1 Selanikliler 4

III. PRATİK ÖĞÜTLER (4:1 – 5:22)

A. Tanrı’nın İsteğini Yerine Getirmenin Bereketi (4:1-8)

4:1   Son olarak ifadesi, Pavlus’un mektubu bitirmek üzere olduğu anlamına gelmez. Çoğu kez konuda bir değişikliğe işaret eder ki, burada da pratik öğütlere geçiş söz konusudur.

Üçüncü bölümün sonunda üç önemli sözcük gözümüze çarpar: Kutsallık, sevgi ve geliş. Bunlar 4’üncü bölümün de ana konularını oluştururlar:

  1. Kutsallık (18’inci ayetler)
  2. Sevgi (910’uncu ayetler)
  3. Geliş (1318’inci ayetler). Bir diğer konu da çalışkanlıktır (1112’nci ayetler).

Dördüncü bölüm, imanlıların Tanrı’yı hoşnut edecek kutsal bir yaşam sürmeleri gerektiğine ilişkin bir çağrıyla başlar, kutsalların göğe alınmasıyla biter. Belki de Pavlus bunu yazarken Hanok’u düşünüyordu. Benzerliklere dikkat edin:

  1. Hanok, Tanrı yolunda yürürdü (Yar.5:24a)
  2. Hanok, Tanrı’yı hoşnut etti (İbr. 11:5b) ve
  3. Hanok, göğe alındı (Yar.5:24b; İbr.11:5a).

Elçi, imanlıları kutsal oldukları için övüyor, ancak bu konuda ilerlemelerini de istiyor. Kutsallık anlık bir başarı değil, bir süreçtir.

4:2   Onlarla birlikteyken Pavlus sürekli, Rab İsa’nın yetkisiyle, Tanrı’yı hoşnut edecek kutsal bir yaşam sürmeleri için kendilerini uyarıyordu.

4:3   Tanrı’nın halkından istediği kutsal olmalarıydı. Kutsal olmak, tanrısal bir amaç için ayrılmak demektir. Bir anlamda bütün imanlılar Rab’be hizmet etmek için dünyadan ayrılmış durumdadırlar. Buna temel kutsal kılınma denir ki, mükemmel ve eksiksizdir (1Ko.1:2; İbr.10:10). Diğer yönden ise, imanlılar kendilerini kutsallaştırmalıdırlar, yani kendilerini günahın her çeşidinden uzaklaştırmalıdırlar. Buna da pratik ya da gelişmekte olan kutsallaşma denebilir. Bu, imanlının ölümüne ya da Rab’bin dönüşüne kadar sürecek olan bir süreçtir. 3’üncü ayette söz konusu edilen de budur (5:23’de geçen kutsallaşma ile ilgili bölümün yorumuna da bakın).

Pavlus’un açıkça uyarıda bulunduğu günah, yasadışı cinsel davranışlardır ki, büyük olasılıkla da zinayı kastetmektedir. Bu, tanrıtanımaz toplumlarda en önde gelen günahlardan biridir. Fuhuştan kaçının öğüdüne, birinci yüzyılda olduğu kadar bugün de büyük gereksinim vardır.

4:4   İmanlıya uygun olan, kutsallık ve saygınlıkla kendine bir eş almasıydı. Eş için orijinalde kullanılan sözcük, kadın dışında erkeğin kendi bedeni anlamına da gelmektedir. 1.Petrus 3:7’de kadın olarak ve 2.Korintliler 4:7’de beden (ya da kap) olarak kullanılmıştır.

İncil-Müjde çevirisinde şöyle geçmektedir: “her birinizin… kutsallık ve saygınlıkla kendine bir eş alması…” Ama dipnotta beden anlamına gelebileceğini de görürüz: “Kendi bedenini denetleyebilmesi…”

Metnin akışına bakarsak kastedilen, bir erkeğin karısıdır. Burada öğretilmek istenen, her erkeğin karısına onurlu ve dürüst davranması ve asla sadakatsizliğe tenezzül etmemesi gerektiğidir. Bu da, Tanrı’nın insanlar için isteği olan tekeşlilik düşüncesini desteklemektedir (1Ko.7:2’ye de bakınız).

4:5   Hıristiyanlığın evliliğe bakışı, tanrıtanımazlarınkinin tam tersidir. Bir yorumcunun dediği gibi; “İsa, bir kadının üzerine ellerini koyduğunda kadın iyileşmişti (Luka 13:13). Tanrıtanımaz biri bir kadına dokunduğunda ise kadın saygınlığını yitirirdi.”

Tanrı’yı tanımayan uluslar cinselliği, şehvet tutkularını tatmin etme aracı olarak görüyorlardı. Onlara göre iffet bir zayıflık, evlilik ise günahı yasal hale getirme yoluydu. Kötü konuşmalarından ve şehir duvarlarına yazdıkları açık saçık sözlerden utanç duyacaklarına övünüyorlardı.

4:6   Fuhuş, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’na (1Ko.6:19) ve insanın kendi bedenine yönelik yapılan (1Ko.6:18) bir günah olduğu kadar, diğer insanlara karşı da bir günahtı. Dolayısıyla Pavlus şunu ekiyor: Bu konuda haksızlık edip kardeşini aldatmamalıdır. Bir başka deyişle, imanlı birisi evlilikle belirlenen sınırların ötesine geçmemeli ve bir başkasının eşine göz koyarak kardeşini aldatmamalıdır. Bugün mahkemeler böyle suçları pek cezalandırmıyorsa da Rab, bütün bu suçlardan ötürü insanları cezalandıracaktır. Cinsel günahlar bu hayatta birçok fiziksel ve ruhsal bozukluklara yol açıyorsa da bunlar, tövbe edilip bırakılmadığı takdirde, sonsuza dek sürecek cezaların yanında çok hafif kalır. Pavlus, Selanikliler’i bu konuda önceden uyarmıştı.

19.yüzyılda İngiltere’nin en iyi yazarlarından biri işlediği cinsel günah nedeniyle büyük bir utançla hapse girmişti.

Sonra şunları yazdı:

Tanrılar bana hemen hemen her şeyi verdiler. Ancak kendimi uzun bir süre anlamsız şehvetin rahatlığına bıraktım… Bundan yorulunca yeni heyecanların arayışına yöneldim. Başkalarının yaşamlarıyla rahatça oynadım. Hoşuma gideni yapıp yoluma devam ettim. Her gün yaptığımız küçücük şeylerin bile karakterimizi iyi ya da kötü yönde etkilediğini unuttum. Gizli odalarda yapılanların bir gün evlerin çatılarından duyurulacağını da unuttum. Artık ne kendimi ne de canımı yönetebiliyordum, ama bunun farkında bile değildim. Zevklerin beni yenmesine izin verdim. Sonuçta da büyük bir utanca düştüm.1

Başkalarının yaşamlarıyla oynamıştı ya da Pavlus’un diyebileceği şekilde günah işlemiş ve kardeşini aldatmıştı.

4:7   Tanrı bizi ahlâksızlığa değil, kutsallık ve saflık içinde yaşam sürmeye çağırdı. O bizi, pislik dolu bir çukurdan çıkarttı. Her geçen gün bizi biraz daha kendisine benzer hale getirecek ve yaşam boyu sürecek bir işe başladı.

4:8   Bu çağrıyı reddeden birisi, Pavlus gibi bir insanın öğretişlerini reddetmiş olmaz. Bize Kutsal Ruhu’nu da vermiş 2 olan Tanrı’yı önemsememiş, küçümsemiş ve reddetmiş olur. Burada Kutsal sözcüğü vurgulanmaktadır. İçinde Kutsal Ruh bulunan biri nasıl olur da kendini cinsel günahlara verebilir?

Bu paragrafta Üçlü Birlik’in tüm öğelerinden söz edildiğine dikkat edin. Baba (3’üncü ayet), Oğul (2’nci ayet) ve Kutsal Ruh (8’inci ayet). Ne güzel bir düşünce! Tanrı’nın her üç kişiliği de imanlının kutsal kılınmasıyla ilgileniyor.

Konu şehvetten (1-8’inci ayetler) sevgiye (9-12’nci ayetler) dönerken, çekinme ile ilgili olan öğütlerin yerini de ilerlemeyle ilgili olanlar almaktadır.

B. Başkalarını Düşünen Sevgi (4:9-10)

4:9   Bir imanlı, kendi bedenini denetlemesinin yanında, Rab’deki kardeşlerini seven bir yüreğe de sahip olmalıdır. Tanrıtanımazlar için anahtar sözcük günah iken, Mesih inanlıları için sevgidir.

Bu erdemle ilgili olarak kimsenin Selanikliler’e bir şey yazmasına gerek yoktu. Tanrı onlara kardeşlerini sevmeyi, hem tanrısal içgüdü (1Yu.2:20-27), hem de Mesih inanlısı öğretmenler aracılığıyla öğretmişti. Selanik’teki imanlılar tüm Makedonya’da bulunan imanlıları severek farklı olduklarını göstermişlerdi. Pavlus onları överek, adlarının sonsuza dek anılmalarını sağlamış oldu.

4:10   Daha önce de söz ettiğimiz gibi, kardeş sevgisi anlık bir başarı değil, sürekli uygulanması gereken bir şeydir. Pavlus da imanlılara, bu sevgide daha da ilerlemelerini öğütlüyor.

Kardeşleri sevmek neden bu kadar önemli? Çünkü sevginin olduğu yerde birlik, birliğin olduğu yerde de Rab’bin bereketi (Mez.133:1-3) vardır.

C. Başkalarına Tanıklık Eden Yaşam (4:11-12)

4:11   Pavlus kutsallardan üç şeyi amaç edinmelerini istiyor. Bu ayetteki üç buyruğu günümüze şu şekilde uyarlayabiliriz:

  1. İlgi ve şöhret peşinde koşmayın. “Önemsiz, tanınmayan ve yalnızca Mesih tarafından sevilip ödüllendirilen” biri olmakla yetinin.
  2. Kendi işinize bakın, başkalarınınkine karışmayın.
  3. Kendi geçiminizi sağlayın. Başkalarının sırtından geçinen, asalak birisi olmayın.

4:12   Mesih’in gelişini bekleyen imanlılar olmamız bizi, yaşamın pratik sorumluluklarını üstlenmekten alıkoymaz. Dünyanın bizi izlediğini unutmamalıyız. İnsanlar Kurtarıcımızı bize bakarak değerlendirirler. Maddi olarak kimseye bağlı olmadan, imanlı olmayan insanların önünde saygın bir yaşam sürmeliyiz.

Ç. İmanlıları Rahatlatan Umut (4:13-18)

4:13   Eski Antlaşma dönemindeki imanlılar, ölüm anında kişinin başına gelenler konusunda eksik bir bilgiye sahiptiler. Onların gözünde sheol, hem imanlıların hem de henüz iman etmemiş olanların kullandığı ve bedenden ayrılmayı tanımlayan genel bir sözcüktü.

Herkesin bir gün öleceğine, dünyanın sonunda genel bir dirilişin olacağına ve sonuçta bir yargılamanın yapılacağına inanıyorlardı. Marta şunu söylerken aşağı yukarı aynı görüşü öne sürüyordu: “Son gün, diriliş günü onun (Lazar’ın) dirileceğini biliyorum” (Yu.11:24).

Rab İsa, “yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır” (2Ti. 1:10). Bugün imanlı birinin ölüm anında bedenden ayrılıp Mesih’in yanına gittiğini biliyoruz (2Ko.5:8; Flp.1:21-23). Henüz iman etmemiş olanın ölüler diyarında olduğu belirtilir (Luk.16:22-23). Bazı imanlılar ölümü görmeyecek olsa da, tümü değiştirilecektir (1Ko.15:51). Birden fazla dirilişin olacağını da biliyoruz. Mesih’in ikinci gelişinde yalnızca imanlılar dirilecek (1Ko.15:23, 1Se.4:16), diğer ölüler ise Mesih’in bin yıllık egemenliğinin sonunda dirileceklerdir (Va.20:5).

Pavlus Selanik’e ilk gittiğinde oradaki Mesih inanlılarına, Mesih’in egemenlik sürmek üzere gelişi ve ondan sonra olacak olaylar hakkında öğretişte bulunmuştu. Ancak bu arada ölmüş olan kutsallarla ilgili sorunlar doğdu. Onların bedenleri son güne dek mezarda mı kalacaktı? Mesih’in gelişinde ve O’nun görkemli krallığında yer almayacaklar mıydı? Pavlus, hem onların sorunlarını yanıtlamak hem de korkularını gidermek için, Mesih’in halkı için tekrar geldiğinde görülecek olan olayları sırasıyla açıklar.

Kardeşler, bilgisiz kalmanızı istemiyoruz ifadesiyle okuyucuları önemli bir duyuruya hazırlar. Buradaki duyuru, gözlerini yaşama kapamış olan kişilerle, yeni ölmüş olan imanlılarla ilgilidir. Gözlerini kapamak ya da uyumak, bu dünyadan ayrılmış olan Mesih inanlılarının bedenlerini kasteder, ruhlarını ya da canlarını değil. Uyku, ölümü anlatırken kullanılabilecek uygun bir benzetmedir; çünkü ölen bir insan uykudaki birine benzer. Türkçe’deki “mezarlık” sözcüğünün Grekçe karşılığı olan “koimeterion” sözcüğü, “uyuma yeri” anlamına gelir. Ayrıca uyku herkesin iyi bildiği ve her gece tekrarladığı bir olaydır. Her sabah ise dirilişe benzer şekilde uyanırız.

Kutsal Kitap, ölüm anında canımızın da öldüğü gibi bir öğretişte bulunmaz. Zengin adamla Lazar’ın ölürken bilinçleri yerindeydi (Luk.16:19-31). İmanlı kişi ölünce “Rab’bin yanına” gider (2Ko.5:8). Ölmek, “Mesih’le birlikte olmak”tır ve Pavlus’un “kazanç”, “daha iyi” olan diye belirttiği durumdur (Flp.1:21-23). Eğer can da ölüyor olsaydı, böyle bir şeyden söz edilmezdi!

Kutsal Kitap yok olma diye bir şey de öğretmez. Ölümde, var olmanın sona ermesi söz konusu değildir. İmanlı kişi sonsuz yaşama kavuşur (Mar.10:30). İmanlı olmayan kişiyse, sonsuza dek azap çeker (Mar.9:48; Va.14:11).

Elçi, ölmüş olan kutsallarla ilgili olarak üzülmenin gereksiz olduğunu belirtiyor. Elbette üzüntüyü tümüyle dışlamıyor. İsa bile, birkaç dakika sonra onu dirilteceğini bildiği halde, Lazar’ın mezarı başında ağlamıştı (Yu.11:35-44). Onun dışladığı, yargılama dışında cennete gitme, yeniden kavuşma gibi umutları olmayanların karamsar üzüntüsüdür.

Umudu olmayan öbür insanlar ifadesi daima bana katılmış olduğum bir cenaze törenini anımsatır. İmanlı olmayan bir akrabalarının tabutu başında toplanmış olan üzgün ve şaşkın yakınları, tesellisi güç bir şekilde, şöyle ağlıyorlardı: “Ah Marie, Tanrım, Marie!” Bu unutulmaz bir umutsuzluk sahnesiydi.

4:14   İmanlının umudunun temelinde yatan Mesih’in dirilmiş olmasıdır. İsa’nın ölüp dirildiğine inandığımız gibi, İsa’ya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanların da dirilip O’nun gelişinde hazır bulunacağına inanıyoruz. “Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak.” (1Ko.15-22). O’nun dirilişi hem kanıtımız, hem de bize verilen sözün yerine gelişidir.

İsa’ya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış ifadesine dikkat edin. Tanrı’ya ait olanların bedenlerini uyutanın, canlarımızı seven kişi olduğunu bilmek ölümün korkunçluğunu ortadan kaldırmaktadır.

Mesih’e iman edip de ölmüş olanlarla ilgili güvencemiz, Tanrı’nın onları O’nunla birlikte geri getireceğidir. Bu, iki şekilde anlaşılabilir.

  1. Rab’bin ikinci gelişi sırasında Tanrı, imanlıları diriltip Rab İsa’yla birlikte cennete getirecektir.
  2. Ya da Mesih egemenlik sürmek üzere yeryüzüne geldiğinde Tanrı da, imanlıyken ölenleri Mesih’le birlikte geri getirecektir. Başka deyişle, elçi şöyle demektedir: “Ölmüş olanların gelecek olan egemenliğin yüceliğinden yoksun kalacaklarını düşünüp üzülmeyin. İsa güç ve görkemle döndüğünde Tanrı da onları O’nunla birlikte geri getirecektir” (Genelde kabul gören açıklama budur).

Ama bu nasıl olabilir? Onların bedenleri mezarda yatıyor. İsa ile birlikte nasıl geri gelebilirler? Bunun yanıtı 15-17’nci ayetlerdedir. Mesih egemenliğini kurmaya gelmeden önce geri dönüp cennette birlikte olmak üzere, kendi halkını alıp götürecektir. Daha sonra ise onlarla birlikte geri dönecektir.

4:15   Pavlus bunu nereden biliyordu? Rab’bin sözünden biliyordu: Rab’bin sözüne dayanarak size şunu bildiriyoruz. O bunu, Rab’den doğrudan gelen bir esin olarak almıştı. Ancak bunun bir görümle mi, bir sesle mi ya da Kutsal Ruh’un yüreğine bildirmesiyle mi olduğunu bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, bunun gerçek olduğudur.

Ardından, Mesih döndüğünde yaşamakta olanların ölmüş olan imanlıların önüne geçmeyeceğini belirtiyor.

Pavlus bu ayette, kendisinden de Mesih’in gelişinde diri olacak olanlardan biri olarak söz ediyor (1Ko.15:51, 52’ye bakın). Bununla birlikte, 2.Korintliler 4:14 ve 5:1’de Pavlus, kendisinin de diriltilecek olanlar arasında olabileceğinden söz ediyor. Sonuçta Rab’bin her an gelebileceğini bilmeli, öldükten sonra cennete gitmek üzere çağrılmış olabileceğimizi de aklımızdan çıkarmamalıyız.

4:16   Mesih geldiğinde imanlıların durumunun ne olacağı burada sırasıyla belirtilir. Rab’bin kendisi gökten inecek. Bir melek göndermeyecek, bizzat kendisi gelecek!

Bu, bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle ve Tanrı’nın borazanıyla olacak. Bu seslerle ilgili değişik yorumlar öne sürülmüşse de ne olduklarını tam olarak bilmek mümkün değildir.

  1. Bazıları emir çağrısıyla Rab İsa’nın ölüleri diriltip (Yu.5:25; 11:43-44) yaşayanları değiştirecek olan kendi sesi olduğunu düşünmektedir. Hogg ve Vine gibi diğer bazıları ise bunun başmeleğin sesi olduğu kanısındadır.
  2. Başmelek Mikail’in sesinin, kendisi özellikle İsrail ile ilgili olduğundan, Eski Antlaşma’daki kutsalları bir araya getirme emri olduğunu düşünenler çoktur (Dan.12:1; Yah.9; Va.12:4-7). Diğerleri ise bu sesin, ulus olarak İsrail’i canlandırmaya yönelik bir girişim olduğu kanısındadır. Bazıları da başmeleğin sesinin, Rab ve O’na ait olanlar düşmanın arasından geçerek cennete giderken, onları çevreleyip korumak üzere melekleri çağırmak için gerekli olduğunu öne sürmektedir (Luk.16:22 ile karşılaştırın).
  3. Tanrı’nın borazanı 1.Korintliler 15:52’deki son borazanla aynıdır ve Mesih’in ikinci gelişinde imanlıların dirilmesiyle ilgilidir. İmanlıları sonsuza dek sürecek olan bereketlere çağırmaktadır. Bu, büyük sıkıntı döneminde dünyanın üzerine gelecek olan son yargıyı haber veren, Vahiy 11:15-18’deki yedinci borazandan farklıdır. Buradaki son borazan, imanlılar topluluğu için son olandır. Vahiy bölümündeki yedinci borazan ise inanmayanlar için son olandır (son borazan denmese de bu böyledir).

Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek. Bunun Eski Antlaşma’daki kutsalları kapsayıp kapsamadığı tam açık değildir. İsrail’le yakından ilgili olan başmeleğin sesinin bu dirilmeyi sağlayacağını düşünenlere göre elbette tüm kutsalları kapsamaktadır (Dan.12:1). Mesih’in ikinci gelişi sırasında Eski Antlaşma’daki kutsalların dirilmeyeceğini düşünenler bize, Mesih’e ait ölülerin inanlılar topluluğu döneminden önce yaşamış olan imanlıları kapsamadığını hatırlatırlar. Bu imanlılar büyük olasılıkla büyük sıkıntı döneminin sonunda diriltileceklerdir (Dan. 12:2). Her iki durumda da bunun genel bir diriliş olmadığı açıktır. Bu dönemde tüm ölüler değil, Mesih’e ait olanlar dirilecektir.

4:17   Ondan sonra biz yaşamakta olanlar, onlarla birlikte Rab’bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Rab’bin dönüşünün ilk aşamasını tanımlamada kullandığımız alıp götürme sözü Latince Kutsal Kitap’ta alınmak3 anlamına gelen bir sözcükten türemiştir. “Alıp götürme” kapmak, aniden almak anlamlarına gelir. Aynı sözcük Elçilerin İşleri 8:39’da Filipus ile, 2.Korintliler 12:2-4’de Pavlus ile ve Vahiy 12:5’de erkek çocukla ilgili olarak kullanılmıştır.

Hava, Şeytan’ın egemenliğinde olan bir yer olduğundan (Ef.2:2) bu, Şeytan’a karşı açıkça meydan okuyan görkemli bir toplanmadır.

Bu birkaç ayette anlatılanı şöyle bir düşünün! Yeryüzü ve deniz Mesih’e ait ölülerin tozunu iade ediyor. Ardından o mucizevi güç bu tozu, sonsuza dek ağrı, hastalık ve ölüm yüzü görmeyecek olan yüceltilmiş bedenlere dönüştürüyor. Cennete doğru bir yolculuk başlıyor. Üstelik tüm bunlar bir göz kırpması kadar kısa bir zamanda oluyor (1Ko.15:52).

Yeryüzündeki birçok kişi Yaratılış kitabının 1 ve 2’nci bölümlerinde anlatılan yaratılış öyküsüne inanmakta zorlanır. Yaratılışa inanmakta güçlük çekenler, Mesih ikinci kez geldiğinde Tanrı, dünyanın denizlerine, dağlarına, mezarlıklarına dağılmış bulunan tozlardan milyonlarca insanı tekrar yaratınca ne hissedecekler?

İnsanlar uzay yolculuklarına çok meraklıdır. Uzay gemisindeki bilim adamlarının uzaya kısa bir süreliğine çıkmak için bile dünyanın atmosferine ihtiyaçları vardır, yani oksijen tüpleri olmadan yaşayamazlar. Ancak saniyeden az bir zaman içinde oksijen tüpü olmadan cennete yolculuk yapmak, en ileri teknolojiyle bile karşılaştırıldığında, olağanüstü bir olay değil midir?

Şu ayetlerde Rab sözcüğünün tekrar tekrar kullanıldığını görmek de güzeldir: Rab’bin sözü (15’inci ayet), Rab’bin gelişi (15’inci ayet), Rab’bin kendisi (16’ncı ayet), Rab’bi karşılamak (17’nci ayet), sonsuza dek Rab’le birlikte (17’nci ayet).

Sonsuza dek Rab’le birlikte! Bu ayetlerde saklı olan sevinci ve bereketi tam olarak kim anlatabilir?

4:18   İşte birbirinizi bu sözlerle teselli edin. Rab’bin gelişi düşüncesi imanlıyı korkutan bir şey değildir. Tersine sevindiren, heyecanlandıran ve rahatlatan bir umuttur.

SON GÜNLERİN BELİRTİLERİ ÜZERİNE ARASÖZ

Mesih’in ikinci gelişinin yakın olduğunu gösteren birçok işaret vardır. Biz de aşağıdakilerin ilk belirtiler olduğu kanısındayız:

  1. 1948’de İsrail devletinin kuruluşu (Luk.21:29). İncir ağacı (İsrail) filizlenip yapraklanmaktadır (Luk.21:29-31). Yüzyıllardan beri ilk kez, Yahudiler kendi ülkelerinde ulus olarak varlıklarını ortaya koymaktalar. Bu da Tanrı’nın Egemenliği’nin yakın olduğu anlamına gelir.
  2. Birçok ulusun ortaya çıkması (Luk.21:29). İsa yalnız incir ağacının değil, tüm ağaçların filizleneceğini belirtmişti. Son yıllarda birçok sömürge devletinin, bağımsızlığa kavuştuğuna tanık olduk. Bu yeni bir ulusçuluk çağıdır.
  3. İsrail’in inançsızlık içindeki ülkeye dönüşü (Hez.36:24-25). Hezekiel onların, geri döndükten sonra günahlarından temizleneceklerini bildirmişti. İsrail bugün büyük oranda agnostik (bilinmezci) bir ulustur, yalnızca çok az bir bölümü Ortodoks Yahudi’dir.
  4. Evrensel (ekümenik) hareket (Va.17,18). Büyük Babil’in, Mesih inanlısı olduğunu söylediği halde, inanmayan grupların oluşturduğu geniş bir dinsel, politik ve ticari sistem olduğunu görmekteyiz. Hıristiyanlık içinde gerçekten inançlı olmayanların sayısı artmakta (1Ti.4:1-2; 2Se.2:3) ve süper dünya kilisesi gibi bir noktaya doğru gidilmektedir.
  5. Ruhçuluğun gitgide yayılması (1Ti.4:1-3). Ruhçuluk bugün dünyanın birçok yerinde uygulanır hale gelmiştir.
  6. Ahlâki standartların hızla düşmesi (2Ti.3:1-5). Günlük gazeteler bunun en güzel kanıtlarıdır.
  7. Şiddet ve hükümetlere başkaldırı (2Se.2:7-8). Evde, sosyal yaşamda ve hatta kilisede bir yasa tanımazlık ruhu egemendir.
  8. İnsanların Tanrı’ya bağlı gözüküp O’nun gücünü inkâr etmesi (2Ti.3:5).
  9. Mesih inancına karşı olanların artması (1Yu.2:18). Mesih inanlısı olduğunu söyleyip inancın temel ilkelerini bile reddeden ve sapık öğretişlere dalanların çoğalması. Bunlar, taklit yoluyla aldatanlardır (2Ti.3:8).
  10. Ulusların son günlerin düzenini belirtecek şekilde birleşme çabaları. Roma Antlaşmasına dayanarak ortaya çıkan Avrupa Birliği, Roma İmparatorluğu’nun yeniden doğmasına yol açabilir (ayaklarının bir kısmı demirden bir kısmı balçıktandı. Dan.2:32-35).
  11. Tanrı’nın gelecekte bir gün dünyada olup biten her şeyi yargılayacağını inkâr etmek (2Pe.3:3-4).

Tüm bunlara ayrıca, birçok yerde olan depremleri, dünyayı tehdit eden açlığı ve uluslar arasında artmakta olan düşmanlıkları ekleyebiliriz (Mat.24:6-7). Hükümetlerin yasaları uygulayarak karışıklıkları önlemedeki başarısızlıkları, bir dünya diktatörünün doğmasına zemin hazırlamaktadır. Nükleer silah depolarının yapılması şu türdeki soruların anlam kazanmasına yol açmaktadır: “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” (Va.13:4). Belki de tüm dünyayı birbirine bağlayan televizyon yayınları, Kutsal Kitap’ın belirttiği ve her yerden görülecek olaylarda etkin bir rol oynayacaktır (Va.1:7).

Bu olayların çoğunun, Mesih egemenlik sürmek üzere dünyaya gelmeden önce olacağı belirtilmektedir. Kutsal Kitap bu olayların O’nun kiliseyi alıp götürmeden önce değil, O’nun görkemle görünmesinden önce olacağını söylüyor. Eğer bu doğruysa ve bu belirtilerin birçoğu da görülüyorsa, Mesih’in kiliseyi alıp götürmeye gelişi yakın olmalıdır.

 

Kutsal Kitap

1 Kardeşler, nasıl yaşamanız, Tanrı’yı nasıl hoşnut etmeniz gerektiğini bizden öğrendiniz. Nitekim öyle yaşıyorsunuz. Son olarak bu konuda daha da ilerlemeniz için Rab İsa adına size rica ediyor, yalvarıyoruz.
2 Rab İsa’nın yetkisiyle size hangi buyrukları ilettiğimizi biliyorsunuz.
3 Tanrı’nın isteği şudur: Kutsal olmanız, fuhuştan kaçınmanız,
4 her birinizin, Tanrı’yı tanımayan uluslar gibi şehvet tutkusuyla değil, kutsallık ve saygınlıkla kendine bir eş alması
5 (SEE 4:4)
6 ve bu konuda haksızlık edip kardeşini aldatmamasıdır. Daha önce de size söylediğimiz, sizi uyardığımız gibi, Rab bütün bu suçlardan ötürü insanları cezalandıracaktır.
7 Çünkü Tanrı bizi ahlaksızlığa değil, kutsal bir yaşam sürmeye çağırdı.
8 Dolayısıyla bu çağrıyı reddeden kişi insanı değil, size Kutsal Ruhu’nu veren Tanrı’yı reddetmiş olur.
9 Kardeşlik sevgisi konusunda kimsenin size bir şey yazmasına gerek yoktur. Çünkü Tanrı size birbirinizi sevmeyi öğretti.
10 Gerçekte bütün Makedonya’daki kardeşlerin hepsini seviyorsunuz. Kardeşler, size rica ediyoruz, bu konuda daha da ilerleyin.
11 Size buyurduğumuz gibi, sakin bir yaşam sürmeyi, kendi işinize bakmayı, ellerinizle çalışmayı amaç edinin.
12 Öyle ki, kimseye muhtaç olmadan öbür insanların önünde saygın bir yaşam süresiniz.
13 Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için, gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz.
14 İsa’nın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde Tanrı, İsa’ya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanları da O’nunla birlikte geri getirecektir.
15 Rab’bin sözüne dayanarak size diyoruz ki, biz yaşamakta olanlar, Rab’bin gelişinde hayatta olanlar, gözlerini yaşama kapayanların önüne asla geçmeyeceğiz.
16 Rab’bin kendisi, bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle, Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek.
17 Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Rab’bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab’le birlikte olacağız.
18 İşte birbirinizi bu sözlerle teselli edin.

1. Oscar Wilde, güzel eşini terk edip eşcinsel ilişkilere başladı.

2. Bazı metinlerde “aynı zamanda veren” diye geçer.

3. Latince’de rapere fiilinin geçmiş zamanı raptus’dur. Jerome’un Vulgate çevi-risindeki sözleri, “rapiemurcum illis”dir (yani, onlarla birlikte geleceğiz).