2 Petrus 2

III. YANLIŞ ÖĞRETİ YAYANLARIN ÖNCEDEN BİLDİRİLMESİ            (2.Bölüm)

 2:1   Petrus, birinci bölümün sonlarında Eski Antlaşma peygamberlerinden söz ederken, onlardan kendi istekleri doğrultusunda değil, ama Kutsal Ruh’un esinlemesi doğrultusunda konuşan insanlar olarak söz etmişti. Elçi bu ayette Eski Antlaşma dönemlerindeki gerçek peygamberlerin yanı sıra zaman zaman sahte peygamberlerin de olduğunu anımsatıyor. Hıristiyanlık döneminde de gerçek inanlı öğretmenlerin bulunacağı gibi, yanlış öğreti yayanlar da olacaktır.

Bu yanlış öğreti yayanlar, kilise içerisinde bulunurlar. Kendilerini İncil’in hizmetkârlarıymış gibi gösterirler. İşte tehlikeyi daha da büyüten şey budur. Gelip de direkt olarak kendilerinin inanlı olmadıklarını ya da tanrıtanımaz olduklarını söyleseler, o zaman topluluk belki daha uyanık ve dikkatli olurdu. Ama ne var ki, bunlar sahtecilikte ve insanları kandırmada uzman olmuşlardır. Ellerinde Kutsal Kitap’ı taşıyıp imanlılara özgü terimler kullansalar da, bu terimlerle bütünüyle farklı ve çarpıtılmış kavramları dile getirirler. Liberal tanrıbilim okullarından birisinin başkanı, izlenen stratejiyi şu şekilde açıklamaktadır:

Kiliseler daha önceleri sıkı sıkıya sarıldıkları görüşleri tamamen bırakmadan inançlarında değişiklik yapmakta ve bu kiliselerin ilâhiyatçıları da yeniden yorumlamalar yoluyla, genellikle geçmişteki öğretişlerin devamını koruyacak yollar bulmaktadırlar.

W.A. Criswell yanlış öğreti yayanları şu şekilde tanımlıyor:

Mesih’in dostu olduğunu iddia eden tatlı dilli, nazik, cana yakın, kültürlü ve eğitim görmüş bir adam… Kürsüde konuşma yapıyor, bilimsel görünüşlü kitaplar ve dinsel dergilerde makaleler yazıyor. Oysa içeriden Hıristiyanlığa saldırmaktadır. Bu adam kiliseyi ve okulu her murdar ve kötü kuşun yuvası yapmakta. İnanlıların önüne konan yemeği ise Sadukilerin öğretişiyle mayalamaktadır. 1

Bunlar bir taraftan ağızlarıyla doğruluğun hizmetkârları olduklarını söylerken, diğer taraftan da, gerçek Kutsal Kitap öğretişlerinin yanı sıra, gizlice yıkıcı öğretiler sokarlar. Yani gerçek ve sahte öğretişi bilerek birbirine karıştırırlar. Bunlar genel olarak temel Mesih inancı öğretişlerini inkâr eden din sistemleridir. Yukarıda sıralanan belirli inanç sistemlerince inkâr edilen bazı temel öğretişleri şöyle sıralayabiliriz:

Bu din sistemleri, Kutsal Kitap’ın kelimesi kelimesine göksel bir esinle yazıldığını; Üçlü Birlik öğretisini; Mesih’in Tanrılığını, bakireden doğuşunu ve günahlılar yerine çarmıh üzerindeki ölümünü kabul etmezler. İsa’nın çarmıh üzerinde akıtmış olduğu kanın değerini şiddetli bir şekilde küçümseyerek inkâr ederler. İsa’nın bedensel olarak ölümden dirildiğini; sonsuz cehennem yargısını; kurtuluşun lütufla ve Rab İsa Mesih’e olan iman aracılığıyla kazanıldığını; Kutsal Kitap’ta anlatılan mucizelerin gerçek oluşunu kabul etmezler.

Günümüzde yaygın olan diğer bazı sahte öğretişler şöyledir:

Kenosis teorisi – Mesih’in tanrısal özelliğini bıraktığına ilişkin sapık bir öğretiştir. Bu öğretişe göre Mesih yeryüzünde yaşarken günah işleyip hata yapabilecek özellikteydi.

“Tanrı ölüdür” fantezisi, evrim teorisi, sonuçta herkesin kurtulacağı öğretisi, günahların cezasının geçici olarak çekileceğini öğreten Araf öğretisi, ölülere dua edilmesi, vb. de sayılabilir.

Bu sahte öğretmenlerin işlediği son günah, kendilerini satın alan Efendi’yi bile inkâr etmeleridir. Rab İsa’nın “Tanrılığı”na değinip güzel ahlâk değerlerinden, vermiş olduğu üstün yaşam örneğinden söz ettikleri halde, O’nu açıkça Tanrı ve biricik Kurtarıcı olarak kabul etmezler.

Nels Ferré şöyle yazıyor:

“İsa hiçbir zaman Tanrı değildi ve olmamıştır… İsa’yı Tanrı olarak adlandırmak, bir putu beden almış Tanrı yerine koymak demektir.” 2

Metodist Kilisesi’nin rahiplerinden Gerald Kennedy bu görüşe şu sözlerle katılıyor:

Mesih’in Tanrı olduğu yolunda yapılan tanımlamanın beni hoşnut etmediğini ve bunun tatmin edicilikten tamamen uzak göründüğünü açıkça söyleyebilirim. Tanrı’nın Mesih’te bulunduğunu söyleselerdi çok daha iyi edeceklerdi. Ben, bir bütün olarak alındığında, Yeni Antlaşma tanıklıklarının, İsa’nın tanrılığına büyük oranda tanıklık ettiğini düşünüyorsam da İsa’nın tanrılığı konusuna karşı olduğuna inanıyorum. 3

Yanlış öğreti yayanlar bu ve daha birçok çeşitli yollarla kendilerini satın alan Efendi’yi (Rab’bi) yadsırlar. Bu noktada durup kendimize şunu anımsatalım: Petrus’un sözünü ettiği öğretmenler Rab tarafından satın alınmış olsalar dahi, O’nun tarafından hiçbir zaman kurtarılmamışlardı. Yeni Antlaşma satın alma ile kurtarma konusunu birbirinden ayrı tutmaktadır. Hepsi satın alınmışlardır, ama hepsi kurtarılmamışlardır. Kurtarılanlar sadece ve sadece İsa Mesih’e Rab ve Kurtarıcıları olarak inanan ve kendilerini O’nun akıtmış olduğu değerli kana (1Pe.1:18, 19) teslim eden kimselerdir.

Matta 13:44’te Rab İsa bir tarla satın alabilmek için varını yoğunu satan bir adama benzetilmektedir. Aynı bölümün 38’inci ayetinde bu tarlanın dünya olduğunu belirgin bir şekilde görmekteyiz. Buna göre, Rab İsa çarmıh üzerindeki ölümüyle bütün dünyayı ve dünyadakileri satın almış, ancak bütün dünyayı kurtarmamıştır. O’nun gerçekleştirmiş olduğu iş bütün insanlığı kurtarmaya yeterli olduğu halde, bu kurtuluş sadece günahlı yollarından dönen, İsa’ya iman eden ve O’nu Rab ve Kurtarıcısı olarak kabul edenler için geçerlidir.

Bu sahte öğretmenlerin gerçekten hiçbir zaman yeniden doğmadıkları, onların gidecekleri yerden açıkça anlaşılmaktadır. Böyleleri kendi başlarına ani bir yıkım getirecek. Onların sonu, ateş gölünde sonsuzluğa dek sürecek olan cezadır.

2:2   Petrus, yanlış öğreti yayanların birçok kalabalığı peşlerinden sürükleyeceğini bildiriyor. Onlar bunu, Kutsal Kitap’ın ahlâk ölçülerini tamamen ortadan kaldırarak ve bedensel arzuları teşvik ederek gerçekleştirirler. İşte iki örnek:

Anglikan rahip John A.T. Robinson şöyle yazar:


…Hiçbir şey durup dururken “günah” diye etiketlenemez. Söz gelişi insan, “evlilik öncesi cinsel ilişkinin” ya da “boşanmanın” kendi kendilerine yanlış ve günah olduğunu söyleyemez. Yüz durumdan 99’u, ya da belki yüzde 100’ü bile yanlış ve günah olmuş olsa dahi, aslında durum bundan ibaret değildir. Çünkü buradaki gerçek olan tek hata ya da eksiklik, sevginin bulunmayışıdır. 4

Ulusal Kiliseler Konseyi’nce bastırılan Called to Responsible Freedom (Sorumluluk Taşıyan Özgürlüğe Çağrılanlar) adlı kitapta gençlere şöyle öğütlenmektedir:

O halde kişisel ve bireysel anlamda cinselliği doğru çıkaran ve kutsallaştıran şey, insanların yasa önünde sahip oldukları evlilik statüsü değil, ama kalplerinde birbirlerine karşı neler hissettikleridir. Bu şekilde değerlendirildiğinde, çok yakın seks oyunları doğru ve iyi olabilirken, bazen sırf el ele tutuşmak dahi gerçekten çok yanlış olabilmektedir. 5

Sahte öğretmenler tarafından öğretilen ve uygulanan böyle bir tutumun sonucu olarak, gerçeğin yoluna sövülmektedir. Kendilerini Hıristiyan olarak gören, oysa Mesih’in Müjdesi’ne karşı duran bu imansızlar, Hıristiyanlığın saygınlığını yitirmesine neden olmuşlardır.

2:3   Yanlış öğreti yayanlar hem cinsel, hem de maddi açıdan açgözlüdürler. Din adamlığını kazançlı bir meslek olarak seçmişlerdir. Onların büyük bir amacı da, kalabalık bir izleyici topluluğu oluşturmak ve böylece kazançlarını artırmaktır.

Bunlar insanları uydurma sözlerle sömürürler. Darby şöyle yazar: “İblis en çok ne zaman sinsi ve aldatıcı oluyor, biliyor musunuz? Elinde bir Kutsal Kitap taşıdığı zaman!” Evet, bu adamlar ellerine Kutsal Kitap’ı alarak doğruluğun hizmetkârlarıymış gibi görünürler, Kutsal Yazılar’la ilgili belirli terimleri kullanırlar, dua edip vaaz verirler. Bütün bunlar onların Kutsal Kitap’la bağdaşmayan öğretişlerini ve bozuk ahlâk değerlerini örtmek içindir.

Bu dindar hainleri korkunç bir mahkûmiyet bekliyor. Onlar için çoktan beri verilmiş olan yargı gecikmez. Onları bekleyen yıkım da uyuklamaz; üzerine atılıp avlamaya hazır olan bir panter gibi uyanıktır.

2:4   Bu bölümün 4-10’uncu ayetlerinde, Tanrı’nın Eski Antlaşma’da imandan uzaklaşanlara getirdiği üç ayrı yargıdan söz edilmektedir: Meleklere gelen yargı, tufan öncesi yaşayan insanlara gelen yargı ve Sodom ve Gomora kentlerine gelen yargı.

Biz, günah işlemiş olan meleklerin, aynı zamanda Yahuda 6’da sözü edilen melekler olduklarını düşünüyoruz. O ayette bu meleklerle ilgili olarak şunları öğrenmekteyiz:

  1. Yetkilerinin sınırı içinde kalmamışlardı.
  2. Kendilerine ayrılan yeri terk etmişlerdi.

Kesin olarak emin olamasak da bunların Yaratılış 6:2’de sözü edilen “ilahi varlıklar” olduklarına inanmamıza yetecek kadar güçlü nedenler bulunmaktadır: “İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.” Eyüp kitabı 1:6 ve 2:1’de meleklerin “ilahi varlıklar” olarak adlandırıldıklarını görmekteyiz. Yaratılış 6’ncı bölümden çıkan sonuca göre bu ilahi varlıklar, melek olarak kendilerine ayrılan yeri terk edip göklerden yeryüzüne inmişler ve kendilerine insanlardan kadınlar almışlar, yani onlarla evlenmişlerdir. Bu evliliklerden doğan çocuklara, “düşmüş kişiler” anlamına gelen Nefiller (Yar.6:4) denmiştir. Yaratılış 6:3’ten, Tanrı’nın doğal olmayan bu cinsel ilişkilerden kesinlikle hoşnut kalmadığını görmekteyiz.

Bu görüşe karşılık olarak, genellikle, meleklerin cinsellik özelliklerinin bulunmadığı ve bu nedenle evlenemeyecekleri öne sürülmektedir. Ne var ki, Kutsal Kitap böyle bir şey söylememektedir. Söylediği tek şey, meleklerin göklerde evlenmedikleridir (Mar.12:25). Melekler Eski Antlaşma dönemlerinde sık sık insan görünümünde ortaya çıkarlardı. Örneğin, Lut’un Sodom’da ağırlamış olduğu (Yar.19:1) iki melek, 5, 10 ve 12’nci ayetlerde insan olarak tarif edilmektedir. Onların ayakları (2.ayet) ve elleri (10.ayet) vardı; yemek yiyebiliyorlardı (3.ayet); fiziksel güçleri bulunmaktaydı (10, 16.ayetler). Sodom’da yaşayan insanların sapık arzularına bakarak, bu meleklerin cinsel yönden kullanılmaya elverişli bedenlerinin var olduğunu açıkça görebiliriz (5.ayet).

Tanrı, meleklerin belirlenmiş olan yeri bırakıp bu büyük sapıklığa girmeleri sonucunda çok öfkelenmiştir. Sonuç olarak bu melekler cehenneme atılmışlardır ve yargılanacakları zamana dek orada, karanlıkta zincire vurulmuş bir durumda kalacaklardır.

2:5   Tanrı’nın, günahı doğrudan doğruya bir girişimle cezalandırışını görüntüleyen ikinci örnek, tufan zamanında yok olan insanlarla ilgilidir. Onların günah ve kötülükleri çok büyük boyutlara ulaşmıştı. Yeryüzünde insanın kötülüğü çoktu; her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötüydü (Yar.6:5). Tanrı’nın önünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu (Yar.6:11-13). Bunun sonucunda Tanrı insanı yarattığına pişman oldu (Yar.6:6). Onların bu kötü ve yozlaşmış durumu Tanrı’yı öylesine üzdü ki, sonunda Tanrı onları toprağın yüzü üzerinden silmeye karar verdi (Yar.6:7). Tanrı eski dünyayı esirgemeyip içerisinde yaşayan tanrısızları yok etmek için tufan gönderdi.

Rab’bin önünde lütuf bulanlar sadece Nuh ve onun ailesiydi. Sığınacak yer aradılar ve gemiye sığındılar. Böylece Tanrı’nın öfke ve kızgınlık fırtınasının üzerinde güvenlik içerisinde yol aldılar.

Nuh bu ayette doğruluk yolunu bildiren kişi olarak tanıtılmaktadır. Şüphesiz Nuh gemiyi inşa ederken çıkardığı çekiç sesleri, etraftaki alaycı izleyicilere etkili birer uyarı niteliğindeydi. Ya günahlı yollarından dönüp Rab’bin gösterdiği gemiye girecekler ya da kötülüklerinin karşılığı olarak Tanrı’nın âdil yargısıyla karşılaşacaklardı.

2:6   Tanrı’nın esirgemeden cezalandırışıyla ilgili üçüncü örnek, Sodom ve Gomora kentlerinin yerle bir edilişidir. Bugünkü Ölü Deniz’in güney kesimlerinde yer almış olan bu iki kent, her çeşit seks alemlerinin alabildiğince raydan çıktığı bir tür lağım çukuruna dönüşmüştü. İnsanlar homoseksüelliği normal bir yaşam biçimi olarak kabul etmişlerdi. Bu günah Yeni Antlaşma’da Romalılar 1:26-27’de şu sözlerle açıklanmaktadır:

Kadınları bile doğal ilişki yerine doğal olmayanı yeğlediler. Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı (cezayı) aldılar.

Tanrı dizginleri kaçırılmış bu bozukluğa bir hastalık olarak değil, ama bir günah olarak bakıyordu. Homoseksüellikten ne denli nefret ettiğini sonraki kuşaklara da göstermek amacıyla Sodom ve Gomora kentlerine ateş ve kükürt yağdırdı (Yar.19:24) ve onları yerle bir ederek küller arasında bıraktı. Yıkım öylesine büyük olmuştu ki, bugün bu kentlerin tam olarak nerede oldukları kesin olarak kestirilememektedir. Bu kentler eşcinselliği haklı göstermeye ya da bir hastalıkmış gibi geçiştirmeye kalkışanlara da canlı birer örnek olarak hizmet görmeye devam etmektedir.

Günümüzde Kutsal Kitap’a inanmayıp onu yaşamlarında uygulamayan liberal din adamlarının cinsel sapıklıklarla ilgili konularda fazlasıyla hoşgörülü davranmaları anlamlıdır. United Church of Christ’in (Mesih’in Birleşmiş Kilisesi) yetkililerinden birinin Social Action adlı bir dergide, kilisenin seminerlere katılmak, din adamı olarak seçilmek ve kilise personeli olarak işe alınma konularında kilisenin eşcinsellere karşı tutumundan vazgeçip onları bu etkinliklere dahil etmesi gerektiğini yazmıştır. Kısa bir süre önce doksan piskopos, tarafların kendi rızası ile yapılan eşcinsel etkinliklerin ahlâk açısından bir günah oluşturmadığına karar vermişlerdir. Yanlış öğreti yayan din öğretmenleri, bu günahı yasal kılmak için dinsel hareketlerin önderi haline gelmişlerdir.

İmandan uzaklaşma konusunu inceleyen bu mektubun ahlâksızlık üzerinde bu kadar çok şeyler söylemesi bir rastlantı değildir. Bu iki konu sık sık iç içe bulunur. İmandan uzaklaşmanın kökeni, genelde ahlâksal bir bozukluktur. Örneğin bir adam çok ciddi cinsel günahların içine girmiş olabilir. Bu adam suçunu kabul edip Mesih’in kanında bağış bulma yoluna gideceğine, kendisine yargı getirecek olan Tanrı düşüncesini aklından uzaklaştırma yoluna gitmeye karar verirse, sonuçta tanrıtanımaz olarak yaşamaya başlar. A.J. Pollock bir zamanlar kendisinin Mesih inanlısı olduğunu söyleyen, ama şimdi birçok şüphe ve inançsızlık içerisinde yaşayan genç bir adamla karşılaşmasından söz eder. Pollock gence, “Dostum” demiş, “Son günlerde hangi günahları işlemektesin bakalım?” Bu soru karşısında genç adam başını doğrultup bir müddet hareketsiz kaldıktan sonra konuşmayı yarıda kesmiş, utancından yüzü kızarmış bir şekilde hemen oradan uzaklaşmış. 6

2:7   Tanrısızları yıkım ve felaketle ziyaret eden Tanrı, doğru kişileri de kurtarır. Petrus bu gerçeği Lut’un deneyimleriyle gösteriyor. Eğer elimizde Lut’la ilgili olarak sadece Eski Antlaşma kayıtları var olmuş olsaydı, o zaman onun gerçek bir inanlı olabileceğini hiç de düşünmeyebilirdik. Yaratılış kitabında anlatılanlar ışığında Lut, neredeyse mevkî peşinde koşan, kendisine dünya üzerinde bir yer ve nam kazanmak amacıyla günah ve ahlâksal bozukluğa dayanmaya razı olan bir fırsatçı olarak görünmektedir. Ama Petrus göksel esin yoluyla yazarak, onun, ilke tanımayan kişilerin sefih yaşayışından azap duyan doğru adam olduğunu söylüyor. Tanrı Lut’un gerçek bir imana sahip olduğunu, doğruluğu sevip günahtan nefret ettiğini görmüştü.

2:8   Petrus, görünenlerin tersine, Lut’un gerçekten de doğru bir adam olduğunu vurgulamak için, Sodom’da gördüğü ve duyduğu şeyler yüzünden yüreğinde her gün ıstırap çektiğini belirtmektedir. İnsanların ahlâksal bozukluğu onda derin acılara yol açmıştı.

2:9   Sonuç olarak Rab, hem kendi yolunda yürüyenleri nasıl kurtaracağını, hem de tanrısız olan imansızları nasıl cezalandıracağını iyi bilir. Kendi halkını denenme ve sıkıntılardan kurtarabilir ve aynı zamanda haksızlık yapanları yargı gününde cezalandırmak üzere alıkoyar, saklar.

Kötüler cehennem için saklanmakta (9’uncu ayet), cehennem de kötüler için saklanmaktadır (17’nci ayet). Aynı bunun gibi, göklerde bulunan miras inanlılar için, inanlılar da bu miras için korunmaktadır (1Pe.1:4, 5).

2:10   Tanrı’nın, son yargılanışlarına kadar kötü insanları sınırlama altında tutabilme gücü, özellikle bu bölümde tanımlanan insan sınıfları için, yani, yaşamları cinsel günahlarla körleşmiş sahte öğreticiler, hükümet yetkililerine karşı ayaklanmayı savunanlar ve yüksek rütbe ve görevdeki yetkililere küfrederek saldırıda bulunanlar için geçerlidir.

Kendilerini Mesih’in hizmetkârları olarak gösteren bu sahte din önderlerinin sık sık düşük ahlâk ölçülerinde görünmeleri bizi hiç de şaşırtmamaktadır. Çünkü kendileri, sadece cinsel günahlar gibi yasal olmayan şeyleri işlemekle kalmamakta, ama aynı zamanda bu tür özgürlüklerin savunuculuğunu da açıkça yapmaktadırlar. Maryland eyaletinin Baltimore kentindeki yatılı kız okullarından birinde görevli olan bir piskopos şöyle yazmıştır:

Cinsel faaliyet, düşünce ve arzularımızla ilgili suçluluk duygularımızı artık bir tarafa atıp rahatlamamız gerekiyor. Ciddi söylüyorum. Bu düşünceler her ne olursa olsun, bunlardan suçluluk duymaya bir son vermemiz lâzım. Bunlar; karşı cinsle olsun, kendi cinsinden birisiyle olsun ya da kendi kendine olsun, hiç fark etmez. Seks, hayat ve heyecan demektir… Bu da, insanın yapması ya da yapmaması gereken şeylerde herhangi sınırlayıcı bir yasanın bulunmaması demektir. Açıkça söylemek gerekirse, bu oyunun hiçbir kuralı olmamalı. 7

Öte yandan, liberal din önderlerinin genellikle yönetimleri devirmeye yönelik etkinliklerde sürekli olarak ön sıralarda bulunmaları da dikkate değer başka bir noktadır. Yenilik taraftarı din görevlileri sık sık yıkıcı politik odaklarla işbirliğinde bulunurlar. Philadelphia Presbiteryen Kilisesi’nin yönetim kurulu ve halkla ilişkiler başkanı bir konuşmasında şöyle diyordu: “Eğer bütün barışçı girişimler bir sonuç getirmeyecek olursa, bomba ve el bombalarının kilisece kullanılmasını gelecekte engelleyeceğimizi zannetmiyorum.”

Evet, bu adamlar çok cesur ve inatçıdırlar. Yasal açıdan uygun bir şekilde kurulan makamlarda bulunan yetkilileri aşağılık bir tutumla sürekli olarak eleştirirler. Yöneticilere ağza alınmayacak en âdi küfürleri savururlar. Yeryüzündeki yönetimlerin Tanrı tarafından düzenlenmiş olması (Rom.13:1) ve onlara karşı herhangi kötüleyici bir söz söylenmemesi gereği (Elç.23:5), böyle adamları zerre kadar dahi etkilemez. Bunlar, yüce varlıkları sert ve kavgacı açıklamalarıyla tanımadıklarını bildirerek insanları şaşırtmaktan zevk duyarlar. (Burada geçen yüce varlıklar terimi, diğer çevirilerde izzetler ve yücelikler olarak çevrilmiştir). Yücelikler terimi, kendilerine Tanrı tarafından idarî yetki verilen hem melekleri, hem de insanları içerebilecek genel bir terimdir. Burada büyük bir olasılıkla insan yöneticilerden söz edilmektedir.

2:11   Kendilerini din adamı olarak gösteren bu kimselerin küstahlığına melekler dünyasında bile rastlanmaz. Her ne kadar melekler insanlardan güç konusunda daha üstünseler de, bunlar Rab’bin önünde kendilerinden daha üstün olanları söverek yargılamazlar. Burada geçen “daha üstün olanların”, yetki ve güç pozisyonunda bulunan melekler olduğu anlaşılmaktadır.

Bu ayetteki meleklerle ilgili olan, ancak kesin bir şekilde belirli olmayan bu referansın, Yahuda 9’dakiyle aynı referans olduğu zannedilmektedir: “Oysa Başmelek Mikail bile Musa’nın cesedi konusunda İblis’le çekişip tartışırken, söverek onu yargılamaya kalkışmadı. Ancak, ‘Seni Rab azarlasın’ dedi.” Musa’nın cesedi konusunda bir tartışmanın niçin ve nasıl çıktığını tam olarak bilmiyoruz. Ancak burada bizim için önemli olan nokta şudur: Mikail, Şeytan’ın kötü ruhlar dünyasında yetkili bir makama sahip olduğunu kabul ediyordu. Ancak Şeytan’ın, Mikail üzerinde herhangi bir yetkisi yoktu. Böyle olduğu halde Mikail, Şeytan’ı söverek yargılama yoluna gitmemiştir. O halde kutsal meleklerin yapmaya çekindiği şeyleri yapmaya cüret eden insanların cesaretini bir düşünün bakalım! Yine, böyle bir başkaldırının karşılaşacağı yargıyı da düşünün.

2:12   Gerçek inançtan uzaklaşmış bu din önderleri, tıpkı akıldan yoksun hayvanlar gibidir. Bunlar kendilerini hayvanlardan ayıran düşünme yetilerini kullanacaklarına, yaşamalarının en önemli unsurunun bedensel arzularını tatmin etmek olduğunu düşünürler ve sırf bu amaç için yaşarlar. Birçok hayvanın öldürülmekten ya da kesilip satılmaktan başka bir sonu olmadığı gibi, bu sahte öğreticiler de, Tanrı’yı yüceltme ve sonsuzlarca O’nunla olma yönündeki çağrıya kulak asmadan yıkıma doğru ilerlemektedirler.

Bu kişiler anlamadıkları konularda sövüp sayarlar ya da eski çeviride yazıldığı gibi, cahil oldukları konularda küfrederler. Onların bu cahilliği, en çok Kutsal Kitap’ı ellerine alıp eleştirdikleri zaman belirgin olur. Bunlar Tanrı’nın sağladığı göksel yaşama ortak olmadıklarından, Tanrı’nın sözlerini, yöntemlerini ve işlerini kesinlikle kavrayamazlar (1Ko.2:14). Acınacak bir durumda olduklarını göreceklerine, sanki ruhsal konuların uzmanlarıymış gibi kibirli bir havaya girerler. Bu kişiler, alçakgönüllü bir inanlının diz çökerek görebildiği ruhsal gerçekleri, ayak parmakları üzerine dikilseler dahi göremezler.

Bunlar tıpkı hayvanlar gibi yıkıma uğrayacaklardır. Madem ki hayvanlar gibi yaşamayı seçmişlerdir, o zaman hayvanlar gibi de öleceklerdir. Öldükleri zaman sadece bir balon gibi sönüp gitmeyecekler, aynı zamanda utanılacak bir durumda ve umudunu yitirmiş bir şekilde öleceklerdir.

2:13   Yanlış öğreti yayanlar öldüklerinde, yaşarken yapmış oldukları haksızlıkların karşılığını ödeyeceklerdir. Phillips’in yorumunda dediği gibi, “Kötülükleriyle kendilerine kötü bir son hazırladırlar ve yaptıklarının karşılığını kuruşu kuruşuna ödeyeceklerdir.”

Bu insanlar öylesine yüzsüz ve kişiliksizdirler ki, işlemiş oldukları günahları gün ışığında bile sürdürürler. İnsanların çoğu içkili eğlence alemleri yapmak için gecenin karanlığını beklerler (Yu.3:19). Bedensel tutkularını tatmin edebilmek için de meyhane ve genelevlerin loş ışıklı olmaları bu yüzdendir (1Se.5:7). Yanlış öğreti yayanlar, genellikle günahı önleyen dizginleri bırakırlar.

Bu kişiler Mesih inanlılarıyla birlikte yemeğe oturduğunda, leke ve yüzkarasıdırlar. Diğer bir deyişle, mide bulandıran, kötü niyetli ve midelerini doldurmaktan büyük bir zevk duyan davetsiz misafirlerdir. Yahuda, bu aynı niteliklere sahip kişilere ilişkin şunları yazıyor: “Sevgi şölenlerinizde sizinle birlikte pervasızca yiyip içen bu kişiler birer kara lekedir. ‘Yalnız kendilerini besleyen çobanlardır’” (Yah.12).

Bu sahte öğretmenler, inanlılar topluluğunun ilk yıllarında, Rab’bin Sofrası’yla bağlantılı olarak düzenlenen sevgi şölenlerine katıldıkları zaman, şölenin ruhsal değerinden tamamen habersiz bir şekilde, bütünüyle bencil ve düşüncesiz bir görünüm ortaya koyarlardı. Sevginin her zaman bir göstergesi olan başkalarını düşünme yerine, sadece ve sadece kendilerini düşünürlerdi.

2:14   Bu yanlış öğreti yayanların gözlerinin zinayla dolu oluşu ve günaha doymayışları, çok daha büyük bir rezalettir. Bu ayet, sözde dinsel konular üzerinde vaaz eden, kilise kurallarını yerine getiren, cemaat üyelerine ruhsal konularda akıl veren; ama öte yandan gözleri sürekli olarak evlilik dışı cinsel ilişkide, yani zinada bulunabileceği kadınlara bakan din adamlarını tanımlamaktadır. Dinsellik giysisine bürünmüş olsalar da, her an cinsel arzularını tatmin etmeyi düşünürler.

Bunlar kararsız kişileri ayartırlar. Günahı zararsız bir şey gibi göstermek amacıyla Kutsal Yazılar’ı bilerek yanlış kullanırlar. Ya da, doğru ve yanlış kavramının, büyük çapta içinde yaşadığımız kültür tarafından belirlenmiş olduğunu söylerler. Kandırdıkları kişileri, sevgiyle yapıldığı sürece hiçbir şeyin yanlış ve günah olmayacağına inandırırlar. Bunun sonucu olarak da kararsız kimselerin, din adamları için doğru olan bir şeyin cemaat için de doğru olması gerektiğini düşünmeleri gayet doğaldır.

Bu yanlış öğreti yayanlar, yüreklerini açgözlülüğe alıştırmışlar ya da eğitmişlerdir. Bunlar karşısındaki kimseleri baştan çıkarma konusunda acemi değil, tamamen profesyoneldirler. Açgözlülük terimi, genelde herhangi bir şeye duyulan aşırı istek anlamına gelse de, bu metinde, özellikle cinselliğe yönelik bir istek olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Petrus, Hıristiyanlığın bu büyük yüzkarasını, yani gerçek inançtan uzak bu kimselerin Mesih’in adını kullanmalarını ve öte yandan Mesih’e ters düşen günahlar işlemelerini düşündüğünden, bu kimseleri “lanetli insanlar” olarak adlandırıyor. Dikkat edin, Petrus onları lanetlemiyor, ama basitçe, onların Tanrı’nın bu lanetini eninde sonunda tüm kızgınlığıyla kendi üzerlerine getireceklerini öngörüyor.

2:15   Bu sahte öğretmenler bazı yönlerden Beor oğlu Balam’a benzerler. Tanrı’nın sözcüleriymiş gibi görünürler (Say.22:38). Başkalarını günah işlemeye teşvik ederler (Va.2:14). Ama asıl benzerlik, ruhsal hizmeti parasal bir kazanç yolu olarak kullanmalarındadır. Balam, İsrail’i lanetlemesi için Moav kralı tarafından kiralanan Midyan’lı bir peygamberdi. Bu işi sırf para karşılığında yapmıştı.

2:16   İsrail’i lanetlemeye yönelik girişimlerinden birinde Balam ile eşeği, Rab’bin meleği ile (yani Rab İsa’nın beden almazdan önceki görünüşlerinden biriyle) karşılaşmıştı. Eşek, bulunduğu yerden ileriye gitmek istemiyor, olduğu yerde duruyordu. Balam eşeği yürüsün diye kamçıladığı zaman eşek insan diliyle konuşmuş ve Balam’ı bir güzel azarlamıştı (Say.22:15-34). Bu çok çarpıcı bir olaydı. Konuşamayan eşek insan diliyle (sesiyle) konuşmuş ve efendisinden daha duyarlı ve anlayışlı olduğunu göstermişti! Ama bu mucize bile Balam’ın Balak’a gitmesine engel olamamıştı.

Lenski şöyle der:

Bir “peygamber” olan Balam’a Tanrı neler yapmaması gerektiğini söylemişti. Tanrı konuşamayan bir eşeği bile konuşturarak kendisini büyük bir yanlışa düşmekten korumaya çalıştı. Bu, her şeye rağmen, yapacağı haksızlıktan elde etmeyi düşündüğü şeylerin sevgisine duyduğu gizli bağlılığı yüzünden yok olan bir adamın korkutucu bir örneğidir. 8

Tanrı bugün yanlış öğreti yayanları, dilsiz hayvanları konuşturarak azarlamıyor. Ama öte yandan O’nun, bu kimseleri çılgınlıkları ve ahlâksızlıkları yüzünden sık sık azarladığına ve onları doğru yola, yani Mesih’e dönmeleri konusunda sürekli teşvik ettiğine inanmamıza yetecek kadar yeterli nedenlerimiz bulunmaktadır. Tanrı, sahip oldukları daha üstün bilgi ve bulundukları dinsel makam nedeniyle kibirlenen bu din adamlarını utandırmak için genellikle alçakgönüllü bir Mesih inanlısının yalın bir tanıklığından yararlanır. İnanlı topluluğu içerisinde Ruh’la dolu herhangi bir inanlı, Kutsal Kitap’tan aldığı herhangi bir ayet ya da sormuş olduğu can alıcı bir soruyla, günümüzün Balamlarını (yalancı peygamberlerini) kolayca bozguna uğratabilir ve onları utanç ve kızgınlık içerisinde iki büklüm oldukları zavallı bir görünüme sokabilir.

2:17   Petrus bu sahte öğreti yayanları kurumuş su kaynaklarına benzetiyor. Ruhsal ihtiyaç içinde olan insanlar rahatlayıp ruhsal susuzluklarını gidersinler diye bu yalancı öğretmenlere giderler, ama ne yazıktır ki, sadece hayal kırıklığına uğrarlar. Bunlar kurumuş su pınarları gibidir. Aynı zamanda, fırtınanın dağıttığı sis veya bulutlara benzerler. Bulutlar, uzun zamandır kuraklık çeken toprakların yağmur umutlarıdır. Ama sonra birden bir fırtına kopar ve bulutları sürükleyip götürür. Umutlar kaybolmuş, kuruyan damaklar susuzluğunu giderememiştir.

Din adamı görünümündeki bu sahtekârları koyu bir karanlık beklemektedir. Çevrelerine Müjde’nin hizmetkârları oldukları izlenimini verseler de kendilerinde başkalarına verebilecek herhangi bir müjde bulunmaz. İnsanlar onlardan ekmek almaya gelirler, ama taş alıp dönerler. Böylesine büyük bir aldatıcılığın cezası, zifiri karanlıkta geçirilecek olan bir sonsuzluktur. 9

2:18   Bunlar, boş ve kurumlu sözler söylerler ya da Knox’un çevirdiği gibi, “Hiçbir anlamı olmayan güzel sözler” kullanırlar. Bu tanımlama birçok ismen Hıristiyan olan din adamının ve sahte tarikat öğretmenlerinin durumlarına tıpatıp uymaktadır. Bunlar güzel konuşma sanatıyla dinleyenleri büyüleyen becerikli söz ustalarıdır. Kullandıkları bilimsel sözcüklerle bir şeyden haberi olmayan saf kimseleri kendilerine çekerler. Vaazlarında içerik olarak bulunmayan şeyleri, dogmatik ve etkili bir konuşmayla doldururlar. Ama sözlerini bitirdikleri zaman, hiçbir şey söylememiş olduklarını görürsünüz.

Bu sahte öğretmenlerin izlemiş olduğu strateji, insanlara her çeşit tutku ve şehvet konularında sınırsız bir özgürlük vaat ederek onları ayartmaktır. Bu kişiler, bedensel bütün arzularımızın bize Tanrı tarafından verildiğini, bu nedenle de arzu ve tutkularımızın herhangi bir şekilde sınırlandırılmaması gerektiğini öğretirler. Sınırlama getirildiğinde, bunun ciddi kişilik bozukluklarına yol açacağını söylerler. Böylece bu kişiler evlilik öncesi ve evlilik dışı cinsel ilişkinin, evlilikten sonra da gevşek bir ahlâk ölçüsünün savunuculuğunu yaparlar.

Bu kişilerin ellerine düşenler, yanlış yolda yürümekten henüz kurtulmuş10 olan insanlardır. Tövbe edip kurtulmamış olan bu insanlar bir zamanlar günahlı yollarda istedikleri gibi yaşamışlar, ama daha sonra tutumlarını değiştirmeye, yaşamlarına yenilik getirmeye, yeni bir sayfa açmaya ve kilise toplantılarına katılmaya karar vermişlerdir. Ama Kutsal Kitap’ın gösterdiği şekilde tapınan ve yeniden doğuşu vaaz eden bir topluluğa katılacaklarına, İncil’in gerçeklerinden uzak olan ve başında bu yanlış öğreti yayan çobanlardan birinin bulunduğu bereketsiz toplantılara katılmaya başlamışlardır. Mesih’e iman yoluyla kurtuluş haberini duyacakları yerde, bu yalancı öğretmenlerin ağzından da günahın önemsiz bir şey olduğunu ve insanın istediği gibi yaşamasının yanlış olmadığını duymuşlardır. Bu durum karşısında elbette şaşırmışlardır. Çünkü bütün yaşamları boyunca günahın yanlış bir şey olduğunu ve kilisenin günahın karşısında yer aldığını duymuşlardı. Oysa şimdi günaha dinsel bir onay verildiğini öğreniyorlar!

2:19   Gerçek Mesih inancından sapan tarikatların öğretmenleri özgürlük konusu üzerinde çok şeyler söylerler. Ne var ki, özgürlük demekle, tanrısal yetkiden kurtulmayı ve istedikleri gibi özgürce günah işlemeyi belirtmek isterler. Aslında, bu özgürlük değil, ama köleliğin en berbat görünümüdür. Çünkü kendileri yozlaşmışlığın kölesidirler. Kötü şehvetler ve alışkanlıklarla zincire vurulmuşlardır ve özgür olmaya güçleri yoktur.

2:20   Bu bölümdeki 20-22’nci ayetler yanlış öğreti yayanların kendilerinden değil de kurbanlarından söz etmektedir. Bunlar yaşamlarında bir tür yenilik görmüş, ama hiçbir zaman yeniden doğmamış olan insanlardır. Mesih’i ve Mesih inancının bazı temel ilkelerini kısmen bildikten sonra günahlı yaşamlarından geri dönmüşler ve kendi çabalarıyla yaşamlarını ahlâk açısından temizlemeye başlamışlardır.

Daha sonra bu kişiler, temiz bir iman hayatı yaşamaya yönelik erdemlerle alay eden ve sıkı ahlâk değerlerinden kurtulmak için mücadele veren yanlış öğreti yayanların etkisi altında kalırlar. Sonra, kendilerinin geçici bir süreyle kurtuldukları o aynı günahlarla yeniden ilgilenmeye başlarlar. Gerçekten de daha önce bulundukları durumdan çok daha berbat duruma düşerler. Çünkü artık dinsel sınırlamalar da tamamen ortadan kaldırılmıştır ve onları daha da aşağıya düşmekten alıkoyacak herhangi bir şeyleri kalmamıştır. Gerçekten de onların son durumları, ilk durumlarından beter olmuştur.

2:21   Bir kişinin ayrıcalıkları ne kadar çok olursa, sorumlulukları da o kadar çok olur. Bir kimse Mesih inancının yaşam ölçülerini ne kadar çok bilirse, bunlara uygun bir şekilde yaşamaya o kadar daha zorunlu olur. Tanrı’nın kutsal buyruklarını hiç bilmemek, bunları bilip de tekrar dünyanın pisliğine dönmekten daha iyidir.

2:22   Bu kişiler, kendi iğrenç kusmuğuna geri dönen bir köpekle (Özd. 26:11), yıkandıktan sonra tekrar çamurda yuvarlanmaya dönen bir domuzla ilgili gerçek bir özdeyişin örnekleridirler. Petrus’un burada köpek ile domuzu birer örnek olarak kullanmış olması çok önemlidir. Musa peygamberin yasasında her iki hayvan da murdar sayılırdı. Buradaki özdeyişte bu hayvanların doğalarında herhangi köklü bir değişimin yer aldığından söz edilmemektedir. Bunlar kusmuklarından ya da çamurlarından kurtarıldıkları zaman nasıl murdardılarsa, buralara geri döndüklerinde de hâlâ aynı şekilde murdardılar.

Durum, Petrus’un mektubunu gönderdiği kişiler için de aynıydı. Bu insanlar dışta bir tür yenilik yaşamışlardı, ama içlerinde yeni bir doğaya, yeni bir yüreğe asla sahip olmamışlardı. Matta 12:43-45’teki anlatılanlar ışığında bu insanların evi boş, süpürülmüş ve düzeltilmiş bir durumdadır; ama kendileri Kurtarıcı İsa’yı gelip yerleşsin diye içeriye hiçbir zaman buyur etmemişlerdir. Evden kovulan kötü ruh gitmiş ve bu boş evi tekrar ele geçirebilmek için kendisinden daha kötü olan yedi ruh bulmuş ve birlikte eve geri dönmüşlerdir. Sonuçta bu evin son durumu, ilk durumundan çok daha kötü olmuştur.

Bu ayetler, gerçek inanlıların düşüp kaybolabileceklerini öğretmede kullanılmamalıdır. Çünkü burada sözü edilen insanlar hiçbir zaman gerçek inanlı olmamışlardı. Onlar Tanrı’dan hiçbir zaman yeni bir doğa almamışlardır. Gösterdikleri son durumlarıyla, doğalarının hâlâ pis ve kötü olduklarını sergilediler. Buradan çıkaracağımız ders şudur: Kişinin kendisini dıştan yenilemesi sadece yetersiz değil, ama bir o kadar da tehlikelidir. Çünkü böyle bir yenilik insanı sahte bir güvenlik içerisinde uyutabilir. Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, insan yeni bir doğaya, yeni bir yüreğe ancak ve ancak yeniden doğuş aracılığıyla sahip olabilmektedir. İnsan tövbe edip Tanrı’ya dönmekle ve Rabbimiz İsa Mesih’e iman etmekle yeniden doğar.

 

Kutsal Kitap

1 Ama İsrail halkı arasında sahte peygamberler vardı; tıpkı sizin de aranızda yanlış öğreti yayanlar olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendi’yi bile yadsıyarak gizlice aranıza yıkıcı öğretiler sokacaklar. Böyleleri kendi başlarına ani bir yıkım getirecek.
2 Birçokları da onların sefahatine kapılacak. Onların yüzünden gerçeğin yoluna sövülecek.
3 Açgözlülüklerinden ötürü uydurma sözlerle sizi sömürecekler. Onlar için çoktan beri verilmiş olan yargı gecikmez. Onları bekleyen yıkım da uyuklamaz.
4 Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları cehenneme atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar.
5 Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuh’u ve yedi kişiyi daha korudu.
6 Sodom ve Gomora kentlerini yakıp yıkarak yargıladı. Böylece tanrısızların başına geleceklere bir örnek verdi.
7 Ama ilke tanımayan kişilerin sefih yaşayışından azap duyan doğru adam Lut’u kurtardı.
8 Çünkü onların arasında yaşayan bu doğru adam, görüp işittiği yasa tanımaz davranışlar yüzünden doğru yüreğinde her gün ıstırap çekerdi.
9 Görülüyor ki Rab kendi yolunda yürüyenleri karşılaştıkları denemelerden nasıl kurtaracağını bilir. Doğru olmayanları, özellikle benliğin yozlaşmış tutkuları ardından giden ve yetkisini hor görenleri cezalandırarak yargı gününe dek nasıl alıkoyacağını da bilir. Bu küstah, dikbaşlı kişiler yüce varlıklara sövmekten korkmazlar.
10 (SEE 2:9)
11 Oysa melekler bile, güç ve kudrette daha üstün oldukları halde bu varlıkları Rab’bin önünde söverek yargılamazlar.
12 Ama anlamadıkları konularda sövüp sayan bu kişiler, içgüdüleriyle yaşayan, yakalanıp boğazlanmak üzere doğan, akıldan yoksun hayvanlar gibidir. Hayvanlar gibi onlar da yıkıma uğrayacaklar.
13 Ettikleri haksızlığa karşılık zarar görecekler. Gündüzün zevk alemlerine dalmayı eğlence sayarlar. Birer leke ve yüzkarasıdırlar. Sizinle yiyip içerken kendi hilelerinden zevk alırlar.
14 Gözleri zinayla doludur, günaha doymazlar. Kararsız kişileri ayartırlar. Yüreği açgözlülüğe alıştırılmış lanetli insanlardır.
15 Haksızlıkla elde ettiği kazancı seven Beor oğlu Balam’ın yolunu tutarak doğru yolu bırakıp saptılar.
16 Balam işlediği suçtan ötürü azarlandı. Konuşamayan eşek, insan diliyle konuşarak bu peygamberin çılgınlığına engel oldu.
17 Bu kişiler, susuz pınarlar, fırtınanın dağıttığı sis gibidirler. Onları koyu karanlık bekliyor.
18 Çünkü yanlış yolda yürüyenlerden henüz kurtulanları, boş ve kurumlu sözler söyleyerek benliğin tutkularıyla, sefahatle ayartırlar.
19 Onlara özgürlük vaat ederler, oysa kendileri yozlaşmışlığın kölesidirler. Çünkü insan neye yenilirse onun kölesi olur.
20 Rab ve Kurtarıcı İsa Mesih’i tanımakla dünyanın çirkefliğinden kurtulduktan sonra yine aynı işlere karışıp yenilirlerse, son durumları ilk durumlarından beter olur.
21 Çünkü doğruluk yolunu bilip de kendilerine emanet edilen kutsal buyruktan geri dönmektense, bu yolu hiç bilmemiş olmak onlar için daha iyi olurdu.
22 Şu gerçek özdeyiş onların durumunu anlatıyor: “Köpek kendi kusmuğuna döner”, “Domuz da yıkandıktan sonra çamurda yuvarlanmaya döner.”

1. Wallie Amos Criswell, The Evangel, Largo, FL, November 1949, sf.1.

2. Nels Ferré, The Sun and the Umbrella, sf.35, 112.

3. Gerald Keneddy, God’s Good News, sf.125.

4. Robinson, Honest, sf.118.

5. NCC, Called to Responsible Freedom, sf.11.

6. A.J. Pollock, Why I Believe the Bible is the Word of God, sf.23.

7. Pageant Magazine, Ekim, 1965.

8. Lenski, Interpretation, sf.226, 227.

9. Bazı metinlerde “sonsuzlarca” sözcüğü eklenmiştir ve buna paralel ayet Yahuda 13’te bulunmaktadır.

10. Bazı metinlerde, “zorlukla kurtulan insanlar” şeklinde geçmektedir.