1 Petrus 4

4:1   Bu bölümle bir önceki (3:18) arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Mesih’i, haksızca acı çeken bir örnek olarak gördük. O, doğruluk uğrunda, kötü insanların elinde acı çekti. Durum böyle olduğundan, O’nun izleyicileri de kendilerini aynı düşünceyle silahlandırmalıdırlar. İnanlılar İsa’nın adı uğruna acı çekmeyi doğal bir şey olarak görmeli ve Mesih inanlısı oldukları için sıkıntı çekmeye hazır olmalıdırlar.

Bedence acı çekmiş olan, günaha sırt çevirmiştir. İnanlı iki şeyle karşı karşıyadır. Ya günah işleyecek ya da acı çekecektir. Ya çevresindeki imansızların günah dolu zevklerine ortak olacak ve böylece çevreden gelebilecek baskı ve acılardan korunarak tamamen imansızlar gibi yaşayacak; ya da, Mesih’in adı uğruna aşağılanmayı kabul edecek ve acı çekerek kutsal ve tanrısayar bir yaşam sürecektir.

James Guthrie adında bir inanlı, İsa’ya olan inancı yüzünden öldürülmeden kısa bir zaman önce şöyle demiştir: “Sevgili dostlarım, günah işlemek yerine bu acı kâsesini ben nasıl kabul ettimse, bunu sizin de kabul etmenizi isterim. Nitekim bana günah işleme ile acı çekme seçeneklerini verdiler. Ben, bunlardan acı çekmeyi seçtim.”

Bir Mesih inanlısı, günah dolu bir hayat süreceğine Mesih’e iman ettiği için acı çekmeyi bilerek seçmişse, o kişi günaha sırt çevirmiştir (günahtan vazgeçmiştir). Bu, o kişinin artık ölünceye kadar hiç günah işlemeyeceği anlamına gelmez. Böyle bir durum, günahın o kişinin hayatındaki gücünün kırılmış olduğunu gösterir. Bir kişi günah işlemeyi reddettiği için acı çekiyorsa, o kişi artık bedenin arzu ve tutkularıyla yöneltilmiyor demektir.

4:2   Bir inanlı dünyadaki yaşamının geri kalan bölümünü bedeninin tutkularına göre değil, Tanrı’nın isteğine göre sürdürür. İmansızlar gibi günah işlemek yerine, Mesih inanlısı olarak acı çekmeyi tercih eder. Böyle bir inanlı Rab’bi inkâr etmektense ölmeyi tercih eder. Dünyadaki yaşamının geri kalan bölümü ya da eski çeviride yazıldığı gibi, bedende bâki kalan vakti, kişinin yeryüzünde ölünceye kadar geçireceği günleridir. Mesih inanlısı, hayatının geri kalan günlerinde, bedeninin günaha sürükleyici tutkularını tatmin etmek için değil, Rab’bi yüceltmek ve O’nun adının övülmesini sağlamak için yaşamak ister.

4:3   Petrus bu ayetleri, Rab’be gelmeden önce inanmayanların sürdürdükleri günah dolu yaşama ortak olmuş bazı inanlılara yazıyor. Böyle bir hayatı zaten yeterince yaşamışlardı. Şimdi ise Mesih inanlıları olarak yeni bir yaratık olmuşlardı ve bu nedenle günah dolu eski yaşayışlarını üzerlerinden atmaları gerekiyordu. Hayatlarının geri kalan yılları bundan böyle Tanrı’ya ait olduğundan sadece O’na ayrılmalı ve O’nun hizmetinde geçirilmeliydi.

Bu ayette sıralanan günahlar, günümüzde cinsel günahları, içkiyi ve sahte dinleri belirtmektedir.

Sefahat – Genel olarak cinsel ahlâksızlıkları kapsayan başıboş bırakılmış düşkünlükler.

Şehvet – Uygun olmayan şekillerde tatmin edilen tüm arzular. Burada özellikle cinsel günahlar söz konusu edilmektedir.

Sarhoşluk – İnsanın kendisini, denenmeye karşı koyma gücünü zayıflatan alkollü içkilerin kontrolüne bırakması. Sarhoşluk ile ahlâksızlık birbiriyle yakından bağlantılıdır.

Çılgınca eğlenceler – İnsanın sarhoş olup kendisini kaybettiği ve gece geç saatlere dek süren içkili eğlenceler.

İçki alemleri – Ayyaşlığa, gürültülü tartışma ve kavgalara yol açan içki alemleri.

İlke tanımayan putperestlik – Putlara tapınma ve bu tapınmayla bağlantılı her çeşit ahlâksızlık.

İnsanlar neye tapıyorlarsa ona benzerler. Gerçek ve yaşayan Tanrı’yı bıraktıkları zaman, onların ahlâk ölçüleri de düşecektir. Bu düşük ahlâk ölçüleriyle, zaten iştahlı oldukları her türlü günahı işlemek için kendilerini özgür hissederler. İşte putperestliğin her türlü günah ve rezaletle dolu olmasının nedeni de budur.

4:4   Bu ayet, önceleri bozuk bir yaşayışa sahip olup sonradan kurtuluşa kavuşanların sahip oldukları genel bir deneyimi açıklamaktadır. Böylesine bozuk ve günah dolu bir hayattan gelen ve Rab İsa’ya iman ederek kurtulan inanlıların o günlerde edindikleri günahkâr dostları, inanlıların delirdiklerini düşünürler. Onları yobaz ve dinci olmakla suçlarlar. Mesih inanlılarının bir daha çılgın eğlencelere, içki alemlerine, uçarılığa ve kumar oyunlarına katılmamalarını bir tür delilik olarak değerlendirirler. İnanlının temiz ve saygın iman hayatı, tövbesiz günahkârı mahkûm etmektedir. Bu nedenle, günah işlemeyi sürdüren tövbe etmemiş kişinin, inanlının hayatındaki değişikliklerden nefret etmesi bizi hiç de şaşırtmıyor.

4:5   İmansızlar bu hayatta bir Mesih inanlısına küfredip onunla alay etseler de, yaptıkları her iş ve söyledikleri her söz için O’nun Tahtı’nın önünde Tanrı’ya hesap vereceklerdir. Rab, ölüleri de dirileri de yargılamaya hazırdır. Petrus’un burada tövbe etmemiş günahkârlardan söz ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Yaşamakta olan imansızların yargılanması, Mesih’in Bin Yıllık Egemenliği başlamadan önce gerçekleşecek; günahkâr olarak ölmüş tövbesizlerin yargılanmaları ise Mesih’in yeryüzündeki egemenliğinin sonunda gerçekleşecektir. Onların suçlu bulunarak hüküm giymeleri, Tanrı çocuklarının doğru ve haklı olduklarını kanıtlayacaktır.

4:6   Müjde’nin ölülere de bildirilmesi, Tanrı çocuklarının doğru ve haklı çıkarılmaları içindir. Burada tekrar anlaşılması güç bir ayetle karşılaşıyoruz. Bu ayet İncil’in insanlara, öldükten sonra mı, yoksa yaşarlarken mi duyurulduğunu belirtmektedir? Bu kişiler kimdi?

Biz bu ayeti, İncil’in kendilerine hayattayken duyurulduğu ve Rab İsa’ya iman eden kişiler olarak anlıyoruz. Bu kişiler gerçeğe olan kahramanca bağlılıkları yüzünden kötülerin elinde acı çekmekte, hatta bazı durumlarda öldürülmekteydiler. Bu inanlılar her ne kadar bedence diğer insanlar gibi yargılanıyor olsalar da, sonuçta yine Tanrı tarafından doğru çıkarılıyorlardı. Bu inanlılar şimdiden Rab İsa’yla birlikte sonsuz hayatın tadını çıkarmaya başlamışlardır.

Bu kişiler Müjde kendilerine duyurulduğunda hayattaydılar. Ama şimdi bedensel olarak ölüdürler. İnsanlar onlar için deli ya da akılsız demiş olsalar da, Tanrı onları kabul edip onurlandırdı. Bugün onların ruhları cennette, Rab’bin yanında bulunuyor.

İncil’i duyurmak, iman edenleri iki şekilde etkiler: İlki, insanların suçlama ve eleştirilerine hedef olurlar; ikincisiyse, Tanrı’nın onayını kazanırlar. Barnes bunu şöyle açıklıyor:

Müjde’nin onlara bildirilme amacı şuydu: İnsanlar tarafından yargılanıp cezalandırıldıkları, hatta öldürüldükleri halde, soylu yaratılışları açısından, yani ruhça Tanrı’yla yaşamaları…1

III. İNANLININ HİZMETİ VE ÇEKTİĞİ ACI (4:7 – 5:14)

A. Son Günler İçin Yapılması Gereken Acil Şeyler (4:7-11)

4:7   Her şeyin sonu yakındır cümlesi, bir dizi uyarının başlangıcıdır. Bu sözler şu anlamlara gelmiş olabilir:

  1. Yeruşalim’in yıkılışı,
  2. İnanlılar topluluğunun yeryüzünden alınışı,
  3. Mesih’in egemenlik sürmeye gelişi, ya da
  4. Bin yıllık dönemin sonunda göklerin ve yerin yok oluşu.

Bizce burada anlatılmak istenen dördüncü madde olmalıdır.

Birinci uyarı şöyledir: Sağduyulu olun ve dua etmek için ayık durun. Bu sözler, iman uğruna çekilen acılar sırasında yazılmıştır ve inanlının dua yaşamının gerginlik yoluyla gelen duygusal dengesizlik ve paniklerden etkilenmemesi gerektiği anlamındadır. Yani, inanlının Tanrı’yla olan ruhsal paydaşlığı, hoş olmayan ya da istenmeyen olaylardan etkilenmemelidir.

4:8   İnanlı, diğer inanlılarla olan paydaşlığına dikkat etmeli (8 ve 9’uncu ayetler) ve Rab’be iman eden herkes için candan bir sevgiye sahip olmalıdır. Böyle bir sevgi diğer inanlıların hata ve eksikliklerini diğer insanların önünde açığa vurmaz. “Nefret her şeyi en kötü şekliyle yansıtır. Sevgi ise bunları gizleme görevini üstlenmiştir” (Yazarı bilinmiyor).

Sevgi birçok günahı örter (Özd.10:12) sözü, günahların nasıl silineceğini açıklayan bir ayet olarak kullanılmamalıdır. Günahın suçu ve cezası sadece ve sadece Mesih’in kanıyla ortadan kaldırılabilir. Bu ayet, günaha göz yumma konusunda ya da inanlılar topluluğunun günah işlemiş bir inanlıya uygulayacağı disiplini hafife almak için gerekçe olarak da gösterilemez. Bu söz, gerçek sevginin diğer inanlıların birtakım hata ve eksiklikleri görmezlikten gelmesi anlamındadır.

4:9   Kardeşlere sevgi göstermenin bir yolu da, söylenmeden onlara konukseverlik göstermektir. Buna özellikle yiyecek stoklarının azaldığı ve Mesih inanlıların eziyet gördüğü dönemlerde daha çok ihtiyaç duyulmaktadır.

Konukseverlik bir Mesih inanlısının en büyük ayrıcalıklarından biridir. Bazıları konukseverlik göstermekle, melekleri bile bilmeden evlerinde ağırlamışlardır (İbr.13:2). Rab’bin çocuğuna gösterilen herhangi bir sevgi, yapılan herhangi bir iyilik, Rab’bin kendisine gösterilmiş olarak kabul edilecektir (Mat.25:40). Gösterilen bu sevgi ve yakınlık ne kadar az olursa olsun, uygun bir karşılık bulacak; Rab’bin adıyla verilen bir bardak su bile karşılıksız kalmayacaktır (Mat.10:41). Peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan bir ödül alacaktır (Mat.10:41). Böyle bir uygulama, Yahudi geleneklerinde önemli yer tutardı. Birçok Mesih inanlısı, Rab’bin hizmetkârlarına gösterdikleri konukseverlik sonucunda, Rab’bin hem kendi evlerini, hem de çocuklarını daha çok bereketlediğine tanıklık edebilir.

İsa bize özellikle, karşılık vermeye gücü olmayanları ağırlamamızı söyledi (Luk.14:12). Bu, karşılığında bizi ağırlamak isteyecek olan tanıdık ya da akrabalarımızı evimizde hiç bir zaman ağırlamayacağız anlamına gelmez. Amacımız, karşılık beklemeden Rab İsa’nın adıyla başkalarına sevgi ve yakınlık göstermek olmalıdır. Gerçekten de, inanlılar arasında kutlamalar ve partiler düzenlenmesi, yeryüzünde bunca insan Kurtuluş Müjdesi’ni henüz duymamışken pek de uygun düşmemektedir.

4:10   Her inanlı Rab’den ruhsal bir armağan almıştır. Mesih’in bedeninin bir üyesi olarak özel bir yeteneğe kavuşturulmuştur (1Ko.12:4-11, 29-31; Rom. 12:6-8). Bu armağanlar Rab’den gelen bir sorumluluktur. Bunlar bencil çıkarlar için değil, Rab’bin yüceliği ve başkalarının yararı için kullanılmalıdır. Bizler, Tanrı’nın bize verdiği armağanların kilitlendiği kasalar değiliz. Hamt olsun, O’nun lütfu bize kadar ulaşıyor, ama bu lütuf bizde kilitlenip kalmamalıdır. Bizler, bu dünyada bereketlerin başkalarına akmasını sağlayacak kanallar olmak için bulunuyoruz.

Tanrı’nın çok yönlü lütfunun iyi kâhyaları olmalıyız. Burada geçen Tanrı lütfu, O’nun insanlara sunmuş olduğu hak edilmeyen iyiliği demektir. Çok yönlü demek, çok renkli ya da çok çeşitli demektir.

4:11   Bir inanlının öğretme ya da vaaz etme armağanı olsa bile, sözlerinin, Tanrı’nın o gün söylemesini istediği sözler olduğundan emin olmalıdır. İşte, Tanrı’nın sözlerini iletir gibi konuşsun sözleriyle belirtilmek istenen budur. Bir kimsenin Kutsal Kitap’tan vaaz etmesi yeterli değildir. O kişi aynı zamanda, Tanrı’nın o gün orada bulunan dinleyicilere söylemek istediklerini duyurduğundan emin olmalıdır.

Başkalarına hizmet eden kişi, bu konuda ihtiyaç duyduğu gücün kendisinden değil, sadece ve sadece Tanrı’dan geldiğini alçakgönüllü bir şekilde kabul etmelidir. O zaman yücelik, yüceliğin ait olduğu Kişi’ye, yani Tanrı’ya gidecektir.

Bir kişi ruhsal hizmet verdiği alanda ne kadar başarılı ve yetenekli olursa olsun, kesinlikle gurura kapılmamalıdır. Çünkü ondaki bu armağan kendi çabası sonucunda ortaya çıkmamış, Tanrı tarafından verilmiştir. Bir inanlının sahip olduklarının hepsi Rab tarafından verilmiştir ve kendisine ait değildir. Bu nedenle bu armağanlarla yapılacak hizmetler, yüceliğin daima Tanrı’ya verilmesi için yapılmalıdır.

Petrus’un belirttiği gibi bu yücelik Baba’ya yalnızca Aracımız olan İsa Mesih aracılığıyla değil, aynı zamanda Tanrı’nın İsa aracılığıyla bizim için yaptıklarından dolayı da sunulmaktadır. Yücelik ve kudret sonsuzlara dek Mesih’in olsun! Amin.

B. Acılarla İlgili Teşvikler ve Açıklamalar (4:12-19)

4:12   Dördüncü bölümün geri kalan kısmı, Mesih’in adı uğruna çekilen acılarla ilgili açıklama ve teşviklerle doludur. “Acı” sözcüğü ya da bu sözcükten türeyen benzer anlamlı sözcükler mektupta 21 kez geçmektedir.

Bir Mesih inanlısı, acı ve sıkıntıları doğal olarak garip ve anormal bir şeymiş gibi görür. Acı çekmemiz gerektiğini gördüğümüzde şaşırıp kalıyoruz. Ama Petrus, acı çekmeyi Mesih’e olan imanımızın bir parçası olarak kabul etmemiz gerektiğini söylüyor. Dünyadan, Rabbimiz’e göstermiş olduğu davranışlardan daha iyisini görmeyi hayal etmemeliyiz. Mesih İsa’ya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi acı çekeceklerdir (2Ti.3:12). Mesih İsa uğrunda imansızlara karşı direnen inanlıların düşmanın yıkıcı saldırılarına hedef olduğu bilinen bir gerçektir. Şeytan, elindeki cephaneyi sözde Hıristiyanlara karşı kullanarak harcamaz. Tersine, bütün top ve tüfeklerini ölüler diyarının kapılarını zorlayan Mesih inanlılarına çevirir.

4:13   Mesih’in acılarına ortak olma ayrıcalığı, büyük bir sevinç yaratmalıdır. Elbette, O’nun çarmıhta günahlarımız uğruna çekmiş olduğu acıya ortak olamayız, çünkü günahları taşıyan tek Kişi O’dur. Ama O’nun bir insan olarak çekmiş olduğu acılara, O’nun insanlar tarafından gördüğü dışlanmaya ve utanca bizler de ortak olabiliriz.

Eğer Tanrı çocukları bugün sıkıntıların ortasında sevinebiliyorlarsa, Mesih’in görkemi görüldüğünde kim bilir ne kadar sevinecek ve sevinçle coşacaklar. Rab yeryüzüne Yahuda oymağının Aslanı olarak geldiği zaman, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın Oğlu olarak görülecektir. Şimdi O’nun uğrunda acı çekenler, o zaman O’nunla birlikte onurlandırılacaklardır.

4:14   İlk dönem Mesih inanlıları Mesih’in adından ötürü hakarete uğradıklarına seviniyorlardı (Elç.5:14). Bunun gibi, Mesih uğrunda acı çekme ayrıcalığına sahip olan bütün inanlılar da sevinmelidirler. Böyle bir acı ile Tanrı’nın yüce Ruhu’nun (ya da Yüceliğin ve Tanrı’nın Ruhu’nun) üzerimizde olduğunu açıkça görebiliriz. Eski Antlaşma’da Rab’bin huzurunu belirten yücelik bulutunun Buluşma Çadırı’nın üzerinde durması gibi, Tanrı’nın Kutsal Ruhu da, acı çeken Mesih inanlılarının üzerinde durur.

Ruh’un Tanrı’nın çocuklarının üzerinde bulunduğunu biliyoruz. Ama aynı Ruh, hayatlarını Mesih’e adamış ve tamamen O’nun tarafından kullanılan inanlılar üzerinde özel bir şekilde durur. Bu şekilde yaşayan inanlılar, Tanrı’nın Ruhu’nun huzur ve gücünü başkalarının bilmediği ölçülerde bilebilirler. Zalimlerin, imansızların ve acımasızların hakaret ettikleri İsa, bugün de adından ötürü acı çeken inanlılar aracılığıyla yücelik kazanmaktadır.2

4:15   Bir Mesih inanlısı akılsızca hatalarla asla başını derde sokmamalı ve bu nedenle acı çekmemelidir. İnanlı hiçbir zaman cinayet ve hırsızlık gibi suçlar nedeniyle, ya da kötülük yapan, başkalarının işine karışan biri olarak acı çekmemelidir. Böyle akılsızca çekilen acılar Tanrı’ya yücelik değil, Mesih’in tanıklığına utanç getirir.

4:16   Ama Mesih inanlısı olduğu için acı çeken kişi için bu utanılacak bir durum değildir. F. B. Meyer bunun doğruluğunu şu sözlerle dile getiriyor: “Bir Mesih inanlısı olarak acı çekmek, inanlının işini, saygınlığını ya da evini kaybetmesi; anne babası, çocukları ya da dostları tarafından terk edilmesi; yanlış anlaşılması, nefret edilmesi ve hatta bazen öldürülmesi… demektir.” 3 Kişinin taşıdığı bu adla Tanrı’yı yüceltmesi mümkündür. G. Campbell Morgan bu konuda şu öğütte bulunuyor:

Bu, sadece Mesih’in adıyla övünmenin ötesindedir. Burada önemli olan, yalnızca bu ismi taşımak değil, bu isimle Tanrı’yı yüceltmektir. Eğer bir kimse bir Mesih inanlısı olarak tanınıyor, ama Mesih inanlısına yaraşır bir yaşam sürmüyorsa, böyle bir kişi Tanrı’ya yücelikten çok utanç getirecektir. Bu ismi taşımak, bu ismin getireceği sorumluluğu da taşımayı gerektirir. Bu sorumluluk sadece büyük ve görkemli bir sorumluluk değil, aynı zamanda çok ciddi bir sorumluluktur.4

4:17   Petrus inanlının bu dünyada çektiği acılarla, imansızın cehennemde sonsuzlara dek çekeceği acıları karşılaştırıyor. Çünkü yargının, Tanrı’nın ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Burada geçen an ya da vakit, inanlılar topluluğunun Pentikost Günü ile başlayıp Rab’bin ikinci gelişiyle göğe alınacağı gün arasında geçireceği çağdır. Tanrı’nın ev halkı ya da Tanrı’nın evi terimleri inanlılar topluluğu anlamındadır. İnanlılar topluluğu bu çağda imansız bir dünya tarafından yargılanmaktadır. İsa yeryüzündeyken acı çekmiş olduğu gibi, inanlılar da kendi paylarına düşen acıları şimdi çekmektedirler.

Eğer durum böyleyse, Tanrı’nın Müjdesi’ne kulak asmayanların sonu ne olacak? Eğer inanlılar doğruluk ve iyilik yaptıkları için şimdi acı çekiyorlarsa, imansızların sonsuzlukta bunca günah ve itaatsizliklerinden dolayı çekecekleri acılar kim bilir nasıl olacak?

4:18   Süleyman’ın Özdeyişleri 11:31’den alıntı yapılan, “Bu dünyada doğru kişi bile cezalandırılırsa, kötülerle günahlıların cezalandırılacağı kesindir” ayetiyle, 17’nci ayetteki tartışma burada da devam etmektedir.

Doğru kişi (salih) güçlükle kurtulur. Tanrısal açıdan onun kurtuluşu çok büyük bir bedelle satın alınmıştır. İnsansal açıdan ise, insanlara “Dar kapıdan girmeye gayret etmeleri” (Luk.13:24) söylenmektedir. İncil’de, inanlılara Göklerin Egemenliği’ne birçok sıkıntıdan geçerek girmeleri gerektiği öğretilmektedir (Elç.14:22). Bir Mesih inanlısını kuşatan bunca tehlike ve denenmelere rağmen inanlının, Tanrı’nın lütfuyla korunması gerçek bir mucizedir.

Eğer durum gerçekten böyleyse, tövbe etmeden ve kurtulmadan günahları içinde ölenlerin sonu ne olacak? F.B. Meyer’in yazılarından yapılan şu küçük alıntıda bu gerçekle ilgili canlı bir örnekle karşılaşmaktayız:

Kutsal bir kişinin en büyük arzusu, zafer dolu bir şekilde ölmekti. Çünkü henüz tövbe edip Rab’be gelmemiş oğullarının, Müjde’nin insana karanlık ölüm vadisinden geçerken bile nasıl sevinç ve esenlik verdiğini görmelerini ve bu eşsiz kudret karşısında coşkuyla iman etmelerini istiyordu. Ama sonra büyük bir korkuya kapıldı ve İblis ona eziyet etmeye başladı. Oysa çocuklarını derinden etkileyen bu acılardı. Oğullarının en büyüğü şöyle dedi: “Babamızın ne kadar iyi bir adam olduğunu hepimiz bilirdik; ama gelin görün ki, ne kadar derin ruhsal sıkıntıları vardı. Şu halde, canlarımızın temel gereksinimlerine kulak tıkamış olan bizler, daha büyük sıkıntıları mı bekleyeceğiz?5

4:19   Petrus, çekilen acıların Tanrı’nın isteği uyarınca olması gerektiği üzerinde ısrarla duruyor. Kendilerini dindar göstermek isteyen sözde Hıristiyanlar, Tanrı’nın rehberliği olmadan, hiç gereği yokken acılara davetiye çıkarabilirler. İnanç uğrunda şehit olma kompleksine kapılanlar, bunu Tanrı’yı lekeleyici bir şekilde denerler. Oysa Mesih inanlılarının acı çektikleri gerçek yol, sonuçta inanlıyı sonsuz yüceliğe götürür. Bu açıdan, ne pahasına olursa olsun iyi ve doğru olanı yapmayı sürdürmeli ve canlarını güvenilir Yaradan’a emanet etmelidirler.

Petrus’un burada, Rab’bi Kurtarıcı, Başkâhin ya da Çoban olarak değil, Yaratan olarak tanıtması insana biraz garip geliyor. Mesih’in Yaratıcımız oluşunu iki şekilde ele alabiliriz: Bizler hem özgün yaratılışın (Kol.1:16, 17) hem de yeni yaratılışın bir parçası olarak (Ef.4:24; Kol.3:10) O’nun tarafından yaratıldık ve O’na aidiz. Yaşamlarımızı, bizi yaratan ve kurtaran Kişi’ye teslim etmekten daha iyi ne olabilir ki?

 

Kutsal Kitap

1 Mesih bedence acı çektiğine göre, siz de aynı düşünceyle silahlanın. Çünkü bedence acı çekmiş olan, günaha sırt çevirmiştir.
2 Sonuç olarak, dünyadaki yaşamının geri kalan bölümünü artık insan tutkularına göre değil, Tanrı’nın isteğine göre sürdürür.
3 İnanmayanların hoşlandıklarını yaparak sefahat, şehvet, sarhoşluk, çılgın eğlenceler, içki alemleri ve ilke tanımayan putperestlik içinde yaşayarak geçmişte harcadığınız günler yeter!
4 İnanmayanlar, kendinizi onlarla birlikte aynı sefahat seline atmamanızı yadırgıyor, size sövüyorlar.
5 Onlar, ölüleri de dirileri de yargılamaya hazır olan Tanrı’ya hesap verecekler.
6 Çünkü ölüler bedence öbür insanlar gibi yargılansın, ama ruhça Tanrı gibi yaşasın diye Müjde onlara da bildirildi.
7 Her şeyin sonu yakındır. Bu nedenle, sağduyulu olun ve dua etmek için ayık durun.
8 Her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi birçok günahı örter.
9 Söylenmeksizin birbirinize konukseverlik gösterin.
10 Her biriniz hangi ruhsal armağanı aldıysanız, bunu Tanrı’nın çok yönlü lütfunun iyi kâhyaları olarak birbirinize hizmet etmekte kullanın.
11 Konuşan, Tanrı’nın sözlerini iletir gibi konuşsun. Başkalarına hizmet eden, Tanrı’nın verdiği güçle hizmet etsin. Öyle ki, İsa Mesih aracılığıyla Tanrı her şeyde yüceltilsin. Yücelik ve kudret sonsuzlara dek Mesih’indir! Amin.
12 Sevgili kardeşlerim, sınanmanız için size giydirilen ateşten gömleği, size garip bir şey oluyormuş gibi yadırgamayın.
13 Tersine, Mesih’in acılarına ortak olduğunuz oranda sevinin ki, Mesih’in görkemi göründüğünde de sevinçle coşasınız.
14 Mesih’in adından ötürü hakarete uğrarsanız, ne mutlu size! Çünkü Tanrı’nın yüce Ruhu üzerinizde bulunuyor.
15 Hiçbiriniz katil, hırsız, kötülük yapan ya da başkalarının işine karışan biri olarak acı çekmesin.
16 Ama Mesih inanlısı olduğu için acı çeken, bundan utanç duymasın. Taşıdığı bu adla Tanrı’yı yüceltsin.
17 Çünkü yargının, Tanrı’nın ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Eğer yargılama önce bizden başlarsa, Tanrı’nın Müjdesi’ne kulak asmayanların sonu ne olacak?
18 “Doğru kişi güçlükle kurtuluyorsa, Tanrısız ve günahlı kişiye ne olacak?”
19 Bunun için, Tanrı’nın isteği uyarınca acı çekenler, iyilik ederek canlarını güvenilir Yaradan’a emanet etsinler.

1. Albert Barnes, Notes on the New Testament: James, Peter, John and Jude, s.191.

2. NU metninde 14’üncü ayetin son kısmı yer almaktadır. Grekçe’de, “üzerinde kalmak” ve “yüceltmek” sözcüklerinin her ikisi de (etai) sonekiyle bittiğinden, bunun yanlışlıkla çıkarılmış olması gayet doğaldır. Buna teknik olarak “homoeoteleuton” (benzer bitim) yoluyla çıkarmak adı verilmektedir.

3. F.B. Meyer, Tried by Fire, s.27.

4. G. Campbell Morgan, Searching from the Word, s.366.

5. Meyer, Tried, s.180-181.