğimiz zaman Rabbin bizimle olduğunu göreceğiz ve eğer Rab bizimle ise, her şeyin üstünde olan bu refah- can refahı – ile başarıya ulaşacağız. Yaşlı elçi şöyle der: “Sevgili kardeşim, canın gönenç içinde olduğu gibi, her bakımdan sağlıklı ve gönenç içinde olman için dua ediyorum.” (3 Yuhanna 2)

ACI ÇEKERKEN SABRETMEK

Yusuf refaha erdi ama aynı zamanda tutsaklık evinde Rab için bir tanıklık haline de geldi. Ayette şunu okuruz: “Efendisi, Rabbin Yusuf ile birlikte olduğunu gördü.” (ayet 3) Yusuf’un tanıklığı, söz ile değil, yaşamı ile yaptığı bir tanıklık idi. Potifar, işittiklerinden çok, “gördüklerinden” etkilendi. “Efendisi, Rabbin Yusuf ile birlikte olduğunu ve yaptığı her işte onu başarılı kıldığını gördü.” Eğer Yusuf payına düşen sıkıntılar ile ilgili olarak sürekli şikayet etmiş olsa idi, ya da yüksek yazgısı ile ilgili ayrıntılara girişse idi, Potifar’ın evinde Rab için tanıklık yapamayacaktı. Mısırlı, Yusuf’un geçmişine hiçbir ilgi göstermedi ve eğer Yusuf’un geçmişi kendisine anlatılmış olsa idi, yine de onun geleceğine yönelik hiç bir anlayışa sahip olamazdı, ama onun günlük yaşamında görevlerini tüm yüreği ile yerine getirmesi Potifar’ın gözünden kaçmadı ve bunu takdir etti. Aynı durum bu gün için de geçerlidir. Tövbe etmemiş efendisinin önündeki bir Hıristiyan hizmetkarın sürekli şikayet etmesi ve kendisinin tüm dünyayı ve hatta melekleri bile yargılayacağı günün yakın olduğunu söylemesi, yerinde yapılan bir davranış değildir. Tövbe etmemiş bir efendi için bu davranış, yalnızca akılsızlıkların en büyüğü değil, aynı zamanda küstahlıkların da en büyüğüdür. Dünyaya Tanrının görkemli amaçlarından söz etmek, domuzların önüne inciler atmaya benzer. Bu tür konular, doğal insan anlayışının tamamen ötesinde olan konulardır. Ama Hıristiyan bir hizmetkarın günlük görevlerini sadık bir şekilde, sükunet ile, aksatmadan ve şikayet etmeden yerine getirmesi gerçekten de Rab için yapılacak en doğru tanıklıktır ve tövbe etmemiş bir efendi böyle bir şeyi takdir edebilir.

ÖDÜLLENDİRİLEN ACI ÇEKME

Yusuf’un öyküsü işte böyle idi; öykü yusuf’un Rabbin tanığı olması ve insanların ona güvenmesi ile sonuçlandı. Bu nedenle şunları okuruz: “Potifar Yusuf’tan hoşnut kalarak onu özel hizmetine aldı. Evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu ona verdi” (ayet 4). Rab yalnızca Yusuf ile birlikte değildi, aynı zamanda Yusuf’tan yana idi; efendisinin yüreğini Yusuf’a iyilik etmesi için istek koyuyordu.

Böylece Yusuf, öteki ulusların evinde bir bereket kaynağı haline geldi: “Yusuf’u, evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren Rab Yusuf sayesinde Potifar’in evini kutsadı. Evini, tarlasını, kendisine ait olan her şeyi bereketli kıldı” (ayet 5). Hristiyan’ın çağrısı yalnızca bereket konusunda değildir; yoluna devam ettiği sürece başkalarına bereket olmaya da çağrılmıştır.

UYSAL BİR ŞEKİLDE ACI ÇEKMEK

Yusuf’a Mesih’in bir örneği olarak bakar iken, hatırlamamız gereken önemli nokta şudur: Yusuf’u üstün bir konuma getirmek Tanrının amacı idi ve bu nedenle onun üstünlüğüne boyun eğen herkes bereketlenir. Bu nedenle Potifar, Yusuf’u, evinde üstünlük konumuna getirir getirme Rab tarafından bereketlenir. Bundan kısa bir süre sonra, zindancıbaşı zindanın yönetimini Yusuf’a verdi ve bu davranışını bereket izledi. Aynı Mesih’in evrensel egemenlik gününde herkesin O’na boyun eğip bereketleneceği gibi. Dünya, O’nun gücünün göz ile görüneceği günde Mesih’in üstünlüğüne boyun eğmek zorunda kalacaktır, ama iman bu günün gelmesini ve daha önce reddedilen Mesih’in üstünlüğünün egemen olacağı bu günü sevinç içinde bekler. Ve kendimizi, yaşamlarımızı, her şeyimizi Mesih’in egemenliğine tamamen teslim ettiğimiz ölçüde bizler de, O’nun evrensel egemenliğine boyun eğen dünya da bereketleneceğiz. Mesih’in üstünlüğü insanın boyun eğmesini talep eder ve O’nun reddedildiği günde bu bereketin maddesel değil de ruhsal olmasına rağmen, insanın boyun eğmesi insanın bereketlenmesini sağlar.

Böylece, Yusuf’un, öteki uluslardan olan birinin evinde boyun eğen ve başarılı bir adam olarak yaşadığını gördük; Yusu Rabbe tanıklık etti, saygı gördü ve kendisine güven duyuldu ve bir bereket merkezi haline geldi. Bu tür özellikler eksiği olmayan bütün bir yaşam inşa ederler ve bu yüzden şu ayette yazılanları okuduğumuz zaman şaşırmayız, “Yusuf güzel yapılı, yakışıklı idi” (ayet 6). Tanrının ve insanın önünde sürdürülen bu güzel yaşam, Eski Antlaşma’daki bu kutsal aracılığı ile örnek olarak gösterilir.

ZAFERLE ACI ÇEKMEK

Tanrının ve insanın önünde güzel olan bir yaşamın şeytan tarafından rahatsız edilmemesi imkansızdır; şeytanın böyle bir yaşamı rahatsız etmesi beklenen bir durumdur. Yusuf’un Rabbe olan adanmışlığı şeytandaki nefreti tahrik eder. Dünyanın hiddetli bakışları ve çetin koşullardaki denenmeler aracılığı ile Yusuf’u yenilgiye uğratma konusunda tam bir başarısızlığa uğrayan şeytan, taktiklerini değiştirir ve Yusuf’u günahın eğlenceleri aracılığı ile yenilgiye uğratmaya çalışır. Şeytan, Yusuf’u ayartmak için Potifar’ın karısının kişiliğinde hazır bir aracıya zaten sahiptir; Potifar’ın karısının kötü planları şeytana ayartma için uygun koşulları hazırlamıştır. Ancak ayartma sonuç olarak yalnızca Yusuf’taki ahlak üstünlüğünü ortaya çıkartmaya hizmet eder. Yusuf, efendisine olan sadakati ve Tanrıya olan büyük adanmışlığını muhafaza etmek aracılığı ile şeytanın tuzağından kurtulur.”Efendim sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi …. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar ve Tanrıya karşı günah işlerim?” (8-9. Ayetler) Yusuf’un, efendisinin önündeki düzgün yaşamının sırrını burada görürüz. Yusuf insan önünde sadakat ile hizmet etti, çünkü sürekli olarak Tanrının huzurunda yürüdü; ve Tanrı korkusu ile yürüdüğü için ayartma saati geldiği zaman, ayartmadan korundu. Her birimiz için, eğer şiddetli ayartma bize biz Tanrı ile birlikte yürür iken gelirse, geldiği anda hemen şu soruyu sorarız: “ Böyle bir kötülük yapabilir ve Tanrıya karşı günah işleyebilir miyim? Bu soruyu sormak, tuzaktan kurtulmak demektir.Gerçekten korkmamız gereken tek şey, Tanrı dışında herhangi bir şeyden ya da herhangi birinden korkmak olmalıdır.

SÜRESİ UZAYAN ACI ÇEKME

Ama her şeye rağmen yine de, şeytan Tanrı çocuklarına yaptığı tecrit politikası taraftarı saldırılar ile yetinmez. Yaptığı savaş sürekli bir savaş olacaktır. Yusuf ile bu şekilde savaştı. Ayartma “her gün” geldi (ayet 10) ve saldırılar Yusuf ayartmadan “kaçıncaya” kadar daha ısrarlı bir hal aldı ve sonunda şeytanın işi bozuldu. Ama bir ayartıcı olarak yenilgiye uğradığı anda, şeytan zulmeden biri haline dönüştü (13-18. Ayetler). Daha önceleri Yusuf’a kötü göz ile bakan kadın, şimdi yalan söylemeyi seçerek Yusuf’un aleyhinde haksız yere tanıklıkta bulundu ve eski bir imanlının söylemiş olduğu gibi, “dürüstlük bağlarını kopartmış olan kişiler, hiç bir zaman gerçeğin bağları tarafından tutulamazlar. En dürüst insanların, kendileri suçluların en kötüsü olan kişiler tarafından en kötü suçlar ile sahte bir şekilde suçlanmaları yeni bir durum değildir.”Sonuç olarak Yusuf, kötü bir kadından kaçar ve temiz vicdanını korur. Ama temiz bir vicdanı korumak çok pahalıya mal olabilir. Yusuf bu yüzden Potifar’ın evindeki rahatını Firavunun zindanındaki çetin koşullar için feda etmek zorunda kaldı.

Yusuf’un burada yeni bir denemeden geçmesi gerekmektedir. Potifar’ın evinde Tanrı için doğru bir tanıklık vermiş ,ayartma karşısında zafer kazanmış ve yapılan haksızlığın eziyetine dayanmıştır. Firavunun zindanında yalnızca Tanrıya tanıklık etmeyi değil, ama aynı zamanda Tanrıyı beklemeyi de öğrenmek zorunda kalmıştır. Hepimizin bildiği gibi bir kutsalın öğrenmesi gereken en zor derslerden biri Tanrıyı beklemektir. Telaşlı dünyada Tanrı için tanıklık etmek bir başka şey, tek başına bir zindanda Tanrıyı beklemek bambaşka bir şeydir. Aslında bu benliğin yapması imkansız olan bir şeydir. Doğal insan olan Pavlus, Tanrıyı bekleyemediği için krallığını kaybetti (1.Samuel 10:8; 1 samuel 13:8-14). Ama benliğin Tanrıyı beklemesi her ne kadar doğal açıdan imkansız olsa bile, bu durum iman insanı için şiddetli acı veren bir denenmedir. İbrahim de kendi döneminde Tanrıyı beklemek zorunda idi ve beklemenin neden olduğu stres altında benliğin ve imansızlığın önerisine teslim oldu ve insan çabası aracılığı ile vaat edilen oğlu kendi gayretleri ile elde etmeye çalıştı, ama anladığı tek şey Tanrının yolunu kestiği oldu. Ve Tanrının uygun zamanına ulaşmak için on üç uzun yıl beklemesi gerekti. Ve aynı şekilde daha sonraki bir tarihte Beytavara gününde Vaftizci Yahya da verilebilecek en cesur tanıklığı verdi; büyük kalabalık bir grubun ortasında şu açıklamada bulundu: “Kendisi için, ‘Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür, çünkü O  benden önce vardı’ dediğim kişi işte budur” (Yuhanna 1:30). Ama kalabalıklar gittikten sonra ve Yahya kendisini zindanın duvarları arasında bulduğu zaman, tanıklık zamanı sona erdiğinde ve bekleme dönemi başladığında, bu yeni denemenin neden olduğu stres altında şu  soruyu sordu: “Gelecek olan Sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?” (Matta 11:3).

FERAHLAMAMIŞ ACI

Böylece Yusuf’un kendi döneminde zindandaki bekleme süresini iman ile ilgili bir deneme zamanı olarak görür. Yusuf da İbrahim gibi, bir insanın desteği aracılığı ile kurtarılmanın peşindedir. Kralın baş sakisi ile dost olan Yusuf, onun firavun ile konuşup kendisini zindandan çıkaracağını umut eder; ve şöyle der: “Her şey yolunda giderse lütfen beni anımsa. Bir iyilik yap, firavuna benden söz et. Çıkar beni bu zindandan.” Yusuf’un öğrenmesi gereken tek şey, insan yardımının yararsız ve boş olduğu değildir, aynı zamanda öğrenmesi gereken şey, onun tek kaynağının Tanrı olduğudur. “Tanrı sığınağımız ve gücümüzdür, sıkıntıda hep yardıma hazırdır.” Ama bu “yardımı” alabilmek için “sakin” olmayı öğrenmemiz ve Tanrının Tanrı olduğunu bilmemiz gerekir (Mezmur: 46: 1,10). Tanrı, amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak için Kendi zamanının ve Kendi yollarının sahibidir.

ACI ÇEKERKEN FERAHLAMAK

Geçen zaman içinde insan Yusuf’a iyilik yapmayı unutsa bile, Tanrı Yusuf’a merhamet göstermeyi unutmayacaktır. Daha önce de okumuş olduğumuz gibi, “Tanrı Yusuf ile beraber idi ve ona merhamet gösterdi.” Yusuf başarısızlığa uğrayabilir, aynı şey bizim için de söz konusudur, ama Rabbin “sevgisi hiç tükenmez, merhameti asla son bulmaz; her sabah tazelenir onlar, sadakatin büyüktür. ‘Benim payıma düşen Rab’dir’ diyor canım, bu yüzden O’na umut bağlıyorum” (Yeremya’nın Ağıtları 3:22-24). Şeytan bizi her gün ayartabilir ve Tanrı bizi günlerce bekleterek deneyebilir, ama her şeye rağmen merhameti her gün yenilenecektir. Bu nedenle, Rabbin bizi kurtarması için genellikle beklememize rağmen, yine de, ‘Rab Kendisini bekleyenlere iyidir ve biz de kendi açımızdan şu dersi öğreniriz: “Rab kendisini bekleyenler, O’nu arayan canlar için iyidir. Rabbin kurtarışını sessizce beklemek iyidir” (Yeremya’nın Ağıtları 3: 25,26). İnsan tarafından unutulan Yusuf Rab tarafından hatırlanır, Yusuf, Tanrının uygun zamanı gelene kadar, “Rabbe umut bağlayanların yeryüzünü miras alacaklarını” öğrenir (Mezmur 37:9).

Yolunu Tanrıya teslim et,
Seni güçsüz kılan yükünü de O’na ver;
Yaratılmış olan hiç bir şey O’nun için yük değildir;
İçini O’na dök. O, rüzgara ve bulutlara yol açandır,
Kaybettiğin şeyler ve düşman kalabalıklar aracılığı ile, O senin için bir yol açabilir.
Sıkıntılar artsa da umut etmeye devam et;
Umut et ve cesaretin kırılmasın;
Yüreğin sıkılmasın ve korkmasın
Tanrın çok yakında içinde bulunduğun hapishaneyi yok edecektir,
O’nun en bereketli zamanında yüreğine ışık akacaktır.
— Paul Gerhardt