1 Korintliler 11

11:1   11’inci bölümün 1’inci ayeti, 10’uncu bölüme daha uygun düşer. Pavlus, hareketlerinin tümünü başkaları üzerinde yapacağı etkiye göre ayarlamaya çalıştığından söz etmişti. Şimdi de Korintliler’e kendisinin Mesih’i örnek aldığı gibi, onların da kendisini örnek almalarını söylüyor. Etrafındakilere yardım etmek için kendi haklarından ve çıkarlarından vazgeçti. Korintliler’in de aynısını yapmaları gerekiyordu: Mesih’in müjdesini engelleyecek ya da zayıf bir kardeşi gücendirecek şekilde bencilce özgürlük gösterisinde bulunmamalıydılar.

C. Kadınların Baş Örtme Konusu (11:2-16)

11’inci bölümün 2-16 ayetleri kadınların baş örtme konusuna ayrılmıştır. Geriye kalan ayetler ise Rab’bin Sofrası’nın kötüye kullanılmasıyla ilgilidir (17-34). Bölümün ilk kısmı çok tartışılmıştır. Kimi, burada verilen talimatın sadece Pavlus’un zamanı için geçerli ya da uygun olduğunu düşünür. Kimi daha da ileri giderek bu ayetlerin, Pavlus’un kadınlara karşı önyargısını yansıttığını iddia eder. Çünkü Pavlus bekardı. Kimi de buradaki öğretiyi olduğu gibi kabul eder ve hepsini anlamasa bile bunun buyruklarına uymaya çalışır.

11:2   Elçi, ilkin Korintliler’i her şeyde kendisini hatırladıkları ve onlara ilettiği öğretileri olduğu gibi korudukları için över. Öğretiler ya da gelenekler yıllar boyunca kilisede oluşan alışkanlıkları ve uygulamaları değil; aksine, buradaki durumda olduğu gibi, Elçi Pavlus’un vahyedilmiş buyruklarını belirtir.

11:3   Pavlus şimdi kadının baş örtme konusuna girer. Her düzenli toplumun iki önemli dayanak üzerine kurulmuş olması onun buyruklarının temelini oluştur: Yetki ve yetkiye boyun eğme. Bu iki ilkeye uyulmayan yerde, düzenli bir topluluk bulmak olanaksızdır. Pavlus, yetki ve yetkiye boyun eğmeyi içeren üç önemli ilişkiden söz eder. Birincisi her erkeğin başı Mesih’tir; Mesih Rab’dir ve erkek O’na tabidir. İkincisi, her kadının başı erkektir: Baş olma özelliği erkeğe verilmiştir ve kadın da onun yetkisi altındadır. Üçüncüsü ise Mesih’in başı Tanrı’dır; Tanrı’da bile bir Kişi yönetim yerini alırken, diğeri isteyerek boyun eğer. Baş olma ve boyun eğme örnekleri bizzat Tanrı tarafından planlanmıştır. Tanrı’nın düzenlediği evrende bu konu çok önemli bir yere sahiptir.

 Boyun eğmenin aşağılama anlamına gelmediği, başlangıçta vurgulanmalıdır. Mesih, Baba Tanrı’ya tabidir, ama O’ndan aşağı değildir. Kadın da erkeğe tabi iken, ondan aşağı değildir.

11:4   Başı örtülü olarak dua eden ya da peygamberlik eden her erkek başını, yani Mesih’i küçük düşürür. Burada aslında söylenen şey, erkeğin Mesih’i başı olarak kabul etmeyişidir. Bundan dolayı bu, büyük bir saygısızlıktır.

11:5   Başını örtmeden dua eden ya da peygamberlik eden her kadın başını, yani erkeği küçük düşürür. Aslında kadının burada söylediği şey, erkeğin Tanrı vergisi baş olma özelliğini tanımayışı ve buna boyun eğmeyişidir. 1

Eğer Kutsal Kitap’ta bu konuyla ilgili tek ayet bu olsaydı, o zaman kadının başını örttüğü sürece toplulukta dua etmesi ya da peygamberlik etmesinin uygun olduğu öne sürülebilirdi. Ama Pavlus başka bir yerde kadının toplulukta sessiz olmasını buyuruyor (1Ti.2:12).

Gerçekten zor bir metin. Örtünme konusunda net olan şey, kadının görevinin erkeğinkinin tersi olduğudur. Bir başka deyişle, dua etmeyi ve peygamberlik etmeyi gerektiren durumlarda kadının örtünmesi uygunken, erkeğin örtünmemesi gerekir.

11:6   Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirebilir. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa o zaman örtünmelidir. Örtünmeyen kadının başı saçını kestirmiş kadar ayıp kabul edilir. Elçi burada saç kesmeyi buyurmuyor, aksine sadece ahlaksal tutarlılığın neyi gerektirdiğini anlatıyor!

11:7   Pavlus, 7-10 ayetlerinde kadının erkeğe boyun eğmesini, yaratılıştan örnek vererek anlatır. Burada, kadınların örtünmesinin o gün için kültürel olarak uygun olup bugün bizim için gerekli olmadığını düşündürecek bir yaklaşım yoktur. Erkeğin baş, kadınınsa ona tâbi olması, Tanrı’nın başlangıçtan beri buyruğu olmuştur.

Her şeyden önce, erkek Tanrı’nın benzeyişi ve yüceliğidir. Kadın ise erkeğin yüceliğidir. Bu, erkeğin, Tanrı’nın temsilcisi olarak yeryüzü üzerinde egemenlik sürmesi için yerleştirildiğini belirtir. Erkeğin örtüsüz başı, bu gerçeğin sessiz bir tanıklığıdır. Kadına asla baş olma yetkisi verilmemiştir. W.E. Vine’nin ifade ettiği gibi kadın, “Erkeğin yetkisini açıkça gösterme ya da sergileme” 2 anlamında erkeğin yüceliğidir.

Erkek duada başını örtmemelidir. Bu, Tanrı’nın yüceliğini örtmekle eşit olup Tanrı’ya yapılmış bir hakarettir.

11:8   Pavlus daha sonra bize erkeğin kadından değil, kadının erkekten yaratıldığını anımsatır. Önce erkek yaratıldı, daha sonra da kadın onun kaburga kemiğinden yaratıldı. Erkeğin bu önceliği elçinin, erkeğin baş olması savını kuvvetlendirir.

11:9   Daha sonra yaratılışın amacı ve sırası yeniden vurgulanır. Öncelikle erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. Rab Yaratılış 2:18’de bunu açıkça belirtir: “Adem’in yalnız kalması iyi değil: Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.”

11:10   Kadının erkeğe boyun eğmesi gerektiğinden, kadın buyruk altında olduğunu göstermek için başını örtmelidir. Buyruğun göstergesi (yetkinin sembolü) baş örtüsüdür ve burada belirtilen, kadının kendi buyruğu ya da yetkisi değil, kocasının buyruğu altında oluşudur.

Pavlus melekler uğruna ifadesini neden ekliyor? Meleklerin, yaratılışta olduğu gibi bugün de yeryüzünde olup bitenlerin izleyicileri olduğunu ileri süreceğiz. İlk yaratılışta kadının erkek üzerinde ne şekilde egemenlik kurduğunu gördüler. Adem’in vermesi gereken kararı o verdi. Böylece günah, acı ve kederin kelimelerle anlatılamayacak kadar kötü sonuçlarıyla birlikte insanlığa girdi. Tanrı, ilk yaratılışta olanların yeni yaratışta tekrarlanmasını istemiyor. Tanrı meleklerin yeryüzüne baktıklarında, kadının erkeğe boyun eğdiğini ve bunu dışardan başını örterek gösterdiğini görmelerini istiyor.

Burada baş örtüsünün sadece bir dış gösterge olduğunu ve dış göstergenin, iç zarafetin bir çeşit dışa yansıması şeklinde geliştiği zaman, değerli olduğunu ifade etmek için durabiliriz. Başka bir deyişle, bir kadın başını örtebilir, ama gerçek anlamda kocasına boyun eğmeyebilir. Bu durumda başını örtmesinin bir değeri olmaz. Önemli olan, yüreğin tam anlamıyla boyun eğmesidir; ancak o zaman kadının başındaki örtünün bir anlamı olur.

11:11   Pavlus erkeğin kadından bağımsız olduğunu ima etmiyor; bunu şu sözlerle belirtir: “Ne var ki, Rab’de ne kadın erkekten, ne de erkek kadından bağımsızdır.” Başka bir deyişle, kadın ve erkek birbirine bağımlıdır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır ve boyun eğme fikriyle karşılıklı bağımlı olma fikri çelişki içinde değildir.

11:12   Kadın erkekten yaratıldı, yani Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldı. Ancak Pavlus erkeğin de kadından doğduğuna işaret eder. Burada doğum sürecini belirtiyor. Erkekler dünyaya mutlaka bir kadının aracılığıyla gelir. Bu nedenle Tanrı, biri olmadan diğerinin olamayacağını göstermek için bu mükemmel dengeyi yarattı.

Her şey Tanrı’dandır ifadesi, O’nun her şeyi tanrısal bir şekilde tayin etmiş olduğunu belirtir; dolayısıyla şikayet için haklı bir neden yoktur. Tanrı tarafından sadece bu ilişkiler yaratılmakla kalmadı, bunların yaratılmasındaki amaç aynı zamanda da O’nu yüceltmekti. Bütün bunlar erkeği alçakgönüllü, kadını da hoşnut kılmalıdır.

11:13   Elçi şimdi Korintliler’i kendi aralarında kadının örtüsüz başla Tanrı’ya dua etmesinin uygun olup olmadığına karar vermeye davet eder. Bunu yaparken de onların içgüdüsel hislerine başvurur. Burada ima edilen şey, bir kadının başı örtüsüz olarak Tanrı’nın huzuruna çıkmasının saygısızlık ya da terbiyesizlik olduğudur.

11:14   Doğanın, bir erkeğin uzun saçlı olmasını nasıl ayıpladığı öğretisi tam olarak açık bir ifade değildir. Bazıları bunun, erkeğin saçının kadınınki gibi doğal bir biçimde lüle lüle uzamayacağı gibi bir düşünceyi ifade ettiğini ileri sürmüştür. Çünkü bir erkeğin uzun saçlı olması kendisini kadınsı gösterir. Çoğu kültürde erkeğin saçı kadının saçından daha kısadır.

11:15   15’inci ayet birçok kişi tarafından çok yanlış anlaşılmıştır. Kimi kadının saçı kendisine bir örtü olarak verildiğinden, başka bir örtüye gerek olmadığını ileri sürmüştür. Ancak böyle bir öğretiş, Kutsal Yazılar’ın bu kısmına biraz ters düşer. Bu bölümde iki örtüden bahsedildiğine dikkat edilmezse anlam kargaşası ortaya çıkabilir. Bu, 6’ncı ayete geri dönülerek gösterilebilir. Orada şunu okuruz: “Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirsin.” Bu yoruma göre bir kadının “saçı yoksa” başını tıraş etmiş olabilir. Ama bu saçma bir şey olur. Eğer “saçı yoksa”, tıraş ettirmesi mümkün değildir!

15’inci ayetteki gerçek anlam, ruhsal ve doğal olan arasında gerçek bir benzerlik olduğudur. Bir bakıma Tanrı kadına doğal bir yücelik örtüsü verdi. Bunu erkeğe vermedi. Bunda ruhsal bir anlam vardır. Bu, kadının Tanrı’ya dua ettiği zaman başını örtmesini öğretir. Doğal alanda gerçek olan, ruhsal alanda da gerçek olmalıdır.

11:16   Elçi bu bölümü şu ifadeyle bitirir: “Bu konuda çekişmek isteyen varsa, şunu bilsin ki, bizim ya da Tanrı’nın kiliselerinin böyle bir alışkanlığı yoktur.” Pavlus, ileri sürüldüğü gibi, söylemiş olduğu şeylerin üzerinde tartışılacak kadar önemli olmadığını mı anlatmak istiyor? Kadınların inanlılar topluluğunda başlarını örtmeleri gibi bir geleneğin olmadığını mı söylemek istiyor? Bu öğretişlerin isteğe bağlı olduğunu ve Rab’bin buyruğu olarak kadınların ille de başlarını örtmeleri için zorlanmamaları gerektiğini mi ifade ediyor? İlginçtir ki yüzyıllar boyunca böyle yorumlar yapılmıştır ve hatta bugün bile bu tür yorumlarla karşılaşmak mümkündür. Bunun anlamı, Pavlus’un, gerçek sonuçlara sahip olmayan bu buyrukları açıklamak için Kutsal Yazılar’ın bir bölümünün yarısını boşa harcamış olduğudur!

Bu ayetin, Kutsal Yazılar’ın tamamına uyan en az iki açıklaması vardır. Öncelikle, elçi belirli kişilerin bu konularda çekişebileceklerini sezdiğini söylüyor olabilir. Ama bunun ardından hemen Tanrı’nın kiliselerinin böyle bir alışkanlığı yoktur, yani bu konuda çekişme geleneğimiz yok ifadesini ekler. Bu tür konular üzerinde tartışmıyoruz, ama bunları Rab’bin öğretişi olarak kabul ediyoruz. William Kelly tarafından benimsenen diğer yorum ise, Tanrı’nın topluluklarında kadınların örtünmeden dua ve peygamberlik etmeleri gibi bir geleneğin olmadığıdır.

Ç. Rab’bin Sofrası Konusu (11:17-34)

11:17   Elçi, Korintliler’i, bir araya geldikleri zaman aralarında oluşan ayrılıktan dolayı azarlar (17-19). “Bir araya geldiğiniz zaman” ya da benzeri sözlerden oluşan ifadenin tekrarına dikkat edin (11:17, 18, 20, 33, 34; 14:23, 26), 11:2’de Pavlus’un onlara iletmiş olduğu öğretileri yerine getirdikleri için onları övme fırsatı olmuştu, ama onları övemediği ve şimdi değineceği bir konu vardı. Toplantıları yarardan çok zarar getiriyordu. Bu hepimiz için ağır bir uyarıdır: İnanlılar topluluğundaki toplantılardan yararlanmaktan çok zararlı çıkarak ayrılmamız mümkündür.

11:18   Pavlus’un azarlamasının birinci nedeni, ayrılıkların ya da bölünmelerin oluşudur. Bu, çeşitli grupların inanlılar topluluğundan ayrılıp ayrı topluluklar oluşturduğu anlamına gelmez. Aksine, topluluk içinde gruplar ve bölünmeler vardı. Bölünme, içerde olan bir grup ya da parti iken, tarikat, dışarıda olan farklı bir grup ya da partidir. Pavlus, Korintliler’in dünyaya olan bağlılıklarını bildiğinden dolayı ayrılık haberlerine inanabilirdi; zaten daha önce bu Mektup’ta onları ayrılıklarından ötürü azarlamıştı.

F.B. Hole şöyle yazar:

Pavlus, Korint’teki ayrılıklarla ilgili haberlere kısmen de olsa inanmaya hazırdı: Dünyaya olan bağlılıklarında dolayı aralarında bu inatçı bölünmelerin bulunmasının kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Pavlus, onların durumunu araştırarak eylemleri konusunda bir sonuca ulaşır. Pavlus, onların dünyasal düşkünlükleri olduğunu ve sıradan insanlar gibi olduklarını bildiğinden, insan aklının, bir şeylere düşkün olma eğiliminin kuvvetli düşünceler oluşturup bölünmelere temel hazırlayacağını ve bunun da ayrılıkla sonuçlanacağını ve onların da bu sonucun mağdurları olacaklarını biliyordu. Ayrıca Pavlus, Tanrı’nın onların budalalıklarını geçersiz kılabileceğini ve bunun, Tanrı’nın, insanlara göre değil, Ruh’a göre hareket edenleri açığa çıkartmasına bir vesile olacağını ve sonuçta bu bölünme sorunundan sakınılacağını da biliyordu. 3

11:19   Pavlus, Korint’te başlamış olan bölünmelerin ciddi boyutlara varacağını önceden gördü. Bu bölünmeler, kiliseye genel olarak zarar vermesine karşın, bundan iyi bir şey de çıkacaktı; yani Korintliler arasında, gerçekten ruhsal ve Tanrı’nın beğenisini kazanmış olanların kimler oldukları belli olacaktı. Pavlus’un bu ayette, “Aranızda bölünmeler olması gerekiyor” 4 demesi, bunun gerekli olduğu anlamına gelmez. 5 Tanrı burada, topluluktaki bölünmelere göz yummuyor. Aksine Pavlus, Korintliler’in dünyasal tutumlarından dolayı bölünmelerin oluşmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Bölünmeler, bazılarının Rab’bin düşüncesini anlama konusunda yetersiz kaldıklarının kanıtıdır.

11:20   Pavlus şimdi de Rab’bin Sofrası’nın kötüye kullanılmasını ayıplar. İmanlılar Rab’bin Sofrası’nı kutlamak için bir araya geldiklerinde, davranışları öylesine kötüydü ki, Rab’bi, O’nun istediği şekilde anmaları mümkün değildi. Dıştan bakıldığında, yapılması gereken davranışları yapıyor gibi görünebilirler, ama tavırları Rab’bin gerçekten anılmasını ortadan kaldırıcı niteliktedir.

11:21   İnanlılar topluluğunun ilk günlerinde imanlılar, Rab’bin Sofrası’yla birlikte “agape” ya da sevgi ziyafetini de kutlarlardı. Sevgi ziyafeti, sevgi ve birliktelik ruhu içinde paylaşılan normal bir yemekti. Sevgi ziyafetinin sonunda imanlılar sık sık ekmek ve şarapla Rab’bi anarlardı. Ancak çok geçmeden bunu kötüye kullananlar ortaya çıktı. Örneğin, bu ayette ima edildiği gibi sevgi ziyafeti gerçek anlamını kaybetti. İmanlılar birbirlerini beklememekle kalmayıp zenginler nefis yemeklerini fakir olan kardeşleriyle paylaşmayarak onları utandırdılar. Kimi sarhoşken, kimi aç gitti! Rab’bin Sofrası sevgi ziyafetinin ardından yapıldığı için, Rab’bin Sofrası’nı paylaşmak amacıyla oturulduğunda onlar hâlâ sarhoştular.

11:22   Elçi böylesine saygısız bir davranışı hiddetle ayıplar. Bu şekilde devam etmekte ısrar ederlerse, o zaman en azından bunu inanlı topluluğunda yapmama saygısını göstermelidirler. Böyle bir zamanda taşkınlık yapmak ve daha yoksul olan kardeşi utandırmak İsa Mesih imanıyla tutarlılık göstermez. Pavlus, kutsalları bu şekilde davrandıkları için övemez; övemediği için de onları sert bir biçimde suçlar.

11:23   Onların davranışlarıyla Rab’bin Sofrası’nın gerçek anlamı arasındaki zıtlığı göstermek için Rab’bin Sofrası’nın başlangıcını anlatır. Onlara, bunun normal bir yemek ya da ziyafet olmadığını, Rab’bin ciddi bir buyruğu olduğunu gösterir. Pavlus bu konuyla ilgili bilgiyi doğrudan Rab’den öğrendiği ve bu buyruğun çiğnenmesinin söz dinlemezlik olacağını göstermek için bu konudan söz eder. Bu durumda, öğrettiği olayı esinlemeyle öğrenmiştir.

İlk olarak, Rab İsa’nın ele verildiği gece eline ekmek alışından bahseder. Harfi harfine çevrilirse “ele verilirken” demek gerekir. Dışarıda Rab’bi ele verme tuzağı kurulurken, O yukarıdaki odada öğrencileriyle bir araya gelerek ekmeği aldı.

Bu olayın gece olması, Rab’bin Sofrası’nın gece yapılması gerektiği anlamına gelmez. O zamanlar güneşin batışı Yahudi gününün başlangıcıydı. Oysa bizim günümüz güneşin doğuşuyla başlar. Hem de elçisel örneklerle elçisel hükümler arasında fark olduğuna işaret edilmektedir. Elçilerin yaptığı her şeyi yapmak zorunda değiliz, ama öğrettikleri her şeye uymak zorundayız.

11:24   Rab önce ekmeği aldı ve şükredip ekmeği böldü. Ekmek O’nun bedeninin simgesi olduğundan, bu simgeyle Tanrı’ya, Kendisine dünyanın günahları için ölebileceği bir insan bedeni vermiş olduğu için şükrediyordu.

Kurtarıcı, “Bu benim bedenimdir” derken, bununla ekmeğin O’nun bedeni olduğunu mu ima etmek istedi? Katolik kilisesi Rab’bin Sofrası’nda kullanılan ekmekle şarabın gerçekten Mesih’in bedeniyle kanına dönüştüğü konusunda ısrar eder. Luther öğretisi ise Mesih’in gerçek bedeninin ve kanının, Rab’bin Sofrası’ndaki ekmekle şarapta bulunduğunu ifade eder.

Bu görüşlere yanıt olarak, bu sırada Rab İsa’nın bedeninin ölüme teslim edilmemiş ve kanının daha dökülmemiş olduğunu anımsamak yeterli olur. Rab İsa, “Bu benim bedenimdir” dediğinde, anlatmak istediği şudur: “Bu benim bedenimin simgesidir” ya da “Bu sizin uğrunuza kırılan bedenimin bir resmidir.” Ekmeği yemek, O’nun bizim yerimize öldüğünü hatırlamak demektir. Rabbimizin “Beni anmak için” ifadesinde kelimelere sığmayan bir şefkat var.

11:25   Rab İsa aynı şekilde Fısıh yemeğinden sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse benim kanımla gerçekleşen Yeni Antlaşma’dır. Bunu her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Rab’bin Sofrası Fısıh yemeğinin hemen ardından oluşturuldu. Yemekten sonra kâseyi aldı denmesinin nedeni de budur. Kâseyle ilgili olarak kâsenin, kanıyla gerçekleşen Yeni Antlaşma olduğunu söyledi. Bu, Tanrı’nın Yeremya 31:31-34 ayetlerinde İsrail ulusuna vaat ettiği antlaşmayı işaret eder. Bu, Tanrı’nın, onların günahlarını ve suçlarını anmayacağı ve günahkarlıklarına karşı merhametli olacağına dair yaptığı kayıtsız şartsız bir vaattir. Yeni Antlaşma’nın koşulları İbraniler 8:10-12’de de verilir. Antlaşma şimdi yürürlüktedir, ama inançsızlık İsrail ulusunun bundan yararlanmasını engellemektedir. Rab İsa’ya inanan herkes vaat edilenlerden yararlanacaktır. İsrail halkı Rab’be dönünce, Yeni Antlaşma’nın bereketlerinden yararlanacaktır: Bu da Mesih’in yeryüzündeki bin yıllık egemenliği sırasında olacaktır. Yeni Antlaşma Mesih’in kanıyla onaylandı: İşte bu nedenle kanından, Yeni Antlaşma olarak söz eder. Yeni Antlaşma’nın temeli çarmıh aracılığıyla atıldı.

11:26   26’ncı ayet, Rab’bin Sofrası’nın hangi sıklıkta yapılması gerektiği sorusuna değinir. Her yediğinizde… ve her içtiğinizde… Ne bir kuralcılık yapılmış ne de belirli bir tarih verilmiştir. Bu, Elçilerin İşleri 20:7’de öğrencilerin haftanın ilk günü Rab’bi anmak için toplanmaları gerektiği ilkesinde açıkça görülür. Bu kuralın sadece inanlılar topluluğunun ilk günleri için tasarlanmamış olduğu, Rab’bin gelişine dek ifadesiyle net bir biçimde belirtilmiştir. Godet, Rab’bin Sofrası’nın, O’nun iki gelişi arasında bir bağ oluşturduğunu ve birinin varlığının diğerinin habercisi olduğunu güzel bir biçimde ifade eder. 6

Rab’bin Sofrası’yla ilgili olan bu buyrukta, bir önder tarafından yönetilmesine ilişkin tek bir sözün bile olmaması dikkat çekicidir. Bu, Tanrı’nın halkına bırakılan sade bir anma törenidir. İmanlılar Rab’bin ölümünü o gelinceye dek ilan etmek için inanlı kahinler olarak sade bir biçimde bir araya gelirler.

11:27   Rab’bin Sofrası’nın özünü ve amacını tartıştıktan sonra elçi, şimdi de buna yanlış bir biçimde katılmanın sonuçlarına döner. Kim uygunsuz şekilde ekmeği yer ya da Rab’bin kâsesinden içerse, Rab’bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur. Hiçbirimiz Rab’bin Sofrası’na katılmaya layık değiliz. Bir anlamda Rab’bin bize gösterdiği merhamete ve iyiliğe layık değiliz. Ancak burada söz konusu olan bu değil. Elçi bizim bireysel değersizliğimizden bahsetmiyor. Mesih’in kanıyla temizlenen bizler, Tanrı’nın biricik değerli Oğlu sayesinde Tanrı’ya yaklaşabiliriz. Ancak Pavlus burada, Rab’bin Sofrası için bir araya gelen Korintliler’in uygunsuz davranışından bahsediyor. Dikkatsiz ve saygısız davranmakta suçluydular. Böyle hareket etmek Rab’bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olmaktır.

11:28   Rab’bin Sofrası’na yaklaşırken, kendimizi sınamalıyız. Günah, itiraf edilip bırakılmalı, gereken onarım yapılmalı ve gücendirilenlerden özür dilenmelidir. Genel olarak, vicdanımızın uygun bir durumda olmasına dikkat etmeliyiz.

11:29   Rab’bin bedenini önemsemeden aykırı şekilde ekmeği yiyen ve kâseden içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkum eder. Rab’bin bedeninin, günahlarımızdan kurtulalım diye verildiğini kavramamız gerekir. Günah içinde yaşamaya devam ediyor ve aynı zamanda da Rab’bin Sofrası’na katılıyorsak, samimi olduğumuz söylenemez. F.G. Patterson şöyle der: “Yargılanmamış günahla Rab’bin Sofrası’ndan yersek, günahın kaldırılması için kırılan Rab’bin bedenini fark etmeyiz bile.”

11:30   Kendi kendini sınamada yetersiz kalma sonucunda, Korint’teki kilisede bazılarının üzerine Tanrı’nın yargısı gelmiştir. Birçokları zayıf ve hastaydı, bazıları da ölmüştü. Başka bir deyişle, bazılarının üzerine bedensel hastalıklar gelirken bazıları da bu hastalıklardan dolayı hayata veda etmişlerdi. Kendi yaşamlarındaki günahı yargılamadıkları için Rab’bin onlara karşı disiplin uygulaması gerekmişti.

11:31   Öte yandan, eğer kendi kendimizi sınarsak böyle bir cezaya çarptırılmamıza da gerek kalmayacak.

11:32   Tanrı bizimle kendi çocukları olarak ilgileniyor. Günah içinde yaşamaya devam etmemize izin vermeyecek kadar çok seviyor bizi. Bu nedenle, hemen önderin bizi geri çeken değneğini ensemizde hissederiz. Birinin dediği gibi, “Kutsalların Mesih sayesinde cennete uygun hale gelmeleri mümkündür, ama tanıklıkta yeryüzüyle sınırlı kalmaları uygun değildir.”

11:33   İmanlılar sevgi ziyafeti ya da sohbet için bir araya geldikleri zaman, diğer kutsalları düşünüp bencilce hareket etmeden birbirlerini beklemelidirler. “Birbirini bekleme” 21’inci ayet olan “Her biriniz ötekini beklemeden kendi yemeğini yiyor” ile tezat teşkil eder.

11:34   Aç olan varsa, karnını evde doyursun. Başka bir deyişle, Rab’bin Sofrası’yla birleştirilen sevgi ziyafeti genel bir yemek olarak algılanmamalıydı. Rab’bin Sofrası’nın ruhsal niteliğini önemsememek yargılanmalarına yol açardı.

Öbür sorunları ise geldiğimde çözerim. Korintliler’in mektubunda, daha az önem taşıyan başka konular da vardı kuşkusuz. Pavlus onları ziyaret ettiğinde bu konularla ilgileneceğine dair onlara söz verir.

 

Kutsal Kitap

1 Mesih’i örnek aldığım gibi, siz de beni örnek alın.
2 Her durumda beni anımsadığınız ve size ilettiğim öğretileri olduğu gibi koruduğunuz için sizi övüyorum.
3 Ama şunu da bilmenizi isterim: Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesih’in başı da Tanrı’dır.
4 Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçükdüşürür.
5 Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur.
6 Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün.
7 Erkek başını örtmemeli; o, Tanrı’nın benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir.
8 Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı.
9 Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.
10 Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır.
11 Ne var ki, Rab’de ne kadın erkekten ne de erkek kadından bağımsızdır.
12 Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi, erkek de kadından doğar. Ama her şey Tanrı’dandır.
13 Siz kendiniz karar verin: Kadının açık başla Tanrı’ya dua etmesi uygun mu?
14 Doğanın kendisi bile size erkeğin uzun saçlı olmasının kendisini küçük düşürdüğünü, kadının uzun saçlı olmasının ise kendisini yücelttiğini öğretmiyor mu? Çünkü saç kadına örtü olarak verilmiştir.
15 (SEE 11:14)
16 Bu konuda çekişmek isteyen varsa, şunu bilsin ki, bizim ya da Tanrı’nın kiliselerinin* böyle bir alışkanlığı yoktur.
17 Toplantılarınız yarardan çok zarar getirdiği için aşağıdaki uyarıları yaparken sizi övemem.
18 Birincisi, toplulukça* bir araya geldiğinizde aranızda ayrılıklar olduğunu duyuyorum. Buna biraz da inanıyorum.
19 Çünkü Tanrı’nın beğenisini kazananların belli olması için aranızda bölünmeler olması gerekiyor!
20 Toplandığınızda Rab’bin Sofrası’na katılmak için toplanmıyorsunuz.
21 Her biriniz ötekini beklemeden kendi yemeğini yiyor. Kimi aç kalıyor, kimi sarhoş oluyor.
22 Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Tanrı’nın topluluğunu hor mu görüyorsunuz, yiyeceği olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda övemem!
23 Size ilettiğimi ben Rab’den öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.”
24 (SEE 11:23)
25 Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.”
26 Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.
27 Bu nedenle kim uygun olmayan biçimde ekmeği yer ya da Rab’bin kâsesinden içerse, Rab’bin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur.
28 Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmekten yiyip kâseden içsin.
29 Çünkü bedeni farketmeden yiyip içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkûm eder.
30 İşte bu yüzden birçoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür.
31 Kendimizi doğrulukla yargılasaydık, yargılanmazdık.
32 Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor.
33 Öyleyse kardeşlerim, yemek için bir araya geldiğinizde birbirinizi bekleyin.
34 Aç olan karnını evde doyursun. Öyle ki, toplanmanız yargılanmanıza yol açmasın. Öbür sorunları ise geldiğimde çözerim.

1. Ne var ki, 11:2-16 ayetleri özellikle inanlılar topluluğu hizmetiyle bağlı değildir. Bazıları bunun, bir kadın hizmet ettiğinde (kadınlara veya çocuklara öğretişinde vb.) onun Rab’be ve inanlılar topluluğunun önderlerine olan itaatini göstermek için başını örtmesi anlamına geldiğine inanır.

2. Vine, Expository Dictionary, under Glory, s.154

3. F.B. Hole “The Administration of the Mystery” (broşür) s.5

4. Grekçe sözcük “haireseis”tir, ama burada daha sonraki anlamı olan “karşıt öğreti” anlamı yoktur, Titus 3:10’daki nota bakınız.

5. Grekçe genellikle ahlaksal gereklilik için opheilö sözcüğünü kullanır. Pavlus burada mantıksal gereklilik için olan sözcüğü “dei”, kullanır.

6. Godet, First Corinthians, s.163