1 Korintliler 2

2:1   Elçi burada kutsallara, kendisinin, onların arasındaki görevini hatırlatarak, kendisini değil, Tanrı’yı yüceltmek istediğini belirtir. Onlara etkileyici sözler söylemeye ya da üstün bir bilgelik sunmaya gelmemişti; amacı Tanrı’yla ilgili bildiriyi duyurmaktı. Bir konuşmacı ya da düşünür olarak kendisini öne çıkarmak gibi bir isteği yoktu. Bu, elçi Pavlus’un bedensel ve ruhsal görev arasındaki ayrımın farkında olduğunu gösterir. Bedensel görev insan duygularını hoşnut eder, onları eğlendirir ve genellikle onlara çekici gelir. Ruhsal görev ise dinleyenlerin yürek ve vicdanlarına seslenip Mesih’i yücelterek Tanrı Sözü’nün gerçekliğini ortaya koymaktır.

2:2   Pavlus’un çağrısının özü, İsa Mesih ve O’nun çarmıha gerilmiş olmasıydı. İsa Mesih, Mesih’in bir kişi oluşunu, çarmıha gerilişi ise yapmış olduğu hizmeti belirtir. Rab İsa ve O’nun çarmıhta gerçekleştirdiği kurtarış, müjdenin özünü oluşturur.

2:3   Pavlus konuşmasına devam ederek kişisel davranışlarının etkileyici ya da çekici olmadığını vurgular. Pavlus, Korintliler’le birlikteyken zayıflık ve korku içinde titremekteydi. Müjdenin hazinesi, gücün üstünlüğünün Pavlus’tan değil de, Tanrı’dan kaynaklandığı belli olsun diye toprak bir kap içine konmuştu. Pavlus, Tanrı’nın güçlüleri utandırmak için nasıl zayıfları kullandığını gösteren bir örnekti.

2:4   Pavlus’un sözü de bildirisi de insan bilgeliğinin ikna edici sözlerine değil, Ruh’un kanıtlayıcı gücüne dayanıyordu. Kimi onun sözünün sunduğu şeye, bildirisinin de sunuş tarzına bağlı olduğunu ileri sürer. Kimi de sözünü, bireylere olan tanıklığı, bildirisini de (vaazının) gruplara olan mesajı olarak tanımlar. Elçi, bu dünyanın standartlarına göre bir hatiplik yarışmasını kazanamazdı. Buna rağmen, Tanrı’nın Ruh’u bu bildiriyi, günah bilincini ve Tanrı’ya dönüşü sağlamak için kullandı.

2:5   Pavlus, dinleyicilerinin diri Rab’den çok kendisiyle ya da kişiliğiyle ilgilenebileceklerine ilişkin tehlikeyi biliyordu. Bereketleme ya da kurtarmadaki yetersizliğinin bilincinde olarak, insanları insanların bilgeliğinden çok, yalnız Tanrı’ya güvenmeleri için yöneltmeye karar verdi. Müjde’nin bildirisini duyuran ya da Tanrı’nın sözünü öğreten herkesin bunu daimi amaç edinmesi gerekir.

2:6   Her şeyden önce, Müjde’de gösterilen bilgelik, özde tanrısaldır (6,7). Olgun olanlar ya da yetişkinler arasında bilgece sözler söylüyoruz. Ama bu bilgelik ne şimdiki çağın bilgeliğine ne de bu çağın önderlerinin gözündeki bilgeliğe benziyor. Bilgelikleri, kendileri gibi kısa bir süreliğine doğan, gelip geçici bir şeydir.

2:7   Biz, Tanrı’nın gizli, saklı kalmış bilgeliğinden söz ediyoruz. Gizlisaklılık (sır) daha önce açıklanmamıştı. Ama şimdi bu gizlisaklılık, ilk kilisenin, peygamberleri ve elçileri tarafından inanlılara bildirilen bir Yeni Antlaşma gerçeğidir. Bu sır, zamanın başlangıcından önce Tanrı’nın bizim yüceliğimiz için belirlediği saklı kalmış bilgeliğidir. Müjde’nin sırrı, şimdi Yahudilerin ve Yahudi olmayanların Mesih’te bir olduğu, Rab İsa’nın kendisini bekleyen halkını kendisiyle beraber olsun diye eve götürmek için geleceği, bütün imanlıların ölmeyeceği, ama hepsinin değiştirileceği gibi harika gerçekleri kapsar.

2:8   Bu çağın önderleri, göklerdeki cinlere ait ruhlara ya da yeryüzünde onların temsilcileri olan insanlara göndermede bulunur. Tanrı’nın gizli, saklı kalmış bilgeliğini (Mesih’in çarmıhını) anlamadılar. Tanrı’nın Kutsal Oğlu’nu öldürmenin kendilerinin yok edilmesiyle sonuçlanacağını kavrayamadılar. Tanrı’nın yollarını anlasalardı yüce Rab’bi çarmıha germezlerdi.

2:9   Açıklama, esinleme ve aydınlatma işlemi 9-16 ayetlerinde betimlenir. Bize, bu harika gerçeklerin elçilere Kutsal Ruh tarafından nasıl bildirildiğini, onların bize bu gerçekleri Kutsal Ruh’un vahyiyle nasıl aktardıklarını ve bizim bunları Kutsal Ruh’un aydınlatmasıyla nasıl anladığımızı anlatırlar.

9’uncu ayette Yeşaya 64:4’den yapılan alıntı, Tanrı’nın, yüreğinde saklamış olduğu harika gerçekleri doğal duyuların anlayamayacağı, ancak zamanı gelince kendisini sevenlere açıklayacağına dair bir peygamberliktir.

Burada, dünyasal şeyleri anlamamıza yardımcı olan üç özelliğin var olduğu belirtilmiştir (göz, kulak, yürek ya da akıl); ama bunlar tanrısal gerçekleri kabul etmek için yeterli değildir, çünkü bu gerçekleri kabul etmek için gerekli olan şey, Tanrı’nın Ruhu’dur.

Bu ayet genel olarak cennetin mükemmelliğini yorumlamaktadır; bu anlamı bir kez anlarsak, bunu aklımızdan çıkarmamız veya başka bir fikri kabullenmemiz zor olacaktır. Ancak Pavlus burada, gerçekten Yeni Antlaşma’da ilk defa açıklanmış olan gerçekler konusunda konuşuyor. İnsanlar, bu gerçeklere bilimsel ve felsefi yollarla asla ulaşamazlardı. İnsan aklı, Müjde döneminin başında açıklanan harika sırları asla tek başına ortaya çıkaramazdı. Tanrı’nın gerçeğini bulma konusunda insan aklı tamamen yetersizdir.

2:10   9’uncu ayetin cennete göndermede bulunmadığı, “Tanrı bize bunları Ruh aracılığıyla açıkladı” ifadesiyle kanıtlanır. Diğer bir deyişle, Eski Antlaşma’da önceden anlatılan bu gerçekler Yeni Antlaşma döneminin elçilerine bildirildi. Buradaki biz, Yeni Antlaşma yazarlarını belirtir. Elçiler ve peygamberler Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla aydınlatıldı; çünkü Ruh her şeyi, Tanrı’nın derin düşüncelerini bile araştırır. Diğer bir deyişle Tanrı’nın Ruhu, Üçlü Birliğin bir üyesidir; bilgelikte mutlaktır. Tanrı’nın tüm gerçeklerini anlar ve onları başkalarına verme konusunda yetkilidir.

2:11   Her insanın yapısında olduğu gibi, bir insanın ne düşündüğünü kendisinden başka hiç kimse bilemez. Kişi, ne düşündüğünü söylemediği sürece, hiç kimse için bunu araştırıp öğrenme gibi bir olasılık yoktur. Öyleyse bir insanı anlamak için o kişinin insan ruhuna sahip olması gerekir. Bir hayvan bizim düşüncelerimizi anlayamaz. Tanrı için de aynı şey geçerlidir. Tanrı’nın düşüncelerini anlayabilen tek kişi Tanrı’nın Ruhu’dur.

2:12   12’nci ayetteki “biz” kelimesi,Yeni Antlaşma’nın yazarlarını işaret etmektedir (Gerçi bu, tüm Kutsal Kitap yazarları için eşit derecede doğrudur). Elçiler ve peygamberler Kutsal Ruh’u almış olduklarından, Rab İsa onlarla Tanrı’nın derin gerçeklerini paylaşabilirdi. İşte, elçi Pavlus’un bu ayette söylediği şey budur: “Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık.” Elçiler, Pavlus’un söylediği ve Yeni Antlaşma’da bizim için saklanmış olan tanrısal gerçekleri, Tanrı’dan gelen Ruh’un haricinde hiçbir güçle anlayamazlardı.

2:13   Kutsal Yazıların yazarları tarafından, Tanrı’dan alınan gerçeğin açıklanış işlemini anlattıktan sonra Pavlus, şimdi bize bu gerçeğin iletildiği vahyedilişini betimlemeye devam eder. 13’üncü ayet sözel vahiy konusunda Tanrı’nın sözündeki en güçlü ayetlerden biridir. Elçi Pavlus bu gerçekleri bize aktarırken, elçilerin kendi seçtikleri sözleri ya da insan bilgisinin dikte ettirdiği sözleri kullanmadıklarını açıkça ifade eder. Aksine Kutsal Ruh’un onlara kullanmalarını öğrettiği sözleri kullandılar. Bundan dolayı Kutsal Yazıların özgün el yazmalarında görüldüğü gibi, Tanrı’nın sözleri olduğuna ve Kutsal Kitap’ın bugünkü şekliyle tamamen güvenilir olduğuna inanıyoruz.

Bu noktada söylediklerimiz, bazıları için, “mekanik dikte”yi ima ettiğinden, Tanrı’nın, yazarların kendi üsluplarını kullanmalarına izin vermemiş olduğuna dair itiraz feryatları yükselir. Örneğin Pavlus’un yazı tarzı Luka’nınkinden oldukça farklıdır. O zaman sözel vahiyle yazarların kişisel tarzlarını nasıl uzlaştırabiliriz? Tanrı Kutsal Yazıların sözlerini, anlamadığımız bir şekilde verdi. Ama yine de bu sözleri, yazarların üsluplarıyla, kişiliklerinin Kendi mükemmel sözünün bir parçası olmalarına izin vererek biçimlendirdi.

Ruhsal olanlara ruhsal gerçekleri açıklama ifadesi birkaç şekilde açıklanabilir.

  1. Ruhsal gerçekleri Ruh’un verdiği sözlerle öğretme;
  2. Ruhsal gerçekleri ruhsal kişilere bildirme;
  3. Kutsal Kitap’ta bir bölümde bulunan ruhsal gerçekleri diğer bölümlerdekilerle kıyaslama.

Buradaki içeriğe en uygun açıklamanın birincisi olduğuna inanıyoruz. Pavlus, vahyin, tanrısal gerçeklerin, Kutsal Ruh tarafından bu amaç için özel olarak seçilen sözlerle aktarılması yoluyla yapılması gerektiğini söylüyor. Bundan dolayı bunu şu sözcüklerle özetleyebiliriz: “Ruhsal gerçekleri ruhsal sözlerle sunma.”

Pavlus’un, “yazarız” değil de “bildiririz” demesinden dolayı bu ayetin vahiyle alakalı olmadığına dair zaman zaman itirazlarda bulunulur. Ama, “Bildirmek” ya da konuşmak fiilinin vahyedilmiş yazılarla ilgili olarak kullanıldığını görmek pek de görülmemiş bir şey değildir (Örn. Yu.12:38,41; Elç.28:25; 2Pe.1:21).

2:14   Müjde, açıklanmasında ve vahyedilmesinde tanrısal olmasının yanısıra, aynı zamanda da yalnızca Tanrı’nın Ruhu’nun gücüyle kabul edilebilir. Kişi doğal haliyle, yardım almaksızın, Tanrı’nın Ruhu’yla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir. Bunlar, sadece ruhça değerlendirildikleri için kişinin bunlarıanlayabilmesi mümkün değildir.

Vance Havner şu öğütte bulunur:

Bilge olan imanlı, yeniden doğmamış kişilere Tanrı’nın programını açıklamaya çalışarak zaman öldürmez; domuzların önüne inci saçmak olurdu bu. Günbatımını kör birine tanımlamaya ya da parktaki bir anıtla nükleer fizik konusunu tartışmaya da çalışabilir. İnsan doğal haliyle bu tür şeyleri kabul edemez. Kutsal Ruh’un yardımı olmadan Tanrı’nın vahyini ele geçirmeye gelince, kişi oltayla güneş ışınını bile yakalamaya çalışabilir. Bir insan Ruh’tan doğmadıkça ve O’nun tarafından eğitilmedikçe, bütün bunlar onun için tamamen yabancı olur. Doktorluk unvanının olması fayda etmez, çünkü bu alanda bunun anlamı ancak “Olağanüstü Başarısızlık” olur. 1

2:15   Öte yandan, Tanrı’nın Ruhu’yla aydınlatılan kişi, kendisini Rab’be gelmemiş hiç kimsenin yargılayamamasına karşın, bu harika gerçekleri sezer. Belki bir marangoz, muslukçu ya da balıkçıdır; buna rağmen Kutsal Yazıların yetenekli bir öğrencisidir.

“Ruh’la yönetilen imanlı Kutsal Kitap’ı araştırır, sorgular, iyice inceler ve içeriğini anlayıp takdir eder.” O, dünyaya göre bir bilmecedir. Kişi hiç üniversiteye gitmemiş olabilir, ama yine de Tanrı’nın sözünün derin sırlarını anlayabilir ve hatta bunları başkalarına da öğretebilir.

2:16   Elçi şimdi Yeşaya’dan alıntı yaparak şu soruyu soruyor: “Rab’bin düşüncesini kim bildi ki, O’na öğüt verebilsin?” Bu soruyu sormak, yanıtını vermek demektir. Tanrı insan bilgeliği ya da gücüyle bilinemez. O yalnızca kendisinin nasıl bilinmesini istiyorsa öyle bilinir. Ne var ki, Mesih’in düşüncesine sahip olanlar, Tanrı’nın derin gerçeklerini anlayabilirler.

Öyleyse, tekrar gözden geçirirsek, önce vahiy vardır (9-12’nci ayetler). Bu, Tanrı’nın, daha önceden bilinmeyen gerçekleri insanlara Kutsal Ruh aracılığıyla gösterdiğini belirtir. Bu gerçekler, olağanüstü bir şekilde Tanrı’nın Ruhu tarafından bildirilir.

İkinci olarak ise ilham vardır (13). Elçiler (ve Kutsal Kitap’ı yazan diğerleri), bu gerçekleri başkalarına aktarırken, Kutsal Ruh’un kendilerine öğrettiği sözcükleri kullandılar.

Son olarak da aydınlatma vardır (14-16’ncı ayetler). Bu gerçekler, mucizevi bir şekilde esinlenmenin yanısıra, Kutsal Ruh’un olağanüstü gücüyle de anlaşılabilir.

 

Kutsal Kitap

1 Kardeşler, Tanrı’yla ilgili bildiriyi duyurmak için size geldiğimde, söz ustalığıyla ya da üstün bilgelikle gelmedim.
2 Aranızdayken, İsa Mesih’ten ve O’nun çarmıha gerilişinden başka hiçbir şey bilmemeye kararlıydım.
3 Size zayıflık ve korku içinde geldim, tir tir titriyordum!
4 Sözüm ve bildirim, insan bilgeliğinin ikna edici sözlerine değil, Ruh’un kanıtlayıcı gücüne dayanıyordu.
5 Öyle ki, imanınız insan bilgeliğine değil, Tanrı gücüne dayansın.
6 Gerçi olgun kişiler arasında bilgece sözler söylüyoruz; ama bu bilgelik ne şimdiki çağın, ne de bu çağın gelip geçici önderlerinin bilgeliğidir.
7 Tanrı’nın saklı bilgeliğinden gizemli biçimde söz ediyoruz. Zamanın başlangıcından önce Tanrı’nın bizim yüceliğimiz için belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbiri anlamadı. Anlasalardı yüce Rab’bi çarmıha germezlerdi.
8 (SEE 2:7)
9 Yazılmış olduğu gibi, “Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladıklarını Hiçbir göz görmedi, Hiçbir kulak duymadı, Hiçbir insan yüreği kavramadı.”
10 Oysa Tanrı Ruh aracılığıyla bunları bize açıkladı. Çünkü Ruh her şeyi, Tanrı’nın derin düşüncelerini bile araştırır.
11 İnsanın düşüncelerini, insanın içindeki ruhundan başka kim bilebilir? Bunun gibi, Tanrı’nın düşüncelerini de Tanrı’nın Ruhu’ndan başkası bilemez.
12 Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık.
13 Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı’nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh’un öğrettiği sözlerle bildiririz.
14 Doğal kişi, Tanrı’nın Ruhu’yla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz.
15 Ruhsal kişi her konuda yargı yürütebilir, ama kimse onun hakkında yargı yürütemez.
16 “Rab’bin düşüncesini kim bildi ki, O’na öğüt verebilsin?” Oysa biz Mesih’in düşüncesine sahibiz.

1. Vance Havner, daha fazla bilgi mevcut değildir.