1 Korintliler 9

9:1   Bildiğimiz gibi, Korint’te Pavlus’un yetkisini sorgulayanlar vardı. Onun, Onikiler’den biri olmadığını söylüyorlardı. Pavlus, Rab İsa’nın gerçek bir elçisi olduğundan dolayı, insan otoritesi altında olduğu fikrine karşı çıkar. İddiasını iki nedene dayandırır. İlkin Rabbimiz İsa’yı diri olarak gördü. Bu, Şam yolunda oldu. Pavlus Korintliler’e, “Siz Rab’bin yolunda verdiğim emeğin ürünü değil misiniz?” sorusunu sorar ve bunu, elçiliğinin bir kanıtı olarak gösterir. Elçiliğine dair herhangi bir kuşkuları varsa, o zaman kendilerine bakıp durumlarını soruşturmalıydılar. Kurtuldular mı? Tabii ki kurtulduklarını söyleyeceklerdir. O zaman, onları Mesih’e kim yöneltti? Elçi Pavlus yöneltti! Bu nedenle Pavlus’un Rab’bin gerçek bir elçisi olduğunun kanıtı da, bizzat kendileridirler.

9:2   Başkaları onu elçi olarak tanımayabilir, ama Korintliler’in tanıması gerekir. Onlar onun Rab’bin yolunda elçiliğinin kanıtıdır.

9:3   3’üncü ayet, büyük bir olasılıkla daha önce gelen cümlelere işaret eder. Pavlus, söylediği şeylerin kendisini sorguya çekenlere ya da elçi olarak yetkisini sorgulayanlara karşı yaptığı bir savunma olduğunu söylüyor.

9:4   Elçi 4-14 ayetlerinde elçi olarak maddi açıdan desteklenme hakkını tartışır. Rab İsa tarafından gönderilmiş biri olarak Pavlus’un, maddi açıdan imanlı kardeşlerin desteğini alma hakkı vardır. Ne var ki o, her zaman bu hakta ısrar etmemiştir. Kadın ve erkeklere müjdeyi serbestçe duyurabilmek için sık sık elinin emeğiyle, çadır yaparak geçimini sağlamıştır. Kuşkusuz eleştirmenleri bunu, onun gerçek bir elçi olmadığını bildiği için bu maddi desteği almadığını öne sürerek kendi savlarını güçlendirmeye çalıştılar. Pavlus, konuya şu soruyu sorarak girer: “Yiyip içmeye hakkımız yok mu bizim? Yani bunlar için çalışmak zorunda olmadan yiyip içme hakkımız yok mu? Kilise tarafından desteklenmek hakkımız değil mi?

9:5   Diğer elçiler gibi, Rab’bin kardeşleri ve Kefas gibi, yanımızda imanlı bir eş gezdirmeye hakkımız yok mu? Belki de Pavlus’un eleştirenlerden bazıları Pavlus’un evlenmediğini, çünkü eşinin ve kendisinin kilisenin desteğinden mahrum kalacağını bildiğini ortaya attılar. Rab’bin kardeşleri gibi Petrus ve diğer elçiler de evliydiler. Elçi burada evlenmeye ve eşiyle birlikte inanlılardan destek almaya hakkı olduğunu ifade ediyor. “Yanımızda imanlı bir eş gezdirme” ifadesi yalnızca evlenme hakkını değil, karı kocaların desteklenme hakkını da işaret etmektedir. Rab’bin kardeşleri, herhalde O’nun üvey kardeşlerini ya da kuzenlerini belirtir. Kutsal Yazılar’da, Meryem’in İsa’dan sonra başka çocuklarının da olduğu dile getirildiği için, bu metin tek başına bu sorunu çözmeye yeterli değildir (Luk.2:7; Mat.1:25; 12:46; 13:55; Mar.6:3; Yu.2:12; Gal.1:19).

9:6   Pavlus gibi Barnaba’nın da, müjdeyi duyururken geçimini sağlamak için çalışmış olduğu görülüyor. Pavlus şu soruyu sorar: “Geçimi için çalışması gereken yalnız Barnaba’yla ben miyim? Ya da Tanrı’nın halkı tarafından gözetilmeye hakkımız yok mu?”

9:7   Elçi, maddi destekle bağlantılı olan ilk iddiasını diğer elçilerin örneğine dayandırır. Sözüne şimdi de insan ilişkilerinden ya da insan ilişkilerine bağlı olaylardan yola çıkarak devam eder. Bir asker kendi parasıyla savaşa gönderilmez. Bağı dikenden meyvesini yememesi beklenmez. Son olarak, çobandan sürünün sütünü içmeden sürüyü gütmesi beklenmez. İman hizmeti de savaş, tarım ve çoban yaşamı gibidir. Düşmana karşı savaşmayı, Tanrı’nın meyve ağaçlarına bakmayı ve koyunlarına çoban olarak hizmet etmeyi gerektirir. Eğer desteklenme hakkı yeryüzündeki bu mesleklerde bile varsa, Rab’bin hizmetinde çok daha fazlası olması gerekmez mi?

9:8   Pavlus görüşlerine daha fazla kanıt bulmak için Eski Antlaşma’ya başvurur. Savını yalnız savaş, tarım ve çobanlık gibi yaşamın günlük şeylerine mi dayandırmak zorunda? Kutsal Yazılar da aynı şeyleri söylemiyor mu?

9:9   Yasa’nın Tekrarı 25:4’de harman döven öküzün ağzının bağlanmaması gerektiği gayet açık ve net bir biçimde ifade edilir. Bu şu anlama gelir: Bir hayvan harman işleminde kullanıldığı zaman üründen yemesine izin verilmelidir. Tanrı’nın kaygısı öküzler midir? Tanrı öküzlere bakar, ama bu şeylerin Eski Antlaşma’da yazılmasındaki amaç, sadece bu dilsiz hayvanlar değildi. Bu konuda bizim yaşamımıza ve hizmetimize uyarlanacak ruhsal bir ilke vardı.

9:10   Yoksa bunu özellikle bizim için mi söylüyor? Bunun yanıtı “evet”tir. Bu sözler yazıldığında kafasında olan şey bizim iyiliğimizdi. Bir kimse çift sürdüğü zaman hakkını alma ümidiyle sürmelidir. Aynı şekilde bir kimse harman dövdüğünde üründen alacağı hakkı bekleyebilmelidir. İman hizmeti de çift sürme ve harman dövmeye benzer; Tanrı kendi hizmetinin bu cephesinde çalışanların da bunu kendi paralarıyla yapmamasını buyurmuştur.

9:11   Pavlus kendisinden Korint’teki imanlılar arasında ruhsal tohumlar eken olarak söz eder. Başka bir deyişle, Korint’e gelmesinin nedeni onlara müjdeyi duyurmak ve yine onlara değerli ruhsal gerçekleri öğretmekti. Bütün bunlara karşılık onlardan, kendisine maddi açıdan yardım etmelerini istemesi çok mudur? Buradaki düşünce şudur: “Vaizin ücreti, verdiği şeylerin değeri karşısında çok küçüktür. Maddi yönden sağlanan faydalar, ruhsal bereketlerin yanında ufak kalır.”

9:12   Pavlus, Korint’teki kilisenin, orada müjdeyi duyuran ve öğretişte bulunan başkalarına yardım ettiğinin farkındaydı. Bu yükümlülüğü, başkalarına karşı kabul ettikleri halde, Pavlus’a karşı kabul etmediler. Bu nedenle, o da şu soruyu sorar: “Başkalarının sizden yardım almaya hakları varsa, bizim daha çok hakkımız yok mu?” Başkalarına maddi açıdan desteklenme hakkını tanıdılarsa, imanda babaları olana bu hakkı neden tanımadılar? Maddi olarak desteklenenlerden bazıları kuşkusuz, Yahudiliği öğreten öğretmenlerdi. Pavlus bu hakka sahip olmasına karşın Mesih müjdesinin yayılmasına engel olmasın diye bu hakkı kullanmadığını ve her şeye katlandığını sözlerine ekler. Pavlus, onlardan maddi destek almakta ısrar etmek bir yana, müjdenin yayılması engellenmesin diye her çeşit sıkıntı ve zorluğa da katlandı.

9:13   Pavlus sözü daha sonra Yahudi tapınağında hizmet edenlerin desteklenmesine getirir. Tapınakta resmi görevleri olanlar, tapınağın aldığı gelirle desteklendiler. Bir bakıma tapınaktan beslendiler. Sunakta hizmet eden kahinlere de sunağa getirilen adaklardan pay verildi. Başka bir deyişle, hem tapınakta sıradan görevlere sahip olan Levililer hem de kutsal görevlerin verildiği kahinler, hizmetlerinden dolayı maddi açıdan desteklendiler.

9:14   Son olarak Pavlus, Rab’bin kesin olan buyruğunu verir. Rab Müjdeyi yayanların da geçimlerini Müjde’den sağlamasını buyurdu. Pavlus’un bu sözü, Korintliler’den maddi destek alma hakkının kesin kanıtıdır. Ancak bu, Pavlus’un onlar tarafından desteklenme konusunda neden ısrar etmediği sorusunu doğurur. Bunun yanıtı da 15-18 ayetlerinde verilir.

9:15   Bu haklardan hiç birini kullanmadığını, yani haklarında ısrar etmediğini açıklar. Bunları şimdi kendisine para göndersinler diye de yazmıyordur. Pavlus, övüncünden yoksun bırakılmaktansa ölmeyi yeğleyeceğini belirtir.

9:16   Pavlus, Müjde’yi yaydığı için övünemeyeceğini söylüyor. O, Tanrısal bir görevlendirmenin yükümlülüğünü taşıyordu. Bu kendi isteğiyle seçmiş olduğu bir iş değildi. Verilen görevi kabul etti; tanrısal göreve itaat etmemiş olsaydı, çok bedbaht biri olurdu. Bu, elçinin Müjde’yi yayma konusunda istekli olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine Müjde’yi yayma kararının kendisinden değil, Tanrı’dan geldiğini belirtir.

9:17   Eğer elçi Pavlus, Müjde’yi gönülden yayarsa bu hizmetten kaynaklanan, yani bakılma ya da desteklenme hakkı olan ödülü alacaktı. Eski ve Yeni Antlaşma’da Rab’be hizmet edenlerin Rab’bin halkı tarafından desteklenme hakkına sahip oldukları açıkça öğretilir. Pavlus burada Rab’bin gönülsüz bir hizmetkârı olduğunu söylemek istemiyor, elçiliğinde tanrısal bir zorunluluğun olduğunu gayet sade bir biçimde ifade ediyor. Bunu, ayetin ikinci bölümünde vurgulamak üzere sözlerine devam eder. Pavlus Müjde’yi yayma işini her ne kadar mecburi olarak yapmış olsa da, içinde yanan bir ateş olduğu ve kendini bu işi yapmaktan alıkoyamadığı için ona emanet edilen görevi yapmış oldu. Kurallar baskısı altında çalışan biri idi ve dolayısıyla bununla övünemezdi.

17’nci ayet görüldüğü gibi zor bir ayettir, ama yine de Pavlus’un hakkını Korintliler’den talep etmeyeceği, çünkü yaptığı görevin kendi seçimi olmadığı anlaşılır. Bu göreve Tanrı’nın eliyle getirildi. Korint’teki sahte öğretmenler, kutsallar tarafından maddi olarak desteklenmeyi talep edebilirler, ama elçi Pavlus ödülünü başka yerde arayacaktır.

Bu ayetin Knox tarafından yapılan çevirisi şöyledir: “Kendi seçtiğim işin ödülünü talep edebilirim, ama yükümlülük altında hareket ettiğim zaman, sadece bir görevi yerine getiririm.”

Ryrie şu yorumu yapar:

Pavlus Müjde’yi yayma sorumluluğundan kaçamadı. Çünkü üzerine sorumluluk yüklenmişti ve o da herhangi bir ücret almasa bile Müjde’yi yaymak zorundaydı (Luka 17:10). 1

9:18   Müjde’yi yaymasıyla övünemiyorsa, ne ile övünecekti? Kendi seçimiyle, yani Müjde’yi karşılıksız olarak sunmakla. Bu, yapmaya kararlı olduğu bir şeydi. Hem Müjde’yi Korintliler’e duyurdu, hem de Müjde’yi yaymaktan doğan hakkını kullanmamak için hayatını çalışarak kazandı.

Elçinin buradaki düşüncesini özetlemek gerekirse, şöyle denilebilir: Zorunlu veya seçime dayalı olan iki şey arasındaki farkı belirtiyor. Müjde’yi yaymasıyla ilgili olarak herhangi bir isteksizlik yoktur. İsteyerek yaptı. Ancak omuzlarına yüklenen ciddi bir yükümlülüktü. Bu nedenle, bu görevi yerine getirirken övünmesini gerektiren hiçbir neden yoktu. Müjde’yi yayarken, desteklenme hakkında ısrar edilebilirdi, ama bunu yapmadı. Tam tersine Müjde’yi Korintliler’e karşılıksız olarak duyurmaya karar verdi. Bu kendi seçimi olduğu için bununla sevinebilirdi. Belirtmiş olduğumuz gibi Pavlus’un eleştirmenleri, Pavlus’un çadır kurma işiyle uğraşmasının, kendisini gerçek bir elçi olarak görmediği anlamına geldiğini iddia ettiler. O da burada elçiliğinin gerçekliği konusunda kanıt olarak hayatını çalışarak kazanmasını gösterir. Aslında bu soylu bir özelliktir.

19-22 ayetlerinde Pavlus, Müjde uğruna yasal haklarından vazgeçtiğini anlatır. Bu bölümü çalışırken, Pavlus’un Kutsal Yazıların önemli ilkesinden asla taviz vermediğini anımsamakta fayda vardır. Sonuca ulaşmak için her yolun doğru olduğuna inanmıyordu. Bu ayetlerde ahlaksal kayıtsızlıkla ilgili konulardan söz eder. İmanlıların Müjde’yi dinlemelerini sağlamak için onlara uyum sağlamaya çalıştı. Ancak Müjde’nin gerçeğini tehlikeye sokacak herhangi bir şey yapmadı.

9:19   Bir bakıma kimsenin kölesi değildi. Hiç kimse onun üzerinde hak iddia edemez ve onu zorlayamazdı. Ama buna rağmen daha çok kişi kazanabilmek için herkesin kölesi oldu. Tanrısal gerçekten taviz vermeden anlaşma sağlayabilseydi, bunu insanları daha çok Mesih’e kazanma amacıyla yapardı.

9:20   Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandı. Bu, Pavlus’un Yahudilerin kurtulduğunu görmek için tekrar Musa’nın Yasası’nın denetimi altına girdiği anlamına gelmez. Anlatılmak istenilen, Pavlus’un Timoteos ile Titus’un sünnetiyle ilgili olarak nasıl hareket ettiği ile örneklendirilir. Titus’un durumuna bakarsak, onun sünnet olmadan kurtulamayacağı düşüncesinde ısrar edenler olduğunu görürüz. Bunun Tanrı’nın lütuf Müjde’sine yapılan bir saldırı olduğunu anlayan Pavlus, Titus’un sünnet edilmesine şiddetle karşı çıkar (Gal.2:3). Ancak Timoteos’un durumunda böyle bir şey söz konusu değildi. Bu nedenle elçi, Müjde’nin daha çok duyulmasını sağlayacak olan Timoteos’un sünnetine sıcak bakar (Elç.16:3).

Kendim Kutsal Yasa’nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa2altındaymışım gibi davrandım. Kutsal Yasa’nın denetimi altında olanlar Yahudi halkını belirtir. Ama ayetin ilk kısmında Pavlus, Yahudilerle nasıl ilgilendiğinden söz etmişti. O zaman bu konuyu burada neden tekrarlar? Sık sık yapılan açıklama şudur: Ayetin ilk kısmında Yahudilerin milli geleneklerini belirtirken, burada onların dini yaşamlarına değinir.

Bu noktada bir açıklama yapmak gerekir. Yahudi olan Pavlus, Kutsal Yasanın denetimi altında doğmuştu. Yasa’nın gereklerini yerine getirerek Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmaya çalıştı, ama bunu sonunda bu şekilde başaramayacağını anladı. Yasa, ona sadece ne kadar kötü bir günahkar olduğunu göstererek onu yargıladı. Sonunda o da Yasa’nın bir kurtuluş yolu olmadığını, sadece Tanrı’nın insana günahını ve bir Kurtarıcı’ya olan ihtiyacını gösteren yöntem olduğunu anladı. Pavlus daha sonra Rab İsa Mesih’e iman etti ve böylece de Yasanın suçlayan sesinden özgür kılındı. Çiğnemiş olduğu Yasa’nın cezasını Rab İsa Golgota’daki çarmıhta ödedi.

Elçi, Rab İsa’yı kabul ettikten sonra, Kutsal Yasa’nın kurtuluş yolu olmadığını ve kurtulmuş olanın yaşamının da yöneticisi olmadığını öğrendi. İmanlı, Kutsal Yasa’nın denetimi altında değil, lütuf altındadır. Bu, istediği her şeyi yapabilir anlamına gelmez. Tam tersine bu, Tanrı lütfunun onun bu şeyleri yapmasını engelleyeceği anlamına gelir. İçinde Tanrı’nın Ruhu olan imanlı, yeni bir davranış biçimine sahip olur. Şimdi Kutsal Yasa’yı çiğnemenin cezasından kaynaklanan korkudan değil, kendisi için ölen ve tekrar dirilen Mesih’in sevgisinden dolayı kutsal bir yaşam sürmeyi arzu eder. Kutsal Yasa’nın denetimi altındaki içsel dürtü korku iken, lütuf altındaki içsel dürtü, sevgidir. Sevgi, korkudan çok daha büyük bir dürtüdür. İnsanlar korkudan dolayı asla yapmayacakları şeyleri sevgiden dolayı yapacaklardır. Arnot bu konuda şöyle der:

Tanrı’nın insanları itaate sokma yöntemi, gezegenleri yörüngelerinde tutma yöntemine benzer, yani onları serbest bırakır. Bu parlayan dünyaların, merkezlerinden fırlamalarını engelleyecek hiçbir zincir görmezsiniz. Görünmeyen bir gücün kontrolü altında tutulurlar… Ve Mesih’in kanıyla kurtulmuş olan insanları birbirlerine sımsıkı bağlı tutan bu görünmez sevgi bağıdır. Bu sevgi, Tanrı’nın onları kurtardığı sevgidir – onları ciddi, doğru ve ölçülü bir yaşam sürmeleri için zorlar. 3

Aklımızda bu kısa bilgiyi tutarak 20’nci ayetin ikinci kısmına geri dönelim. Kendim Kutsal Yasa’nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım. Pavlus Yahudilerle birlikteyken, ilgilenmeye değmez ahlaksal konularda bir Yahudi gibi davrandı. Örneğin, Yahudilerin yediği yiyecekleri yedi ve onlara yasaklanan domuz eti gibi yiyecekleri yemekten sakındı. Belki Pavlus Şabat Günü çalışmaktan da sakındı. Şabat Günü çalışmamasının, halkın Müjde’yi duymasını sağlayacağını düşündü.

Elçi Pavlus, Rab İsa’da yeniden doğmuş bir imanlı olarak, Yasa’nın (yaşamının yöneticisi olarak) denetimi altında değildi. İnsanları Rab’be kazanabilmek için onların geleneklerine, alışkanlıklarına ve önyargılarına uydu.

9:21   Ryrie şunları yazar:

Pavlus iki yüzlü bir davranış sergilemiyor, aksine her tür insana hizmet edebilmek için devamlı ve sınırlayıcı olan bir disiplin uyguluyor. Sınırları daraltılan küçük bir dere, sınırsız bir bataklıktan nasıl daha güçlüyse, sınırlı özgürlük de Mesih için daha güçlü tanıklık yaratmakta o kadar güçlüdür. 4

Pavlus Tanrı’nın Yasası’na sahip olmayan biri değil, Mesih’in Yasası altındaki biri olarak, Yasa’ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa’ya sahip değilmiş gibi davrandı. Tanrı’nın Yasası’na sahip olmayanlar, Yasa’yı tanımayan isyancılar ya da kanun kaçaklarını değil, genel olarak diğer ulusları belirtir. Yasa diğer uluslara değil, Yahudi halkına verildi. Bundan dolayı Pavlus, diğer uluslarla beraberken mümkün olduğunca onların alışkanlıklarına ve duygularına uyum sağlamaya çalıştı. Ama bunu yaparken Kurtarıcı’ya da sadık kaldı. Elçi, Yasa’ya sahip değilmiş gibi davranırken bile Tanrı’nın Yasası’na sahip olduğunu açıkladı. İstediğini yapmak için özgür olduğunu düşünmedi, çünkü Mesih’in Yasası altında olan bir kişi idi. Başka bir deyişle o, Rab İsaya, Musa’nın yasasıyla değil, sevgi, onur, hizmet ve memnuniyetin varolduğu sevgi yasasıyla bağlıydı. “Roma’da Romalılar gibi davranın” diyen bir deyim vardır. Pavlus, burada diğer uluslarla beraberken, onların yaşam tarzına mümkün olduğunca tutarlı bir şekilde uymaya çalıştı. Uyum göstermeye çalışırken de Mesih’e sadık kaldı. Ancak bu ayetin öğretisel ve ahlaksal konularla değil, kültürel konularla ilgili olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

9:22   22’nci ayet güçsüzler ya da vicdanı hassas olanlardan söz eder. Temelde önemli olmayan konularda aşırı derecede hassastırlar. Güçsüzleri kazanmak için Pavlus güçsüzlerle5güçsüz oldu. Et yiyenleri gücendirmektense vejetaryen olurdu. Kısacası, Pavlus ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldu. Bu ayetler, Kutsal Yazıların ilkesinden taviz vermeyi haklı çıkarmak için asla kullanılmamalıdır. Bu ayetler sadece, insanların kurtuluş müjdesini işitmelerini sağlamak için onların gelenek ve alışkanlıklarına uyum göstermeye hazır olmayı betimler. Pavlus bazılarını kurtarmak için derken, herhangi bir kişiyi kendi gücüyle kurtarabileceğini bir dakika için bile olsa düşünmemiştir; çünkü kurtarabilen tek Kişi’nin Rab İsa olduğunu biliyordu. Aynı zamanda, İsa’nın Müjde’de, elçilerine uğraştıkları işi betimlemelerinde kurtarma sözcüğünü kullanmalarına dahi izin verecek kadar onları kendisiyle özdeşleştirdiğini görmek, mutluluk vericidir. Bu, Müjde’yi duyurmak için yapılan hizmeti yüceltiyor, asilleştiriyor ve onurlandırıyor!

23-27 ayetleri, insanın disiplin yetersizliğinden dolayı ödülünü kaybetme tehlikesini betimler. Pavlus’a göre Korintliler’in maddi açıdan yardım etmeyi reddetmeleri sert bir disiplin şekliydi.

9:23 Bunların hepsini Müjde’de payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum. Öncekiayetlerde Pavlus, Rab’bin hizmetinde kendi hak ve isteklerinden kendi kendini nasıl mahrum bıraktığını açıklamaktaydı. Peki bunu niçin yapmıştı? O bunu, Rab’bin gününde Müjde’ninzaferini paylaşmak için Müjde uğruna yapmıştı.

9:24    Pavlus 24’üncü ayetteki sözleri yazarken, kuşkusuz Korint’e yakın bir yerde yapılan spor yarışmalarını anımsadı. Korintli imanlıların hepsi de atletizmi iyi biliyordu. Pavlus onlara koşu alanında çok kişinin koştuğunu, ama hepsinin ödülü kazanmadığını anımsatır. İman yaşamı bir yarış gibidir. Disiplin gerektirir. Çaba gerektirir. Amaçların, kesin amaçlar olmasını gerektirir. Ancak bu ayet iman yarışında ödülü tek bir kişinin kazanabileceğini ima etmez. Sadece hepimizin kazananlar olarak koşmak zorunda olduğumuzu öğretir. Elçi Pavlus’un yaptığı gibi özveride bulunmamız gerekir. Buradaki ödül, elbette kurtuluş değil, sadık hizmete verilen bir armağandır. Kurtuluş hiçbir yerde yarışta sadık bir şekilde koşmamızın bir sonucu olarak ifade edilmez. Kurtuluş, Rab İsa Mesih’e iman etmeyle gelen, Tanrı’nın karşılıksız olarak verdiği armağandır.

9:25   Pavlus şimdi koşudan güreşe geçer. Okuyucularına yarışa, yani güreşe katılanların hepsinin kendilerini her şeyde denediklerini anımsatır. Bir güreşçi bir keresinde antrenörüne şöyle bir soru sorar: “Hem sigara ve içki içerek iyi vakit geçirip hem de güreş yapamaz mıyım?” Antrenör buna şu karşılığı verir: “Evet, yapabilirsin, ama kazanamazsın!” Pavlus yarışlara katılanları düşünürken, kazananın ödülünü almak için yukarı çıkışını görür. Bu nedir? Kısa sürede çürüyecek bir defne ya da çiçek tacı mıdır? Buna karşın Mesih’e hizmetlerinde sadık kalmış olanların ödüllendirileceği hiç çürümeyecek olan bir taçtan bahseder.

Ölümlü mücadele ödülü olan
Yeryüzünün solan çelengine benzemeyen
 
Tanrı’nın ve beden alan Oğlu’nun
Egemenliğindeki bozulmayan taht gibi olan
 
Yücelik ve yaşam
Tacı için teşekkür ederiz.
 
 — Horatius Bonar

9:26   Pavlus, bu hiç çürümeyecek taç karşısında, amaçsızca koşan biri gibi koşmadığını ve havayı döven biri gibi dövüşmediğini ifade eder. Hizmeti amaçsız ve başarısız değildi. Önünde kesin bir amacı vardı ve her hareketinin o amaca yönelik olmasını istiyordu. Boşa harcadığı zaman ve enerjisi olmamalıydı. Elçi, başarısızlık tanımıyordu.

9:27   Müjde’yi başkalarına duyurduktan sonra kendisi reddedilmesin diye bedenine eziyet çektirip onu köle ediyordu. İman yaşamında insanın kendisini denetlemesi, ölçülü ve disiplinli olması gerekir. Kendimize hakim olmalıyız.

Elçi Pavlus, Müjde’yi başkalarına duyurduktan sonra reddedilmesi gibi korkunç bir olasılığın varlığını anladı. Bu ayetin anlamı ile ilgili birçok tartışma olmuştur. Kimileri bu ayetin, bir kimsenin kurtulabileceğini ve sonradan da kaybolabileceğini öğrettiğine inanır. Bu, Mesih’in gerçek koyununun asla mahvolmayacağını öğreten Yeni Antlaşma’nın genel öğretişiyle çelişki yaratır.

Kimi de reddedilme6diye çevrilen sözcüğün güçlü bir sözcük olduğunu ve sonsuz laneti belirttiğini söyler. Ne var ki bu ayet şöyle yorumlanır: Pavlus, kurtulmuş olan kimsenin reddedilebileceğini değil, sadece kendini disiplin altına alamayanın zaten kurtulmamış olduğunu öğretiyor. Sahte öğretmenleri ve onların nasıl bir zevk ve sefa içinde olduğunu düşünen Pavlus, eğer bir kimse bedenini denetleyemiyorsa, bunun bu kişinin yeniden doğmadığının bir kanıtı olduğuna dair genel bir görüş ileri sürer. Başkalarına öğretişte bulunduğu halde, kendisi reddedilecektir.

Pavlus burada kurtuluştan değil, hizmetten söz ediyor diyen üçüncü bir açıklama daha vardır. Onun kaybolabileceğini değil, hizmetiyle ilgili sınamaya dayanamayacağını ve ödülden yoksun kalabileceğini ima ediyor. Bu yorum reddedilme sözcüğünün anlamına ve atletizmin içeriğine tam olarak uyar. Pavlus Müjde’yi başkalarına duyurduktan sonra Rab tarafından bir kenara konup artık kullanılamaz olabileceği gibi korkunç bir olasılığı görür.

Her şeye rağmen burada yazılanlar son derece ciddidir ve Rab İsa Mesih’e hizmet etmek isteyenlerin, kendilerini yoklamalarını sağlamalıdır. Her biri, ‘Tanrı’nın lütfuyla’ sözcüğünün anlamını deneyimle öğrenmek zorunda kalmamaya çalışmalıdır.

Pavlus insanın kendisine hakim olmasının gerekliliğini düşünürken, aklına İsrail örneği gelir. 10’uncu bölümde onların nasıl zevk ve sefaya daldıklarını ve bedenlerini denetleme konusunda nasıl dikkatsiz olduklarını ve bundan dolayı da nasıl reddedildiklerini ve onaylanmadıklarını anımsar.

İlkin, İsrail’in ayrıcalıklarından (ayet 1-4), sonra İsrail’in cezasından (5’inci ayet) ve son olarak da İsrail’in yıkılışının nedenlerinden (ayet 6-10) söz eder. Daha sonra bunları kendimize nasıl uygulayabileceğimizi açıklar (ayet 11-13).

 

Kutsal Kitap

1 Özgür değil miyim? Elçi değil miyim? Rabbimiz İsa’yı görmedim mi? Sizler Rab yolunda verdiğim emeğin ürünü değil misiniz?
2 Başkaları için elçi değilsem bile, sizler için elçiyim ya! Rab yolunda elçiliğimin kanıtı sizsiniz.
3 Beni sorguya çekenlere karşı kendimi böyle savunurum.
4 Yiyip içmeye hakkımız yok mu bizim?
5 Öbür elçiler gibi, Rab’bin kardeşleri ve Kefas* gibi, yanımızda imanlı bir eş gezdirmeye hakkımız yok mu?
6 Geçimi için çalışması gereken yalnız Barnaba’yla ben miyim?
7 Kim kendi parasıyla askerlik yapar? Kim bağ diker de ürününü yemez? Kim sürüyü güder de sütünden içmez?
8 İnsansal açıdan mı söylüyorum bunları? Kutsal Yasa* da aynı şeyleri söylemiyor mu?
9 Musa’nın Yasası’nda, “Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın” diye yazılmıştır. Tanrı’nın kaygısı öküzler mi, yoksa bunu özellikle bizim için mi söylüyor? Kuşkusuz, bizim için yazılmıştır bu. Çünkü çift sürenin umutla sürmesi, harman dövenin de harmana ortak olma umuduyla dövmesi gerekir.
10 (SEE 9:9)
11 Aranıza ruhsal tohumlar ektiysek, sizden maddesel bir harman biçmemiz çok mu?
12 Başkalarının sizden yardım almaya hakları varsa, bizim daha çok hakkımız yok mu? Ama biz bu hakkımızı kullanmadık. Mesih Müjdesi’nin yayılmasına engel olmayalım diye her şeye katlanıyoruz.
13 Tapınakta çalışanların tapınaktan beslendiklerini, sunakta görevli olanların da sunakta adanan adaklardan pay aldıklarını bilmiyor musunuz?
14 Bunun gibi, Rab Müjde’yi yayanların da geçimlerini Müjde’den sağlamasını buyurdu.
15 Ama ben bu haklardan hiçbirini kullanmış değilim. Bunlar bana sağlansın diye de yazmıyorum. Bunu yapmaktansa ölmeyi yeğlerim. Kimse beni bu övünçten yoksun bırakmayacaktır!
16 Müjde’yi yayıyorum diye övünmeye hakkım yok. Çünkü bunu yapmakla yükümlüyüm. Müjde’yi yaymazsam vay halime!
17 Eğer Müjde’yi gönülden yayarsam, ödülüm olur; gönülsüzce yayarsam, yalnızca bana emanet edilen görevi yapmış olurum.
18 Peki, ödülüm nedir? Müjde’yi karşılıksız yaymak ve böylece Müjde’yi yaymaktan doğan hakkımı kullanmamaktır.
19 Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum.
20 Yahudiler’i kazanmak için Yahudiler’e Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasa’nın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım.
21 Tanrı’nın Yasası’na sahip olmayan biri değilim, Mesih’in Yasası altındayım. Buna karşın, Yasa’ya sahip olmayanları kazanmak için Yasa’ya sahip değilmişim gibi davrandım.
22 Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum.
23 Bunların hepsini Müjde’de payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum.
24 Koşu alanında yarışanların hepsi koştuğu halde ödülü bir kişinin kazandığını bilmiyor musunuz? Öyle koşun ki ödülü kazanasınız.
25 Yarışa katılan herkes kendini her yönden denetler. Böyleleri bunu çürüyüp gidecek bir defne tacı kazanmak için yaparlar. Bizse hiç çürümeyecek bir taç için yapıyoruz.
26 Bunun içindir ki, amaçsızca koşan biri gibi koşmuyorum. Yumruğumu havayı döver gibi boşa atmıyorum.
27 Müjde’yi başkalarına duyurduktan sonra kendim reddedilmemek için bedenime eziyet çektirip onu köle ediyorum.

1. Charles C. Ryrie, The Ryrie Study Bible, New King James Version s.1771

2. Bazı metinler açıklayıcı nitelikte olan şu sözleri ekler: “kendim Yasa’nın altında olmasam da ya da olmama karşın.”

3. William Arnot, The Church in the House, s.467,468

4. Charles C. Ryrie, The Grace of God. s.83

5. Bazı metinler “gibi”yi metin dışı bırakır, ama Pavlus’un savında önemlidir: Aslında güçsüz olmadı.

6. Sorunun büyük bir kısmı İngilizce KJV çevirisinin “alışılan kimse” çevirisinden kaynaklanır. Adokimos sözcüğü “tasvip edilmeyen” anlamındadır. Bir spor terimi olan “saf dışı kalma” olarak çevrilir.