2 Petrus 1

YORUM

I. SELAMLAMA (1:1-2)

 1:1   Simun Petrus kendisini İsa Mesih’in kulu ve elçisi olarak tanıtıyor. Onun bu sadeliği ve alçakgönüllülüğü bizi şaşırtıyor. Petrus gönüllü olarak bir köle, göksel atamayla da bir elçi olmuştur. Kendisiyle ilgili herhangi bir simge ya da abartılı bir unvan kullanmamıştır. Diri Kurtarıcı’ya hizmet etme sorumluluğunu şükran dolu bir yürekle kabul etmiştir.

Mektubu alan okuyuculardan anladığımız kadarıyla, onlar da Petrus ve emektaşları gibi eşdeğer bir imana kavuşmuş olan kimselerdi. Bu tanımlama, Petrus’un bu mektubu Yahudi olmayan uluslardan gelen inanlılara yazmış olduğuna dair bir ışık tutabilir. Çünkü onlar da, iman eden Yahudiler gibi aynı imana sahip olmuşlardır ve bu iman herhangi bir şekilde kendilerininkinden daha az değerde bir iman değildir. Yahudi ya da Yahudi olmayan uluslardan olsun, erkek ya da kadın, köle ya da özgür olsun, Tanrı’nın lütfuyla kurtulanların hepsi Rab tarafından eşit bir şekilde kabul edilirler.

İman, Mesih inancını benimseyenlerin sahip oldukları her şeyi kapsar. Petrus bu imana Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in doğruluğu sayesinde kavuştuğumuzu söylüyor. Tanrı’nın RabİsaMesih’e iman edenlere bu eşdeğerdeki imanı vermiş olmasının doğru bir şey olduğunu belirtiyor. Mesih’in ölümü, gömülmesi ve dirilişi, Tanrı’nın günahkârlara iman aracılığıyla lütuf gösterebileceği adil bir temel oluşturmuştur. Günahın bedeli kuruşu kuruşuna ödenmiştir. Bu nedenle Tanrı, bundan böyle Oğlu İsa Mesih’e iman edecek olan bütün tanrısız günahkârları aklayabilecektir.

Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih unvanı, Rab İsa’nın mutlak tanrılığını dile getiren Yeni Antlaşma’daki birçok örnekten birini oluşturur. Eğer İsa Tanrı olmasaydı, o zaman bu sözler tamamen anlamsız ve boş olacaktı.

1:2   Elçinin bu ayetteki yüce duası şöyledir: Tanrı’yı ve Rabbimiz İsa’yı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun. Petrus onların, Tanrı lütfunun günlük yaşamlarındaki gücü ve koruyuculuğu aracılığıyla İsa Mesih’i tanımalarını istiyor. Yüreklerinin, Tanrı’nın her anlayışın üzerindeki esenliğiyle korunmasını arzuluyor. Ama bu küçük miktarlarda olmamalıdır! O, bu bereketlerin artan ölçüde olmasını diliyor.

Peki bu bereketler nasıl artar? Tanrı’yı ve Rabbimiz İsa’yı tanımakla. Tanrı’yı ne kadar iyi tanırsak, lütuf ve esenliği de o ölçüde fazla yaşayacağız. Yüce Olan’ın gizli odasına yerleşmemiz, oraya arada bir yapacağımız ziyaretlerden daha iyidir. Tanrı’nın lütuf ve esenliğinin sırrını banliyölerde oturanlar değil, merkezdeki tapınakta oturanlar anlar.

II. GÜÇLÜ İNANLI KARAKTERİNİ GELİŞTİRME ÇAĞRISI (1:3-21)

1:3   Bu bölüm her inanlının büyük bir ilgiyle üzerinde durması gereken bir bölümdür. Çünkü burada, bu hayattaki düşüşlerden nasıl uzak durabileceğimizi ve sonsuz yaşama zaferli bir şekilde girmemizle ilgili bir güvenceye nasıl sahip olabileceğimizi görmekteyiz.

İlk olarak, Tanrı’nın kutsal bir yaşama sahip olabilmemiz için gereken her şeyi sağladığı yolunda bize bir güvence verilmektedir. Bu sağlayışın, O’nun gücünün bir göstergesi olduğu söyleniyor: (O’nun) tanrısal gücü… yaşamımız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize vermiştir. İlk etapta O’nun gücü bizi nasıl kurtarıyorsa, o andan sonra kutsal bir yaşam sürebilmemiz için de bizi güçle doldurmaktadır. Bunu şöyle sıralayabiliriz: İlk önce yaşam, sonra Tanrı yolu. Müjde, insanı günahın gücünden, yargısından, lanetinden ve pisliğinden kurtaran Tanrı gücüdür.

Yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şey, Mesih’in başkâhin olarak yerine getirdiği şeyleri, Kutsal Ruh’un görevini, meleklerin bizim yararımız için olan hizmetlerini, Rab’be geldiğimizde elde ettiğimiz yeni yaşamı ve Tanrı sözünün öğretişlerini de kapsamaktadır.

Kutsal bir yaşam sürmek için gerekli olan güç, bizi Çağıran’ı tanımamızın sonucu olarak gelir. O’nun tanrısal gücü nasıl kutsallığın kaynağıysa, O’nu tanımak da kutsallığın bir kanalıdır. O’nu tanımak, sonsuz yaşama sahip olmak demektir (Yu.17:3) ve O’nu tanımada kaydedilen ilerleme, kutsallıkta yapılan bir ilerlemedir. O’nu ne kadar iyi tanırsak, o kadar daha çok O’na benzeyeceğiz.

Petrus’un en çok sevdiği konulardan birisi bizim çağrılmamızdır. Petrus bize şu noktaları anımsatıyor:

  1. Karanlıktan O’nun şaşılacak ışığına çağrıldık (1Pe. 2:9).
  2. Mesih’in çektiği elem yolundan geçmeye çağrıldık (1Pe.2:21).
  3. Kötülüğe iyilikle karşılık vermeye çağrıldık (1Pe.3:9).
  4. O’nun sonsuz yüceliğine çağrıldık (1Pe.5:10).
  5. Kendi yüceliği ve erdemiyle çağrıldık (2Pe.1:3).

Okuduğumuz bu son örnek O’nun bizi, kişiliğindeki olağanüstü özellikleri açıklayarak çağırdığı anlamındadır. Tarsuslu Saul, Şam yolunda Tanrı’nın yüceliğini gördüğü zaman çağrılmıştı. Adını bilmediğimiz bir öğrenci, Saul gibi şöyle ilginç bir tanıklıkta bulunur: “O’nun yüzünü gördükten sonra, artık dünyadaki hiçbir şeyi görmek istemedim. Rab’bi görmek, dünyadaki bütün şeylerden daha üstün. Diğer bütün şeyler ise yaramaz ve değersizdir.” Pavlus da, diğerleri gibi Rab’bin yüceliği ve erdemiyle çağrılmış biriydi.

1:4   Tanrı’nın kutsal bir yaşam sürebilmemiz için sağlamış olduğu “bütün şeyler”in arasında O’nun sözünden kaynaklanan çok büyük ve değerli vaatler de bulunmaktadır. Kutsal Kitap’ta 30.000’e yakın vaat bulunduğu düşünülmektedir. John Bunyan, “Hayat denen yol Tanrı’nın vaatleriyle öylesine doludur ki, bunlardan herhangi birine basmadan tek bir adım dahi atamazsınız!” demektedir.

Tanrı’nın vaatleri Petrus’un mektuplarında sözü edilen yedi değerli şeyden sonuncusudur. Bu değerli şeyleri bir kez daha anımsayabiliriz:

  1. İmanımız altından daha değerlidir (1Pe.1:7).
  2. Mesih’in kanı değerlidir (1Pe.1:19).
  3. Diri taş olan Mesih, Tanrı önünde değerlidir (1Pe.2:4).
  4. Mesih, köşe taşı olarak değerlidir (1Pe.2:6).
  5. O, bütün iman edenler için değerlidir (1Pe.2:7).
  6. Yumuşak ve sakin bir ruhun solmayan güzelliği, Tanrı önünde çok değerlidir (1Pe. 3:4).
  7. Son olarak da, Tanrı’nın vaatleri değerlidir (2Pe.1:4).

Kutsal Kitap’taki kutsal bir yaşamla ilgili bazı vaatleri de şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Günahın egemenliğinden özgürlük (Rom.6:14).
  2. Yeterli lütfa sahip olmak (2Ko.12:9).
  3. Rab’bin sözlerine uyabilmek için gereken güce sahip olmak (Flp.4:13).
  4. Şeytan’ı yenmek (Yak.4:7).
  5. Denenmelerden kurtuluş yoluna kavuşmak (1Ko.10:13).
  6. Günahlarımızı açıkça ikrar ettiğimizde bağışlanmak (1Yu.1:9).
  7. Seslendiğimizde Rab’bin yardımımıza gelmesi (Mez.50:15).

Petrus Tanrı’nın vaatlerinin değerli ve çok büyük olduğunu boş yere söylemiyor. Çünkü inanlıya dünyadaki kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kaçabilmek için gerek duyduğu gücü bu vaatler sağlamaktadır. Tanrı bizim denenmeye karşı durabilmemiz için gerekli olan her şeyi vaat etmiş bulunuyor! Kötü arzularla karşı karşıya geldiğimiz zaman bu vaatlere sahip çıkabiliriz. Bu vaatler bizi dünyanın cinsel günahlarından, sarhoşluğundan, pisliğinden, ıstırabından, hainliğinden ve çekişmelerinden koruyacaktır.

Bunun en iyi tarafı da, bu vaatler yoluyla tanrısal özyapıya ortak olabilmemizdir. Temel olarak kişi, Rab’be ilk geldiği zaman, yani tövbe edip kurtulduğu zaman tanrısal özyapıya ortak olur. Tanrı’nın bize vaat ettiklerini pratik olarak yaşadıkça da, günbegün O’nun benzerliğine dönüştürülürüz. Örneğin Rab, kendisini daha çok düşündükçe, O’na daha çok benzeyeceğimiz vaadinde bulunmuştur (2Ko.3:18). Bu vaade Tanrı sözünü okuyarak, Mesih hakkında daha çok şey öğrenerek ve O’nu izleyerek erişebiliriz. Bunu yaptığımız sürece Tanrı’nın Kutsal Ruhu bizi yücelik üstüne yücelikle Rab İsa’ya benzer olmak üzere değiştirecektir.

1:5   Üçüncü ve dördüncü ayetlerden, Tanrı’nın kutsal bir yaşam için gerek duyulan her şeyi bize vermiş olduğunu gördük. Bizler de Tanrı’nın bizim için sağladığı şeylerden yararlanmaya istekli ve hazır olmalıyız. Tanrı, biz istemeden ya da hiçbir katkıda bulunmadan herhangi bir şey yapmaz. Bizim de istekli, kararlı ve disiplinli olmamız gerekir.

Petrus inanlının karakterinin gelişmesinde imanı kesinlikle gerekli görmektedir. Nitekim mektubunu da zaten Rab İsa’ya iman edip O’na bağlı olan Mesih inanlılarına yazmaktadır. Burada onlara imanlarını açıklamalarını söylememekte; onların bu imana zaten sahip olduklarını kabul etmektedir.

Gerekli olan şey, imana kutsallığın yedi öğesinin eklenmesidir. Bu öğeler teker teker sırayla değil, ama bir bütün olarak her zaman yaşamımızda görülmelidir.

Tom Olson’un babası bu ayeti oğullarına şu şekilde okurdu:

İmanınıza Davut’un erdemi ya da cesaretini; Davut’un cesaretine Süleyman’ın bilgisini; Süleyman’ın bilgisine Eyüp’ün sabrını; Eyüp’ün sabrına da Daniel’in Tanrı yoluna olan bağlılığını; Daniel’in Tanrı yoluna olan bağlılığına Yonatan’ın kardeşseverliğini; ve Yonatan’ın kardeşseverliğine de Yuhanna’nın sevgisini katın.” 1

 Lenski şöyle der:

Bu yedi öğeli liste, kendi dönemlerinde ortaya çıkan sahte peygamberlerle (2:1) ve onların bu sahte inançları içerisinde yaşamış oldukları yaşam biçimleriyle bağlantılı olarak hazırlanmıştır. Bunlar sadece erdem yerine utancı; bilgi yerine körlüğü; kendilerini denetleme yerine başıboş hovardalığı; iyi şeylerde gayret yerine kötü şeylerde gayreti; tanrısayarlık yerine tanrısızlığı; kardeşlik sevgisi yerine Tanrı çocuklarından nefret etmeyi; gerçek sevgi yerine nefreti göstermektedirler. 2

Birinci öğe erdemdir. Erdem; kutsallık, iyi bir hayat ya da ahlâksal kusursuzluk anlamlarına gelebilir. Bununla birlikte bu kavramların “Tanrı yoluna bağlılık” öğesinde yeniden ele alınmış oldukları görülmektedir. Erdem sözcüğü bu ayette, düşman bir dünya önünde ruhsal bir cesarete ve doğru olan şeyler uğrunda ayakta duracak güce sahip olmak anlamlarına da gelebilir.

Bu noktada aklımıza imanları uğruna canlarını vermiş olan imanlılar geliyor. Zamanın yöneticileri, Rahip Craumer adlı bir inanlıya Mesih’i inkâr ettiğini belirten bir mektup yazıp bunu imzalamasını, yoksa diri diri yakılacağını söylediler. İlk önce direndiyse de, artan baskılara dayanamayıp sağ eliyle inkâr mektubunu imzaladı. Daha sonra hatasını anlayarak cellatlara ateşi yakmalarını söyledi. Kendisi ricada bulunarak ellerinin çözülmesini istedi. Sonra sağ elini kızgın ateşin içine sokarak şöyle haykırdı: “İmzayı bu elim attı. Bu yüzden cezayı ilk önce sağ elim çekecek. Bu el büyük bir hata yaptı. Yakın bu işe yaramaz eli!” 3

Cesaretle beraber gelen bilgi, özellikle ruhsal gerçeklerle ilgili bilgi olmalıdır. Burada, Tanrı sözünü incelemenin ve onun kutsal buyruklarına itaat etmenin önemi vurgulanmaktadır.

İsa’yı İncil’de daha çok öğrenirsem,,
Paylaşırım her şeyi Rabbimle ben.,
Her satırda O’nun sesini duyarsam,
Olur her bir vaat benim, hemen şimdiden.
          — Eliza E.Hewitt


Kutsal Kitap’ı uygulayarak öğrenmekle, Erdman’ın, “Hıristiyanlığın ayrıntılarıyla ilgili pratik hünerler” diye adlandırdığı şeyleri geliştirmiş olacağız.

1:6   Tanrı, her Mesih inanlısını disiplinli bir hayat yaşamaya çağırmaktadır. Birisi bunu, insan iradesinin Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun işleyişi altındaki denetleme gücü olarak tanımlamıştır. Doğru bir tanımlama! Duada disiplin, Kutsal Kitap okuma ve çalışmada disiplin, zamanı değerlendirmede disiplin, bedensel arzuları yenmede disiplin ve özverili bir yaşamda disiplin.

Elçi Pavlus’un yaşamında böyle bir özdenetim ya da tutkulara üstünlük vardı. 1.Korintliler 9:26-27’de şöyle okuyoruz:

“Bunun içindir ki, amaçsızca koşan biri gibi koşmuyorum. Yumruğumu havayı döver gibi boşa atmıyorum. Müjde’yi başkalarına duyurduktan sonra kendim reddedilmemek için bedenime eziyet çektirip onu köle ediyorum.”

Ünlü doğabilimci Audubon, kuşlar alemi üzerinde daha çok şey öğrenebilmek amacıyla uzun sürebilecek fedakârlıklarda bulunmaya ve zorluklara katlanmaya gönüllüydü. Bakın, Robert G. Lee bunu nasıl anlatıyor:

İşinde kazandığı başarılarla kıyaslandığında bedensel olarak çektiği zorluklar onun için hiç önemli değildi. Haftalarca bekledikten sonra, tek bir kuşla ilgili yeni bir bilgi ortaya çıkarabilse, bunun kendisine verilecek en büyük ödül olacağı düşüncesiyle, karanlıkta ve sisli havalarda hiç hareket etmeden saatlerce çömelmiş olarak durmaya hazırdı. Çalışmalarında durgun suda, neredeyse boynuna kadar suyun içinde çok az nefes alarak gömülü olarak kalıyor; bu arada zehirli birçok su yılanı gözünün önünden geçiyor, büyük timsahlar da onun hareketsiz bakışları karşısında defalarca etrafında dönüyordu.

 Gözü büyük bir sevinçle parıldayarak, “Bu o kadar da hoş bir durum değildi” dedi. “Ama önemli değil! Bak, işte kuşun resmi elimde.” Kuşun resmini çekebilmek için adam birçok zorluğa göğüs germişti. 4

Diğer insanların yaşamlarından aldığımız örnekler, yıkıma gitmekte olan bir dünyanın en acil ihtiyaçları ve tanıklığımızın etkisini yitirmesi korkusu nedeniyle yaşamlarımızı öyle bir disiplin altına almalıyız ki, Mesih bu yaşamlardan hoşnut kalsın.

Özdenetim, beraberinde dayanma gücünü, yani elem ve baskılara sabırlı bir şekilde katlanmayı da getirmelidir. İman yaşamının sürekli olarak dayanmayı gerektiren bir yaşam olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Büyük bir tutkuyla başlamak yeterli değildir. Asıl önemli olan, sıkıntı ve zorluklar karşısında dahi çaba göstermek ve ilerleyebilmektir. Hıristiyanlığın, günlük dertlerden uzak, neşeli ve sevinçli deneyimlerin yaşandığı bir inanç olduğu gerçek değildir. Yaşamın akışında her gün yapılacak ayak işleri, cesaret kırıcı olaylar, üzüntü ve acı getiren gelişmeler, bozulan tasarılar vardır. Dayanma, katlanış ya da sabır, bize karşıymış gibi gözüken bütün gelişmelerde, ayakta durabilme ve cesaretle ileriye gidebilme sanatıdır.

Bundan sonraki öğe, Tanrı yoluna bağlılıktır. Yaşamlarımız, Tanrı’nın kutsallığını yansıtmalıdır. Yaşam biçimi ve davranışlarımızda öylesine doğaüstü bir tavır sergilemeliyiz ki, başkaları bizim Göksel Babamız’ın çocukları olduğumuzu anlayabilsinler. Hangi aileye ait olduğumuz ya da benzediğimiz konularında herhangi bir şüpheye yer bırakılmamalıdır. Pavlus bize şunu anımsatıyor: “…ama şimdiki ve gelecek yaşamın vaadini içeren Tanrı yolunda yürümekher yönden yararlıdır” (1Ti.4:8).

1:7   Bizi dünyaya Mesih’in öğrencileri olarak tanıtacak şey, kardeşseverliktir. Çünkü Rabbimiz şöyle demişti: “Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır” (Yu.13:35).

Kardeşlere olan sevgi, inanlıyı tüm insanlığı sevmeye yöneltir. Bu, temel olarak sadece bir duygu değil; içten gelen bir istektir. Bu, tecrübe edilecek duygusal bir coşku değil; uyulması gereken bir emirdir. Sevgi, Yeni Antlaşma’daki anlayışa göre doğaüstü bir kavramdır. İman etmeyen bir kimse, Kutsal Kitap’ın emrettiği şekilde sevemez, çünkü kendisinde göksel yaşam yoktur. İnsanın düşmanını sevebilmesi ve kendisini öldürmek isteyenler için hayırdua edebilmesi için göksel bir yaşam sürmesi gerekir. Sevgi kendisini vermekle gösterir. Şu ayetlere bakabiliriz: “Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi” (Yu.3:16). “Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti (verdi)” (Ef.5:26). Sevgimizi göstermenin bir yolu da, zamanımızı, yeteneklerimizi, paramızı ve yaşamlarımızı başkaları için vermektir.

T.E. McCully, Ekvador’da Auka yerlileri tarafından öldürülen beş genç misyonerden birisi olan Ed McCully’nin babasıydı. Bir gün diz çökerek şöyle dua etti: “Ya Rab, bana yeterince uzun bir hayat bahşet ki, çocuklarımızı katleden bu adamların kurtuluşlarını görebileyim. Onları kucaklayayım ve benim Mesihim’i sevdikleri için kendilerini ne kadar çok sevdiğimi söyleyeyim.” Eğer oğlunun suçlu katilleri için bereket duası edebiliyorsan, işte bu sevgi, gerçek Hıristiyan sevgisidir.

Lütfun bu yedi öğesi, imanımızın tam bir olgunluğa ulaşmasını sağlayacaktır.

1:8   Mesih inanlısı, öğrencilik yolunda olduğu yerde bekleyemez. Ya ilerleyecek ya da gerileyecektir. İleriye doğru gittikçe güç ve güven kazanacak; geriye çekildikçe tehlike ve hayal kırıklığı içinde olacaktır.

İmanın gelişmesi için çaba göstermemek; inanlıyı sonuçta etkisizliğe, verimsizliğe, körlüğe, uzağı görmezliğe ve unutkanlığa götürecektir.

Etkisizlik: Buna kısırlık da denebilir. Gerçek bir şekilde etkili olabilecek yaşam, sadece ve sadece Tanrı’yla ruhsal paydaşlık içerisinde bulunan bir yaşamdır. Kutsal Ruh inanlıya yol gösterdikçe bütün etkisizlik ortadan kalkacak ve böylece en yüksek etkinin ortaya çıkışı güvence altına alınmış olacaktır. Yoksa boş yere havayı yumruklayan ya da ipliksiz dikiş diken kimseler gibi oluruz.

Verimsizlik:Rabbimiz İsa Mesih’i tanıma yolunda oldukça fazla bir bilgiye sahip olmak, ama aynı zamanda bu bilgide verimsiz kalmak mümkündür. Bildiklerimizi yaşama geçirememek bizi kaçınılmaz olarak verimsizliğe götürecektir. Dışarıdan akarsularla beslendiği halde dışarıya su verememesi İsrail’deki Ölü Deniz’i nasıl öldürdüyse, inanlının da bildiklerini başkalarına anlatmayıp kendisinde saklaması, onun ruhsal verimliliğini öldürecek ve kendisini verimsiz kılacaktır.

1:9   Uzağı (ileriyi) görmezlik: Körlük adıyla bilinen çeşitli derecelerde görme bozuklukları vardır. Buradaki uzağı görmezlik, kişinin gelecek yerine şu an için yaşamış olduğu bir tür körlüğü betimlemektedir. Bu kişi kendisini maddesel şeylere öylesine kaptırmıştır ki, ruhsal konuları ihmal eder.

Körlük:5, 6 ve 7.ayetlerde sıralanan yedi öğeye sahip olmayan herkes kördür. Böyle bir kimsenin hayatta neyin önemli olduğundan bir haberi yoktur. Gerçek ruhsal değerleri ayırt edebilecek anlayışta değildir. Karanlık bir dünyada, gölgeler arasında yaşamaktadır.

Unutkanlık: Son olarak, bu yedi erdeme sahip olmayan bir kimse, eski günahlarından temizlendiğini unutmuştur. Günahlarının bağışlanmasıyla ilgili gerçek, onun için artık bir anlam taşımamaktadır. Bir zamanlar kurtulmuş olduğu yere doğru geri gitmektedir. Tanrı Oğlu’nun ölümüne neden olan günahlarla yeni baştan oynamaya başlamıştır.

1:10   Böylece Petrus okuyucularından çağrılmışlık ve seçilmişliklerini kökleştirmeye daha çok gayret göstermelerini istiyor. Bunlar Tanrı’nın kurtuluş tasarısının iki önemli öğesidir. Seçilmek, Tanrı’nın Kendisine ait olmak üzere insanları egemen, mutlak ve sonsuz olarak seçmesini kastetmektedir. Çağrılmak da, bu seçim aracılığıyla açıklanan, Tanrı’nın zaman içerisinde bulunmuş olduğu girişimidir. Seçilmemiz daha dünya kurulmadan önce gerçekleşmiştir. Çağrılmamız ise tövbe edip Rab’be geldiğimizde gerçekleşmektedir. Kronolojik olarak, yani zaman sıralaması içerisinde ilk olarak seçim, sonra da çağrı gelir. Ama deneyimlerimiz açısından ilk önce O’nun çağrısının farkına varır ve ondan sonra da sonsuzluktan, başlangıçsız çağlar öncesinden Mesih’te seçilmiş olduğumuzu anlarız.

Çağrılmışlık ve seçilmişliğimizi şu anki durumundan daha kesin bir aşamaya getiremeyiz. Tanrı’nın sonsuzlukla ilgili amaçları asla engellenemez ve etkilenemez! Ama Rab’bin benzeyişinde büyüyerek bunları daha da kökleştirebiliriz. Kutsal Ruh’un meyvesinin yaşamlarımızda gözükmesiyle Rab’be ait olduğumuzu açık bir biçimde kanıtlayabiliriz. Yaşadığımız kutsal yaşam, gerçekten de kurtulmuş olduğumuzu kanıtlayacaktır.

Kutsal bir yaşam sürmek, bizi çeşitli tökezlerden ya da hataya düşmekten koruyacaktır. Ama tökezlememiz, cehennem azabına uğrayacağımız ya da ruhumuzun mahvolacağı anlamına gelmez. Rabbimiz İsa Mesih gerçekleştirmiş olduğu yüce işi sayesinde bizi bu tehlikeden bütünüyle kurtarmıştır. Burada söylenmek istenen şey, günaha, utanca, ya da işe yaramaz bir hale düşmektir. Göksel konularda ilerleme gösteremezsek, ruhsal yaşamlarımız yıkılma tehlikesi içinde olur. Ama Ruh’ta yürüyüp ruhsal gerçeklerde büyüyecek olursak, o zaman Rab’bin hizmetinde hiçbir zaman işe yaramaz bir duruma düşmeyiz. Tanrı, Kendisine daha yakın olmak isteyen bir Mesih inanlısını özel bir şekilde korur. Tehlike, ruhsal tembellik ve körlükte yatmaktadır.

1:11   Ruhsal yaşamda ilerlediğimizde sadece Tanrı’nın bizi koruması değil, aynı zamanda kurtarıcımız İsa Mesih’in sonsuz egemenliğine girme hakkının bize cömertçe sağlanacağı vaadi de bulunmaktadır. Petrus burada, egemenliğe gireceğimiz gerçeğinden değil, egemenliğe ne şekilde gireceğimiz gerçeğinden söz etmektedir. Göksel egemenliğe kabul edilebilmenin tek yolu, Rab İsa Mesih’e imandır. Ama bazıları içeriye diğerlerinden daha çok zenginlikle gireceklerdir. Orada çeşitli ödüller olacaktır. Ve ödüllerin burada, inanlının Kurtarıcı’ya olan bağlılığının ölçüsüne göre belirleneceği söylenmektedir.

1:12   Petrus bu konunun şimdiki ve sonsuzluktaki etkilerini düşünürken, inanlılara imanda olgunlaşmalarının önem ve gereğini sürekli olarak anımsatmaya kararlıydı. Onlar bunu bilseler dahi, sürekli olarak kendilerine anımsatılmaya gereksinim duyuyorlardı. Bunun bize de sık sık anımsatılması gerekir. Her ne kadar sahip olduğumuz gerçekle pekiştirilmişsek de, her an kendimizi başka bir şeye kaptırabilir ya da unutkanlığa kapılabiliriz. Bu tehlike her an karşımızda var olduğundan, gerçeğin bize sürekli olarak yinelenmesi gerekmektedir.

1:13   Bedende yaşadığı sürece inanlılara çeşitli konuları anımsatarak onları gayrete getirmek, Petrus’un sadece bir niyeti değil, aynı zamanda bir göreviydi de. Yaşamının o son günlerine yaklaşırken, onları ruhsal uyuşukluktan uzak tutmayı uygun ve doğru buluyordu.

1:14   Kendisinin kesinlikle öleceğini ve ölümünün ne şekilde olacağını Petrus’a Rab çok önceleri açıklamıştı (Yu.21:18, 19). Şimdi bu sözlerin üzerinden birçok yıl geçmişti. Yaşlı Elçi, olayların normal akışı içerisinde, ölümünün yaklaşmakta olduğunu biliyordu. Bunu bilmek, yaşamının geri kalan süresinde Tanrı’nın halkının ruhsal durumunu gözetme yönündeki kararlılığını bir o kadar daha güçlendiriyordu.

Petrus, kendi ölümünden bu dünyadaki bedeni ya da çadırının kaldırılışı olarak söz ediyor. Çadırın yolculuk edenlerin geçici olarak içinde barındıkları bir yer oluşu gibi, insan bedeni de, yeryüzündeki gurbet günlerimiz süresince içinde barındığımız bir yapı olmaktadır. İnsan ölünce bu çadır kaldırılır. Mesih, inanlılar topluluğunu yeryüzünden almak için geldiği zaman, inanlının bedeni diriltilecek ve değiştirilecektir. İnsan bedeni Yeni Antlaşma’da, sonsuz ve yüceltilmiş biçimdeki bir konuta ve eve benzetilmektedir (2Ko.5:1).

Petrus’un yaklaşmakta olan ölümünü biliyor olması, bazen tartışıldığı gibi, Mesih’in inanlılar için çok yakında geri geleceği gerçeğini geçersiz kılamaz. Gerçek imanlılardan oluşan gerçek kilise, Mesih’in gelişini her an beklemiştir. Petrus, Rab geri döndüğünde kendisinin diri olmayacağını özel bir açıklamayla öğrenmişti.

1:15   Petrus kişisel olarak kutsallara sadece ruhsal ilerlemenin önemini anımsatmaya kararlı olmakla kalmadı; ama aynı zamanda bunları sürekli anımsayabilecekleri yazılı bir doküman bırakmak için de her gayreti gösterdi. İnanlılar bu şeyleri, onun yazdıklarını okuyarak kolaylıkla hatırlayabileceklerdi. Sonuç olarak Petrus’un mektupları, on dokuz yüzyıldan uzun bir süredir insanların yollarına ışık saçmış ve Kurtarıcımız’ın gelişine kadar da saçmaya devam edecektir. Daha önce de söz ettiğimiz gibi, güvenilir eski kaynaklar, İncil’in Markos bölümünün Markos’un ruhsal önderi olan Elçi Petrus’un görgü tanıklığı üzerine kurulu olduğunu belirtirler.

Yazılı dokümanlarla ruhsal hizmet görme konusunun önemi burada açıkça görülmektedir. Sürekli ve kalıcı olan, yazıya geçirilen sözlerdir. Çünkü bir adam ölüp gitse dahi, yaşarken vermiş olduğu ruhsal hizmet, yazıya dönüştürmüş olduğu sözler aracılığıyla yine de devam edebilmektedir.

Ben (bu dünyadan) göçtükten sonra… Göçmek, bu dünyadan ölüm yoluyla ayrılmak demektir. Luka 9:31’de, Mesih’in ölümü anlatılırken bu aynı sözcükle bir kez daha karşılaşıyoruz. Ölüm, varlığın bütünüyle ortadan kalkışı ve yok oluşu değil, bir yerden başka bir yere gitmesi, yer değiştirmesidir.

Bu ayetler ölümün gölgesinde yaşayan, diğer bir deyişle ölümü yaklaşan bir Tanrı adamına nelerin önemli ve öncelikli olduğunu gösterdiğinden, bizim için de özel bir değer taşır. Bu nitelikler ya da bunlar terimi birinci bölümün 8, 9, 12 ve 15’inci ayetlerinde dört kez kullanılmaktadır. Sonsuz gelecekte olacaklar açısından değerlendirildiğinde, Mesih inancının büyük ve temel gerçeklerinin çok büyük değerlerde oldukları görülür.

1:16   Birinci bölümün son ayetleri, Mesih’in yücelik içerisinde gelişinin kesinliği üzerinde durur. Petrus bu ayetlerde ilk önce elçilerin tanıklığının, sonra da peygamberlik sözünün kesin güvenilirliğini inceler. Öyle görülüyor ki, Petrus bu ayetlerde Yeni Antlaşma ile Eski Antlaşma’yı birbirine bağlamakta ve okuyucularından bu birleşik tanıklığa sıkı sıkıya sarılmalarını istemektedir.

Petrus, elçilerin tanıklığının uydurma masallara değil, ama gerçeklere dayalı olduğunu söylüyor. Onlar Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini okuyucularına bildirirlerken uydurma masallara başvurmamışlardır.

Petrus’un özellikle değindiği olay, Mesih’in dağdaki görünümünün değişmesi olayıdır. Bu olaya İsa’nın öğrencilerinden üçü –Petrus, Yakup ve Yuhanna– tanık olmuşlardı. Kudreti ve gelişi sözcükleri, edebi anlamda 5 “güçle gelmek” ya da “güçlü bir şekilde gelmek” anlamındadır. Mesih’in dağdaki görünümünün değişmesi olayı, Mesih’in tüm yeryüzünde egemenlik sürmek amacıyla kudretle gelişinin bir ön görüntüsü niteliğindeydi. Bu gerçeği Matta bölümünde açıkça görebiliriz. İsa, Matta 16:28’de şöyle diyor: “Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, İnsanoğlu’nun kendi egemenliği içinde gelişini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.” Bundan sonraki ilk ayetler (17:1-8) İsa’nın görünümünün değişmesi olayını açıklamaktadır. Yüksek bir dağda Petrus, Yakup ve Yuhanna Rab İsa’yı, bin yıllık süreyle egemenlik süreceği dönemde sahip olacağı yücelik içerisinde görmüşlerdi. Bu üç elçi ölmeden önce, İnsanoğlu’nun kendi egemenliği içinde gelişini gözleriyle görmüşlerdi. Rab’bin Matta 16:28’de söylediği sözler, böylece Matta 17:1-8’de anlatılan olayda gerçekleşmişti.

Simun Petrus, İsa’nın görünümünün değişmesi olayının ilk elçiler tarafından yapılan anlatımının masallara (Grekçe’de mitlere) dayanmadığını burada kesin bir şekilde vurgulamaktadır. Bazı çağdaş tanrıbilimciler, Kutsal Kitap’a saldırıda bulunurlarken bu mitoloji sözcüğünü kullanıyorlar. Kutsal Kitap’ı mitlerden arındırmamız gerektiğini söylüyorlar. Yeni Antlaşma’da “mitolojik unsurlar” olduğunu söyleyenlerden birisi Bultman’dır. John A.T.Robinson da, Hıristiyanları, Kutsal Kitap’ın büyük bir kısmında mitolojilerin bulunduğunu kabul etmeye çağırmaktadır:

Geçtiğimiz yüzyılda Kutsal Kitap’ın içerisinde “mitolojilerin” yer aldığını ve bunun, dinsel gerçeklerin önemli bir formunu oluşturduğunu kabul ederken oldukça acı verici, ama kesin bir adım atılmıştır. Kutsal Kitap’ın Yaratılış bölümünde, yaratılış ve insanın günaha düşmesi konularıyla ilgili anlatılan hikâyelerin, insan ve evrene ilişkin tarihsel birer gerçek olmasından çok, mitoloji türündeki gerçeklerin yansıtılışı olduğu; ancak yine de bu şekilde kabul edilebilecekleri, aşırı tutucular dışında kalan herkes tarafından yavaş yavaş kabullenilmiştir. Gerçekten de bu hikâyelerin tarihsel birer gerçek olmadığını ve bu nedenle de antropoloji ya da kozmolojinin bu konularla ilgili alternatif açıklamalarıyla rekabet içerisinde bulunmadığını kabul etmek ve bunu açıkça söylemek, Hıristiyanlık gerçeğinin savunulması açısından gerekli görülüyordu. Bu ayrımı yapmayanların, bugün Thomas Huxley ve arkadaşlarının ekmeğine yağ sürecek şekilde davranmış oldukları görülmektedir.6


Petrus, vermiş olduğu tanıklığın bir masal olduğu yolunda yapılabilecek bir suçlamaya yanıt olarak, İsa’nın görünümünün değişmesi olayı ile ilgili şu üç kanıtı göstermektedir:

  1. Olayı gözleriyle gördüler,
  2. Olay gerçekleşirken aynı zamanda kulaklarıyla duydular,
  3. Fiziksel olarak orada, olayın geçtiği yerde bulundular.

Görme konusuyla ilgili olarak elçiler, Rab’bin görkemini kendi gözleriyle görmüşlerdi ve bu nedenle kendileri olayın görgü tanıklarıydılar. Bakın, Elçi Yuhanna tanıklığını şu sözlerle açıklıyor: “O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük” (Yu.1:14).

1:17   Bundan sonra, söylenenleri duyduklarına ilişkin vermiş oldukları tanıklık gelmektedir. Elçiler, Tanrı’nın “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum” diyen sesini duymuşlardı. Rab İsa’ya yücelik veren bu söz kendisine, yüce ve görkemli Olan’dan, yani Tanrı’nın huzurunu simgeleyen ve Şekina adıyla bilinen parlak yücelik bulutundan gelmişti.

1:18   Petrus bu ayette Yakup’tan, Yuhanna’dan ve kendisinden söz ederek, kutsal dağda Rab’le birlikte bulundukları için gökten gelen Tanrı’nın sesini belirgin bir şekilde işittiklerini vurgulamaktadır. Burada, Matta 18:16’da sözü edilen üç tanığın güvenilir ve doğru bir tanıklığı bulunmaktadır.

Son olarak Petrus sözlerine, fiziksel olarak orada bulunduklarını da eklemektedir: Kutsal dağda O’nunla birlikte bulunduk. Bu onların gerçekten yaşadıkları, yaşanmış bir olaydı. Bu konuda herhangi bir kuşkuya kesinlikle yer verilmez!

İsa Mesih’in görünümünün değiştiği dağın hangi dağ olduğunu bilmiyoruz. Eğer bilinmiş olsaydı, orası şimdiye kadar çoktan bir ziyaret ve hac yeri olup çıkardı. 7 Bu dağa kutsal dağ denilmesi, dağın kendisinin kutsal olmasından değil, böylesine kutsal bir olayın orada gerçekleşmesinden dolayıdır.

1:19   Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Eski Antlaşma peygamberleri Mesih’in güç ve büyük bir yücelik içinde geleceğini önceden bildirmişlerdi. İsa’nın görünümünün değiştiği dağda yaşanan olaylar, bu önbildirilerin kesinlik kazandığını açıkça göstermektedir. Elçilerin görmüş oldukları şeyler Eski Antlaşma önbildirilerini bir tarafa kaldırmamış ya da onları çok daha kesin bir duruma getirmemiş, sadece bu önbildirilerin doğruluğunu göstermiştir. Bu olayda Mesih’in gelecekteki egemenliğinin yüceliği, elçilere küçük bir dilim halinde önceden gösterilmiştir.

19’uncu ayetin geri kalan kısmı, F.W. Grant’ın çevirisinde çok daha belirgin olarak görülmektedir: “Peygamberlik sözüne yüreklerinizde (karanlık yerde, gün ağarıp sabah yıldızı ortaya çıkıncaya dek, aydınlık saçan şamdan gibi) doğuncaya dek dikkat ederseniz iyi edersiniz.” Burada Grant’ın kullandığı parantezlere dikkat edin. Onun çevirisine göre, yüreklerinizde ile dikkat ederseniz terimlerini birbirine bağlı olarak görmemiz gerekmektedir. Yani yüreklerimizde bu sözlere dikkat etmemiz gerekiyor.

Peygamberlik sözü, aydınlık saçan ışıktır. Işıksız ya da karanlık yer ise dünyadır. Günün ağarması, şu anki kilise çağının son bulduğuna ışık tutmaktadır (Rom.13:12). Sabah yıldızı ya da Çobanyıldızı’nın doğuşu, Mesih’in iman eden kutsallar için yeryüzüne gelişini simgelemektedir. Sonuç olarak bu metinden şu anlam ortaya çıkmaktadır: Bizler, peygamberlik sözünü daima gözümüzün önünde tutmalı, bunu tıpkı bir hazine gibi yüreklerimizde saklamalıyız. Çünkü bu peygamberlik sözü, çağ son bulup Mesih kendisini bekleyen inanlıları cennete götürmek için bulutlarda ortaya çıkıncaya kadar, bu karanlık dünyada bir ışık olarak hizmet edecektir.

1:20   Petrus bölümün son iki ayetinde, peygamberlik sözlerinin insandan değil, Tanrı’dan geldiğini; bunların vahiy, yani göksel esin yoluyla yazıldıklarını vurgulamaktadır.

Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu (ya da ürünü) değildir. Bu ayet birçok çeşitli yorumu da beraberinde getirmiştir. Bunlardan bazıları çok anlamsız ve yersizdir. Örneğin kimileri Kutsal Kitap’ı yorumlamaya sadece resmî kiliselerin hakkı olduğunu ve bireylerin bu Kutsal Yazılar’ı okuyup araştırmaya haklarının olmadığını düşünmektedir!

Diğer açıklamalar, içerisinde doğru ve gerçek sözler bulunduruyorsa da, bu metinde belirtilmek istenen anlam daha başkadır. Örneğin, hiçbir ayet kendi başına alınıp yorumlanmamalıdır. Bulunduğu metnin çevresindeki konuyla ve bununla ilgili Kutsal Yazılar’daki diğer ayetlerin ışığında yorumlanmalıdır.

Oysa Petrus burada peygamberlik sözünün kaynağını incelemekte, insanların bu sözler verildikten sonra sözler üzerinde yapmış oldukları özel yorumları incelememektedir. Burada belirtilmek istenen şey gayet açıktır: Peygamberler yazmak için oturduklarında, çevrelerindeki olaylarla ilgili kendi özel yorumlarını ya da düşüncelerini yazmamışlardır. Diğer bir deyişle yorum, 8 Kutsal Kitap’ı elinde bulunduran bizlerin Tanrı sözü üzerinde yaptığımız açıklamalar değil; Söz’ün ilk etapta nereden kaynaklandığı, yani ortaya çıkış biçimidir. D.T.Young bu konuya ilişkin şöyle yazar:

Böylece bu metin, Kutsal Yazılar’ın kesinlikle insan kaynaklı olmadığını göstermektedir. Kutsal Yazılar insanın değil, Tanrı’nın yorumudur. Kutsal Yazılar’da sık sık Davut’un görüşü, Pavlus’un görüşü ya da Petrus’un görüşü gibi ifadeler kullanıldığını duysak da, bu kişilerin özel görüşlerinin kesinlikle bulunmadığını söyleyebiliriz. Yani olaylarla ilgili bütün yazılanlar sadece Tanrı’nın yorumudur. Peygamberlik sözünün herhangi bir kesimi, herhangi bir kimsenin özel yorumu değildir. İnsanlar (peygamberler ve elçiler) Kutsal Ruh tarafından yöneltilmişler ve Tanrı’nın sözlerini insanlara duyurmuşlardır. 9

1:21   Bu ayet, 20.ayette biraz önce yapılan açıklamayı doğrulamaktadır. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Birisinin dediği gibi, “Yazmış oldukları şeyler kendi uydurdukları şeyler değildi. Yazılanlar insan anlayışı, düşünce ve hayalinin bir sonucu olarak ortaya çıkmadı.”

Gerçek şudur ki, Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler. 10 Tanrı, bu kişileri tam olarak anlayamadığımız bir şekilde yönlendirerek şimdi elimizde bulunan sözleri yazdırmış; ancak bu sözleri elleriyle yazan yazarların kişilik ve stillerini herhangi bir şekilde ortadan kaldırmamıştır. Bu ayet Kutsal Kitap’taki göksel vahiy konusundaki en önemli ayetlerden birisidir. Birçoklarının, Tanrı’nın sözünün güvenilirliğini ve sağlamlığını inkâr ettiği bugünlerde, Tanrı’nın yanılmaz sözünün kelimesi kelimesine tam olaraksözlü bir şekilde esinlenmiş olduğu gerçeğine sıkı sıkı sarılmamız çok önemlidir.

Sözlü esinleme demekle, Kutsal Kitap’ın yazımını gerçekleştiren kırk ya da daha fazla sayıdaki yazarın yazmış olduğu sözlerin, orijinal olarak Tanrı tarafından vahyedilmiş oldukları belirtilmek istenmektedir (1Ko.2:13). Tanrı söylemek istedikleriyle ilgili olarak ilk önce genel bir açıklama ya da bazı temel düşünceler vererek, yazarların bunları istedikleri gibi yazıya dönüştürmelerine izin vermemiştir. Yazarların yazıya geçirmiş oldukları bütün sözler, onlara Kutsal Ruh tarafından verilmiştir.

Tam esinleme demekle, Yaratılış’tan Vahiy kitabına kadar bütün Kutsal Kitap’ın eşit bir şekilde Tanrı tarafından vahyedilmiş olduğu söylenmek istenmektedir. Kutsal Kitap, Tanrı’nın sözüdür (Bkz. 2Ti.3:16).

Yanılmaz demekle de, Tanrı’nın sözlerinin (özgün metin) sadece öğreti açısından değil, bilim, kronoloji ve diğer bütün alanlarda da kesinlikle hatasız olduğu vurgulanmak istenmektedir.

 

Kutsal Kitap

1 İsa Mesih’in kulu ve elçisi ben Simun Petrus’tan Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in doğruluğu sayesinde bizimkiyle eşdeğer bir imana kavuşmuş olanlara selam!
2 Tanrı’yı ve Rabbimiz İsa’yı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.
3 Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız sonucunda yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize verdi.
4 O’nun yüceliği ve erdemi sayesinde bize çok büyük ve değerli vaatler verildi. Öyle ki, dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kurtulmuş olarak, bu vaatler aracılığıyla tanrısal özyapıya ortak olasınız.
5 İşte bu nedenle her türlü gayreti göstererek imanınıza erdemi, erdeminize bilgiyi, bilginize özdenetimi, özdenetiminize dayanma gücünü, dayanma gücünüze Tanrı yoluna bağlılığı, bağlılığınıza kardeşseverliği, kardeşseverliğinize sevgiyi katın.
6 (SEE 1:5)
7 (SEE 1:5)
8 Çünkü bu niteliklere artan ölçüde sahip olursanız, Rabbimiz İsa Mesih’i tanımakta etkisiz ve verimsiz olmazsınız.
9 Bu niteliklere sahip olmayan uzağı göremez, kördür. Eski günahlarından temizlendiğini unutmuştur.
10 Bunun için, ey kardeşler, çağrılmışlığınızı ve seçilmişliğinizi kökleştirmeye daha çok gayret edin. Bunları yaparsanız, hiçbir zaman tökezlemezsiniz.
11 Böylece Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in sonsuz egemenliğine girme hakkı size cömertçe sağlanacaktır.
12 Onun için, her ne kadar bunları biliyorsanız ve sahip olduğunuz gerçekle pekiştirilmişseniz de, bunları size her zaman anımsatacağım.
13 Bu bedende yaşadığım sürece bunları anımsatarak sizi gayrete getirmeyi doğru buluyorum.
14 Rabbimiz İsa Mesih’in bana bildirdiği gibi, bedenden ayrılışımın yakın olduğunu biliyorum.
15 Ben bu dünyadan göçtükten sonra da bunları sürekli anımsayabilmeniz için şimdi her gayreti göstereceğim.
16 Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. O’nun görkemini gözlerimizle gördük.
17 Mesih, yüce ve görkemli Olan’dan kendisine ulaşan sesle, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum” diyen sesle Baba Tanrı’dan onur ve yücelik aldı.
18 Kutsal dağda O’nunla birlikte bulunduğumuz için gökten gelen bu sesi biz de işittik.
19 Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz.
20 Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir.
21 Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.

1. Tom Olson’un vaazlarından birinde geçen bu örnek, yazarın yakın bir arkadaşının sözleridir.

2. R.C.H. Lenski, The Interpretation of the Epistle of St. Peter, St. John and St. Jude, sf.266.

3. Bu ünlü hikâye yaygın bir şekilde anlatılmaktadır. Bkz. S.M. Houghton, Sketches from Church History, sf.114-116.

4. Robert G. Lee, Seven Swords and Other Messages, sf.46.

5. Bazen iki sözcük aynı anlamı vermek için kullanılır. Örneğin iyice kızgın demek çok kızgın anlamına gelir. Kutsal Kitap burada olduğu gibi, bu tür ifade biçimlerini sık sık kullanır. Bu nedenle onları fark edebilmek yararlıdır.

6. John. A.T. Robinson, Honest to God, sf.32, 33.

7. Roma Katolik Kilisesine göre, Tabor Dağı İsa’nın Musa ve İlya’yla buluştuğu ve göksel görkemin Petrus, Yakup ve Yuhanna tarafından görüldüğü yerdir. Gerçekten de burada kiliseler inşa edilmiştir. Ancak Tabor Dağı’nın o dağ olması imkânsızdır, çünkü Kutsal Kitap o dağın çok yüksek olduğunu söylemesine karşın Tabor çok yüksek bir dağ değildir. Ayrıca Rabbimiz’in bu dünyada yaşadığı günlerde orada Romalı askerlerin bir karargâhı olmuş olması çok olasıdır. Bu da Tanrı’nın özel bir esini için çok esinlendirici bir dekor oluşturmamaktadır! Celile’nin kuzeyindeki Hermon Dağı çok yüksektir ve üstü karlarla kaplıdır, kanımızca sözü edilen dağın o dağ olması daha olasıdır.

8. Grekçe’deki epilusis sözcüğü “yorum” olarak çevrilebileceği gibi “kaynak, başlangıç noktası” olarak da çevrilebilir.

9.  Dinsdale T. Young, The Unveiled Evangel, sf.13, 14.

10. Bazı metinlerde, “kutsal Tanrı adamları konuşmuşlardı” şeklinde geçer.