1 Petrus 1

YORUM

I. İNANLININ AYRICALIKLARI VE ÖDEVLERİ (1:1 – 2:10)

A. Selamlama (1:1-2)

1:1   Petrus kendisini İsa Mesih’in bir elçisi olarak tanıtıyor. İsa tarafından on iki öğrenciden biri olarak görevlendirilmiş, o yüce ve yaşam değiştiren Müjde’yi duyurmak üzere görevlendirilmişti. Asıl mesleği balıkçılık olan bu kişi, göksel çağrıya karşılık vererek insan tutan bir balıkçı olmuştu.

Bütün Mesih inanlıları Mesih’in yeryüzündeki çıkarlarını temsil etmeye ve gözetmeye çağrılmışlardır. İster kendi ülkemizde, ister yabancı bir ülkede olalım, her birimiz Rab için çalışan bir hizmetkâr olmalıyız. İsa’nın izleyicileri olarak yaşamımızın en büyük amacı budur. Diğer bütün amaçlar ise ikinci sırada yer almalıdır.

Mektup Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya ve Bitinya bölgelerinde dağılmış olarak yaşayan gariplere ve yabancılara hitaben yazılmıştır. Peki bu sürgündekiler ya da bu bölgelere dağılanlar kimlerdi?

Petrus’un dağılanlar olarak söz ettiği inanlılar, bizi bunların Yahudilik’ten gelen inanlılar olduğu düşüncesine götürüyor. Çünkü Elçi Yakup da, İsrail’in on iki oymağından gelen inanlılardan söz ederken bu terimi kullanmaktadır (Yak. 1:1). Ayrıca Yuhanna 7:35’te geçen sözcük, ulusların arasına dağılmış olan Yahudiler’i tanımlamaktadır.

Bununla birlikte Petrus bu mektubunu büyük bir olasılıkla çevrelerindeki ulusların arasında yaşarken gördükleri elem ve baskılar yüzünden dağılan, diğer uluslardan gelen inanlılara da yazıyor olabilir. Böylece Petrus, Tanrı’nın dünyasal halkına (Yahudiler’e) verilmiş olan isimlerin çoğunu almakta ve bunları Tanrı’nın yeni toplumuna, yani inanlılar topluluğu dediğimiz kiliseye mal etmektedir. Onları seçilmişler (1:2), seçilmiş soy, Kral’ın kâhinleri, kutsal ulus ve Tanrı’nın öz halkı olarak adlandırıyor (2:9). Petrus ayrıca mektubu, diğer uluslardan gelen inanlılara yazmış olduğunu belirten üç ipucu daha vermektedir. İlk olarak, kendilerine atalarından boş bir yaşayış kaldığından söz eder (1:14-18) ve onları önceden halk olmayan insanlar olarak tanımlar (2:10). Son olarak da 4:3’te onların bir zamanlar diğer uluslar gibi yaşadıklarını söyler. O halde, Petrus’un dağılanlar olarak söz edip yazdığı bu kişilerin, çoğunluğunu Rab’be gelmeden önce diğer uluslardan gelen insanların oluşturduğu inanlılar topluluğu olduğunu gösteren sağlam bir kanıt bulunmaktadır. Eğer Petrus’un daha çok Yahudiler arasında çalışmaya çağrılan bir elçi olduğu şeklinde bir itiraz ortaya çıkacak olsa da, bu onun diğer uluslar arasında artık herhangi bir hizmet vermediği anlamına gelmez. Nitekim, Pavlus da diğer uluslar arasında çalışmaya çağrılan bir elçi olduğu halde, Yahudiler arasında da uzun zaman hizmet vermiştir.

1:2   Ayrıca mektubu alanların, Üçlü Birlik’in üç Kişisi’nin de aktif rol aldığı dört aşamalı bir kurtuluş sürecinden geçtikleri belirtilmektedir.

Her şeyden önce bu inanlılar Baba Tanrı’nın öngörüsü uyarınca seçilmişlerdi. Yani, Tanrı onları çağlar öncesinden Kendisine ait olmaları için seçmiştir. Tanrısal seçim konusu her zaman beğenilen bir konu değildir. Ama öyle de olsa bu, Tanrı’yı Tanrı olarak tanımladığı için erdemli bir kavramdır. Bunu insana çekici gösterme girişimleri ise sadece ve sadece Tanrı’nın egemenliğinin zedelenmesine neden olur. Tanrı’nın öngörüsüyle insanın sorumluluğunu bağdaştırma konusunda karşılaşılan herhangi bir güçlük Tanrı’nın değil, insanın düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Kutsal Kitap her iki öğretiyi de öğrettiğinden, her ikisine de inanmamız gerekir. Gerçek, bu iki görüşün ortalarında bir yerde değil, her iki aşırı uçtadır.

Burada Tanrı’nın seçiminin, Kendi öngörüsüne göre olduğu belirtiliyor. Bazıları bunu, Tanrı’nın ta başlangıçta, Kurtarıcı’ya iman edeceğini bildiği kimseleri seçmiş olduğu şeklinde anlıyor. Bazıları da Tanrı’nın, günahlı insanın kendisine kalsa Kurtarıcı’ya hiçbir zaman iman etmeyeceğini bildiğinden, belirli kimseleri lütfunun bir göstergesi olarak Kendi öngörüsüne göre ayırmış olduğunu söylüyorlar. Tanrı’nın bu öngörüsü uyarınca yapmış olduğu seçim konusunda insan olarak açıklayamayacağımız bazı gizemler varsa da, bu yönde ortada herhangi bir adaletsizlik olmadığından kesinlikle emin olabiliriz.

Kurtuluştaki ikinci aşama Ruh tarafından kutsal kılınmadır. Kutsanmanın bu yönü, kişi henüz Rab’be gelmeden önce gerçekleşir.1 Bu olay, Kutsal Ruh’un bir hizmetidir ve Kutsal Ruh bu hizmet aracılığıyla inanlıları Tanrı’ya ait olmaları için ayırır (2Se.2:13’e bkz.). Mantıksal olarak bu ayırma, Baba Tanrı tarafından yapılan seçimi izler. Tanrı, insanları ezelden tanımış ve seçmiştir. Kutsal Ruh, bu seçimi söz konusu kimselerin yaşamlarında bir gerçek haline getirmek için çalışmaktadır.

Bir insanın kurtulmasında görülen üçüncü aşama, günahlının Kutsal Ruh’un işleyişine verdiği tepkidir. Bu tepki, bu ayette İsa Mesih’in sözünü dinlemek olarak açıklanmaktadır. Bu itaat, kişinin günahlarından dönerek (tövbe ederek) İsa Mesih’i Kurtarıcısı olarak kabul etmesi demektir. Yeni Antlaşma’da, Müjde’ye itaat etmenin gerekliliği kavramıyla sık sık karşılaşılmaktadır (Rom.2:8; 2Se.1:8’e bkz.).

Son olarak, O’nun kanının serpilmesi olayı gelmektedir. Bu ifadeyi olduğu gibi alarak, bir kimse kurtulduğu zaman, üzerine İsa’nın kanının gerçekten de serpildiğini iddia edemeyiz. Bu terim mecazî bir anlamda, bir tür benzetme olarak kullanılmıştır. Burada söylenmek istenen şudur: Bir kimse Müjde’ye iman eder etmez, Mesih’in çarmıh üzerinde akıtmış olduğu kanı aracılığıyla bütün bereketlere sahip olur. Kurtarıcı’nın kanı 1900 yıldan uzun bir süre önce bir defa ve tüm çağlar için akmıştır; ve bundan sonra asla akmayacaktır. Ama biz İsa Mesih’e iman ettiğimizde bağışlanıyoruz, kurtuluşa ve sayısız berekete sahip oluyoruz.

Petrus, okuyucusunun ruhsal doğumundaki dört aşamayı inceledikten sonra, lütuf ve esenliğin onlarda gittikçe artması dileğinde bulunuyor. Onlar kurtuldukları zaman Tanrı’nın lütfunu ve bu lütuf aracılığıyla ortaya çıkan Tanrı’yla aralarındaki esenliği zaten tatmışlardı. Ama iman yaşamları için gerekli lütuf ya da güce; ve yine ahlâk değerleri bozuk bir toplum içerisinde yaşarken gerek duydukları esenliğe her yeni günde ihtiyaç duyacaklardır. Elçinin burada onlar için gittikçe artmasını dilemiş olduğu şeyler işte bunlardır. James Denny bir keresinde şöyle demişti: “Lütuf, Müjde’in ilk ve son sözü; esenlik, yani mükemmel bir ruhsal sağlık ise, lütfun tamamlanmış olan işidir.”

B. İnanlı Olarak Konumu (1:3-12)

1:3   Petrus, 3-12’nci ayetlerde kurtuluşumuzun benzersiz bereketlerini sıralıyor. Ayet, kurtuluşumuzun sağlayıcısı olan Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgü çağrısıyla başlıyor. Bu unvan Tanrı’yı, Rab İsa’yla bulunduğu iki yönlü ilişki içerisinde tanıtıyor. Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı terimi, Kurtarıcı’nın insan yönünü vurgulamaktadır. Babası terimi de, Tanrı Oğlu’nun tanrısallığına işaret etmektedir. Oğul’un adı tam olarak şöyle tanıtılıyor:

 

Rab Yüreklerde ve yaşamlarda egemenlik sürmeye yetkili tek Kişi.
İsa Halkını günahlarından kurtaran Kişi.
Mesih Tanrı tarafından meshedilen, göklerin en yüksek katına yükseltilen Kişi.

O, büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan (diri) bir umuda kavuşturdu. Bu kurtuluşun kaynağı, Tanrı’nın Kendisidir. Bu, O’nun bize karşı olan merhameti sayesinde olmuştur ve yeniden doğuşla kavuşulur. Şimdilik, bu merhametin bize verdiği ödül, diri ve yaşayan bir umuttur. İsa Mesih’in ölümden diriltilişi, kurtuluşumuzun temeli olduğu kadar, yaşayan umudumuzun da temelini oluşturur.

Bizler günahkârlar olarak sadece ölümü hak etmiştik. Önümüzde bizi kesin bir yargı ve ateşli bir öfke bekliyordu. Adem’le Havva’nın torunları olarak hepimiz ölüm cezasına çarptırılmıştık. Ama Tanrı, İsa’nın bizleri kurtarmak için gerçekleştirdiği iş aracılığıyla hem adil bir şekilde davranmış, hem de Tanrısız günahkârları kurtarmıştır. Günahlarımızın bedelini Mesih ödedi. Adaletin yerine gelebilmesi için gereken her şey teker teker yerine getirildi. Artık bereketler, İncil’e itaat eden kadın ve erkek herkese rahatlıkla ulaşabilir. Tanrı İsa Mesih’i ölümden dirilterek, Oğlu’nun fedakâr ölümünden hoşnut kaldığını belirtmiştir. İsa’nın ölümden dirilmesi Baba Tanrı’nın, İsa’nın, “Tamamlandı!” şeklindeki sözlerine “Amin!” demesidir. İsa’nın dirilişi ayrıca, Kendisine iman edenlerin bir gün aynı şekilde ölüler arasından dirileceklerini garantileyen bir şeref sözüdür. Bu, bizim yaşayan umudumuz, yani sonsuzlara dek Mesih’le birlikte olmak için cennete alınacağımız ve orada O’nunla sonsuzlara dek yaşayacağımız yolundaki diri beklentimizdir. F.B. Meyer, sözünü ettiğimiz yaşayan umudu, “Bulunduğumuz zaman ile geleceğimiz arasındaki köprü” olarak adlandırmaktadır.

1:4   4 ve 5’inci ayetler kurtuluşumuzun gelecekteki yönlerini açıklıyor. Yeniden doğduğumuzda göklerde saklı olan mirası alacağımız yolunda kesin bir umut elde ediyoruz. Bu miras, inanlının cennette sonsuza dek tadını çıkaracağı ve Mesih aracılığıyla sahip olacağı (Mez.16:5) her şeydir. Bu miras çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirastır:

  1. Çürümez sözcüğü, o şey hiçbir zaman bozulmayacak, kırılmayacak ya da dağılmayacak anlamındadır; yani ölümü görmeyecektir.
  2. Lekesiz sözcüğü, bu mirasın mükemmel bir durumda olduğu anlamına gelir. Hiçbir kir ya da iz onun paklığını lekeleyemez; yani günahtan uzaktır.
  3. Solmaz sözcüğü, söz konusu mirasın değer, yücelik ya da güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyeceği anlamındadır. Yani zamana bağlı olmayan / zaman dışı bir şeydir.

Dünyasal miraslara ne olacağı hiç belli olmaz. Bakarsınız mülkünüzün değeri para piyasasındaki dengesizlikler yüzünden düşüvermiş. Bazen vasiyetnamelere içlerinde isimleri belirtilmeyen kimselerce itiraz edilir ve bu kişiler itirazları sayesinde mahkeme yoluyla istediklerini elde ederler. Bazen de insanlar, miras hakları olduğu halde, teknik engeller nedeniyle bu mirasa sahip olamazlar. Ama bu göksel miras zaman içerisindeki değişikliklere tâbi değildir ve inanlının bu miras hakkı kesin bir şekilde güvence altına alınmıştır. Bu hak, imanlı için cennetin güvenilir kasasında saklanmaktadır.

1:5   İmanlılar için miras sadece korunmakla kalmayıp, imanlılar da bu miras için korunmaktadırlar. Bu dünyada bir mirasçı, miras daha dağıtılmadan önce ölebilir. Ama öte yandan bu mirası göklerde bizim için koruyan lütuf, bizi de mirasçılar olarak bu mirasın tadını çıkaralım diye korumaktadır. Tanrı’nın halkını seçmesi asla boşa değildir. Ezelden seçilenler, şimdiki zamanda kurtarılarak gelecekteki sonsuzluk için korunurlar. Bu nedenle bir Mesih inanlısı sonsuza dek güvenlik içerisindedir.

Ancak, sonsuz güvenliğin göksel (tanrısal) yönü olduğu kadar insansal yönü de bulunmaktadır. Bizler Tanrı’nın gücüyle korunuyoruz – göksel yön budur; ama bu iman sayesinde oluyor – insansal yön de budur. Ne var ki bu, bir kimsenin, sadece imanını koruduğu sürece kurtulmuş olduğu anlamına gelmez. Gerçek bir imanın bulunduğu yerde süreklilik de olacaktır. İnsanı günahlarından kurtaran iman, her zaman süreklilik taşır.

Tanrı çocuğu, zaman sona ererken (bu çağın sonunda) açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşsun diye korunmaktadır. Bu ifade kurtuluşun gelecek zamanından söz etmektedir. Sık sık kurtuluşun üç zamanı olduğundan söz edilir:

  1. Bir Mesih inanlısı Kurtarıcı’ya ilk iman ettiğinde günahın gerektirdiği cezadan kurtarılmıştır (Ef.2:8);
  2. İsa’nın kurtarıcı gücünün, içinde yaşamasına izin vererek her gün günahın gücünden kurtarılmaktadır (Rom.5:10);
  3. Rab yeryüzünden imanlıları aldığı zaman günahın varlığından tamamen kurtarılacaklardır (İbr.9:28). İnanlının bedeni bir anda değiştirilerek yüceltilecek; günah, hastalık ve ölümden sonsuza dek özgür olacaktır. Kurtuluşun bu gelecek zamanı, aynı zamanda kutsalların Mesih’le birlikte yeryüzüne gelecekleri ve açıkça Tanrı’nın çocukları olarak gösterilecekleri zamanı da kapsamaktadır (1Yu.3:2).

1:6   İmanlı bir kişi, bedenlerimizin kurtarılacağı ve görkemli bir mirasa sahip olacağımız umuduyla, acı çektiği ve denenmelerle karşılaştığı durumlarda bile büyük bir sevinçle coşabilir. Petrus’un bu mektubu gönderdiği Mesih inanlıları, Mesih’e olan iman ve tanıklıkları nedeniyle elem ve sıkıntı çekiyorlardı. Petrus onlara Mesih inancının akla sığmayan, ama hoş bir yönünü, sıkıntı ve üzüntü anında dahi yaşanabilen sevinci hatırlatıyor. Bu sevinç onlarda iki şekilde olmaktadır: İlk olarak, korunmakta olan bir halk (kendileri) için saklanan miras nedeniyle; sonra da çeşitli denenmelerin sadece kısa bir zaman için olduğunu ve bunun karşısındaki yüceliğin sonsuzluğa dek süreceğini bildikleri için seviniyorlardı (2Ko.4:17). Sayısız sıkıntılar nedeniyle ortaya çıkan üzüntü anında bile sevincin bulunabildiği konusunda yorum yapan J.H. Howett şöyle yazar: “İşe yaramaz bir çöl diye baktığım şeyde böylesine bereketli bir pınar bulacağımı hiç beklemiyordum.”

1:7   Elem çeken kutsalların, bu elemlerin amaçsız ya da ürünsüz olmadığını bilmelerinde daha da ileri bir teselli bulunmaktadır. Rab’bi tanımayan kişilerin çektiği sıkıntı ve elemler, onların sonsuza dek çekmek zorunda kalacağı cehennem acılarının sadece küçük bir örneğini oluştururlar. Ancak, bu durum Mesih inanlıları için geçerli değildir. Tanrı çocuğunun bu hayatta çekeceği sıkıntılardaki yararlı amaçlardan bir tanesi de, inanlının imanının içtenliğinin kanıtlanmasıdır. Petrus bu ayette imanımızı altınla karşılaştırmaktadır. Bilinen bütün madenlerin içerisinde en dayanıklı olanı altındır. Yüksek derecedeki bir ateşe tutulduğunda bile dayanıklıymış gibi gözükür. Ne var ki altın bile kullanıla kullanıla eskiyebilmekte ya da ateş aracılığıyla yok olup gidebilmektedir.

Gerçek iman ise yok edilemez! İmanlı, bu dünyada yaşarken çetin tecrübeler ve sıkıntılardan geçebilir. Ama bu sıkıntılar onun imanını yok edeceği yerde, yiyerek beslenebileceği bir besin durumuna gelir.

Eyüp peygamber gelmiş geçmiş bütün insanlar arasında, belki de bir gün içinde başına en çok bela ve dert gelen kişiydi. O kadar çok şey kaybettiği halde yine de şu çarpıcı sözleri söyleyebilmişti: “Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz” (Eyü.13:15). Babil’in yanan fırınlarına atılan üç genç, resmen ateş ile deneniyordu. Ateş onların imanının gerçek bir iman olduğunu kanıtlamıştı. Ateş, onları bağlayan ipleri yakmış ve böylece özgür kılmıştı (Dan.3:12-30). Onlar fırındaki ateşin içindeyken, “Tanrı Oğlu’na” benzer bir kişi onların arasında duruyordu. İmanın içtenliği, sadece ateş ile denenebilir. Her şey yolunda gittiği zaman bir Mesih inanlısı olmak çok kolaydır. İnsanlar önünde Mesih’e iman ettiklerini söyleyen inanlılara çeşitli sıkıntı ve baskılar gelmeye başlayınca, sözde inanlı olanlar bir anda sıvışarak kalabalığın arasına karışırlar. Hiçbir bedeli olmayan bir inancın değeri de yoktur. Bedel ödemek istemeyen iman sahtedir. İşte Yakup’un kınadığı iman da bu tür sahte bir imandır.

Gerçek iman, İsa Mesih göründüğünde bize övgü, yücelik ve onur kazandıracaktır. Bu, şu anlama gelmektedir: Tanrı denenmeye karşı dayanan bir imanı ödülsüz bırakmayacaktır. Çekmiş oldukları sıkıntılarda bile sevinç duyan inanlılara yücelik ve onur armağan edecektir.

İsa Mesih kralların Kralı ve rablerin Rabbi olarak egemenlik sürmek için yeryüzüne tekrar geldiği zaman, bu herkes tarafından açıkça görülecek ve dünyanın reddedip küçümsediği inanlılar açık bir şekilde Tanrı’nın çocukları olarak gösterileceklerdir. Çeşitli ayetleri birbirleriyle karşılaştırdıktan sonra vardığımız sonuca göre, inanlılara verilecek olan ödüller, inanlılar göğe alındıktan sonra, gökte Mesih’in yargı kürsüsünde ilan edilecektir. Ama ödüllerin bütün insanlar önünde açıklanışı, İsa Mesih’in ikinci gelişinde gerçekleşecektir.

1:8   Petrus bu ayette, kurtuluşumuzun şu anda bizde yarattığı sevinci – Mesih’in imanla kabul edilişini inceliyor. İsa’yı hiç görmediğimiz halde O’nu seviyoruz.2 Şu anda O’nu görmediğimiz halde O’na iman ediyoruz. İşte Rabbimiz’in Tomas’a söz etmiş olduğu o mutluluğa ancak bu şekilde kavuşabiliyoruz: “Görmeden iman edenlere ne mutlu!” (Yu.20:29).

William Lincoln şöyle yazmıştır:

İnsanlar sevgiden çok söz ediyorlar. Ama ne var ki Tanrı’yı ve Mesih’i sevmenin gerçek kanıtı; sıkıntı ve elem anında da olsa şöyle diyebilmektir: ‘Rab’bi üzerek O’nun üzerimdeki iyilik ve gülümseyişini kaybedeceğime, zor da olsa sıkıntılara göğüs germesini öğreneceğim.’ Sevgi, kuru bir ekmekle ve Tanrı’nın gülümseyişiyle yetinecektir. Zira bu şeylere sahip olmak, bundan daha iyi bir durumda ve herkes tarafından beğenilen biri olmaktan daha iyidir. Tanrı’nın her gerçek çocuğu böyle bir sınavla karşı karşıya gelmelidir. Çünkü buğdayı samandan ancak böyle bir sınav ayırabilir. Altın da ateşle denendikten sonra ortaya çıkar ve üzerindeki kirden ancak o zaman temizlenir. 3

O’na iman ederek sözle anlatılamaz yüce bir sevinçle coşuyoruz. İman aracılığıyla O’nunla birleşmek demek, sevincin kaynağıyla sonsuz ve kesintisiz bir ilişkide olmak demektir. Mesih inanlısının sevinci koşullara değil, yalnızca şu anda Tanrı’nın sağında bulunan, ölümden dirilmiş ve yüceltilmiş olan İsa Mesih’e dayalıdır. Mesih’i şu anda oturmuş olduğu yücelik tahtından kaldırmak nasıl mümkün değilse, inanlının da bu sevincini elinden almak aynı şekilde mümkün değildir. Bunların her ikisi de bir arada bulunurlar ve birbirlerinden ayrılmazlar.

1:9   Petrus bu ayette imanın şu anki ürünü olan canların kurtuluşundan söz ediyor. Bedenin kurtuluşu ise hâlâ gelecektedir. Bu kurtuluş, Mesih’in kutsallar için ikinci kez gelişinde gerçekleşecektir. Ama Mesih’e olan imanımızın sonucu olarak canlarımızın kurtuluşuna kavuşuyoruz. Burada, insanın maddesel olmayan yönünden, yani kişiliğinden söz etmektedir. Bu, insan öldüğü zaman bedeninden ayrılan candır. Bu ayet aynı zamanda ruhu da içerisine almaktadır. Bizler Tanrı bilincine ancak bu ruh aracılığıyla varabiliriz. İnsanın canı, kişi İsa’nın adıyla tövbe edip yeniden doğduğu zaman kurtulur.

1:10   Bu kurtuluş birçok Eski Antlaşma peygamberinin inceleme ve araştırma konusu olmuştur. Tanrı’nın eski çağlarda yaşayan habercileri, bize verilecek olan ve hak etmediğimiz iyiliği, yani Tanrı’nın lütfunu önceden bildirdiler. Oysa kendileri ne yazdıklarını tam olarak anlayamıyorlardı (Bkz. Dan.12:8).

1:11   Eski peygamberlerin anlayamadıkları şeyler şunlardı: (1) Mesih olarak ortaya çıkacak Kişi’nin kimliği; (2) O’nun ortaya çıkacağı zaman. Onlar Tanrı’nın Ruhu tarafından esinlenerek Mesih’in çekeceği acıları ve bu acıların ardından gelecek yücelikleri bildirdiler. Ama ne var ki, bu iki olay arasında 1900 yıllık bir fark olduğunu anlayamadılar. Sık sık kullanılan bir benzetmede olduğu gibi, onlar ileriye baktıklarında şu iki dağ tepesini birden görüyorlardı: İsa’nın elem çekip öldüğü Golgota tepesini; Mesih’in yeniden geldiğinde görkemle ineceği Zeytin Dağı’nı. Oysa bu iki tepe arasındaki vadiyi, yani bizim geçmiştekini ve gelecektekini onlardan çok daha belirgin bir şekilde görebildiğimiz bugünkü Lütuf Çağı’nı göremiyorlardı.

1:12   Tanrı’nın Ruhu onlara, bu konularda kendilerine değil, henüz doğmamış kuşaklara hizmet ettiklerini açıkça gösterdi. Peygamberlerin sözleri o zamanki kuşak için belirli bir anlam taşıyor olsa da, onlar bu sözlerin anlamının o günlerdeki olaylarla açıklanamadığının farkındaydılar.

Bu durum birkaç soruyu da beraberinde getirmektedir: Eski Antlaşma peygamberlerinin imanla aklanma gerçeğinden haberleri yok muydu? Bizim kurtuluşumuz hakkında anlayamadıkları şeyler nelerdi? Hangi anlamda kendilerine değil, bize hizmet ediyorlardı?

William Lincoln şöyle yazıyor:

Tanrı lütfunun doluluğu Mesih gelinceye kadar ortaya çıkamamıştı. Tanrı önceden Hanok gibi inanlıları kurtarıp cennete alabiliyordu. Ancak Mesih ile olan birlik ve bu birliğin ortaya çıkaracağı her şey, Mesih ölüp dirilinceye dek yaşanamayacaktı. Tanrı, Oğlu’na saygınlık kazandırmaktan ne kadar da hoşnut oluyor! 4

Peygamberler için üstü kapalı olan şeyler artık açıkça anlaşılıyordu. Kutsal Ruh gökten yeryüzüne Pentikost Günü’nde geldi. Elçiler, Kutsal Ruh’un üzerlerine inmesiyle Nasıralı İsa’nın geleceği vaat edilen Mesih olduğunu, insanların günahları uğruna öldüğünü, gömüldüğünü ve üçüncü gün ölümden dirildiğini duyurmaya başladılar. Kurtuluşun Mesih’e olan iman aracılığıyla karşılıksız bir armağan olarak sunulduğunu bildirdiler. Tanrı’nın bu çağdaki amacının bütün uluslardan kendi ismi için bir halk oluşturmak olduğunu ve Rab İsa’nın bir gün yeryüzüne geri gelerek evrensel egemenliğini kuracağını öğrettiler.

İmanlıların bu çağda ellerinde tuttukları ayrıcalıklar yalnızca onların önceki peygamberlerin anlayamadığı şeyleri anlayabilmelerinde değil, aynı zamanda meleklerin de bu kurtuluş hakkındaki gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duydukları gerçeğinde görülmektedir. Melekler Eski Antlaşma’da olduğu gibi, Yeni Antlaşma’da da önemli bir yer tutarlar. Melekleri, Mesih’in doğumu, çölde denenmesi, Getsemani bahçesinde çektiği elem ve dirilişi olaylarında görmekteyiz. Ama bizim bildiğimiz kadarıyla cennetten kovulan meleklerin herhangi bir şekilde kurtarılmaları mümkün değildir. Mesih meleklere değil, İbrahim’in soyundan olanlara yardım etmeye gelmiştir (İbr.2:16). İnanlılar topluluğu, meleklere Tanrı’nın çok yönlü bilgeliğini göstermektedir (Ef.3:10). Ama kurtuluşumuzun bize getirdiği sevinç ve heyecana paydaş olmak onlar için belirlenmemiştir.

C. İnanlının Konumu Işığındaki Davranışları (1:13 – 2:3)

1:13   Bu ayetten başlayarak, vurgulanmakta olan konuda bir değişme görülüyor. Petrus bu ayete gelinceye dek kurtuluşumuzun yüceliklerinden söz ediyordu. Bu noktada, daha önce söylediklerine dayalı olan teşvik edici sözler söylemeye başladığı görülmektedir. Jowett şöyle diyor: “Şu anki çağrı tavsiye etmeye yönelik bir müjdeye dayanıyor… Ruhsal dürtü, üstün gerçeklerin hızıyla yaratılıyor; eylem için gereksinim duyulan güç ise, Müjde’nin merkezinden doğuyor.” 5

İlk olarak Petrus, kutsalların zihinlerini “eyleme” hazırlamalarını istiyor. Eski çeviride bu, “fikrinizin belini kuşatarak” şeklinde yazılmıştır. Zihnin belini kuşatmak çok ilginç bir deyimdir. Doğu ülkelerinde yaşayan insanlar uzun giysiler giyerlerdi. Biraz hızlı yürümek ya da koşmak istediklerinde veya yürümelerine engelleyen bir durumla karşılaştıklarında uzun giysilerinin eteklerini yukarıya çekip bellerine bağlarlardı (Bkz. Çık.12:11). Böylece onlar bellerini kuşatmış olurlardı. Peki, Petrus zihinlerinizin belini kuşatın demekle neyi kastediyor? İmanlılar düşman bir dünyaya gittikleri zaman panik ya da kafalarının karışmasından kaçınmalıydılar. Sıkıntı ve elem zamanlarında kargaşalık ve panik eğilimleri daima olabilir. Bu yüzden, eyleme hazır bir zihin güçlü ve sakin bir zihindir. Böyle bir zihin, insan baskısı ya da korkusundan hiçbir zaman etkilenmez.

Düşüncedeki bu kararlılık durumu daha sonra ayık olun sözleriyle de teşvik edilmektedir. Bu, kişinin paniğe kapılması yerine kendini tutabilmesi anlamına gelir. Çünkü uyanık bir ruh dengeli ve dayanıklı bir ruhtur.

Bundan sonra kutsallar, iyimser ve ileriye bakan bir görüşe sahip olmaları yönünde isteklendiriliyorlar. Umudunuzu tümüyle İsa Mesih’in görünmesiyle size sağlanacak olan lütfa bağlayın. Mesih’in tekrar geleceği yönünde verilen bu güvence, yaşamın çeşitli fırtınaları ve sıkıntılarına dayanmak için güçlü bir güdü olarak gösterilmektedir. İsa Mesih’in görünmesi terimi, genellikle O’nun yeryüzüne yücelikle açıklanacağı ikinci gelişi olarak kabul edilmektedir. Öte yandan bu terim, Mesih’in kendi kutsalları için yeryüzüne gelip inanlıları alacağı zamanı da belirtiyor olabilir.

1:14   14-16’ncı ayetlerde söz dinleyen (itaatkâr) bir zihinden söz edilmektedir. Söz dinleyen çocuklar, eski yaşamlarında kendilerinde görülen günahlara bir daha düşmemelidirler. Bundan böyle Mesih inanlıları olarak, kendilerini ismini taşıdıkları Kişi’nin yaşam biçimine uydurmaları gerekmektedir. Eğer bu dünyanın gidişatına uyuyorlarsa, o zaman kendilerindeki göksel özellikleri de inkâr etmiş olurlar. Artık Kutsal Ruh aracılığıyla aydınlatıldıklarına göre, bilgisizlik ya da cahillik dönemlerinde yapmış oldukları şeyleri şimdi bırakmaları gerekmektedir. Geçmiş zamandaki tutkular, Tanrı’yı tanımadıkları dönemlerde işlemiş oldukları günahlar anlamındadır.

1:15   Yaşamlarımız bu tanrıtanımaz dünyadaki yaşayışı taklit edeceğine, bizi çağıran Tanrı’nın kutsal karakterini yansıtmalıdır. Tanrı yoluna bağlı olmak demek, Tanrı gibi olmak demektir. Tanrı her açıdan kutsaldır. Eğer O’na benzeyeceksek, her davranışımızda O’nun gibi kutsal olmamız gerekir. Bu dünyada yaşarken asla O’nun kutsallığına erişecek kadar kutsal olamayacağız; ama O kutsal olduğu için bizler de kutsal olmalıyız.

1:16   Petrus Tanrı’nın halkından kendisi gibi olmalarını istediğini kanıtlamak için Eski Antlaşma’ya dönüyor. Levililer 11:44’te Rab şöyle diyordu: “Kutsal olun, çünkü ben kutsalım!” Mesih inanlıları kutsal bir yaşam sürebilmeleri için içlerinde yaşayan Kutsal Ruh aracılığıyla güçlendirilirler. Eski Antlaşma döneminde yaşayan inanlılar bu yardım ve bereketlere sahip değillerdi. Ama bizler onlardan daha büyük ayrıcalığa sahip olduğumuz için, daha da büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Petrus’un Levililer Kitabı’ndan alıntı yaptığı ayet, Yeni Antlaşma’da anlam olarak yeni bir takım derinlikler kazanmaktadır. Bu, biçimsel ile yaşamsal arasındaki farktır. Kutsallık Eski Antlaşma’da Tanrı’nın idealiydi. Oysa Gerçeğin Ruhu’nun gelmesiyle somut ve görülebilen bir özellik kazanmıştır.

1:17   Bizler sadece kutsal olma yönünde teşvik edilmiyor, aynı zamanda saygınlık taşıyan bir zihne sahip olmaya da çağrılıyoruz. Bu saygınlık taşıyan düşünce Tanrı korkusudur. Aynı zamanda, Baba diye hitap ettiğimiz Kişi’nin, çocuklarını kimseyi kayırmadan, yaptıklarına göre yargılayacağını anlamak demektir. O’nun bilgisinin sınırsızlığının ve yargısındaki keskinliğin farkına vardıkça, O’nu hoşnut edememekten korkarak yaşamalıyız. Baba, kendininkileri bu dünyada kendisi yargılar. Öte yandan günahkârları yargılama işini İsa Mesih’e vermiştir (Yu.5:22).

Lincoln bu konuda şunları yazıyor: “O, kendisini hoşnut etmek için yürekte bir arzu, kafada bir akıl ve amaçta bir dürüstlük var mı diye bakmakta ve bunların hepsini görmektedir.” 6

Bizler, gurbeti andıran bu dünyadaki zamanımızı Tanrı korkusuyla geçirmeliyiz. Bu dünya Mesih inanlılarının evi değildir. Bizler cennetten uzak olarak yabancı bir ülkede yaşıyoruz. Bu nedenle, dünya sürekli vatanımızmış gibi buraya yerleşmeye kalkmayalım. Ve yine bu dünyadaki imansızları kendimize örnek almayalım. Kendimize daima, varacağımız göksel vatanı hatırlatalım ve bu dünyada yaşarken bile cennetin vatandaşları olarak yaşamaya gayret edelim.

1:18   İnanlılar Rab’be gelmeden önce diğer insanlardan hiç de farklı değildiler. Onların konuşmaları ve davranışları da çevrelerindeki insanlar gibi boş ve anlamsızdı. Rab’be gelmeden önceki yaşayışları, atalardan kalma boş yaşayış olarak tanımlanıyor. Ancak, onlar bu boş yaşayıştan o büyük ödemeyle satın alındılar. Dünyanın tutsaklığından sonsuz bir kefaretle özgür kılındılar. Şeytan’ın tutsak aldığı bu insanlar gümüş ya da altınla mı özgür bırakıldılar? (Bkz. Çık. 30:15).

1:19   Onların özgür bırakılmaları, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesiyle olmuştur. Mesih, kusursuz ve lekesiz bir kuzudur. Yani hem içte hem de dışta tamamen mükemmeldir. Eğer bir Mesih inanlısı dünyanın zevk ve eğlencelerine dönmeye, dünyasal modalara ve yaşam biçimlerine uymaya ve her çeşit aldatıcılığıyla dünyadaki imansızlar gibi yaşamaya ayartılıyorsa, bu kişi şu önemli gerçeği hatırlamalıdır: Mesih kutsal kanını inanlıyı bu tür bir yaşamdan kurtarmak için akıttı. Dünyaya geri dönmek, bizim için büyük bedellerle kurulan köprüden geçerek dünyanın pislik ve aldatıcılığına gerisin geriye dönmek demektir. Daha da önemlisi bu, Kurtarıcı’ya bile bile vefasızlık etmek anlamındadır.

“Kurbanın büyüklüğünden, günahın büyüklüğünü değerlendirin. Sonra da Tanrı’nın Oğlu’na, yaşamına mal olan şeyi sonsuza dek yapmama kararını alın.”

1:20   Mesih’in bizim için yaptığı iş, Tanrı’nın aklına sonradan gelmiş değildir. Kurtarıcı’nın bizim için öleceği daha dünyanın kuruluşundan önce belirlenmişti ve çağların sonunda, yani yasa döneminin sonunda bizi eski yaşayış biçimlerimizden kurtarmak için ortaya çıktı. Lincoln şöyle bir yorumda bulunuyor: “Bu son çağda dünyanın ruhsal tarihi Mesih’in çarmıhıyla kapandı. Dünyada olması gereken her şey oldu ve dünya Tanrı’nın önünde son buldu.” 7

Petrus göz önünde bulundurulan bu noktalara birkaç ekleme daha yaparak, Mesih’in bizi kurtarmak için öldüğü bu dünyasal sistemlerden tamamen uzaklaşmamız gereğini daha da derinden düşünmemizi öneriyor. Bizler dünyada yaşıyorsak da bu dünyaya ait değiliz. Kendimizi, henüz Rab’be gelmemiş ve kurtulmamış insanlardan soyutlamamalı, tersine onlara Kurtuluş Müjdesi’ni iletmeliyiz. Öte yandan onlarla olan ilişki ve alışverişlerimizde asla onların günahlarına ortak olmamalıyız. Bizler yaşamımızla Tanrı’nın çocukları olduğumuzu göstermek zorundayız. Dünyadaki imansızlar gibi yaşarsak tanıklığımız zayıflar. İman etmemiş kişiler, yaşamlarımızdaki farklılığı ve olumlu yöndeki değişikleri göremezlerse, tövbe edip Mesih’e gelme konusunda herhangi bir ihtiyaç duymayacaklardır.

1:21   Tanrı’ya, O’nun aracılığıyla iman ettiğimiz gerçeğine bakarak Rab İsa Mesih’e daha da bağlı olmamız gerekmektedir. Baba’nın yüreğini bize açan ve gösteren Kişi O’dur. W.T.P. Wolston’un dediği gibi, “İnsan, Tanrı’yı yarattıklarına, elindeki bereketlere ya da yasaya bakarak değil, sadece ve sadece Mesih’e bakarak tanıyabilir.” 8 Baba, Mesih’in bizi kurtarmak için gerçekleştirdiği işten son derece hoşnut kaldığını belirtmek için O’nu ölüler arasından diriltmiş ve yüceltmiştir. Bütün bunlar, imanımızın ve umudumuzun yalnızca Tanrı’da olması için gerçekleştirilmiştir. Bizim tüm yaşamımız ve varlığımız bugünkü yozlaşmış dünya sisteminin değil, Tanrı’nın elindedir.

1:22   Elçi Petrus, okuyucularından içten bir sevgiye sahip olmalarını istiyor (1:22-2:3). Burada ilk olarak yeniden doğuşu tanımlanmakta ve yeniden doğuşun getirdiği değişikliklerden birisinin, kardeşler için içten bir sevgiye sahip olmak olduğunu belirtilmektedir (1:22a). Sonra da bize sevme sorumluluğunu yüklemektedir (1:22b). Ardından, yeniden doğuş konusuna dönerek, özellikle bu yeni yaşamı besleyip büyüten tohumu –Tanrı Sözü’nü– (1:23-25) ele alır ve bu sözü kabul edenlerin taşıdığı sorumlulukları bir kez daha vurgular (2:1-3).

Petrus 1:22’de yeniden doğuşu şöyle tanımlıyor: Kendinizi arıttınız… Kurtulduğumuz zaman Tanrı tarafından arıtıldığımızı hiçbir şüphe duymadan anlıyoruz. Çünkü gerçekte kendimizi arıtıp paklayabilecek bir güce sahip değiliz. Bu nedenle bu mecazî sözlerde, söz konusu arınmayı tecrübe edenlerimizin buna, iman ettikleri zaman sahip oldukları belirtilmektedir.

Bu arıtma ve paklanma işinde kullanılan malzeme, gerçeğe itaat etmektir. Petrus burada insanın ruhunu kurtaran imanın bir itaat girişimi olduğunu ikinci kez tekrarlıyor (Bkz. 1:2). Elçi Pavlus da Romalılar’a yazdığı mektupta “iman ederek söz dinleme” terimini iki kez kullanmaktadır. Düşüncelerimizde iman ile söz dinlemeyi birbirinden ayırmaya çalışmamalıyız. Gerçek bir iman, söz dinleyen bir imandır. Böyle bir imana da ancak ve ancak “Kutsal Ruh aracılığıyla sahip olabiliriz.” 9

Yeniden doğuşun hedeflerinden birisi de kardeşler için içten bir sevgiye sahip olmaktır. Bizler bütün inanlı kardeşlerimizi sevmek için kurtarıldık. İşte bu sevgiyle ölümden hayata geçtiğimizi biliriz (1Yu.3:14). Dünya da bizim İsa Mesih’in izleyicileri olduğumuzu bu şekilde anlar (Yu.13:35).

Evet, bu ayetteki isteklendirici sözler şöyle sıralanıyor: Birbirinizi candan, yürekten sevin. Bu durum Yeni Antlaşma’da düz bir ifade cümlesinin, başka bir emir cümlesinin temelini oluşturduğu birçok örnekten biridir. Asıl duyurulan söz şudur: Kendinizi arıttınız ve kardeşler için içten bir sevgiye sahip oldunuz… Sonra emir gelir: Birbirinizi candan ve yürekten sevin. Ruhsal olarak böyle bir duruma getirilmiş olduğumuzdan, bu pratik (uygulanması gereken) şeyi otomatik olarak yapmamız gerekmektedir. Sevgimiz sıcak, yürekten, güçlü, samimi, sürekli ve saf olmalıdır.

Birbirinizi sevin şeklindeki bu isteklendirici söz, sıkıntı ve baskılardan geçen inanlılar için çok daha yerinde bir sözdür. Çünkü, “Sıkıntı anlarındaki incir çekirdeğini doldurmayacak önemsiz anlaşmazlıklar, insana aşılmaz bir dağ gibi gelir” sözü herkesçe bilinen bir sözdür.

1:23   Petrus yine bu ayette okuyucularını yeniden doğuşlarına, ama bu kez o doğuşun tohumuna, yani Tanrı Sözü’ne götürüyor. 2:1-3’teki isteklendirici sözler, 23’üncü ayetteki bu sözler üzerine kurulacaktır.

Bu yeniden doğuş, ölümlü tohum ya da bozulan tohum aracılığıyla değildir. Yani bu doğum, insanın bedensel doğumuna benzemez. İnsan yaşamı, çürüme ve ölüme mahkûm olmuş tohum aracılığıyla ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu yaşam da kendisini ortaya çıkaran tohumun özelliklerine sahiptir – o da geçicidir ve yok olacaktır.

Yeniden doğuş, Tanrı’nın sözü aracılığıyla ortaya çıkar. İnsanlar Kutsal Kitap’ın sözlerini duydukları ya da okuduklarında, kendi yaşamlarındaki günahları ve bu günahlardan tek kurtuluş yolunun Mesih’i Kurtarıcı olarak kabul etmek olduğunu görürler. Bunun sonucunda da günahlarından tövbe ederek Tanrı’ya gelirler. Hiç kimse bu bozulmayan tohumun aracılığından başka bir yolla kurtulmuş değildir ve kurtulmayacaktır.

Samuel Ridout, The Numerical Bible’da şunları not ediyor:

…Birinci bölümde bozulmayan üç şeyle karşılaşıyoruz: Çürümez bir miras (4); kusursuz bir kurtuluş (18-19); ve aracılığıyla yeniden doğduğumuz kalıcı bir söz (23). Böylece, kusursuz bir mirasın tadını çıkarabilmemize uygun ve değerini asla yitirmeyen bir kurtarışa dayalı olan kusursuz bir doğamız vardır. Sonsuz kusursuzluğun mührü nasıl da hepsinin üzerindedir. Yumuşak ve sakin bir ruh olan o “solmayan” süs, bunlara çok yakışan bir tamamlamadır (bölüm 3:4). 10

Tanrı’nın sözü diri ve kalıcıdır. 11 Gök ve yer ortadan kalksa da Tanrı’nın sözü sonsuza dek kalacaktır (Mez.119:89). Bu nedenle bu söz aracılığıyla ortaya çıkacak yaşam da sonsuz olacaktır. Söz aracılığıyla yeniden doğanlar, Söz’ün sonsuz olma özelliğine de sahip olurlar.

Çocuğun doğumunu sağlayacak olan mikroskobik yapıdaki tohum, çocuğun bütün özelliklerini içerisinde barındırır. Çocuğun bütün özellikleri tohum aracılığıyla belirlenir. Tohumun çürümeye mahkûm olduğu gibi, bu tohum aracılığıyla ortaya çıkacak insan yaşamı da çürümeye mahkûmdur.

1:24   İnsanın yaşamının geçiciliği Yeşaya 40:6-7’den yapılan bir alıntıyla vurgulanmaktadır. İnsan yaşamı tıpkı bir otunki gibi kısa ve geçicidir. Fiziksel güzellik de kırlardaki çiçeklerde olduğu gibi kısa bir zaman sonra yok olup gider. Ot kurur, çiçekler ise solarlar.

1:25   Buna karşılık, Rab’bin sözü sonsuza dek kalır (Yşa.40:8). Böylece imanlının bu yeni yaşamı da tıpkı Rab’bin sözü gibi sonsuza dek kalıcıdır – ölümsüzdür. İşte, bu bozulmaz, çürümez ve sonsuza dek kalıcı olan söz, Petrus’un okuyucularına müjdelenen ve onları yeniden doğuşa kavuşturan Müjde’nin mesajıdır. Bu söz onların sonsuz yaşam kaynağıydı.

 

Kutsal Kitap

1 Mesih İsa’nın elçisi ben Petrus’tan Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya İli* ve Bitinya’ya dağılmış ve buralarda yabancı olarak yaşayan seçilmişlere selam!
2 İsa Mesih’in sözünü dinlemeniz ve O’nun kanının üzerinize serpilmesi için, Baba Tanrı’nın öngörüsü uyarınca Ruh tarafından kutsal kılınarak seçildiniz. Lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.
3 Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun. Çünkü O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.
4 (SEE 1:3)
5 Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Tanrı’nın gücüyle korunuyorsunuz.
6 Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız.
7 Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız, İsa Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir.
8 Mesih’i görmemiş olsanız da O’nu seviyorsunuz. Şu anda O’nu görmediğiniz halde O’na iman ediyor, sözle anlatılmaz yüce bir sevinçle coşuyorsunuz.
9 Çünkü imanınızın sonucu olarak canlarınızın kurtuluşuna erişiyorsunuz.
10 Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler, araştırmalar yaptılar.
11 İçlerinde olan Mesih Ruhu, Mesih’in çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh’un hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar.
12 Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekleri gökten gönderilen Kutsal Ruh’un gücüyle size Müjde’yi iletenler bildirdi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.
13 Bu nedenle zihinlerinizi eyleme hazırlayın, ayık olun. Umudunuzu tümüyle İsa Mesih’in görünmesiyle size sağlanacak olan lütfa bağlayın.
14 Söz dinleyen çocuklar olarak, bilgisiz olduğunuz geçmiş zamandaki tutkularınıza uymayın.
15 Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğuna göre, siz de her davranışınızda kutsal olun.
16 Nitekim şöyle yazılmıştır: “Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.”
17 Kimseyi kayırmadan, kişiyi yaptıklarına bakarak yargılayan Tanrı’yı Baba diye çağırdığınıza göre, gurbeti andıran bu dünyadaki zamanınızı Tanrı korkusuyla geçirin.
18 Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesiyle kurtuldunuz.
19 (SEE 1:18)
20 Dünyanın kuruluşundan önce bilinen Mesih, çağların sonunda sizin yararınıza ortaya çıktı.
21 O’nu ölümden diriltip yücelten Tanrı’ya O’nun aracılığıyla iman ediyorsunuz. Böylece imanınız ve umudunuz Tanrı’dadır.
22 Gerçeğe uymakla kendinizi arıttınız, kardeşler için içten bir sevgiye sahip oldunuz. Onun için birbirinizi candan, yürekten sevin.
23 Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz.
24 Nitekim,”İnsan soyu ota benzer, Bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, Ama Rab’bin sözü sonsuza dek kalır.” İşte size müjdelenmiş olan söz budur.
25 (SEE 1:24)

1. Kutsal kılınmanın daha sonra meydana gelen çeşitli şekilleri vardır. Bir kimse yeniden doğduğunda, “Mesih’te” (İbr.10:10, 14) olduğu için, yani bulunduğu yer nedeniyle kutsanır. Bu inanlı, iman yaşamı süresince pratik olarak da kutsanacaktır. Diğer bir deyişle, daha çok Mesih’e benzeme, yani Mesih gibi olma aşamasına (1Pe. 1:15) girecektir. Cennete gittiğinde ise kutsanmanın doluluğuna, tamlığına erişecektir, çünkü bir daha hiç günah işlemeyecektir (Kol.1:22). Ayrıca, İbraniler 2:11’deki kutsanmalarla ilgili açıklamalara da bakınız.

2. İncil’in Grekçe metinlerinin çoğunda bu ayetteki “görmemiş” (idontes) kelimesinden çok, “tanımamış” (eidotes) kelimesi geçmektedir. Buna göre, onlar İsa Mesih’i yeryüzünde yaşadığı günlerinde şahsen tanımamışlardı.

3. William Lincoln, Lectures on the First and Second Epistles of Peter, s.21

4. A.g.e., s.23

5. J.H. Jowett, The Redeemed Family of God, s.34

6. Lincoln, Lectures, s.30

7. A.g.e., s.33

8. W.T.P. Wolston, Simon Peter: His Life and Letters, s.270

9. NU metni “ruh aracılığıyla” ifadesini içermez.

10. F.W. Grant, “1 Peter,” The Numerical Bible, Hebrews to Revelation, s.149.

11. NU metni buradaki “sonsuzlarca” sözcüğünü metin dışı bırakmaktadır.