1 Timoteos 1

YORUM

I. SELAMLAMA (1:1-2)

1:1   Pavlus kendini öncelikle Mesih İsa’nın elçisi olarak tanıtır. Elçi “gönderilmiş olan”dır, dolayısıyla Pavlus da Rab’bin işini yapmak üzere Tanrı tarafından atandığını belirtiyor. Pavlus’un yetkisi, kurtarıcımız Tanrı’dan ve umudumuz Mesih İsa’nın buyruğundan gelmektedir. Bu, seçimi Pavlus’un yapmadığını ve kendisinin başka insanlar tarafından atanmadığını vurgulamaktadır. O, kesin bir şekilde Tanrı’dan, vaaz etmek, öğretmek ve acı çekmek için çağrı almıştı. Bu ayette Baba Tanrı’dan Kurtarıcı olarak söz edilir. Yeni Antlaşma’da Kurtarıcı olarak söz edilen kişi genellikle Rab İsa’dır. Ancak burada bir çelişki yoktur. Tanrı, insanların kurtulmasını arzulayan, bunu yerine getirmek için Oğlu’nu gönderen ve Rab İsa’ya iman edenlere sonsuz yaşamı vererek Kurtaran’dır. Mesih, Tanrı’nın günahkârları kurtarabilmesi için çarmıhta ölüme katlanarak bizi Kurtaran’dır.

Burada Rab İsa Mesih’ten umudumuz diye söz edilmektedir. Bu, Koloseliler 1:27’yi anımsatmaktadır: “Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudu veriyor.” Cennete gidebilme umudumuz yalnızca Rab İsa’nın yaptığı işte ve kişiliğinde gizlidir. Aslında Kutsal Kitap’ta açıklanan umut dolu geleceğe sahip olabilmek, yalnızca Rab İsa ile olan ilişkiyle mümkündür.

Ayrıca Mesih’in barışımız olduğunu belirten Efesliler 2:14 ile O’nun yaşamımız olduğunu anlatan Koloseliler 3:4 ayetine de bakınız. Mesih, geçmiş günahlarımıza çözüm getirmesinden dolayı barışımız, bugün için güç vermesiyle yaşamımız, gelecekteki kurtuluşumuzu sağlamasıyla da umudumuzdur.

1:2   Mektup, “imanda öz oğlum” olarak nitelendirilen Timoteos’a hitaben yazılmıştır. Bu, Timoteos’un, elçinin belki de Listra’ya yaptığı ilk ziyareti sırasında, kurtulmuş olabileceğini gösterebilir (Elç.14:6-20). Ancak Elçilerin İşleri’nden edinilen genel izlenime göre Timoteos, Pavlus onunla tanışmadan önce iman etmiş bir öğrenciydi (Elç.16:1-2). Bu durumda imanda öz oğul ifadesi, Timoteos’un da Pavlus’un sahip olduğu ahlâksal ve ruhsal özelliklere sahip olduğunu gösterir. Aynı karaktere sahip olduğu için, ateşli bir izleyicisiydi.

Stock bu konuda şöyle der:

“Böyle bir öndere sahip olan Rab’bin hizmetkârına ve böylesine öz oğullara sahip önderlere ne mutlu!”

Yeni Antlaşma’daki mektuplarda selamlama sözcükleri olarak genellikle “lütuf ve esenlik” kullanılır. 1. ve 2.Timoteos, Titus ve 2.Yuhanna’da ise lütuf, merhamet ve esenlik kullanılır. Bu mektupların kiliseler yerine bireylere yazılmış olmaları merhamet sözcüğünün neden eklenmiş olduğunu açıklar.

Lütuf, Mesih inanlısı olarak yaşamak ve hizmet etmek için gereken tanrısal kaynakları belirtir.

Merhamet, muhtaç ya da zayıf olanın korunması için gereken tanrısal şefkattir. Esenlik ise, içimizi dolduran dinginlik ve huzurdur. Bu üç bereket, Baba Tanrı’dan ve Rabbimiz Mesih İsa’dan gelir. Bu ayette de, İsa Mesih’ten Baba ile eşit şekilde söz edilmesi nedeniyle, Mesih’in tanrısallığının iması vardır. Rabbimiz Mesih İsa ifadesi, Mesih’in Rabliğini vurgulamaktadır. “Kurtarıcı” sözcüğü Yeni Antlaşma’da 24 kez geçerken, “Rab” sözcüğü 522 kez geçmektedir. Bu önemli istatistiksel bilgileri kendi yaşamlarımıza da uygulayabilmemiz gerekir.

II. PAVLUS’UN TİMOTEOS’A UYARILARI (1:3-20)

A. Yanlış Öğretilere Karşı Uyarılar (1:3-11)

1:3   Pavlus’un Roma’da ilk kez hapse girmesinin ardından Timoteos ile birlikte Efes’e gitmiş olması muhtemeldir. Makedonya’ya hareketinin ardından Pavlus, Timoteos’tan bir süre daha Efes’te kalıp Tanrı’nın sözünü öğretmesini ve imanlıları yanlış öğreti yayanlara karşı uyarmasını istemişti. Pavlus Makedonya’dan güneye, Korint’e gitti. Bu mektubu oradan yazmış olabilir. Elçi 3.ayette aslında şöyle demektedir: “Makedonya’ya giderken Efes’te kalmanı istemiştim, şimdi aynı isteğimi yineliyorum.” Buradan, Timoteos’un Efes’teki topluluğa önder olmak üzere atanmış olduğu sonucu çıkmaz. Bu bölümde böyle bir düşünceye rastlamıyoruz. Tersine oraya, Mesih inancına aykırı ve uydurma bazı öğretilerin yayılmasına karşı belirli kişileri uyarmak için gönderilmişti. Söz konusu yanlış öğretiler, yasacılık ve Gnostisizmdi. Timoteos bu sorunlardan kaçıp kurtulma eğilimi gösterebilir diye, Pavlus onun orada kalmasını istiyordu.

1:4   Timoteos ayrıca bu adamları masallar ve sonu gelmeyen soyağaçlarıyla uğraşmamaları konusunda uyarmak için teşvik ediliyordu. Bu masal ve soyağaçlarının ne olduklarını tam olarak bilmemiz olanaksızdır. Bazıları bunların, Yahudi öğretmenler arasında yaygın olan bazı masal ya da efsanelerle ilişkili olduğu kanısındadır. Bazıları ise bunların Gnostiklerin efsaneleri ve soyağaçları olduklarını düşünürler. Bugünkü sapık öğretilerin de aynı özellikleri taşıdığını görmek ilginçtir. Sahte din kurucularıyla ilgili birçok hayali öykü üretildiği gibi, Mormonlar’da da soyağaçları önemli bir yer tutmaktadır.

Hiçbir değeri olmayan bu tür konular, yalnızca insanların kafalarını karıştırır. İmana dayanan tanrısal düzene hizmet etmez. Kurtuluş planı Tanrı tarafından, kuşkular yaratıp tartışmalara neden olmak için değil, insanların yüreklerindeki imanı geliştirmek için düzenlenmiştir. Efes topluluğundaki bu insanlar ilgilerini, efsane ve soyağaçları gibi gereksiz konulara değil, insanları kutsallaştırıp kuşku yerine imanı geliştirecek Mesih inancının harika gerçeklerine yöneltmeliydiler.

1:5   Bu ayetteki en önemli nokta, buyruk sözcüğünün Musa’nın Yasası olan On Buyruk’a değil, 3. ve 4.ayetlerdeki uyarılara ilişkin olmasıdır. “Buyruğun amacı …sevgiyi uyandırmaktır.” Pavlus, Timoteos’a verdiği uyarının amacının yalnızca inancı sağlamlaştırmak değil, pak yürekten, temiz vicdandan ve içten bir imandan doğan sevgiyi de uyandırmak olduğunu belirtiyor. Bunlar, Tanrı’nın lütuf müjdesinin duyurulduğu her yerde bulunan şeylerdir.

Sevgi hiç kuşkusuz Tanrı’ya, diğer imanlılara ve genel olarak tüm dünyaya yönelik olan sevgidir. Bu sevgi pak yürekten fışkırmalıdır. Eğer bir kişinin iç yaşamı temiz değilse, oradan gerçek bir Hıristiyan sevgisi de fışkıramaz. Bu sevgi aynı zamanda temiz vicdanın, yani Tanrı ve insan önünde kusursuz bir vicdanın da ürünü olmalıdır. Son olarak bu sevgi, ikiyüzlü olmayan ve maske takmamış içten bir imanın da sonucu olmalıdır.

Pavlus’un sıraladığı bu değerler ne sahte öğretiler tarafından sağlanabilir, ne de efsane ve soyağaçlarının sonucu olabilir! Bu, pak yürek, temiz vicdan ve içten bir iman sonucu olarak, sevgiyi doğuran tanrısal lütfun öğretisidir.

5.ayet aynı zamanda gerçek bir öğretinin meyvelerinin neler olduğunu da ortaya koyuyor. Bir öğreti bu sonuçları ortaya çıkarıp çıkarmamasına göre sınanabilir.

1:6   Bunlardan, yani pak yürek, temiz vicdan ve içten imandan sapmış kişiler de vardı. Sapma ile kastedilen, amaçlarının baştan yanlış olması ya da hedefledikleri noktayı şaşırmaları olabilir. Biz, amaçlarının baştan yanlış olması konusunun kastedildiğini düşünüyoruz. Bu kişiler bu şeylere ulaşmaya çalışmak bir yana, niyet bile etmemişlerdi. Sonuçta boş konuşmalara dalmışlardı. Vaazları insanları kutsallaştırmakta başarısız kalan, amaçsız vaazlardı.

Pavlus bu mektupta “bazı” sözcüğünü oldukça sık kullanır. 1.Timoteos’u yazdığı sırada, bu farklı öğreti yayan kişiler toplulukta küçük bir azınlığı temsil ediyorlardı. 2.Timoteos’a geldiğimizde, “bazı” sözcüğünün fazla kullanılmadığını göreceğiz. Güç dengesi değişmiş, farklılık çok daha genel anlamda ele alınır olmuştur. Azınlık da çoğunluk haline gelmiştir.

1:7   Önceki ayetlerde göndermede bulunulan farklı öğreti yayan kişiler, Yahudilikle Hıristiyanlığı, yasa ile lütfu birbirine karıştırmaya çalışan Yahudi taraftarı kişilerdi. Mesih’e iman etmenin kurtuluş için yeterli olmadığını öne sürüyorlardı. Erkeklerin sünnet olması, Musa’nın Yasası’nın yerine getirilmesi üzerinde ısrarla duruyorlardı. Yasa’nın, imanlının yaşam rehberi olması gerektiğini öğretiyorlardı.

Bu yanlış öğreti kilise tarihi boyunca, her yüzyılda varlığını sürdürmüştür. Bugün bile Mesih inancına en çok zarar veren konulardan biridir. Buna göre; kurtuluş için Mesih’e iman etmek şart ise de, ayrıca kişi vaftiz olmalı ya da bir kiliseye üye olmalı, Yasa’yı izlemeli, ondalık vermeli, kefaret ödemeli ya da bir çeşit “hayır işi” yapmalıdır. Bu tür bir kuralcılığı öğretenler kurtuluşun, hayır işleri olmadan, yalnızca Mesih’e imanla sağlandığını anlamamaktadırlar. Hayır işlerinin kurtuluşun nedeni değil, sonucu olduğunu görmemektedirler. Bir kimse iyi işler yaparak Mesih inanlısı olmaz, tersine Mesih inanlısı olduğu için iyi işler yapar. İmanlının yaşam rehberinin yasa değil de Mesih olduğunu fark etmezler. Bir insanın lanet altında olmaktan kurtulmadan, yasadan da kurtulamayacağını bilmezler. Yasa kendi kurallarına uymayanları ölüme mahkum eder. Hiç kimse Yasa’yı mükemmel ve eksiksiz olarak uygulayamayacağından, herkes ölüme mahkum olmuş olur. Ancak Mesih, bizim için lanetlenerek imanlıları Yasa’nın lanetinden kurtarmıştır.

Elçi, kendilerini Kutsal Yasa öğretmeni ilan eden bu kişilerin ne söyledikleri sözleri, ne de iddia ettikleri konuları anladıklarını belirtiyor. Yasa’nın hangi amaçla verilmiş olduğunu ve imanlının Yasa’yla ilişkisini tam olarak anlamadıkları için, Yasa hakkında ne diyeceklerini bilemediler.

1:8   Pavlus Yasa’nın özünde bir sorun olmadığını açıkça belirtir. “Yasa gerçekten kutsaldır. Buyruk da kutsal, doğru ve iyidir” (Rom.7:12). Ancak Yasa özüne uygun biçimde kullanılmalıdır. Yasa hiçbir zaman kurtuluşu sağlayacak bir yol olarak verilmemişti (Elç.13:39; Rom.3:20; Gal.2:16,21; Gal.3:11). Yasa’nın özüne uygun kullanılması, onun vaaz ve öğretiş yoluyla bizi günahlı olduğumuza ikna etmesi olmalıdır. Yasa, yaşam ilkesi ya da kurtuluş yoluymuş gibi sunulmamalıdır.

Guy King, Yasa’nın öğrettiği üç dersi şöyle sıralar: “Yapmalıyız, yapmamalıyız, yapamayız.” Yasa bir günahlının yaşamında üstüne düşeni yaptığında, o kişi Tanrı’ya şöyle seslenmeye hazır demektir: “Ya Rab, lütfunla beni kurtar.” 1 Yasa’nın kurtuluş ya da kutsal kılınmak için şart olduğunu öğretenler, kendi içlerinde tutarlı değildirler. Örneğin, bir Mesih inanlısı Yasa’yı çiğnerse öldürülmesi gerekmez derler. Oysa bu, Yasa’nın yetkisine terstir. Cezası ve yaptırımı olmayan yasa, iyi öğütten başka bir şey değildir.

1:9   Yasa doğru olanlar için değildir. Eğer bir insan doğru ise bir yasaya gereksinimi yoktur. Bu, Mesih inanlısı için de geçerlidir. Tanrı’nın lütfu sayesinde kurtuluşa kavuştuktan sonra, kutsal bir yaşam sürebilmesi için On Buyruk’a itaat etmesi gerekmez. Bir Mesih inanlısının Tanrı’ya yaraşır bir yaşam sürmesini sağlayan cezalandırılma korkusu değil, Golgota’da ölen Kurtarıcı’ya duyduğu sevgidir.

Elçi, Yasa’nın kendilerine verildiği insan gruplarını tanımlamaya devam ediyor. Birçok Kutsal Kitap yorumcusu, bu tanımlama ile On Buyruk arasında yakın bir ilişki olduğunu öne sürer. On Buyruk iki bölüme ayrılır; ilk dört madde insanın Tanrı’ya yönelik görevlerini, diğer altısı da komşusuna yönelik görevlerini ele alır. Aşağıdaki sözler On Buyruk’un ilk bölümü ile ilişkili gözükmektedir: Yasa tanımayanlar ve asiler, tanrısızlar ve günahkarlar, kutsallıktan yoksun ve kutsala karşı saygısız olanlar… Öldürenler sözcüğü altıncı buyrukla ilgilidir; öldürmeyeceksin. Öldürenler sözüyle, burada bir başkasını kazayla öldüren kişi değil, katiller kast edilir.

1:10   Fuhuş yapanlar ve oğlancılar, ahlâk dışı homoseksüel ve heteroseksüel ilişkileri tanımlamaktadır. Bu da yedinci buyrukla ilişkilidir. “Zina etmeyeceksin.” Köle tüccarları da açıkça sekizinci buyrukla ilişkilidir; “Çalmayacaksın”. Yalancılar, yalan yere ant içenler dokuzuncu buyrukla ilgilidir; “Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.”

Tam içeriği onuncu buyrukla doğrudan ilişkili değilse de, “Sağlam öğretiş” tüm buyrukları özetleyici niteliktedir.

1:11   Bu ayetin önceki ayetlerle nasıl bir ilişkisi olduğuna karar vermek güçtür. 10.ayette sözü edilen sağlam öğretişin Müjde’ye göre böyle olduğu düşünülebilir. Ya da Pavlus’un 8-10.ayetlerde yasa hakkında söylediklerinin, vaaz ettiği Müjde ile tam bir uyum içinde olduğunu kastetmektedir. Ya da Pavlus’un 3-10.ayetlerde sahte öğretişler hakkında söylediklerinin Müjde’yle uyumlu olduğu düşüncesi söz konusudur. Buradaki vurgu, Müjde’nin yüce olduğu gerçeğinden hareketle, Müjde’nin Tanrı’nın yüceliğini harika bir şekilde anlattığı gerçeği üzerinedir. Doğru, kutsal ve adil olan Tanrı’nın aynı zamanda da lütuf, merhamet ve sevgi Tanrısı olduğunu anlatır. O’nun kutsallığının gerektirdiği şeyi sevgisi sağlamıştır; Rab İsa’yı kabul edenlere sonsuz yaşam verilir.

Yüceltilmiş olan Rab İsa Mesih’le ilgili olan bu Müjde, elçiye emanet edilmişti. Müjde, insanlara O’nun yalnızca kurtarıcı değil, aynı zamanda da Rab olduğunu anlatır.

B. Tanrı’nın Gerçek Lütfuna Şükran (1:12-17)

1:12   Pavlus önceki bölümde, Yasa’yı Efes’teki imanlılara zorla kabul ettirmeye çalışan, farklı öğretiler yayan kişileri tanımlamaktaydı. Şimdi ise kendisinin nasıl iman ettiğini anımsıyor. Bu, Yasa’yı yerine getirerek değil, Tanrı’nın lütfuyla gerçekleşmiştir. Elçi doğru birisi değil, tersine günahkarların önde gideniydi. 12-17.ayetler, Pavlus’un kendi deneyimine göre, Yasa’nın özüne uygun olarak kullanılışını resmeder. Yasa onun için bir kurtuluş yolu değil, günahlı olduğunu iyice ortaya koyan bir araçtı.

Pavlus ilk olarak güçlendirici lütfundan ötürü Mesih İsa’ya şükrediyor. Vurgulanan nokta, Tarsus’lu Saul’un Rab için ne yaptığı değil, Rab’bin onun için ne yaptığıdır. Elçi, Rab İsa’nın kendisini yalnızca kurtarmakla kalmayıp sadık sayarak hizmetine atamasının şaşkınlığını üzerinden atamıyor. Yasa asla böyle bir lütuf gösteremezdi. Tersine, Yasa’nın katı kuralları, günahkar Saul’u ölüme mahkûm ederdi.

1:13   Bu ayet Pavlus’un iman etmeden önce On Buyruk’u çiğnemiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Pavlus, kendisinin önceden İsa’ya küfreden, küstah ve zalim biri olduğunu söylüyor. Mesih inancının Yahudilik için bir tehlike olacağını düşündüğünden, Mesih inanlılarını öldürmeye çalışıyordu. Bu nedenle de imanlılara karşı zalimce, acımasız ve küstah eylemlerde bulunmaktan zevk alıyordu. Küfreden, zalim ve küstah sözcüklerinde az kötüden çok kötüye doğru bir gidiş söz konusudur. Birincisinde yalnızca sözcüklerle, ikincisinde inançlarından ötürü insanlara acı çektirerek, sonuncusunda ise sertlik ve kötüye kullanma şeklinde günah işleme söz konusu olmaktadır.

Ancak Pavlus’a merhamet edildi. Yaptıklarını bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptığı için, hak etmiş olduğu ceza kendisine verilmedi. Mesih inanlılarına zulmederek Tanrı’ya hizmet ettiğini sanıyordu. Anne babasının dini ona gerçek Tanrı’ya tapınmayı öğrettiğinden, Mesih inancının Eski Antlaşma’daki Yehova’ya karşı bir inanç olduğunu sanmıştı. Gayretinin ve enerjisinin de yardımıyla, Mesih inanlılarını öldürerek Tanrı’nın onurunu savunmaya çalışmıştı.

Birçokları gayret ve içtenliğin Tanrı için önemli olduğu konusunda ısrar eder. Ancak Pavlus örneği, gayretin yeterli olmadığını göstermektedir. Hatta gayret, yanlış yolda olan kişiyi daha çok yanlış yapmaya iter. Gayreti arttıkça verdiği zarar da artar!

1:14   Pavlus yalnızca hak ettiği cezadan kurtulmakla kalmadı, hak etmediği kadar da bol lütuf buldu. Günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu da çoğaldı (Rom.5:20).

Rab’bin Pavlus’a armağan ettiği lütfun boşuna olmadığı şu sözlerden de anlaşılır: “Mesih İsa’da olan sevgiyle birlikte…” Mesih İsa’da olan sevgi Pavlus’a gelen lütfa eşlik ediyordu. Bu, lütfunu veren Rab’bin, sevgi ve imanın da kaynağı olduğu şeklinde de anlaşılabilir. Tanrı’nın lütfunun Pavlus tarafından reddedilmediğini, ancak onun daha önceden nefret ettiği kutsanmış olan Rab İsa’yı sevip O’na güvenerek karşılık verdiğini göz önüne alırsak durumu daha iyi anlayabiliriz.

1:15   Bu Pastoral mektuplardaki beş “güvenilir söz”ün ilkidir. Bu güvenilir bir sözdür, çünkü yanılmayan ve yalan söylemeyen Tanrı’nın sözüdür. İnsanlar böyle bir söze tam güvenle inanabilir, hatta buna inanmamak mantıksızca bir davranış olur. Bu, her bakımdan kabule layıktır, çünkü herkese uygulanabilir. Tanrı’nın insanlar için neler yaptığını anlatır ve kurtuluş armağanını herkese sunar.

Mesih İsa, Rabbimiz’in Tanrılığını vurgular. Cennetten yeryüzüne gelmiş olan ilk önce Tanrı (Mesih) sonra da insan (İsa). Kurtarıcı’nın önceden de var olduğu, “dünyaya geldi” sözüyle ima edilmiştir. Beytlehem O’nun var oluşunun başlangıcı değildi. Sonsuzluklar boyunca Baba Tanrı’yla birlikteydi, ama özel bir iş için insan bedeninde dünyaya geldi. Takvimler de O’nun gelmiş olduğuna tanıklık eder; takvimlerimizin başlangıcı O’nun doğumunu başlangıç olarak kabul eder. Peki Rabbimiz neden yeryüzüne geldi? Tabii ki, iyi insanları kurtarmak için değil (zaten iyi olan yoktur ki!), günahkarları kurtarmak için geldi. Yasa’ya tam olarak itaat edenleri kurtarmak için de değil, çünkü Yasa’ya tam olarak itaat edebilecek kimse yoktur.

Burada Hıristiyanlık ile tüm inançlar arasındaki temel ayrılık noktasına geliyoruz. Diğer inançlar insanlara, Tanrı’nın gözünde değer kazanabilmek için bir şeyler yapabileceklerini söylerler. İncil ise insanın kayıp durumda, kendini kurtaramayacak bir günahlı olduğunu ve cennete gidebilmenin yalnızca Rab İsa’nın çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla gerçekleşebileceğini söyler. Pavlus’un daha önce açıkladığı şekildeki Yasa öğretişi ise, insan bedenine önem verir. İnsana tam da duymak istediği şeyi, yani kendi kurtuluşuna katkıda bulunabileceğini söyler. Oysa İncil, kurtuluşun yalnızca Mesih sayesinde olduğunu, insanın günah işlemek dışında bir şey yapmadığını ve kurtuluşu sağlayanın Rab İsa olduğunu ısrarla söyler.

Tanrı’nın Ruhu, Pavlus’un kendisini günahkarların en kötüsü olarak görmesini sağlamıştı. Bazıları ise bunu, “günahkarların en önde gideni” diye çevirir. “Günahkarların en kötüsü” tanımının, puta tapan ya da ahlâksızlık konusunda aşırılığa kaçan biri için değil de, katı kurallara bağlı bir Yahudi evinde yetişmiş, dindar birisi için kullanılmış olduğuna dikkat edin. Pavlus öğretiş konusunda günah işliyordu. Rab İsa Mesih’in işi ve kişiliğiyle ilgili Tanrı sözünü kabul etmiyordu. Tanrı’nın Oğlu’nu reddetmek, işledikleri günahların en büyüğüydü.

Ayrıca onun günahkarların en kötüsü “bendim” değil de, “benim” dediğine dikkat edin. Çoğu kez kendi günahkarlığının en çok farkında olanlar, yüreğinde Tanrı’ya en fazla yer verenlerdir.

1.Korintliler 15:9’da (İ.S. 57 yılında yazılmıştır) Pavlus kendinden, “elçilerin en küçüğü” diye söz eder. Efesliler 3:8’de de (İ.S. 60 yılında yazılmıştır) kendine “kutsalların en değersiziydim” der. Şimdi de daha sonra yazılmış olan 1.Timoteos 1:15’de, günahkarların en kötüsü benim diyor. Burada Pavlus’un alçakgönüllülük konusunda ilerleyişini görüyoruz.

Bir çeviride en kötüsü yerine, “birincisi” der. Anlatılmak istenen, onun en günahkar insan olduğu değil, İsrail ulusunda bu konuda ilk oluşuydu. Yani onun iman edişi, İsrail’in gelecekte iman edeceğinin ilk işareti oluyordu. Kendi halkı İsrail’in yeniden doğmasından önce, “Zamansız doğmuş bir çocuktu” (1Ko.15:8). Onun, insan yardımı olmaksızın, gökten gelen bir esinle kurtulmasında olduğu gibi, belki Yahudiler de yaklaşan büyük sıkıntı döneminde aynı şekilde kurtulacaklardır. 16.ayetteki, “öncelikle” ve “örnek” sözcükleri, bu tür bir yoruma yol açacak niteliktedir.

1:16   Burada Pavlus’a neden merhamet edildiği açıklanıyor. Mesih İsa’nın sınırsız sabrı onda gözükecek, sergilenecekti. Günahkarların en kötüsü olduğu gibi, şimdi de Rab’bin tükenmez lütfunun örneği olacaktı.

William Kelly’nin dediği gibi o,

“Hem en büyük düşmanlığın üstünde olan tanrısal sevginin, hem de çeşitli ve en yorucu engellere karşı olan tanrısal sabrın” 2 örneği olacaktı.

Pavlus örnek olacaktı. Matbaacılıkla uğraşanlar, kitap basılmadan önce kitabın ozalitini alırlar. Örnek materyal belirlenir. Pavlus’un iman edişi de, Kurtarıcı Siyon’dan geldiğinde, İsrail ulusunun kurtulacağına örnek oluşturmaktadır (Rom.11:26).

Genel olarak bu ayet, ne kadar kötü olursa olsun kimsenin umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini gösterir. Rab günahkarların en kötüsünü bile kurtardığına göre, onlar da tövbe ettiklerinde Rab’bin kendilerine lütuf ve merhamet göstereceğini bilip teselli bulabilir ve O’na iman ederek sonsuz yaşama kavuşabilirler.

1:17   Pavlus Tanrı’nın kendisine gösterdiği lütfu düşününce, bu şükran duası coşkuyla dudaklarından dökülüyor. Bunun Baba Tanrı’ya mı, yoksa Rab İsa’ya mı yönelik olduğunu anlamak güçtür. “Çağların Kralı” sözü, bunun daha çok Rab İsa’ya yönelik olduğunu düşündürüyor. “Kralların Kralı, rablerin Rab’bi” ifadesi de O’nun için kullanılır (Va.19:16). Bununla birlikte, görünmez sözcüğü ise Baba Tanrı ile ilgilidir, çünkü Rab İsa görünür olmuştu. Tanrı’nın hangi kişiliğine ait olduğunu tam olarak ayırt edememek bile, O’nun tam eşitlik içinde oluşunun bir göstergesidir.

Çağların Kralı’nın ölümsüz olduğu belirtilir. Bu, O’nun bozulmayacağı, mahvedilmeyeceği anlamına gelir. Tanrı aslında görünmezdir de. Eski Antlaşma döneminde yaşayan insanlar, Tanrı’nın bazı görünüş biçimlerini görmüş ve Rab İsa’da da O’nun tümüyle açıklanışına tanık olmuş olsalar da, Tanrı’nın kendisi insan gözüyle görülemez. Ardından da Tanrı’nın tek oluşu belirtilir. Sonuçta tüm bilgeliğin kaynağı da Tanrı’dır (Yak.1:5).

C. Uyarıların Yinelenmesi (1:18-20)

1:18   Burada söz edilen buyruk, kuşkusuz Pavlus’un 3-5.ayetlerde sahte öğretmenleri azarlarken Timoteos’a verdiği buyruktur. Elçi, oğlu Timoteos’u yapması gerekenler konusunda teşvik etmek için, onu Mesih’e hizmet etmeye yönelten koşulları anımsatıyor.

Senin hakkında önceden söylenen peygamberlik sözleri ifadesi, Pavlus’un Timoteos’u tanımadan önce, topluluklarında Timoteos’un Rab tarafından kullanılacağını bildiren bir peygamberin ortaya çıkmış olduğunu düşündürmektedir. Peygamber, belli bir konuda Tanrı’dan esin alıp O’nun topluluktaki sözcülüğünü yapan kişidir. Hakkında peygamberlik sözleri verilmiş olan genç Timoteos’un, gelecekte de İsa Mesih’in hizmetkârı olacağı bu şekilde ortaya konmuş oluyordu. Eğer bir gün Rab’bin işinde cesaretini yitirirse, bu peygamberlik sözlerini anımsamalı ve savaşların en iyisini sürdürmek için cesaretini tazelemelidir.

1:19   Hıristiyanlık inancının öğretişlerini doğru olarak bilmek yetmez. Bu savaşta her zaman imana ve temiz vicdana sarılmak gerekir. Bir insan dindar, ama temiz bir vicdana sahip olmayabilir.

Hamilton Smith bu konuda şunları yazmıştır:

Yetenekli kişiler, insanlarla ilgilenirken, işleriyle uğraşırken ve vaaz verirken Tanrı’nın önünde kutsal kalmayı ihmal etmemelidirler. Kutsal Yazılar da değeri olmayan çok güzel vaazlar vermenin mümkün olduğunu söylemiyor mu? Bir gün güzel ödüller alacak olan kişiler, Tanrı için ürün verenler ve gerçek hizmetin kaynağı olan kutsal yaşama sahip olanlardır. 3

Pavlus’un yaşadığı dönemdeki bazı imanlılar, temiz vicdanı bir yana itmiş ve dolayısıyla da iman konusunda batmışlardı.

Bu kişiler pusulasını denize atan akılsız gemicilere benzetilir. İman konusunda batan bu kişiler gerçek imanlılardı, ama vicdanlarının duyarlılığında değişme vardı. İman hayatlarına denize açılan cesur bir gemici gibi başlamışlardı. Ama ne yazık ki, yüklü ve dalgalanan bayraklarla limana dönmek yerine, kayalara çarpıp kendilerine ve tanıklıklarına utanç getirmişlerdi.

1:20   Himeneos ve İskender’in, 2.Timoteos 2:17 ve 4:14’de söz edilenlerle aynı kişiler olup olmadıklarını bilmiyoruz. Ne tür bir küfür ettiklerinden de haberdar değiliz. Bilinen tek şey, onların küfür ettikleri ve temiz vicdanı terk etmiş olduklarıdır. Küfür, 4 Yeni Antlaşma’da her zaman Tanrı’nın adından kötü bir şekilde söz etmek anlamına gelmez. Birinin kendi arkadaşları hakkında kötü konuşmasını tanımlamak için de kullanılır. Ayrıca küfür, o kişilerin dudaklarından dökülen sözcükler olduğu kadar, yaşamlarını tanımlamada da kullanılmaktadır. Kuşkusuz iman konusunda batmakla, başkalarının gerçeğin yolu hakkında kötü konuşmalarına yol açtılar. İşte bu yüzden yaşamları, diğer insanların bu yola küfür etmesine neden olmuştur. Bu, bir zamanlar ışık saçan ve etkili olan imanlıların kendi vicdanları tarafından boğularak, etkisiz bir yaşama geçmelerinin trajedisidir.

Elçi bu kişileri Şeytan’a teslim ettiğini söylüyor. Bazı uzmanlar bunun aforozu ima ettiğini ileri sürerler. Ayrıca Pavlus’un bu iki kişiyi yerel topluluktan uzaklaştırmasının amacının, onların tövbe edip Rab ve O’nun halkıyla olan ilişkilerini düzeltmesi olduğu kanısındadırlar. Bu görüşteki sorun, aforozun elçinin değil de yerel topluluğun bir uygulaması olmasındadır. 1.Korintliler 5.bölümde Pavlus, akrabasıyla zina eden adamı aforoz etmemiş, bunu Korintliler’in yapması gerektiği tavsiyesinde bulunmuştur.

Bir diğer yoruma göre ise, Şeytan’a teslim etme olayı elçilere verilen bir güçtü ve elçiler hayatta olmadıklarından artık bu da söz konusu değildi. Bu görüşe göre elçiler, günah işleyen birini acı çekmek, hatta bazı durumlarda (Hananya ile Safira örneğinde olduğu gibi) ölmek üzere Şeytan’a teslim etme yetkisine sahiptiler (Elç.5:1-11). Burada açıkça görüldüğü gibi, elçinin amacı onların düzelmelerini sağlamaktı. Elçinin amacı, küfür etmemeyi öğrensinler diye onları lanetlemek değil, yola getirmekti.

 

Kutsal Kitap

1 Kurtarıcımız Tanrı’nın ve umudumuz Mesih İsa’nın buyruğuyla Mesih İsa’nın elçisi atanan ben Pavlus’tan imanda öz oğlum Timoteos’a selam! Baba Tanrı’dan ve Rabbimiz Mesih İsa’dan sana lütuf, merhamet ve esenlik olsun.
2 (SEE 1:1)
3 Makedonya’ya giderken sana rica ettiğim gibi, Efes’te kal ve bazı kişilerin farklı öğretiler yaymamasını, masallarla ve sonu gelmeyen soyağaçlarıyla uğraşmamasını öğütle. Bu şeyler, imana dayanan tanrısal düzene hizmet etmekten çok, tartışmalara yol açar.
4 (SEE 1:3)
5 Bu buyruğun amacı, pak yürekten, temiz vicdandan, içten imandan doğan sevgiyi uyandırmaktır.
6 Bazı kişiler bunlardan saparak boş konuşmalara daldılar.
7 Kutsal Yasa* öğretmeni olmak istiyorlar, ama ne söyledikleri sözleri ne de iddialı oldukları konuları anlıyorlar.
8 Yasa’yı özüne uygun biçimde kullanan için Yasa’nın iyi olduğunu biliyoruz.
9 Çünkü biliyoruz ki, Yasa doğrular için değil, yasa tanımayanlarla asiler, tanrısızlarla günahkârlar, kutsallıktan yoksunlarla kutsala karşı saygısız olanlar, anne ya da babasını öldürenler, katiller, fuhuş yapanlar, oğlancılar, köle tüccarları, yalancılar, yalan yere ant içenler ve sağlam öğretiye karşıt olan başka ne varsa onlar için konmuştur.
10 (SEE 1:9)
11 Mübarek Tanrı’nın bana emanet edilen yüce Müjdesi’ne göre bu böyledir. Tanrı Merhametlidir
12 Beni güçlendiren Rabbimiz Mesih İsa’ya şükrederim. Çünkü beni güvenilir sayarak hizmetine aldı.
13 Bir zamanlar O’na küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptım.
14 Ama Rabbimiz’in lütfu, imanla ve Mesih İsa’da olan sevgiyle birlikte bol bol üzerime döküldü.
15 “Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi” sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim.
16 Ama Mesih İsa, kendisine iman edip sonsuz yaşama kavuşacak olanlara örnek olayım diye sınırsız sabrını öncelikle bende sergilemek için bana merhamet etti.
17 Onur ve yücelik sonsuzlara dek bütün çağların Kralı, ölümsüz ve görünmez tek Tanrı’nın olsun! Amin.
18 Oğlum Timoteos, senin hakkında önceden söylenen peygamberlik sözleri uyarınca, bu buyruğu sana emanet ediyorum. Öyle ki, bu sözlere dayanarak iyi savaşı sürdüresin.
19 İmana ve temiz vicdana sarıl. Bazıları temiz vicdanı bir yana iterek iman konusunda battılar.
20 Himeneos ve İskender bunlardandır. Küfür etmemeyi öğrensinler diye onları Şeytan’a teslim ettim.

1. Guy King, A Leader Led, sf.25

2. William Kelly, An Exposition of the Two Epistles to Timothy, sf.22

3. Hamilton Smith, daha fazla bilgi mevcut değildir.

4. Grekçe blasphemeö (küfretmek, iftira etmek) hem Tanrı, hem insan için kullanı­lır.