2 Petrus 3

IV. ALAYCILARIN ÖNCEDEN BİLDİRİLMESİ (3.Bölüm)

3:1   Petrus, konuyu ikinci bölümde incelemiş olduğu yanlış öğreti yayan öğretmenler konusundan, son günlerde ortaya çıkacak olan alaycılar konusuna çeviriyor. Önceki mektubunda olduğu gibi bu mektubunda da okuyucularını Kutsal Kitap’ın öğretişlerine sarılmaları konusunda teşvik ediyor.

3:2   İnanlılar Eski Antlaşma’da bulunan kutsal peygamberlerin önceden belirttiği konularla Yeni Antlaşma’da bulunan ve Rab’bin, elçiler aracılığıyla getirdiği öğretişleri anımsamalıdırlar. Sadece Kutsal Kitap kişinin imandan soğumasını engelleyebilir.

3:3 Peygamberlerle elçilerin ortak tanıklığına göre, dünyanın son günlerinde kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler türeyecekti. Mesih inanlılarının bunu unutmaması gerekir. İnanlılar, bu adamların küstahça ve küfür dolu inkârlarına şaşırıp kalmamalıdırlar. Tam tersine, bu görünümün çağın sonunun yaklaşmakta olduğunu gösteren kesin bir belirti olduğunu anlamalıdırlar.

Bu alaycı kişiler kendi tutkularının peşinden gideceklerdir. Tanrı bilgisini reddettiklerinden, tutku ve arzularını korkusuzca tatmin etmeye çalışacaklardır. Her şeyde tamamen özgür olunması gerektiğini savunarak, yaklaşmakta olan yargıyı kesinlikle görmek istemeyeceklerdir.

3:4   Onların en çok alaya aldığı konu, Mesih’in yeniden geleceği konusudur. Bunların tutumu kendilerine, “Rab’bin gelişiyle ilgili vaat ne oldu?” sorusunu sordurur. “Bu vaadin gerçekleşmesi hani nerede?” diye sorarlar. Peki, O’nun gelişi derken kendileri bununla ne demek isterler?

Acaba bununla, “Kilisenin Göğe Alınışı” dediğimiz Mesih’in inanlılar için gelişini mi kastediyorlar (1Se.4:13-18)? Bu alaycıların Rab’bin gelişinin bu özelliğiyle ilgili bir şeyleri bilmiş olabileceği biraz kuşkulu görünüyor.

Yoksa bununla, Mesih’in, evrensel egemenliğini kurmak için inanlılarla birlikte gelişini mi kastediyorlar (1Se.3:13)? Böyle bir düşüncelerinin olması mümkündür.

Ama daha sonraki ayetlerden açıkça Rab’bin gelişi demekle, Tanrı’nın yeryüzündeki son yargısını ya da daha yaygın bir şekilde kullanılan adıyla, dünyanın sonunu kastettikleri anlaşılmaktadır. Bu kişiler, bin yıllık dönemin sonundaki göklerin ve yeryüzünün yanarak yok oluşunu düşünüyorlardı.

Onların gerçekten de söylemek istediği şey şuydu: “Siz Mesih inanlıları, dünyaya korkunç bir yargının gelmekte olduğunu söyleyerek bizi korkutmaya çalışıyorsunuz. Bize, Tanrı’nın tarih sahnesine gireceğini, kötüleri cezalandırıp yeryüzünü ortadan kaldıracağını anlatıyorsunuz. Hepsi saçma! Bizim hiçbir şeyden korkumuz yok. Canımız nasıl isterse öyle yaşarız. Tanrı’nın tarih sahnesinde göründüğünü şimdiye kadar kim kanıtlayabildi? Hiç kimse. O halde O’nun bir daha geleceğine inanmamız için bir neden var mıdır?”

Onların varmış oldukları sonuç, dikkatsizce bulundukları şu önyargıya dayalıdır: “Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor.” Bunlar, doğanın hiç değişiklik göstermeden sürekli olarak aynı yasaları izlediğini, doğaüstü olayların olamayacağını ve her şeyin doğal bir açıklamasının yapılabileceğini söylerler.

Bunlar Uniformitaryanizm yasasına inanırlar. Bu yasaya göre doğada var olan gelişim daima aynı biçimde ve şu andakiyle aynı yoğunlukta olmuştur. Eğer herhangi bir değişiklik olmuşsa, bu gelişimler, söz konusu değişiklikleri açıklayabilecek yeterliliktedir.

Uniformitaryanizm yasasıyla genel evrim teorileri arasında çok yakın ve önemli bir bağ vardır. Canlı organizmaların daha önce hiç var olmayan türlerinden aşamalı bir şekilde ortaya çıkıp geliştikleri yolunda öne sürülen teori, büyük ölçüde durumların değişmez oldukları varsayımına dayalıdır. Eğer üzerinde yaşadığımız yeryüzü çeşitli afet ve yıkımlar nedeniyle etkilenmiş ve zarar görmüşse, o zaman Darwin’in evrim konusundaki bazı teorileri de bundan etkilenecektir.

3:5   Alaycılar tufan gerçeğini bilerek görmezlikten gelirler. Tanrı tarihte insanların işlerine müdahale etmiştir. Tanrı’nın bu müdahaledeki özel amacı kötülüğü cezalandırmaktı. Eğer böyle bir müdahale bir kez olmuşsa, bir kez daha olabilir.

Bu insanların bu gerçeği bile bile gözden kaçırmaları, utanç verici bir görünümdür. İş söze geldiğinde kendilerinin her şeyi bildiğini iddia ederler ve bundan da büyük gurur duyarlar. Düşünceleriyle vardıkları sonuçların objektif, yani tarafsız olduklarını söylerler. Kendilerinin bilimsel araştırma metotlarına bağlı olduklarını düşünerek övünürler. Ama gerçek şu ki, bu adamlar tarihin çok iyi bilinen gerçeğini, tufanı isteyerek, bile bile unutmaktadırlar. Bunların yeniden okula gidip jeoloji (yerbilim) dersi almaları gerekiyor.

Ne var ki, göklerin çok önceden Tanrı’nın sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla şekillendiğini, ancak tufanla yok olduğunu… bile bile unutuyorlar. Gökler ve yeryüzü Tanrı’nın sözüyle varolmuşlardır; Tanrı buyurdu ve oldu (İbr.11:3). Petrus, yerin su aracılığıyla sudan şekillendiğini söylüyor. Bu ayette tam olarak anlayamadığımız bazı derin konuların bulunduğunu itiraf etmemiz gerekir. Yaratılış 1:2’den, yeryüzünün bir zamanlar suyla kaplı olduğunu anlıyoruz. Daha sonra 6’ncı ayette, Tanrı’nın bir kubbe yaptığını ve kubbenin altında olan suları kubbenin üstünde olan sulardan ayırdığını görmekteyiz. Bu ayetten şu gerçeği çıkarmaktayız: Yeryüzünün tamamı, içerisinde herhangi bir yaşamın olamayacağı bir biçimde bir su kütlesiyle kaplıydı. Tanrı’nın yapmış olduğu bu kubbe, bizim rahatlıkla nefes alıp verebildiğimiz atmosferin oluşmasını sağlamıştır. Yaratılış 1:9’da, karaların sulardan ayrıldıklarını okumaktayız. Bu da yerin su aracılığıyla şekillendiği ifadesinde belirtilmek istenen şey olabilir (Ayrıca Mez.24:2’ye bkz.).

Petrus’un bu sözlerinin bilimsel açıklaması ne olursa olsun, biz yeryüzünün sularla çevrili, bulutlarla örtülü bir dünya olduğunu; dörtte üçünün okyanuslarla kaplı olup birçok kesimlerinin nemle örtülü olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla yeryüzü, üzerinde su bulunan ve bu nedenle de insanın yaşayabilmesine elverişli olan tek gezegendir.

3:6   Yeryüzü, başlangıçtan beri kendi kendini yok edebilecek özelliklerle doluydu. Yeraltındaki gizli derinliklerde, denizlerde ve gökyüzündeki bulutlarda su bulunmaktaydı. Sonunda Tanrı yeraltındaki ve gökyüzündeki suları serbest bıraktı (Yar.7:11); bütün karalar sular altında kaldı ve geminin dışında kalan bütün canlılar da yok oldu.

Eleştirmenler bu büyük tarihsel gerçeği bilerek görmezlikten gelirler. Nuh tufanının son yıllarda yoğun eleştirilere hedef olması çok ilginçtir. Ancak şu bir gerçektir: Bu gerçekle ilgili kayıtlar, taşlara, antik çağ ve günümüz uygarlıklarının hikâyelerine ve en önemlisi, Tanrı’nın kutsal sözleri olan Kutsal Kitap’a kaydedilmiştir.

3:7   Tanrı yeryüzünü, kendi kendini yok edebilecek yeterli suyla; aynı şekilde yer ve gökleri de kendi kendini yok edebilecek yeterli ateşle yaratmıştır.

Bu nükleer çağda maddenin aslında saklanmış enerji olduğunu anlamaktayız. Bir atom çekirdeğinin bölünmesi, çok büyük miktarda enerjinin patlamasıyla sonuçlanmaktadır. Şu halde dünyamızdaki bütün maddelerin yüksek derecede patlama gücüne sahip olduklarını söyleyebiliriz. Şu anda bütün bunları Rab bir arada tutmaktadır (“…her şey varlığını O’nda sürdürmektedir” Kol.1:17). Rab bunları elinden bırakacak olursa, bütün unsurlar bir anda eriyip yok olacaklardır. Şu anda ise yer ve gökler ateşe verilmek üzere saklanmakta ve tanrısız kişilerin yargılanarak mahvolacağı güne dek korunmaktadırlar.

3:8   Peki öyleyse Tanrı’nın yargısındaki bu gecikme nedendir? İlk olarak, Tanrı’nın zamanın dışında olduğunu anımsamamız gerekiyor. O bizim gibi belirli bir zaman kesimi içerisinde yaşamaz. Çünkü zaman, güneşin yeryüzüyle olan ilişkisine göre belirlenir ve Tanrı bu tür bir ilişkiyle sınırlandırılamaz.

Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir. Tanrı istese bir günü bin yıla uzatabilir ve yine istese bin yılı bir güne sıkıştırabilir. Etkinliklerini ister genişletebilir, isterse de daraltabilir.

3:9   Tanrı, iman etmeyenleri yargılayacağı bir zamanın geleceğini vaat etmiştir. Eğer bu yargıda bir gecikme varsa, bu O’nun vaadini tutamadığından değil, sabırlı olduğundan kaynaklanmaktadır. Çünkü O kimsenin mahvolmasını istemez. O herkesin tövbe etmesini ister. İnsanlar kurtulma fırsatını bulabilsinler diye lütuf çağını bilerek uzatmaktadır.

Yeşaya 61:2’de, Rab’bin lütuf yılı ve Tanrımız’ın öç alma günü terimleriyle karşılaşmaktayız. Bu terimler Rabbimiz’in lütuf göstermekten ne kadar hoşlandığını, yargılamayı da ne denli garip bir şey (Yşa.28:21) olarak gördüğünü belirtir. Bu aynı zamanda O’nun sabrını 1.000 yıla uzatabileceği ve yargısını tek bir güne sığdırabileceği anlamlarına da gelebilir.

Rab yeryüzüne tufanı göndermeden önce tam 120 yıl sabretmişti. Şimdi de yeryüzünü ateşle yok etmeden önce en azından birkaç bin yıl beklemiştir.

3:10   Ama Rab’bin günü gelecek.Rab’bin günü, Tanrı’nın dünyayı yargılayacağı herhangi bir dönem demektir. Bu terim Eski Antlaşma’da Tanrı’nın kötülük işleyenleri cezalandırdığı ve düşmanlarını mağlup ettiği dönemleri tanımlamak için kullanılırdı (Yşa.2:12, 13:6, 9; Hez.13:5, 30:3; Yoe.1:15, 2:1, 11, 31, 3:14; Amo.5:18, 20; Ova.15; Sef.1:7, 14; Zek.14:1; Mal.4:5). Yeni Antlaşma’da ise çeşitli aşamaları olan bir dönemi tanımlamak için kullanılmıştır. Bu aşamaları şöyle sayabiliriz:

  1. Tanrı’nın iman etmeyen İsrail’i yargılayacağı yedi yıllık sıkıntı dönemi (1Se.5:2; 2Se.2:2).
  2. Rab’bin yeryüzüne, Tanrı’yı tanımayan ve İsa Mesih’in Müjdesi’ne itaat etmeyenlerden intikâm almak için dönüşü (2Se.1:7-10).
  3. Mesih’in yeryüzünü demir bir asayla yöneteceği bin yıllık dönem (Elç. 2:20).
  4. Göklerin ve yeryüzünün ateşle yok olacakları son gün (3’üncü bölümde bu anlamda kullanılmıştır).

O gün hırsız gibi gelecek, yani hiç beklenmedik bir anda ve büyük bir yıkımı da beraberinde getirerek gelecektir. Gökler ortadan kalkacaktır. Burada sözü edilen gökler, yıldız ve gezegenlerin bulunduğu gökler anlamına gelebilir. Ancak üçüncü gök, Tanrı’nın bulunduğu yer anlamına gelemez. Bütün bunlar kulakları sağır edici bir patlamayla ortadan kalkarken, maddesel öğeler de yanarakyok olacaklardır. Burada geçen maddesel öğeler terimi maddeyi oluşturan temel parçalar anlamındadır. Gözle görülen bütün maddeler nükleer patlamaya benzer bir olayla yok olup gideceklerdir.

Hem yer hem de yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenecektir.1 Sadece doğal yaratılış yoluyla ortaya çıkanlar değil, ama bütün uygarlıklar da yanıp gideceklerdir. Dünyanın büyük başkentleri, göz alıcı büyük yapıları ve olay yaratıcı büyük bilimsel ürünleri sonuçta hep yok edilmek üzere çoktan işaretlenmişlerdir.

3:11   Petrus bu ayette konuyu alaycılardan kutsallara çevirerek, kutsalların üzerinde bulunan sorumlulukları vurgulamaktadır. Her şey böylece yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? …kutsallık içinde yaşamalı, Tanrı yolunu izlemelisiniz. Maddeden oluşan her şey, bir gün yok olmak üzere mühürlenmiştir. İnsanların övündüğü şeyler, uğrunda yaşadıkları bütün her şey geçip gitmektedir. Sağduyu bize bu yaşamın süslü şeylerinden ve oyuncaklarından dönmemizi, kutsallık içinde ve Tanrı yolunu izleyerek yaşamamızı söylemektedir. Gerçekten de dünyasal bir yaşam yerine sonsuzluk için yaşamak, maddesel şeyler yerine ruhsal şeyler üzerinde durmak, geçici olan şeyler yerine kalıcı olan şeyleri seçmek gerekir.

3:12   İnanlılar aynı zamanda her zaman hazır ve Tanrı’nın gününü bekler bir durumda olmalıdırlar. Tanrı’nın gününün gelişini beklemeli ve bunu içtenlikle arzulamalıdırlar. Bazıları, o günün gelişini çabuklaştırmak demekle, bütün yaşamımızı Rab’be adayıp O’na hizmet ederek Rab’bin gelişini hızlandırabileceğimizi öğretmektedirler. Ancak bu tür bir öğretişte en azından şu iki güçlük bulunmaktadır: Her şeyden önce, Tanrı’nın günü, Rab İsa’nın ikinci geliş günüyle aynı gün değildir. İkinci olarak, bu gerçekten de Rab İsa’nın geliş günü olsa dahi, bu zamanın inanlıların gayretiyle daha öne alınabileceği konusunda gerçekten geçerli bir neden bulunmamaktadır.

Tanrı’nın günü terimi, son yargıdan sonra sonsuzluğa dek devam edecek olan durumu betimlemektedir. Tanrı’nın günü, göklerle yeryüzünün yok olacağı Rab’bin gününün son döneminden sonraki sonsuzluk dönemidir. Tanrı’nın günü, O’nun her şeyi tamamlayıp her şey üzerinde galip olacağı gündür. Bu nedenle o gün,bekleyip içtenlikle arzuladığımız bir gün olmalıdır.

Petrus Tanrı’nın gününden söz ederken, göklerin “o günde” değil, ama “o gün nedeniyle” yanarak yok olacağını, maddesel öğelerin de şiddetli ateşte eriyeceğini söylüyor. Tanrı’nın günü, her şeyin son bulup yok olacağı zaman demek değildir. Çünkü bu son yargılanma, Tanrı’nın gününün başlamasından önce tamamlanmış olmalıdır.

3:13   12’nci ayette inanlılar Tanrı’nın gününü beklemeleri yönünde isteklendirilmişlerdi. Bu ayette de onlar, doğruluğun barınacağı yeni gökleri ve yeni yeryüzünü bekleyen kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama, Tanrı’nın gününün yeni gökler ve yeni yeryüzünün bulunacağı sonsuzluk dönemi olduğu yolunda yaptığımız görüşü desteklemektedir.

Yeşaya 65:17 ve 66:22’de geçen yeni gökler ve yeni yeryüzü terimleri, sonsuzluk dönemini tanımladığı kadar bin yıllık egemenlik dönemini tanımlamak için de kullanılmıştır. Bu ayetlerde bin yıllık dönemden söz edildiğini, günahın var olacağı (65:20) ve çocukların o günlerde de doğacağı (65:23) yönünde yapılan bildirilerden anlıyoruz. Şimdiki gökler ve yeryüzü o zaman çoktan ortadan kalkmış olacağından, Petrus bu sözleri bütünüyle sonsuzluk dönemi kapsamında ele alıyor.

Petrus bu ayette doğruluğun yeni gökler ve yeni yeryüzündebarınacağından ya da konut kuracağından söz etmektedir. İçinde bulunduğumuz çağda lütuf, doğruluk aracılığıyla hüküm sürmektedir (Rom.5:21). Bin yıllık egemenlik döneminde doğruluk hüküm sürecek (Yşa.32:1); sonsuzlukta ise doğruluk konut kuracaktır. Mesih yersel egemenliğinde demir bir asayla hüküm sürecek ve doğruluk O’nun aracılığıyla uygulanacaktır. Bu anlamda doğruluk hüküm sürecektir. Ama sonsuzlukta demir bir asaya gerek kalmayacaktır. Çünkü o zaman doğruluk içeride çoktan konut kurmuş olacaktır. O görünümün güzelliğini ya da esenliğini bozacak hiçbir günah orada bulunmayacaktır.

3:14   Yeni gökler ve yeni yeryüzüne ilişkin gerçekler, bizim “Rab için” yaşamaya yönelik arzumuzu daha da derinleştirmelidir. Bu, sadece bizim tutunmamız gereken değil, ama aynı zamanda bizi tutması gereken bir gerçektir. Yakında Tanrı’nın önünde duracağımızı bilmemiz, bizde lekesiz ve kusursuz, yani ahlâk açısından temiz olmaya yönelik bir arzu ortaya çıkarmalıdır. Bu durum bizi kavga içinde değil, ama barış içinde olmamız konusunda daha çok isteklendirmelidir.

3:15   Rabbimiz’in sabrını kurtuluş fırsatı sayın. Rab, insanlar bu kurtuluş fırsatından en iyi şekilde yararlanabilsinler diye, onlar üzerindeki yargısını geciktirmektedir. İnsanların git gide artan kötülüğünü gördükçe, Rab’bin bunlara hâlâ nasıl dayanabildiğini merak ediyoruz. O’nun bu katlanışı, sabrı gerçekten de hayret uyandırıcıdır. Ancak bunun bir nedeni var. Seven Tanrı kötü insanın ölümünü arzulamıyor. İnsanların kendi kötü yollarından dönmelerini ve kurtulmalarını istiyor.

Sevgili kardeşimiz Pavlus da kendisine verilen bilgelikle sizlere yazdı. Pavlus’a değinilen bu yerde birkaç ilginç nokta dikkatimizi çekmektedir:

  1. Petrus daha önce kendisini Antakya’da insanların önünde samimiyetsizlikle suçlamış olan Pavlus’tan (Gal.2:11-21) sevgili kardeşimiz diye söz ediyor. Öyle anlaşılıyor ki, Petrus bu suçlamayı alçakgönüllülükle kabul etmiş. Bizler de herhangi bir konuda yanlışımız yüzümüze vurulduğunda düşmanlığa yer vermeden bunu kabul edebilmeliyiz.
  2. Petrus, yazmış olduğu mektuplardan dolayı Pavlus’a göksel bir bilgelik verildiğini kabul ediyor. Bu, Petrus’un, Pavlus’un göksel esin yoluyla yazdığını kabul etmiş olmasının açık bir göstergesidir.
  3. Öyle anlaşılıyor ki, Petrus’un okuyucuları, daha önceleri Pavlus’un mektuplarından birini ya da birkaçını okumuşlardı. Buna göre bu mektuplar onlara ya direkt olarak yazılan ya da bölgelerindeki çeşitli inanlı topluluklarından okunsun diye gönderilen mektuplardır.

Rabbimiz’in sabrının kurtuluş olduğu, Pavlus’un mektuplarından hangisinde söz edilmektedir? Romalılar 2:4’te şöyle okuyoruz:

“Tanrı’nın sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun?”

3:16 Petrus’un yazdığı iki mektubunda değinmiş olduğu büyük gerçeklerden; yani yeniden doğuş, Mesih’in Tanrılığı, günahsız olduğu halde çektiği elem, günahlı insanlar uğruna ölümü, ölümden dirilişi, göğe alınışı, tekrar gelişi, Rab’bin günü ve sonsuzlukla ilgili gerçeklerden Elçi Pavlus da bütün mektuplarında aynen söz etmişti.

Üçlü birlik, Tanrı’nın önseçimi ile insanın özgür iradesi, elem çekme gizi gibi bazı Kutsal Kitap gerçeklerini anlamak zordur. Kutsal Kitap’ta anlayışımızın üzerindeki konularla karşılaşıyorsak bu bizi rahatsız etmemelidir. Tanrı sözü alabildiğince geniş ve kapsamlıdır. Kutsal Kitap’ı okurken tam olarak hiçbir zaman kavrayamayacağımız konuları bilmek istediğimizde, takdiri daima Tanrı’ya vermeye istekli olmamız gerekir.

Petrus, Pavlus’un mektuplarında güç anlaşılan şeylerden söz ediyorsa da, burada herhangi bir şekilde Pavlus’u eleştirmemektedir. Güç anlaşılan Pavlus’un yazma biçimi değil, ele aldığı konulardır. Barnes bu konuda şöyle yazar: “Petrus burada Pavlus’un anlatmak istediklerini anlama zorluğundan değil, onun öğretmiş olduğu büyük gerçekleri kavrayabilme zorluğundan söz etmektedir.” 2

Bilgisiz ve kararsız kişiler bu gerçekleri imanla basit bir şekilde kabul edeceklerine, güç anlaşılan bu gerçeklerden bazılarını kendi yıkımları için çarpıtmaktadırlar. Örneğin bazı tarikatlar günahın ne olduğunu açıklayan Yasa’yı çarpıtarak onu bir kurtuluş yolu gibi göstermektedirler. Diğerleri vaftiz olmakla cennetin kapılarının açılacağını öğretmektedirler. Bunu sadece Pavlus’un yazılarını değil, diğer Kutsal Yazılar’ı da kullanarak yapmaktadırlar.

Petrus’un burada Pavlus’un yazılarını diğer Kutsal Yazılar’la, yani Eski Antlaşma ve o ana kadar yazılmış olan Yeni Antlaşma yazılarıyla aynı değerde gördüğüne dikkat edin. Petrus, Pavlus’un mektuplarını göksel esin yoluyla verilen Kutsal Yazılar’ın bir bölümü olarak kabul etmekte ve onaylamaktadır.

3:17   İnanlılar sapma ya da düşme tehlikesine karşı daima ayık ve uyanık olmalıdırlar. Gerçeği taklit eden ve karışıklığa yol açan yalancı öğretmenlerin her zaman ortaya çıkabileceklerini bilerek her an uyanık durmamız gerekir. Böyle bir şeyin olabileceğini bilmeyen ya da beklemeyenler yasasız ya da ilke tanımayan insanların aldanışıyla kendi ruhsal dengelerini kolayca bozarak ruhsal açıdan düşebilirler.

3:18   Petrus burada, yanlış öğreti yayanların oluşturduğu tehlike karşısında O’nu tanımakta ilerlemenin sağlam bir kale olacağını bir kez daha tekrarlamaktadır. Büyüme ya da ilerleme hem lütufta, hem de tanımada olmalıdır. Lütuf, Ruh’un meyvesinin pratik olarak açığa vurulmasıdır. Lütufta ilerlemek, bilgi konusunda ilerlemek ya da hiç durmadan çalışmak değil, gitgide Rab İsa’ya benzer olmaktır. Bilmek ya da tanımak, Rab İsa’yı Kutsal Kitap aracılığıyla tanımak demektir. Tanımakla büyümek, Rab’bin sözlerini, işlerini ve yollarını artan bir şekilde öğrenmek ve bunlara artan bir şekilde bağlanmaktır.

Petrus, mektubunu kutsalları teşvik edici bir sözle sona erdirmiyor. Doruk, Kurtarıcı’ya verilecek olan yücelik olmalıdır. Sonuçta şu güzel kapanışla karşılaşıyoruz: Şimdi ve sonsuza dek O’na yücelik olsun! Amin. Varlığımızın temel nedeni Rab’bi yüceltmektir. Bu nedenle mektubun sonuçlanması bundan daha uygun bir sözle yapılamazdı.

 

Kutsal Kitap

1 Sevgili kardeşler, şimdi bu benim size yazdığım ikinci mektuptur. Her iki mektubumda da bu konuları anımsatarak temiz düşüncelerinizi uyandırmaya çalıştım.
2 Öyle ki, kutsal peygamberlerin çok önceden söylediği sözleri ve Kurtarıcımız Rab’bin elçileriniz aracılığıyla verdiği buyruğu anımsayasınız.
3 Öncelikle şunu bilmelisiniz: Dünyanın son günlerinde kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler türeyecek. Bunlar, “Rab’bin gelişiyle ilgili vaat ne oldu? Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor” diyerek alay edecekler.
4 (SEE 3:3)
5 Ne var ki, göklerin çok önceden Tanrı’nın sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla şekillendiğini bile bile unutuyorlar.
6 O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu.
7 Şimdiki yer ve göklerse ateşe verilmek üzere aynı sözle saklanıyor, tanrısızların yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar.
8 Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir.
9 Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.
10 Ama Rab’bin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenecek.
11 Her şey böylece yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrı’nın gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı, Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyip gidecek.
12 (SEE 3:11)
13 Ama biz Tanrı’nın vaadi uyarınca doğruluğun barınacağı yeni gökleri, yeni yeryüzünü bekliyoruz.
14 Bunun için, sevgili kardeşlerim, mademki bunları bekliyorsunuz, Tanrı’nın önünde lekesiz, kusursuz ve barış içinde olmaya gayret edin.
15 Sevgili kardeşimiz Pavlus’un da kendisine verilen bilgelikle size yazdığı gibi, Rabbimiz’in sabrını kurtuluş fırsatı sayın.
16 Pavlus bütün mektuplarında bu konulardan böyle söz eder. Mektuplarında güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, öbür Kutsal Yazılar’ı olduğu gibi bunları da çarpıtarak kendi yıkımlarını hazırlıyorlar.
17 Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, ilke tanımayan kişilerin aldatmasıyla sürüklenip kararlılığınızdan sapmamak için bunları önceden bilerek sakının.
18 Öte yandan Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in lütfunda ve O’nu tanımakta ilerleyin. Şimdi ve sonsuza dek O’na yücelik olsun! Amin.

1. Bu, birçok Grekçe elyazmasında, “açığa çıkarılacak” şeklinde geçmektedir.

2. Albert Barnes, Notes on the New Testament, X:268.