2 Korintliler 5

G. Mesih’in Yargı Kürsüsünün Işığında Yaşamak (5:1-10)

Bundan sonraki ayetler daha öncekilerle yakından ilgilidir. Pavlus şimdiki elem ve sıkıntılarıyla, gelecekteki yücelikten söz etmektedir. Bu, onu ölüm konusuyla karşı karşıya getirir. Bu bölümde Tanrı’nın sözü içinde ölümle ilgili en etkileyici açıklamayı ve imanlının bununla ilişkisini görürüz.

5:1   Elçi, 1’inci ayette şimdiki ölümlü bedenlerimizden dünyasal çadır olarak söz eder. Çadır devamlı bir konut olmayıp gezginlerin kullandığı geçici bir konuttur.

Ölümden bu dünyasal çadırın yıkılması olarak söz edilir. Çadır ölüm anında sökülür. Beden mezara girerken, imanlının ruhuyla canı Rab’le birlikte olmaya gider.

Pavlus bu bölümü, dünyasal çadırının yıkılması durumunda (daha önceki ayetlerde söz edilen acıların sonucu olarak) göklerde Tanrı’nın sağladığı bir konut, elle yapılmamış ve sonsuza dek kalacak bir eve sahip olduğunu bilmenin güveniyle açar. Çadırla konut arasındaki ayrıma dikkat edin. Geçici çadır sökülür, ama daimi ev imanlıyı göğün ötesindeki yerde bekler. Bu, Tanrı’nın sağladığı bir konuttur, ki bu da bunun bize Tanrı tarafından verildiği anlamındadır.

Dahası, elle yapılmamış bir evdir bu. Pavlus bunu neden söylüyor? Şimdiki bedenlerimiz elle yapılmamıştır; bu nedenle gelecekteki yüceltilmiş bedenlerimizin de elle yapılmayacağını neden vurgulamak zorunda kalıyor? “Elle yapılmamış” ifadesinin anlamı, “bu yaratılıştan olmayan demektir. Bu konu İbraniler 9:11’de açıklanır: “Mesih, gelecek olan iyi şeylerin başkâhini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti.” Pavlus’un 2.Korintliler 5:1’de söylediği şudur: Şimdiki bedenlerimiz bu dünyadaki yaşama uygun olmasına karşın, gelecekteki yüceltilmiş bedenlerimiz bu yaratılıştan olmayacaktır. Özellikle cennetteki yaşam için tasarlanacaktır.

İmanlının gelecekteki bedeni, göklerde sonsuza dek kalacak olarak da betimlenir. Bu beden artık hastalıklara, çürümeye, ölüme maruz kalmayacak bir beden olup göklerdeki evimizde sonsuza dek dayanacaktır.

Bu ayetten imanlının öldüğü anda bu konutu Tanrı’dan alacağı gibi bir izlenim olabilir, ama öyle değildir. Yüceltilmiş bedenini, Mesih kendi topluluğu için geri gelinceye kadar almayacaktır (1Se.4:13-18). İmanlıya olacak olan şudur: Ölüm anında ruhuyla canı göğün yüceliklerini bilinçli olarak tadabileceği yere Mesih’le beraber olmaya gider. Bedeni mezara konur. Rab’bin geri dönüş zamanında toprak olan bedeni mezardan kalkacak, Tanrı ona yeni, yüceltilmiş bir şekil verecek ve o da sonra ruh ve canla birleşecek. Ölüm ve Mesih’in kutsalları için geleceği zaman arasında, imanlının bedenden ayrılmış bir durumda olacağı söylenebilir. Ne var ki bu, onun cennetin tüm sevinç ve mutluluğunun farkında olmadığı anlamına gelmez. Farkındadır!

1’inci ayeti bitirmeden önce, “göklerde elle yapılmamış sonsuza dek kalacak ev” ifadesinin üç temel yorumu olduğundan söz etmeliyiz.

  1. Gökler.
  2. Ölümle diriliş arasındaki ara beden.
  3. Yüceltilmiş beden.

Evin kendisi cennet olamaz, çünkü göklerde sonsuza dek kalacak ve “göksel” (5:2) olduğu söyleniyor. Ara bedene gelince, Kutsal Yazılar böyle bir bedenden hiç söz etmez. Dahası, elle yapılmamış ev, göklerde sonsuza dek kalacak diye betimlenir, bu da ara beden için geçerli olamaz. Üçüncü görüşte ev, yüceltilmiş bedenin dirilişidir ve doğrusu da budur.

5:2   Şimdiki ölümlü bedenlerimizin bizi ruhsal yaşamlarımızda sınırlamasından dolayı acı çekiyoruz. En büyük arzumuz göksel evimizi giyinmektir.

Elçi bu ayette çadır örneğinden giyinme örneğine geçer. Bunun açıklaması şudur: Pavlus, çadırcı olduğundan çadırla giysi için kullanılan kumaşın benzer olduğunu anladı. Her durumda, yüceltilmiş bedene kavuşmaya özlem duyduğu açıktır.

5:3   Bu ayetteki “çıplak” kelimesi ne anlama gelir? Kurtulmamış birinin Tanrı’nın önünde doğruluk giysisiyle giyinmediği anlamına mı gelir? Kişinin, kurtulmuş olmasına rağmen Mesih’in yargı kürsüsünde ödülsüz kalacağını mı belirtir? Yoksa kurtulan kişinin, ölüm anıyla diriliş arasında bir bedene sahip olmayacağı ve bedensiz bir ruh anlamında çıplak olacağını mı belirtir?

Bunun, bedensiz ya da çıplak anlamına geldiğini anlaşılmaktadır. Pavlus, arzusunun ölüm ve ölümle gelen bedensizlik durumu olmadığını, aksine ölmüş olanların yüceltilmiş bedenlerine sahip olacakları Rab İsa Mesih’in gelişi olduğunu söylüyor.

5:4   3’üncü ayetteki yorumumuzun doğruluğunu 4’üncü ayetten anlıyoruz. Elçi şöyle diyor: Şimdiki dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Başka bir deyişle, imanlının ümit ettiği ölüm, Mesih’in kutsallarıyla gökte buluşma değil, Mesih’le gökte buluşulduğunda imanlıların artık ölümsüz bir bedene sahip oluşlarıdır.

5:5   İşte bizi bu amaç, yani bedenin kurtulması için hazırlamış olan Tanrı’dır. Bizim için planladığı görkemli amaçlarının zirvesini bu oluşturacaktır. Şimdi ruh ve can olarak kurtulduk, ama o zaman bu kurtuluş, bedeni de kapsayacaktır. Bunu bir düşünün. Tanrı bizi bu amaçla, göklerde elle yapılmamış ve sonsuza dek kalacak ev için yarattı.

Yüceltilmiş bir bedene sahip olacağımızdan nasıl emin olabiliriz? Bunun yanıtı bize güvence olarak Ruh’u vermiş olan Tanrı’dır. Daha önce açıklanmış olduğu gibi, her imanlının içinde yaşayan Tanrı’nın Ruhu, Tanrı’nın imanlıya vaat ettiklerinin hepsinin gerçekleşeceğine dair bir güvencedir. Tanrı’nın Ruhunun Kendisi bir güvencedir. Öyle ki, Tanrı’nın bize kısmi olarak vermiş olduğu, bir gün tamamen bizim olacaktır.

5:6   Bu gerçeklerin güvencesi Pavlus’un daima cesaretli olmasını sağladı. Bedende kaldığı sürece Rab’den uzak olduğunu biliyordu. Bu, Pavlus için sevinç verici bir durum değildi, ama burada Mesih’e hizmet edebildiği ve Tanrının halkına faydalı olabildiği takdirde bu duruma razıydı.

5:7   “Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşarız” gerçeği, Rab’den uzak olmamızın bir kanıtıdır. Fiziksel gözlerimizle Rab’be hiç bakmadık. Yalnızca imanla O’nu gördük. Bedende kaldığımız sürece, gerçek yaşamdan uzak bir yaşama sahip oluruz.

5:8   8’inci ayet 6’ncı ayetteki fikri yeniden ele alıp tamamlar. Pavlus’un, ümidinden dolayı cesareti vardır ve bunun için de şu sözleri rahatlıkla söyleyebiliyor: “Cesaretimiz vardır diyorum ve bedenden uzakta, Rab’bin yanında olmayı yeğleriz.” Bernard’ın dediği gibi, “Cennete hasret.”

Bu ayet, elçinin söylemekte olduğu şeyle çelişiyor gibi görünebilir. Önceki ayetlerde yüceltilmiş bedeni özlemekteydi. Ancak burada bedenden uzakta, Rab’bin yanında olmayı yeğlediğini söylüyor. Yani ölümle kutsalların gökte Rab’le buluşacağı an arasındaki bedensiz durumu yeğliyor.

Ancak bu durumda hiçbir çelişki yoktur. İmanlı için üç olasılık vardır ve asıl konu birinin daha çok tercih edilmesidir. Sahip olduğumuz ölümlü bedende şimdiki yaşam vardır. Ölümle Mesih’in gelişi arasındaki bedensiz, ama ruh ve canın bilinçli olarak Mesih’in huzurundan tat aldığı durum vardır. Ve Rab İsa’nın tekrar gelişinde yüceltilmiş bedenlere kavuştuğumuz zaman kurtuluşumuzun tamamlanması olayı vardır. Pavlus, bu bölümde birinci durumun iyi, ikinci durumun daha iyi ve üçüncü durumun da en iyisi olduğunu öğretiyor.

5:9   İmanlının emeli Rab’bi hoşnut etmek olmalıdır. Kurtuluşu, yaptığı iyi işlere bağlı olmadığından, ödülü gelecekte doğrudan Rab’be olan bağlılığıyla doğru orantılı olacaktır. Bir imanlı, imanın kurtuluşla ve işlerin de ödülle bağlantılı olduğunu daima anımsamalıdır. İşlerle değil, iman yoluyla, lütufla kurtulur; ancak kurtulunca iyi işler yapma konusunda gayretli olmalıdır. Gayret ettikçe ödül alacağına şüphe yoktur.

Pavlus, gerek bedende, gerek bedenden uzakta Rab’bi hoşnut etmek gerektiğine dikkat çeker. Bu, ister yeryüzünde, ister Mesih’in yargı kürsüsünün önünde olsun, yeryüzündeki hizmetinin Rab’bin yüreğini sevindirecek biçimde planlandığı anlamına gelir.

5:10   Her birimiz Mesih’in yargı kürsüsü önünde görünecektir. Bu nedenle Mesih’i hoşnut etmemiz gereklidir. Aslında mesele orada görünmek değil, O’nunla yüz yüze gelmektir. Bir çeviri haklı olarak, “Yaşamımızı tümüyle Mesih’in yargı kürsüsünün önüne sermeliyiz” der. Hastaneye gitmek başka bir şey, doktorun orada bizi muayyene etmesi başka bir şeydir. Mesih’in yargı kürsüsü, yaşamlarımızı Mesih’e hizmet ettiğimiz ölçüde, olduğu gibi açığa çıkaracaktır. Sadece hizmetimizin niteliğini değil, bunu nasıl yaptığımızı ve hatta buna neden olan dürtüleri de ortaya çıkaracaktır.

Rab’bi kabul ettikten sonraki günahlarımız, hizmetimiz üzerinde etkili olabilir, ama bu günahlar imanlının yargılanmasına neden olmayacaktır. Bu yargı, 2000 yıl önce Rab İsa günahlarımızı kendi bedeninde çarmıh üzerinde taşıdığında gerçekleşti. Günahlarımızın bedelini ödedi ve Tanrı bu günahları asla yeniden yargılamayacaktır (Yu.5:24). Mesih’in yargı kürsüsü, Rab için yaptığımız hizmetle ilgilidir. Kurtulup kurtulmadığımızla ilgili değil; bu zaten teminat altına alınmış bir gerçektir. Yargı kürsüsü, o zaman alacağımız bir ödül alma ya da alamama meselesidir.

Ğ. Pavlus’un Hizmet Bilinci (5:11 – 6:2)

5:11   Bu ayet genel olarak şu şekilde algılanır: Pavlus Tanrı’nın günahla ilgili korkunç yargısının ve cehennemin ürkütücülüğünün farkında olduğundan, insanları müjdeyi kabul etmeleri için ikna etmeye çalışarak her yere gitti. Bu gerçek olmasına karşın, bu ayetteki esas anlamın bu olduğuna inanmıyoruz.

Pavlus, burada kurtulmamışlar için Rab’bin ürkütücülüğünden değil, Rab’be hizmet etmek ve onu hoşnut etmek için aradığı “hürmetten ileri gelen saygı”dan söz ediyor. Elçi, Tanrı’nın gözünde yaşamının açık bir kitap gibi olduğunu biliyor. Ama o, Korintliler’in de kendisinin dürüstlüğü ve müjdenin hizmetinde gösterdiği bağlılıktan ötürü ikna olmalarını istiyordu. Ve bu nedenle şunları söylemeye çalışıyor:

Rab’den korkmanın ne demek olduğunu bildiğimiz için Mesih’in hizmetkarları olarak dürüstlüğümüz ve samimiyetimizle ilgili olarak insanları ikna etmeye çalışıyoruz. Ancak insanları ikna etme konusunda ister başarılı, ister başarısız olalım, Tanrı bizim ne olduğumuzu iyi biliyor. Ve siz Korintliler’in vicdanında da durumun bu olmasını ümit ediyoruz.

Bu açıklamanın, ayetin içeriğine uyduğu görülüyor.

5:12   Pavlus hemen söylediklerinin kendini övme gibi yanlış yorumlanabileceğini kavradı. Hiç kimsenin böyle bir şey yaptığını düşünmesini istemiyor! Bunun için hemen şu sözleri ekler: “Kendimizi yine size tavsiye etmeye çalışmıyoruz.” Bu, onun kendisini onlara hiç tavsiye etmediği anlamına değil, zaman zaman böyle yapmakla suçlandığı ve burada da onlara bu konuda yol göstermeye çalıştığı anlamına gelir.

O zaman hizmetiyle ilgili böylesine uzun bir savunmaya niye geçiyor? Pavlus’un buna yanıtı şu sözlerdedir: “Yürekle değil, dış görünüşle övünenleri yanıtlayabilmeniz için bizimle övünmenize fırsat veriyoruz.” Kendisini övmekle ilgilenmiyordu. Aksine, Korintli kutsalların önünde sahte öğretmenler tarafından sertçe eleştirildiğini anladı. İmanlıların kendisine yönelik bu saldırılara nasıl karşılık vereceklerini bilmelerini istiyordu. Bundan dolayı, önlerinde suçlandığı zaman onu savunabilecekleri bilgileri onlara veriyordu.

Eleştirmenleri, yüreğiyle değil, dış görünüşüyle övünenler olarak betimler (1Sa.16:7 ile karşılaştırın). Başka bir deyişle, onlar ruhsal gerçekle ve dürüstlükle değil, dış görünüşle ilgileniyorlardı. Onlar için önemli olan dış görünüş, güzel ve etkili konuşma veya gayretli görünmeydi. “Dış görünüşe bakanlar için yüzeysel görünüş önem kazanırken, yüreğin içtenliğinin bir değeri yoktu.”

5:13   Bu ayetten elçinin deli olmakla, fanatiklikle ve çeşitli zihinsel bozukluklarla bile suçlanmış olduğu görülür. Denney Pavlus’un, “ruhsal gerginlik”le dolu bir durumda yaşadığını yadsımaz. Gayet yalın bir biçimde, eğer kendisinde değilse, bunun, Tanrı için olduğunu söyler. Eleştirmenlerine göre delicesine görünen herhangi bir şey, aslında onun Rab’be olan yürekten bağlılığıdır. Tanrı’ya hizmet etmek için tutkuyla yanıyordu. Öte yandan eğer aklı başındaysa, bu Korintliler içindir. Kısacası bu ayet, Pavlus’un davranışının iki durumdan biri olduğunu söylüyor: Ya Tanrı coşkusu ya da imanlıların iyiliği için. Her iki durumda da güdüleri tamamen bencillikten yoksundur. Eleştirmenleri aynı şeyi kendileri için de söyleyebilir miydi?

5:14   Elçinin yaşamını inceleyen hiç kimse, onun böylesine yorulmaksızın ve bencillik etmeksizin çalışmasının nedenini anlamadan geçemez. İşte burada –bütün mektuplarının en önemli bölümlerinden birinde– bunun yanıtını verir: Mesih’in sevgisi.

Burada Mesih’in sevgisi O’nun bize olan sevgisini mi yoksa bizim O’na olan sevgimizi mi belirtir? Onun bize olan sevgisi olduğundan hiç kuşku yoktur. Bizim sevme nedenimiz önce O’nun bizi sevmesidir. Bizi harekete geçiren, zorlayan O’nun sevgisidir. Pavlus, Mesih’in kendisine göstermiş olduğu olağanüstü sevgiyi düşünürken, Rab’bi için hizmet etmekten kendini alamaz.

İsa herkes için ölürken, bizim Temsilcimiz olarak hareket etti. O ölünce, O’nda hepimiz öldük. Adem’in günahının, soyunun günahı olması gibi, Mesih’in ölümü de O’na iman edenlerin ölümü oldu (Rom.5:12-21; 1Ko.15:21,22).

5:15   Elçinin iddiası son derece kuvvetli. Mesih herkesin uğruna öldü. Neden herkesin uğruna öldü? Öyle ki, O’nda imanla yaşayanlar artık kendileri için değil, Mesih için yaşasınlar. Mesih bizim uğrumuza pireyi deve yapan yaşamlarımızı istediğimiz gibi ve bencil yaşayabilmemiz için ölmedi. Aksine, yaşamlarımızı isteyerek O’na verebilmemiz için bizim uğrumuza öldü. Denney bunu şöyle açıklar:

Mesih bizim için ölerek, sonsuza dek O’nunla olabilmemiz gibi olağanüstü bir iş yaptı. Ölümünün amacı bizim O’na ait olmamızdır. 1

5:16   Pavlus belki burada, yürekle değil, dış görünüşle övünen eleştirmenleri betimlediği 12’nci ayeti işaret ediyor. Mesih’te bir kişinin yeni bir yaratılışa sahip olduğunu öğreterek bu konuyu tekrar ele alıyor. Bu nedenle, biz artık insanları dünyasal bir biçimde dış görünüşlerine, kimlik kartlarına ya da milliyetlerine göre yargılamayız. Onları, Mesih’in uğruna öldüğü kıymetli canlar olarak görürüz. Pavlus, Mesih’i bu şekilde tanımış da olsa, yani insan olarak, artık O’nu bu şekilde tanımadığını da ekler. Başka bir deyişle, İsa’yı Nasıra köyünde yan komşu olarak ve hatta dünyasal bir Mesih olarak tanımakla, şimdi Tanrı’nın sağında duran yüceltilmiş Mesih’i tanımak başka şeydir. Bize Ruh’un sözüyle tanıtılan Rab İsa’yı, şimdi, O’nu yeryüzündeyken sadece insan ölçülerine göre yargılayıp tanıyanlardan daha çok ve daha gerçekçi bir biçimde tanıyoruz.

David Smith bunu şöyle yorumlar:

Gerçi elçi bir zamanlar Yahudilerin ideal Mesih düşüncelerini paylaşmıştı, ama şimdi daha yüce bir kavrama erişmiştir. Mesih onun için, insan ölçülerine göre değil, ruha göre; tarihsel geleneklere göre değil, yaşam dolu birlikteliğe göre, dirilen ve yüceltilen Kurtarıcıdır. 2

5:17   Bir kimse Mesih’te ise, yani kurtulmuşsa yeni yaratıktır. Rab İsa’yı kabul etmeden önce başkalarını dünyasal standartlara göre yargılamış olabilir. Ama şimdi her şey değişir. Eski yargılama yöntemleri geçmiş, her şey yeni olmuştur.

Bu, son zamanlarda yeniden doğmuş olanların sevdiği bir ayet olup tanıklıklarında sık sık bu ayetten alıntı yaparlar. Ancak bu ayet bazen böyle alıntı yapılırken, oldukça yanlış bir izlenim verir. Dinleyiciler, biri kurtulduğunda eski alışkanlıkların, kötü düşüncelerin ve şehvetli görünen şeylerin sonsuza dek kaybolup o kişinin yaşamında her şeyin yeni olacağını düşünme eğilimindedirler. Bunun gerçek olmadığını biliyoruz. Ayet, imanlının uygulamasından çok durumunu betimler. Bir kimse Mesih’te ise dediğine dikkat edin. Mesih’te sözcüğü bu ayetin anahtarıdır. Mesih’te eski şeyler geçmiş ve her şey yeni olmuştur. Maalesef, “bende ya da benlikte” bunun hepsi henüz gerçek değildir! Ancak iman yaşamında ilerlerken uygulamanın giderek durumumla doğru orantılı olmasını dilerim. Bir gün, Rab İsa döndüğünde, bu ikisi mükemmel bir birlik içinde olacaktır.

5:18   Bunların hepsi Tanrı’dandır. Hepsinin Kaynağı ve Yaratıcısı O’dur. İnsanların övünmesine yer yoktur. Aynı Tanrı, Mesih’in aracılığıyla bizi kendisiyle barıştırdı ve bize barıştırma görevini verdi.

Kutsal Yazılar’ın barıştırma öğretişinin bu olağanüstü ifadesi A New and Concise Bible Dictionary’de bulunur:

Rab İsa’nın çarmıhtaki ölümüyle Tanrı, günahın Kendisiyle insan arasına getirmiş olduğu mesafeyi lütufla kaldırdı. Şöyle ki, bunların hepsi Mesih aracılığıyla Kendisine hoş bir şekilde sunulabilsin. İmanlılar Mesih’in ölümüyle zaten kutsal ve suçlanamaz (yeni bir yaratıktır) kılınmak için barıştırılmıştır. Mesih yeryüzündeyken, Tanrı Mesih’le birlikteydi ve insanların suçlarını bağışlayamayan bu dünyayı, Mesih’te kendisiyle barıştırdı. Böylece Tanrı’nın sevgisi çarmıhta tamamen gösterilmekte ve bu tanıklık dünyanın her tarafına giderek insanlara Tanrı’yla barışmalarını öğütlemektedir. Sonuç, Tanrı’nın insandan hoşnut kalmasıdır. 3

5:19   Barıştırma görevi burada, “Tanrı… dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı” olarak açıklanır. Bu ifadenin iki anlamı olabilir ve bu ikisi de Kutsal Yazılar’a uygundur. İlk olarak “Tanrı Mesih’te” sözünü Rab İsa Mesih’in tanrısallığı anlamında düşünebiliriz ki, bu gerçekten doğrudur. Ancak bunu Tanrı, dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı anlamında da algılayabiliriz. Başka bir deyişle, O dünyayı Kendisiyle barıştırıyordu, ama bunu Rab İsa Mesih’in kişiliğinde yapıyordu.

Hangi yorumu kabul edersek edelim, Tanrı’nın günah sorununu çözerek Kendisiyle insan arasındaki mesafeyi etkin bir biçimde ortadan kaldırmış olduğu gerçeği apaçıktır. Tanrı’nın barışmaya ihtiyacı yok, ama insanın O’nunla barışmaya ihtiyacı vardır.

“İnsanların suçlarını saymayarak…” İlk okunuşta bu ayetin, evrensel bir kurtuluşu, Mesih aracılığıyla bütün insanların kurtulduğunu öğrettiği sanılabilir. Ancak böyle bir öğretiş, Tanrı’nın sözünün tamamıyla tam olarak uyuşmayacaktır. Tanrı insanların suçlarının sayılmayacağı bir yol sağladı; ancak bu yol herkese açıkken, sadece Mesih’te olanlar için etkindir. Kurtulmamış kişilerin suçları kesinlikle sayılacaktır; ama bu kişiler Rab İsa’ya Kurtarıcı olarak iman ettikleri anda, O’nda doğru sayılacak ve günahları da silinecektir.

Tanrı, barıştırma işine ek olarak, barıştırma sözünü de hizmetkarlarına emanet etti. Başka bir deyişle, onlara bunu, her yerdeki insanlara gidip bu yüce bildiriyi öğretmenin olağanüstü ayrıcalığıyla emanet etti. Böylesine kutsal bir görevi meleklere değil, zavallı ve kuvvetsiz olan insana verdi.

5:20   Bir önceki ayette elçi, barıştırma sözünün kendisine verilmiş olduğunu söyledi. Bu sözü insanlara öğretmesi için gönderildi. 5:20’den 6:2’ye kadar barıştırma sözünün özetine sahip olduğumuzu dile getirmek istiyoruz. Başka bir deyişle, Pavlus ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya giderek kurtulmamışlara duyurduğu bildiriyi dinlememize izin verir. Bunu görmek önemlidir. Pavlus burada Korintliler’e Tanrı’yla barışmalarını söylemiyor. Onlar zaten Rab İsa’da imanlı olan kişilerdir. Ancak Korintliler’e, gittiği her yerde kurtulmamışlara verdiği mesajın bu olduğunu söylüyor.

Bir elçi, yabancı bir ülkede devlet başkanını temsil eden, bir devlet görevlisi gibidir. Pavlus daima Rab için yapılan hizmetten yüce ve övünülecek bir çağrı olarak söz eder. Burada kendisini Mesih tarafından içinde yaşadığımız dünyaya gönderilen bir elçiye benzetir. Pavlus, Tanrı’nın bir sözcüsüydü ve Tanrı onun aracılığıyla yalvarıyordu. Bu bir elçiyi tanımlamak için kullanılan tuhaf bir dile benziyor. Genellikle bir elçinin yalvardığını düşünmeyiz, ancak bu müjdenin yüceliğidir, yani Tanrı, onda, diz çöküp yaşlı gözlerle insanlara kendisiyle barışmaları için yalvarıyor. Eğer bir düşmanlık varsa, bu insanlarda vardır. Tanrı kendisiyle insan arasındaki birlikteliği tamamlamak için aradaki engelleri kaldırdı. Rab yapabileceği her şeyi yaptı. Şimdi insanlar isyanlarından vazgeçmeli ve Tanrı’yla barışmalıdırlar.

5:21   Bu ayet bize barışma öğretişinin temelini verir. Tanrı barışı nasıl mümkün kıldı? Tövbeyle ve imanla kendisine gelen suçlu günahkarları nasıl kabul edebilir? Bunun yanıtı şudur: Rab İsa günahlarımızla ilgili tüm sorunu etkin bir biçimde halletti, böylece biz de şimdi Tanrı’yla barışabiliriz.

Başka bir deyişle, Tanrı Mesih sayesinde kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah yaptı.

Golgota’daki çarmıhta, Rab İsa Mesih’in kendisinde günah olduğu fikrinin yanlış olduğunun farkında olmalıyız. Günahlarımız O’nun üzerine kondu, ama O’nun kendisinde günah yoktu. Tanrı, O’nu bizim yerimize günah sunusu yaptı. O’na iman ederek Tanrı tarafından doğru sayılırız. Bizim yerimize ölen Rab İsa tarafından yasanın bütün gerekleri tam olarak karşılandı.

Günahı bilmeyenin bizim için günah yapılması ve doğruluğu bilmeyen bizlerin Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olabilmemiz ne kadar bereket dolu bir gerçek. Ölümlü bir dil böylesine cömert bir lütuf için Tanrı’ya asla yeterince teşekkür edemeyecektir.

 

Kutsal Kitap

1 Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrı’nın bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır.
2 Şimdiyse göksel evimizi giyinmeyi özleyerek inliyoruz.
3 Onu giyinirsek çıplak kalmayız.
4 Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun.
5 Bizleri tam bu amaç için hazırlamış ve güvence olarak bize Ruh’u vermiş olan Tanrı’dır.
6 Bu nedenle her zaman cesaretimiz vardır. Şunu biliyoruz ki, bu bedende yaşadıkça Rab’den uzaktayız.
7 Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşarız.
8 Cesaretimiz vardır diyorum ve bedenden uzakta, Rab’bin yanında olmayı yeğleriz.
9 Bunun için, ister bedende yaşayalım ister bedenden uzak olalım, amacımız Rab’bi hoşnut etmektir.
10 Çünkü bedende yaşarken gerek iyi gerek kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimiz Mesih’in yargı kürsüsü önüne çıkmak zorundayız.
11 Rab’den korkmanın ne demek olduğunu bildiğimizden insanları ikna etmeye çalışıyoruz. Ne olduğumuzu Tanrı biliyor; umarım siz de vicdanınızda biliyorsunuz.
12 Kendimizi yine size tavsiye etmeye çalışmıyoruz. Ama yürekle değil, dış görünüşle övünenleri yanıtlayabilmeniz için bizimle övünmenize fırsat veriyoruz.
13 Eğer kendimizde değilsek, bu Tanrı içindir. Aklımız başımızdaysa, bu sizin içindir.
14 Bizi zorlayan, Mesih’in sevgisidir. Yargımız şu: Biri herkes için öldü; öyleyse hepsi öldü.
15 Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar.
16 Bu nedenle, biz artık kimseyi insan ölçülerine göre tanımayız. Mesih’i bu ölçülere göre tanıdıksa da, artık öyle tanımıyoruz.
17 Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur.
18 Bunların hepsi Tanrı’dandır. Tanrı, Mesih aracılığıyla bizi kendisiyle barıştırdı ve bize barıştırma görevini verdi.
19 Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.
20 Böylece, Tanrı aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesih’in adına elçilik ediyor, O’nun adına yalvarıyoruz: Tanrı’yla barışın.
21 Tanrı, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım.

1. Denney, Second Corinthians, s.199.

2. David Simith, daha fazla belge mevcut değildir.

3. A New and Concise Bible Dictionary, s.652.