1 Timoteos 5

V. İMANLILARLA İLGİLİ ÖZEL ÖĞÜTLER (5:1 – 6:2)

A. Değişik Yaş Grupları (5:1-2)

5:1   Bu ayet, Timoteos’un aralarında bulunup hizmet edeceği imanlılar ailesinin üyelerine yönelik davranışlarıyla ilgilidir. Timoteos genç ve dinamik olduğu için yaşlılara karşı sabırsızlık gösterebilirdi. Bu nedenle yaşlı adama çıkışmayıp babasıymış gibi öğüt vermesi tavsiye ediliyor. Genç birisi olarak o yaştaki birine sert sözler söylemesi uygun olmazdı.

Mesih’in bu genç hizmetçisinin daha genç olanlara karşı küstah davranma tehlikesi de söz konusu olabilirdi. Dolayısıyla Pavlus ona, genç erkeklere kardeşleriymiş gibi davranmasını, onlar üzerinde baskı kurmaksızın onlardan biri gibi olmasını söylüyor.

5:2   Yaşlı kadınlara annemizmiş gibi sevgi ve saygı ile davranmalıyız.

Genç kadınlara da yürek temizliğiyle yaklaşılmalıdır. Açıkça günah olan şeylerden kaçınmanın ötesinde, hoş olmayan ya da kötü yöne çekilebilecek her türlü davranıştan da uzak durulmalıdır.

B. Dullar (5:3-16)

5:3   3-16.ayetlerde Pavlus yerel topluluktaki dulları ele alır ve onlara nasıl davranılması gerektiğini açıklar.

İlkin toplulukta bulunan ve gerçekten dul olan kadınlara saygı gösterilmelidir. Saygı ile kastedilen hem saygı, hem de maddi yardımdır. Gerçek bir dul, geçimini sağlamak için Rab’den başka hiçbir dayanağı olmayan kişidir. Hayatta olan ve kendisine yardım edebilecek hiçbir akrabası da yoktur.

5:4-5   Bu ayette ikinci grup dullar tanımlanır. Bunlar çocukları ya da torunları olanlardır. Bu durumda çocuklar annelerine (ya da büyükannelerine) bakarak onların daha önce yaptıkları iyilikleri ödemelidirler. Ayet, Tanrı yolunda yürümenin evde başladığını öğretir. Hem Mesih inancını savunmak, hem de yakınlarımıza bakmamak olmaz.

Mesih inanlılarının başka bir desteği olmayan kişilere bakması Tanrı’yı hoşnut eder. 1 Efesliler 6:2’de elçi Pavlus açıkça şunu öğretir: “Annene babana saygı göster. Vaat içeren ilk buyruk budur.” Daha önce de belirttiğimiz gibi gerçek bir dul, maddi bir dayanağı olmayan ve geçinebilmek için Tanrı’nın eline bakan kişidir.

5:6-7   5.ayettekinin tersine burada sözü edilen, kendini zevke vermiş olan dul kadındır. Bu kadının gerçekten imanlı birisi olup olmadığı konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bizce o, gerçek, ancak Rab’den uzaklaşmış bir Mesih inanlısıdır. Tanrı’yla yakınlık ve O’na yararlı olma yönünden ölü durumdadır. Timoteos böyle dulları zevk içinde yaşamaya karşı uyarmak ve imanlılara, muhtaç durumdaki yakınlarına bakmak konusunda öğretişte bulunmakla yükümlüdür.

5:8   Bu ayette, kişinin kendi yakınlarına, özellikle de ev halkına bakmamasının ne kadar ciddi olduğu vurgulanır. Bu, imanı inkâr etmekle eştir. Hıristiyanlık, gerçekten inanan kişilerin birbirlerine yardım etmesini gerektirir. Bunu yapmadığı takdirde inancının kendisine öğrettiği gerçekleri eylemleriyle inkâr etmiş olur. Böyle birisi imansızdan beter olmuş olur, çünkü birçok imansız kişi kendi akrabalarına severek bakmaktadır. Mesih inanlısı böyle davranarak, imanlı olmayan birinin yapmayacağı şekilde Rab’bin adını lekeler.

5:9   Bu ayetten anlaşıldığına göre her kilisede, topluluğun bakmakta olduğu dulların adlarının listesi bulunuyordu. Pavlus, altmış yaşından aşağı olan dulların listeye yazılmamasını belirtiyor.

Tek erkekle evlenmiş ifadesi gözetmen ve görevlilerle ilgili olarak aynı soruyu gündeme getirir. Bu konuda değişik yorumlar yapılmıştır. Açık olan şudur ki, dul kişinin evlilik yaşamı her türlü leke ve ahlâksızlıktan uzak olmuş olmalıdır.

5:10   Bir dulun bu listede yer alması için, her imanlı gibi, yaptığı iyiliklerle tanınan birisi olması gerekiyordu.

Çocuk büyütme ile kastedilen, çocukların kendi adına ve ailesine iftihar getirecek şekilde yetiştirilmiş olmalarıdır. Yoksa çocuk yetiştirmenin erdemli bir yanı olmayacaktı.

İyi bir dulun diğer bir özelliği, konuk ağırlamış olmasıydı. Yeni Antlaşma’da konukseverliğin önemi defalarca vurgulanır.

Misafirlerin ayaklarını yıkamak kölenin göreviydi. Burada dul kişinin diğer imanlılar için en sıradan işleri bile yapması gerektiği vurgulanır. Bir başka anlamı da kutsalların ayaklarını Tanrı sözü ile yıkamak olabilir. Bunun vaaz vererek dolaşma şeklinde olması gerekmez, yalnızca günlük yaşamın günahlarıyla kirlenen imanlıları ziyaret edip Tanrı’nın sözüyle yıkamak şeklinde de olabilir.

Sıkıntıda olanlara yardım, hasta, üzgün ve dertli olanlara merhamet gösterme şeklinde olabilir.

Kısacası bir dulun listeye girmesi için kendini her tür iyi işe adamış olması gerekiyordu.

5:11   Zor bir ayet olmakla birlikte şu şekilde yorumlanabilir: Genel olarak, daha genç dullara toplulukta sorumluluk vermek hatalı olabilir. Genç olduklarından tekrar evlenmek isteyebilirler. Elbette bu yanlış değildir, ancak bu arzu çok güçlü olup genç dulu, imanlı olmayan biriyle evlenmeye de götürebilir. Elçi bundan, bedensel arzuları Mesih’e olan bağlılıklarına galip gelince diye söz ediyor. Genç dul, konu imanlı olmayan biriyle evlenmek ile Mesih’e olan sevgisi ve söze olan bağlılığından dolayı bekar kalma arasında bir seçim yapmaya gelince, genellikle evlenmeyi seçer. Bu da sonuçta, onu destekleyen topluluğun adının lekelenmesine yol açar.

5:12   Hüküm giyme burada sonsuza dek mahvolma anlamında olmayıp yalnızca verdiği ilk sözü çiğnemek anlamındadır. Hüküm giyenler bir zamanlar Rab İsa Mesih’e bağlılık sözü vermiş, ancak şimdi Mesih’i sevmeyen biriyle evlenme fırsatı doğunca da, verdiği sözü unutup Göksel Güvey’e sadık kalmaksızın, o kişiyle evlenmeyi tercih etmişlerdir.

Pavlus evlenmek isteyen genç dulları eleştirmiyor. Hatta evlenmeleri için teşvik bile ediyor (14.ayet). Yanlış bulduğu şey, onların ruhsal yaşamlarında gerileyip bir erkek için tanrısal ilkeleri bırakmalarıdır.

5:13   Topluluğun genç dullara maddi olarak yardım etmesi de onları tembelliğe alıştırabilirdi. Kendi işlerini yapmak yerine kendilerini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmalarına ve boşboğazlık yapmalarına zemin hazırlamış olurdu. Yerel topluluğun yaptığı hiçbir iş böyle bir tutuma yol açmamalıdır, çünkü bu, yalnızca Mesih inancını lekelemeye neden olur.

5:14   Pavlus bu nedenle daha genç olan dulların evlenmelerinin, çocuk yapmalarının ve her türlü iftiradan uzak kalacak şekilde ev yönetmelerinin daha uygun olacağını belirtiyor. Pavlus elbette her genç dulun yeniden evlenmesinin mümkün olmayacağının da farkındaydı. İnisiyatif çoğu zaman erkekte olmalıdır. Pavlus yalnızca mümkün olduğunca izlenmesi gereken genel ilkeleri aktarmaktadır.

Düşman ya da Şeytan her zaman Mesih inanlılarının tanıklığına leke getirmeye çalışır. Bu nedenle Pavlus, düşmana iftira fırsatı verme olasılığına karşı uyarıda bulunuyor.

5:15   Elçinin genç dullar hakkında söyledikleri varsayım ya da spekülasyon değildi. Zaten sapmış durumda olanlar vardı. Bazıları Şeytan’ın ardına düşmüştü, yani Şeytan’ı dinlemiş ve imanlı olmayan kişilerle evlenerek Rab’bin sözüne karşı gelmişlerdi.

5:16   Bu ayette kişilerin kendi akrabalarına bakma konusuna geçilir. Eğer imanlı bir kadın ya da erkeğin 2 dul olan ve yardıma muhtaç yakını varsa, o zaman o akrabasına yardım etmelidir. Bu şekilde inanlılar topluluğu da gerçekten kimsesiz durumdaki dullara yardım edebilir.

Bu bölüm (3-16.ayetler), topluluğun durumu uygunsa ya da gücü yeterse değil, belli durumlarda mutlaka yapılması gerekenleri anlatmaktadır. Paragrafın uzunluğu Kutsal Ruh’un bu konuya verdiği önemi gösterir. Maalesef bu konu bugün pek çok toplulukta ihmal edilmektedir.

C. İhtiyarlar (5:17-25)

5:17   Bu bölümün geri kalan ayetleri ihtiyarlarla ilgilidir. Pavlus ilk olarak, topluluğu iyi yöneten ihtiyarların iki kat saygıya layık görülmesi gerektiğini belirtiyor. Bu Darby’nin dediği gibi de söylenebilir: “Denetimi ele al.” Ancak söz konusu olan denetim değil, örnek olmadır. Böyle ihtiyarlara iki kat saygı gösterilmelidir. Saygı, maddi yardımı da içine alır (Mat.15:6). İki kat saygı ile iki şey kastedilir. Birincisi, yaptığı iş nedeniyle Tanrı’nın topluluğundan saygı görmeye layıktır. İkincisi de eğer, tüm zamanını işine veriyorsa maddi yardıma da layıktır. Tanrı sözünü duyurmak ve öğretmek için emek verenlerin çoğu kez normal bir işte çalışacak kadar güçleri ve zamanları kalmaz.

5:18   Burada ihtiyarların yaptıkları hizmetin karşılığını alması gerektiğini kanıtlayan iki ayet verilir. İlki Yasa’nın Tekrarı 25:4, ikincisi de Luka 10:7’dir. Bu ayet özellikle ilginçtir. Pavlus Eski ve Yeni Antlaşma’da birer ayet alıp yan yana koymakta ve her ikisine de göndermede bulunmaktadır. Burada da Pavlus’un Eski ve Yeni Antlaşma’yı aynı değerde kabul ettiği açıkça anlaşılır.

Bu ayetler, harman döven öküzün yiyecekten mahrum bırakılmaması gerektiğini öğretir. İşçi de yaptığının karşılığını almaya hak kazanır. İhtiyarlar için de durum böyledir. Fiziksel olarak çalışmıyor olsalar da Tanrı’nın topluluğunun desteğini almaya layıktırlar.

5:19   İhtiyarlar toplulukta belli bir sorumluluk taşıdıklarından, Şeytan’ın saldırısı için hedef haline gelirler. Bu nedenle Tanrı’nın Ruhu da sahte suçlamalara karşı onlar için koruyucu önlemler alır. Getirilen ilke de, bir ihtiyara yöneltilen suçlamanın iki ya da üç tanık tarafından doğrulanmadıkça herhangi bir ceza yoluna gidilmemesidir. Aslında bu ilke topluluktaki her birey için geçerlidir. Ancak ihtiyarların iftiraya daha fazla maruz kalması söz konusu olduğu için bu ilke burada tekrar vurgulanmıştır.

5:20   Topluluğun adını lekeleyecek şekilde günah işlediği anlaşılan bir ihtiyarın da herkesin önünde azarlanması gerekir. Bu eylem tüm imanlıları, Mesih inancına hizmette günahın ne denli ciddi olduğu konusunda uyarır ve diğerleri için de caydırıcı olmuş olur.

Bazı yorumcular 20.ayetin yalnızca ihtiyarları değil, tüm imanlıları kapsadığını öne sürerler. Elbette bu ilke tüm imanlılar için geçerli ise de ayetin metin içindeki yeri onun daha çok ihtiyarlara yönelik olduğunu düşündürmektedir.

5:21   Yerel toplulukta disiplinle ilgili konularda sakınılması gereken iki tehlike vardır. Bunlar kayırma ve taraf tutmadır. Birinin aleyhine ön yargılı olup adam kayırma yoluna gitmek oldukça kolaydır. Ayrıca toplumdaki yeri, kişiliği ya da zenginliği nedeniyle bir adamın tarafını tutmak da çok kolaydır. Bu nedenle Pavlus ciddi olarak Timoteos’u, Tanrı’nın, Mesih İsa’nın ve seçilmiş meleklerin önünde bir olayı her yönüyle bilmeden yargılamaması ya da bir tartışmada taraflardan biri arkadaşı olduğu için yanlı bir tutum sergilememesi konusunda uyarıyor. Her olay Tanrı’nın, Mesih İsa’nın ya da meleklerin önünde oluyormuş gibi yargılanmalıdır. Melekler, içinde yaşadığımız dünyanın gözlemcileridir ve toplulukta disiplin gerektiren konularda adaletin eksiksiz olarak yerine getirildiğini görmelidirler. Seçilmiş melekler, günaha düşmemiş ve Tanrı’ya karşı gelmemiş melekler olarak ilk durumlarını korumuş olanlardır.

5:22   Bazı topluluklarda önde gelen kişileri hemen sorumlu konumlara getirme eğilimi söz konusudur. Burada Timoteos, yeni gelenlere hemen sorumluluk vermeme konusunda uyarılır. Kişiliklerini tam olarak bilmediği kişilerin günahlarına da ortak olmamalıdır. Yalnızca kendini ahlâki olarak temiz tutmakla yükümlü olmayıp başkalarının günahlarına da ortak olmamalıdır.

5:23   Bu ve önceki ayet arasındaki ilişki pek açık değildir. Belki de elçi, toplulukla ilgili sorunların Timoteos’un midesine dokunacağını sezinliyordu. Timoteos bu tür derdi olan ne ilk, ne de son kişidir! Ama onun sorunu daha büyük olasılıkla bugün hâlâ bazı yerlerde bulunan kirli su sorunuydu. Elçi, “artık yalnız su içmekten vazgeç” öğüdünü verirken aslında, şaraba hiç yer vermeyecek kadar fazla su içme demek istemektedir.

Pavlus ona, midesi ve sık sık baş gösteren rahatsızlıkları için biraz da şarap içmesini öğütlüyor. Bu ayet şarabın tıbbi amaçlı kullanımına değinmektedir, hiçbir zaman aşırı kullanılmasına göz yumulmaz.

Burada gönderme yapılanın üzüm suyu değil, gerçek şarap olduğu kesindir. O zamanlarda bugünkü pastörize etme tekniği bilinmediğinden, üzüm suyunun bulunduğu bile kuşkuludur. ‘Biraz da şarap’ ifadesi bunun gerçek şarap olduğunu ima eder. Gerçek şarap kastediliyor olmasaydı, biraz demeye gerek olmazdı.

Bu ayet tanrısal iyileşme konusuna da ışık tutmaktadır. Elçi olarak Pavlus’un tüm hastalıkları iyileştirme gücü olmasına rağmen, bunu her zaman kullanmadı. Kendisi burada mide hastalığı örneğiyle ilaç kullanımını desteklemektedir.

5:24   Burada elçi sanırız, başkalarına el koyma konusunda Timoteos’u uyardığı 22.ayetteki tartışmaya dönmektedir. 24. ve 25.ayetler bunu biraz daha açıklamaktadır.

Bazı kişilerin günahları bellidir, öyle ki, borazan çalınarak duyurulmuş gibi o kişinin günahı yargı kürsüsüne kadar ulaşır. Ancak bu herkes için geçerli değildir. Bazılarının günahları ise sonradan ortaya çıkmaktadır.

Birincisine herkesin tanıdığı bir sarhoşu, ikincisine ise başka bir kadınla gizli ilişkisi olan evli bir erkeği örnek gösterebiliriz. Toplum bu tür durumları bilmeyebilir, ancak çoğu kez skandal sonradan ortaya çıkar.

5:25   İyi insanlar için de benzeri bir durum geçerlidir. Bazılarının iyi olduğu hemen anlaşılır. Bazıları daha çekingen olduğundan gerçek iyilikleri sonradan anlaşılır. O anda olmayıp sonradan görülen iyilikler de olabilir. Buradan çıkarılması gereken ders şudur: İlk görüşte insanlar hakkında karar vermemeli, gerçek kişiliğinin ortaya çıkmasını beklemeliyiz.

 

Kutsal Kitap

1 Yaşlı adama çıkışma, babanmış gibi yol göster. Genç erkeklere kardeşinmiş gibi, yaşlı kadınlara annenmiş gibi, genç kadınlara tam bir yürek temizliğiyle kızkardeşinmiş gibi yol göster.
2 (SEE 5:1)
3 Gerçekten kimsesiz dul kadınlara saygı göster.
4 Ama dul kadının çocukları ya da torunları varsa, bunlar öncelikle kendi ev halkına yardım ederek Tanrı yolunda yürümeyi ve büyüklerine iyilik borcunu ödemeyi öğrensinler. Çünkü bu Tanrı’yı hoşnut eder.
5 Gerçekten kimsesiz, yalnız kalmış dul kadın umudunu Tanrı’ya bağlamıştır; gece gündüz O’na dilekte bulunmaya ve dua etmeye devam eder.
6 Kendini zevke veren dul kadınsa daha yaşarken ölmüştür.
7 Ayıplanacak duruma düşmemeleri için onları bu konularda uyar.
8 Kendi yakınlarına, özellikle de ev halkına bakmayan kişi imanı inkâr etmiş, imansızdan beter olmuştur.
9 Yaptığı iyiliklerle tanınmış, tek erkekle evlenmiş, en az altmış yaşında olan dul kadın, eğer çocuk büyütmüş, konuk ağırlamış, kutsalların ayaklarını yıkamış, sıkıntıda olanlara yardım etmiş, kendini her tür iyi işe adamışsa, adı dullar listesine yazılsın.
10 (SEE 5:9)
11 Daha genç dulları listeye alma. Çünkü bedensel arzuları Mesih’e bağlılıklarına baskın çıkınca evlenmek isterler.
12 Böylece verdikleri ilk sözü çiğneyerek hüküm giyerler.
13 Aynı zamanda ev ev gezerek tembelliğe alışırlar. Yalnız tembelliğe alışmakla kalmazlar, üzerlerine düşmeyen sözler söyleyerek başkalarının işine karışan boşboğazlar olurlar.
14 Bu nedenle, daha genç dulların evlenmelerini, çocuk yapmalarını, evlerini yönetmelerini, düşmana hiçbir iftira fırsatı vermemelerini isterim.
15 Kimisi zaten sapmış, Şeytan’ın ardına düşmüştür.
16 İmanlı bir kadının dul yakınları varsa onlara yardım etsin. İnanlılar topluluğu* yük altına girmesin ki, gerçekten kimsesiz olan dullara yardım edebilsin.
17 Topluluğu iyi yöneten ihtiyarlar*, özellikle Tanrı sözünü duyurup öğretmeye emek verenler iki kat saygıya layık görülsün.
18 Çünkü Kutsal Yazı’da şöyle deniyor: “Harman döven öküzün ağzını bağlama” ve “İşçi ücretini hak eder.”
19 İki ya da üç tanık olmadıkça, bir ihtiyara yöneltilen suçlamayı kabul etme.
20 Günah işleyenleri herkesin önünde azarla ki, öbürleri de korksun.
21 Bu söylediklerimi yan tutmadan, kimseyi kayırmadan yerine getirmen için seni Tanrı’nın, Mesih İsa’nın ve seçilmiş meleklerin önünde uyarıyorum.
22 Birinin üzerine ellerini koymakta aceleci davranma, başkalarının günahlarına ortak olma. Kendini temiz tut.
23 Artık yalnız su içmekten vazgeç; miden ve sık sık baş gösteren rahatsızlıkların için biraz da şarap iç.
24 Bazı kişilerin günahları bellidir, kendilerinden önce yargı kürsüsüne ulaşır. Bazılarının günahlarıysa sonradan ortaya çıkar.
25 Bunun gibi, iyi işler de bellidir; belli olmayanlar bile gizli kalamaz.

1. En eski el yazmalarının çoğunda “hoşnut eder”den önce “iyilik” sözcüğü geçmez. Özgün olanı, kuşkusuz kısa olandır. Türkçe çeviride de kısa olanı kullanıl­mıştır.

2. Bazı metinlerde “bir kadın” yerine “bir erkek veya bir kadının” diye geçer. Di­ğer metinlerde erkek sözcüğünün geçmemesi herhalde kaza sonucu olmuştur. Pavlus’un dullara bakmalarını istediği kişiler yalnızca imanlı kadınlar olamazdı.