Bölüm 7

Barışma

Yaratılış 45:1

Yusuf, bu ana kadar kendisini gizlemiş ve bir yabancı olarak göstermiştir, sert ve kaba konuşmuş ve kardeşlerine onları üzecek şekilde davranmıştır, çünkü vicdanın görevini yerine getirmesi ve canda tövbe oluşturması gerekli idi. Ama sevginin garip görevi tamamlandığı zaman, Yusuf artık kim olduğunu söylemekten kendisini alıkoyamaz. Kardeşlerinin yüreklerindeki suçu ortaya çıkardıktan sonra, yüreğinde taşıdığı sevgisini bildirmesi gerekir. Kardeşleri yüreklerindeki kötülüğün farkına  vardıktan sonra, Yusuf, yüreğindeki daha büyük lütfu ortaya çıkartacaktır; kardeşlerinin yaptıkları tüm kötülükleri biliyordu, ama yüreğindeki lütuf bu kötülüklerin üzerine yükselebildi ve kardeşlerine tam bağışlama sundu.

YUSUF’UN KİM OLDUĞUNU AÇIKLAMASI

Yusuf’un kendisini kardeşlerine “tanıtması” gerekiyordu (ayet 1). Aksi takdirde yüreği hiç bir şekilde tatmin olmayacaktı; aynı şekilde kardeşlerinin yürekleri de hiç bir şekilde rahatlamayacak idi. Ve seven Kurtarıcı kaygılı günahkara hala aynı şekilde davranmaktadır. Her şeyin tamamının bilindiği ortaya çıkıncaya kadar suçluluğun ağırlığını hiç bir şey ortadan kaldıramayacaktı. Kendisine karşı günah işledikleri Kişi tarafından tamamen bağışlandıklarını bilmeleri lazımdı. Yüreklerimizdeki suç bilgisi, canlarımızın huzur bulmasına engel olur. Geçmişimiz için üzülebiliriz ve günahlarımız nedeni ile bitkin düşebiliriz, ama yüreklerimizdeki kötülüğün farkına varmadıkça ve pişman olmadıkça ve günahımız yüzünden üzüntü duymadıkça ne kadar içten olur isek olalım, canımıza huzuru sağlayacak olan ancak gerçek tövbedir. Rahatlama, barış ve huzur için İsa’nın Kendisini tanıtması gerekir. Ancak o zaman günah ile dolu olan insan O’nun yüreğinin insan için lütuf ile dolu olduğunu büyük bir haz duyarak keşfedecektir. O, tüm günahlarımızın hepsini çok iyi bilir, ve yine de yüreğinde bizlere karşı yalnızca sevgi vardır. O zaman huzura kavuşuruz ve bu O’nun kimliği sayesinde olur; huzura kavuşmamızın nedeni kendimizde bulduğumuz herhangi bir şey değildir, yalnızca O’nu tanımak ile huzur buluruz. O’nun yüreğinde bu tür keşifler yapmamız için O’nunla yalnız kalmamız gerekir. Aynı şekilde Yusuf’un da kendisini tanıtmadan önce, şu sözleri söylemesi gerekiyordu: “Herkesi çıkarın buradan!” (ayet 1). Tüm insanlar gözümüzün önünden silindiği ve “İsa’dan başka hiç kimseyi görmediğimiz zaman”, canlarımızın öyküsündeki en harika andır. Günahkarlığımızın bilinci içinde O’nunla yalnız kaldığımız zaman, O’nun hakkımızdaki her şeyi bildiğini, ama yine de bizi en yakın tanıyan Kişi olsa da, bizi sevdiğini biliriz. Sihar’lı kadın bu harika ana çok güzel bir örnek teşkil eder. Kadın O’nunla yalnız iken, O, kadına kadının yüreğindeki tüm günahı açıkladı- şimdiye kadar yaptığı her şeyi anlattı – ve sonra Kendisini kadına, lütuf ve gerçek ile dolu olan Mesih olarak açıkladı. Lütuf ve gerçek günah ile dolu olan bir günahkar içindi. O, kadının şimdiye dek yaptığı her şeyi biliyordu, ama ona, “seninle konuşan ben O’yum, Mesih’im” dedi. Kadın, kendini Tanrının Mesih’inin huzurunda açıklanan bir günahkar olarak buldu. Ama İsa kadını reddetmek yerine, ona, “Buraya gel” diyebildi. Bu sözleri ile sanki şöyle demek istiyordu: “Senin hakkındaki en kötü şeyleri biliyorum. Ve her ne kadar günahın seni yalnız bir kadın yaptı ise de – arkadaşların olan diğer kadınlar seni aralarına kabul etmeseler de – Ben seni kabul ediyorum – Buraya gel.”

YUSUF’UN, KARDEŞLERİNİ KABUL ETMESİ

Yusuf’un öyküsünde, bu tür lütuf yolları bereketli bir şekilde önceden bildirilir. Yusuf, kardeşleri ile yalnız kalır kalmaz hemen şu beyanda bulunur: “Ben Yusuf’um!” Ve Rab, kuyu başındaki kadına nasıl “Buraya gel!” diyebildi ise, Yusuf da aynı şekilde kardeşlerine, “Lütfen bana yaklaşın” diyebildi (ayet 4). Yusuf yalnızca bağışlamak için hazır değildir, ama aynı zamanda bağışladığı bu kişiler ile beraber olmayı arzu da etmektedir. İhtiyacımızı karşılayan lütuf ile seviniriz, ama suçumuzu ortadan kaldıran Kişi’nin bizimle birlikte olma arzusunu fark etmekte ne kadar da ağır davranırız; Mesih, biz O’na yaklaşabilelim diye bizim yakınımıza gelmiştir. Mesih bu dünyada bedende bulunduğu zaman, “O’nunla birlikte olması gereken on iki kişi seçti.” Dünyadan ayrıldığı zaman, O “bizler için öldü, öyle ki, ister uyanık ister uykuda (ister diri ister ölü ) olalım, O’nunla birlikte yaşayalım.” Ve tekrar O’nunla birlikte sonsuza kadar beraber olmak amacı ile bizi Kendisine almak için gelecek. Eğer sevgi bizi O’nunla beraber olmak için uygun kılıyor ise, o zaman sevgi, biz O’nunla birlikte olmaz isek, bu durumdan hoşnut olmayacaktır.

KORKUNUN UZAKLAŞTIRILMASI

Bununla birlikte eğer kardeşleri Yusuf’un yüreğinin tatmin olması için onunla birlikte olacaklar ise, korkunun izi bile olmaması gerekir, tek bir pişmanlık dahi olmamalıdır; gösterilen ilgiye gölge düşmemelidir. Geçmiş ile ilgili pişmanlıklar, şimdiki zamandaki korkular ve gelecek için duyulan kaygılar yok olmalıdırlar; Yusuf ve kardeşleri arasındaki yenilenen beraberliğin sevinci bu tür şeyler ile lekelenmemelidir.Yusuf, tanrısal bir ustalık ile onların korkularını defedecek, pişmanlıklarını kovacak ve kaygılarını yatıştıracaktır.

SEVGİNİN YENİDEN GARANTİLENMESİ

Kardeşlerin gerçekten korktuklarına dair kanıt kesindir, çünkü şunu okuruz: “Kardeşleri donup kaldılar, yanıt veremediler.” (ayet 3) ama Yusuf her şeye rağmen onları yine de sevgi bağları ile kendisine çekti ve “Lütfen bana yaklaşın,” dedi. “Onlar da yaklaştılar.” Ve Yusuf onları kendisine çektikten sonra, onlara hala onların kardeşi olduklarını hatırlatarak, duydukları her tür korkuyu uzaklaştırmaya gayret etti. “Kardeşiniz Yusuf benim” dedi. Sanki şunları söylemek ister gibi idi: “Geçmiş günlerde bana nasıl davrandığınızı çok iyi biliyorum, benden nefret ettiniz, bana hakaret ederek reddettiniz, beni köle olarak sattınız, ama korkmayın, ben kardeşiniz Yusuf’um. Aynı zamanda yüceltilme günümün gelmiş olduğunu da biliyorum. Ve şimdi beni – reddetmiş olduğunuz beni – kudretli bir konumda görüyor olsanız da korkmayın, çünkü ben her ne kadar üstün olsam da, hala sizin kardeşiniz Yusuf’um.”

GEÇMİŞİN HATIRLANMASI

Yusuf ayrıca geçmiş hakkında sevgisinin sevincini lekelemeye kalkışacak olan herhangi bir pişmanlığa izin veremez. Ve bu yüzden şu sözleri söyler: “Beni buraya sattığınız için üzülmeyin. Kendinizi suçlamayın. Üzülmeyin ve kendinize kızmayın” (ayet 5). Günah itiraf edilmiştir ve Yusuf günahı yalnızca bağışlamak ile kalmayacak, ama aynı zamanda kardeşlerinin kolay kolay geçmeyen pişmanlıklarını ve kendilerini azarlamalarını da ortadan kaldıracaktır. Onların günahlarının, evet, işledikleri günahlarının arkasında Tanrının Kendi bereket amaçlarını işlemekte olduğuna onları ikna edecektir.” Evet, doğru, siz beni Mısır’a sattınız” der ve sonra konuşmasına şu sözleri ekler: “Tanrı, büyük bir kurtuluş aracılığı ile sizin yaşamlarınızı kurtarmak için beni önceden buraya gönderdi.” Böylece, kardeşlerinin zihinlerinin kötü düşünceler ile meşgul olmasına engel olur ve onların zihinlerini kendisine duydukları sevgiye, sahip olduğu görkemlerine ve yüceltilmesi aracılığı ile onlara akan bereketlere yönlendirir.

KAYGIDAN ÖZGÜR KILINMA

Gelecek ile ilgili hiç bir üzüntü ve kaygı bulutu ufuklarını karartmamalıydı, çünkü Yusuf babasına gönderdiği haberde şöyle diyordu: “Durma, yanıma gel, Goşen bölgesine yerleşirsin; çocukların, torunların, davarların, sığırların ve sahip olduğun her şey ile birlikte yakınımda olursun. Orada sana bakarım” (ayet 10).

SEVGİNİN FARKINA VARMAK

Böylece, Yusuf, harika bir tanrısal ustalık ve sınırsız bir sevgi ile kendisini kardeşlerine tanıtır. Onların korkularını defeder, kendileri ile meşgul olmalarına engel olur ve onların zihinlerini kendisi ve sahip olduğu görkemler ile doldurarak ve düşüncelerini lütufkar sözleri ile destekleyerek onları kaygılarından kurtarır. Yusuf sonra şöyle der: “Hepiniz gözleriniz ile görüyorsunuz … konuşanın gerçekten ben olduğumu” (ayet 12). Korku dışarı atılmıştır, üzüntüler teskin edilmiştir ve kaygılar yok olmuştur, sevgi, artık hiç bir engel ile karşılaşmadan akabilir – “Yusuf ağlayarak bütün kardeşlerini öptü”; ve sonra kardeşleri onunla konuşmaya başladı” (ayet 15). Ama gözleri Yusuf’un görkemlerini görmüş, kulakları lütuf sözcükleri ile okşanmış ve yürekleri Yusuf’un sevgisi ile ısınmıştır ve sevginin sıcaklığında artık onunla konuşmak için özgür kılınmışlardır. Yusuf ve kardeşleri arasındaki sevgi iletişimine engel olacak hiç bir gölge kalmamıştır. Mükemmel sevgi korkuyu dışarı atar. Tüm bunlar eski günlerde Mesih’i reddeden yersel halkı ve Mesih arasındaki gelecekte var olacak olan ilişkiyi önceden bildiren örneklerdir. Ama bunların da ötesinde bu öykü bize şunları anlatır: Mesih bize önce yüreklerimizdeki kötülüğü öğretir ve sonra yüreğindeki sevgisi ile bize Kendisini tanıtarak tüm korkuları dışarı atar.

YUSUF’UN DAVRANIŞLARINI HATIRLAYALIM

Ayrıca şu konuyu hatırlamamızda yarar vardır: Yusuf, kardeşlerine “kendisini tanıtmadan önce” “onlara yabancı gibi davranarak kendisini gizledi” (Yaratılış 42:7). Kardeşlerinin yüreklerindeki kötülüğü öğrenebilmeleri için “onlara yabancı gibi davrandı”; yüreğindeki sevgiyi öğrenebilmeleri için de onlara “kendisini tanıttı.” Bir çok Hıristiyan canları ile öykülerinde Mesih ile yaşadıkları şu deneyimi anımsarlar: Mesih, onları, benliklerindeki kötülüğü keşfetmeleri için canlarını bazı karanlık vadilerden geçmek zorunda bırakan onlara sert davranmış ve Kendisini tanıtmamıştır. Böyle anlarda yaşam öyküsünün bazı karanlık bölümlerinde can, “Bak, ben değersiz biriyim” (Eyüp 40:4) diye feryat edinceye kadar korkunç ve nefret dolu durumlar ile karşı karşıya kalacaktır. Ancak bu ifade bile tam olarak yeterli değildir, çünkü Eyüp’ün de anlamış olduğu gibi, öğrenilmesi gereken daha derin ya da daha büyük bir ders söz konusudur, çünkü bizler, çarmıhın heybetlerine ulaşıncaya kadar kendi kişisel deneyimimizin dışına yani geriye yolculuk etmek zorundayız. Yusuf’un erkek kardeşlerinin yaşamlarında çok fazla kötülük bulunabilir, ama eğer yüreklerindeki kötülüğü öğrenmeleri gerekiyor ise, yirmi yıl geriye gitmeleri ve Yusuf’a ne kadar kötü davrandıklarını hatırlamaları gerekir. Yusuf’un sevgisine rağmen bir kardeş olarak ondan nefret ettiler, onu bir kuyuya attılar ve Mısır’a köle olarak sattılar. Aynı şey bizler için de geçerlidir. Benlikte, iyi olan hiç bir şeyin bulunmadığını – yani, benliğin iyileşemeyecek kadar kötü olduğunu -gerçekten öğrenmemiz gerekir – çarmıha gitmemiz gereklidir. Çarmıhta, Tanrı’daki mükemmel iyiliğin ve bir İnsan’daki (İnsanoğlu İsa Mesih) mükemmel iyiliğin görünüşü sergilendi. Lütuf, sevgi ve iyilik çarmıhta tüm görkemleri ile parladılar. Bu mükemmel iyiliğin karşısında benlik nasıl hareket etti? Kendisinde iyiliğin gösterilmiş olduğu Kişi’yi tamamen reddetti. Benlik, O’nu reddetti, Yüzüne tükürdü, Başına dikenli bir taç koyarak O’nunla alay etti, O’nu bir çarmıha çiviledi ve O’nu dünyanın dışına attı. Her birimiz çarmıhta temsil edildik, çünkü her tür insan çarmıhta idi; dindar ve tanrısız olanlar, eğitimli ve cahil olanlar, nazik ve kaba olanlar, tüm insanlar orada idi ve hepsi de Tanrı’nın Mesihi’ni reddettiler. Her birimiz şöyle diyebiliriz: “Orada, çarmıhta, benliğimi – kendimi – görüyorum; benliğim çarmıhta, mükemmel iyilik ile karşı karşıya getirildi ve benliğim- hangi biçime girerse girsin – iyiliğe duyduğu büyük nefretini beyan etmektedir. Bu konu ile ilgili olarak biri şunları söylemiştir: “Reddedilmiş bir Mesih’in görünümü ile ben kendimi keşfettim, yüreğimdeki en derin ve en gizli yerler tüm çıplaklıkları ile ortaya çıktılar ve benlik, o korkunç benlik ortaya çıkarak varlığını gösterdi.” Benliğimi deneyimler yaşayarak öğrendiğim zaman, onun tutkularının ve açgözlülüğünün, kibirinin ve boşluğunun farkına vardım. Kısaca söyleyecek olur isem, acı deneyimler sonucu benliğin kötülük sevdiğini keşfettim. Ama çarmıha geldiğim zaman, benliğin esas karakterinin daha da korkunç bir durumunu öğrenirim, çünkü çarmıhta içimdeki benliğin iyilikten nefret ettiğini keşfederim.

BENLİĞİN İNKAR EDİLMESİ

Ayrıca, sonuç olarak, benliğin karakterini deneyim aracılığı ile öğrenmek ve benliği çarmıhta açıklanan Tanrının ışığında görmek arasında çok büyük bir fark mevcuttur. Eğer yalnızca kendimde keşfettiğim benliği bilir isem, o zaman benliğin iyileşebileceğine dair bir düşünceye kapılabilirim. Benliğin kötü olduğunu – kötülüğü sevdiğini – kabul edebilirim, ama şöyle diyebilirim: “Benliği geliştirmek ve iyileştirmek mümkün değil midir?” Beslenme ve değişme yolunda insanın benliğinde pek çok şey yapması mümkündür, ama sonunda benlik tanrı’dan eskisinden daha çok uzaklaşacaktır. Bu büyük ve önemli dersi ancak çarmıhta öğrenebilirim. Mesih, çarmıhta yalnızca sarhoşların değil, aynı zamanda içki içmeyen, ağırbaşlı kişilerin de –kent kapısında oturan, “O’na karşı konuşan” adamların – ezgisi idi. Benlik sarhoş olsa da içki içmese de Tanrıdan ve Tanrının Kendisini açıkladığı Mesih’ten nefret eder. Bu nedenle, çarmıh benliğin iyileşemeyecek kadar kötü olduğunu kanıtlar. Günah seven bir kişi belki kendisini iyi yönde geliştirebilir, ama mükemmel iyilikten nefret eden bir insanın kendini iyi yönde geliştirmesi imkansızdır. Bizler, bu noktaya ulaştığımız zaman Eyüp ile birlikte şöyle diyebiliriz: “Ben yalnızca ‘kötü değilim’, ama aynı zamanda “kendimden tiksiniyorum.” Bir insan, kötülüğünü yenmek için çaba gösteriyor ise, kötü olmasına rağmen bu insandan tiksinmeyiz, aksine böyle bir insana hayranlık duyarız, ama bir kişi kendisini iyi yönde geliştirme konusunda umutsuz bir şekilde kötü olduğunu kanıtladığı zaman, ondan tiksinmek konusunda haklıyızdır. Eyüp bu noktaya gelmişti ve bizler de iyileşemeyecek kadar kötü olduğumuzu kabul ettiğimiz zaman, çarmıhın ışığı aracılığı ile bu noktaya ulaşmış oluruz.

PAYLAŞIMIN SAĞLADIĞI RAHATLIK

Ama Eyüp’ün gününde olduğu gibi, ve aynı şekilde Yusuf’un kardeşlerinin gününde olduğu gibi, kendimizden Mesih’e dönüş yaptığımız zaman rahatlayarak kendi yüreklerimizin kötülüğünü öğrenmiş, benliğin nihai bozukluğunun farkına varmış idik. Ve İsa yüreğinin tüm lütfu ile Kendisini bize tanıtmak aracılığı ile bizi özgür kılmaktan ne kadar büyük bir zevk alır! Bizler ise yüreklerimizdeki kötülüğü fark ettiğimiz zaman, haklı olarak dehşete düşebiliriz. Ama Mesih, yüreklerimizdeki tüm kötülüğü bilmesine rağmen, bize yüreğini açıkladığı ve bize bizi sevdiğini söylediği zaman, bizi Kendisine çeker ve bize Kendi yüceliğini verir iken, ve Sesini işittirir iken, ve Yüreğindeki bizim ile birlikte olma arzusunu açıklar iken, işte o zaman, mükemmel sevgi aracılığı ile korkunun neden olduğu işkenceler sona erer; mükemmel sevgi korkuyu dışarı atar ve artık can, içindeki kötülük yüzünden üzüntü duymaktan vazgeçer. Gelecek artık kasvetli önseziler ile kararmaz, ve O’nun sevgisinin bilincinde O’nunla tatlı bir paydaşlık içinde olabiliriz; aynı Yusuf’un kardeşlerinin “Yusuf ile konuşmaya başlamaları” gibi.