2 Korintliler 11

Ç. Pavlus’un Elçiliğini Kanıtlaması (11:1-15)

11:1   “Umarım yapacağım küçük bir akılsızlığı hoş görürsünüz. Ne olur, beni hoş görün!” Pavlus onlardan, övünürken kendisine karşı sabır göstermelerini ister. Ama sonra, zaten bunu yaptıklarını sezer ve böylece bu ricaya da gerek kalmaz.

11:2   Bu ricada bulunmasına gerekçe olarak üç neden gösterilir. İlk neden, onun Korintliler için tanrısal bir kıskançlık duymasıydı. Onları el değmemiş bir kız gibi tek bir ere, Mesih’e sunabilmek için nişanlamıştı. Pavlus, Korintli kutsalların ruhsal sağlığı için özel bir sorumluluk duyuyordu. Gelecekte, örneğin kutsallar Rab ile buluştuğunda, onları yaygın olan sahte öğretişler tarafından ayartılmadan Rab İsa’ya sunabilmek arzusundaydı. İşte onlar için böylesine bir kıskançlık duyuyordu ki, akılsızlık olarak görüneni yapmaya gönüllü oldu.

11:3   Pavlus’un kendisini akılsız yerine koymasının ikinci nedeni, kutsalların aldatılabilmesinden ve düşüncelerinin Mesih’e olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılabilmesinden korkuyor olmasıydı. Bazı çevirilerde sadelik sözcüğü kullanılmıştır, ki bu tek düşüncede olma anlamındadır. Pavlus, onların kendilerini yalnızca Rab İsa’ya adamalarını ve yüreklerindeki sevginin başkasına kaymasına izin vermemelerini istiyordu. Onların Rab’deki bağlılıklarında lekesiz olmalarını da istiyordu.

Elçi, yılanın Havva’yı kurnazlığıyla nasıl aldattığını anımsar. Yılan bu işi onun düşüncelerine hitap ederek başarmıştı. İşte, sahte öğretmenlerin de Korintte yaptığı buydu. Pavlus, Korintli bakirenin yüreğinin bütün ve lekesiz olmasını istiyordu.

Pavlus’un, Havva ile yılan hikayesine bir efsane gibi değil, tarihi bir gerçek gibi yaklaştığına dikkat edin.

11:4   Pavlus’un küçük bir akılsızlık yapmak için gönüllü olmasının üçüncü nedeni ise Korintliler’in sahte öğretmenleri dinlemeye hazır oluşlarıydı.

Korint’e gelen biri, değişik bir İsa’yı tanıttığında, Kutsal Ruh’tan farklı bir ruhu ve farklı bir müjdeyi açıkladığında, Korintliler bunu gönüllü bir biçimde hoş görüyorlardı. Bu görüşlere sevecen bir hoşgörü gösterdiler. Pavlus sanki iğneleyici bir biçimde şöyle der: “Onlara öyle davranıyorsanız da bana niye davranmıyorsunuz?

Son sözler olan “bunları hoş görüyorsunuz” imalı bir anlatım olarak algılanmalıdır. Elçi onların aykırı düşünceleri kabul edişlerini uygun bulmuyor, onları ahmaklıklarından ve anlayış eksikliklerinden ötürü azarlıyordu.

11:5   Korintliler’in Pavlus’u hoş görme konusunda istekli olmaları gerekiyordu; bunun nedeni de onun, sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı olmamasıdır. “Üstün” ifadesi iğneli bir imayla kullanılır. Bunu harfi harfine alırsak (hem daha modern görünür!) “süper elçiler” anlamına gelir.

Reformcular, Petrus’un baş elçi olduğu ve papaların bu önceliği miras aldıkları papalık düşüncesini çürütmek için bu ayetten alıntı yaptılar.

11:6   Pavlus acemi bir konuşmacı olabilirdi, ama kesinlikle bilgide yetersiz değildi. Korintliler’in bunu bilmesi gerekiyordu, çünkü İsa Mesih imanıyla ilgili bilgilerini elçiden almışlardı. Güzel konuşma açısından Pavlus’un yetersizlikleri her neyse, kendisini Korint’teki kutsallara anlaşılır kılmış olduğu görülüyor. Bizzat kendileri bunun tanıklığını yapmak zorundaydılar.

11:7   Korintliler’in ona karşı takındıkları olumsuz tavrın nedeni süslü püslü konuşmayışı değilse, belki de onların yücelmesi için kendisini alçaltma gibi bir kusur işlemiş olmasıdır.

Ayetin geri kalan kısmı onun ne demek istediğini açıklar. Elçi, Korintliler ile birlikteyken, onlardan hiç maddi yardım almadı. Belki de onları yücelttiğinde onun günah işlediğini, bu nedenle kendini alçalttığını düşünüyorlardı.

11:8   “Başka kiliseleri adeta soydum” ifadesi mecazdır. Akılda gerekli etkiyi yaratması için planlanan abartılı bir ifadedir. Pavlus kelime anlamıyla başka kiliseleri soyduğunu söylemek istemiyor tabii ki! Ancak bu yalnızca, Korintte Rab’be hizmet ederken, Korintliler’den hiç karşılık almadan onlara hizmet edebilmek için başka kiliselerden maddi yardım aldığını belirtir.

11:9   Aslında Elçi Pavlus’un Korint’teyken zaman zaman ihtiyaçları oldu. Bu ihtiyacı Koritliler’e bildirip onlardan yardım istedi mi? Bunu kesinlikle yapmadı. Makedonya’dan gelen bazı kardeşler maddi eksiklerini giderdiler.

Elçi mümkün olduğunca Korintliler’e yük olmamaya özen gösterdi ve bu şekilde devam etmeye niyetliydi. Korintliler’e gelince, bir elçi olarak onların kendisine bakmaları konusunda ısrar etmedi.

11:10   Pavlus, Korint’in bulunduğu Ahaya ilinde hiç kimsenin övünme hakkını elinden almasına izin vermemeye kararlıydı. Şüphesiz burada belirli şeylerden sakınmasını kendisine karşı bir iddia olarak kullanan eleştirmenlerine gönderme yapıyor. Gerçek bir elçi olmadığını anladığı için imanlılar tarafından desteklenme konusunda ısrar etmediğini söylediler (1Ko.9). Eleştirmenlerin suçlamalarına rağmen Korintliler’e karşılık beklemeden hizmet etmekle övünmeye devam edecektir.

11:11   Pavlus neden bu şekilde övünme ihtiyacı hissediyordu? Korintliler’i sevmediğinden mi? Tanrı bilir ki, gerçek bu değil! Yüreği onlara karşı en derin sevgiyle doluydu. Öyle görünüyor ki, elçi ne yaptıysa eleştirildi. Korintliler’den para almış olsaydı, muhalifleri müjdeyi karşılığında aldığı şeyler için yaydığını söylerlerdi. Para almayınca da onları sevmediğine dair bir suçlamayla karşılaştı. Ancak işin doğrusunu Tanrı biliyor ve Pavlus da bunu Tanrı’ya havale etmekle yetiniyor.

11:12   Öyle görünüyor ki, Yahudiliği yayanlar Korintliler’den para almayı umuyorlardı. Bunu onlardan talep ettiler ve aldılar da. Birçok mezhep mensubu gibi maddi karşılık almadan hizmet etmeleri kendileri için mümkün değildi. Pavlus, Korint’teki imanlılardan para almama ilkesini devam ettirmeye kararlıydı. Sahte öğretmenler onunla övünme yarışına girmeyi istiyorlarsa, bırakın onun öğretisini izlesinler. Ancak onların para ödülü olmayan bir hizmetle asla övünmeyeceklerini biliyordu. Bundan dolayı onlara bu övünme fırsatını vermedi.

11:13   Pavlus’un bu kişilerle ilgili gerçek fikri, –ki mektupta şimdiye kadar dışa vurulmadı– nihayet ortaya çıkar. Kendini daha fazla tutamaz! Onlara layık oldukları şekilde hitap etmelidir. Rab İsa Mesih tarafından görevlendirilmedikleri için bu tür adamlar sahte elçilerdir. Bu görevi ya kendi kendilerine yüklendiler ya da başkalarının kendilerine vermesini sağladılar. Bunlar aldatıcı işçilerdir ve bu onların kiliseden kiliseye giderek sahte öğretişleri için kendilerine taraftar kazanmaya çalıştıkları yöntemleri betimler. Kendilerine Mesih’in elçisi süsü verdiler, O’nu temsil ediyormuş gibi göründüler. Pavlus’un bu tür kişilerle aynı seviyede olmaya hiç niyeti yoktur.

Elçinin Yahudiliği yayan öğretmenlerle ilgili söylediği şeyler günümüzdeki sahte öğretmenler için de geçerlidir. “Kötülüğü olduğu gibi görsek, onun bizi deneyemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Gücünün esasını gizlilik oluşturur. İnsana iyi görünen fikirler ve ümitler aracılığıyla hitap eder.”

11:14   Elçi, Korint’teki eleştirmenlerinin Mesih’in elçileri gibi göründüklerini söyler. Ancak onların efendisinin taktiklerini düşününce buna hiç de şaşırmaz: “Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir.”

Şeytan, günümüzde genel olarak boynuzu ve kuyruğu olan kötü görünüşlü kırmızı bir yaratık olarak resmedilir. Ancak bu, onun kendisini insana sunduğu tutumdan oldukça uzaktır.

Kimi de Şeytan’ı çukurda yuvarlanan yoksul bir ayyaş bağlamında düşünür. Ancak bu da Şeytan’ın gerçekten ne olduğunu tanımlayamayan yanlış bir izlenimdir.

Bu ayet bize, onun kendisine ışık meleği süsü verdiğini söyler. Bunu belki şöyle örnekleyebiliriz: Müjdeyi yayan, dini giysiler giyen ve modern bir kilisenin kürsüsünde duran bir görevli gibi göründüğünü söyleyebiliriz. Tanrı, İsa, Kutsal Kitap gibi sözleri de kullanır. Ancak kurtuluşun iyi işlerle olduğunu öğreterek dinleyenlerini aldatır. Mesih’in kanıyla olan kurtuluşu öğretmez.

11:15   J.N. Darby bir keresinde, Şeytan’ın, hiçbir zaman koltuğunun altında bir Kutsal Kitap taşıdığında olduğu kadar şeytani olmadığını belirtti. İşte, 15’inci ayetteki düşünce de budur. Şeytan böyle görünürse, temsilcilerinin de aynı şeyi yapmasında şaşılacak bir şey yoktur. Kendilerine ne süsü verirler? Sahte öğretmen süsü mü? Ateist süsü mü? Kafir süsü mü? Bunun yanıtı “hayır”dır. Kendilerine doğruluğun hizmetkarları süsünü verirler. Din hizmetkarları olduklarını söylerler. İnsanlara gerçek ve doğruluk yolunda önderlik ettiklerini söylerler, ama kendileri kötü olanın temsilcileridir.

Sonları yaptıklarına uygun olacaktır. Mahvediyorlar ve onlar da mahvolacaklar. Yaptıkları insanları felakete sürüklüyor; onlar da sonunda felakete sürüklenecekler.

D. Pavlus’un Mesih Uğruna Çektiği Elemlerin Elçiliğini Kanıtlaması (11:16-33)

11:16   Pavlus bütün bunları söylerken, kimsenin kendisini övünen bir akılsız sanmasını istemez. Ancak bunu yapma konusunda ısrar ederlerse, o durumda onu akılsız biri gibi kabul etsinler de o da biraz daha övünsün.

Bu ayetin son kısmındaki “de” sözcüğüne dikkat edin: “Ben de biraz övüneyim!” Bu sözcük gerçekten önemlidir. Sahte öğretmenler övünüp duruyorlardı. Pavlus aslında şöyle diyor: “Beni akılsız biri gibi algılamak zorunda bile kalsanız, –ki değilim– o zaman bile beni kabul edin ki, ben de diğer kişiler gibi biraz övünebileyim.”

11:17   Bu ayetin mümkün olabilecek iki yorumu vardır. Kimi, Pavlus’un burada söylediklerinin, –ki bu gerçekten esinlenmiştir– Rab’bin buyruğuyla ona verilmediğini öne sürer.

Diğer yorum ise Pavlus’un burada söylediklerinin, yani övünmesinin, Rabbin örneğini izleme bakımından Rab’bin söyleyeceği gibi olmadığıdır. Rab İsa hiç övünmedi.

Phillips’in bu ayeti çevirirken ilk görüşü benimsediği görülür: “Şimdi Rabbin bana buyurduğu gibi değil, övünme işiyle meşgul bir akılsız gibi konuşuyorum.”

Ancak biz ikinci görüşü, yani Rab’bin söyleyeceği gibi olmayan övünmeyi, Pavlus’un görünüşe göre akılsızca davranmasını ve bunu benliği yücelterek yapmasını tercih ediyoruz. Ryrie şu yorumu yapar: “Onların dikkatlerini önemli gerçeklere çekebilmek için doğal içgüdüsüne karşı övünmesi gerektiğini söyler.” 1

11:18   Korintliler son zamanlarda çürük insan doğasına göre benliği yüceltmekle meşgul kişileri epeyce dinlemişlerdi. Korintliler sahte öğretmenlerin övünmek için yeterli nedenleri olduğunu düşündülerse, Pavlus’un da övünmelerini göz önüne alıp, onun boş olmadığını görmeleri gerekiyordu.

11:19   Pavlus yine taşlamaya başvurur. Onlardan kendisi için yapmalarını rica ettiği şeyi onlar başkaları için devamlı yapıyorlardı. Kendilerini akılsızlıkla kandırılmayacak kadar akıllı görüyorlardı. Ancak o açıklamaya devam ederken, olan da buydu.

11:20   Betimlenen tipteki kişilere katlanmaya razıydılar.

Betimlenen kişiler kimdi? Yapılan açıklamadan belli olduğu gibi bu kişiler Korintliler’i tuzağa düşüren sahte elçiler, Yahudiliği yayan öğretmenlerdi. Onları önce köle ettiler. Bu şüphesiz yasanın köleliğini belirtir (Elç.15:10). Kurtuluş için Mesih’e iman etmenin yeterli olmadığını, insanların Musa’nın Yasası’na da uymaları gerektiğini öğretiyorlardı.

İkinci olarak kutsalları ağır maddi sıkıntılara sokma anlamında onları sömürüyorlardı. Onlara sevgi uğruna hizmet etmediler, ama karşılığında alacağı parayla ilgilendiler.

Sizden yararlanan ifadesi, avlanma veya balık tutma anlamında bir mecazdır. Sahte öğretmenler bu insanları arzuladıkları gibi yönlendirebilmek için onları kendilerine bir çeşit av yaptılar.

Kendilerini gurur ve övgüyle yüceltmeye çalışmaları bu insanların tipik özellikleriydi. Daima başkalarını eleştirerek insanların gözünde üstün görünmeye çalıştılar.

Sonunda büyük bir saygısızlık yapıp imanlıları tokatladılar. Bunu olduğu gibi anlama konusunda tereddüt etmemize gerek yoktur. Çünkü bazı küstah kilise görevlileri, eskiden yetkilerini göstermek için kilise üyelerine gerçekten vururlardı.

Elçi, Korintliler’in sahte öğretmenlerin bu tür kötü davranışlarına katlanmaya razı olmalarına ve buna karşın kendisinin sevecen uyarılarıyla öğütlerine katlanmaya istekli olmamalarına şaşar.

Darby şöyle der: “İnsanların gerçek olana dayanmalarından çok sahte olanlardan zorluk çekmeleri şaşılacak bir şeydir.” 2

11:21   Bazıları Pavlus’un bu ayette şöyle dediğini öne sürmüştür: “Böyle, kendimi alçaltarak sanki sizinle berabermişim gibi konuşuyorum. Güçsüzdüm ve bu adamların yaptığı şekilde yetkimi kullanmaya korkmuştum.”

Başka bir öneri ise şu anlamı verir: “Bunu söylerken, kendimi alçaltıyorum, çünkü güç buysa, ben güçsüzüm.” Phillips’in çevirisi ikinci görüş doğrultusundadır: “Böyle güçlü şeylerle size hiç güç gösterisi yapmadığımı söylemeye neredeyse utanıyorum.”

Pavlus, sahte öğretmenlerin davranışları gerçek güçse, o zaman utanarak kendisinin hiç bu tür bir güç gösterisi göstermediğini, aksine güçsüzlük gösterdiğini ifade etmesi gerektiğini söyler. Buna karşın bu kişilerin cesaret ettikleri konularda kendisinin de cesaretli olduğunu eklemeden geçemez. Moffatt bunu şu sözlerle çok güzel bir şekilde ifade eder: “Ancak istedikleri kadar övünsünler, ben de onlarla eşit düzeydeyim (bunun bir akılsızın rolü olduğunu unutmayın!)” Elçi Pavlus bu girişle, bu mektuptaki en muhteşem bölümlerden birine başlar ve Rab İsa Mesih’in gerçek bir hizmetkarı olarak taleplerini açıklar.

Korint’teki kilisede Pavlus’un gerçek bir elçi olup olmadığına dair ortaya atılmış olan soruyu anımsayacaksınız. Tanrısal bir çağrı aldığına dair hangi delilleri gösterebilirdi? Örneğin, on iki elçiyle eşit düzeyde olduğunu nasıl kanıtlayabilirdi?

Yanıtını vermeye hazırdır, ama bu belki de bizim beklediğimiz türden bir yanıt değildir. Ortaya, ilahiyattan mezun olmuş olduğunu gösteren bir diploma çıkarmaz. Yeruşalim’deki kardeşler tarafından imzalanan ve bu işe onu atadıklarını gösteren resmi bir belge de getirmez. Kişisel başarılarını veya hünerlerini sunmaz. Aksine, müjde işinde dayanmak zorunda kaldığı elemlerden oluşan duygu yüklü bir listeyi önümüze koyar. 2.Korintliler’in bu kısmındaki drama ve duygu yükünü gözden kaçırmayın. Hiç durmadan müjdeyi yaymak için karada ve denizde yolculuk eden, Mesih’in sevgisine bağlanan ve Mesih’in müjdesinin duyulmadığı yerlerdeki insanlar mahvolmasın diye anlatılamayan zorluklara isteyerek dayanan Pavlus’u kafanızda bir canlandırın. Bu ayetleri duygulanmadan ve utanmadan okumamız pek mümkün olmaz.

11:22   Sahte öğretmenler Yahudi atalarından epeyce yararlandılar. İsrail ve İbrahim soyundan gelen saf kan İbrani olduklarını iddia ettiler. Bu soy ağacının kendilerine Tanrı’nın gözünde ayrıcalık yarattığı gibi yanlış bir düşünceyle hareket ettiler. Tanrı’nın eski halkının, İsrail’in Mesih’i reddetmesinden dolayı bir kenara bırakılmış olduğunu kavramadılar. Tanrı açısından Yahudi’yle diğer uluslar arasında hiçbir farkın olmadığını anlamadılar: Hepsi günahkardı ve hepsinin yalnızca Mesih’e iman ederek kurtulmaya ihtiyacı vardı.

Bu durumda övünmeleri yersizdi. Soyları kendilerine Pavlus karşısında hiçbir üstünlük sağlamadı, ki Pavlus da İbrahim soyundan gelen bir İbrani, bir İsrailliydi. Ancak onun Mesih’in elçisi olduğunu kanıtlayan şeyler bunlar değildi. Bu nedenle de hemen iddiasının can alıcı noktasına gelir: Bir alanda ondan üstün olamazlardı – zorluklarda ve elemelerde.

11:23   Meslek olarak Mesih’in hizmetkarlarıydılar, ama o, “bağlılık, emek ve elemde” hizmetkardı. Elçi Pavlus, Kurtarıcı’nın bir izleyicisi olduğunu hiç unutmadı. Hizmetkarın efendisinden üstün olmadığını ve bir elçinin dünyadan, Efendisi’nin gördüğü davranıştan daha iyi bir davranış görmeyi bekleyemeyeceğini kavradı. Pavlus, Mesih’e bağlı olarak hizmet edip O’nu izlediği süre içinde ne kadar çok elem çektiğini gördü. Ona göre elem çekmek, Mesih’in hizmetkarları olmanın bir işaretiydi. Böyle bir övünme sonucu aklını kaçırmış gibi hissetmesine karşın gerçeği konuşması gerekiyordu. Gerçek şuydu: Bu sahte öğretmenler elem çekmiyorlardı. Kolay yolu seçtiler. Azar, işkence ve utançtan kaçındılar. Bu nedenle Pavlus, onların kendisine Mesih’in bir hizmetkarı olarak saldırırken güçsüz bir konumda olduklarını hissetti.

Şimdi Pavlus’un gerçek bir elçi olduğu iddiasını desteklemek için saydığı zorluklar listesine bir bakalım.

“Daha çok emek vermek.” Pavlus, müjdeyi yayma yolculukları sırasında kat etmiş olduğu mesafeyi ve bu bağlamda Mesih’i tanıtmak için Akdeniz bölgesinde ne kadar çok yolculuk etmiş olduğunu düşünür.

“Daha çok hapse girmek.” Pavlus’un hizmetinde o ana kadar Kutsal Yazılar’da kayıtlı bulunan hapsedilme olaylarından yalnızca biri, onun Silas’la birlikte Filipi’de hapse atıldığı Elçilerin İşleri 16:23’teki olaydır. Şimdi bunun birçok hapsedilme olaylarından yalnızca biri olduğunu ve Pavlus’un zindanlara hiç de yabancı olmadığını öğreniyoruz.

“Sayısız kere dayak yemek.” Burada hem putperestlerden hem de Yahudilerden oluşan Mesih’in düşmanlarından yediği dayakların bir betimlemesini görürüz.

“Çok kez ölümle burun buruna gelmek.” Elçi bunu yazarken kuşkusuz Listra’da ölümden kıl payı kurtuluşunu düşünüyordu (Elç.14:19). Ancak geriye, yaşamını işkenceler sonucu kaybedebileceği olaylara da dönüp baktı.

11:24   Musa’nın Yasası Yahudilere bir defada kırktan fazla kırbaç vurulmasını yasaklamıştı (Yas.25:3). Yahudiler bu yasayı çiğnememek için Pavlus’u yalnızca otuz dokuz kere kırbaçlayarak cezalandırdılar. Büyük suç olarak gördükleri durumlarda bu cezayı uygularlardı. Elçi Pavlus burada bize, kendi halkından beş kez otuz dokuzar kırbaç yediğini bildirir.

11:25   “Üç kez değnekle dövüldüm.” Yeni Antlaşma’da söz edilen tek olay Filipi’de meydana gelendir (Elç.16:22). Ancak Pavlus’un bu acı ve aşağılayıcı tavra katlandığı iki olay daha vardı.

“Bir kez taşlandım.” Bu olay, kuşkusuz gönderme yaptığımız Listra’daki olaydır (Elç.14:19). Bu taşlanma olayı o kadar kötüydü ki, Pavlus’un bedeni ölü sanılarak kent dışına sürüklenerek götürüldü.

“Üç kez deniz kazasına uğradım.” Pavlus’un denenmelerinin hepsi doğrudan insanlardan gelmedi. Zaman zaman doğal afetlerle de karşı karşıya kaldı. Burada bahsedilen deniz kazalarının hiçbiri kayıtlarda bulunmaz (Elçilerin İşleri 27’de Pavlus Roma’ya giderken meydana gelen deniz kazası daha sonra olmuştur).

“Bir gün bir gece açık denizde kaldım.” Yine bunun yanıtı Elçilerin İşleri’nde kayıtlı görünmüyor. Burada bazı çevirilerde geçen enginde sözcüğünün denizi mi yoksa zindanı mı belirttiğine dair bir soru vardır. Denizse, Pavlus bir salda mı yoksa üstü açık bir kayıkta mıydı? Değilse, doğrudan su içinde geçirdiği bir deneyimden sadece Rab’bin mucizesiyle kurtulmuş olabilir.

11:26   “Sık sık yolculuk etmek.” Birçok Kutsal Kitap’ın arka sayfalarında “Pavlus’un Müjdeyi yaymak için yaptığı yolculuğun güzergâhı” adlı haritayı görürsünüz. Yolculuk ettiği güzergahı gösteren işaretleri izlerken, o günkü koşullardaki ilkel taşıma araçlarını anlar ve bu ifadedeki anlamın derinliğini daha iyi kavrarsınız.

Daha sonra Pavlus karşılaştığı sekiz değişik tehlikenin listesini yapar. Taşan ırmakları belirten ırmak tehlikesi ve seyahat ettiği yolların çoğu kanun kaçaklarıyla çevrili olduğundan haydut tehlikesi vardı. Soydaşlarından ve Yahudiler’den gelen tehlikelerle birlikte, müjdeyi ulaştırmaya çalıştığı diğer uluslardan gelen tehlikelerle de karşı karşıya kaldı. Listra, Filipi, Korint ve Efes gibi şehirlerde de tehlikelerle karşılaştı. Muhtemelen Asya iliyle Avrupa’da, insanların daha az olduğu bölgeleri belirten yerlerde çöl tehlikesiyle karşılaştı. Denizde fırtınalar, kayalıklar ve belki de korsan tehlikeleriyle karşılaştı. Son olarak sahte kardeşler arasında da tehlike vardı: Şüphesiz bunlar imanlı öğretmenler gibi gözüken yasalara bağlı Yahudilerdi.

11:27   “Emek vermek”, Pavlus’un aralıksız çalışmasını belirtirken, “sıkıntı çekmek” çalışmayla bağlantılı olarak yorgunlukla acı düşüncesini ifade eder.

“Çok kez uykusuz kalmak.” Gezilerinin birçoğunda şüphesiz dışarıda, açık havada uyuması gerekiyordu. Ancak her taraftan tehlikelerle sarılı olduğu ve tehlikenin gelişine dikkat etmesi gerektiği için birçok geceyi uykusuz geçirmek zorunda kaldı.

“Açlık ve susuzluğu tatmak.” Elçi, Rab’be hizmet ederken sık sık aç ve susuz kaldı. “Çok kez yiyeceksiz kalmak” burada isteyerek oruç tutma anlamına gelebilir, ancak yiyecek yetersizliğinden dolayı yiyeceksiz kalmış olması daha büyük bir olasılıktır.

“Soğukta çıplak kalmak.” Zaten eski ayakkabılarla ve yetersiz giysilerle dolaştığından ani hava değişimleri yaşamını daha da zorlaştırıyordu. Hodge şu yorumu yapar:

İşte sık sık kamçılanmaktan sırtı yaralı, vücudu açlık, susuzluk ve açıkta kalmaktan bitkin düşen; soğukta çıplak kalan, Yahudiler ve diğer uluslardan eziyet gören ve gidecek belirli bir yeri olmadan bir yerden başka bir yere sürülen elçi, –ki elçilerin en önemlisidir– karşımızda duruyor. Bu metin, günümüzde en çok emek veren Mesih’in çağdaş hizmetkarlarının bile yüzlerini utançla saklamalarına neden olur. Bu elçinin yaptıklarıyla kıyaslanacak ne yapmış ve hangi elemleri çekmiş olabilirler? Pavlus’un burada elemde olduğu gibi şimdi de yücelikte üstün bir yerde olduğunu bilmek bir tesellidir. 3

11:28   Bütün diğer sorunların yanı sıra, Pavlus tüm kiliseler için her gün yüreğinde kaygı çekti. Bunun bütün diğer denemelerin zirvesini oluşturması ne kadar anlamlıdır! Pavlus gerçek bir önderdi. Rab’bin halkını sevdi ve onlarla ilgilendi. O, ücretli bir önder değil, Rab İsa’nın gerçek bir yardımcısıydı. İşte, Kutsal Yazılar’ın bu kısmında onun da kanıtlamaya çalıştığı şey budur. Makul olan her kişi açısından da bu noktaya kesinlikle erişmiştir. Kiliseyle ilgili çektiği kaygı da bize şu sözü anımsatır: “Kilise kurmak kalp kırıklığıdır. Kiliseyi onarmak ise asla bitmez.”

11:29   Bu ayet bir önceki ayetle bağlantılıdır. 28’inci ayette elçi, tüm kiliseler için her gün kaygı çektiğini söylüyordu. Burada bununla ne demek istediğini belirtiyor. Bir imanlının güçsüz olduğunu duyduğunda, kendisi de bu güçsüzlüğü hissediyor. Başkalarının çektikleri acı ve elemlere sanki kendisi çekiyormuş gibi katlanıyor. Pavlus, Mesih’te bir kardeşin günaha düşürüldüğünü öğrendiğinde, üzüntüden yanmaktadır. Dertlerinde onlarla üzülür, sevinçlerinde onlarla sevinir, ve bütün bunlar Mesih’in hizmetkarının enerjisini bitirir. Pavlus bunu nasıl da biliyordu!

11:30   Övünme konusunu başarıları ve yetenekleri değil, güçsüzlükleri ve dayanmak zorunda kaldığı hakaretler ve iftiralar oluşturur. Bunlar genelde insanların övündükleri ya da onları ünlü yapan şeyler değildir.

11:31   Çektiği elemleri ve zorlukları düşünürken, Pavlus’un düşünceleri içgüdüsel olarak yaşamında en çok aşağılandığı zamana gider. Güçsüzlüğüyle ilgili şeylerde yücelecekse, Şam’daki tecrübesinden söz etmeden geçemezdi. Bir insanın böylesine aşağılandığı bir tecrübeyle övünmesi insan doğasına aykırıdır, ancak Pavlus burada söylediklerinin gerçek olduğunun resmen açıklanması için Tanrı’ya yalvarır.

11:32   Bu olayın ayrıntıları Elçilerin İşleri 9:19-25’de geçer. Pavlus, Şam yolunda Rab İsa’ya iman ettikten sonra oradaki havralarda müjdeyi duyurmaya başladı. Önceleri vaazları merakla karışık bir ilgi yarattı, ancak bir süre sonra Yahudiler onu öldürmenin yollarını aramaya başladılar. Onu yakalatmak için kentin giriş ve çıkışlarını sıkı bir denetim altına aldılar.

11:33   Bir gece öğrenciler elçiyi bir küfenin içine koyup surdaki bir pencereden sarkıttılar. Ancak bu şekilde kaçabildi.

Peki Pavlus bu olaydan neden söz etme gereği duyuyor? J.B. Watson şu fikri öne sürer:

İnsanların utanç verici ve gülünç bir duruma soktukları bir olayı ele alıp bunun, yaşamındaki en önemli şeyin Rab İsa’ya hizmet etmek olduğunun bir başka kanıtı olduğunu gösterir. Rab İsa için kişisel gururundan özveride bulunmaya ve insanların gözünde bir korkak gibi görünmeye hazırdı. 4

 

Kutsal Kitap

1 Umarım yapacağım küçük bir akılsızlığı hoş görürsünüz. Ne olur, beni hoş görün!
2 Sizler için tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri el değmemiş kız gibi tek ere, Mesih’e sunmak üzere nişanladım.
3 Ne var ki, yılanın Havva’yı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesih’e olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum.
4 Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsa’yı tanıtanları pekâlâ hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz.
5 Sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı olduğumu sanmıyorum!
6 Acemi bir konuşmacı olabilirim, ama bilgiden yana acemi değilim. Bunu size her durumda, her bakımdan açıkça gösterdik.
7 Yücelmeniz için kendimi alçaltarak Tanrı’nın Müjdesi’ni size karşılıksız bildirmekle günah mı işledim?
8 Size hizmet etmek için yardım aldığım başka kiliseleri* adeta soydum.
9 Aranızdayken ihtiyacım olduğu halde hiçbirinize yük olmadım. Çünkü Makedonya’dan gelen kardeşler eksiklerimi tamamladılar. Size yük olmamaya hep özen gösterdim, bundan böyle de özen göstereceğim.
10 Mesih’in gerçeğine sahip olarak kesinlikle diyebilirim ki, Ahaya İli’nde hiç kimse beni böyle övünmekten alıkoyamaz.
11 Neden mi? Sizi sevmediğimden mi? Tanrı biliyor ki, sizi seviyorum.
12 Övündükleri konuda bize eşit sayılmak isteyen fırsatçılara fırsat vermemek için, yaptığımı yapmaya devam edeceğim.
13 Bu tür adamlar sahte elçiler, düzenbaz işçiler, kendilerine Mesih’in elçisi süsü verenlerdir.
14 Buna şaşmamalı. Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir.
15 Ona hizmet edenlerin de kendilerine doğruluğun hizmetkârları süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıklarına göre olacaktır.
16 Yine söylüyorum, kimse beni akılsız sanmasın. Öyle sanıyorsanız, akılsız birini kabul eder gibi de olsa beni kabul edin ki, ben de biraz övüneyim!
17 Söylediklerimi Rab’bin söyleyeceği gibi değil, akılsız biri gibi, bu övüngen tavırla söylüyorum.
18 Mademki birçokları ne olduklarıyla övünüyorlar, ben de övüneceğim.
19 Sizler akıllı olduğunuz için akılsızlara seve seve katlanıyorsunuz!
20 Aslında sizi köle edenlere, sömürenlere, sizden yararlananlara, büyüklük taslayanlara ya da sizi tokatlayanlara katlanıyorsunuz.
21 Utanarak kabul ediyorum ki, biz bunu yapacak güçte değildik! Ama birinin övünmeye cesaret ettiği konuda -akılsız biri gibi konuşuyorum- ben de övünmeye cesaret ediyorum.
22 Onlar İbrani mi? Ben de İbrani’yim. İsrailli mi? Ben de İsrailli’yim. İbrahim’in soyundan mıdırlar? Ben de onun soyundanım.
23 Mesih’in hizmetkârları mıdırlar? Aklımı kaçırmış gibi konuşuyorum. Ben O’nun daha üstün bir hizmetkârıyım. Ben daha çok emek verdim, hapse daha çok girdim, sayısız dayak yedim, çok kez ölümle burun buruna geldim.
24 Beş kez Yahudiler’den otuz dokuzar kırbaç yedim.
25 Üç kez değnekle dövüldüm, bir kez taşlandım, üç kez deniz kazasına uğradım. Bir gün bir gece açık denizde kaldım.
26 Sık sık yolculuk ettim. Irmaklarda, haydutlar arasında, gerek soydaşlarımın gerekse öteki ulusların* arasında tehlikelere uğradım. Kentte, kırda, denizde, sahte kardeşler arasında tehlikelere düştüm.
27 Emek verdim, sıkıntı çektim, çok kez uykusuz kaldım. Açlığı, susuzluğu tattım. Çok kez yiyecek sıkıntısı çektim, soğukta çıplak kaldım.
28 Öbür sorunların yanısıra, bütün kiliseler* için her gün çektiğim kaygının baskısı var üzerimde.
29 Kim güçsüz olur da ben güçsüz olmam? Kim günaha düşürülür de ben onun için yanmam?
30 Övünmem gerekiyorsa, güçsüzlüğümü gösteren şeylerle övüneceğim.
31 Rab İsa’nın sonsuza dek övülecek olan Tanrısı ve Babası biliyor ki, yalan söylemiyorum.
32 Şam’da Kral Aretas’ın valisi beni yakalatmak için kenti denetim altına almıştı.
33 Ama beni küfe içinde surdaki bir pencereden sarkıttılar; böylece onun elinden sıyrılıp kaçtım.

1. Charles C. Ryrie, The Ryrie Study Bible, New King James Version, s.1797.

2.  J.N. Darby, Notes on I and II Cointhians, s.236.

3. Hodge, Second Corinthians, s.275.

4. J.B. Watson, daha çok belge mevcut değildir.