1 Korintliler 14

14:1   Bunun bir önceki bölümle olan bağlantısı açıktır. İmanlılar sevginin ardından koşmalı ki, bu da daima başkalarına hizmet etmeye çalışmak anlamına gelir. Kiliseleri için de ruhsal armağanları gayretle istemelidirler. Armağanların, Ruh tarafından istendiği gibi dağıtıldığı doğrudur, ama yerel kilisede değerli olacak armağanları isteyebileceğimiz de doğrudur. Bundan dolayı Pavlus peygamberlik armağanının gayet çok istendiğini belirtiyor. Örneğin, peygamberlik armağanının neden dillerden daha yararlı olduğunu açıklamaya devam ediyor.

14:2   Bir kimse dillerle konuştuğunda yorumlanmıyorsa, o zaman topluluğun yararı için konuşmuyordur. Söylediklerini Tanrı anlar, ama insanlar bu dili bilmedikleri için anlamazlar. Şimdiye kadar bilinmeyen harika gerçekleri açıklıyor olabilir, ama anlaşılmaz olduğundan bir faydası yoktur.

14:3   Öte yandan peygamberlik eden kimse ise insanları geliştirir, cesaretlendirir ve onları teselli eder. Bunun nedeni de onların dilinde konuşuyor olmasıdır; işte farkı oluşturan da budur. Pavlus peygamberlikte bulunan kişinin diğer insanları geliştirdiğini, cesaretlendirdiğini ve bağlılık yarattığını söylerken, belirli bir tanımlama yapmıyor. Sadece, bildiri insanların bildiği dilde verildiğinde bu sonuçların oluştuğunu söylüyor.

14:4   4’üncü ayet genellikle, bilinmeyen bir dil kullanmanın, kişinin kendi kendini geliştirmesi için faydalı olduğunun doğrulanmasında kullanılır. Ancak bu bölümde “inanlılar topluluğu” sözünün dokuz kez görülmesi (4, 5, 12, 19, 23, 28, 33, 34, 35), Pavlus’un, kişinin odasında Rab’le geçirdiği zamandan çok yerel kilisede kullanılan dillerle ilgilendiğini belirtir. Metin, kişinin, dilleri kendisini geliştirmek için kullanmasını savunmaktan çok, elçinin başkalarına yardım edecek şekilde sonuçlanmayan armağanların inanlılar topluluğunda kullanılmasına karşı çıktığını ifade etmektedir. Sevgi kendini değil, başkalarını düşünür. Başka dillerle konuşma armağanı sevgiyle kullanılırsa, yalnız o kişiye değil, başkalarına da yarar sağlar.

Peygamberlikte bulunan, inanlılar topluluğunu geliştirir. Armağanını, kişisel menfaatini ön plana çıkarmak için kullanmayıp topluluğun anlayabileceği bir dilde yapıcı bir biçimde konuşur.

14:5   Pavlus dillerle konuşma armağanını küçümsemez; bunun Kutsal Ruhun bir armağanı olduğunun farkındadır. Ruh’tan gelen herhangi bir şeyi küçümsemez. “Hepinizin bilmediğiniz dillerde konuşmanızı isterim” derken, armağanı kendisi ve kayrılan birkaç kişiyle sınırlayan bencil arzuyu kınıyor. Arzusu, Musa’nın ifade ettiği şu sözlerle aynıdır: “Keşke RAB’bin bütün halkı peygamber olsa da RAB üzerlerine Ruhu’nu gönderse!” (Say.11:29b). Ancak Pavlus bunu söylerken, bütün inanlıların belirli bir armağana sahip olmaları gerektiğinin Tanrı’nın isteği olmadığını biliyordu (12:29, 30).

Korintliler’in peygamberlik etmelerini yeğlerdi: Çünkü peygamberlik ederek birbirlerini geliştirebilirlerdi. Oysa çevrilmeyen dillerle konuştuklarında, dinleyiciler bir şey anlamayacakları için bundan yararlanmayacaklardı. Pavlus gelişmenin açıkça görülmesini yeğledi. Kelly bunu şöyle ifade eder: “Geliştirme, ruhsal düşünce için anlaşılmamaktan çok daha önemlidir.” 1 “Çevrilmedikçe” sözü, “dille konuşanın bu dili çevirmedikçe” ya da “başka biri bu dili çevirmedikçe” anlamına gelir.

14:6   Pavlus’un kendisi Korint’e gelip dillerle konuşursa ve onun ne dediğini anlamazlarsa, bunun onlara bir yararı olmaz. Esin ve bilgi ya da peygamberlik ve öğreti olarak ne dediğini anlayabilmeleri gerekir. Yorumcular esin ve bilginin içten almayla ilgili olduğu, oysa peygamberlik sözüyle öğretinin dışa vermeyle ilgili olduğu konusunda hemfikirdirler. Pavlus’un bu ayette anlatmak istediği şey, kilisenin gelişmesi için verilen bildirinin anlaşılması gerektiğidir. Bunu aşağıdaki ayetlerde kanıtlamaya devam eder.

14:7   Önce müzik enstrümanları örneğini kullanır. Kaval ya da çenk değişik sesler çıkarmazsa, kaval ya da çenkle ne çalındığını hiç kimse anlamaz. Zevk veren müzik, değişik sesleri, belirli bir ritmi ve belirli bir berraklığı içinde barındıran müziktir.

14:8   Aynısı borazan için de geçerlidir. Askerin çağrılması belirgin ve net olmalıdır: Yoksa hiç kimse savaşa hazırlanmaz. Borazancı ayağa kalkıp tek ve değişmez bir sesle borazanı çalarsa, hiç kimse yerinden kıpırdamaz.

14:9   Bunun gibi insan dili de aynıdır. Konuştuğumuz dil anlaşılır olmazsa, hiç kimse söyleneni anlamaz. Bu, havaya konuşmak kadar yararsız olur (9. ayette geçen “dil”, yabancı bir dil değil, konuşma organı olan dildir). Bütün bunlardan anlaşılan tek şey vardır: Hizmet ya da öğreti net ve yalın olmalıdır. Hiç kimsenin anlayamayacağı kadar “derin” olursa, o zaman onlara bir yarar sağlamaz. Konuşmacıya belirli bir doyum verebilir, ama Tanrı’nın halkına yardımcı olmaz.

14:10   Pavlus açıklamakta olduğu gerçeğin bir başka örneğini verir. Dünyada var olan çok çeşitli dillerden söz eder. Buradaki konu insanların kullandıkları dillerden daha geniştir; başka yaratıkların iletişimini de içerir. Pavlus belki de çeşitli kuş sesleri ile hayvanların çıkardığı hırıltılarla cıyaklamaları düşünüyordur. Örneğin, kuşların çiftleşme, göçme ve yiyecek zamanı çıkardıkları belirli sesler olduğunu biliyoruz. Hayvanların tehlike içindeyken çıkardıkları uyarı amaçlı belli sesleri de vardır. Pavlus burada bütün bu seslerin belirgin bir anlamı olduğunu ifade ediyor. Hiçbiri anlamsız değildir. Her biri belirli bir mesajı iletmek için kullanılır.

14:11   İnsanların konuşması için de aynı şey geçerlidir. Bir kimse anlaşılır seslerle konuşmazsa kimse onu anlayamaz. Kişi, anlamsız, karışık şeyleri tekrarlıyor olabilir. Dilinizi anlamayan biriyle konuşmaya çalışmak çok yorucu ve hatta sıkıcı olabilir.

14:12   Bu durumda Korintliler, ruhsal armağanlara olan heveslerini inanlılar topluluğunu geliştirme arzusuyla birleştirmelidir. Moffatt bunu şöyle çevirir: “Mükemmelleşme arzusunda inanlılar topluluğunu geliştirmeyi amaç edinin.” Pavlus’un ruhsal armağanlara olan istekleri karşısında asla onların heveslerini kırmadığına dikkat edin.

Bu armağanların kullanımının en yüksek hedefe ulaşması için onları yönlendirip bilgilendirmeye gayret ediyor.

14:13   Bir kimse bilmediği bir dilde konuşursa, kendi söylediklerini çevirebilmek için dua etmelidir. Ya da bu, başka birinin çevirebilmesi için dua etmek anlamına da gelebilir. 2 Dillerle konuşma armağanı olan birinin, bu dili çevirme armağanı da olabilir ama bu oldukça nadir olan bir durumdur. İnsan bedeni benzetmesi, farklı üyelerin farklı görevleri olduğunu belirtir.

14:14   Örneğin, bir kimse inanlılar topluluğunun bir toplantısında bilmediği bir dilde dua ederse, o kişinin ruhu, yaygın olarak kullanılan dilde değil, duygularının ifade bulduğu dilde dua etmiş olur. Zihni verimsiz kaldığı için de başkalarına yararı olmaz. Kilise söylediklerini anlamaz. 14:19’da açıklayacağımız zihnim ifadesini “başkalarının beni anlaması” anlamında ele alıyoruz.

14:15   “O halde ne yapmalıyım?” Yapılması gereken şudur: Pavlus sadece ruhuyla dua etmekle kalmayıp anlaşılır bir şekilde de dua edecek. “Zihnimle de dua edeceğim” ifadesinin verdiği anlam da budur. Bu, kendi zihni ya da anlayışıyla dua edeceği anlamına gelmez; aksine başkalarının anlamasına yardım etmek için dua edeceği anlamına gelir. Aynı şekilde, ruhuyla ilahi söylemekle kalmayıp başkalarının anlaması için de ilahi söyleyecektir.

14:16   16. ayet bu metnin anlamına açıklık getirir. Eğer Pavlus başkalarının anlayacağı biçimde değil de ruhuyla şükrederse, anlaşılmayan bir dildeki duanın sonunda nasıl Amin denebilir?

Halktan olan kişi, toplulukta ya da seyircilerin arasında oturup da konuşmacının kullandığı dili bilmeyendir. Bu ayet kilisede “Amin” sözcüğünün bilinçli olarak kullanılmasına işaret eder.

14:17   Yabancı bir dilde konuşan kişi gerçekten Tanrı’ya şükrediyor olabilir, ama bu, ne söylediğini anlamayan kişileri geliştirmez.

14:18   Görünüşe göre elçi, onların hepsinden daha çok yabancı dilde konuşma yeteneğine sahipti. Pavlus’un birkaç dil öğrenmiş olduğunu biliyoruz, buradaki ifade kuşkusuz başka dillerle konuşma armağanını belirtir.

14:19   Bu üstün dil yeteneğine rağmen Pavlus, anlaşılması için zihninden beş söz söylemeyi yabancı bir dilde on bin söz söylemeye yeğlediğini söyler. Kendini ön plana çıkarmak için bu armağanı kullanmak istemiyordu. Esas amacı Tanrı’nın halkına yardım etmekti. Bundan dolayı başkalarının anlayabileceği bir biçimde konuşmaya kararlıydı.

“Zihnim” ya da anlayışım ifadesi “objektiflik” ifadesidir. 3 Onun ne anladığını değil, konuştuğunda başkalarının ne anladığını belirtir.

Hodge buradaki içeriğin, Pavlus’un dillerle konuştuğunda ne anladığıyla değil, başkalarının ne anladığıyla ilgili olduğunu gösterir:

Pavlus’un Tanrı’nın kendisine vermiş olduğu dillerle konuşma armağanı için, ki bu armağan kendisinin de anlamadığı dilde konuşmayı içeriyorsa ve kullanımı, farz edelim ki, kendisine ve de başkalarına yarar sağlamıyorsa, Tanrı’ya şükrettiğine inanılmamalıdır. Dillerle konuşmanın bilinçsizce konuşmak olmadığı da aynı ayette açık bir şekilde görülür. Bu armağanın doğasıyla ilgili ortak öğreti, bu metinle tutarlı olandır. Pavlus, Korintliler’den daha çok yabancı dillerle konuşmasına rağmen, anladığı beş sözcükle –ki bu bilinmeyen dildeki on bin sözcükten daha anlaşılırdır– konuşmayı yeğlediğini söyler. Öyle ki, inanlılar topluluğunda başkalarına öğretip onları eğitebileyim – katêcheô (Gal.6:6). Bu, anlaşılır bir şekilde konuşmak ve açıkça öğretiş vermek demektir. 4

14:20   Pavlus, daha sonra Korintliler’i düşüncelerinde çocuklar gibi olmamaları için uyarır. Çocuklar eğlenmeyi yararlı olmaya, parlak şeyleri mat şeylere yeğlerler. Pavlus şöyle diyor: Benliğinizi ön plana çıkarmak için kullandığınız bu olağanüstü armağanlardan çocuksu bir zevk almaya çalışmayın. Çocuksu olmanız gereken bir konu var ki, bu da kötülük konusudur. Ancak diğer konularda yetişkinler gibi düşünmelisiniz.

14:21   Elçi, yabancı dillerin inanlılardan çok inanlı olmayanlar için bir işaret olduğunu göstermek amacıyla Yeşaya’dan alıntı yapar. Tanrı, İsrail halkının O’nun bildirisini reddetmiş ve alay etmiş olmasından dolayı, onlarla yabancı bir dil aracılığıyla konuştuğunu (Yşa.28:11) söyledi. Olay, Asurlu istilacılar İsrail’e geldiklerinde ve İsraillilerin arasında Asur dilinin konuşulduğunu duyduklarında gerçekleşti. Bu, Tanrı’nın sözünü reddetmelerinin bir belirtisiydi.

14:22   Buradaki sav şudur: Tanrı bilinmeyen dillerde konuşmayı imansızlar için bir belirti olarak tasarladığından, Korintliler’in inanlıların toplantılarında bunları bu kadar serbestçe kullanma konusunda ısrarcı olmamaları gereklidir. Peygamberlik etmek imansızlar için değil, imanlılar için bir belirti olduğundan, peygamberlik etmeleri daha iyi olacaktır.

14:23   Bütün inanlılar topluluğu bir araya gelse ve imanlıların hepsi bilmedikleri dillerle konuşsa ve bu diller çevrilmese, oraya gelmiş olan konuklar bu durumda ne düşünürler? Bu onlar için bir tanıklık olmaz; aksine kutsalların çıldırmış olduklarını düşünmelerine sebep olur.

22 ve 23-25 ayetleri arasında görünüşte bir çelişki var. 22’nci ayette dillerle konuşmanın imansız olanlar için bir belirti olduğunu okuruz. Oysa 23-25 ayetlerinde Pavlus, inanlılar topluluğunda kullanılan bilinmeyen dillerin imansızların kafalarını karıştırıp onlara tökez olacağını, ama peygamberlik etmenin onlara yardım edebileceğini söyler.

Görünüşteki çelişkinin açıklaması ise şudur: 22’nci ayetteki imansızlar Tanrı’nın sözünü reddetmiş ve yüreklerini gerçeğe kapatmış olanlardır. Yabancı dillerle konuşma Tanrı’nın onlar üzerindeki yargısının bir belirtisidir; tıpkı Yeşaya’daki ayetin belirttiği (21.) İsraillilerin yargılanması gibi. 23-25’inci ayetlerdeki imansızlar ise öğrenmeye istekli olanlardır. Tanrı’nın sözünü işitmeye açıktırlar, ki bunun kanıtı da inanlılar topluluğunda bulunmalarıdır. İmanlıların çevrilmeyen yabancı dillerle konuştuklarını işitirlerse, bu onlar için yardımdan çok tökez olur.

14:24   İmanlıların bilinmeyen dillerle konuşmaktan çok peygamberlik ettikleri toplantıya ziyaretçiler gelirse, ne söylendiğini işitip anlayacaklardır. Bu kişiler, söylenen her sözle günahlı olduklarına ikna edilip yargılanacaklardır. Elçi’nin burada vurguladığı nokta dinleyicilerin söyleneni anlamadan, günahın gerçek bir yargılama oluşturmayacağıdır. Bilinmeyen diller çevrilmeden kullanıldığı zaman, bunun ziyaretçilere bir yarar sağlamayacağı açıktır. Peygamberlik edenler, tabii ki, o yörenin kullandığı dilde peygamberlik ederler ve sonuç olarak da dinleyiciler işittiklerinden etkilenirler.

14:25   Peygamberlikle o kimsenin yüreğindeki gizli düşünceler açığa çıkacaktır. Konuşmacının doğrudan kendisine hitap ettiğini hissedecektir. Tanrı’nın Ruhu onun yüreğinde bir yargılama oluşturur. Böylece kendisi, “Tanrı gerçekten aranızdadır!” diyerek yere yüzüstü kapanıp Tanrı’ya tapınacaktır.

Böylece Pavlus, iman etmemiş kişiler için, çevrilmeden kullanılan yabancı dillerin değil, peygamberliğin yargılamayı oluşturduğunu 22-25 ayetlerinde belirtir.

14:26   Bilinmeyen dillerle konuşma armağanıyla bağlantılı olarak inanlılar topluluğuna verilmiş olan zararlardan ötürü, bu armağanın kullanımını kontrol etmek için Tanrı’nın Ruhu’nun belirli düzenlemeleri açıklaması gerekliydi. 26-28 ayetlerinde bu düzenlemeyi görürüz.

İlk kilise bir araya geldiği zaman ne oldu? 26’ncı ayetten anlaşıldığı kadarıyla bu toplantılar oldukça samimi ve serbestti. Tanrı’nın Ruhu’nun inanlılar topluluğuna vermiş olduğu çeşitli armağanları kullanması için özgürlük vardı. Örneğin, biri bir ilahi ya da Mezmur okur ve diğeri bir öğretişi açıklardı. Biri başka bir dilde konuşurdu. Diğeri Rab’den doğrudan almış olduğu bir esini sunardı. Bir diğeri de başka bir dilde verilmiş olan mesajı çevirirdi. Pavlus, Tanrının Ruhu’nun farklı kardeşler aracılığıyla konuşma özgürlüğüne sahip olduğu bu “açık toplantıya” sözlü olarak onay verir. Ancak bunu belirttikten sonra bu armağanların kullanımıyla ilgili ilk denetlemeyi açıklar. Her şey gelişme amacıyla olmalıdır. Bir şeyin sırf dikkat çekici ya da olağanüstü olmasından dolayı kilisede yeri olacağı ifade edilmez. Bir hizmetin kabul edilebilir olması için onun Tanrı’nın halkını geliştirici etkiye sahip olması gerekir. Gelişme ya da ruhsal büyümeyle anlatılan budur.

14:27   İkinci denetleyici öğe ise bu tür toplantılarda üçten fazla kişinin bilinmeyen dillerde konuşmamasıdır. Eğer bilinmeyen dillerde konuşulacaksa, iki ya da en çok üç kişi sırayla konuşsun. Bu toplantılar, kalabalık bir grubun kalkıp bilinmeyen dillerdeki yetkinliklerini gösterecekleri toplantılar olmayacaktı.

İki ya da üç kişinin bilinmeyen dillerde konuşmasına izin verilen böyle bir toplantıda bunun sırayla yapılması gerektiğini de öğreniyoruz. Aynı zamanda değil, birbirinin ardından konuşmaları gerektiğini belirtir. Herkesin aynı anda konuşmasından kaynaklanan gürültü ve düzensizliğin önlenmesi gerekir.

Bir çevirmenin olması gerektiği de dördüncü kuralı oluşturur. Biri de söylenenleri çevirsin. Bir kişi bilinmeyen bir dilde konuşmak için kalkarsa, önce söyleyeceklerini çevirecek birinin orada olduğunu belirtmelidir.

14:28   Eğer orada çeviri yapacak biri yoksa o zaman o da inanlılar topluluğunda sessiz kalmalıdır. Orada oturup bu bilinmeyen dilde kendi içinden Tanrı ile konuşabilir, ama bunu açıkça yapmasına izin verilmez.

14:29   Peygamberlik armağanının idaresi ile ilgili kurallar 29-33’üncü ayetlerde açıklanır. Her şeyden önce, iki ya da üç peygamber konuşacak, diğerleri de tartacaktı. Bir toplantıda üçten fazla katılımcı olmayacak ve dinleyen imanlılar da bunun gerçekten tanrısal olup olmadığına ya da bu kişinin sahte bir peygamber olup olmadığına karar vereceklerdi.

14:30   Daha önce sözünü ettiğimiz gibi peygamber Rab’den doğrudan mesaj alan ve bunu inanlılar topluluğuna açıklayan kişidir. Bu esini verdikten sonra halka öğretişte bulunmaya devam etmesi mümkündür. Bu nedenle elçi, bir peygamber konuşurken orada olan başka bir peygambere Tanrı’dan bir esin gelirse, o zaman konuşmakta olanın en son esini almış olana fırsat vermek için susması kuralını koyar. Belirtilmiş olduğu gibi bunun nedeni, ilk konuşanın konuşmayı uzattıkça, bunu esinden değil, kendi gücüyle yapma eğiliminden olacağıdır. Uzatılan konuşmada her zaman Tanrı’nın sözünden insanın kendi sözüne geçiş tehlikesi vardır. Esin her şeyden üstündür.

14:31   Peygamberlere teker teker konuşabilmeleri için fırsat verilmelidir. Tek bir peygamber tüm zamanı kullanmamalıdır. Bu şekilde inanlılar topluluğu en büyük yararı elde edebilecektir.

14:32   32’nci ayette önemli bir ilke açıklanır. Satır aralarında şunu görebiliriz; Korintliler’in, bir kişi ne kadar çok Tanrı’nın Ruhu’nun denetimindeyse, o kişinin o kadar az özdenetime sahip olduğu gibi yanlış bir fikirleri vardır. Kişinin kendinden geçtiğini sandılar ve Godet de bunun, ruhun etkisinde daha çok olup da, zihnin ya da bilincin etkisinde daha az olma gibi bir ruh hali olduğunu iddia etti. Onlara göre Ruh’un denetimi altındaki kişi pasif bir durumda olup konuşmasını, konuşma sürecini ya da genel olarak hareketlerini kontrol edemezdi. Böyle bir düşünce Kutsal Yazılar tarafından tamamen çürütülmektedir. Peygamberlerin ruhu peygamberlerin denetimi altındadır. Bu, o kişinin rızası olmadan ya da istemine karşı herhangi bir şekilde bir tarafa doğru sürüklenmeyeceğini belirtir. Kişi, elinden bir şey gelmediği gibi bir gerekçeyle bu bölümün buyruklarını yalanlayamaz. Ne zaman ve ne kadar konuşması gerektiğine kendisi karar verebilir.

14:33   Çünkü Tanrı, karışıklık değil, esenlik Tanrısıdır. Başka bir deyişle, eğer bir toplantıda karışıklık ve düzensizlik olmuşsa, o zaman Tanrı’nın Ruhu’nun orayı denetlemediğinden emin olabilirsiniz!

14:34   Bilindiği gibi Yeni Antlaşma’nın ayet ayrımları ve hatta noktalaması orijinal metin yazıldıktan yüzlerce yıl sonra eklenmiştir. 33’üncü ayetin son cümlesi 34’üncü ayetteki inanlılar topluluğunun uygulamasında Tanrı’nın her yerde bulunmasıyla ilgili evrensel gerçekten çok daha büyük bir değişime yol açar (Yeni Antlaşma’nın bazı Grekçe nüshaları ve İngilizce çeviriler bu noktalamayı kullanır). Örneğin bir çeviri şöyle der: “Kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, kadınlar inanlılar topluluğunda sessiz kalsın, konuşmalarına izin yoktur; Kutsal Yasa’nın da belirttiği gibi, bağımlı olsunlar.” Pavlus’un Korintli kutsallara verdiği buyruklar yalnızca onlar için değildir. Bunlar, kutsalların bütün topluluklarına hitap eden buyrukların aynısıdır. Yeni Antlaşma’nın hiç değişmeyen tanıklığı şudur: Kadınların birçok değerli görevleri olmasına karşın, onlara tüm topluluğa hitap eden açık görevler verilmiştir. Eve bakmak ve çocuk yetiştirmek gibi son derece önemli olan görevler kendilerine emanet edilmiştir. Ancak toplulukta açıkça konuşmalarına izin verilmemiştir. Erkeğe uymaları gerekir (Bu görüşte olmayan yazarlar da vardır).

Kutsal Yasa’nın da belirttiği gibi ifadesinin, kadının erkeğe boyun eğmesine gönderme yaptığına inanıyoruz. Bu yasada açıkça öğretilir, ki burada öncelikle belirtilmek istenen büyük bir olasılıkla Tevrat’tır. Örneğin, Yaratılış 3:16 şöyle der: “Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.” Sık sık Pavlus’un bu ayette toplantı sırasında kadınların çene çalmalarını veya dedikodu yapmalarını yasakladığı ileri sürülür. Ancak böyle bir yorum savunulamaz. Burada çevrilen konuşma (laleo) sözcüğü, Koine Grekçe’sinde çene çalma anlamına gelmez. Bu bölümün 21’inci ayetiyle İbraniler 1:1’de aynı sözcük Tanrı için de kullanılır. Yetkiyle konuşma anlamına gelir.

14:35   Aslında, kadınların inanlılar topluluğunda açıkça soru sormalarına izin verilmez. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kendi kocalarına sormaları gerekir. Bazı kadınlar konuşmaya karşı olan bir önceki yasaktan kurtulmak için soru sormayı deneyebilir. Soru sorma yöntemini uygulayarak da birilerine bir şeyler öğretmek mümkündür. Bundan ötürü, bu ayet, itirazlara ve başka bir şey yapıyormuş gibi görünerek başka bir şey yapmaya çalışma olayına kapalıdır.

Bu ayetin bekar veya dul bir kadına nasıl uygulanabileceği sorulursa, bunun yanıtı da Kutsal Yazılar’ın her bir olayı bireysel olarak ele almayıp sadece genel ilkeleri açıkladığıdır. Eğer bir kadının kocası yoksa, babasına, erkek kardeşine ya da inanlılar topluluğundaki görevlilerden birine sorabilir. Aslında, bu ayet şu şekilde çevrilebilir: “Evdeki erkeklere sorsunlar.” 5 Kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır kuralı anımsanmalıdır.

14:36   Öyle ki, Elçi Pavlus buradaki öğretişinin büyük bir çekişmeye yol açacağını anladı. Ne kadar haklıydı! Karşılaşacağı herhangi bir tartışmaya karşın 36’ncı ayetteki soruyu alaylı bir şekilde sorar: Tanrı’nın sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı? Başka bir deyişle, eğer Korintliler bu konuda elçiden daha çok şey bildiklerini söylerlerse, o da onlara, onların bir topluluk olarak Tanrı’nın sözünü mü ortaya çıkardıklarını, yoksa Tanrı’nın sözünü yalnız onların mı almış olduğunu soracaktır. Tutumlarına bakılırsa bu konularda kendilerini resmi yetkili olarak görüyorlardı. Ancak hiçbir topluluğun Tanrı’nın sözünü oluşturmadığı ve hiçbir topluluğun da Tanrı’nın sözüyle ilgili ayrıcalıklı bir konuma sahip olmadığı iki önemli gerçektir.

14:37   Elçi burada, talimatlarla ilgili olarak söylediği her şeyin kendi fikir ve yorumları olmadığını, bunların Rab’bin buyrukları olduğunu ve Rab’bin peygamberi olan birinin ya da gerçekten ruhça olgun bir kişinin bunun böyle olduğunu bileceğini vurgular. Pavlus’un bazı öğretişlerinin –özellikle kadınlarla ilgili olanların– onun kendi önyargısını yansıttığında ısrar edenlere bu ayet yeterli yanıtı verir. Burada söylenenler, Pavlus’un kişisel görüşleri değildir; Rab’bin buyruklarıdır.

14:38   Bazıları elbette ki, bunların böyle olduğunu kabul etmek istemeyecektir. İşte bu yüzden elçi, “bunları önemsemeyenin kendisi de önemsenmesin” sözlerini ekler. Bu yazıların esinini kabul etmeyi ve bunlara uymayı reddeden biri için, bilgisizliğinde devam etmekten başka bir alternatif yoktur.

14:39   Armağanlarla ilgili talimatları özetlemek gerekirse; Pavlus şimdi kardeşlere peygamberlikte bulunmayı gayretle istemelerini, ama bilinmeyen dillerde konuşulmasına engel olmamalarını söyler. Bu ayet, bu iki armağanın göreceli önemini gösterir: Birini gayretle istemeleri gerekirken, diğerini yasaklamamaları gerekir. Peygamberlik etmek, bilinmeyen dillerde konuşmaktan daha değerlidir, çünkü günahkarlar bununla yargılanacak ve kutsallar da bununla gelişecektir. Bilinmeyen dillerle konuşmanın, Tanrı’yla ve kişinin kendisiyle konuşmasından ve yabancı dil yeteneğini göstermesinden –ki bu yetenek kendilerine Tanrı tarafından verilmiştir– başka bir amaca hizmet etmez.

14:40   Pavlus’un son uyarı sözü ise her şeyin uygun ve düzenli bir şekilde yapılması gerektiğidir. Bu denetimin bu bölüme konulmuş olması anlamlıdır. Yıllarca bilinmeyen dillerle konuşma yeteneğine sahip olduklarını söylemiş kişiler, toplantılarının düzenliliğiyle dikkati çekmemişlerdir. Tam tersine, toplantılarının çoğu denetlenemez duygu ve genel karışıklıklara sahne olmuştur.

Özetlemek gerekirse; elçi Pavlus yerel kiliseleri de bilinmeyen dillerle konuşmanın uygulamasında aşağıdaki denetimleri açıklar:

  1. Bilinmeyen dillerle konuşma uygulamasına engel olamayız (39).
  2. Biri bilinmeyen dillerle konuşursa, çevirmen de bulunmalıdır (27-28).
  3. Herhangi bir toplantıda en çok üç kişi bilinmeyen dillerle konuşabilir (27).
  4. Onlar da sırayla konuşmalıdır (27).
  5. Söyledikleri şeyler geliştirici olmalıdır (26).
  6. Kadınlar sessiz olmalıdır (34).
  7. Her şey uygun ve düzenli bir şekilde yapılmalıdır (40).

Günümüzde, kiliseye uyarlanan ilkeler bunlardır.

 

Kutsal Kitap

1 Sevginin ardınca koşun ve ruhsal armağanları, özellikle peygamberlik yeteneğini gayretle isteyin.
2 Bilmediği dilde konuşan, insanlarla değil, Tanrı’yla konuşur. Kimse onu anlamaz. O, ruhuyla sırlar söyler.
3 Peygamberlikte bulunansa insanların ruhça gelişmesi, cesaret ve teselli bulması için insanlara seslenir.
4 Bilmediği dilde konuşan kendi kendini geliştirir; ama peygamberlikte bulunan, inanlılar topluluğunu* geliştirir.
5 Hepinizin dillerle konuşmasını isterim, ama peygamberlikte bulunmanızı yeğlerim. Diller inanlılar topluluğunun gelişmesi için çevrilmedikçe peygamberlikte bulunan, dillerle konuşandan üstündür.
6 Şimdi kardeşlerim, yanınıza gelip dillerle konuşsam, ama size bir vahiy, bir bilgi, bir peygamberlik sözü ya da bir öğreti getirmesem, size ne yararım olur?
7 Kaval ya da lir gibi ses veren cansız nesneler bile değişik sesler çıkarmasa, kaval mı, lir mi çalındığını kim anlar?
8 Borazan belirgin bir ses çıkarmasa, kim savaşa hazırlanır?
9 Bunun gibi, siz de anlaşılır bir dil konuşmazsanız, söyledikleriniz nasıl anlaşılır? Havaya konuşmuş olursunuz!
10 Kuşkusuz dünyada çeşit çeşit diller vardır, hiçbiri de anlamsız değildir.
11 Ne var ki, konuşulan dili anlamazsam, ben konuşana yabancı olurum, konuşan da bana yabancı olur.
12 Bu nedenle, siz de ruhsal armağanlara heveslendiğinize göre, inanlılar topluluğunu geliştiren ruhsal armağanlar bakımından zenginleşmeye bakın.
13 Bunun için, bilmediği dili konuşan, kendi söylediklerini çevirebilmek için dua etsin.
14 Bilmediğim dille dua edersem ruhum dua eder, ama zihnimin buna katkısı olmaz.
15 Öyleyse ne yapmalıyım? Ruhumla da zihnimle de dua edeceğim. Ruhumla da zihnimle de ilahi söyleyeceğim.
16 Tanrı’yı yalnız ruhunla översen, yeni katılanlar senin ne söylediğini bilmediğinden, ettiğin şükran duasına nasıl “Amin!” desin?
17 Uygun biçimde şükrediyor olabilirsin, ama bu başkasını geliştirmez.
18 Dillerle hepinizden çok konuştuğum için Tanrı’ya şükrediyorum.
19 Ama inanlılar topluluğunda dillerle on bin söz söylemektense, başkalarını eğitmek için zihnimden beş söz söylemeyi yeğlerim.
20 Kardeşler, çocuk gibi düşünmeyin. Kötülük konusunda çocuklar gibi, ama düşünmekte yetişkinler gibi olun.
21 Kutsal Yasa’da* şöyle yazılmıştır: “Rab, `Yabancı diller konuşanların aracılığıyla, Yabancıların dudaklarıyla bu halka sesleneceğim; Yine de beni dinlemeyecekler!’ diyor.”
22 Görülüyor ki, bilinmeyen diller imanlılar için değil, imansızlar için bir belirtidir. Peygamberlikse imansızlar için değil, imanlılar için bir belirtidir.
23 Şimdi bütün inanlılar topluluğu bir araya gelip hep birlikte bilmedikleri dillerle konuşurlarken yeni katılanlar ya da iman etmeyenler içeri girerse, “Siz çıldırmışsınız!” demezler mi?
24 Ama herkes peygamberlikte bulunurken iman etmeyen ya da yeni katılan biri içeri girerse, söylenen her sözle günahlı olduğuna ikna edilecek, her sözle yargılanacak.
25 Yüreğindeki gizli düşünceler açığa çıkacak ve, “Tanrı gerçekten aranızdadır!” diyerek yüzüstü yere kapanıp Tanrı’ya tapınacaktır.
26 Öyleyse ne diyelim, kardeşler? Toplandığınızda her birinizin bir ilahisi, öğretecek bir konusu, bir vahyi, bilmediği dilde söyleyecek bir sözü ya da bir çevirisi vardır. Her şey topluluğun gelişmesi için olsun.
27 Eğer bilinmeyen dillerle konuşulacaksa, iki ya da en çok üç kişi sırayla konuşsun, biri de söylenenleri çevirsin.
28 Çeviri yapacak biri yoksa, bilmediği dilde konuşan, toplulukta sessiz kalsın, içinden Tanrı’yla konuşsun.
29 İki ya da üç peygamber konuşsun, öbürleri söylenenleri iyice düşünüp tartsın.
30 Toplantıda oturanlardan birine vahiy gelirse, konuşmakta olan sussun.
31 Herkesin öğrenmesi ve cesaret bulması için hepiniz teker teker peygamberlikte bulunabilirsiniz.
32 Peygamberlerin ruhları peygamberlerin denetimi altındadır.
33 Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı’dır. Kutsalların bütün topluluklarında böyledir.
34 Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa’nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar.
35 Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.
36 Tanrı’nın sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı?
37 Kendini peygamber ya da ruhça olgun sayan varsa, bilsin ki, size yazdıklarım Rab’bin buyruğudur.
38 Bunları önemsemeyenin kendisi de önemsenmesin.
39 Özet olarak, kardeşlerim, peygamberlikte bulunmayı gayretle isteyin, bilinmeyen dillerle konuşulmasına engel olmayın. Ancak her şey uygun ve düzenli biçimde yapılsın.
40 (SEE 14:39)

1. Kelly, First Corinthians, s.229

2. Orijinalinde “çevirebilsin”in “konuşsun”dan farklı olduğuna dair bir gösterge yoktur.

3. Tam çeviri “beni anlamanız”dır. “Beni” isim tarafından belirtilen eylemin nesnesidir. Aynı şey subjektifin hali de olabilir, ama hangisinin iyi olduğunu belirleyen içeriktir.

4. Charles Hodge, First Corinthians, s.292

5. Aynı Grekçe sözlük, andres, “kocalar” ya da “erkekler” anlamına gelebilir.