2 Timoteos 1

YORUM

I. TİMOTEOS’U SELAMLAMA (1:1-5)

1:1   Pavlus mektuba başlarken kendisini Mesih İsa’nın elçisi olarak tanıtır. Pavlus yüce Rab tarafından özel bir hizmete atanmıştı. Bu atama, insanların aracılığıyla ya da isteğiyle değil, doğrudan doğruya Tanrı’nın isteğiyle olmuştu. Pavlus bunun ayrıca, Mesih İsa’daki yaşam vaadi uyarınca olduğunu da belirtir. Tanrı, Mesih İsa’ya inanan herkesin sonsuz yaşamının olacağına dair vaatte bulunmuştu. Pavlus’un elçi olarak atanması bu vaat ile uyumluydu. Aslında böyle bir vaat olmasaydı Pavlus gibi bir elçiye de gerek olmazdı.

Vine’ın dediği gibi, “Sonsuzluktan beri Mesih İsa’da bulunan yaşamın bize verilmesi tanrısal amaca uyuyordu. Pavlus’un elçi olması da bu amaca uyuyordu.” 1

Paul Flint bu mektupta yaşama ilişkin beş referansa işaret eder: 1:1 yaşam vaadi, 1:10 yaşamın ışığa çıkarılması, 2:11 yaşamın birlikte yaşanması, 3:12 yaşam biçimi, 4:1 yaşamın amacı.

1:2   Timoteos’a sevgili oğlum diye hitap edilir. Timoteos’un Mesih inancını kabul etmesinin Pavlus’un çabalarıyla olup olmadığını tam olarak bilemeyiz. İlk karşılaşmaları Elçilerin İşleri 16:1’de kaydedilmektedir ve Timoteos’un Pavlus Listra’ya gelmeden önce imanlı olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç itibarıyla, elçi onu Mesih inancında sevgili oğul olarak görmektedir.

1.Timoteos’ta da olduğu gibi Pavlus’un selamında lütuf, merhamet ve esenlik sözcükleri geçmektedir. Pavlus, 1.Timoteos’un yorumunda da belirtildiği gibi, topluluklara yazarken lütuf ve esenlik dileğinde bulunmaktadır. Timoteos’a yazarken özellikle merhamet sözcüğünü de eklemektedir. Guy King’e göre esenlik her durumda, lütuf her hizmette, merhamet ise her başarısızlıkta gereken şeydir. Bir başkası ise şöyle demiştir: “Değersiz olana lütuf, çaresiz olana merhamet, huzursuz olana esenlik” gereklidir. Hiebert de merhameti şöyle tanımlar: “Merhamet, Tanrı’nın üzüntülü ve acı çeken kişiye sevgi ve anlayış göstermesine yol açan Tanrı şefkatidir.” 2

Bu bereketler Baba Tanrı’dan ve Rabbimiz İsa Mesih’ten gelir. Pavlus’un Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğlu da onurlandırdığı yerlerden birisi de burasıdır.

1:3   Pavlus burada kendine özgü üslubuyla şükretmeye başlıyor. Bu satırları okurken onun bu mektubu Roma’daki bir hapishaneden yazdığını anımsayalım. Müjde’yi duyurduğu için hapse atılmıştı ve şimdi de adi bir suçlu muamelesi görüyordu. Roma hükümeti Hıristiyanlık inancını baskı altında tutmakta ve bu inancı savunan kişileri de ölümle cezalandırmaktaydı. Pavlus tüm bu tersliklere rağmen Timoteos’a yazdığı mektuba, “Tanrı’ya şükrediyorum” diye başlayabilmektedir.

Elçi, Tanrı’ya, Yahudi ataları gibi temiz vicdanla hizmet etmektedir. Ataları Mesih inanlısı değildilerse de yaşayan Tanrı’ya inanmaktaydılar. O’na tapınıp hizmet etmeye çalıştılar. Pavlus’un Elçilerin İşleri 23:6’da belirttiği gibi, ölülerin dirileceği umuduna sahiptiler. Bu sayede Elçilerin İşleri 26:6-7’de geçen şu sözleri de söyleyebiliyordu: “Şimdi ise, Tanrı’nın atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım. Bu, on iki oymağımızın gece gündüz Tanrı’ya canla başla kulluk ederek erişmeyi umdukları vaattir.”

Dolayısıyla Pavlus, Rab’be hizmetinin atalarından aldığı örneğe uygun olduğunu söyleyebilirdi. Yukarıda geçen kulluk 3 sözcüğü tam bir bağlılığı kastetmektedir. Pavlus, gerçek Tanrı’yı tanıyordu.

Pavlus Timoteos’u gece gündüz dualarında durmadan andığını belirtiyor. Ne zaman duayla Rab’bin önüne gitse, sevgili kardeşini anımsar ve Lütuf Tahtı’nın önünde adını anardı. Pavlus kendi hizmetinin sonuna yaklaştığını biliyordu. Timoteos’un Mesih’e olan tanıklığını tek başına sürdürmek zorunda kalacağını biliyordu. Onun önüne çıkabilecek güçlükleri de bildiğinden bu genç iman savaşçısı için devamlı dua ediyordu.

1:4   Kim bilir bu sözler Timoteos’u ne kadar derinden etkilemiştir! Moule’e göre Elçi Pavlus Timoteos’u görmeyi, sıla hasreti çeken biri gibi özlemle bekliyordu. Bu, elbette özel bir sevgiyi ve değeri ifade etmekte ve Pavlus’un lütufkâr, şefkatli ve alçakgönüllü oluşunu göstermekteydi.

Herhalde son ayrılışında Timoteos iyice üzülmüştü. Onun göz yaşları yaşlı arkadaşını çok etkilemişti. Hiebert bu olayın, Romalı askerlerin Pavlus’u alıp götürdüğü zaman gerçekleştiğini düşünür.4

Pavlus o anı unutamıyor ve yeniden sevinçle dolmak için Timoteos’la birlikte olmayı özlüyordu. Pavlus, göz yaşlarından dolayı Timoteos’u azarlamaz. Bu da ağlamanın insancıl bir şey olduğunu ve Hıristiyanlık’ta duygulara yer verildiğini gösterir. J.H. Jowett bu konuda şunları söyler: “Ağlamayan yürekler asla tutku habercisi olamazlar. Başkalarının duygularını paylaştığımızda yüreklerimizde bir şeyler hissetmiyorsak, tutku ile hizmet edemez oluruz.”

1:5   Pavlus Timoteos’un içten imanını anımsamaktadır. Onun imanı gerçek, samimi ve ikiyüzlülükten uzaktı.5

Ancak Timoteos, kendi ailesinde kurtuluşa kavuşan ilk kişi değildi. Yahudi kökenli büyükannesi Lois kurtuluş müjdesini duymuş ve Rab İsa’yı Mesih olarak kabul etmişti. Onun kızı Evniki de bir Yahudi idi ve İsa Mesih’e iman etmişti (Elç.16:1). Bu şekilde Timoteos Hıristiyanlığın yüce gerçeklerini öğrenmişti ve ailesinde Kurtarıcı’ya iman edenlerin üçüncü kuşağını temsil ediyordu. Kutsal Kitap’ta Timoteos’un babasının İsa’ya iman edip etmediği konusunda bir kayıt yoktur.

Kurtuluş anne babadan çocuğa geçmezse de, Kutsal Kitap’ta ev halkına yönelik bir ilkenin bulunduğu doğrudur. Tanrı’nın ailelerin tüm bireylerinin iman etmesinden hoşlandığını söyleyebiliriz. Bir üyenin bunun dışında kalması O’nun arzusu değildir.

Lois ve Evniki’nin sahip olduğu imandan söz edildiğine dikkat edin. İman gelip geçici bir duygu değil, onların içindeydi. Pavlus Timoteos’un da aynı imana sahip olduğundan emindi. Timoteos imanından ötürü karşılaşacağı tüm denemelere karşın yoluna içten bir imanla devam edecekti.

II. TİMOTEOS’A ÖĞÜTLER (1:6 – 2:13)

A. Bağlılık Konusunda (1:6-18)

1:6   İmanlı ailesinden ve kendi inancından ötürü Timoteos’un Tanrı’nın verdiği armağanı alevlendirmesi gerekmektedir. Tanrı’nın verdiği armağanının ne olduğu belirtilmiyor. Kimi bunun Kutsal Ruh olduğunu, kimi de müjdecilik, gözetmenlik ya da öğretmenlik gibi Mesih inancına hizmette kullanılacak ve Rab tarafından bağışlanmış özel bir yetenek olduğunu düşünür. Timoteos’un Rab’bin hizmetkârı olmak için çağırıldığı ve bunun için özel bir yetenekle donatıldığı bellidir. Burada armağanını alevlendirmesi için teşvik edilmektedir. Çevresindeki sorunlar onun cesaretini kırmamalıdır. Rab’be hizmette fazla profesyonelleşip rahatlığa alışmaması da gerekiyordu. Tersine günler kötüye gittikçe armağanını daha fazla kullanması gerekiyordu.

Elçinin el koymasıyla armağan Timoteos’a geçmiş oluyordu. Bunun bazı kiliselerde uygulanan resmi atama ile karıştırılmaması gerekir. Burada anlam açıktır. Timoteos’un bu armağanı alması Pavlus’un onun üzerine ellerini koymasıyla mümkün olmuştu. Elçi, armağanı ileten kanal oluyordu.

Hemen şu soru akla gelebilir: “Bu, günümüzde de geçerli midir?” Buna vereceğimiz yanıt, hayırdır. El koyarak armağan verme gücü İsa Mesih’in elçisi olarak Pavlus’a verilmişti. Bugün artık aynı anlamda elçilere sahip olmadığımızdan bu tür mucizeleri yapamamaktayız.

Bu ayet 1.Timoteos 1:18 ve 4:14 ile birlikte değerlendirilmelidir. Bu üç ayeti göz önüne aldığımızda Vine’ın da dediği gibi olayları şu şekilde sıraya koyabiliriz. Pavlus peygamberlik sözü sayesinde Timoteos’un özel bir hizmet için yetiştirildiğini biliyordu. Rab, elçinin eylemi aracılığıyla Timoteos’a bir armağan bahşetmişti. İhtiyarlar Rab’bin işini, ellerini koyarak kabul ediyorlardı. Son eylem bir atama, armağan verme ya da resmi bir şey değildi.6

Stock’a göreyse, “Armağan Pavlus’un elleriyle gelmiş, ihtiyarların elleriyle tanınmıştı.”

1:7   Pavlus şehit edilmek üzereyken zaman ayırıp Timoteos’a, Tanrı’nın bize korkaklık ruhu vermediğini anımsatıyor. Korkacak, ürkecek zaman bile yoktur!

Tanrı bize güç ruhu vermiştir. Hizmetimizde sonsuz bir güç vardır. İmanlı Kutsal Ruh’un verdiği güçle cesurca hizmet edebilir, sabırla dayanabilir, zaferli bir şekilde acı çekebilir ve de gerektiğinde görkemli şekilde ölebilir.

Tanrı ayrıca bize sevgi ruhu da vermiştir. Korkuyu kovan ve bizi ne pahasına olursa olsun Mesih için kendimizi adamaya istekli hale getiren Tanrı’ya olan sevgimizdir. Bizi zulümlere dayanmaya istekli kılan ve kötülüğe iyilikle karşılık vermeye yönelten de yine diğer insanlara duyduğumuz sevgidir.

Son olarak da Tanrı bize özdenetim ya da kendimizi disiplin etme ruhu vermiştir. Özdenetim sözcüğü buradaki düşünceyi tam olarak yansıtmamaktadır. Bir Mesih inanlısının daima iyi, ruhsal sıkıntılardan uzak durumda olması gerektiği gibi bir anlam çıkartılabilir. Bazıları bu ayeti bu anlamda yanlış şekilde kullanarak Rab’le yakın ilişkide olan bir imanlının hiçbir zaman ruhsal bir hastalık geçirmeyeceğini öne sürerler. Bu, Kutsal Kitap’a uyan bir öğretiş değildir. Birçok ruhsal hastalığın kökeninde kalıtsal bazı etkenler vardır. Bazıları ise ruhsal yaşamla bir bağlantısı olmayan fiziksel bir duruma bağlı olabilir.

Bu ayetten öğreneceğimiz şey, Tanrı’nın bize kendimizi tutma, kontrol etme, denetleme ruhu verdiğidir. Yapmamız gereken şey aceleyle ve budalaca hareket etmeyip dikkatlice düşünmek ve ona göre davranmaktır. Durum ne kadar zor olursa olsun dengeli ve ölçülü davranmalıyız.

1:8   Timoteos’a utanmaması gerektiği söylenir. 12.ayette Pavlus kendisinin de utanmadığını belirtir. Son olarak da 16.ayette Onisiforos’un utanmadığını okuruz.

O zamanlar Müjde’yi vaaz etmek bir suçtu. Rab ve Kurtarıcı’ya açıkça tanıklık edenler zulüm görüyordu. Ancak bu Timoteos’u yıldırmamalıdır. Acı çekmesi gerekse bile Müjde’den utanmamalıdır. Hapiste bulunan Elçi Pavlus’tan da utanmaması gerekiyordu. Bazı Mesih inanlıları şimdiden ona sırtını çevirmişti. Hiç kuşkusuz, onunla olan ilişkilerinin anlaşılıp zulme, hatta ölüme maruz kalmaktan korkuyorlardı.

Timoteos’a, Tanrı’nın gücüyle Müjde uğruna sıkıntıya göğüs germesi öğütleniyordu. Bu konuda maruz kalabileceği aşağılanmalardan kaçmaması, hatta tersine Pavlus’la birlikte bunlara göğüs germesi gerekiyordu.

1:9   Elçi 6,7 ve 8.ayetlerde Timoteos’u cesur ve istekli olmaya teşvik eder. Bu ayette ise, Pavlus bunun en doğru ve tek tutum olmasının nedeninin, Tanrı’nın bize yönelik harika lütfu olduğunu açıklamaktadır. Birincisi bizi kurtarmıştır. Yani bizi günahın cezasından kurtarmıştır. Sürekli olarak da günahın gücünden kurtarmakta ve gelecekte bir gün de tümüyle günahtan kurtaracaktır. Ayrıca bizi dünyadan ve Şeytan’dan da özgür kılmıştır.

Tanrı bizi kutsal bir yaşama çağırmıştır. Bizi yalnızca kötü olandan kurtarmakla kalmamış, İsa Mesih’teki tüm ruhsal bereketlerle de donatmıştır. Bir Hıristiyan’ın kutsal yaşamı ile ilgili ayrıntılar Efesliler’in 1 ve 3., özellikle de 1.bölümlerinde verilmiştir. Orada seçildiğimiz, önceden belirlendiğimiz, oğullar (ve kızlar) olarak ev halkına dahil edildiğimiz, Yüce olan tarafından kabul edildiğimiz, kanı aracılığıyla kurtulduğumuz, bağışlandığımız, Kutsal Ruh’la mühürlendiğimiz ve mirasa ortak kılındığımız anlatılmaktadır. (Bu kutsal yaşam çağrısına ek olarak göksel çağrımız da vardır, Flp.3:14 ve İbr.3:1).

Kurtuluş ve çağrımız, yaptıklarımıza göre olan bir şey değildir. Başka bir deyişle, bunlar bize Tanrı’nın lütfuyla verilmiştir. Yani bunları hak etmemiştik, hatta tam tersine, cezayı hak etmiştik. Bunları ne kazanabilir ne de bulabilirdik. Ancak Tanrı karşılıksız ve koşulsuz olarak lütfedip vermiştir.

Kendi amacına ve lütfuna göre sözcükleri bunu biraz daha açıklar. Tanrı niçin kendisine inanmayan günahlıları, biricik Oğlu’nu onlar için ölmeye gönderecek kadar çok sevdi? Neden onları cehennemden kurtarıp sonsuza dek birlikte olacağı cennete getirebilmek için böyle bir paha ödemek istesin? Tek yanıt şudur: Kendi amacına ve lütfuna göre yaptığı eylemin nedeni, iyi işlerimiz değil, O’nun sevgi dolu yüreğidir. Tanrı bizi çok sevdi!

O’nun iyiliği bize Mesih İsa’da zamanın başlangıcından önce bağışlanmıştı. Yani Tanrı bu harika kurtuluş planını yapmıştı. Günahlıları sevgili Oğlu’nun eylemiyle kurtarmaya karar vermişti. İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul eden herkese sonsuz yaşam vermek istedi. Hangi yolla kurtuluşa kavuşacağımız biz doğmadan önce değil, zamanın başlangıcından önce saptanmıştı.

1:10   Zamanın başlangıcından önce belirlenmiş bu aynı Müjde, şimdi Mesih İsa’nın gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Bedende olduğu günler içinde kurtuluş müjdesini açıkça duyurdu. İnsanlara, Tanrı’nın günahlıları adil bir şekilde kurtarabilmesi için ölmesi, gömülmesi ve dirilmesi gerektiğini anlattı.

O, ölümü etkisiz kılmıştı. Ancak dünyada hâlâ insanlar öldüğüne göre bu nasıl olabilir? Rab İsa ölümü etkisiz hale getirmiş, geçersiz kılmıştır. Mesih’in dirilişinden önce ölüm insanlar üzerinde zalim bir hükümdar gibiydi. Korkulan bir düşmandı. Ölüm korkusu insanları tutsak bir hale getiriyordu. Ancak Rab İsa’nın dirilmiş olması, O’na iman eden herkesin de ölümden dirilip bir daha hiç ölmeyeceğine dair bir güvencedir. Bu anlamda ölümü geçersiz kılmıştır. Ölümün dikenini ortadan kaldırmıştır. Artık ölüm, imanlının canını cennete götüren bir elçi, Tanrı’nın kuryesi olmaktadır. Artık efendimiz değil, kölemizdir.

Rab İsa yalnızca ölümü etkisiz kılmış değildir, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır. Eski Antlaşma zamanında birçok kişi ölümden sonraki yaşam hakkında belli belirsiz fikirlere sahipti. Sevdikleri kişilerin ruhlarının, gözle görülmeyen bir şekilde, ölüler diyarında bulunduklarını düşünüyorlardı. Gözlerinin önüne serilmiş bir cennet umudu olduğu halde bunu açıkça anlayamıyorlardı.

Mesih’in gelişinden bu yana bu konuda daha fazla bilgiye sahibiz. Örneğin bir imanlı öldüğünde ruhunun Mesih’le birlikte olmak üzere ayrıldığını biliyoruz, ki bu çok daha iyidir. Bedenden ayrılmış, Rab’bin yanına, evine gitmiştir. Dopdolu bir sonsuz yaşama adım atmıştır.

Mesih yalnızca yaşamı değil, ölümsüzlüğü de ışığa çıkarmıştır. Ölümsüzlükle kastedilen bedenin dirilmesidir. 1.Korintliler 15:53’te şöyle yazılıdır: “Çürüyen beden çürümezliği, bu ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinmelidir.” Beden gömülüp toprak haline gelse de, aynı beden Mesih’in gelişinde, Rab İsa’nın kendisi gibi mezardan çıkıp görkemli bir şekilde dirilecektir. Eski Antlaşma zamanındaki Tanrı’ya bağlı kişiler bu bilgiye sahip değildi. Bu, Mesih İsa’nın gelişiyle ışığa çıkarılmıştı.

1:11   Pavlus bu Müjde’nin habercisi, elçisi ve öğretmeni atanmıştı. Haberci, bir bilgiyi çevredeki kişilere duyurmakla görevli kişidir. Elçi, Tanrı’nın donattığı, güç verdiği ve gönderdiği kişidir. Öğretmen, diğerlerine öğretir; gerçeği iman edip itaat edecekleri şekilde açıklar. Bazı metinlerde geçen diğer uluslara ifadesi Yahudi olmayan uluslara yönelik hizmeti vurgular.7

1:12   Pavlus görevini iyi ve sadık bir şekilde yaptığından ötürü çeşitli acılar çekiyordu; hapisteydi, yalnızdı… Tanrı’nın gerçeğini duyurmaktan asla çekinmemişti. Kişisel güvenliğiyle ilgili herhangi bir korku onun ağzını kapatmasına neden olmamıştı. Şimdi tutuklanıp hapse atıldığı halde pişman değildi. Utanmıyordu, Timoteos’un da utanmaması gerekirdi. Pavlus kendi güvenliğinden emin değildi, ancak kime inandığını iyi biliyordu. O’na güveni tamdı. Roma, elçiyi öldürebilirdi, ama kimse Rabbine dokunamazdı. Pavlus güvendiği kişinin gücünden emindi. Bu güç ne yapabilirdi? Pavlus’a emanet ettiğini o güne dek koruyabilirdi. Yorumcular burada Pavlus’un göndermede bulunduğu konu hakkında farklı görüşler öne sürerler. Bazıları kastedilenin onun canı olduğunu düşünür. Diğerleriyse, Müjde’nin kastedildiğini öne sürer. Yani elçi Pavlus’un kendisi ölse bile, Müjde’nin duyurulmasının engellenemeyeceğini belirtirler. Karşı çıkanlar çoğaldıkça Müjde daha da çok yayılacaktı.

Bu ifadeyi belki de en geniş anlamıyla ele almak gerekmektedir. Pavlus kendi davasının emin ellerde olduğuna ikna olmuştu. Ölümle karşı karşıya olsa bile kuşku duymuyordu. İsa Mesih onun Yüce Rabbi’ydi ve O’nunla birlikteyken yenilgi söz konusu olamazdı. Kaygılanmayı gerektirecek bir durum yoktu. Pavlus’un kurtulmuş olduğu ve yeryüzünde Mesih’e olan hizmetinin de çok değerli olduğu kesindi.

O gün Pavlus’un sevdiği bir ifadeydi. Rab İsa Mesih’in gelişine ve özellikle de O’na olan hizmetin gözden geçirileceği ve sadık kalanların ödül alacakları Mesih’in yargı kürsüsüne göndermede bulunmaktadır.

1:13   Bu ayet iki şekilde anlaşılabilir. Timoteos ilk önce doğru sözlerin örneğine bağlı kalması için teşvik edilir. Yalnızca Tanrı sözünün gerçeğine sadık kalmayacak, ayrıca bu gerçeğin ifade ediliş şekline de bağlı kalacaktı. Bunu bir örnekle daha iyi açıklamak mümkündür. Günümüzde bazı kişiler, “yeniden doğmak”, “İsa’nın kanı” gibi eski moda ifadeleri artık terk etmemiz gerektiğini düşünürler. Ancak burada gizli bir tehlike söz konusudur. Kutsal Kitap’ın ifade biçimlerini terk ederken bu ifadelerle aktarılan temel gerçekleri de terk etmiş olurlar. Dolayısıyla Timoteos’un da doğru sözlerin örneğine bağlı kalması gerekiyordu.

Ancak ayet, Pavlus’un sözlerinin Timoteos’a örnek oluşturması gerektiğini kastediyor da olabilir. Bundan sonra Timoteos’un öğreteceği her şeyin ona verilmiş olan bu örnekle uyumlu olması gerekiyordu. Timoteos hizmetini yerine getirirken bu örneğe imanla ve Mesih İsa’da olan sevgiyle bağlı kalmak durumundaydı. İman, güven kadar bağlılık anlamını da taşır. Sevgi de yalnız Tanrı’ya olan sevgiyi değil, diğer imanlıları ve çevremizdeki bozulan dünyayı da kapsar.

1:14   İyi öğretilerle kastedilen Müjde’dir. Kurtarıcının sevgi dolu bildirisi Timoteos’a emanet edilmişti. Ondan buna herhangi bir ekleme yapması ya da herhangi bir şekilde geliştirmesi istenmiyor. Onun sorumluluğu, içimizde yaşayan Kutsal Ruh aracılığıyla onu korumaktır. Pavlus bu mektubu yazarken, topluluğu sıkıntıya sokan, imandan uzaklaşan kişilerin farkındaydı. Hıristiyanlık inancına değişik yönlerden saldırılar olacaktı. Timoteos’a Tanrı’nın sözüne sadık kalması öğütlenmişti. Bunu yaparken kendi gücüne dayanması gerekmiyordu. İçinde yaşayan Kutsal Ruh gerekli gücü verecekti.

1:15   Elçi, topluluğu kuşatan kara bulutları düşünürken, Asya İli’nde olan bazı imanlıların kendisini terk edişini anımsıyor. Bu mektup yazılırken Timoteos büyük olasılıkla Efes’te olduğundan elçinin ne demek istediğini çok iyi anlayabiliyordu.

Asya’daki imanlıların, Pavlus’un yakalanıp hapse atıldığını duyduklarında, onunla olan ilişkilerini koparma yoluna gitmiş olmaları mümkündür. Pavlus’un onlara en çok gereksinim duyduğu bir zamanda onu terk ettiler. Herhalde kendi güvenlikleri için korkuyorlardı. Roma hükümeti Hıristiyanlığı yaymaya çalışanları yakından izliyordu. Elçi Pavlus Hıristiyanlığın en iyi temsilcilerinden biriydi. Onunla ilişki kurmayı deneyen birinin hemen, onun inancına sempati duyan biri olduğu düşünülecekti.

Burada Mesih inanlılarının Rab’bi ya da topluluğu terk ettikleri ne belirtilir ne de ima edilir. Yine de bu eylemleri, korktuklarından ötürü Pavlus’u zor zamanda vefasızca yalnız bırakmalarına neden olmuştu.

Figelos ve Hermogenis belki de kendilerini Pavlus’tan ayıran bir hareketin önderleriydi. Bu kişiler, diğer imanlılar gibi Mesih’in adının aşağılanmasına sabretmeyi reddettikleri için kendi adlarına sonsuza dek sürecek bir utanç ve leke sürmüş oldular. Guy King bu konuda şöyle bir yorum yapar: “Bu dünyada adlarının karalanmasına engel olamazlardı, ama karakterlerinin karalanmasını engelleyebilirlerdi.”

1:16   Onisiforos ile ilgili iki görüş vardır. Bazıları onun da Pavlus’u terk ettiğini ve bu nedenle de elçinin, Rab Onisiforos’un ev halkına merhamet etsin, diye dua ettiğini belirtirler. Bazıları ise, biraz önce belirtilen kişilerin tersine, Onisiforos’un bağlılığından ötürü anıldığını öne sürerler. Bizce de doğrusu budur.

Pavlus, Rab’den Onisiforos’un ev halkına merhamet etmesini diler. Matta 5:7 ayetine göre merhamet merhameti olanlara verilen bir ödüldür. Onisiforos’un Pavlus’un içini nasıl ferahlattığını tam olarak bilmiyoruz. Belki de soğuk ve karanlık Roma hücresine giysi ve yiyecek getirmişti. Sonuçta tutuklu bulunan Pavlus’u ziyaret etmekten utanmamıştı. Kişisel güvenliğiyle ilgili hiçbir düşünce, zor durumda olan arkadaşına yardım etmekten onu alıkoymadı.

Jowet bunu çok güzel bir biçimde açıklar:

Onisiforos karakterinin çok güzel bir yönü, elçinin şu cümlesinde açıklanmıştır: “Zincire vurulmuş olmamdan utanmadı.” Bir insanın zincire vurulmuş olması o kişinin arkadaş çevresini de daraltır. Yoksulluk ya da dışlanma, insanları bu durumdaki kişilerden uzaklaştırır. Kişi saygın bir yerde ise arkadaşı çok olur. Ancak zincire vurulduğunda arkadaşları da uzaklaşmaya başlar. Ancak sabahın o ferahlatıcı esintisi, akşamın karanlığında başlar. “Zincire vurulmuş olmamdan utanmadı.” Zincir, çekici bir etki yaratmıştı ve bu etki, Onisiforos’un daha etkili bir biçimde hizmet etmesini sağlamıştı.8

Bazıları bu ayeti ölüler için dua etmeyi desteklemek için kullanırlar. Pavlus’un bunu yazdığı sırada Onisiforos’un ölmüş olduğu ve yine de Pavlus’un Tanrı’dan ona merhamet etmesini dilediğini öne sürerler. Ancak Onisiforos’un ölmüş olduğuna ilişkin hiçbir ipucu yoktur. Bu görüşü savunanlar, Kutsal Kitap’a uymayan bir uygulamayı desteklemek için her yola başvuran kendini bilmez kişilerdir.

1:17   Onisiforos Roma’ya geldiğinde en az üç seçeneği vardı. Birincisi, tüm Mesih inanlılarından uzak durmak; ikincisi, imanlılarla gizlice buluşmak ve son olarak da hapisteki Pavlus’u ziyaret ederek kendini tehlikeye atmak. Bu durumda da Romalı yetkililerle yüz yüze gelmiş olacaktı. Onisiforos sonsuz yaşamı düşünüp sonuncusunu seçti. Pavlus’u gayretle arayıp buldu.

1:18   Elçi bu sadık dostunun o gün Rab’den merhamet bulmasını diliyor. Merhametin buradaki anlamı ödüldür. O gün ile kastedilen de, daha önce de belirtildiği gibi, ödüllerin dağıtılacağı gün, yani Mesih’in yargı kürsüsüdür.

Elçi Pavlus bölümü bitirirken Timoteos’a, Onisiforos’un Efes’te ona nasıl değişik şekillerde hizmet ettiğini anımsatıyor.

 

Kutsal Kitap

1 Mesih İsa’daki yaşam vaadi uyarınca Tanrı’nın isteğiyle Mesih İsa’nın elçisi atanan ben Pavlus’tan sevgili oğlum Timoteos’a selam! Baba Tanrı’dan ve Rabbimiz Mesih İsa’dan sana lütuf, merhamet ve esenlik olsun.
2 (SEE 1:1)
3 Durmadan, gece gündüz dualarımda seni anarak atalarım gibi temiz vicdanla kulluk ettiğim Tanrı’ya şükrediyorum.
4 Gözyaşlarını anımsıyor, sevinçle dolmak için seni görmeyi özlemle bekliyorum.
5 Sendeki içten imanı anımsıyorum. Önce büyükannen Lois’in ve annen Evniki’nin sahip olduğu imana şimdi senin de sahip olduğuna eminim.
6 Bu nedenle, ellerimi senin üzerine koymamla Tanrı’nın sana verdiği armağanı alevlendirmen gerektiğini hatırlatıyorum.
7 Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhu değil, güç, sevgi ve özdenetim ruhu vermiştir.
8 Bunun için Rabbimiz’e tanıklık etmekten de O’nun uğruna tutuklu bulunan benden de utanma. Tanrı’nın gücüyle Müjde uğruna benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger.
9 Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır.
10 (SEE 1:9)
11 Ben Müjde’nin habercisi, elçisi ve öğretmeni atandım.
12 Bu acıları çekmemin nedeni de budur. Ama bundan utanmıyorum. Çünkü kime inandığımı biliyorum. O’nun bana emanet ettiğini o güne dek koruyacak güçte olduğuna eminim.
13 Benden işitmiş olduğun doğru sözleri örnek alarak imanla ve Mesih İsa’da olan sevgiyle bunlara bağlı kal.
14 Sana emanet edilen iyi öğretileri içimizde yaşayan Kutsal Ruh aracılığıyla koru.
15 Biliyorsun, Asya İli’ndekilerin* hepsi beni terk edip gittiler. Figelos’la Hermogenis de bunlardandır.
16 Rab, Onisiforos’un ev halkına merhamet etsin. Çünkü o çok kez içimi ferahlattı ve zincire vurulmuş olmamdan utanmadı.
17 Tersine, Roma’ya geldiğinde beni gayretle arayıp buldu.
18 O gün Rab’den merhamet bulmasını dilerim. Efes’te onun bana ne kadar hizmet ettiğini sen de çok iyi bilirsin.

1. W.E. Vine, Exposition of the Epistles to Timothy, sf.60,61.

2. D. Edmond Hiebert, Second Timothy, sf.26.

3. Grekçe’de latereuō olarak geçer ve “tapınma” anlamındaki latreia ile ilişkili­dir. (İngilizce’de Meryem’e duyulan hayranlık için kullanılan “mariolatry” sözcüğü ile karşılaştırınız).

4. Hiebert, Second Timoty, sf.31.

5. “İçten” sözcüğü Grekçe’de “ikiyüzlü olmayan” anlamına gelmektedir. Maskesi­nin altından (hupo) cevap veren bir oyuncu ile ilintilidir.

6. Vine, Exposition, sıralanan ayetlerin altında.

7. Bazı metinlerde, “Diğer uluslar için” ifadesi de geçer.

8. J.H. Jowet, Things That Matter Most, sf.161.