1 Korintliler 10

10:1   Elçi Korintliler’e Yahudi atalarının hepsinin bulutun altında korunduğunu ve hepsinin denizdengeçtiğini anımsatır. Hepsi sözcüğü vurgulanır. Pavlus onların Mısır’dan kurtuldukları zamanı ve mucizevi bir şekilde gündüz bulutla ve gece de ateşle nasıl yönlendirildiklerini düşünüyor. Kızıl denizden geçtikleri ve özellikle de çöle kaçtıkları zamanı düşünüyor. Ayrıcalık açısından hepsi de tanrısal yönlendirmeyle kurtuluşu tattılar.

10:2   Bununla da kalmayıp Musa’ya bağlanmak üzere hepsi bulutta ve denizde vaftiz edildi. Musa’ya bağlanmak üzere vaftiz edilme ifadesi onunla özdeşleşme ve onun önderliğini tanıma anlamına gelir. Musa, İsrail çocuklarını Mısır’dan Vaat edilen diyara götürürken, İsrail halkının hepsi Musa’ya bağlılık andı içti ve onu kutsanmış kurtarıcı olarak gördü. “Bulutun altında” ifadesinin onların Tanrı ile özdeşleştiğini belirttiği ve “denizden geçme” ifadesinin de onları Mısır’dan ayıranı betimlediği öne sürülmüştür.

10:3   Hepsi aynı ruhsal yiyeceği yedi. Bu, İsrail halkının çölden geçerken onlar için mucizevi bir şekilde sağlanan manı belirtir. Ruhsal yiyecek ifadesi bunun somut bir şey olmadığı ve görünmeyen ya da gerçek olmayan bir şey olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine ruhsal, yalnızca somut yiyeceğin ruhsal beslenmenin bir simgesi ya da resmi olduğu ve ruhsal gerçeğin de yazarın aklında öncelikli olarak yer aldığı anlamına gelir. Yiyeceğin olağanüstü bir şekilde verildiği fikrini de içerebilir.

10:4   Tanrı, yolculukları boyunca içme sularını harika bir şekilde sağladı. Gerçek buydu, ama yine de ruhsal tazelenme getirmesi ve mucizevi bir şekilde verilmesi bakımından suya ruhsal içecek denir. Tanrı onlara bu suyu mucizevi bir şekilde vermemiş olsaydı susuzluktan ölürlerdi. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler ifadesi, yolculukları sırasında arkalarında onları izleyen somut bir kayanın olduğunu belirtmez. Kaya, ondan akan ve İsraillileri izleyen ırmağı belirtir. O kaya Mesih’ti: Halkı için diri suyu sağlayan O’ydu ve su da O’nu temsil eder.

10:5   Sahip oldukları bu şahane ayrıcalıkları birer birer saydıktan sonra, elçi şimdi de Korintliler’e Tanrı’nın İsrailliler’in çoğundan hoşnut olmadığını; cesetlerinin de çöle serildiğini anımsatır. İsrailliler’in hepsi Mısır’dan ayrıldıkları ve önderleri olan Musa’yla tek yürek ve can olduklarını söyledikleri halde, üzücü olan bir gerçek vardır: Bedenleri çölde olduğu halde, yürekleri hâlâ Mısır’daydı. Firavun’un köleliğinden fiziksel olarak kurtulmuş oldukları için hoşnuttular, ama yine de o ülkenin günah dolu zevklerini aradılar. Mısır’dan ayrılan 20 yaş üzeri savaşçılardan sadece ikisi (Yeşu ile Kalev), ödülü kazandılar: Vaat edilen diyara ulaştılar. Geri kalanların cesetleri de Tanrı’nın hoşnutsuzluğunun bir kanıtı olarak çöle serildi.

İlk dört ayetteki hepsi sözcüğüyle 5’inci ayetteki çoğu sözcüğü arasındaki farka dikkat edin. Hepsi ayrıcalıklıydı, ama çoğu mahvoldu. Godet hayret eder:

Elçinin, halinden hoşnut olan Korintliler’in önüne koyduğu manzara ne kadar dehşet vericidir; çöl toprağına serilen, mucizevi yiyecek ve içecekle doyurulmuş bedenler! 1

10:6   Bu ayette Mısır’danÇıkış zamanında olan olaylardan çıkarılan dersi görürüz. İsrail çocukları, aslında onlar gibi kötü şeyleri arzu etmemiz halinde başımıza gelecek olanları bize gösteren bir örnekti. Eski Antlaşma’yı okurken onu sadece tarih olarak değil, bugünkü yaşamımızda uygulayabileceğimiz önemli dersler içeren bir kitap olarak okumalıyız.

Bunu izleyen ayetlerde elçi, onların düştüğü günahlardan bazılarını listeleyecektir. Bu günahların çoğunun bedensel zevkle ilgili olduğunu fark etmekte yarar vardır.

10:7   7’nci ayet, Mısır’dan Çıkış 32’de kaydolan altın buzağıya tapınmayı ve ardından gelen ziyafeti işaret eder. Musa, Sina dağından indiği zaman, halkın altın bir buzağı yapıp ona tapındığını gördü. Mısır’dan Çıkış 32:6’da şu sözleri okuruz: Halk yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi, yani dansetti.

10:8   8’inci ayette bahsedilen günah, İsrail oğullarının Moav kızlarıyla evlendikleri dönemi işaret eder. (Say.25). Balam peygamber tarafından aldatılanlar, Rab’bin sözünü dinlemediler ve cinsel ahlaksızlığa düştüler. 8’inci ayette yirmi üç binin bir günde yere serildiğini okuruz. Eski Antlaşma, yirmi dört bin kişinin vebadan öldüğünü söyler (Say.25:9). Kutsal Kitap eleştirmenleri bunu, sık sık Kutsal Yazılarda bir çelişki olduğunu göstermek için kullanmaya çalıştılar. Metni daha dikkatli okusalardı, hiçbir çelişkinin olmadığını görürlerdi. Burada sadece yirmi üç binin bir günde yere serildiği belirtilir. Eski Antlaşma’daki yirmi dört bin, vebadan ölenlerin sayısını betimler.

10:9   Pavlus daha sonra İsrailliler’in yiyecekten şikayet ettikleri ve Rab’bin iyiliğinden kuşkulandıkları dönemden söz eder. Tanrı o zaman onların arasına yılanlar gönderdi ve çoğu mahvoldu (Say.21:5,6). Burada yine yiyecek zevkinin nasıl onların yıkılışlarına neden olduğuna dikkat çekilir.

10:10   Burada Korah, Datan ve Aviram’ın günahına gönderme yapılır (Say. 16:14-47). Yine yiyecek durumundan dolayı Rab’be karşı yapılan şikayetler vardı (Say.16:14). İsrailliler bedensel ihtiyaçlarını kontrol altına alamadılar. Tam tersine, şehvete yenildiler; bu da onların yıkılışlarına neden oldu.

10:11   Bundan sonraki üç ayet olayların önemli açıklamalarını verir. İlkin Pavlus, bu olayların anlamının tarihsel değerle sınırlı kalmadığını açıklar. Bugün bunların bizim için ayrı bir önemi vardır. Bu olaylar, Eski Antlaşma çağı sonunda ve Yeni Antlaşma çağı zamanından sonra yaşayan bizlere bir uyarı olarak yazıya geçirildi. Rendall Harris bunu çok iyi dile getirir: Bunlar, “geçmiş çağların birikimi olarak bize” bir uyarı olsun diye verilmiştir.

10:12   Bu ayet, kendilerine güvenenler için bir uyarı oluşturur: Ayakta durduğunu sanan dikkat etsin, düşmesin! Belki bu, özellikle hem kendisini hoşnut edebileceğini hem de bundan etkilenmeyeceğini sanan güçlü imanlılara gönderme yapar. Böyle biri, Tanrı’nın disiplin eden elinin altından kayma tehlikesi içindedir.

10:13   Ama Pavlus daha sonra söylenenler için onları yüreklendiren harika şeyler söyler. Karşılaştığımız deneme ve zorlukların her insanın karşılaştığı şeyler olduğunu öğretir. Ne var ki, Tanrı güvenilirdir, gücümüzü aşan biçimde denenmemize izin vermez. Bizi denemelerden kurtaracağına dair söz vermez, ama bu denemelerin yoğunluğunu sınırlama sözü verir. Dayanabilmemiz için denemeyle birlikte çıkış yolunu sağlayacağına dair söz verir. Bu ayeti okuyunca, yüzlerce yıl Tanrı’nın denenen kutsallarına verdiği müthiş teselliden etkilenmemek mümkün değildir. Genç imanlılar bu ayete can simidine sarılır gibi sarılırlarken, yaşlılar da bu ayetin üzerine başlarını yastığa koyar gibi yaslanırlar. Belki de Pavlus’un bazı okurları putperestlik döneminde şiddetle deneniyorlardı. Pavlus onları Tanrı’nın onların dayanamayacağı denemelere izin vermeyeceği düşüncesiyle teselli ederdi. Aynı zamanda kendilerini denemelere maruz bırakmamaları konusunda da uyarılmalıydılar.

10:14   10:14’den 11:1’e kadar olan bölümde putlara sunulan kurban eti konusu özellikle ele alınır. Pavlus öncelikle, imanlıların putperest tapınaklarındaki ziyafetlere katılıp katılmaması ile ilgili soruyu gündeme getirir (ayet 14-22).

Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının. Belki Korintteki imanlılar için tapınaklardan birindeki putperest ziyafete davet edilmek gerçek bir denenmeydi. Kimileri denemelere karşı bir bağışıklığa sahip olduklarını düşünüyordu. Bazıları belki de böyle bir ziyafete bir kez gitmenin zararı olmayacağını söyleyeceklerdir. Elçinin esinlendiği öğüt şudur: Putperestlikten kaçının. Onu incelemelerini, daha iyi tanımalarını ya da herhangi bir şekilde onunla oynamalarını söylemiyor. Putperestlikten şiddetle kaçınmaları gereklidir.

10:15,16 Pavlus, kendisinin söylediği şeyleri anlayabilecek kadar zeki insanlara hitap ettiğinin farkındaydı. Elçi, 16’ncı ayette, Rab’bin Sofrası’nı işaret ederek ilk olarak şunları söyler: “Tanrı’ya şükrettiğimiz şükran kâsesiyle Mesih’in kanına paydaş olmuyor muyuz?” Şükran kâsesi, Rab’bin Sofrası’nda kullanılan şarap kâsesini belirtir. Bu kâse, Mesih’in ölümü aracılığıyla bize gelen olağanüstü bereketi açıklayan bir kâsedir. İşte, bu nedenle buna şükran kâsesi denir. Şükrettiğimiz sözü, “teşekkürlerimizi sunduğumuz” anlamına gelir. Bu kâseyi alıp dudaklarımıza götürdüğümüzde belirtmek istediğimiz şey, Mesih’in kanından kaynaklanan ayrıcalıklara paydaş olduğumuzdur.

Bu nedenle ayeti şu şekilde de çevirebiliriz:

Rab İsa’nın kanı aracılığıyla almış olduğumuz yüce bereketi simgeleyen kâse, –ki teşekkürlerimizi sunduğumuz kase ile aynıdır– tüm imanlıların Mesih’in kanının ayrıcalıklarına paydaş olduklarının kanıtı değil midir?

Aynı şey Rab’bin Sofrası’nda böldüğümüz ekmek için de geçerlidir. Ekmeği yerken de aslında söylediğimiz şey şudur: Bedenini Golgota’daki çarmıhta sunmasından dolayı hepimiz kurtulduk ve bu nedenle de O’nun bedeninin üyeleri olduk. Kısacası, kâseyle ekmek Mesih’le olan birlikteliği ve bizim için olan görkemli hizmetinde paydaş olduğumuzu belirtir. Rab’bin Sofrası’nda önce ekmekten bahsedilirken, bu ayette niçin öncelikle kandan bahsedildiği sorusu sorulabilir. Pavlus burada Mesih inancını kabul ettiğimiz zaman gelişen olayların sırasını açıklıyor olabilir. Genellikle yeni bir imanlı Mesih’in kanının değerini tek beden gerçeğinden önce anlar. Bundan dolayı bu ayet, kurtuluşu kavrama sırasının nasıl olduğunu açıklıyor olabilir.

10:17   Bütün imanlılar, çok oldukları halde bir somun ekmeğin temsil ettiği gibi, Mesih’te bir bedendirler. Mesih’in bedenini feda etmesi sonucu sahip olduğumuz ayrıcalıklarda hepimiz paydaş olduğumuz için hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz.

10:18   Pavlus, bu ayetlerde Rab’bin Sofrası’na katılıp ekmekten yememizin O’nunla olan birlikteliğimizi simgelediğini söylüyor. Aynı şey kurban etini yiyen İsrailliler için de geçerlidir. Bu, sunakla birliktelikleri olduğu anlamına gelir. Burada belirtilen şüphesiz esenlik sunusudur. Halk tapınağa kurbanlarını getirdi. Sununun bir kısmı sunağın üstünde ateşle yakıldı; bir kısmı kahinlere ayrıldı; ama üçüncü kısım, kurbanı sunan kişi ve onun arkadaşları için ayrıldı. Sunuyu aynı günde yediler. Pavlus, sunuyu yiyenlerin kendilerini Tanrı ve İsrail halkıyla, kısacası sunağın ifade ettiği her şeyle, bir tuttuklarını vurguluyor. Ancak üzerinde çalıştığımız Kutsal Yazı’ya nasıl uyar bu? Bunun yanıtı gayet basit. Rab’bin Sofrası’na paydaş olmanın, Rab ile birlikteliği belirttiği ve İsraillilerin esenlik sunusuna paydaş olmalarının, Yahve’nin sunağıyla birlikte olduklarını açıkladığı gibi, tapınaktaki putperest ziyafete katılmak da putlarla birlikteliği belirtir.

10:19   Öyleyse ne demek istiyorum? Puta sunulan kurban etinin bir özelliği mi var? Ya da putun bir önemi mi var? Pavlus bununla, puta sunulan kurbanın etinin özelliğinin ya da kalitesinin değiştiğini mi belirtmeye çalışıyor? Ya da putun işiten, gören ve gücü olan gerçek bir varlık mı olduğunu ima ediyor? Bu iki sorunun da yanıtının “Hayır” olduğu açıktır.

10:20   Pavlus’un vurgulamak istediği şudur: Putperestler kurbanlarını cinlere sunuyorlar. Puta tapmanın tuhaf ve gizemli bir şekilde cinlerle bağlantısı vardır. Cinler, putları kullanarak, onlara tapanların yüreklerini ve düşüncelerini kontrol ederler. Bir Şeytan var, ama onun habercisi ve temsilcisi olan birçok cin de var. Pavlus, “Cinlerle paydaş olmanızı istemem” der.

10:21   Hem Rab’bin kâsesinden, hem de cinlerin kâsesinden içemezsiniz; hem Rab’bin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız. Bu ayetteki Rab’bin kâsesi, Mesih aracılığıyla sahip olduğumuz iyilikleri betimleyen mecazi bir ifadedir. Burada, sunulmak istenen şeyin içine konulduğu nesne, o şeyi açıklamak için kullanılan bir çeşit mecazdır. Rab’bin Sofrası da aynı şekilde mecazi bir ifadedir. 2000 yıl önce yapılan Rab’bin Sofrası’yla aynı değildir. Mesih’te sahip olduğumuz tüm iyiliklerin, bereketlerin toplamını ifade eder.

“Hem Rab’bin kâsesinden, hem cinlerin kâsesinden içemezsiniz; hem Rabbin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız” diyen Pavlus, bunun fiziksel olarak olanaksızlığını belirtmiyor. Örneğin, bir imanlının putperest bir tapınağa gidip oradaki ziyafete katılması fiziksel olarak mümkündür. Ancak Pavlus’un burada anlatmak istediği, böyle bir şeyin ahlaksal açıdan tutarsız olacağıdır. Bir yandan Rab İsa’ya bağlılık andı içip, öte yandan gidip puta tapanlarla birlikte olmak, Rab’be karşı işlenmiş ihanetin ve vefasızlığın açık bir göstergesi olur. Bu eylem ahlaksal açıdan yanlıştır.

10:22   Sadece bu kadar değil, Rab’bi kıskandırmadan bunu yapmak da olanaksızdır. William Kelly’nin dediği gibi, “Sevgi ayran gönüllülükten hoşlanmaz: Vefasızlığa içerlemek diye birşey olmasaydı, sevgi, sevgi olmazdı.” 2 Bir İsa Mesih imanlısı Rab’bin hoşnut olmayacağı şeyleri yapmaktan ya da O’nun haklı öfkesini alevlendirmekten korkmalıdır. Ondan daha güçlü olduğumuzu mu sanıyoruz? Yani, O’nu kederlendirmeye ve üzerimizde terbiye edici yargısının sergilenmesi riskini göze almaya mı cüret ediyoruz?

10:23   Elçi putperest ziyafetlere katılma konusundan sonra, imanlıları günlük yaşamlarında yönetmesi gereken bazı genel ilkeleri ele alır. Her şey serbest derken, her şeyi mutlak bir anlamda belirtmiyor. Örneğin, kendisinin cinayet işlemesinin ya da sarhoş olmasının serbest olduğunu bir an için bile ima etmiyor! Burada bu ifadeyi yine, sadece ahlaksal aldırmazlıkla ilgili bir ifade olarak algılamalıyız. İmanlı yaşamında birçok şeyin kendi içinde tamamen serbest olduğu ve bir imanlının katılmasının bazı nedenlerden dolayı pek de uygun olmayacağı geniş bir alan vardır. Bu nedenle Pavlus şöyle der: “Her şey serbest, ama her şey yapıcı değildir.” Örneğin, bir imanlı için bir şey gayet serbest olabilir, ama yine de yaşadığı yerdeki halkın adetleri açısından uygun olmayabilir. Hem de kendi içlerinde serbest olan şeyler, iyi birer örnek olmayabilirler. Yani, bir şey bir kardeşi kutsal imanında geliştirecek şekilde sonuçlanmayabilir. O zaman kendi haklarımda ısrar mı etmeliyim, yoksa Mesih’teki kardeşime yardım edecek şeyi mi düşünmeliyim?

10:24   Karar verdiğimiz her şeyde bencilce kendi yararımızı düşünmeyelim. Aksine, komşumuzun yararını düşünelim. Bu kısımda üzerinde çalıştığımız ilkeler giyecek, yiyecek ve içecek, yaşam standartları ve katıldığımız eğlenceler gibi konulara rahatça uygulanabilir.

10:25   Bir imanlı, kasaplar çarşısına biraz et almak için gittiğinde, tüccara etin daha önce putlara sunulup sunulmadığını sorması gerekmez. Etin kendisi hiçbir şekilde etkilenmeyeceğinden, bu konu Mesih’e bağlılığı kesinlikle etkilemeyecektir.

10:26   Pavlus, bu öğüde açıklama olarak Mezmur 24:1’den alıntı yapar: “Yeryüzü ve içindeki her şey Rab’bindir.” Buradaki düşünce, yediğimiz yiyeceğin Rab tarafından bizim için sağlanmış olduğu ve bu yiyeceğin özellikle bizim kullanmamız için amaçlanmış olduğudur.

Heinrici, 24’üncü Mezmur’un, Yahudiler arasında sofra duası olarak yaygın bir şekilde kullanıldığını söyler.

10:27   Pavlus şimdi imanlıların soru sormasına neden olabilecek başka bir durumu ele alır. İman etmemiş bir kimsenin bir imanlıyı evine yemeğe çağırdığını varsayın. İmanlı böyle bir daveti kabul etme konusunda serbest midir? Evet. İman etmemiş bir kimsenin evindeki bir yemeğe çağrılırsanız ve siz de gitmek isterseniz, önünüze konulan her şeyi vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yemekte özgürsünüz.

10:28   Yemek sırasında vicdanı hassas olan başka bir imanlı size, yediğiniz etin putlara sunulan kurban eti olduğunu söylerse eti yemeniz gerekir mi? Hayır. Eti yeme konusunda ısrarlı olmayın, çünkü yemeniz onun tökezlemesine ve vicdanının incinmesine neden olabilir. Bu eylem iman etmemiş bir kimsenin Rab’bi kabul etmesini engelleyecekse yemeyin.

10:29   Yazıldığı gibi bizzat kendi vicdanınızdan dolayı eti yemekten sakınmıyorsunuz. Bir imanlı olarak eti yemek konusunda tamamen özgürsünüz. Ama yanınızda oturan kardeşinizin vicdanı bu konuda huzurlu değilse, onun vicdanına saygı duyarak eti yemekten sakının. “Benim özgürlüğümü neden başkasının vicdanı yargılasın?” sorusu belki aşağıdaki gibi sadeleştirilebilir:

Et yeme özgürlüğümü neden bencilce sergileyeyim ve bunu yaparak başkasının vicdanı tarafından yargılanayım? Neden özgürlüğümle onun vicdanını karşı karşıya getireyim? İyiliğim neden kötü söylentilerle lekelensin? (Rom.14:16’ya bkz.).

Rab İsa Mesih’teki bir kardeşin böylesine incinmesine neden olabileceğim bir parça et bu kadar önemli mi? (Bununla birlikte, birçok yorumcu Pavlus’un burada Korintliler’in itirazından alıntı yaptığını ya da sonraki ayetlerde yanıtlamak üzere konuşmasını etkili kılmak için soru sorduğunu düşünür).

10:30   Elçi, bir taraftan Tanrı’ya yiyecek için şükredip öbür taraftan da yiyerek bir kardeşi incitmenin çelişki doğurduğunu söylüyor. Başkalarının sizi kınamasına neden olacak bir şey için Tanrı’ya şükretmektense bu yasal hakkınızdan vazgeçmeniz daha iyi olur.

William Kelly, “İnsanın kendi hakkından vazgeçmesinin, özgürlüğünün başkaları tarafından yargılanmasına ya da şükrettiği şeyin kınanmasına yol açacak bir şeye izin vermemesinden daha iyi” olduğunu söyler. Gücendirmek için özgürlüğü bu şekilde neden kullanalım? Şükretmemin yanlış yorumlanmasına ya da bunun bir saygısızlık ya da skandal olarak adlandırılmasına neden izin vereyim?

10:31   Tüm iman yaşamımızda bizi yönlendirecek iki önemli kural vardır. İlki Tanrı’nın yüceliği, ikincisi de Rab’deki kardeşlerimizin iyiliğidir. Pavlus bu iki kuralın ilkine burada değinir: “Özet olarak, her ne yer ve içerseniz, her ne yaparsanız, her şeyi Tanrı’nın yüceliği için yapın.” Genç imanlılar sık sık belirli hareketlerin onlar için yanlış mı, doğru mu olduğuna ilişkin sorunlarla karşı karşıya kalırlar. İşte burada yaşama geçirilecek iyi bir kural vardır: Bunda Tanrı’nın yüceliği için bir şey var mı? Herhangi bir şeye katılmadan önce başınızı eğip Rab’be yapmak üzere olduğunuz şeyle O’nun yüceltileceğini kolayca söyleyebilir misiniz?

10:32   Rab’deki kardeşlerimizin iyiliği ise ikinci kuraldır. Yahudilerin, Greklerin ya da Tanrı topluluğunun tökezleyip düşmesine neden olmayalım. Pavlus burada tüm insanlığı üç gruba ayırır. İsrail ulusu elbette ki Yahudilerdir. Grekler, Rab’be gelmemiş diğer uluslar, Rab’bin topluluğu ise, Rab İsa Mesih’teki tüm gerçek imanlıları kapsar. Başkalarına sürekli tanıklıkta bulunursak, ister istemez onları gücendirmek ve kızgınlıklarını arttırmak zorunda kalırız. Ancak burada bahsedilen bu değildir. Aksine, elçi burada gereksiz yere gücendirmeye neden olmamayı düşünür. Burada bizi, yasal haklarımızı başkalarının tökezlemesine neden olmayacak biçimde kullanmamız için uyarıyor.

10:33   Pavlus içtenlikle kendi yararını değil, kurtulsunlar diye birçoklarının yararını gözeterek herkesi her yönden hoşnut etmeye çalıştığını söylüyor. Herhalde şimdiye kadar Elçi Pavlus gibi, başkaları için böylesine özverili davranan çok az kişi yaşamıştır.

 

Kutsal Kitap

1 Kardeşler, atalarımızın hepsinin bulut altında korunduğunu ve hepsinin denizden geçtiğini bilmenizi istiyorum.
2 Musa’ya bağlanmak üzere hepsi bulutta ve denizde vaftiz* edildi.
3 Hepsi aynı ruhsal yiyeceği yedi;
4 hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesih’ti.
5 Ne var ki, Tanrı onların çoğundan hoşnut değildi; nitekim cesetleri çöle serildi.
6 Bu olaylar, onlar gibi kötü şeylere özlem duymamamız için bize ders olsun diye oldu.
7 Onlardan bazıları gibi puta tapanlar olmayın. Nitekim şöyle yazılmıştır: “Halk yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.”
8 Onlardan bazıları gibi fuhuş yapmayalım. Fuhuş yapanların yirmi üç bini bir günde yok oldu.
9 Yine bazıları gibi Rab’bi denemeyelim. Böyle yapanları yılanlar öldürdü.
10 Kimileri gibi de söylenip durmayın. Söylenenleri ölüm meleği öldürdü.
11 Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.
12 Onun için, ayakta sağlam durduğunu sanan dikkat etsin, düşmesin!
13 Herkesin karşılaştığı denemelerden başka denemelerle karşılaşmadınız. Tanrım güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez. Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır.
14 Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının.
15 Aklı başında insanlarla konuşur gibi konuşuyorum. Söylediklerimi kendiniz tartın.
16 Tanrı’ya şükrettiğimiz şükran kâsesiyle Mesih’in kanına paydaş olmuyor muyuz? Bölüp yediğimiz ekmekle Mesih’in bedenine paydaş olmuyor muyuz?
17 Ekmek bir olduğu gibi, biz de çok olduğumuz halde bir bedeniz. Çünkü hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz.
18 İsrail halkına bakın; kurban etini yiyenler sunağa paydaş değil midir?
19 Öyleyse ne demek istiyorum? Puta sunulan kurban etinin bir özelliği mi var? Ya da putun bir önemi mi var?
20 Hayır, yok! Dediğim şu: Putperestler kurbanlarını Tanrı’ya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olmanızı istemem.
21 Hem Rab’bin, hem cinlerin kâsesinden içemezsiniz; hem Rab’bin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız.
22 Yoksa Rab’bi kıskandırmaya mı çalışıyoruz? Biz O’ndan daha mı güçlüyüz?
23 “Her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey yararlı değildir. “Her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey yapıcı değildir.
24 Herkes kendi yararını değil, başkalarının yararını gözetsin.
25 Kasaplar çarşısında satılan her eti vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yiyin.
26 Çünkü “Yeryüzü ve içindeki her şey Rab’bindir.”
27 İman etmemiş biri sizi yemeğe çağırır, siz de gitmek isterseniz, önünüze konulan her şeyi vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yiyin.
28 Ama biri size, “Bu kurban etidir” derse, hem bunu söyleyen için, hem de vicdan huzuru için yemeyin.
29 Senin değil, öbür adamın vicdan huzuru için demek istiyorum. Benim özgürlüğümü neden başkasının vicdanı yargılasın?
30 Şükrederek yemeğe katılırsam, şükrettiğim yiyecekten ötürü neden kınanayım?
31 Sonuç olarak, ne yer ne içerseniz, ne yaparsanız, her şeyi Tanrı’nın yüceliği için yapın.
32 Yahudiler’in, Grekler’in* ya da Tanrı topluluğunun* tökezleyip düşmesine neden olmayın.
33 Ben de kendi yararımı değil, kurtulsunlar diye birçoklarının yararını gözeterek herkesi her yönden hoşnut etmeye çalışıyorum.

1. Godet, First Corinthians. s.59,60

2. Kelly, First Corinthians. s.166