1 Korintliler 15

IV. PAVLUS’UN DİRİLİŞİ REDDEDENLERE VERDİĞİ YANIT         (Bölüm 15)

Bu bölüm dirilişle ilgili bilgiler içerdiğinden oldukça önemlidir. Korint’te inanlılar topluluğuna girmiş olan bazı öğretmenler bedenin dirilme olasılığını yadsımışlardır. Ölüm sonrası yaşamı yadsımadıkları, ama bedenlerimizin olmayacağını ve sadece ruh olan varlıklar olacağımızı ileri sürmüş olmaları olasıdır. Elçi burada bu yadsımalar karşısında klasik yanıtını verir.

A. Dirilişin Kesinliği (15:1-34)

15:1,2   Pavlus onlara bildirmiş olduğu, onların da kabul edip bağlı kalmış oldukları müjdeyi hatırlatır. Korintliler için bu yeni bir öğretiş değildi, ama bu önemli zamanda bunun kendilerine hatırlatılması gerekiyordu. Korintliler bu müjde aracılığıyla kurtulmuşlardı. Pavlus şu sözleri de ekler: “Size müjdelediğim söze sımsıkı sarılırsanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz.” Diriliş müjdesi aracılığıyla kurtulmuşlardı; diriliş olmasaydı, kurtulmuş olmaları mümkün olmazdı. Buradaki “eğer” kurtuluşlarına dair herhangi bir kuşkuyu ifade etmediği gibi müjdeye sımsıkı sarılarak kurtulduklarını da ifade etmez. Tam aksine, Pavlus diriliş olmadığı takdirde kurtulmalarının da söz konusu olamayacağını belirtiyor. Başka bir deyişle, bence dirilişi yadsıyanlar müjdenin tüm gerçeğine karşı saldırıya geçiyorlardı. Pavlus’a göre diriliş son derece önemliydi. Diriliş olmadan İsa Mesih inancı olmazdı. Bu nedenle, bu ayette Korintliler’i kabul etmiş oldukları müjdeye, yapılan saldırılara rağmen sımsıkı sarılmaları için bir teşvik ediş vardır.

15:3   Pavlus tanrısal esinlemeyle almış olduğu bilgiyi Korintliler’e iletmişti. Bu bilginin ilk önemli öğretişi şuydu: “Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü.” Bu, Mesih’in bizim yerimize ölmesini vurgular. Kendi günahları için veya şehit olmak için ölmedi; bizim günahlarımıza karşılık öldü. Günahlarımızın karşılığı olan cezayı ödemek için öldü. Bu, Kutsal Yazılar uyarınca böyle oldu. Buradaki Kutsal Yazılar, Yeni Antlaşma henüz yazılmamış olduğundan Eski Antlaşma Yazıları’na göndermede bulunur. Eski Antlaşma Yazıları Mesih’in insanların günahları için öleceğini gerçekten önceden bildirdi mi? Bunun yanıtı kuvvetli bir “Evet”tir. Yeşaya 53:5-6 ayetleri bunun için yeterli bir kanıttır.

15:4   Mesih’in gömülmesi Yeşaya 53:9’da ve dirilişi Mezmurlar 16:9-10’da önceden bildirildi. Pavlus’un Kutsal Yazılar’ın tanıklığını nasıl vurguladığına dikkat etmekte yarar vardır. İmanımızla ilgili her türlü meselede bu bir ölçüt olmalıdır: “Kutsal Yazılar ne diyor?”

15:5   5-7 ayetlerinde dirilişin görgü tanıklarının listesi vardır. Rab ilkin Kefas’a (Petrus) göründü. Bu, gerçekten çok dokunaklıdır. Rabbini üç kez inkar etmiş imanı az olan bu elçi, aynı Rab’bin dirilişte kendisine özel olarak görünmesi gibi bir ayrıcalığa sahip oldu. Rab İsa Mesih’in lütfu ne kadar büyük! Rab sonra Onikilere de göründü. Aslında o zaman Onikilerin hepsi burada değildi, ama belirli bir zamanda tam olmasalar bile Onikiler ifadesi elçilerin bedenini göstermek için kullanılıyordu. Müjde’de kaydedilen görünmelerin hepsinin bu listede yer almadığı bilinmelidir. Mesih’in dirilişten sonraki görünüşlerinde, kendi kullanımına en uygun olarak Kutsal Ruh’u seçti.

15:6   Rab’bin beş yüzden çok kardeşe Celile’de göründüğüne yaygın olarak inanılır. Pavlus bunları yazdığı zaman bazıları Rab’bin yanına gitmişse de bu kardeşlerden çoğu hâlâ yaşıyordu. Başka bir deyişle, kim Pavlus’un sözlerinin doğruluğuna inanmazsa, işte görgü tanıkları hâlâ yaşıyordu ve kendilerine soru sorulabilirdi.

15:7   Burada, hangi Yakup’a gönderme yapıldığını bilmenin bir yolu olmasa da yorumcuların çoğu onun Rab’bin kardeşi olduğunu varsayar. 7’nci ayet bize Rab’bin bütün elçilere göründüğünü söyler.

15:8   Pavlus daha sonra dirilen Rab’le kendi karşılaşmasından söz eder. Bu, Şam yolunda, gökte büyük bir ışık gördüğü ve yüce Mesih’le yüz yüze geldiği zaman oldu. Zamansız doğmuş çocuk, kürtajlı veya zamansız bir doğumu belirtir. Pavlus’un kendisinden diğer elçilere göre daha az önemli biri olarak söz etmesi, bir açıdan normal doğuma göre henüz tam olgunlaşmadan, erken doğmuş bir bebeğe benzetilmektedir. Bunu, inanlılar topluluğuna zulmeden bir geçmişe sahip olmasından dolayı, kendini azarlayıcı bir ifade olarak kullanır.

15:9   Elçi, Kurtarıcıyla yüz yüze gelme ayrıcalığına sahip olduğunu düşünürken, ruhu değersizlik hissiyle dolar; kendi değersizliğini hisseder. Tanrı’nın topluluğuna nasıl zulmettiğini ve buna rağmen Rab’bin kendisini elçi olarak nasıl çağırdığını düşünür. Bu nedenle elçilerin en küçüğü ve elçi olarak anılmaya bile layık olmayan biri olarak yere kapanır.

15:10   Şimdiki hali ne ise, bu hale Tanrı’nın lütfuyla geldiğini söyler. Pavlus bu lütfu, olması gerektiği gibi kabullenmedi. Aksine bu lütuf, onu mecburiyet altına soktu; o da kendisini kurtaran Mesih’e hizmet etmek için var gücüyle çalıştı. Yine de gerçek anlamda bunu yapan Pavlus’un kendisi değildi; Tanrı’nın onda olan lütfu emek verdi.

15:11   Pavlus şimdi, diğer elçilerle bir bütün olduklarını ifade eder ve müjdeyi kim yayarsa yaysın hepsinin müjdenin tanıklığında özellikle de Mesih’in dirilişinde bir olduklarını söyler.

15:12   Pavlus, 12-19 ayetlerinde bedensel dirilişi yadsımanın sonuçlarını listeler. Her şeyden önce bu, Mesih’in dirilmemiş olduğu anlamına gelir. Pavlus’un buradaki yargılama gücü, yanıt verilemez bir yargılama gücüdür. Kimileri bedensel diriliş diye bir şeyin olmadığını söylüyordu. Pavlus, eğer durum buysa, o zaman Mesih de dirilmemiştir der. Siz Korintliler, bunu kabul etmeye razı mısınız? Tabi ki razı değillerdi. Herhangi bir gerçeğin mümkün olduğunu kanıtlamak için yapmanız gereken şey, onun daha önce olmuş olduğunu göstermenizdir. Bedensel diriliş gerçeğini kanıtlamak için Pavlus, meselesini Mesih’in ölümden zaten dirilmiş olduğu gerçeğine dayandırma konusunda isteklidir.

15:13   Eğer ölüler dirilmezse, Mesih’in de dirilmemiş olduğu açıktır. Böyle bir sonuç Korintliler’i ümitsiz ve çaresiz bir duruma sokacaktı.

15:14   Mesih dirilmemişse, elçilerin bildirisi boştu ya da özü yoktu. Her şeyden önce, Rab İsa ölümünün üçüncü gününde dirileceğini söylemişti. O zaman dirilmediyse, ya yanlış anlaşıldı ya da bir sahtekardı. Her iki durumda da bir güvensizlik söz konusudur. İkincisi ise Mesih’in dirilişinin dışında hiçbir kurtuluşun olmadığıdır. Rab İsa ölümden dirilmeseydi, O’nun ölümünün herhangi bir kimsenin ölümünden üstün olduğu bilinmezdi. Ancak Tanrı, O’nu ölümden dirilterek, Mesih’in kurtuluş işinden tamamen hoşnut olduğunu açıkladı.

Elçilerin bildirisi sahte olsaydı, imanın da boş olacağı açıktır. Sahte veya boş olan bir bildiriye güvenmenin hiçbir değeri olmaz.

15:15   Bu sadece elçilerin yaydığı bildirinin yalan olduğu meselesi olmazdı; aslında onların Tanrı’ya karşı tanıklık etmiş oldukları anlamına gelirdi. Tanrının Mesih’i ölümden dirilttiğine tanıklık ettiler. Tanrı bunu yapmadıysa, o zaman elçiler Tanrı’ya karşı yalan tanıklık etmiş olurlardı.

15:16   Diriliş tamamen imkansızsa, bu durumda istisna olamaz. Öte yandan diriliş olmuşsa, (örneğin Mesih’in durumu) bu artık imkansız olarak düşünülemez.

15:17   Mesih dirilmemişse, inanlıların imanı boştur ve güçten yoksundur. Ve günahların bağışı yoktur. Bundan dolayı, dirilişi reddetmek Mesih’in işinin değerini reddetmektir.

15:18   Mesih’e iman ederek ölmüş olanlara gelince, onların durumu kesinlikle ümitsizdir. Mesih dirilmediyse, imanlarının değeri yoktur. Bazı çevirilerde geçen uyuyanlar ifadesi inanlıların bedenini belirtir. Yeni Antlaşma’da uyku, ruh için hiç kullanılmamıştır. Beden, “mezarda uyuyan” şeklinde ifade edilirken, ruh ise Mesih’le beraber olmak için ölüm anında “bedenden ayrılan” şeklinde ifade edilir. Sözü edilen beden mezarda uyurken, ölüm anında inanlının ruhu Mesih’le beraber olmak için ayrılır.

Mahvolma sözüyle ilgili olarak da bir şey söylememiz gerekir. Bu sözcük asla varoluşun yokoluşa dönüşmesi ya da bitmesi anlamına gelmez. Vine’ın belirttiği gibi, mahvoluş, varoluşun kaybı değil, aksine varoluşun anlamının kaybıdır. Yani bir kişinin veya şeyin yaratılış amacının bozulmasıdır.

15:19   Mesih dirilmemişse, yaşayan inanlılar da ölmüş olanlar kadar kötü bir durumdadırlar. Onlar da aldatılmıştır. Herkesten daha çok acınacak kişilerdir. Pavlus şüphesiz burada inanlıların maruz kaldıkları üzüntüleri, acıları, zorlukları ve elemleri düşünüyor. Bu kadar büyük zorluklara yalan bir dava için göğüs germek gerçekten acınacak bir durumdur.

15:20   Pavlus zafer kazanmış bir komutan tavrıyla Mesih’in diriliş gerçeğini ve bunu izleyen bereket dolu sonucu ilan ederken gerilim de giderilmiş olur. Oysa Mesih ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. Kutsal Yazılar’da ölünün dirilişiyle ölümden diriliş arasında fark vardır. Önceki ayetler ölünün dirilişiyle bağlantılıdır. Başka bir deyişle, Pavlus genel olarak ölülerin gerçekten dirileceğini savunmaktadır. Ancak Mesih ölümden dirildi. Bu, O dirildiğinde bütün ölülerin dirilmediğini ifade eder. Bu bakımdan sınırlı bir dirilişti. Her diriliş ölümün dirilişidir, ama sadece Mesih’in ve inanlıların dirilişi ölüler arasından bir diriliştir.

15:21   Ölüm ilk olarak bir insan aracılığıyla dünyaya geldi. O insan Adem’di. Onun günahı aracılığıyla ölüm tüm insanlara geldi. Tanrı, Oğlunu dünyaya ilk insanın işini bozmak ve inanlıları Adem’de hiçbir zaman bilemeyecekleri bereketli bir konuma yükseltmek için bir insan olarak gönderdi. Öyle ki, insana İsa Mesih aracılığıyla ölümden diriliş geldi.

15:22   Adem ile Mesih temsilci liderler gibi sunulurlar. Bu da onların başkaları için hareket etmiş olduklarını belirtir. Onlarla bağlantısı olanların hepsi onların eylemlerinden etkilenirler. Adem’den gelen herkes ölür. Herkes Mesih’te yaşama kavuşacak. Bu ayet bazen evrensel kurtuluşu öğretmek için kullanılmıştır. Adem’de ölenlerin Mesih’te yaşayacakları ve hepsinin sonuçta kurtulacağı savunulur. Ancak ayetin söylemek istediği bu değildir. Anahtar ifadeler Adem’de ve Mesih’tedir. Adem’de olan herkes ölür. Mesih’te olan herkes yaşama kavuşacaktır, yani yalnızca Rab İsa Mesih’te olan inanlılar sonsuzluklar boyunca O’nunla birlikte olmak için ölümden dirileceklerdir. Yaşama kavuşacak olan herkes 23. ayette Mesih’in gelişinde O’na ait olanlar olarak tanımlanır. Bu, Mesih’in düşmanlarını içermez, çünkü onlar Mesih’in ayakları altına serilecekler (25.ayet), ki bu birinin dediği gibi de cennet için tuhaf bir isimdir.

15:23   Sonra ilk dirilişteki sınıfı ya da grubu görürüz. İlki Mesih’in kendi dirilişidir. Burada O’ndan ilk örnek olarak söz edilir. İlk örnek ya da ilk meyve asıl harman başlamadan önce tarlada olgunlaşan birkaç tahıldır. Onlar arkalarından gelecek olanların bir vaadi, garantisi ve önceden alınan tattır. Bu ifade Mesih’in ilk dirilecek olan olduğu anlamına gelmeyebilir. Eski Antlaşma’da diriliş örnekleri olduğu gibi, Yeni Antlaşma’da da Lazar, dul kadının oğlu ve Yair’in kızının dirilişi vardır. Ancak Mesih’in dirilişi onlarınkinden farklıydı: Onlar tekrar ölmek için dirilirken Mesih bir daha ölmemek üzere dirildi. Sonsuz bir yaşam gücüyle yaşamak için dirildi. Yüceltilmiş bir bedenle dirildi.

İlk dirilişteki ikinci grup ise Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanlardır. Bu, gökte Mesih’le buluşma zamanında dirilecekleri, büyük sıkıntı zamanında ölecek ve sıkıntı zamanının sonunda, Mesih egemenlik sürmek için geri geldiğinde dirilecek olanları işaret eder. Mesih’in gelişinde evreler olduğu gibi, O’nun kutsallarının dirilişinde de evreler vardır. İlk diriliş daha önce ölmüş olanları değil, Mesih’e iman ederek ölmüş olanları içerir.

Kimi sadece Mesih’e sadık olarak kalmış ya da galip olmuş inanlıların bu zamanda dirileceğini öğretir, ama Kutsal Yazılar bunu net bir biçimde çürütür. Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanların hepsi dirilecektir.

15:24   Buradaki son gelmiş olacak ifadesinin dirilişin sonunu belirttiğine inanıyoruz. Mesih bin yıllık hükümranlığının sonunda, düşmanlarının hepsini yok ettiğinde kötülerin ölümden dirilişi gerçekleşecektir. En son meydana gelecek olan diriliş budur. İman etmeden ölmüş olanların hepsi beyaz büyük tahtın Yargısının önünde sonlarını işitmek için duracaklardır.

Bin yıldan ve Şeytan’ın mahvolmasından sonra (Va.20:7-10) Rab İsa, egemenliği Baba Tanrı’ya teslim edecektir. O zamana kadar her yönetimi, her hükümranlığı ve gücü ortadan kaldıracaktır. Rab İsa Mesih şimdiye kadar İnsanoğlu olarak, Tanrı’nın aracısı olarak egemenlik sürmektedir. Bin yıllık dönemin sonunda Tanrı’nın yeryüzündeki amaçları mükemmel bir biçimde gerçekleşecektir. Muhaliflerin ve düşmanların hepsi yok edilecektir. Cennette Tanrı’nın Oğlu olarak egemenliği sonsuza kadar sürecektir.

15:25   25. ayet de, önceki ayette söylenmiş olanları vurgulamaktadır, yani isyan ve düşmanlığın tüm izleri silininceye kadar Mesih’in egemenliği devam edecektir.

15:26   Mesih’in bin yıllık egemenliği döneminde bile insanlar, özellikle Rab’be açıkça isyan edenler, ölmeye devam edecektir. Ancak Rab’bin kürsüsünün yargılamasında, ölüm ve ölülerin ruhları Ateş Gölüne atılacaktır.

15:27   Tanrı her şeyin Rab İsa’nın ayakları altına serilmesi emrini vermiştir. Tanrı, her şeyi O’nun ayakları altına sererken elbette ki, kendini bunun dışında bırakmıştır. Her zamirinin kimi belirttiği açık olmadığından 27’nci ayeti anlamak zordur. Bunu şöyle sadeleştirebiliriz: “Çünkü Tanrı her şeyi Mesih’in ayakları altına serdi. Ancak Tanrı her şeyin Mesih’in ayakları altına serildiğini söylediğinde, her şeyi Mesih’in ayakları altına seren Tanrı’nın bunun dışında kaldığı açıktır.”

15:28   Her şey Oğul’a bağımlı kılındıktan sonra bile, Oğul’un kendisi sonsuza dek Tanrı’ya bağımlı olmaya devam edecektir.

Tanrı, Mesih’i bütün planları ve amaçları için hükümdar ve idareci yaptı. Bütün yetki ve güç O’nun eline verildi. O’na bağlı idarenin hesabını vereceği zaman yaklaşıyor. Her şeyi bağımlı kıldıktan sonra egemenliği Baba’ya teslim edecek. Yaratılış, Tanrı’ya mükemmel bir durumda geri verilecek. Uğruna insan bedeni aldığı kurtuluş ve yenileme görevini tamamladıktan sonra Baba’ya bağımlı olmaya devam edecektir. Tanrı’nın amaçladığı ve planladığı her şeyi gerçekleştirdikten sonra insan olmayı bırakırsa, Tanrı ve insanı bir araya getiren bağ yok olur.

15:29   29’uncu ayet belki de Kutsal Kitap’taki en zor ve anlamı belirsiz ayetlerden biridir. Anlamı konusunda pek çok açıklama yapılmıştır. Örneğin, kimi yaşayan inanlıların bir tören olmaksızın ölüler için vaftiz olabileceğini savunur. Böyle bir anlam Kutsal Yazılar’dan oldukça uzaktır. Bu fikir, Kutsal Yazılar’ın ortak desteğini almaksızın tek bir ayete bağlı olduğu için reddedilmelidir. Kimi de ölüler için vaftiz olmanın, kendimizi vaftizde ölmüş saydığımıza inanır. Bu olabilir, ama içeriğe tam anlamıyla uymaz.

İçeriğe uyan en iyi yorum şudur: Pavlus bunları yazdığı zaman, Mesih’e olan imanlarını açıklayanlara karşı korkunç bir eziyet vardı. Bu eziyet özellikle vaftizleri sırasında şiddetini arttırıyordu. Mesih’e olan imanlarını suyla vaftizde açıkça ortaya koyanlar kısa bir süre sonra şehit edildiler. Ancak bu diğerlerini kurtulmaktan ve suyla vaftiz olmaktan alıkoydu mu? Hiç de değil. Şehit edilmiş olanların yerini dolduracak yenileri geliyordu. Vaftiz suyuna girdiklerinde, gerçek anlamda ölüler için ya da ölülerin yerine (Grekçe, huper) vaftiz oluyorlardı. Bundan dolayı buradaki ölüler Mesih için cesurca tanıklık etmelerinin sonucu olarak ölenleri ifade eder. Elçinin buradaki savı şudur: Ölümden dirilme gibi bir şey yoksa, ölmüş olanların yerini doldurmak için vaftiz olmak akılsızlık olur. Bu, kayıp bir dava için savaşan bir ordunun saflarını doldurmak için yeni birlikler göndermeye benzer. Ümitsiz bir durumda savaşmaya devam etmeye benzer. Ölüler hiç dirilmezse, insanlar neden ölüler için vaftiz oluyorlar?

15:30   Biz de neden kendimizi her saat tehlikeye atıyoruz? Elçi Pavlus devamlı tehlikeyle karşı karşıyaydı. Mesih’i müjdeleme konusundaki korkusuzluğundan dolayı gittiği her yerde düşmanları oluyordu. Onu öldürmek için pusular kuruluyordu. Mesih’i açıklamayı bırakarak bütün bunlardan sakınabilirdi. Aslında, ölümden diriliş gibi bir şey yoksa, bunları bırakması onun için akıllılık olurdu.

15:31   “Kardeşler, sizinle ilgili olarak Rabbimiz Mesih İsa’da sahip olduğum övüncün hakkı için her gün ölüyorum” sözü şu şekilde sadeleştirilebilir: Elbette İsa Mesih’te çocuklarım olan sizlerle seviniyorum; hayatımın her günü ölümle karşı karşıya kalıyorum.

15:32   Elçi şimdi Efes’te çektiği elemleri hatırlar. Onun vahşi canavarların olduğu arenaya atıldığını sanmıyoruz, ama burada vahşi canavarlar demekle kötü kişilerden söz ettiğine inanıyoruz. Aslında Pavlus bir Romalı olarak vahşi hayvanlarla savaşmaya zorlanamazdı. Hangi olayı anlatmak istediğini bilmiyoruz. Bununla birlikte buradaki sav açıktır: Ölümden dirilişten emin olmamış olsaydı, böylesine tehlikeli savaşımlara girmesi büyük bir aptallık olurdu. Elçi için şu felsefeyi benimsemek çok daha büyük bir akıllılık olurdu. Eğer ölüler dirilmeyecekse “yiyip içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz.”

Bazen inanlıların yaşamın bundan ibaret olduğunu bilseler bile, yine inanlı olacaklarını söylediklerini işitiriz. Ancak Pavlus böyle bir fikre karşıdır. Diriliş yoksa, bu hayatın keyfini çıkarmamız gerekir. Yiyecek, içecek ve zevk için yaşarız. Dört gözle bekleyebileceğimiz tek cennet de bu olur. Ancak diriliş olduğundan, hayatımızı geçici şeyler için feda edemeyiz. Bugünden çok o zaman için yaşamalıyız.

15:33   Korintliler bu konuda aldanmamalıdır. “Kötü arkadaşlıklar iyi huyu bozar.” Pavlus burada Korint’teki inanlılar topluluğuna girmiş olan ve dirilişi yadsıyan yalancı öğretmenleri işaret ediyor. İnanlılar, kötü kişiler ya da kötü öğretişler tarafından ayartılmadan onlarla ilişki kurmanın mümkün olmadığını anlamadılar. Kötü öğretişin kişinin yaşamı üzerindeki etkisi kaçınılmazdır. Yalancı öğretişler kutsallığa götürmez.

15:34   Korintliler uslanıp kendilerine gelmeli ve artık günah işlememelidir. Bu kötü öğretişler tarafından aldatılmamalıdırlar. “Bazılarınız Tanrı’yı hiç tanımıyor, utanasınız diye söylüyorum bunları.” Bu ayet, genellikle hâlâ müjdeyi hiç işitmemiş kadın ve erkeklerin olduğu ve inanlıların müjdeyi dünyaya bildirme konusunda yetersiz kaldıkları için utanmaları gerektiği anlamında yorumlanır. Bu, gerçek olmasına karşın bu ayetin asıl anlamının başka olduğuna inanıyoruz. Bu ayet, Korint’teki inanlılar topluluğunda Tanrı’yı hiç tanımamış olanların olduğu şeklinde yorumlanabilir. Gerçek inanlılar değillerdi, ama fark ettirmeden koyun postuyla içeri sızan kurtlardı, yabancı öğretmenlerdi. Korintliler’in, bu kişilerin inanlıların arasında yanlış öğretişleri yaymalarına izin vermelerinden ötürü utanmaları gerekir. Bu tanrısız kişilerin topluluğa girmelerine neden olan dikkatsizlikleri, topluluğun ahlaksal niteliklerinin bozulması ve böylece her tür hatanın içeri sızmasıyla sonuçlandı.

B. Dirilişe Yapılan İtirazlar (15:35-57)

15:35   35-49’uncu ayetlerde elçi, dirilişin şekliyle ilgili ayrıntılara girer. Pavlus, bedensel diriliş gerçeğini sorgulayanların kafasında kaçınılmaz bir biçimde oluşacak iki soruyu sezer. İlki: “Ölüler nasıl dirilecek?” ikincisi de: “Nasıl bir bedenle gelecekler?”

15:36   İlk soru 36’ncı ayette yanıtlanır. Diriliş olasılığını göstermek için doğadan genel bir örnek kullanılır. Bitki oluşmadan önce tohumun ekilip ölmesi gerekir. Her küçük tohumda gizlenen yaşamın sırrını düşünmek gerçekten harika bir şey. Tohumu parçalara ayırıp mikroskop altında inceleyebiliriz, ama yaşam ilkesinin sırrı anlaşılamaz bir gizem olarak kalır. Bildiğimiz tek şey, toprağa ekilen tohumun imkansız bir başlangıçla ölümden yaşama fışkırmasıdır.

15:37   Sonra da ikinci soruya geçilir. Pavlus, bir tohum ektiğinizde, sonuçta oluşacak olan bitkinin kendisini ekmediğinizi, yalnızca tohumu, buğday ya da başka bir bitkinin tohumunu ektiğinizi açıklar. Bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Bitki tohumla aynı mıdır? Hayır, her ne kadar ikisinin arasında önemli bir bağ olsa da, bitki tohumla aynı değildir. Tohum olmadan bitki olmaz. Bitki özelliklerini de tohumdan alır. Dirilişte de böyledir.

Dirilen beden, ekilen özün benzerliği ve devamlılığı özelliğine sahiptir. Ancak bozulmaktan, yanlışlardan ve zayıflıktan arındırılıp bozulmamış, mükemmel ve güçlü bir yapıya kavuşturulmuştur. Aynı bedendir, ama bir şekilde ekilip başka bir şekilde dirilir.

15:38   Tanrı ekilen tohuma göre bir beden oluşturur ve sonuç olarak tohumların her birinin kendi bitkisi vardır. Bitkinin büyüklüğünü, rengini, yaprağını ve çiçeğini belirleyen niteliklerin hepsi bir şekilde ekilen tohumun içindedir.

15:39   Dirilen bedenin görkemini, şimdiki bedenlerimizin görkeminden farklılığını göstermek için elçi Pavlus, her canlının etinin aynı olmadığına işaret eder. Örneğin insan eti, hayvan eti, balık eti ve kuş eti gibi başka başka etler vardır. Bunlar birbirinden çok farklıdır, ama sonuçta hepsi ettir. Suretleri aynı olmasa da bir benzerlik vardır.

15:40   Göksel bedenlerle (yıldızlar gibi) yeryüzündeki bedenlerin görkemi arasında fark olduğu gibi inanlının şimdiki bedeniyle ölümden sonra alacağı beden arasında da fark vardır.

15:41   Göksel bedenler arasında bile görkem açısından farklılık vardır. Örneğin, güneş aydan daha parlaktır ve yine parlaklık yönünden yıldız yıldızdan farklıdır.

Yorumcuların çoğu, Pavlus’un, dirilen bedenin görkeminin şimdiki bedenimizin görkeminden farklı olacağı konusunu vurgulamaya devam ettiği konusunda hemfikirdir. Örneğin, 41’inci ayetin, cennette inanlılar arasında görkemde fark olacağını belirttiğini düşünmezler. Bununla birlikte Holsten’la, “Pavlus’un göksel bedenlerin çeşitliliğini vurgulama şeklinin dirilenler arasında görkemin benzer bir farklılığının olduğu varsayımını ima ettiği” konusunda aynı fikirdeyiz. Kutsal Yazılar’ın diğer kısımlarında da açıklandığı gibi cennette birbirimize benzemeyeceğiz. Herkes ahlaksal yönden Rab İsa’ya benzemekle birlikte (örneğin günahtan özgür olmak gibi), bu, fiziksel olarak Rab İsa’ya benzeyeceğimiz anlamına gelmez. O sonsuzluklar boyunca seçkin bir biçimde tanınacak. Aynı şekilde, her inanlının tanınabilen seçkin bir kişiliği olacağına inanıyoruz. Ancak Mesih’in yargı kürsüsünde kişinin hizmetteki sadakati doğrultusunda verilen ödülde farklılıklar olacaktır. Herkes cennette en mükemmel şekilde mutlu olacak, ama bazıları cennetten daha çok zevk alacaktır. Cehennemde, nasıl ki kişinin işlediği günahlara göre çekilen elemde farklılıklar olacaksa, yaptıkları işler doğrultusunda imanlıların da cennette duyacakları sevinçte farklılıklar olacaktır.

15:42   42-49’uncu ayetler inanlının şimdiki bedeniyle sonsuzluktaki bedeninin durumu arasındaki farkı gösterir. Beden çürümeye mahkum olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir. Bedenlerimiz şimdi hastalıklarla ve ölümle karşı karşıyadır. Mezara konulunca çürüyüp toprağa döner. Ancak aynı şey dirilen bedenin başına gelmeyecektir. Artık hastalıklarla ve bozulmayla karşı karşıya kalmayacaktır.

15:43   Şimdiki beden düşkün olarak gömülür. Ölü bedenle ilgili görkemli olan hiçbir şey yoktur. Ne var ki, aynı beden görkemli olarak diriltilecektir. Kırışıklardan, yara izlerinden, yaşlılık belirtilerinden, fazla kilolardan ve günah izlerinden özgür kılınacaktır.

Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir. Yaşlılığın gelişiyle ve ölümün insanı tüm gücünden yoksun bırakmasıyla zayıflık artar. Beden sonsuzlukta bu üzücü sınırlamalara maruz kalmayacak, daha önceden sahip olmadığı bir güce kavuşacaktır. Örneğin, Rab İsa Mesih dirilişte kapıların kilitli olduğu odaya girebildi.

15:44   Doğal beden olarak gömülür, ruhsal beden olarak diriltilir. Burada ruhsal olanın bedensel olmadığı anlamına gelmediğini vurgulamaya özen göstermeliyiz. Bazıları dirilişte bedenden ayrılmış ruhlar olacağımıza dair fikir yürütür. Bu ne doğrudur ne de buradaki ayetin gerçek anlamıdır. Rab İsa’nın dirilen bedeninin, et ve kemikten oluştuğunu O’nun şu sözlerinden biliyoruz: “Bir hayalette et ve kemik olmaz, ama görüyorsunuz, bende var” (Luk.24:39). Doğal bedenle ruhsal beden arasındaki fark, birincisinin yeryüzündeki yaşama uygun oluşu, buna karşın ikincisinin cennetteki yaşama uygun olacağıdır. Doğal beden genellikle canın denetimindeyken, ruhsal beden ruhun denetimindedir. Ruhsal beden tam anlamıyla ruhun hizmetkarı olacak olandır. Tanrı insanı ruh, can ve beden olarak yarattı. Daima önce ruhtan söz eder, çünkü O’nun planı ruhun üstün bir yerde olması gerektiğidir. Günahın girişiyle tuhaf bir şey oldu. Tanrı’nın emri bozulmuş gibi görünür ve sonuçta insanların her zaman dediği gibi bir sıralama oldu: “beden, can ve ruh”. Ruh’un sahip olması gereken yeri bedene verdi. Dirilişte durum böyle olmayacaktır; ruh, Tanrı’nın başlangıçta tasarladığı denetim yerinde olacaktır.

15:45   Nitekim şöyle yazılmıştır: “İlk insan Adem, yaşayan bir can oldu.” Son Adem ise yaşam veren bir ruh oldu. Burada yine ilk insan Adem, Rab İsa Mesih’le karşılaştırılır. Tanrı Adem’in burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu (Yar.2:7). Ondan gelen herkes onun niteliklerini taşır. Son Adem, Kurtarıcı ise yaşam veren bir ruh oldu (Yu.5:21,26). Aradaki fark şudur: İlk durumda Adem’e yaşam verilmiş iken ikinci durumda Mesih’in başkalarına sonsuz yaşam vermesi söz konusudur. Erdman bunu şöyle açıklar:

Adem’den gelenler olarak onun gibi yaratıldık; ölümlü bedenlerde barınan, yaşayan canlar ve yeryüzündeki ailelerimizin benzerliğini taşıyan insanlarız. Ancak Mesih’in izleyicileri olarak, ölümsüz bedenleri giyinip Göksel Rabbimizin benzerliğini taşıyacağız. 1

15:46   Elçi şimdi Tanrı’nın evrendeki temel bir kanununu açıklar: “Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi.” Bu, birkaç şekilde anlaşılabilir. İlki, insanlık tarihinin sahnesine önce Adem’in (doğal adam), sonra da İsa’nın (ruhsal adam) gelişi; ikincisi de bizim dünyaya doğal varlıklar olarak gelişimizdir; daha sonra yeniden doğduğumuzda ruhsal varlıklar oluruz. Sonuç olarak, önce doğal bedenlere sahip olup ardından da dirilişle ruhsal bedenlere kavuşacağız.

15:47   İlk adam yerden, yani topraktandır. Bu onun aslının yerden, yani topraktan olduğu ve niteliklerinin de dünyasal olduğunu ifade eder. Her şeyden önce yerin toprağındandır ve yaşamında tam anlamıyla toprağa sıkıca bağlı görünür. İkinci Adam ise gökten olan Rab’dir. 2

15:48   45’inci ayette bahsedilen iki adamdan ikincisi İsa’ydı. Sonsuzluklar boyunca vardı, ama Adam olarak Adem’den sonra geldi. Yaptığı ve söylediği şeyler dünyasal değil, göksel ve ruhsaldı.

Bu iki önder için olduğu gibi onların izleyicileri içinde geçerlidir. Adem’den doğanlar onun niteliklerini alırlar. Mesih’ten doğanlar ise göksel kişilerdir.

15:49 Doğal doğumumuzda Adem’in niteliklerini alıp nasıl ona benzemişsek, dirilen bedenlerimizde de Mesih’e benzeyeceğiz. 3

15:50 Elçi şimdi, Rab’bin dönüşünde yaşayan ve ölü olan inanlıların bedenlerinde meydana gelecek değişim konusuna döner. Sözlerine “Et ve kan Tanrı’nın Egemenliğini miras alamaz” ifadesiyle başlar. Bununla, şimdi sahip olduğumuz bedenin Tanrı’nın Egemenliğine, yani göksel evimize uymadığını anlatır. Çürüyenin de çürümezliği miras alamayacağı bir gerçektir. Başka bir deyişle hastalıklara, bozulmaya ve zayıflamaya maruz kalan şimdiki bedenlerimiz hiç çürümenin olmadığı bir yerdeki yaşam için uygun olmazdı. Bu, yaşayan inanlıların bedenlerinin cennetteki yaşama nasıl uyabileceği sorusunu akla getirir.

15:51   Bunun yanıtı bir sırla verilir. Daha önceden belirtildiği gibi, sır daha önceden bilinmeyen, ama şimdi Tanrı tarafından elçilere gösterilen ve onlar tarafından da bize bildirilen bir gerçektir.

Hepimiz ölmeyeceğiz, yani inanlıların hepsi ölümü yaşamayacak. Rab geri döndüğünde, bazıları sağ olacak. Ancak ister ölmüş ister sağ olalım, hepimiz değiştirileceğiz. Diriliş gerçeği, Eski Antlaşma’da görüldüğünden, bir sır değildir; ancak Rab’bin dönüşünde hepimizin ölmeyeceği ve yaşayan kutsalların değiştirileceği daha önce hiç bilinmeyen bir olaydır.

15:52   Değişim aniden olacak: Son borazan çalınca, göz açıp kapayana dek… Buradaki son borazan dünyanın sonu ya da Vahiy bölümünde bahsedilen son borazan anlamına gelmez. Tam tersine, Mesih havada kutsallarıyla buluştuğunda çalınacak olan Tanrı’nın borazanını belirtir. (1.Selanikliler 4:16). Borazan çalınca, ölüler çürümez olarak dirilecek ve biz de değiştirileceğiz. Ne muhteşem bir zaman olacak! Yeryüzü ve deniz yüzyıllarca önce Mesih’e iman ederek ölmüş olanları geri verecek. Böylesine önemli bir olayı insanın aklı almıyor, ama yine de alçakgönüllü bir inanlı bunu imanla kabul edebilir.

15:53   53’üncü ayetin Rab’bin dönüşündeki iki grup inanlıyı belirttiğine inanıyoruz. Bu çürüyen varlığımız bedenleri toprağa dönenleri belirtir. Bu çürüyen varlığımız çürümezliği giyinecek. Öte yandan, bu ölümlü varlık, bedence hâlâ sağ olanları, ama ölüme maruz kalabilecekleri belirtir. Bu tür bedenler de ölümsüzlüğü giyinecek.

15:54   Mesih’te olan ölüler dirilince ve onlarla birlikte yaşayanlar da değiştirilince, “Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı!” diye yazılmış olan söz yerine gelecektir (Yşa.25:8). Ne muhteşem bir şey! C.H. Mackintosh bunu şöyle açıklar:

Böylesine bir gücün karşısında ölüm, mezar ve çürüme ne yapabilir? Dört günlük bile olsa, ölü olmanın zorluğunu bir düşünün! Binlerce yıldır toprakta çürümekte ve toz haline gelmekte olan milyonlar bir anda kutsanmış (bereketlenmiş) Olan’ın sesiyle yaşama, ölümsüzlüğe ve sonsuz görkeme kavuşacak. 4

15:55   Bu ayet inanlıların havada Rab’bi karşılarken söyleyecekleri alaylı bir şarkı olabilir. Ölümle alay eder gibi, çünkü onlar için ölüm, dikenini kaybetmiştir. Ölümle yine alay ediyorlar, çünkü ölüm onlara sahip olmayı amaçlayan savaşı kaybetmiştir. Ölüm onlar için artık bir korku oluşturmaz. Çünkü günahlarının bağışlandığını ve Tanrı’nın önünde O’nun sevgili Oğlu’nun kabulüyle durduklarını biliyorlar.

15:56   Günah olmasaydı, ölümün dikeni olmazdı. İnsanların ölümden korkmalarına sebep olan şey, itiraf edilmemiş ve bağışlanmamış günahların bilincidir. Günahlarımızın bağışlandığını bilirsek, ölümle güven içinde yüzleşebiliriz. Öte yandan günah vicdanı rahatsız ederse ölüm, korkunç ve sonsuz cezanın başlangıcı olur.

Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır. Yani günahkarı suçlayan Kutsal Yasa’dır. Tanrı’nın Kutsal buyruklarına boyun eğme konusunda yetersiz kalmış olanların sonunu bildirir. Günah olmasaydı ölüm olmazdı.

Ölümün tahtı iki temele dayalıdır: Günah yargılamayı gerektirir ve Kutsal Yasa da bunu bildirir. Sonuç olarak, Kurtarıcı’nın başardığı iş bu iki güce karşıydı. 5

15:57   Mesih’e olan imanla, ölüme ve mezara karşı zafer kazanırız. Ölüm dikeninden oldu. İnsanları sokan bazı böceklerin iğnelerini o kişilerin bedenlerinde bıraktıkları ve “iğnelerini” kaybederek öldükleri bilinen bir gerçektir. Gerçek anlamda ölüm, Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhında kendi kendini soktu ve şimdi korkular kralı ölüm, inanlı açısından yarattığı korkuyu kaybetmiştir.

C. Dirilişin Işığında Son Rica (15:58)

Dirilişin kesinliği ve Mesih’e iman etmenin boşa olmadığı gerçeği karşısında Elçi Pavlus sevgili kardeşlerini şöyle teşvik eder: “Sevgili kardeşlerim, Rab yolunda verdiğiniz emeğin boşa gitmeyeceğini bilerek dayanın, sarsılmayın, Rab’bin işinde her zaman gayretli olun.” Diriliş gerçeği her şeyi değiştirir. Umut ve dayanıklılık sağlar, yıpratıcı zor durumlara rağmen devam etmemizi mümkün kılar.

 

Kutsal Kitap

1 Şimdi, kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip bağlı kaldığınız Müjde’yi anımsatmak istiyorum.
2 Size müjdelediğim söze sımsıkı sarılırsanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz.
3 Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.
4 (SEE 15:3)
5 Kefas’a*, sonra Onikiler’e* göründü.
6 Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hâlâ yaşıyor, bazılarıysa öldüler.
7 Bundan sonra Yakup’a, sonra bütün elçilere, son olarak zamansız doğmuş bir çocuğa benzeyen bana da göründü.
8 (SEE 15:7)
9 Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine* zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim.
10 Ama şimdi neysem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim. O’nun bana olan lütfu boşa gitmedi. Elçilerin hepsinden çok emek verdim. Aslında ben değil, Tanrı’nın bende olan lütfu emek verdi.
11 İşte, gerek benim yaydığım, gerek öbür elçilerin yaydığı ve sizin de iman ettiğiniz bildiri budur.
12 Eğer Mesih’in ölümden dirildiği duyuruluyorsa, nasıl oluyor da aranızda bazıları ölüler dirilmez diyor?
13 Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir.
14 Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur.
15 Bu durumda Tanrı’yla ilgili tanıklığımız da yalan demektir. Çünkü Tanrı’nın, Mesih’i dirilttiğine tanıklık ettik. Ama ölüler gerçekten dirilmezse, Tanrı Mesih’i de diriltmemiştir.
16 Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir.
17 Mesih dirilmemişse imanınız yararsızdır, siz de hâlâ günahlarınızın içindesiniz.
18 Buna göre Mesih’e ait olarak ölmüş olanlar da mahvolmuşlardır.
19 Eğer yalnız bu yaşam için Mesih’e umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız.
20 Oysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir.
21 Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir.
22 Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak.
23 Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanlar.
24 Bundan sonra Mesih her yönetimi, her hükümranlığı, her gücü ortadan kaldırıp egemenliği Baba Tanrı’ya teslim ettiği zaman son gelmiş olacak.
25 Çünkü Tanrı bütün düşmanlarını ayakları altına serinceye dek O’nun egemenlik sürmesi gerekir.
26 Ortadan kaldırılacak son düşman ölümdür.
27 Çünkü, “Tanrı her şeyi Mesih’in ayakları altına sererek O’na bağımlı kıldı.” “Her şey O’na bağımlı kılındı” sözünün, her şeyi Mesih’e bağımlı kılan Tanrı’yı içermediği açıktır.
28 Her şey Oğul’a bağımlı kılınınca, Oğul da her şeyi kendisine bağımlı kılan Tanrı’ya bağımlı olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun.
29 Diriliş yoksa, ölüler için vaftiz* edilenler ne olacak? Ölüler gerçekten dirilmeyecekse, insanlar neden ölüler için vaftiz ediliyorlar?
30 Biz de neden her saat kendimizi tehlikeye atıyoruz?
31 Kardeşler, sizinle ilgili olarak Rabbimiz Mesih İsa’da sahip olduğum övüncün hakkı için her gün ölüyorum.
32 Eğer insansal nedenlerle Efes’te canavarlarla dövüştümse, bunun bana yararı ne? Eğer ölüler dirilmeyecekse, “Yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz.”
33 Aldanmayın, “Kötü arkadaşlıklar iyi huyu bozar.”
34 Uslanıp kendinize gelin, artık günah işlemeyin. Bazılarınız Tanrı’yı hiç tanımıyor. Utanasınız diye söylüyorum bunları.
35 Ama biri çıkıp, “Ölüler nasıl dirilecek? Nasıl bir bedenle gelecekler?” diye sorabilir.
36 Ne akılsızca bir soru! Ektiğin tohum ölmedikçe yaşama kavuşmaz ki!
37 Ekerken, oluşacak bitkinin kendisini değil, yalnızca tohumunu -buğday ya da başka bir bitkinin tohumunu ekersin.
38 Tanrı tohuma dilediği bedeni -her birine kendine özgü bedeni- verir.
39 Her canlının eti aynı değildir. İnsan eti başka, hayvan eti başka, kuş eti, balık eti başka başkadır.
40 Göksel bedenler vardır, dünyasal bedenler vardır. Göksel olanların görkemi başka, dünyasal olanlarınki başkadır.
41 Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların görkemi başkadır. Görkem bakımından yıldız yıldızdan farklıdır.
42 Ölülerin dirilişi de böyledir. Beden çürümeye mahkûm olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir.
43 Düşkün olarak gömülür, görkemli olarak diriltilir. Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir.
44 Doğal beden olarak gömülür, ruhsal beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır.
45 Nitekim şöyle yazılmıştır: “İlk insan Adem yaşayan can oldu.” Son Adem’se yaşam veren ruh oldu.
46 Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi.
47 İlk insan yerden, yani topraktandır. İkinci insan göktendir.
48 Topraktan olan insan nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel insan nasılsa, göksel olanlar da öyledir.
49 Bizler topraktan olana nasıl benzediysek, göksel olana da benzeyeceğiz.
50 Kardeşler, şunu demek istiyorum, et ve kan Tanrı’nın Egemenliği’ni miras alamaz. Çürüyen de çürümezliği miras alamaz.
51 İşte size bir sır açıklıyorum. Hepimiz ölmeyeceğiz; son borazan çalınınca hepimiz bir anda, göz açıp kapayana dek değiştirileceğiz. Evet, borazan çalınacak, ölüler çürümez olarak dirilecek, ve biz de değiştirileceğiz.
52 (SEE 15:51)
53 Çünkü bu çürüyen beden çürümezliği, bu ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinmelidir.
54 Çürüyen ve ölümlü beden çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, “Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı!” diye yazılmış olan söz yerine gelecektir.
55 “Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede?”
56 Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır.
57 Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrı’ya şükürler olsun!
58 Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, Rab yolunda verdiğiniz emeğin boşa gitmeyeceğini bilerek dayanın, sarsılmayın, Rab’bin işinde her zaman gayretli olun.

1. Erdman, First Corinthians, s.148

2. Bazı metinler “Rab”bi metin dışı bırakır.

3. Grekçe el yazmalarının çoğunda şu öğüt vardır: “…benzeyelim.”

4. C.H. Mackintosh, The Mackintosh Treasury: Miscellaneous Writings by C.H. Mackintosh, s.125

5. Godet, First Corinthians, s.446