1 Selanikliler 2

B. Pavlus’un Hizmetinin, Bildirisinin ve Selanik’teki Yaşamının Gözden Geçirilmesi (2:1-12)

2:1   Pavlus 1:5’de kendi kişiliğine ve Selanik’te nasıl yaşadığına kısaca değinir. Buradaysa hizmeti, bildirisi ve yaşam biçimiyle ilgili ayrıntılara geçiyor.

Mesih inanlısının ilk işi kendi karakteriyle ilgilidir. Ne olduğumuz, söylediklerimizden çok daha önemlidir. Bilinçli olarak yapmadığımız davranışlar, bilerek yaptıklarımıza göre daha çok şey anlatır.

James Denney şöyle demişti:

Mesih inanlısının karakteri, hizmeti sırasında kullandığı bir çeşit sermayedir. Diğer işlerde, kişinin karakteri nasıl olursa olsun, hesap bilançosu düzgün çıkıyorsa, sorun yoktur. Ancak karakterini kaybeden imanlı her şeyini kaybetmiş demektir.1

Müjde’yi duyururken şehit olan Jim Elliot günlüğüne şöyle yazmıştı:

Başka alanlarda olmasa da ruhsal alanda, hizmet veren kişinin karakteri hizmetinin kalitesini belirler. Pavlus Selanikliler’e anlattıklarının kanıtı olarak kendi karakterini ve yaşam biçimini öne sürüyordu. İlk mektupta, Pavlus’un Selanikliler tarafından gözlenen yaşam biçimine göndermede bulunulan “Biliyorsunuz” sözcüğü dokuz kez geçer. Pavlus Selanik’e gitti ve anlattıklarına oranla çok daha doğru bir yaşam sürdü. Yaşamı örnek olmayı geçip ikna edici kanıta dönüştü. Hizmet sunanın karakteri iyi değilse, Tanrı işinin kalitesi de düşecektir.2

Elçi belki de bu ayetlerde, kendisini eleştirenlerin yanlış suçlamalarına karşı kendini savunmaktadır. Her nedense, Selanikliler’e ilk önce hizmetinin başarılı olduğunu hatırlatıyor. Zaten onlar, elçinin hizmetinin başarılı olduğunun canlı kanıtlarıydılar. Selanikliler onun ziyaretinin boşa gitmediğini biliyorlardı. Kendileri iman etmişti ve bir topluluk oluşturulmuştu.

2:2   Ayrıca Pavlus yürekli bir biçimde hizmet ediyordu. Filipi’de eziyet ve kötü muamele gördükleri ve Silas’la birlikte hapse atıldıkları halde yılmamış, cesaretlerini yitirmemişlerdi. Selanik’e doğru yoluna devam etti. Orada yalnızca Tanrı’dan gelen bir cesaretle, şiddetli karşı koymalara rağmen… Müjde’yi duyuruyordu. Daha güçsüz birisi, Tanrı’nın kendisini neden cana yakın dinleyici kitlelerine gönderdiğiyle ilgili çok sayıda ilahi nedenler öne sürebilirdi. Ancak Pavlus için bu geçerli değildi! Pavlus bildirisini, Ruh’la doluluğun sonucu olarak, şiddetli karşı koymalara rağmen korkusuzca duyuruyordu.

2:3   Elçinin Müjde’ye olan çağrısı, kaynağı itibarıyla gerçek, amacı itibarıyla lekesiz ve temiz, yöntemi itibarıyla da güvenilirdi. Kaynak yönünden, sahte öğretilerden değil, Tanrı’nın gerçeğinden doğmuştu. Amaç yönünden elçinin Selanikliler’e yaklaşımı, bencilce ve kötü niyetle değil, onların iyiliğini isteyerek olmuştu. Yöntem yönünden ise, onları aldatmaya yönelik hiçbir tuzak söz konusu değildi. Büyük olasılıkla onu kıskanan düşmanları kendisini ayrılıkçılık, bencillik ve dolandırıcılıkla suçluyorlardı.

2:4   Pavlus’a göre hizmet kutsal bir işti. Kendisi, çok değerli olan Müjde’yi emanet almaya Tanrı tarafından layık görülen hizmetkârdı. Onun sorumluluğu, insanların tepkisi ne olursa olsun, sadık bir şekilde Müjde’yi duyurarak Tanrı’yı hoşnut etmekti. Hem insanları hem de Tanrı’yı hoşnut edemeyeceğini açıkça biliyordu; dolayısıyla yüreklerimizi sınayan ve uygun şekilde ödüllendiren Tanrı’yı hoşnut etmeyi seçti.

Hizmetçi kendisine ücret ödeyen kişiyi memnun etmek zorundadır. Vaizler bazen, kendilerini destekleyen kişilerin tepkisinden çekindikleri için, gerçeğin tümünü duyurmamayı düşünebilirler. Ancak Efendimiz Tanrı’dır ve O, kendi sözünün örtbas edilerek ya da hafifletilerek duyurulduğu zamanları çok iyi bilir.

2:5   Pavlus 5-12’nci ayetlerde Selanik’teki yaşamını özetleyerek, Mesih’in tüm hizmetkârları için harika bir örneği gözler önüne seriyor.

Birincisi, o hiçbir zaman, başarılı olabilmek için dalkavukluğa ya da samimiyetsizliğe tenezzül etmedi. Sözleri dürüst ve açık, davranışları ikiyüzlülükten uzaktı.

İkincisi, o hiçbir zaman Rab’bin işini, bencilce zengin olma arzusunu saklayan bir maske olarak kullanmadı. Hizmetiyle açgözlülüğünü gizlemeye çalışmıyordu. Dalkavuklukla ilgili suçlamalara karşı diğer kutsalların yardımını istiyordu. Açgözlülük konusunda ise, yüreği okuyabilen tek varlık olan Tanrı’nın tanıklığına başvuruyor.

2:6   Burada bu büyük Tanrı adamının karakteriyle ilgili bir başka etkileyici noktayla karşılaşıyoruz. Mesih’in elçileri olarak o ve arkadaşları Selanikliler’den maddi destek alma (burada övgü diye geçer) hakkına sahiptiler. Ancak onlara yük olmamaya kararlıydılar, dolayısıyla gereksinimlerini karşılamak için gece gündüz çalıştılar. Korint’te durum değişikti. Pavlus orada, para karşılığı vaaz etmekle suçlanmamak için çalışmıştı. Selanik’te de çalıştı, çünkü oradaki imanlılar yoksul ve sıkıntı içindeydiler, dolayısıyla onlara fazladan yük olmak istemedi.

2:7   Pavlus, Tanrı’ya ait şeylerle ilgili olarak gurura kapılmak yerine, çocuklarını bağrına basan bir anne gibi şefkatliydi. Yeni iman edenlerin ilgi ve bakıma gereksinimlerinin olduğunu biliyordu ve kendini çocuklarına adamış bir annenin özeniyle bu yönde uğraşıyordu.

2:8   Onlara olan ilgi ve şefkati o kadar derindi ki, onlardan bir şey almaktan çok onlarla paylaşmak arzusundaydı. Onun isteği, Tanrı’nın Müjdesi’ni soğuk ve baştan savma bir şekilde duyurmak değil, kendi canı ve tüm varlığıyla paylaşmaktı. Onları seviyordu ve sevgi bir bedelle ölçülmez. Efendisi gibi o da, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını vermeye gelmişti (Mar.10:45).

2:9   Burada Pavlus’un kendini düşünmediğini gösteren bir başka kanıtla daha karşılaşıyoruz: Onun, oradaki kişilerin hiçbirine yük olmadan, sözü duyurmaya devam edebilmek için çadırcı olarak çalıştığını görüyoruz. Vaizlerin, diğer imanlılardan maddi yardım almaya hakları olduğu halde, onun zaman zaman bu hakkından vazgeçtiğini görmek gerçekten övgüye değer bir durumdur. Mesih’in gerçek bir hizmetkârı, başkalarından maddi yardım almayıp çalışmak durumunda da kalsa, Müjde’yi duyurmayı sürdürecektir. Uğraşma, didinme, gece gündüz sözcüklerine dikkat edin. Müjde Selanikliler’e değil, ama Pavlus’a pahalıya mal oldu.

2:10   İmanlılar Pavlus’un onlara karşı örnek davranışlarının tanıklarıydılar. Tanrı da onun kutsal, doğru ve kusursuz olduğuna tanıktı. Kutsal, yani Tanrı için günahtan ayrılmıştı. Karakter ve davranışlarında doğruydu. Tanrı ve insanlara karşı kusursuzdu. Eğer en iyi vaaz kutsal bir yaşamsa, Pavlus çok büyük bir vaizdi. O, sözleri yaşam biçiminden daha iyi olan bir vaiz değildi. Çünkü böyle birisi kürsüde vaaz ederken, insanlar sürekli onu dinlemek ister, ancak kürsüden inince de bir daha vaaz etmemesini dilerler!

2:11   7’nci ayette kendisini bir anne ile karşılaştırmıştı, şimdi ise bir baba benzetmesini kullanıyor. İlki şefkat ve yumuşak yürekliliği, ikincisi ise bilgelik ve nasihati simgelemektedir. Bir baba olarak onlara, kutsal bir yaşam sürmelerini öğütlüyor. Zulümlere rağmen Rab ile yürümeleri için teşvikte bulunuyor, Tanrı’nın sözü ve isteğine itaat ederek yaşamanın güzelliğine işaret ediyor.

2:12   Pavlus’un hizmetinin amacı onları, Kendi egemenliği ve yüceliğine çağıran Tanrı’ya yaraşır biçimde yaşamaya özendirmekti.

Bizler kişi olarak, Tanrı’dan ya da cennetten bir pay alabilecek bir değere kesinlikle sahip değiliz. Sahip olduğumuz tek değer, Rab İsa Mesih’te bulmuş olduğumuz değerdir. Ancak Tanrı’nın çocukları olarak O’na yaraşır biçimde yaşamamız beklenmektedir. Bunu, kendimizi Kutsal Ruh’un denetimine teslim ederek ve yaşamlarımızda sürekli olarak günahlarımızı itiraf edip onlardan vazgeçerek yapabiliriz.

Kurtulmuş olanların tümü, Tanrı’nın Egemenliği’ndedir. Şu anda bu egemenlik gözle görülmemektedir ve kralı yoktur. Ancak bu egemenliğin ahlâki öğretileri bugün bizim için geçerlidir. Rab İsa hüküm sürmek üzere geldiğinde, egemenlik gözle görülür bir şekilde kurulacak ve o zaman kralın yüceliğini paylaşacağız.

C. Selanikliler’in Müjde’ye İlgilerinin Gözden Geçirilmesi (2:13-16)

2:13   Elçi, 1:5’de değinmiş olduğu Selanikliler’in Müjde’ye ilgisi konusuyla ilgili bir başka noktaya değiniyor. Müjde’yi duyduklarında bunu herhangi birinin sözü olarak değil, Tanrı’nın sözü olarak kabul etmişlerdi. Müjde’de şöyle yazılıdır:

Tanrı’ya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden duyup kabul ettiğiniz zaman bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi, Tanrı sözü olarak benimsediniz.

Pavlus, onların Müjde’yi duyup kabul etmelerinden ötürü şükranla doludur. Bu onun, kendisini düşünen biri olmadığına ilişkin bir başka örnektir. Çoğumuz başkalarının söylediğimiz bir şeye, onu biz söylüyoruz diye inanmalarını isteriz. Ancak insana ait sözler, iman için sağlam bir temel oluşturmaz. Yalnızca Tanrı’ya tam olarak güvenilebilir ve yalnızca O’nun sözüne güvendiğimizde yüreklerimizde ve yaşamlarımızda değişiklikler ortaya çıkar. Selanikliler’in yaşamlarında sözün etkin olmasının nedeni de onların inanmış olmalarıydı.

Walter Scott şöyle yazmıştı:

Onun sözünün, yani Kutsal Kitap’ın her bölümü Tanrı’nın esiniyle yazılmıştır. O, her zaman ve her durumda bizim tek kaynağımızdır. Tanrı sözünün karşısında titreyecek bir nesle ihtiyacımız var. O bizim rehberimiz, ışığımız ve ahlâki koruyucumuzdur. Kutsal sözü için Tanrı’ya şükrolsun.3

2:14   Kutsal Kitap bu imanlıların yaşamlarında ne gibi değişikliklere yol açmıştı? Yalnızca kurtuluş bulmamış, şiddetli zulümlere karşı dayanabilir hale de gelmişlerdi. Bu onların, gerçekten iman ettiklerinin de iyi bir kanıtıydı. Dayanıklılıkları sayesinde, Tanrı’nın Yahudiye’de bulunan kiliselerinin örneği haline gelmişlerdi. Yalnız bir fark vardı; Yahudiye’deki imanlıların Yahudiler’den çektiği sıkıntıları onlar kendi yurttaşlarından çekmişlerdi.

2:15   Pavlus bu kez, Yahudiler’in Müjde’nin düşmanları olduklarını iddia ediyor. Bunu ondan daha iyi kim bilebilir? Bir zamanlar kendisi, Mesih inancını yok etmeye çalışan Yahudiler’in önderiydi. Şimdi ise, kendisi iman edince onların yaptığı zulmün acısını bizzat yaşamıştı.

Yahudilerin en büyük günahı Rab İsa’yı öldürmeleriydi. O’nu çarmıha geren Romalılar olduysa da, onları buna zorlayanlar Yahudiler’di. Bu, yüzyıllardır Tanrı’nın İsrail ulusuna gönderdiği peygamberlere yapılmış olan zulmün doruk noktasını oluşturdu (Mat.21:33-39).

Hıristiyanlığın ilk yıllarında, Pavlus ve diğer elçilere zulmeden bu insanlar yanlış olarak Tanrı’yı hoşnut ettiklerini sanıyorlardı. Oysa Tanrı’nın hoşnutsuzluğuna yol açtılar ve tüm insanlara düşman oldular.

2:16   Müjde’yi reddetmeleri kendilerini tatmin etmediğinden, Pavlus ve arkadaşlarının Müjde’yi diğer uluslara duyurmasına da engel olmaya kararlıydılar. Yahudiler’i, diğer uluslardan olanların da kendileri gibi kurtulabileceklerini duymaktan daha çok öfkelendirebilecek bir şey yoktu.

Tanrı’nın isteğine karşı gelme konusunda, babalarının bıraktığı yerden devam ediyorlardı; durmadan günahlarına günah katıyorlardı. Sanki sürekli günah içinde yaşamaya karar vermişlerdi.

Ancak haklarında hüküm verilmişti; sonunda Tanrı’nın gazabına uğradılar. Pavlus gazap demekle neyi kastettiğini tam olarak belirtmiyor. Bu belki de günah nedeniyle yaklaşmakta olan yargıya ilişkin genel bir ifadeydi. Biliyoruz ki, izleyen 20 yıl içinde (İ.S.70) Yeruşalim yıkılmış ve hayatta kalan Yahudiler de tüm dünyaya yayılmıştı.

Bu tür bölümlere bakıp bazıları, Pavlus’un Yahudi karşıtı olduğunu ve Yeni Antlaşma’nın da Yahudiler’e karşı bir kitap olduğunu öne sürmüştür. Gerçek şu ki Pavlus, kendi halkı olarak gördüğü Yahudiler’i çok seviyordu ve onların kurtuluşu için kendisi Mesih’ten uzaklaştırılmaya bile razıydı (Rom.9:1-3). Hizmeti daha çok Yahudi olmayanlara yönelik olduysa da, kendini her zaman Müjde’yi Yahudiler’e duyurmakla yükümlü hissetmişti ve zaman zaman da bu yükümlülük duygusu asıl işinden daha ağır basıyordu.

Elçinin burada Yahudi liderler hakkında söyledikleri aşağılama değil, tarihsel gerçeklerdir. Ayrıca onu yaptıklarını yazıya dökmeye sevk edenin de Tanrı olduğunu unutmayalım. Yahudiler’e karşı olmak Hıristiyanlığa uygun düşen bir davranış değildir ve hiçbir koşulda da haklı çıkarılamaz. Tanrı’nın, Oğlu’nun ölümünden Yahudiler’i sorumlu tuttuğunu söylemek Yahudi karşıtı bir davranış olamaz (Elç.2:23). Aynı şekilde Yahudi olmayanlar da kendi yaptıklarından sorumlu tutulmuştu (1Ko.2:8).

Ç. Pavlus’un Selanik’e Geciken Ziyaretinin Açıklanışı (2:17-20)

2:17   Elçi bu dört ayette Selanik’e dönmekte neden geciktiğini açıklar. Onu sert bir şekilde eleştiren kişiler, orada daha önce yaşadığı sıkıntılardan korktuğu için onu geri dönmemekle suçladılar.

Pavlus ilk olarak bunun yalnızca fiziksel bir ayrılık olduğunu belirtiyor. Sizden ırak düştük ifadesi onların, ruhsal babalarının ayrılışından sonra öksüz kişiler gibi kaldıklarını anlatır. Ancak Pavlus’un onlara yönelik şefkat dolu ilgisi hiç azalmamıştı. Sevgisinin derinliğini açıklayan sözcüklere dikkat edin: büyük bir özlemleçok çaba.

2:18   Pavlus iki kez Selanik’e dönmeyi denedi, ancak Şeytan engel oldu. Şeytan’ın engel oluş biçimini her zaman anlamak mümkün değildir.

Pavlus’un kendisine engel olanın Rab değil de Şeytan olduğundan nasıl emin olduğunu da bilemeyiz. Elçilerin İşleri 16:6’da Kutsal Ruh’un Pavlus ve arkadaşlarının Tanrı sözünü Asya’da yaymalarına engel oluşunu okuyoruz. Sonra da Bitinya’ya gitmek istediklerini, ancak yine Kutsal Ruh’un izin vermediğini görüyoruz. Engel olanın ne zaman Kutsal Ruh ne zaman Şeytan olduğundan nasıl emin olabiliriz? Bunu bilmenin bir yolu şu olabilir: Eğer Tanrı’nın isteğini yaptığımızı biliyorsak, ortaya çıkan engellerin Ruh’tan değil Şeytan’dan olduğunu anlarız. Ayrıca Tanrı ne zaman bereketlerse, Şeytan’ın engel olması beklenir. Ancak sonuçta Tanrı daima Şeytan’ı etkisiz kılar. Buradaki özel durumda da Pavlus’un Selanik’e gidemeyişi bu mektubu kaleme almasına yol açtı. Sonuçta da bu mektup, Tanrı’nın yücelik, bizim de bereket almamızı sağladı.

2:19   Elçi neden Selanikli imanlılara geri dönmeyi bu kadar çok istiyordu? Çünkü onlar onun Rab’de çocuklarıydı. Onları Mesih’e yöneltmişti ve ruhsal büyümelerinden de kendisini sorumlu tutuyordu. Gelecekte bir gün onlar için hesap vereceğini biliyordu. Onlar, onun Mesih’in yargı kürsüsünde ödül umuduydu. Onlarla sevinebilmek istiyordu. Onlar onun, Rabbimiz İsa geldiğinde O’nun önünde övüneceği zafer tacı olacaklardı.

Bu ayetten anladığımıza göre Pavlus, cennette Selanikliler’i göreceğini umuyordu. Biz de cennette sevdiklerimizi göreceğiz.

19’uncu ayette Pavlus, imandaki çocuklarından zafer tacı olarak söz ediyor. Yeni Antlaşma’da değişik taçlardan söz edilir: Doğruluk tacı (2Ti.4:8), yaşam tacı (Ya.1:12; Va.2:10), yücelik tacı (1Pe.5:4). Bunların tümü çürümez taçlardır (1Ko.9:25).

2:20   Kutsallar onun övüncü ve sevinciydi. İnsana yatırım yapmıştı ve alacağı ödül de, sonsuza dek Tanrı’nın Kuzusu’na tapınan ruhsal oğullar ve kızlardı.

RAB’BİN GELİŞİ İLE İLGİLİ ARASÖZ

1. Selanikliler’de Rab’bin gelişinden ilk önce 19’uncu ayette söz edilir. Bu mektubun ana konusu bu olduğundan burada biraz ara verip Kutsal Kitap’ın konuyla ilgili olarak ne öğrettiğine bakacağız.

Yeni Antlaşma’da Mesih’in dönüşü ile ilgili olarak kullanılan üç Grekçe sözcük vardır:

Parousia: Gelişi ve sonraki varlığı.

Apokalupsis: Ortaya çıkış, açığa vurma.

Epiphaneia: Görünme, belli olma.

En sık kullanılanı parousia’dır. Var olma, yanına gelme gibi anlamlar taşır. Vine bunun hem gelişi, hem de orada kalışı ifade ettiğini söyler. Rab’bin gelişini düşündüğümüzde bunu bir anlık bir olay olarak değil, bir zaman dilimi olarak düşünmeliyiz.

“Mesih Celile’ye geldiğinde birçoklarını iyileştirdi.” Burada sözü edilen, Mesih’in Celile’ye vardığı gün değil, o bölgede geçirdiği zaman dilimidir. Dolayısıyla Mesih’in gelişini düşündüğümüzde tek bir olaydan çok, bir zaman dilimini dikkate almalıyız.

Yeni Antlaşma’da parouisa’nın kullanıldığı tüm bölümleri dikkate alırsak, şu özelliklere sahip olan bir zaman diliminin tanımlandığını görürüz:

  1. Baş-langıcı olan
  2. Gidişi olan
  3. Görünüşü, belirginliği olan
  4. Bir doruk noktası olan.

1) Parousia’nın başlangıcı Rab’bin kiliseyi yanına almaya gelişidir. Bu, aşağıdaki bölümlerde belirtilir (Aşağıdaki ayetlerde Grekçe’de Parousia olarak geçen yerler italik harfle gösterilmiştir):

“Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak. Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanlar” (1Ko.15:22-23).

“Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için, gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz. İsa’nın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde Tanrı, İsa’ya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanları da O’nunla birlikte geri getirecektir. Rab’bin sözüne dayanarak size diyoruz ki, biz yaşamakta olanlar, Rab’bin gelişinde hayatta olanlar, gözlerini yaşama kapayanların önüne asla geçmeyeceğiz. Rab’bin kendisi, bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle, Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek. Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Rab’bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab’le birlikte olacağız. İşte birbirinizi bu sözlerle teselli edin” (1Se.4:13-18).

“Rabbimiz İsa Mesih’in gelişine ve O’nunla birlikte olmak üzere toplanmamıza gelince…” (2Se.2:1).

“Öyleyse kardeşler Rab’bin gelişine dek sabredin. Bakın, çiftçi ilk ve son yağmurları alıncaya dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor! Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rab’bin gelişi yakındır” (Yak.5:7-8).

“Evet yavrularım, şimdi Mesih’te yaşayın ki, O göründüğünde cesaretimiz olsun, geldiğinde O’nun önünde utanmayalım” (1Yu.2:28).

2) Parousia’nın süreci, imanlılara sadık hizmetlerinden ötürü ödüllerinin verildiği sıradaki Mesih’in yargı kürsüsünü içerir.

“Umudumuz, sevincimiz kimdir? Rab’bimiz İsa geldiğinde onun önünde övüneceğimiz zafer tacı nedir? Siz değil misiniz?” (1Se.2:19).

“Esenlik kaynağı olan Tanrı’nın kendisi sizi tümüyle kutsal kılsın. Ruhunuz, canınız ve bedeniniz, Rabbimiz İsa Mesih’in gelişinde eksiksiz ve kusursuz olmak üzere korunsun” (1Se.5:23).

Parousia’nın süreci konusuna dahil edilmesi gereken bir diğer olay da Kuzu’nun düğün şölenidir. Vahiy bölümünden bu olayın, Mesih’in görkemli egemenliğinden önce olacağını biliyoruz. Geliş sözcüğü onunla bağlantılı değilse de, onu da buraya dahil ediyoruz.

“Ardından büyük bir kalabalığın, gürül gürül akan suların, güçlü gök gürlemelerinin sesine benzer sesler işittim. ‘Haleluya!’ diyorlardı. ‘Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrımız egemenlik sürüyor. Sevinelim, coşalım! O’nu yüceltelim! Çünkü Kuzu’nun düğünü başlıyor, gelini hazırlandı. Giymesi için ona temiz ve parlak ince keten giysiler verildi.’ İnce keten kutsalların adil işlerini simgeler. Sonra melek bana, ‘Yaz!’ dedi. ‘Ne mutlu Kuzu’nun düğün şölenine çağrılmış olanlara!’ Ardından ekledi: ‘Bunlar gerçek sözlerdir, Tanrı’nın sözleridir’” (Va.19:6-9).

3) Mesih’in gelişinin görünüşü veya ortaya çıkışı, O’nun güç ve görkem içinde, rablerin Rab’bi ve kralların Kralı olarak egemenlik sürmek üzere yeryüzüne dönüşü olacaktır. O’nun kiliseyi göğe almaya gelişi bir anda oluverecek, dünya tarafından görülemeyecektir. Ancak egemenlik sürmeye geldiğinde her göz Mesih’i görecektir. Dolayısıyla buna Parousia’nın görünüşü denmektedir. Bu O’nun gelişinin üçüncü evresidir.

“İsa, Zeytin Dağı’nda otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. ‘Söyle bize’ dediler, ‘Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?’” (Mat.24:3).

“İnsanoğlu’nun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır” (Mat.24:27).

“Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun gelişinde de öyle olacak” (Mat.24:37).

“Rabbimiz İsa bütün kutsallarıyla geldiğinde, Babamız Tanrı’nın önünde kutsallıkta kusursuz olmanız için yüreklerinizi pekiştirsin” (1Se.3:13).

“Sonra yasa tanımaz adam ortaya çıkacak. Rab İsa onu ağzının soluğuyla öldürecek, gelişinin görkemiyle yok edecek” (2Se.2:8).

“Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. O’nun görkemini gözlerimizle gördük” (2Pe.1:16). Petrus burada, daha önce İsa’nın görünümünün değiştiği dağda resmedilmiş olan Mesih’in gelişinin görünüşünü anlatmaktadır.

4) Son olarak da Parousia’nın doruk noktasına değineceğiz. Buna, şu ayette göndermede bulunulmaktadır.

“‘Bunlar, Rab’bin gelişiyle ilgili vaat ne oldu? Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor’ diyerek alay edecekler” (2Pe.3:4).

Burada, son günlerde ortaya çıkıp Mesih’in dönüşünün mümkün olmadığını söyleyecek olan alaycılar hakkında bilgi verilmektedir. O’nun gelişinin hangi yönünden söz ediyorlardı?

O’nun kiliseyi göğe almaya gelişine mi işaret ediyorlar? Hayır. Bu konudan belki de haberleri bile yoktu. Mesih’in egemenlik sürmek üzere gelişine mi işaret ediyorlar? Hayır. Bu açıkça bellidir. Metnin tümünü incelediğimizde onların, son günde Rab’bin kötülük yapan herkesi cezalandıracağı düşüncesiyle alay ettikleri anlaşılır. Tanrı’nın yeryüzündeki son yargılamasını kastediyorlar ve buna “dünyanın sonu” diyorlardı. Üzülecek hiçbir şeylerinin olmadığını iddia ediyorlardı. Tanrı tarihte bir müdahalede bulunmadı, gelecekte de bulunmayacaktır diyerek kendilerini kötü işlerine devam etmekte özgür hissediyorlardı.

Petrus onların alaycı tavırlarına, Mesih’in 1000 yıllık egemenliğinden sonra, şimdiki gök ve yerin tümüyle ortadan kalkacağı zamanı öne sürerek yanıt veriyor. Mesih’in gelişinin bu doruğu, bin yıldan sonra, sonsuzluğun başlayışına denk gelir.

Parousia’ya ek olarak Yeni Antlaşma’da Rab’bin gelişi için kullanılan diğer iki sözcük Apokalupsis ve Epiphaneia’dır.

Apokalupsis; ortaya çıkış, açığa vurma anlamlarına gelir. Kutsal Kitap uzmanlarının bir kısmı bunun daima, Mesih’in güç ve görkemle gelişinin üçüncü evresine işaret ettiğini düşünürken, bir kısmı da, bunun Mesih’in kendi topluluğunu yanına almak için göründüğü gelişine göndermede bulunduğunu düşünür.

Aşağıdaki ayetler her iki geliş evresini de kastedebilir:

“Şöyle ki siz Rabbimiz İsa Mesih’in görünmesini beklerken hiçbir ruhsal armağandan yoksun değilsiniz” (1Ko.1:7).

“Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız, İsa Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir” (1Pe.1:7).

“Bu nedenle zihinlerinizi eyleme hazırlayın, ayık olun. Umudunuzu tümüyle İsa Mesih’in görünmesiyle size sağlanacak olan lütfa bağlayın” (1Pe.1:13).

“Tersine, Mesih’in acılarına ortak olduğunuz oranda sevinin ki, Mesih’in görkemi görüldüğünde de sevinçle coşasınız” (1Pe.4:13).

Bir başka yerde ise aynı sözcük, Mesih’in egemenlik sürmek üzere gelişine işaret etmektedir:

“…Sıkıntı çeken sizleri ise bizimle birlikte rahata kavuşturacaktır. Bütün bunlar Rab İsa alev alev yanan ateş içinde güçlü melekleriyle gökten gelip göründüğü zaman olacak” (2Se.1:7).

Epiphaneia; görünme, belli olma anlamlarına gelir. Yine bazıları bunun, Mesih’in hem kutsalları için gelmesi, hem de kutsallarıyla birlikte görünüşüne işaret ettiğini belirtirken, diğerleri ise, yalnızca kutsallarıyla birlikte görünüşüne işaret ettiğini düşünür. Bu sözcük şu bölümlerde geçer:

“Sonra yasa tanımaz adam ortaya çıkacak. Rab İsa onu ağzının soluğuyla öldürecek, gelişinin görkemiyle yok edecek” (2Se.2:8).

“Rabbimiz İsa Mesih’in gelişine dek Tanrı buyruğunu lekesiz ve kusursuz olarak koru” (1Ti.6:14).

“Tanrı’nın ve dirilerle ölüleri yargılayacak olan Mesih İsa’nın önünde, O’nun gelişi ve egemenliği hakkı için sana buyuruyorum…” (2Ti.4:1).

“Bundan böyle doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç olan Rab o gün bu tacı bana, yalnız bana değil, O’nun gelişini özlemle beklemiş olanların hepsine verecektir” (2Ti.4:8).

“Bu arada mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz” (Tit.2:13).

Birinci ve üçüncü olarak verdiğimiz ayetler Mesih’in dünyaya görünmesini açıkça kasteder. Diğerleri de ayrıca O’nun kiliseyi göğe almaya gelişine işaret edici niteliktedir. Hem Mesih’in bizi yanına almak üzere bulutlarla gelişinin hem de O’nun egemenlik sürmek üzere gelişinin, imanlıların heyecanla beklediği olaylar olduğu açıktır. Rab onu almaya geldiğinde imanlı, Kurtarıcısını ve O’nun görkemli bedenini görecektir. Mesih yeryüzüne döndüğünde imanlı da O’nunla birlikte yücelmiş olarak görünecek (Kol.3:4). O sırada imanlının ödülü de belli olacaktır. Bu ödüller daha önceden Mesih’in yargı kürsüsünde verilmiş olacaklardır, ancak Mesih egemenlik sürmeye geldiğinde herkes tarafından görülecektir. Ödüller nelerdir? Luka 19:17-19’da bunların bin yıllık dönemde yerel yönetimlerle ilgili olduğuna dair ipuçları vardır. Birisi on kent üzerine yönetici atanacak diğeri ise beş.

Rab’bin gelişi ile ilgili değişik ayetlere bakınca bunların tek bir olaydan çok bir zaman dilimine işaret ettiklerini görüyoruz. Bu zaman diliminin de değişik evreleri vardır. Başlangıcı, gidişi, görünüşü ve doruğu söz konusudur. Rab’bin kutsalları göğe götürmeye gelişiyle başlıyor, Mesih’in yargı kürsüsünü içeriyor, Mesih yeryüzüne döndüğünde görünür hale geçiyor, gök ve yerin ateşle yok edilmesiyle sona eriyor. (Bu bölümün sonunda yer alan Düzeltmenin Notu’na bakınız).

 

Kutsal Kitap

1 Kardeşler, size yaptığımız ziyaretin boşa gitmediğini siz de biliyorsunuz.
2 Bildiğiniz gibi, daha önce Filipi’de eziyet görmüş, aşağılanmıştık. Ama şiddetli karşı koymalara rağmen, tanrısal Müjde’yi size duyurmak için Tanrımız’dan cesaret aldık.
3 Çağrımız yalana ya da kirli bir amaca dayanmıyor; bunun hileli bir yönü de yoktur.
4 Tersine, Tanrı tarafından Müjde’yi emanet almaya layık görüldüğümüz için, insanları değil, yüreklerimizi sınayan Tanrı’yı hoşnut edecek biçimde konuşuyoruz.
5 Bildiğiniz gibi, hiçbir zaman pohpohlayıcı sözlerle ya da açgözlülüğü örten bir maskeyle gelmedik. Tanrı buna tanıktır.
6 İnsanlardan -ne sizden ne başkalarından- gelecek övgünün peşinde de değildik.
7 Mesih’in elçileri olarak size ağırlığımızı hissettirebilirdik. Ama çocuklarını bağrına basan bir anne gibi size şefkatle davrandık.
8 Sizlere öylesine gönülden bağlanmıştık ki, sizinle yalnız Tanrı’nın Müjdesi’ni değil, kendi canlarımızı da paylaşmaya razıydık. Çünkü sizi o denli çok sevdik!
9 Evet, kardeşler, nasıl uğraşıp didindiğimizi anımsarsınız. Hiçbirinize yük olmamak için gece gündüz çalıştık, Tanrı’nın Müjdesi’ni size duyurduk.
10 İman eden sizlere karşı davranışımızın ne denli kutsal, adil, kusursuz olduğuna siz tanıksınız; Tanrı da buna tanıktır.
11 Bildiğiniz gibi, bir baba çocuklarına nasıl davranırsa, her birinize öyle davrandık.
12 Sizi yüreklendirdik, teselli ettik; sizleri egemenliğine ve yüceliğine çağıran Tanrı’ya yaraşır biçimde yaşamaya özendirdik.
13 Tanrı’ya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden duyup kabul ettiğiniz zaman bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi, Tanrı sözü olarak benimsediniz. Siz imanlılarda etkin olan da bu sözdür.
14 Çünkü kardeşler, siz Tanrı’nın Yahudiye’de bulunan ve Mesih İsa’ya bağlı olan kiliselerini* örnek aldınız. Onların Yahudiler’den çektiği sıkıntıların aynısını siz de kendi yurttaşlarınızdan çektiniz.
15 Rab İsa’yı ve peygamberleri öldüren, bize de zulmeden Yahudiler’dir. Öteki uluslardan olanlarla konuşmamızı ve böylece onların kurtulmasını engellemekle Tanrı’nın hoşnutsuzluğuna yol açıyor ve bütün insanlara karşı geliyorlar. Böylece durmadan günahlarına günah katıyorlar. Sonunda Tanrı’nın gazabına uğradılar.
16 (SEE 2:15)
17 Kardeşler, kısa bir süre için düşüncede olmasa da bedende sizden ırak düştük. Ama büyük bir özlemle yüzünüzü yeniden görmek için çok çaba gösterdik.
18 Evet, yanınıza gelmek istiyorduk. Hele ben Pavlus, bunu birkaç kez istedim. Ama Şeytan bize engel oldu.
19 Umudumuz, sevincimiz kimdir? Rabbimiz İsa geldiğinde O’nun önünde övüneceğimiz zafer tacı nedir? Siz değil misiniz?
20 Evet, övüncümüz ve sevincimiz sizsiniz.

1. James Denney, The Secpmd Epistle to the Corinthians sf.100.

2. Elliot, Elisabeth, ed. The Journals of Jim Elliot, sf.218.

3. Walter Scott, daha fazla belge mevcut değildir.