1 Timoteos 6

Ç. Köleler ve Efendiler (6:1-2)

6:1   Şimdi de kölelerin davranışları konusuna geçilir. Kölelik boyunduruğu altında olanlara değinilmektedir. Elçi ilk olarak efendileri iman etmemiş olanlara seslenmektedir. Bu durumdaki köleler efendilerine karşı saygısız mı olmalıdırlar? Başkaldırıp kaçmaya mı çalışmalıdırlar? Ya da olabildiğince az mı çalışmaları gerekir? Tam tersine, efendilerini tam olarak saygıya layık görmelidirler. Yani gereken saygıyı göstermeli, sadık bir şekilde hizmet etmeli ve işlerine engel değil, yardımcı olmalıdırlar. Çünkü bu çalışkanlık Mesih’e de bir tanıklık oluşturmaktadır. Eğer Mesih inanlısı bir köle, kaba ve isyankar bir şekilde çalışırsa, efendisi de onun inancını ve Tanrı’nın adını kötüler. İmanlıların çok değersiz kişiler oldukları sonucuna varır.

Kilise tarihi, köle pazarlarında Mesih inanlısı olan kölelere diğerlerinden daha yüksek fiyatlar ödendiğinin örneklerini içerir. Bir efendi gelip bir kölenin Hıristiyan olduğunu duyduğunda, kendisine daha sadık ve iyi hizmet edeceğini bildiğinden, çoğu zaman daha yüksek ücret ödemeyi kabul ederdi. Bu Mesih inancı için büyük bir onurdur.

Bu ayet bize, bir insanın toplumdaki yeri ne kadar aşağıda olursa olsun, Mesih için tanıklık etmeye ve O’nun adına yücelik getirmeye devam etmemiz gerektiğini söylemektedir.

Yeni Antlaşma’da köleliğe açıkça karşı konulmadığı sık sık belirtilmiştir. Ancak Mesih inancının yayılması, kölelere olan eziyeti ortadan kaldırmıştır.

Her gerçek imanlı da İsa Mesih’e köle olduğunu bilmelidir. Bir paha karşılığı satın alınmıştır ve artık kendine ait değildir. İsa Mesih onun ruhuna, canına ve bedenine sahiptir ve karşılığında da en iyisini hak eder.

6:2   Bu ayet ise, efendileri iman etmiş olanlarla ilgilidir. Elbette bu kölelerin efendilerine saygısızlık etme eğilimleri olabilirdi. Yerel topluluklarda Rab’bin gününde ekmek bölmek için (Elç.20:7) bir araya geldiklerinde, hepsi İsa Mesih’te kardeşti ve efendi ya da köle durumundaki imanlılar aynı sofraya oturmaktaydı. Ancak köleler bu sayede tüm sosyal farklılıkların ortadan kalkmış olduğunu sanmamalıydılar. Kölenin (işçinin), efendisi (işveren) imanlı diye hizmet ve saygıda kusur etmesi söz konusu olamazdı. Efendinin imanlı ve kardeş olması kölenin sadakatle hizmet etmesine yol açmalıdır.

İmanlı efendiler yalnızca sevdikleri imanlılar değil, bu iyi hizmetten yararlananlar olarak da tanımlanır. Bazıları “yararlanma” sözcüğünü kurtuluşa ortak olmak şeklinde yorumlarlar. Ancak hem köleler hem de efendilerin, iyi olanı yapmaları gerektiğinden, diğerine yardım etmeye çalışarak birlikte hizmet etmeleri ve böylece yararlanmaları gerekmekteydi.

Bu ilkeleri öğret ve öğütle ifadesi kuşkusuz imanlı kölelere daha önce verilmiş olan öğütlere atıfta bulunmaktadır. Günümüze uyarlarsak buna işverenişçi ilişkisi diyebiliriz.

VI. SAHTE ÖĞRETMENLER VE PARA SEVGİSİ (6:3-10)

6:3-5   Pavlus şimdi de dikkatini toplulukta farklı öğretiler yayanlara çeviriyor. Bu tür kişiler doğru sözleri onaylamamaktadır. Doğru, sağlıklı anlamına da gelir. Bunlar Rab İsa Mesih’in yeryüzündeyken söylemiş olduğu ve Yeni Antlaşma’da bulunan sözlerdir. Yeni Antlaşma’daki öğretinin temeli de bu sözlerden oluşmaktadır. Bu, Tanrı yoluna dayanan öğretidir. İyiye ve güzele imrendirir.

Bu tür kişiler kendini beğenmiş kişilerdir. Kendilerini çok bilgili sanırlar, ancak aslında bilgisiz kişilerdir. Pavlus’un daha önce de belirttiği gibi, neden söz ettiklerini bilmezler. Tartışmaları ve kelime kavgalarını çok severler. Hatta hastalık derecesinde severler. Bunların ruhsal sağlıkları yerinde değildir. Doğru, sağlıklı sözler öğreteceklerine, imanlıları hasta edecek sözler söylerler. Ruhsal yönden hiçbir yararı olmayan sorular üretip kelime kavgaları çıkarırlar.

Konuştukları şeyler Kutsal Kitap’ın öğretileriyle ilgili olmadığından, kesin bir çözüme kavuşturulması da olanaksızdır. Sonuçta da kıskançlıklara, çekişmelere, iftiralara ve kötü kuşkulara yol açarlar.

Lenski şöyle der:

Sözcük oyunları ve sorularla birbirlerinin üstünlüklerini kıskanırlar. Birbirleriyle çekişir ve didişirler, sonuçta da kutsal sözcüklerle birbirlerini kötüler, sırlarını açıklarlar. 1

Bu sürtüşmeler gerçeği yitirmiş, yani düşünceleri yozlaşmış kişilerden çıkar. Lenski şu acı yorumda da bulunmaktadır:

Zihnin hastalanması, düşüncelerin tutarsız hale gelmesine yol açar ki, bu da zihinsel yeteneklerin ahlâki ve ruhsal alanda işlevlerini yerine getirememelerine yol açar. Gerçeğe uygun olan tepkiyi veremezler. Gerçek ve ortaya konuşu, duruma uyan tepkiyi doğurmalıdır. Müjde’nin kutsal gerçekleri ruhsal ve ahlâki alandaki yalanları, sahtelikleri ve sapıklıkları reddetmelidir. Yozlaşmış zihin “gerçekle” karşılaşınca hemen reddetmeye çalışır. Gerçekten farklı olanla karşılaşınca da bu farkı kabul etmeyi sağlayacak nedenleri arar. 2

Bunlar gerçeği yitirmiş kişilerdir. Bir zamanlar gerçekle karşılaşmışlardı, ancak daha sonra ışığı reddettiklerinden o gerçeği de yitirdiler.

Bu kişiler Tanrı yolunu kazanç yolu sanırlar. Anlaşılan az çalışıp iyi para kazanmak için din öğretmenliğini meslek edinmişlerdi. “En kutsal işi hünerli kazanç yolu yaparlar.”

Bu bize, yaptığı işi aslında sevmeyen topluluk önderlerini hatırlatmanın dışında, Hıristiyanlık aleminde çok yaygın hale gelen ticarete düşkünlüğü de hatırlatmaktadır. Bu ticaret yalnızca mal alıp satma değil, şans oyunları ya da endüljans gibi şekillerde de olmuştur. Bunlardan kaçın! 3 Bize, gerçekte iman etmemiş olan bu kişilerden uzak durmamız öğütlenmektedir.

6:6   Bir önceki ayet kazancın yanlış tanımını verirken, bu ayet gerçek anlamını açıklıyor. Eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek büyük kazançtır. Eldekiyle yetinmeden Tanrı yolunda yürümek, eksik bir tanıklık olur ve Mesih inancıyla bağdaşmaz. İçtenlikle Tanrı yolunda yürümek ve bulunduğumuz durumdan hoşnut olmak paha biçilemez bir mutluluktur.

6:7   Bu bölümdeki öğretişler, Rab İsa’nın Dağdaki Vaazı’nda öğrettiklerine çok benzer. 7.ayet bize, O’nun gereksinimlerimiz için Göksel Babamız’a güvenmemizi söylediği öğüdünü hatırlatır.

Hayatta ellerimizin boş olduğu üç dönem vardır. Doğum, İsa’ya iman ettiğimiz an ve ölüm. Bu ayet bize başta ve sonda olanı anımsatır. Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz.

Büyük İskender ölmeden önce şöyle demişti: “Öldüğüm zaman cenazemi taşırken ellerimi sarmayıp açıkta bırakın ki, herkes onların boş olduklarını görsün.”

Bates buna şöyle bir yorum getirir:

Evet, bir zamanlar dünyanın en gururlu egemenliğine sahip olan, en zaferli kılıcı taşıyan, gümüş ve altını bol olan ve ölüm ya da kurtuluş fermanlarını imzalayan eller şimdi BOŞTU. 4

6:8   Eldekiyle yetinmek yaşamın temel gereksinimleriyle ilgilidir. Göksel Babamız bizim yiyecek ve giyeceğe gereksinimimizin olduğunu bilir ve bunları sağlayacağına söz vermiştir. İmanlı olmayan birçok kişinin yaşamı yiyecek ve giyeceklerle ilgilenmeyle geçmektedir. Mesih inanlısı öncelikle Tanrı’nın egemenliğini ve doğruluğunu aramalıdır; o zaman Tanrı da temel gereksinimlerini karşılar.

Giyecek sözcüğü giysiler kadar ev, barınacak yer anlamına da gelir. Yiyecek, giyecek ve barınakla yetinmemiz gerekir.

6:9   9-16.ayetler, sürekli olarak zengin olma isteğiyle dolu olan kişilerle ilgilidir. Zengin olmak değil, zengin olma hırsıyla dolu olmak günahtır. Zengin olmak isteyenler yiyeceği, giyeceği ve barınağı olanlar değil, hep daha fazlasına sahip olmak isteyenlerdir.

Zengin olma isteği insanın ayartılmasına yol açar. Amaçlarına ulaşmak için dürüst olmayan ve çoğu kez de şiddet içeren yollara başvururlar. Bunlar arasında kumar, iftira, dolandırıcılık, yalan yere yemin, hırsızlık ve hatta cinayet sayılabilir. Böyle biri çok çabuk tuzağa düşer. Arzuları güçlenip kişiyi kontrol etmeye başlar. Bazen banka hesabı belli bir noktaya ulaşınca duracağına dair kendine söz verir. Ancak yapamaz. Oraya ulaşınca daha fazlasını ister. Zengin olma arzusu beraberinde endişe ve korkuyu da getirir ki, bu da insanın canını adeta boğar. Zengin olmak isteyenler birçok anlamsız ve zararlı arzulara kapılırlar. Hep, “falanca zengin kişiye ayak uydurmaya” çalışırlar. Toplumdaki yerlerini korumak ya da yükseltmek için gerçek değeri olan erdemlerden uzaklaşırlar.

Zararlı arzulara kapılırlar. Zengin olma hırsı insanların sağlıklarını ve canlarını tehlikeye atmasına yol açar. Gerçekten de yaklaştıkları son budur. Madde ile ilgilenerek çöküşe ve yıkıma giderler. Altın peşinde koşmaktan, hiç ölmeyecek olan canlarını ihmal ederler.

Barnes şöyle bir uyarıda bulunur:

Yıkım tam bir yıkımdır. Mutluluğu, erdemi, adı ve canı yıkıma uğrar. Zengin olma arzusu buradaki ve gelecekteki her şeyi mahkûm eden delikten sürükler. O kadar çok aile bu şekilde mahvolmuştur ki! 5

6:10   Her türlü kötülüğün bir kökü de para sevgisidir. Evrendeki tüm kötülükler para sevgisinden kaynaklanmaz. Ancak para kötülüğün çeşitleri arasında en büyüklerinden biridir. Örneğin kıskançlığa, çekişmeye, hırsızlığa, yalancılığa, aşırılığa, Tanrı’yı unutmaya, bencilliğe, zimmetine para geçirmeye vb. yol açar.

Sözü edilen paranın kendisi değil, para sevgisidir. Para Rab’be hizmet amacıyla değişik şekillerde kullanılabilir ki, o zaman yalnızca iyi sonuçlar ortaya çıkar. Ancak burada söz konusu olan paraya duyulan aşırı istektir. Bu da insanı günaha ve utanca sürükler.

Para sevgisinin kötü yanlarından birisi de, Hıristiyan imanından sapmadır. İnsanlar deli gibi altın ve para peşinde koşmaktan ruhsal konuları ihmal ederler ve gerçekten kurtuluş bulmuş olup olmadıkları gitgide anlaşılmaz hale gelir.

Yalnızca ruhsal konularda gevşemekle kalmazlar, kendi kendilerine çok acı da çektirirler. Zengin olma hırsıyla bağlantılı olan acıları bir düşünün! Boşa harcanan bir yaşamın verdiği üzüntü ya da çocuğunuzun dünyasal şeylerin içinde kayboluşu! Bir gecede servetini yitirenlerin hüznü işte budur! Kurtulmamış bir şekilde ya da boş ellerle Tanrı’yla karşılaşacak olmanın korkusu budur!

J.C. Ryle şöyle der:

Aslında para en az tatmin veren şeylerden biridir. Kuşkusuz birçok ilgiyi ortadan kaldırıp yerine başkalarını getirir. Onu elde etmek güçtür. Elinde tutmak sıkıntı verir. Kullanırken kolayca ayartılabiliriz. Kötüye kullanınca suçluluk duyarız. Yitirince üzülürüz. İdare eder ya da dağıtırken kafamız karışır. Dünyadaki tüm kavgaların, çekişmelerin ve davaların üçte ikisi basit bir nedene dayanır; paraya! 6

Bir zamanlar dünyanın en zengin kişisi olan birisinin çok sayıda petrol kuyuları, rafinerileri, tankerleri, otelleri, sigorta şirketleri ve uçak şirketleri vardı. Ancak yüzlerce dönümlük çiftliğinde güvenliğini sağlayabilmek için birçok görevli, demir parmaklıklar, köpekler, ışıklar, ziller ve alarmlar bulunduruyordu. Hastalıktan, yaşlılıktan, uçaklardan, çaresizlikten ve ölümden korkuyordu. Yalnız ve mutsuzdu. Paranın mutluluğu satın alamayacağını kabul etmek durumunda kalmıştı. 7

VII. TİMOTEOS’A SON UYARILAR (6:11-21)

6:11   Timoteos’a burada Tanrı adamı diye hitap edilir. Eski Antlaşma’da bu hitap şekli çoğu kez peygamberler için kullanılırdı ve davranışlarında dürüst, iman dolu olan kişiyi tanımlardı. Bu, Timoteos’un peygamberlik armağanına sahip olduğu anlamına da gelebilir. Tanrı adamının karşıtı 2.Selanikliler 2.bölümde gördüğümüz “yasa tanımaz adam”dır. Yasa tanımaz adam günahın bizzat kendisi olmaktadır. O adamla ilgili her şey insanlara günahı hatırlatacaktır. Timoteos ise Tanrı adamı olarak insanların Tanrı’yı düşünmesini sağlayacak ve Tanrı’yı yüceltecekti.

Mesih’e hizmet ederken Timoteos’un kibirden (4.ayet), yozlaşmış düşüncelerden (5.ayet), hırstan (6-8.ayetler), anlamsız ve zararlı arzulardan (9.ayet) ve de para sevgisinden (10.ayet) kaçması gerekiyordu. Cennete götürebileceği tek şeyi olan imanlı kişiliğini geliştirmesi gerekiyordu. Burada imanlının kişilik özellikleri sıralanmaktadır: Doğruluk, Tanrı yolunda olma, iman, sevgi, sabır ve uysallık.

Doğruluk, insanlarla olan ilişkilerimizde dürüst ve adil olmamız anlamındadır. Tanrı yolu, Tanrı’ya benzer olmak demektir. İman, hem inanma hem de bağlılık anlamına gelmektedir. Sevgi, Tanrı’ya ve insanlara duyduğumuz şefkat anlamındadır. Uysallık, sakin ve alçakgönüllü bir kişiliği tanımlarken, sabır da denemelere, sıkıntılara dayanma anlamına gelmektedir.

6:12   Timoteos’un yalnızca bazı şeylerden kaçıp bazı şeylerin ardından koşması yeterli değildi, ayrıca mücadele etmesi de gerekiyordu. Mücadele sözcüğü savaşmak anlamında değil, tartışmak, uğraşmak anlamındadır. Atletik yarışmalardaki mücadele anlamını taşır. Yüce mücadele Mesih inancı ve onunla ilgili yarışı kastetmektedir. Timoteos bu yarışta iyi koşmak zorundadır. Sonsuz yaşama sımsıkı sarılmak durumundadır. Bu onun kurtuluşa kavuşmak için uğraşmak zorunda olduğunu göstermez. Zaten kurtulmuştur. Ancak zaten kendisinin olan sonsuz yaşamı günlük yaşamında da göstermekle yükümlüydü.

Timoteos iman ettiği anda bu sonsuz yaşama kavuşmuştu. Ayrıca bunu, birçok tanık önünde açıkça benimsemişti. Belki de vaftiz oluşuna ya da iman ettikten sonra Rab İsa Mesih’e olan tanıklığına göndermede bulunmaktadır.

6:13   Elçi şimdi de en büyük iki tanık önünde Timoteos’a şu uyarıda bulunmaktadır. Bu öncelikle her şeye yaşam veren Tanrı’nın önünde olmaktadır. Belki de Pavlus, Timoteos’a yazarken, bir gün Rab İsa’ya olan inancından ötürü hayatını vermek durumunda kalacağını düşünüyordu. Eğer öyleyse bu genç savaşçıya, her şeye yaşam verenin Tanrı olduğunu anımsatmak iyi olacaktı. İnsanlar Timoteos’u öldürse bile o, ölüleri diriltene inanmayı sürdürecekti.

Bu uyarı ayrıca Mesih İsa’nın huzurunda yapılmaktaydı. O tanıklık etmenin en büyük örneğini sergilemişti. Pontius Pilatus önünde yüce inanca tanıklık etmişti. Bu, Kurtarıcının Roma İmparatoru önünde yaptığı ve söylediği her şeye göndermede bulunuyor gibi gözükse de herhalde asıl kastedilen Yuhanna 18:37’deki sözleridir: “Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir.” Bu tereddütsüz tanıklık, gerçeği duyuracak olan Timoteos’a örnek olarak veriliyordu.

6:14   Timoteos, Tanrı buyruğunu korumakla yükümlüydü. Bazıları bu buyruğun, yukarıda belirtilen yüce mücadeleyi sürdürmeyi kastettiğini düşünür. Bazıları ise bunun bu mektupta Pavlus’un Timoteos’a verdiği buyrukların tümünü kapsadığı kanısındadır. Kimisi de bu buyrukla kastedilenin, Tanrı’nın sözünde, yani Kutsal Kitap’ta açıklananların tümü olduğunu düşünür. Bize göreyse, Mesih inancının gerçeklerini korumanın yükümlülüğüdür.

Lekesiz ve kusursuz sözcükleri buyruğa değil, Timoteos’a yöneliktir. Timoteos buyruğu korurken lekesiz ve eleştirilecek bir yönü olmayan bir tanıklıkta bulunmak zorundaydı.

Yeni Antlaşma’da Rabbimiz İsa Mesih’in gelişi sürekli olarak imanlıya anımsatılır. Bu dünyada Mesih’e sadık kalma, Mesih’in Yargı Günü’nde ödüllendirilecektir. Sonuçta Rab İsa egemenliğini kurmak üzere yeryüzüne geldiğinde bu ödüller açıklanacaktır. O zamana dek sadık kalıp kalmamanın sonuçları açıkça görülecektir.

6:15   Bu ve sonraki ayetteki zamirlerin Baba Tanrı’ya mı, Rab İsa Mesih’e mi işaret ettiği konusunda Kutsal Kitap uzmanları tam bir görüş birliğine varmış değildirler. 15.ayete göre, Vahiy 17:14’deki kralların Kralı, rablerin Rabbi ifadelerinden de anlaşılacağı gibi kastedilen Kral İsa’dır. Öte yandan 16.ayet ise Baba Tanrı’ya göndermede bulunur gibi gözükmektedir.

15.ayetin anlamı şöyle olsa gerek: Rab İsa Mesih yeryüzüne egemenlik sürmeye geldiğinde, insanlar O’nun Mübarek ve tek Hükümdar olduğunu görecekler. Gerçek kralın kim olduğu kolayca belli olacaktır. Pavlus’un Timoteos’a yazdığı sıralarda Rab İsa insanlar tarafından reddedilmekteydi, halen de öyledir. Ancak O’nun tek yönetici ve kralların Kralı olduğunun açıkça belli olacağı gün yaklaşmaktadır. O, ayrıca bugün kendini rab ilan etmiş olanların da Rabbi’dir.

Mübarek, yalnızca tapılmaya layık olan değil, aynı zamanda da kendisinde tüm kutsallığın bulunduğu Kişi’dir.

6:16   Rab İsa göründüğünde insanlar, ölümsüzlüğün tek sahibinin Tanrı olduğunu da anlayacaklardır. Yani buna doğuştan sahip olan yalnızca O’dur. Meleklere ölümsüzlük ihsan edilmiştir. Dirilişte imanlılar ölümsüz bedenlere sahip olacaklardır (1Ko.15:53-54). Ancak Tanrı kendiliğinden, varlığı itibarıyla ölümsüzdür.

Ayrıca Tanrı’dan, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan şeklinde söz edilir. Bu Tanrı’nın tahtını çevreleyen, parlayan yücelik demektir. İnsan doğal haliyle böyle bir görkem içinde kalsa herhalde buharlaşıverirdi. Yalnızca sevgili Rab tarafından kabul edilen ve Mesih’te olanlar mahvolmadan Tanrı’ya yaklaşabilirler.

Doğal haliyle hiçbir insan Tanrı’yı görmez ve göremez. Eski Antlaşma’da insanlar Tanrı’nın yansımalarını görmüşlerdir. Yeni Antlaşma’da Tanrı Kendisini mükemmel bir şekilde Sevgili Oğlu’nun kişiliğinde, Rab İsa Mesih’te açıklamıştır.

Yine de Tanrı’nın ölümlü gözlere gözükmediği gerçeği geçerliliğini sürdürmektedir.

Onur ve kudret sonsuza dek O’nundur. Pavlus Timoteos’a olan uyarılarını, Tanrı’ya atfettiği bu hürmet ifadesiyle bitirir.

6:17   Pavlus zengin olmak isteyenlere daha önce ayrıntılı olarak değinmişti. Burada ise halen, şimdiki çağda zengin olanlara değiniyor. Timoteos’un onlara gururlanmamaları için buyruk vermesi gerekiyordu. Gurur, zenginleri ayartan bir etkendir. Zengin olanlar, parası olmayan, kaba, kültürsüz ve akılsız kişileri hor görme eğiliminde olabilirler. Tabii bu her zaman doğru değildir. Zenginlik Yeni Antlaşma’da, Eski Antlaşma’da olduğu gibi Tanrı’nın bereketinin bir belirtisi değildir. Zenginlik yasa altındayken tanrısal lütfun bir işaretiyken, yeni çağda onun yerini sıkıntı almıştır.

Zengin kişinin zenginliğe umut bağlamaması, yani “zenginliğin gelip geçici” olduğunu bilmesi gerekiyordu. Para kanatlanıp uçup gider. Güven hissi verirse de dünyada kesin olan tek şey Tanrı’nın sözüdür.

Bu nedenle zenginlere, zevk almamız için bize her şeyi bol bol veren Tanrı’ya umut bağlamaları söylenmektedir. Zenginliğin en büyük tuzaklarından birisi, bir yere ya da bir kişiye güven bağlamadan paraya sahip olmanın güçlüğüdür. Bu aslında bir tür puta tapıcılıktır. Zevk almamız için bize her şeyi bol bol verenin Tanrı olduğu gerçeğini reddetmektir. Bu, tümüyle rahattan uzak bir yaşam sürmeliyiz anlamına gelmez, ancak gerçek mutluluğun kaynağının Tanrı olduğunu ve maddi şeylerin bunu sağlayamayacağını ifade eder.

6:18   Bu ayet, Mesih inanlısının sahip olduğu paranın kendisine ait olmadığını hatırlatır. Ona bu para emaneten verilir. Bunu Tanrı’nın yüceliği ve kardeşlerinin iyiliği için kullanmakla yükümlüdür. Parasını iyilik yapmak için kullanmalı ve gereksinimi olanla paylaşmaya istekli olmalıdır.

John Wesley’in yaşam ilkesi şuydu: “Yapabileceğiniz her iyiliği, her yerde, her uygun anda, herkese, ömrünüz oldukça yapın.”

Paylaşmaya istekli olma ile kastedilen, Rab’bin harcamada bulunmayı uygun bulduğu her durumda istekli olmaktır.

6:19   Bu ayet bu hayatta maddi varlığımızı, sonraki yaşamda, yani gelecekte karşılığını alacak şekilde kullanmanın mümkün olduğu gerçeğini vurgular. Paramızı şimdi Rab’bin işi için kullanırsak gelecek için kendimize sağlam temel olacak bir hazine biriktirmiş oluruz. Bu şekilde gerçek yaşama yatırım yapmış gibi olmaktayız.

6:20   Bu ayetle Pavlus’un Timoteos’a son uyarısına geliyoruz. Timoteos kendisine emanet edileni korumak için teşvik edilir. Burada, Mesih inancının öğretilerinin kastedildiğini düşünüyoruz. Söz konusu edilen Timoteos’un kurtuluşu ya da canı değil, Tanrı’nın lütuf müjdesinin gerçeğidir. Bankaya yatırılan para gibi, gerçek de Timoteos tarafından “olduğu gibi ve zarar görmemiş olarak” korunacaktı.

Timoteos, bayağı ve boş sözlerden, yalan yere “bilgi” denen düşüncelerin çelişkilerinden sakınmak zorundaydı. Boş sözler, hiçbir yararı olmayan konulardan söz etmektir.

Pavlus Timoteos’un, gerçek gibi gözüken, ancak Hıristiyan inancına aykırı olan öğretişlerle uğraşmak zorunda kalacağını biliyordu.

Gözetmen Moule şöyle yazar:

Pavlus’un dönemindeki Gnostikler kendi izleyicilerinin, “yalnızca imanlı olma durumunu aşmış, var olmanın gizemlerini bilen ve bu bilgi sayesinde maddeye köle olmaktan kurtulup ruhlar aleminin özgür dünyasında dolaşan” kişiler olduklarını ileri sürüyorlardı. 8

Timoteos’un bunlardan uzaklaşması gerekiyordu.

Bu ayeti günümüze uyarlarsak, Christian Science (Hıristiyan Bilim) gibi sapkın ve yanlış öğretişleri olan tarikatlara göndermede bulunuyor diyebiliriz. Bu öğretiş, özünde Hıristiyan olduğunu iddia eder, gerçek bilgiye sahip olduğunu söyler, ancak sahtedir. Ne Hıristiyan’dır, ne de bilimsel!

Bu ayet bugün okullarda öğretilen bilim 9 dallarına da uygulanabilir. Aslında gerçek bilimsel bulgular hiçbir zaman Kutsal Kitap ile çelişkili olmayacaktır, çünkü bilimin gizlerini evrene yerleştiren, aynı zamanda Kutsal Kitap’ın da yazarı olan Tanrı’dır. Bugün bilimsel gerçek olarak kabul edilen birçok şey yalnızca kanıtlanmamış varsayımlardan oluşmaktadır. Kutsal Kitap’la çelişen bu tür varsayımlar reddedilmelidir.

6:21   Pavlus, imanlı olduğunu söyleyen bazı kişilerin bu sahte öğretişlere kapılıp imandan saptıklarını görmüştü. Bu son ayetler Mesih’i küçümseyen liberalizm, usçuluk, modernizm, rasyonalizm gibi “izm”lerin tehlikelerine dikkat çekmektedir.

Tanrı’nın lütfu sizlerle birlikte olsun. Bu bereket duası Pavlus’un “ticari markası”dır, çünkü Tanrı’nın lütfu, İsa Mesih’e iman edenleri “dar yolda” tutabilir. Amin.

 

Kutsal Kitap

1 Kölelik boyunduruğu altında olanların hepsi kendi efendilerini tam bir saygıya layık görsünler ki, Tanrı’nın adı ve öğretisi kötülenmesin.
2 Efendileri iman etmiş olanlarsa, nasıl olsa kardeşiz deyip efendilerine saygısızlık etmesinler. Tersine, daha iyi hizmet etsinler. Çünkü bu iyi hizmetten yararlananlar, sevdikleri imanlılardır. Bu ilkeleri öğret ve öğütle.
3 Eğer biri farklı öğretiler yayar, doğru sözleri, yani Rabbimiz İsa Mesih’in sözlerini ve Tanrı yoluna dayanan öğretiyi onaylamazsa, kendini beğenmiş, bilgisiz bir kişidir. Böyle biri tartışmaları ve kelime kavgalarını hastalık derecesinde sever. Bu şeyler kıskançlığa, çekişmeye, iftiraya, kötü kuşkulara, düşünceleri yozlaşmış ve gerçeği yitirmiş kişilerin durmadan sürtüşmesine yol açar. Onlar Tanrı yolunu kazanç yolu sanıyorlar.
4 (SEE 6:3)
5 (SEE 6:3)
6 Oysa eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek büyük kazançtır.
7 Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz.
8 Yiyeceğimiz, giyeceğimiz varsa bunlarla yetiniriz.
9 Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanı çöküşe ve yıkıma götüren birçok saçma ve zararlı arzulara kapılırlar.
10 Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü de para sevgisidir. Kimileri zengin olma hevesiyle imandan saptılar, kendi kendilerine çok acı çektirdiler.
11 Ama sen, ey Tanrı adamı, bu şeylerden kaç! Doğruluğun, Tanrı yolunun, imanın, sevginin, sabrın, uysallığın ardından koş.
12 İman uğrunda yüce mücadeleyi sürdür. Sonsuz yaşama sımsıkı sarıl. Bunun için çağrıldın ve birçok tanık önünde yüce inancı açıkça benimsedin.
13 Her şeye yaşam veren Tanrı’nın ve Pontius Pilatus önünde yüce inanca tanıklık etmiş olan Mesih İsa’nın huzurunda sana buyuruyorum: Rabbimiz İsa Mesih’in gelişine dek Tanrı buyruğunu lekesiz ve kusursuz olarak koru.
14 (SEE 6:13)
15 Mübarek ve tek Hükümdar, kralların Kralı, rablerin Rabbi, ölümsüzlüğün tek sahibi, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan, hiçbir insanın görmediği ve göremeyeceği Tanrı, Mesih’i belirlenen zamanda ortaya çıkaracaktır. Onur ve kudret sonsuza dek O’nun olsun! Amin.
16 (SEE 6:15)
17 Şimdiki çağda zengin olanlara gururlanmamalarını, gelip geçici zenginliğe umut bağlamamalarını buyur. Zevk almamız için bize her şeyi bol bol veren Tanrı’ya umut bağlasınlar.
18 İyilik yapmalarını, iyilikten yana zengin, eliaçık ve paylaşmaya istekli olmalarını buyur.
19 Böylelikle gerçek yaşama kavuşmak üzere gelecek için kendilerine sağlam temel olacak bir hazine biriktirmiş olurlar.
20 Ey Timoteos, sana emanet edileni koru! Kutsallıktan yoksun, boş sözlerden, yalan yere “bilgi” denen düşüncelerin çelişkilerinden sakın.
21 Kimileri bu sözde bilgiye sahip olduklarını ileri sürerek imandan saptılar. Tanrı’nın lütfu sizlerle birlikte olsun.

1. R.C.H. Lenski, The Interpretation of St Paul’s Epistler to the Thessalonsans, to Timothy, to Titus and to Phlemon, sf.700.

2. A.g.e., sf.701,702

3. Bazı metinlerde 6:5’in sonuna şu ifade ilave edilir: “Böylelerinden uzak dur.”

4. Edward Herbert Bates, Spiritual Thoughts from the Scriptures of Truth, sf.160

5. Albert Barnes, Notes on the New Testament: Thessalonions, Timothy, Titus, Philemon, sf.199.

6. J.C. Ryle, Practical Religion, sf.215

7. Horward Hughes ile ilgili haberlerden.

8. H.C.G. Moule, Studies in II Timothy, sf.91

9. Latince scientia sözcüğü “bilgi” anlamına gelir.