1 Timoteos 2

III. TOPLULUKTA YAŞAMLA İLGİLİ İLKELER (2:1 – 3:16)

A. Dua Konusu (2:1-7)

Pavlus farklı öğreti yayan kişilerle ilgili Timoteos’a uyarılarda bulunduktan sonra dua konusuna geçer. Bu bölümün genel olarak topluluk içindeki dua ile ilgili olduğu konusunda fikir birliği varsa da, aynı ilkelerin kişinin özel dua yaşamı için de geçerli olmayacağını düşündürecek bir neden yoktur.

2:1   Bütün insanlar için dua edilmesi hem bir ayrıcalık, hem de bir yükümlülüktür. Tanrı’nın önünde başka insanlar için aracılık etmek bizim için büyük bir ayrıcalıktır. Kurtuluşun iyi haberini bütün insanlığa duyurmaya borçlu olduğumuzdan, burada yükümlülük de söz konusu olmaktadır.

Elçi dua ile ilgili 4 konu sıralıyor: “Dilek, dua, yakarış ve şükür.” İlk üç konu arasındaki farklılıkları ortaya koymak kolay değildir. Günümüzde yakarış denince, içten bir şekilde arzu ile yalvarma anlaşılırsa da, burada belirli bazı gereksinimler için dilekte bulunma söz konusudur. Dualar ise genel bir terimdir ve Tanrı’ya saygıyla olan her türlü yaklaşımı kapsar. Dilekler sunma ise, başkaları için yakarışta bulunma anlamına gelir. Şükür ise, Rabbimizin lütfunu ve iyiliğini belirtmek ve yüreklerimizi şükranla O’na dökmektir.

Ayeti özetlemek gerekirse, bütün insanlar için dua ederken hamtla dolu, alçakgönüllü, güvenilir ve şükreden kişiler olmamız gereklidir.

2:2   Krallar ve bütün üst yöneticiler özel olarak hatırlatılır. Bu kişilerin dualarımızda özel bir yeri olmalıdır. Pavlus başka ayetlerde yönetimlerin Tanrı tarafından kurulduğunu (Rom.13:1) ve bizim iyiliğimiz için Tanrı’nın hizmetinde olduğunu söyler (Rom.13:4).

Neron’un günlerinde yazıldığını anımsarsak, bu ayetin önemi daha da artar. Onun Mesih inanlılarına ettiği zulümler, ilk Hıristiyanların yöneticileri için dua etmelerine engel olmamıştır. Yeni Antlaşma, Mesih inanlıları Tanrı’ya itaatsizliğe zorlanmadıkça, başlarındaki hükümetlere sadık olmalarını ister. Öncelikle Tanrı’ya karşı sorumluyuz. Mesih inanlısı, hükümete karşı şiddet ve başkaldırıda bulunmamalıdır. Tanrı’nın sözüne aykırı olan emirlere uymayı reddedip verilecek cezalara sessizce katlanmalıdır.

Elçi yöneticiler için dua etmenin nedeni olarak, Tanrı yoluna tam bir bağlılık ve ağırbaşlılık içinde sakin ve huzurlu bir yaşam sürmeyi gösteriyor. Hükümetin sağlam olması ve ülkenin iç savaştan, başkaldırılardan, sıkıntı ve anarşiden uzak kalması bizim de yararımıza olacaktır.

2:3   Bütün insanlar, krallar ve üst yöneticiler için dua etmek iyidir. Burada Tanrı’ya verilen unvan da anlamlıdır. Tanrı’nın isteği tüm insanların kurtulmasıdır. Dolayısıyla bir anlamda bütün insanlar için dua etmek, Tanrı’nın isteğine de hizmet etmektedir.

2:4   Bu ayet, 3.ayette belirttiğimiz konuyu daha da açar. Tanrı tüm insanların kurtulmasını ister (Hez.33:11; Yu.3:16; 2Pe.3:9). Dolayısıyla bütün insanlar için dua etmeliyiz.

Bu ayet kurtuluşun tanrısal ve insansal yönlerini gözler önüne sermektedir. Ayetin ilk yarısı insanların kurtulması gerektiğini belirtir. Burada fiil pasif biçimde kullanılmıştır. Yani insan kendini kurtaramaz, mutlaka Tanrı tarafından kurtarılması gereklidir. Bu, kurtuluşun tanrısal yönüdür.

İnsanın kurtulabilmek için, gerçeğin bilincine erişmesi gerekir. Tanrı insanları, sadece onlar istiyor diye kurtaramaz. O, cenneti isyankar bireylerle doldurmaya çalışmaz. İnsanlar, şu sözleri söylemiş olan kişiye gitmek zorundadırlar: “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im.” Bu da olayın insana düşen sorumluluğudur.

Bu ayetin evrensel bir kurtuluşu öğretmediği açıktır. Tanrı tüm insanların kurtulmasını istiyor olsa da, herkes kurtuluşa kavuşmayacaktır. Başlangıçta İsrailliler’in çölde 38 yıldır dolaşması da Tanrı’nın isteği değildi, ama onlar bunu yaptı. Tanrı buna izin verdi, ancak O’nun İsrailliler’i berekete götüren planı bu değildi.

2:5   Bu ayet ile önceki ayet arasındaki ilişki pek açık değildir. Yine de şöyle bir anlam çıkmaktadır: Tanrı tektir, dolayısıyla tüm dualar O’na sunulmalıdır. Rabbimiz tek Tanrı olarak tüm insanların kurtulmasını arzu eder. Eğer O birçok tanrıdan birisi olsaydı, yalnızca kendisine tapınılmasıyla ilgilenirdi.

Ayrıca Tanrı ile insanlar arasında tek aracı vardır. Böyle bir durumda hiç kimse başka bir yolla Tanrı’ya gelemez. Aracı, iki kişinin arasındaki iletişimi sağlayandır. Kendisi de insan olan Mesih aracılığıyla günahların bağışlanmasıyla, Tanrı’nın insana yaklaşması mümkün olmuştur. Sonuçta da her zavallı günahkar O’na yaklaşabilir ve hiçbir şekilde de reddedilmez.

Pavlus, aracının insan olan Mesih İsa olduğunu belirtir. Bu şekilde Rab İsa’nın tanrılığı reddedilmiş olmaz. Tanrı ile insanlar arasında aracı olabilmesi için, O’nun hem Tanrı hem insan olması gerekir. Rab İsa sonsuzluklar boyunca, başlangıçtan bu yana Tanrı’dır. Ancak Beytlehem’deki yemlikte insan bedeni alarak dünyaya gelmiştir. O tüm insan ırkını temsil eder. O’nun hem Tanrı, hem insan olduğu, Mesih İsa adında da belirtilmiştir. Mesih, O’nun Tanrı tarafından meshedilmiş olduğunu belirtir. İsa ise beden aldığında O’na verilen isimdir.

Ayet, bugün birçok kişinin öğrettiği ve kutsal bakire Meryem, melekler ve azizlerin Tanrı ile insan arasında aracılık yaptıkları şeklindeki öğretiyi de yanıtlamaktadır. Tek bir aracı vardır; o da Mesih İsa’dır!

Beşinci ayet, Eski ve Yeni Antlaşma’nın bildirilerini özetlemektedir. Tek Tanrı, İsrail’e emanet edilen Eski Antlaşma’nın bildirisiydi. Bir aracı ise inanlılar topluluğuna emanet edilen Yeni Antlaşma’nın bildirisidir. İsrail’in putlara taparak kendi sorumluluğunu yerine getirememesi gibi, kilise de Meryem, azizler, din adamları gibi aracıları öne sürerek kendi sorumluluğunu yerine getirmemiştir.

2:6   Vurgu, Tanrı’nın tüm insanların kurtulmasını istediği gerçeği üzerinedir. Bu gerçek burada, Mesih İsa’nın kendisini herkes için fidye olarak sunmasıyla bir kez daha gösterilmiş olur. Fidye birini kurtarmak ya da serbest kalmasını sağlamak için ödenen ücrettir. Fidyenin herkes için olduğuna dikkat edin. Bu, Rab İsa’nın Golgota’da çarmıhtaki eyleminin tüm günahlıları kurtarmak için yeterli olduğu anlamına gelir. Ancak herkesin kurtulacağı anlamına gelmez, çünkü insanın bunu kendi iradesiyle istemesi de gerekmektedir.

Bu ayet, Mesih’in ölümünün, birinin başkalarının yerine geçme niteliğinde olduğunu öğreten ayetlerden yalnızca birisidir. O herkesin yerine öldü. Herkesin bunu kabul edip etmemesi ayrı bir konudur, ancak Mesih’in kurtarıcı eyleminin herkes için yeterli olduğu gerçeği değişmez.

Uygun zamanda verilmiş olan tanıklık, Mesih’in eylemiyle ilgili tanıklığın uygun zamanda ortaya çıkması gerektiğini kasteder. Tüm insanların kurtulmasını isteyen ve bunun için de çözüm yolunu sağlayan Tanrı aynı şekilde, içinde yaşadığımız bu çağda da Müjde’nin duyurulmasını buyurmuştur. Bunun nedeni, Tanrı’nın insanları bereketlemek için duyduğu büyük özlemi göstermek istemesidir.

2:7   Tanrı’nın herkesin kurtulmasını arzulamasının son bir göstergesi olarak Pavlus, kendisinin uluslara iman ve gerçeği öğretmek üzere haberci ve elçi olarak atandığını belirtir. Şimdiki gibi o zamanlar da Yahudi olmayan diğer uluslar dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyordu. Elçi, insanlığın Yahudiler gibi küçük bir bölümüne değil, tüm diğer uluslara gönderilmişti.

Pavlus kendisinden haberci, elçi ve öğretmen diye söz eder. Haberci, Müjde’yi duyuran, haber veren demektir. Elçinin görevleri daha fazladır. Müjde’yi duyurur, imanlı toplulukları kurar, disiplin konusunda topluluklara önderlik eder ve Rab İsa Mesih’in yetkisi ile konuşur. Öğretmen ise Tanrı’nın sözünü insanların anlayacağı şekilde açıklar.

Pavlus söylediklerini daha iyi vurgulamak için şu sözlerle iddiasını destekler: “Gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum. Uluslara imanı ve gerçeği öğretmeye atandım.” “İman ve gerçek” sözcükleri, dürüst ve sadık bir şekilde öğretişte bulunmasını tanımlıyor olabilir, ancak büyük olasılıkla öğrettiklerinin içeriğini tanımlamaktadır. Yani uluslara iman ve gerçekle ilgili konuları öğretiyordu.

B. Kadınlar ve Erkeklerle İlgili (2:8-15)

2:8   Pavlus’un yeniden topluluk içinde dua etme konusuna döndüğünü ve bu kez dikkatimizi, Tanrı’nın halkını duada yönlendirecek kişilere çekmek istediğini görüyoruz. İsterim sözü, Pavlus’un bu konudaki arzusunu ve esinlenmiş olduğunu açıklar.

Yeni Antlaşma’nın özgün dilinde erkekler olarak çevrilebilecek iki sözcük vardır. Birisi genel anlamda insan soyunu kastederken, diğeri erkekleri kasteder. Burada ikincisini ifade eden sözcük kullanılmıştır. Elçinin isteği topluluk içindeki duaların kadınlar değil, erkekler tarafından yönetilmesidir. Ayrıca yalnızca ihtiyarlar değil, tüm erkekler kastedilmektedir.

Her yerde sözü, her Mesih inanlısının her yerde, herhangi bir zamanda dua edebileceği anlamında olabilir. Ancak burada topluluk içindeki duadan söz edildiğine göre bunu, Mesih inanlılarının, dua etmek amacıyla kadınlı erkekli toplandıklarında, bu toplantıyı yönetecek kişinin erkek olması gerektiği şeklinde almamız daha uygundur.

Toplulukta dua edecek kişilerde ek olarak şu üç özellik olmalıdır. Birincisi onların pak eller yükseltmeleri gereklidir. Burada kişinin yalnızken dua ettiğinde, duruş şeklinin nasıl olması gerektiğinden söz edilmiyor. Elleri pak olmalıdır. Eller kişinin nasıl yaşadığını temsil etmektedir. İkincisi, kişi öfkeden uzak olmalıdır. Burada, toplulukta ayağa kalkıp diğerleri adına Tanrı’ya dua eden, gösterişe meraklı kişinin çelişkisi belirtilmektedir. Son olarak da çekişme içinde olmamalıdır. Bu da o kişinin, Tanrı’nın duaları işitip yanıtlayacağına olan imanını kastediyor olabilir. Özetlemek gerekirse, kişi kendisiyle ilgili olarak pak ve kutsal, başkalarıyla sevgi ve barış ilişkisi içinde ve Tanrı’yla ilgili de kuşku içermeyen bir imana sahip olmalıdır.

2:9-10   Toplulukta duayı yönlendiren kişinin sahip olması gereken nitelikleri tartıştıktan sonra, elçi şimdi de toplulukta kadınları ilgilendiren niteliklere geçiyor. İlk olarak da kendilerini sade giyimle, edebe uygun ve ölçülü tutumla… süslemeleri gerektiğini belirtiyor. John Chrysostom sade giyimin, üzerinde fazla tartışılamayacak bir tanımını verir:

Öyleyse sade giyim nedir? Bu, her yeri örten, edebe uygun, gereksiz süsler içermeyen giyimdir. Biri böyle, diğeri aşırı olmamalıdır. Dua için Tanrı’ya örgülü saçlar ve altın takılarla mı yaklaşıyorsunuz? Eğlenceye mi geldiniz? Düğüne ya da karnavala mı? Bu tür pahalı şeylerin hiçbiri istenmez. Dua etmeye, günahlarınız için af dilemeye, suçlarınız için Rab’be yakarmaya geldiniz. Bu tür bir ikiyüzlülükten uzak durun! 1

Edebe uygun sözü, utandıracak herhangi bir şeyden sakınmayı kasteder. Ayrıca alçakgönüllü ve tedbirli olma düşüncesini de taşır. Ölçülü bir kadının giysilerindeki dengeyi kasteder. Diğer yandan kadın gösterişli ve pahalı giysilerle dikkat çekmeye çalışmayacaktır. Bu, Tanrı’ya yakarması gereken kişilerde hayranlık, hatta kıskançlık uyandırabilir. Öte yandan iç karartıcı ve çok eski moda giysilerle de dikkati kendi üzerine çekmemelidir. Kutsal Yazılar giyinme konusunda ılımlı ve ölçülü bir yol izlenmesi gerektiğini öğretir.

Kaçınılması gereken aşırılıklardan bazıları; saç örgüleri, altınlar, inciler ya da pahalı giysilerdir. Saç örgüleri basit şekilde örülmüş saçları değil, gösterişli şekilde örülüp süslenmiş bir biçimini kasteder. Kişiyi ön plana çıkaran pahalı giysilerle takılar ise, dua sırasında uygun değildir.

Ayetin bu bölümünde ise ne tür süslenmenin kadın için uygun olduğu belirtilir. Tanrı yolunda yürüdüklerini ileri süren kadınlara yaraşır şekildeki süslenme iyi işlerle olur. Böyle bir “süslenme” başkalarının dikkatini Tanrı’dan uzaklaştırmaz, tersine O’na yöneltir. Olumsuz anlamda bir kıskançlığa yol açmaz, yalnızca iyi olan örneği izlemeye davet eder. İyi işler, Pastoral mektuplarda vurgulanan ve sağlam öğretişi dengeleme konusundaki vazgeçilmez unsurlardan biridir.

2:11   Toplantılarda kadının sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrenmesi öngörülür. Bu da, konu ile ilgili öteki ayetlerle uyumludur (1Ko.11:15; 14:34-35).

2:12   Pavlus kadının öğretmesine izin vermiyorum derken, Tanrı’dan esinlenerek konuşmaktadır. Bu, bazılarının ileri sürdüğü gibi, Pavlus’un kişisel önyargısı değildir. Kadınların topluluk içinde öğretişte bulunmamasını isteyen Tanrı’dır. Yalnızca çocuklara (2Ti.3:15) ve genç hanımlara (Tit.2:4) öğretebilirler. Bir kadının erkeğe egemen olmasına da izin verilmez. Yani bir erkek üzerinde egemen olmamalı ve sakinliğini korumalıdır. Belki de ayetin bu bölümü yalnızca yerel topluluklarla ilgili değildir. İnsan ile olan ilişkilerinde Tanrı’nın, erkeğe önderlik, kadına ise bağımlı olma rollerini vermiş olduğu görülür. Bu, kesinlikle kadının daha aşağı bir varlık olduğunu göstermez. Ancak kadının erkeğe egemen olmasının, Tanrı’nın isteğine karşı olduğunu ifade eder.

2:13-14   Pavlus iddiasını kanıtlamak için Adem ile Havva’nın yaratılışına döner. Önce Adem sonra Havva yaratıldı. Yaratılışın sırası anlamlıydı. Tanrı önce erkeği yaratarak onun egemen ve yönlendiren konumda olmasını istedi. Kadının sonra yaratılması, onun kocasına itaat etmesi gerektiği anlamına gelir. İddiasını yaratılış sırasına dayandıran Pavlus, bu olayın yöresel kültürlerle olan ilişkisini de çürütmüş olur.

İkinci kanıt olarak günahın insan soyuna girişini gösterir. Yılan ayartma ve yalanlarıyla doğrudan Adem’e yaklaşacağına Havva’ya gitti. Tanrı’nın isteği Havva’nın bağımsız olarak hareket etmemesiydi. Havva öncelikle Adem’le konuşmalıydı. Bunun yerine Şeytan’ın kendisini aldatmasına izin verdi ve suç işledi.

Bu bağlamda bugün de farklı öğretiler yayanların, kadınları, kocaları işteyken ve yalnız oldukları saatlerde ziyaret etmeleri boşuna değildir.

Aldanan da Adem değildi. Adem bilerek günah işlemiş gibi gözükmektedir. Bazıları onun, karısının günaha düştüğünü görünce, onunla olan beraberliği bozulmasın diye, isteyerek günah işlediğini ileri sürerler. Ancak Kutsal Yazılar böyle bir şeyden söz etmez. Kutsal Kitap aldananın Adem değil, kadın olduğunu belirtir.

2:15   Bu, Pastoral mektuplardaki en zor ayetlerden biridir ve ayetle ilgili pek çok açıklama ileri sürülmüştür. Bazı yorumcular, Tanrı’nın, çocuk doğuran Mesih inanlısı bir annenin ölümden kurtulacağına dair bir söz verdiğini düşünür. Ancak Tanrı’ya yürekten bağlı birçok Mesih inanlısı kadın, doğum sırasında ölmüştür. Bazıları ise çocuğun doğması ile kastedilenin, Mesih’in doğumu olduğunu ve kadınların da kadından doğan Mesih sayesinde kurtuluşa kavuşmuş olduğunu düşünür. Ancak erkekler de aynı yolla kurtulduğundan, bu görüş de tatmin edici olmaktan uzaktır. Ayrıca hiç kimse bir kadının yalnızca çocuk doğurarak sonsuz kurtuluşa kavuşacağını öne süremez, çünkü o zaman bu, işlerle kurtulmak olurdu!

Aşağıdaki açıklamanın ayetle ilgili en doğru açıklama olduğunu düşünüyoruz. Öncelikle buradaki kurtuluş, canının değil, imanlılar topluluğundaki konumunun kurtuluşu anlamındadır. Bu bölümde Pavlus’un söyledikleri, bazı zihinlerde Tanrı’nın amaçları doğrultusunda kadının yerinin olmadığı şeklinde bir kanının doğmasına yol açabilir. Ancak Pavlus bunu kabul etmez. Topluluk içinde kadına yönetme görevi verilmemiş olduğu doğru ise de, onların önemli bir hizmeti söz konusudur. Tanrı kadına evde, Rab İsa Mesih’e yücelik ve onur getirecek çocuklar yetiştirme görevini vermiştir. Bugün imanlı topluluklardaki önderlerin annelerini bir düşünün! Onlar hiçbir zaman kürsüye çıkıp vaaz etmediler, ancak Tanrı’ya hizmet edecek çocuklar yetiştirerek konumları ve verdikleri ürün yönünden gerçekten kurtulmuşlardır.

Lilley bu konuda şunları der:

Kadın, eş ve anne olarak doğal görevlerini kabul etmek ve daha da ötesinde, kutsal bir Mesih inanlısı kişiliği oluşturmak suretiyle, günahın sonuçlarından kurtulabilir ve toplulukta etkili bir konumda kalabilir. 2

Bu noktada şu soru yöneltilebilir: “O halde hiç evlenmeyen kadınlar ne olacak?” Bu bölümde Tanrı kadınlarla ilgili genel konulara değinmektedir. Hıristiyan kadınların çoğu evlenmekte ve çocuk doğurmaktadır. İstisna durumda olanlar için de toplulukta öğretmeyi ya da erkeklere egemen olmayı içermeyen, üstelik de çok yararlı birçok hizmet biçimi vardır.

15.ayetin sonuna dikkat edin: Kadın, “sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşarsa, doğum yapıp kurtulacaktır.” Bu, tümüyle koşulsuz bir söz değildir. Eğer karı koca örnek ve tutarlı bir iman yaşamı sürer, evde Mesih’i onurlandırır ve çocuklarını Rab korkusu ve öğütleriyle yetiştirirse, o zaman kadının imanlılar topluluğundaki konumu kurtulmuş olacaktır. Ancak anne baba dikkatsizce, zevkine göre bir yaşam sürerse ve çocuklarının eğitimini ihmal ederse, o zaman bu çocuklar Mesih’te ve toplulukta kaybolmuş çocuklar olacaklardır. Bu durumdaki bir kadın, Tanrı’nın onun için uygun gördüğü kutsallığa ulaşmayacaktır.

Hiç kimse kadının evde verdiği hizmetin, topluluk içinde verilen hizmetlerden daha önemsiz olduğunu düşünmemelidir. Şu söz çok doğrudur: “Beşiği sallayan eller dünyayı da yönetir.” Bir gün Mesih’in yargı kürsüsü önünde değerli gözükecek olan şey sadakat olacaktır. Bu, kürsüde olduğu gibi evde de gösterilebilir.

 

Kutsal Kitap

1 Her şeyden önce şunu öğütlerim: Tanrı yoluna tam bir bağlılık ve ağırbaşlılık içinde sakin ve huzurlu bir yaşam sürelim diye, krallarla bütün üst yöneticiler dahil, bütün insanlar için dilekler, dualar, yakarışlar ve şükürler sunulsun.
2 (SEE 2:1)
3 Böyle yapmak iyidir ve Kurtarıcımız Tanrı’yı hoşnut eder.
4 O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister.
5 Çünkü tek Tanrı ve Tanrı’yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur.
6 (SEE 2:5)
7 Ben bunun habercisi ve elçisi atandım -gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum- uluslara imanı ve gerçeği öğretmeye atandım.
8 Buna göre, erkeklerin öfkelenip çekişmeden, her yerde pak eller yükselterek dua etmelerini isterim.
9 Kadınların da saç örgüleriyle, altınlarla, incilerle ya da pahalı giysilerle değil, sade giyimle, edepli ve ölçülü tutumla, Tanrı yolunda yürüdüklerini ileri süren kadınlara yaraşır biçimde, iyi işlerle süslenmelerini isterim.
10 (SEE 2:9)
11 Kadın sükûnet ve tam bir uysallık içinde öğrensin.
12 Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun.
13 Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.
14 (SEE 2:13)
15 Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın.

1. John Chrysostom, Alfred Plummer, The Pastoral Epistles, sf.101.

2. J. P. Lilley, “The Pastoral Epistles,” sf.94