Efesliler 1

YORUM

I. İMANLININ MESİH’TEKİ KONUMU (Bölüm 1 – 3)

A. Selamlama (1:1-2)

1:1   Pavlus adı “küçük” anlamına gelir. Pavlus fiziksel görünüş açısından bu tanıma uymuş olsa da ruhsal açıdan bıraktığı etki çok büyüktür. Kendini Mesih İsa’nın elçisi olarak tanıtır. Bu, göğe yükselen Rab’bin ona özel bir görev vermiş olduğu anlamına gelir. Bu görev Müjde’yi diğer uluslara duyurmak ve kilise ile ilgili yüce gerçekleri öğretmekti (3:8-9). Efesliler kitabı kiliseye yönelik bir kitap olduğuna ve burada açıklanan gerçekler de ilk olarak elçiler ve peygamberlere açıklandığına (3:5) göre Pavlus’un kendini elçi olarak tanıtmasında bir yanlışlık yoktur. O’nun kendisini bu şekilde tanımlaması, bir gurur işareti olmaktan çok, kendisinin bu konularda sanki yetki sahibiymiş gibi konuşmasının nedeninin bir açıklamasıydı. Yetkinin kaynağı Tanrı’nın isteğiyle sözcüklerinde açıklanır. Pavlus bu işi bir uğraş olarak seçmemişti. Kimse de onu bu göreve atamadı. Bu tanrısal ve sonsuz bir çağrıydı (Gal.1:1).

Mektup, Efes’te bulunan ve Mesih İsa’ya iman eden kutsallara hitaben kaleme alınmıştır. Kutsallar dünyadan Tanrı için ayrılmış kişilerdir. Yeni Antlaşma’da yeniden doğmuş olan tüm imanlılara bu ad verilir. Bu sözcük, kişinin kendisini değil, Mesih’teki imanlı konumunu işaret etmektedir. Her zaman çok kutsal görünmeseler de Mesih’te tüm imanlılar kutsaldır. Örneğin Pavlus, kutsal bir yaşam sürmediklerini gördüğümüz Korintliler’e bile ‘kutsallar’ diye hitap eder (1Ko.1:2). Ancak Tanrı’nın isteği, yaşam şeklimizin konumumuza uygun olması, yani kutsalların kutsallığa yaraşır bir yaşam sürmesidir.

Mesih İsa’ya iman eden kutsallar. İman eden “İnanmış olan” anlamına geldiğinden tüm gerçek Hıristiyanlar için doğru bir tanımdır. Elbette iman edenlerin aynı zamanda sağlam ve güvenilir olmaları da gerekir. Ancak buradaki asıl düşünce, bu kişilerin Mesih İsa’yı tek Kurtarıcıları ve Rableri olarak kabul etmiş olmalarıdır.

Birçok el yazması metinde bulunsa da, en eski iki metinde Efes’te sözcüğü yer almaz. Çok sayıda uzman bunun, Efes kilisesinin en göze çarpan topluluk olduğu çeşitli yerlerdeki Hıristiyan topluluklarda okunmak üzere elden ele dolaştırılan bir mektup olduğunu düşünür. Çok şükür ki bu sorun, ne mektubun yetkisini ne de bizim için ifade ettiği değeri etkiler.

1:2   Ardından elçinin kutsalları selâmladığını görüyoruz. Buradaki her sözcük, bugün kullanılan birçok anlamsız selâmlaşma biçiminden farklı olarak, gizemli bir ruhsal anlam ve önem yüklüdür.

Lütuf, günlük yaşam için tanrısal rehberlik anlamına gelir. Pavlus’un okuyucuları Tanrı’nın lütfu ile, kaybolmuş olana verdiği hak edilmemiş iyiliği sayesinde kurtulmuş durumdadırlar. Ancak şimdi yaşamın sıkıntı ve sorunlarını göğüslemek için Tanrı’dan alacakları bir güce gereksinimleri vardır. Elçi onlar için bunu arzulamaktadır.

Esenlik, yaşamın tüm değişimleri içinde sakin kalan ruhu ifade eder. Kutsallar iman ettiklerinde Tanrı ile bir esenliğe kavuşmuşlardır. Ancak her gün, olaylardan bağımsız, huzur veren ve her şeyi duayla Tanrı’ya götürmekten kaynaklanan (Flp.4:6-7) tanrısal esenliğe gereksinim duyarlar.

İlkin lütfun sonra da esenliğin geldiğine dikkat ediniz. Sıra her zaman böyledir. Ancak lütuf yoluyla günah sorunu çözümlendikten sonra bu esenlik bilinebilir. Bir imanlı, Tanrı’nın verdiği hak edilmemiş güç sayesinde yaşamın tüm iniş çıkışlarında esenliği, mükemmel esenliği hissedip yaşayabilir.

Lütuf (Charis), Grekçe bir sözcüktü. Yahudiler selamlaşırken esenlik sözcüğünü kullanırlar. İkisini yan yana koyduğumuzda tüm dünyaya yönelik minyatür bir müjde elde ederiz. Bu ikisini birleştirdiğimizde, Yeni Antlaşma topluluğunun, yani Yahudiler’in ve diğer uluslardan olanların Mesih’te tek Beden olduğunu görmüş oluruz.

Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten gelen lütuf ve esenlik. Pavlus Baba Tanrı ile Rab İsa’yı aynı düzeye koymaktan çekinmez. Baba’yı onurlandırdığı gibi, Oğul’u da onurlandırır. Biz de öyle yapmalıyız (Yu.5:23).

Harika bir ifade olan Babamız Tanrı ifadesine dikkat edelim. Tek başına alındığında Tanrı sözcüğü çok yukarıda ve ulaşılamaz anlamını verebilir. Öte yandan Baba yakın ve ulaşılabilir olanı çağrıştırır. Bu ikisi bizim (-mız) takısıyla birleşince bizi, sonsuzlukta bulunan yüce Tanrı’nın, Rab İsa’ya iman yoluyla yeniden doğmuş olan herkesin sevecen Babası olduğu harika gerçeğine ulaştırır.

Kurtarıcımızın tam adı Rab İsa Mesih’tir. Rab olarak üzerimizde ve tüm sahip olduklarımıza hükmetme hakkına sahip Efendimiz O’dur. İsa olarak günahtan Kurtarıcımızdır. Mesih olarak da tanrısal olarak atanmış olan Kahinimiz, Peygamberimiz ve Kurtarıcımızdır.

B. Pavlus’un Lütfun Bereketleri İçin Şükranı (1:3-14)

1:3   Elçi kısa bir selamın ardından harika bir hamt ilahisiyle sesini yükselterek Yeni Antlaşma’daki tapınmanın en güzel örneklerinden birini verir. Burada lütfun bereketlerinden ötürü taşan bir yüreğin Tanrı’yı yüceltişini görüyoruz. Pavlus bu ayetlerde (3-14) Tanrı’nın geçmişteki sonsuzdan gelecekteki sonsuza dek uzanan kurtuluşla ilgili işlerinin izini sürer. Bu zorunlu olarak Tanrı’nın isteğinin gizeminin tartışmasını da içerir – inanan Yahudiler’le diğer uluslardan olanların görkemli bir mirasa ortak olmaları.

Elçi burada Tanrı’yı bilen, tanıyan herkesi Rab’be sevgiyle hamt edip O’nu yüceltme yoluyla kutsanma dilemeye davet eder. Kutsamış olan, Rabbimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’dır. İsa, Tanrı’dan bazen Tanrı olarak (Mat.27:46), bazen de Baba olarak söz eder (Yu.10:30). Kutsanmış olan aynı zamanda da kutsayandır. O’na hamt ederek biz de O’nu kutsarız. Lütfunun zenginliklerini üzerimize yağdırarak O da bizi kutsar ve hoşnut kılar.

O bizi Mesih’te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamıştır. Aşağıdaki lütuf piramidi bunu çok güzel bir biçimde ifade eder:

Kutsama
Ruhsal Kutsama
Her Ruhsal Kutsama
Göksel Yerlerde Her Ruhsal Kutsama
Mesih’te Göksel Yerlerde Her Ruhsal Kutsama

O’nun yüreğinin ve elinin ne kadar açık olduğuna dikkat edin – her ruhsal kutsama. Bunların ruhsal kutsamalar olduğuna da dikkat edin. Bunu açıklamanın en kolay yolu bu kutsamaları yasa altındaki İsrail’in kutsamaları ile karşılaştırmaktır. Eski Antlaşma’da sadık ve söz dinleyen bir Yahudi’nin ödülü uzun ömür, geniş bir aile, bereketli ürün ve düşmanlarından korunma olurdu (Yas. 28:2-8). Bunun tersine Hıristiyanlıktaki kutsamalar ruhsaldır, yani gözle görülmeyen, maddesel olmayan ve çürümeyen hazinelerdir. Elbette Eski Antlaşma kutsalları ruhsal bereketler de alıyorlardı, ancak birazdan görüleceği gibi, Hıristiyan birey daha önceleri bilinmeyen ruhsal bereketler almaktadır.

Bizim kutsamalarımız, göksel yerlerde ifadesi, Efesliler’de beş kez geçer:

  • 1:3 Ruhsal kutsamamızın yeri
  • 1:20 Mesih’in şu andaki tahtının ortamı
  • 2:2 Bizim şimdi Mesih’teki yerimiz
  • 3:10 Meleklerin Tanrı’nın bilgeliğine tanıklık ettiği yerin toplulukta gösterilmesi
  • 6:12 Günümüzde kötü ruhlarla olan sorunların kaynağı

Bu bölümleri yan yana getirirsek, göksel yerlerin Kutsal Kitap’a uygun gerçek bir tanımını elde ederiz. Unger’in dediği gibi göksel yerler, “İmanlının, Ruh’un vaftiziyle Mesih’le birleşmesinin sonucu olarak aldığı konumdur.” Tüm ruhsal kutsamalar Mesih’tedir. Bunu, Golgota’da bizim için canını vererek sağlayan da O’dur. Şu anda bütün bu kutsamalar O’nun aracılığıyla bizimdir. Tanrı’nın imanlılar için sağladığı her şey Rab İsa’dadır. Kutsamaları alabilmek için iman yoluyla Mesih’e bağlanmış olmalıyız. Bir kişi Mesih’e ait olduğunda, bunlara da sahip olma konumuna erişir. Chafer şöyle der: “Kurtulmuş olan herkesi barındıran Mesih’te olmakla, Mesih’in yaptığı her şeye, O’nun şu anki ve sonsuza dek sürecek varlığına ortak olunur.” 1

Mesih’te ifadesi, Efesliler kitabındaki temel ifadelerden biridir. Yeni Antlaşma’da birbiriyle yakından ilişkili iki gerçek vardır: İmanlının konumu ve eylemleri.

Öncelikle imanlının konumuna bakalım. Dünyadaki herkes ya “Adem’dedir” ya da “Mesih’tedir” “Adem’de” olanlar günahları içinde yaşamaktadırlar ve dolayısıyla Tanrı’nın önünde suçlu durumdadırlar. Tanrı’yı hoşnut etmek ya da gözüne girmek için yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Tanrı’dan herhangi bir şey için bir hak iddia edemezler, ki zaten hak ettikleri onlara verilmiş olsaydı sonsuza dek mahvolurlardı.

Bir kimse iman ettiğinde, Tanrı artık o kişiye Adem’in suçlu bir çocuğu olarak bakmaz. Tersine onu Mesih’te olan biri olarak görüp öylece kabul eder. Bu noktayı görmek önemlidir. İman eden bir günahlı kendisinde bulunan bir özellikten dolayı değil, Mesih’te olduğu için kabul edilir. Mesih’teyse Tanrı’nın önünde, Mesih’in kendisini kabul etmesi sonucu donanmış olarak durabilir. Mesih yaşadıkça, yani sonsuza dek Tanrı’nın iyiliğini görür.

O halde imanlının konumu Mesih’te ne olduğuyla ilgilidir. Ancak madalyonun öbür yüzünde imanlının eylemleri ve yaşamı vardır. Bu onun kendisiyle ilgilidir. Konumu mükemmelse de eylemleri mükemmel değildir. Tanrı’nın isteğiyse yaşamının, bulunduğu konuma gitgide artan bir oranda uygun hale gelmesidir. Ancak cennete gidene kadar tümüyle mükemmel olamayacaktır. Bununla birlikte yeryüzünde olduğu sürece sürekli olarak kutsallaşmaya, gelişmeye ve Mesih’e benzemeye çalışmalıdır.

İmanlının konumu ile durumu arasındaki farkı anladığımızda, birbirine karşıt gibi görünen şu ayetleri daha iyi kavrayabiliriz:

 

Yetkinliğe erdirmiştir (İbr.10:14) Siz de yetkin olun (Mat.5:48)
Günah karşısında ölmüş olan bizler (Rom.6:2) Kendinizi günah karşısında ölü sayın (Rom.6:11)
Kutsal bir ulus (1Pe.2:9) Kutsal olun (1Pe.1:15)

İlk sütundakiler konumla, ikinci sütundakiler yaşayışla ilgilidir.

Pavlus’un Efesliler’e Mektubu bu gerçeğe paralel iki bölüme ayrılabilir: Konumumuz (Mesih’teki kimliğimiz) (1–3. bölümler); Yaşayışımız (Kendi kimliğimiz) (4–6. bölümler). İlk bölüm öğretiyle, ikinci bölüm görevlerimizle ilişkilidir. İlk üç bölümde konumumuz şu ifadelerle tanımlanır: “Mesih’te”, “Mesih İsa’da”, “O’nda”. Son üç bölümde de “Rab’de” ifadesi, imanlının Rab olarak Mesih’e olan sorumluluğunu açıklamak için sıkça kullanılır. Birinin güzel bir şekilde ifade ettiği gibi; mektubun ilk yarısı imanlının göksel yerlerde Mesih’teki konumunu resmederken, son yarısı da onun günlük yaşayışını, örneğin mutfaktaki konumunu resmeder.

Şimdi göksel yerlerde Mesih’te bizim olan ruhsal kutsamaları gözden geçirelim.

1:4   Birincisi çoğu kişinin seçilmişlik olarak bildiği durumdur. O, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti.

Önce seçilmişliğin olumlu yönüne dikkat edin: O… bizi seçti. Sonra gerçeğin konumla ilgili yönü belirir: Mesih’te. Burada, Tanrı’nın Kendi halkı için olan amaçlarını gerçekleştiren Rab İsa’nın hizmeti ve Kişiliği söz konusudur. Tanrı’nın seçme zamanı, dünyanın kuruluşundan önce ifadesiyle belirtiliyor. Amaçlanan da sevgide kutsal ve kusursuz olmamızdır. Bu amaç O’nun yanına cennete gidene kadar tam anlamıyla gerçekleşmiş olmayacaktır (1Yu.3:2). Ancak bu süreç burada olduğumuz sürece devam etmelidir.

Dua: “Rab, beni şimdi kutsal kıl, çünkü benim için amacın budur. Amin.”

TANRI’NIN SEÇİMİ ÜZERİNE ARASÖZ

Seçilmişlik öğretisi insanın kafasında önemli sorulara yol açtığından, Kutsal Kitap’ın bu konuda ne dediğine (ve demediğine) daha yakından bakmamız gerekir.

Öncelikle Tanrı’nın, insanları kurtulmaları için seçtiğini öğrettiğini görüyoruz (2Se.2:13). İmanlılara “Tanrı’nın ön bilgisine göre seçilmiş olanlar” diye hitap eder (1Pe.1:2). Kutsal Kitap insanların Müjde’ye verdikleri yanıta bakılarak seçilmiş olup olmadıklarının bilinebileceğini öğretir. İşittikten sonra inananlar seçilmiş kişilerdir (1Se.1:4-7).

Öte yandan Kutsal Kitap, Tanrı’nın insanların kaybolmalarını istemediğini de öğretir. O’nun bazılarını kurtarmak için seçtiği gerçeği, diğerlerini gelişigüzel bir şekilde suçlamak istediği anlamına gelmez. O, kurtuluşu hak eden (bir kişi bile yoktur) kişileri asla suçlamaz, ancak suçlanmayı hak edenlerin bazılarını kurtarır. Pavlus seçilmişleri, “Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet ettikleri…” (Rom.9:23) kişiler olarak tanımlar. Ancak kaybolanlar söz konusu olunca şöyle der: “Gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlar” (Rom. 9:22). Tanrı insanlar için mahvoluş değil, onları yüceliğe götürecek merhamet yolları hazırlar. Ancak insanlar kendi mahvoluşlarını kendi inançsızlıklarıyla hazırlarlar.

Seçilmişlik öğretisi Tanrı’yı Tanrı yapar. Mutlak güce sahip olan O’dur. Adil olmayan bir şeyi yapmaktan hoşlanmaz, ama yapılması gereken her şeyi yapabilir. İnsanlık kendi haline bırakılsaydı, herkes mahvolurdu. Tanrı’nın bazılarına merhamet göstermeye hakkı vardır.

Ancak olayın başka bir yönü daha vardır. Yüce olan tarafından seçilmeyi öğreten Kutsal Kitap, insanın sorumluluğunu da öğretir. Hiç kimse seçilmişlik öğretisini kurtulmamış olmaya bir bahane olarak kullanamaz. Tanrı tüm insanlara iyi niyetle kurtuluş sunmaktadır (Yu.3:16,36; 5:24; Rom.10:9,13). Günahlarından tövbe edip Rab İsa Mesih’e iman eden herkes kurtulabilir. Dolayısıyla bir kimse kaybolmuşsa, Tanrı öyle istediğinden değil, kendisi öyle karar verdiğindendir.

Kutsal Kitap kabul etmeye hazır olan herkese seçilmişliği ve karşılıksız kurtuluşu sunmaktadır. Şu ayet iki öğretiyi de kapsar: “Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam” (Yu.6:37). Ayetin ilk yarısı Tanrı’nın yüce seçimini ifade ederken, ikinci yarısı herkese merhamet etmeyi ifade etmektedir.

Bu durum insan aklını zorlar. Tanrı tüm insanlara karşılıksız bir kurtuluş sunuyorsa, nasıl olup da içlerinden bazılarını seçebilir? Açıkçası bu bir gizemdir. Ancak Tanrı için değil, bizim için gizemli bir durumdur. Kutsal Kitap ikisini de öğrettiğinden iki öğretiye de inanmak bizim için en iyisi olacaktır. Gerçek, insanın seçilmişliğiyle iradesi arasında bir yerde değil, her iki uçtadır. W.G. Blaikie bunu şöyle özetler:

Tanrısal yücelik, insan sorumluluğu ve merhametin herkese karşılıksız sunulması Kutsal Kitap’ta bir arada bulunmaktadır. Bunları kendi mantığımızla uyuşturamasak da her birini aklımızda tutmalıyız. 2

1:5   Tanrı’nın lütuf hazinesinin ikinci ruhsal kutsaması önceden belirlenmelidir. Bu, seçilmişlikle bağlantılı ise de, aynı şey değildir. Seçilme, Tanrı’nın insanların kurtuluşuyla ilgili kararıdır. Ancak önceden belirleme, Tanrı’nın, kurtulanların kendi ailesine oğullar olarak kabul edilişini çok önceden saptamış olmasıdır. Bizi kendine oğullar yapmaksızın da kurtarabilirdi, ancak her ikisini yapmayı seçti.

Birçok çeviride dördüncü ayetin sonu ile beşinci ayet şu şekilde bağlanır: Bizi sevgiyle önceden belirledi.

Bu bize, Tanrı’yı bizimle böylesine lütufkâr bir şekilde ilgilenmeye yönelten benzersiz şefkati anlatır. Kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi ifadesinde görkemle oğulluğa kabul edilme söz konusudur. Yeni Antlaşma’da oğulluk, imanlının tüm ayrıcalık ve sorumluluklarıyla birlikte Tanrı’nın ailesine olgun ve yetişkin biri olarak kabul edilmesi anlamına gelir (Gal.4:4-7). Oğulluk Ruhu, imanlının yüreğine Tanrı’ya Baba diyebilme güdüsünü yerleştirir (Rom. 8:15).

İsa Mesih aracılığıyla oğullar olmaktayız. Günahlarımızla yaşamış olsaydık, Tanrı bizi Kendisine bu denli yakın bir konuma getiremezdi. Dolayısıyla Rab İsa yeryüzüne geldi ve ölümü, gömülmesi ve dirilişi sayesinde günaha, Tanrı’yı tatmin edecek bir çözüm getirmiş oldu. O’nun Golgota’da kurban edilişi, Tanrı’nın oğulları olabilmemi sağladı.

Bunların tümü de O’nun isteği ve iyi amacı uyarınca olmuştur. Bizim geleceğimizin ardındaki yüce istek budur. Bu, “O bunu neden yaptı?” sorusunu da yanıtlar. Bu, O’nun iyi amacından ötürüydü. Tanrı biricik Oğlu’na itaatkâr, O’na benzeyen ve hep öyle kalacak olan oğullarla çevresini donatmak ister.

1:6   Öyle ki, sevgili Oğlu’nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. Pavlus Tanrı’nın lütfunu, önce bizi seçişinde, sonra da oğulları olmamızı öngörüşünde düşündükten sonra, hem bir öğüt, hem bir uyarı, hem de bir açıklama niteliğindeki bu ifadeyle derin düşüncelerini noktalar. Uyarıdır, çünkü bu yüce lütfun süregelen övgülerinin kutsallığı söz konusudur. Açıklamadır, çünkü Tanrı’nın bizimle ilgili tüm lütufkâr işlerinin sonucu ve temeli Kendi yüceliğidir. Bu eşsiz iyiliğinden dolayı sonsuza dek hayran olunacak O’dur. Yüce lütfunu karşılıksız olarak bize bağışladığına dikkat edin! Lütfu alan biziz. Lütfun aracısıysa sevgili Oğlu’dur. Son olarak da öğüttür, çünkü Pavlus şöyle diyor: “Yüce lütfu övülsün.” Sözlerimize devam etmeden bunu yapalım!

Yüce harikalar Tanrısı!
Tüm işlerin açıklar tanrısal özelliklerini,
Harikalarının üstüde parlar lütfun.
Var mı başka Tanrı, senin gibi bağışlayan?
Kimde var böylesine bol ve karşılıksız lütuf?
    — Samuel Daries

1:7   Tanrı’nın, halkı için olan yüce ve sonsuz planını izlerken, kurtuluş gerçeğine geliyoruz. Bu, Mesih’in bizi günahın boyunduruğundan ve suçundan kurtarıp özgür bir yaşama başlatan eylemini açıklar. Rab İsa Kurtarıcıdır (Mesih’te kurtuluşa sahibiz). Biz kurtulduk! O’nun kanı, bu kurtuluşun ücretidir; daha az bir ücretle de kurtulamazdık zaten.

Kurtuluşun sonuçlarından biri de suçlarımızın bağışıdır. Bağış kurtuluşla aynı değildir; onun meyvelerinden biridir. Mesih günahlarımızın bağışlanması için gereken her şeyi yapmak durumundaydı. Bu çarmıhta sağlanmıştı.

Bu bağışın ölçüsü, lütfunun zenginliği sayesinde ifadesiyle dile getirilir. Eğer Tanrı’nın lütfunun zenginliğini ölçebilseydik, bizi ne kadar bağışladığını da ölçebilirdik. Lütfu sonsuz olduğuna göre sağladığı bağışlama da sonsuzdur!

1:8   O bizi lütufla seçti, geleceğimizi belirledi ve kurtardı. Ancak hepsi bu kadar değil! Tanrı aynı lütfu tüm bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırmıştır. Yani planlarını ve amaçlarını lütufkâr bir şekilde bizimle paylaşmıştır. Tanrı, kilise ve evren için olan planlarını kavrayabilir noktaya ulaşmamızı arzular. Bizi sırdaşı gibi görerek büyük amacını açıklamıştır.

1:9   Pavlus Tanrı’nın, tüm bilgelik ve anlayışını yağdırışına, yani kendi isteğinin sırrını açıklayışına değiniyor. Mektubun asıl konusu da şudur: Mesih’i ve kiliseyi ilgilendiren yüce gerçek! Bu kutsal, gizli, daha önce bilinmeyen, ancak şimdi kutsallara açıklanan bir sırdır. Esrarengiz bir sır değildir. Bu harika plan, dış etkilerden bağımsız olarak Tanrı’nın yüce isteğine göre, yani iyi amaç uyarınca yapılmıştır. Planın asıl temelinin Rab İsa Mesih olduğu şu sözlerle ifade edilir: Tanrı… Mesih’te edindiği…

1:10   Pavlus Tanrı’nın planının gizli yönleri hakkında daha ayrıntılı açıklamalar yapmaya başlar. Bu bölümde sırrın geleceğini düşünmektedir. 2. ve 3. bölümler sırrın şimdiki durumunu aydınlatmaktadır.

Pavlus’un kafasındaki zaman, zaman dolunca ifadesiyle belirtiliyor. Kanımızca bu ifade, Mesih’in kralların Kralı ve rablerin Rab’bi olarak egemenlik sürmek üzere yeryüzüne geleceği Bin Yıllık Dönemi işaret etmektedir. Tanrının, insanın yeryüzündeki tarihinin son dönemine yönelik özel bir planı vardır.

Plan Mesih’in her şeyin başı olmasıdır. Bin Yıllık Egemenlik Döneminde yerdeki ve gökteki tüm varlıklar Mesih’te birleşecektir. Bugün reddedilen ve sahip çıkılmayan Kurtarıcı, o zaman önem kazanacak, tüm evrenin kendisine tapınacağı Rab olacaktır. Tanrı’nın amacı şudur: Yerdeki ve gökteki tüm varlıkların başına Mesih’i getirmek.

Mesih’in egemenliğinin sınırları şu sözcüklerle verilebilir: “Yerdeki ve gökteki her şey.” Bellett şöyle der:

Bu, daha önce açıklanmamış bir gizemdir. Yeşaya peygamber yeryüzünün Bin Yıllık Dönemde ne durumda olacağını resmeder. Ancak Bin Yıllık Dönemde Mesih’in yönetimindeki cennete ilişkin yeterli bilgimiz var mıdır? Yeşaya gökte ve yerde bulunanların yüceltilmiş Kişi tarafından yönetileceğini belirtmiş midir? 3

10. ayet bazen evrensel kurtuluş denen sahte bir öğretiyi desteklemek için kullanılır. Kimileri zamanla her şeyin ve herkesin Mesih’le barışacağını öne sürer. Ancak burada anlatılan nokta bu değildir. Pavlus evrensel kurtuluştan değil, evrensel egemenlikten söz etmektedir!

1:11   Bu sırrın diğer önemli bir yönü de diğer uluslardan ve Yahudiler’den iman etmiş olanların Tanrı’nın bu büyük planında yerlerinin olmasıdır. Elçi, 11. ve 12. ayetlerde bu sırrın Yahudiler ile ilişkisine, 13. ayette diğer uluslardan olanlarla ilişkisine değinmekte ve 14. ayetteyse her ikisini birleştirmektedir.

Pavlus ataları Yahudi olan Hıristiyanlar için; önceden belirlenip Mesih’te seçildik diyor. Paya ortak olmalarının nedeni önceki ulusal ayrıcalıkları değil, Mesih’le olan birliktelikleridir. Seçildik kelimesi, ileriki bir zamanı, yani tüm gerçek imanlıların Mesih’in Bedeni (Kuzunun Gelini) olarak şaşkınlık içindeki dünyaya gösterileceği zamanı işaret etmektedir.

Bu Yahudi Hıristiyanlar da çok önceden Tanrı’nın isteğiyle bu ayrıcalıklı yer için belirlenmişti. Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı’nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih’te seçildik.

1:12   Önceden belirlemenin amacı O’nun yüceliğinin övülmesiydi. Başka bir deyişle, onlar Tanrı’nın lütfunun işaretleridirler ve O’nun böylesine ham, işlenmemiş bir malzemeden nasıl Kendisine övgü sunan kişiler çıkartabildiğini gösterirler.

Elçi kendisinden ve diğer imanlı Yahudiler’den Mesih’e ilk umut bağlayan bizler diye söz ediyor. Pavlus, Hıristiyanlığın ilk günlerinde Müjde’ye karşılık vermiş olan Tanrı’ya bağlı Yahudi azınlığı düşünmektedir. Müjde ilkin Yahudiler’e duyurulmuştu. İsrail ulusunun çoğu onu reddetti. Ancak halkın Tanrı’ya sadık olan bir kısmı Rab İsa’ya iman etti. Pavlus da onlardan biriydi.

Kurtarıcı yeryüzüne ikinci kez geldiğinde durum farklı olacak. O zaman o ulus, O’na, yani bedenini deldikleri adama bakıp biricik oğlu için dövünenler gibi dövünecekler (Zek.12:10). “Sonunda bütün İsrail kurtulacaktır. Yazılmış olduğu gibi: ‘Kurtarıcı, Siyon’dan gelecek, Yakup’un soyundan tanrısızlığı uzaklaştıracak’” (Rom.11:26).

Pavlus ve onunla aynı çağda yaşamış olan Yahudi Hıristiyanlar, ulusları içinde herkesten önce Mesih’e inanmışlardı. Pavlus bu nedenle, “Mesih’e ilk umut bağlayan bizler” ifadesini kullanır.

Mesih’e “ilk umut bağlayanlar” O’nunla birlikte yeryüzünde egemenlik süreceklerdir. Ulusun geri kalanı O’nun egemenliğinin dünyasal halkı olacaktır.

1:13   Pavlus şimdi Yahudi olarak doğmuş imanlılardan, diğer uluslardan biri olarak doğmuş olanlara geçiyor ve bunu da “biz” yerine “siz” diyerek belirtiyor. Bu kişiler, putlara tapmaktan kurtarılmış, Tanrı’nın isteğinin sırrını en az, iman etmiş Yahudiler kadar paylaşabilecek kimselerdi. Elçi bu kısımda daha açık bir tanımlama yaparak bu kişilerin, Efesliler ve diğer puta tapan uluslardan olup sonradan Mesih’te bir araya getirilen topluluk olduğunu ifade etmektedir.

  • Müjdeyi işittiler,
  • Mesih’e iman ettiler,
  • Vaat edilen Kutsal Ruh’la mühürlendiler.

İlk olarak gerçeğin bildirisini, kurtuluş müjdesini işittiler. Kısaca, Rab İsa’ya iman yoluyla kazanılan kurtuluş ile ilgili iyi habere gönderme yapılmaktadır. Ancak daha geniş anlamda, Mesih’in ve elçilerinin tüm öğretişlerini kapsar.

Bu bildiriyi işittikten sonra kararlı bir iman adımıyla kendilerini Mesih’e adadılar. Kurtuluş yalnızca O’nda bulunur.

İman ettiklerinde hemen vaat edilen Kutsal Ruh’la mühürlendiler. Yani her gerçek imanlı, Tanrı’ya bağlı olduğunun işareti olarak Tanrı’nın Ruhu’nu alır ve böylece de yüceltilmiş bedenini alacağı zamana kadar Tanrı tarafından korunur. Yasal konularda olduğu gibi tanrısal konularda da mühür, sahip olmayı ve güvenceyi gösterir. İçimizde yaşayan Ruh, bizim Tanrı’ya ait olduğumuzu gösterir (1Ko.6:19-20) ve kurtuluş gününe kadar korunacağımızın güvencesidir (Ef.4:30).

Bizim mührümüz vaat edilen Kutsal Ruh’tur. Birincisi O Kutsal Ruh’tur, bu O’nun yapısıdır. Sonra da vaadin Ruhu’dur. Baba (Yoe.2:28; Elç.1:4) ve Rab İsa (Yu.16:7) tarafından vaat edilmiştir. Ayrıca Tanrı’nın imanlıya olan vaatlerinin hepsinin gerçekleşeceğinin garantisidir.

13. ayet bu mektupta geçen Üçlü Birlik ile ilgili ifadeleri tamamlar:

  • Baba Tanrı (a.3)
  • Oğul Tanrı (a.7)
  • Ruh Tanrı (a.13)

1:14   Pavlus yine kişi zamirlerinde bir değişiklik yapar. 11. ve 12. ayetlerdeki “biz” ile 13. ayetteki “siz”i, 14. ayette biz şekline dönüştürür. Bu dil manevrası ile 2. ve 3. bölümlerde açıklayacağı konularla ilgili imada bulunur: İman eden Yahudiler’le diğer uluslardan olanların birleşerek kiliseyi oluşturması.

Kutsal Ruh mirasımızın güvencesidir. Bu tüm taksitlerin ödeneceğini gösteren peşin ödeme gibidir. Diğer ödemelere benzer, ama miktar farklıdır.

Kutsal Ruh kurtulduğumuz andan itibaren, Mesih’te bizim olan zenginliklerin bir bölümünü bize göstermeye başlar. Yaklaşmakta olan yücelikleri bize tattırır. Ancak bir gün mirasa tümüyle sahip olabileceğimizden nasıl emin olabiliriz? Kutsal Ruh’un Kendisi güvencemizdir.

Mühür, alacağımız miras için güvence altında olduğumuzu garanti eder. Güvence de mirasın bizim için korunacağını garantiler.

Ruh, Tanrı’ya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir. İlk ürünün hasadın tamamını beklemesi gibi, güvence de tam kurtuluşu bekler. Ait olanlar kurtulduğunda Ruh’un garantörlük rolü sona erecektir. Ancak Pavlus ait olanlar derken neyi kastetmektedir?

  1. Mirasımızı kastediyor olabilir. Tanrı’ya ait olan her şey Rab İsa aracılığıyla bizimdir: Tanrı’nın mirasçıları ve Mesih’in ortak mirasçılarıyız (Rom.8:17; 1Ko.3:21-23). Günahın girmesiyle evren kirlenmiştir, barıştırılmaya ve temizlenmeye gereksinimi vardır (Kol.1:20; İbr.9:23). Mesih egemenlik kurmak için yeryüzüne döndüğünde bu inleyen yaradılış bozukluğun köleliğinden kurtarılacak ve Tanrı’nın çocuklarının görkemli özgürlüğüne kavuşturulacaktır (Rom. 8:19-22).
  2. Ait olanlar ifadesi imanlının bedeni anlamına gelebilir. Ruhlarımız ve canlarımız iman ettiğimiz anda kurtulmuş olur, ancak bedenlerimizin kurtuluşu gelecekte gerçekleşecektir. Acı çekme, yaşlanma ve ölüm gerçeği bedenlerimizin henüz kurtulmadığının kanıtıdır. Mesih bizim için döndüğünde (1Se.4:13-18) bedenlerimiz de yenilenecek ve O’nun yüce bedenine uygun hale gelmiş olacaktır (Flp.3:21). O zaman tamamen ve sonsuza kadar kurtulmuş olacağız (Rom.8:23).
  3. Son olarak da ait olanlar ifadesi, kiliseyi işaret ediyor olabilir (1Pe.2:9 -“Tanrı’nın öz halkı”). Bu durumda onun kurtuluşu, Mesih’in gelişini ve kiliseyi lekesiz olarak Kendine alışını beklemektedir (Ef.5:27). Bazılarının görüşüne göre Tanrı’ya ait olanlar ifadesi, Eski Antlaşma kutsallarını da kapsıyor olabilir.

Hangi görüşte olursak olalım sonuç aynıdır: Tanrı’nın yüceliğinin övülmesi. O zaman Tanrı’nın Kendi halkı için olan harika planı görkemli bir şekilde yerine gelmiş olacak ve sürekli olarak O’na hamt edilecektir. Pavlus bu bölümde bize üç kez, Tanrı’nın eylemlerinin amacının ve kaçınılmaz sonucunun O’nun yüceltilmesi olduğunu anımsatır.

  • Yüce lütfu övülsün (a.6)
  • O’nun yüceliğinin övülmesi için (a.12)
  • Tanrı’nın yüceliğinin övülmesi için (a.14)

C. Pavlus’un Kutsallar İçin Duaları ve Şükranları (1:15-23)

1:15   Bundan önceki bölümde 3. ayetten 14. ayete kadar olan yerde (Grekçe’de tek cümledir!) elçi, Tanrı’nın sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe uzanan programını takip eder. Zihnimizi meşgul eden ve korku uyandıran düşüncelere değinmiştir. Pavlus şimdi de bu önemli düşüncelerini okuyucularıyla, onların da ruhsal olarak aydınlanması için dua ederek paylaşmaktır. Pavlus’un onlar için en büyük dileği, Mesih’teki görkemli ayrıcalıklarının farkına varmaları ve Mesih’i kilisenin Başı olarak görebilmek için gereken muhteşem gücün kıymetini bilmeleridir.

Cümlenin başındaki bunun için sözü, Tanrı’nın geçmişte yaptıklarını ve 3-14. ayetlerde belirtildiği gibi Mesih’in bedeninin üyeleri için gelecekte yapacaklarını içermektedir.

Rab İsa’ya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduğumdan beri… Pavlus bunu öğrendikten sonra okuyucularının belirtilen ruhsal kutsamaları alacaklarından emin olmuştu ve onlar için dua etmeye koyuldu. Yaşamlarındaki kurtuluş mucizesi Rab İsa’ya olan imanlarıydı. Bütün kutsalları sevmeleri iman etmeleri sonucu yaşamlarını değiştiren gücü göstermekteydi.

Bu mektubun yalnızca Efesliler’e yazılmadığını öne süren Kutsal Kitap uzmanları, bu ayeti kanıt olarak kullanır. Pavlus burada okuyucularının iman durumunu işittiğini söylerken, sanki onlarla daha önce tanışmamış gibi bir anlam çıkmaktadır. Ancak Efes’te en az üç yıl kalmıştı (Elç.20:31). Bu nedenle buradan mektubun Efesliler’den başka kiliselere de gönderildiği sonucunu çıkarırlar.

Çok şükür ki, bu durum bizim ayetten çıkaracağımız dersi etkilemez. Örneğin Rab İsa’nın imanın hedefi olarak sunulduğunu görüyoruz: Rab İsa’ya iman ettiğinizi… Bizden, kilisede ya da Hıristiyanlarda bulunan belli bir yasaya inanmamız istenmez. Kurtaran iman, Tanrı’nın sağında bulunan dirilmiş ve yüceltilmiş Mesih’tedir.

Bizim alacağımız diğer bir ders, bütün kutsalları sevdiğiniz ifadesinde gizlidir. Sevgimiz yalnızca kendi bölgemizdeki kiliselere yönelik kalmamalı, Mesih’in kanı ile aklanan iman ailesinin tüm üyelerini kapsamalıdır.

Üçüncü bir ders de sevgi ile imanın birleşiminde bulunur. Bazıları imanlı olduğunu söyler, ancak yaşamlarında sevgi bulmak zordur. Bazılarının sevgisi vardır, ancak Mesih’teki imanın gerektirdiklerine uzak ve ilgisizdir. Gerçek Hıristiyanlık sağlam öğreti ile doğru yaşamı birleştirir.

1:16   İmanlıların imanı ve sevgisi Pavlus’u onlar için Rab’be şükretmeye ve durmadan dua etmeye yöneltti. Scroggie bunu şöyle açıklar:

Şükran, atılan temel için; ancak dua, yapımı süren binanın devamı içindir. Şükran, geçmişte elde edilenler için, dua gelecekle ilgilidir. Şükran, yaşanan deneyimler için, dua ise Tanrı’nın onlar için olan olası amaçlarına yöneliktir.

1:17   Tanrı adamının dua yaşamına şöyle bir göz atmak ne büyük bir ayrıcalıktır. Aslında bu mektupta biri burada, diğeri 3:14-21’de olmak üzere iki yerde bu duruma rastlarız. Burada dua ruhsal aydınlanma için olmasına rağmen, 3.bölümde ruhsal güç kazanmak içindir. 3.bölümdeki dua, Baba’ya hitabendir, burada ise Tanrı’ya. Ancak Pavlus’un duaları her durumda sürekli, insanların o anki gereksinimlerine uygundu. Burada dua, Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı, yüce Baba’ya edilmektedir. Yüce Baba’nın anlamı şunlardan biri olabilir:

  1. Tanrı tüm yüceliğin kaynağı ya da Yaratıcısı’dır.
  2. Tanrı tüm yüceliğe sahip olan Kişi’dir.
  3. Tanrı’nın görkeminin görüntüsü olan Rab İsa’nın Babası’dır.

Ayet, kendisini tanımanız için size bilgelik ve vahiy ruhunu versin diye dua ediyorum şeklinde devam eder. Kutsal Ruh, bilgelik (Yşa.11:2) ve vahiy (1Ko.2:10) Ruhu’dur. Ancak Kutsal Ruh her imanlıda bulunduğuna göre Pavlus okuyucularının Kutsal Ruh’u almaları için dua ediyor olamaz, yalnızca O’nun onları özel bir şekilde aydınlatmasını isteyebilir.

Vahiy bilginin verilmesi ile, bilgelik ise onun yaşamlarımızda doğru olarak kullanılması ile ilgilidir. Elçi burada herhangi bir konu hakkındaki genel bir bilgiyi değil, kendisini tanımayı kasteden (Grekçesi, epignösis) özel bir bilgiyi kastetmektedir. O, imanlıların derin, özel bir şekilde ve paydaşlık yoluyla Tanrı’yı tanımalarını ister. Bu zihinsel bir yetenekle değil, yalnızca Ruh’un lütufkâr bir şekilde işlemesi ile mümkün olabilir.

Dale bunu şöyle açıklar:

Bu Efesli Hıristiyanlar tanrısal bir aydınlanma yaşamışlardı, yoksa Hıristiyan olmazlardı. Ancak, Pavlus’un dua ettiği konu, içlerindeki tanrısal Ruhun onları daha keskin görüşlü, daha ateşli, daha güçlü kılması ve tanrısal güç, sevgi ve yüceliğin onlara daha belirgin bir şekilde açıklanmasıydı. Bu günlerde insanlar, çıkarlarında yarışabilmek için düşünsel anlamda, az gelişmiş alanlarda hızlı, büyüleyici buluşlar yapıyorlar. Hıristiyanların “bilgelik ve vahiy ruhu” almaları için de kilisenin, Tanrı’nın açıklanışı olan Mesih’te dua etmeleri gereklidir. Eğer O, bu duayı yanıtlayacak olursa, “görünen geçici” şeylerle ilgili bilgiye şaşmamamız gerekir. Çünkü bu, “görünmeyen ve sonsuz olan” şeylerin görkeminin yansıtıcısı olacaktır. 4

1:18   Ruhsal aydınlanmanın kaynağının Tanrı, kanalının Kutsal Ruh ve en önemli olanın da Tanrı bilgisinin doluluğu olduğunu gördük. Şimdi de aydınlanmanın organlarına geldik: Yüreklerinizin gözleri 5 aydınlansın. Bu mecazi ifade bize, tanrısal gerçeklerin doğru olarak anlaşılması için akıldan çok duyarlı yüreklere sahip olmamız gerektiğini öğretir. Zihnimizi olduğu kadar duygularımızı da ilgilendirir. Tanrı Kendisini sevenlere seslenir. Bu durum her imanlı için harika olanaklara kapı açar, çünkü hepimiz üst düzeyde zeka sahibi olmasak da sevgi dolu yüreklere sahip olabiliriz.

Pavlus kutsallar için istediği tanrısal bilgiye ilişkin üç alanın açıklamasını da yapar:

  1. Çağrısının verdiği umut,
  2. Kutsallardaki mirasın yüce zenginliği,
  3. Biz inananlara yönelik gücünün aşkın yüceliği.

Çağrısından doğan umut geleceğe işaret etmektedir. Bunun anlamı, bizi çağırdığında, geleceğimizi düşündüğüdür. Bu, sonsuza kadar Mesih’le birlikte ve O’nun gibi olacağımız gerçeğini de içerir. Evrene Tanrı’nın oğulları olarak açıklanıp O’nunla birlikte, O’nun lekesiz Gelini olarak egemenlik süreceğiz. Bunun umut ediyoruz. Bunun umut etmemiz kuşkumuz olduğundan değil, kurtuluşumuzun bu yönünün gelecekte gerçekleşecek olmasından ve bizim de hâlâ beklemekte olmamızdandır.

Kutsallara verdiği mirasın yüce zenginliği imanlıların keşfetmeleri gereken ikinci bir derinliktir. Pavlus’un bu konudaki yoğunluğuna ve yüreğini ortaya dökebilmek için sözcükleri nasıl sıraladığına dikkat edin:

Mirası
Kutsallardaki mirası
Kutsallardaki mirasının yüceliği
Kutsallardaki mirasının yüce zenginliği

Bunu, mantıklı iki şekilde anlamak mümkündür ve burada ikisine de değineceğiz. Birinci görüşe göre kutsallar O’nun mirasıdır ve O onları paha biçilmez bir hazine olarak görür. Titus 2:14 ve 1. Petrus 2:9’da imanlılar, “O’nun öz halkı” olarak tanımlanır. Değersiz günahlıların O’nun yüreğinde yer edinmeleri ve onlardan miras diye söz edilmesi tarifsiz ve yüce bir lütfun sonucudur.

Diğer görüşe göre ise, miras bize kalacak olan her şeydir. Yani kısaca Mesih’in egemenliği altındaki tüm evren ve O’nunla birlikte egemenlik süren ve Gelini olan bizler. O’nun bizim için sakladığı yüceliğin zenginliğini gerçekten anlasaydık, bu dünyanın zevklerinin bizim için hiçbir anlamı kalmazdı.

1:19   Pavlus üçüncü olarak kutsalların, Tanrı’nın tüm bunların olması için gereken kudreti vermesini takdir etmeleri için yakarıyor: İman eden bizler için etkin olan kudretinin aşkın büyüklüğü…

F.B. Meyer şöyle der: “Bu kudrettir. O’nun kudretidir. Büyük bir kudrettir ve daha azı yeterli olmaz. Bu, düşüncenin en uç noktasının da ötesinde, sonsuz büyüklükte bir kudrettir.” 6

Bu, Tanrı’nın bizi kurtarırken kullandığı, halen korurken kullanmakta olduğu ve ileride de bizi yüceltirken kullanacağı kudrettir. Lewis Sperry Chafer şöyle yazmaktadır:

Pavlus imanlıyı, Tanrı’nın onun için seçtiği, belirlediği ve yüceliğiyle evlatlığa kabul edişini gerçekleştireceği kudretin yüceliğini göstererek etkilemek istemektedir. 7

1:20   Elçi bu kudretin büyüklüğünü daha iyi vurgulamak için dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük tanrısal kudreti, Mesih’i ölümden diriltip göksel yerlerde kendi sağında oturtan kudret şeklinde tanımlamaktadır. Tanrı’nın gücünün en büyük göstergesi olarak, evrenin yaratılışını ya da Tanrı’nın, halkını Kızıldeniz’de mucizevi olarak kurtarışını düşünebiliriz. Ancak bu doğru değildir! Yeni Antlaşma, Mesih’in dirilip göğe çıkışının en büyük tanrısal güç gerektiren olay olduğunu öğretmektedir.

Bunun nedeni neydi? Büyük olasılıkla cehennemin tüm güçleri, Tanrı’nın amaçlarına engel olmak, Mesih’i mezarda tutmak ya da dirildikten sonra göğe çıkmasına engel olmak için bir araya gelmişti. Ancak zaferi Tanrı kazandı. Mesih’in dirilmesi ve yüceltilmesi, Şeytan ve onun kötü güçlerinin bozguna uğraması demekti. Zafer kazanmış bir kudretin olağanüstü gücü ortaya çıkmıştı.

Kimse böyle bir kudreti tanımlayacak güce sahip değildir. Dolayısıyla Pavlus uğrumuza kullanılan kudreti tanımlamak için fizik biliminden bazı sözcükler ödünç almaktadır: “Bu kudret, Tanrı’nın Mesih’i ölümden diriltirken… O’nda sergilediği üstün güçle aynı etkinliktedir.” Sözcükler bu düşüncenin ağırlığı altında eziliyor gibidir. Bizim için, değişik sözcükler arasındaki farkı görmek gereksizdir. Gücü sonsuz olan Tanrımıza tapınmak ve gücünün büyüklüğüne hayran olmak yeterlidir!

Meyer şöyle diyor:

Burada harika bir asansör vardır! Ölümün ağırlığından ölümsüz ve sonsuz Tanrı’nın tahtına, mezarın karanlığından dayanılmaz ışığa; bu küçük dünyadan evrenin merkezine ve başkentine. Bu ölçüsüz cehennemi ölçmek için imanınızın pergellerini açın. Sonra da Rabbinizi oradan taşıyan güce hayran olun. 8

Kutsal Yazılar’dan gördüğümüz kadarıyla, Mesih’in dirilişi insanlık tarihindeki ilk örnektir (1Ko.15:23). Ölümden dirilen başkaları da oldu, ancak onlar tekrar öldüler. Rab İsa sonsuz bir yaşam gücüyle dirilen ilk kişiydi. Mesih’in dirilişinden ve göğe çıkışından sonra Tanrı, O’nu göksel yerlerde kendi sağında oturtur. Kendi sağında demekle, ayrıcalıklı bir konum (İbr.1:13), güç (Mat. 26:64), farklılık (İbr.1:3), sevinç (Mez.16:11) ve egemenlik (1Pe.3:22) kastedilir.

Bundan başka, yine yer belirtmek için, göksel yerlerde ifadesi kullanılır. Bu sözcüklerden, cümlenin Tanrı’nın bulunduğu yeri de içerdiğini anlıyoruz. Orası, Rab İsa’nın etten ve kemikten oluşan, ancak yüceltilmiş ve ölümsüz bedeniyle bugün var olduğu yerdir. İşte O oradadır ve yakında biz de O’nun bulunduğu yerde olacağız.

1:21   Kurtarıcımızın yüceliği ayrıca şu sözcüklerle dile getiriliyor: Tanrı O’nu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı. Rab İsa, şimdi ve sonsuza dek tüm yönetici ve egemen güçlerin üstündedir.

Göksel yerlerdeki varlıkların belirli rütbeleri vardır; bazıları iyi bazıları kötüdür. Farklı derecede güçlere sahiptirler. Örneğin yaşadığımız dünyada kimisi başkan, kimisi vali, kimisi belediye başkanı ya da belediye meclisi üyesidir. İşte göksel yerlerdeki varlıkların yetkileri, güç ve egemenlikleri ne kadar fazla olursa olsun Mesih onların çok üstündedir.

Bu durum yalnız bu çağ için değil, gelecek çağ, yani Mesih’in yeryüzünde Bin Yıllık Egemenlik süreceği dönem için de geçerlidir. O, yeryüzüne tekrar geldiğinde, kralların Kralı ve rablerin Rab’bi olacaktır. İstisnasız olarak yaratılmış tüm varlıkların üstünde yüceltilmiş olacaktır.

1:22   Tanrı ayrıca her şeyi O’nun ayaklarının altına serdi. Bu yalnızca insanlar ve melekler üzerinde değil, canlı ve cansız tüm yaratıklar üzerinde evresel bir egemenliği ifade eder. İbranilerin yazarı bize henüz her şeyin O’nun ayakları altına serilmediğini anımsatır (İbr.2:8). Evet bu doğrudur! Evrensel egemenlik Mesih’e bağlı ise de şimdilik O, bu yetkisini kullanmamaktadır. Örneğin insanlar hâlâ O’na karşı gelmekte, direnmekte ve O’nu reddetmektedirler. Ancak Tanrı, Oğlu’nun, evrensel egemenlik gücünü kullanacağını söylemiştir ve bu, bugünün gerçek olduğu kadar gerçektir.

Bunu inanılması güç bir olay izler. Ellerinde çivi izleri olan ve tüm evreni yönetecek Kişiyi Tanrı kiliseye vermiştir! Pavlus burada Tanrı’nın arzusunun gizemi ile ilgili çarpıcı bir açıklamada bulunur. Bu önemli duyuruya adım adım yaklaşır. Grafik konusundaki yeteneği ile Mesih’in dirilişini, gücünü ve yücelişini açıklar. Yüreklerimiz halen yüce Rab’bi düşünmenin şaşkınlığı içindeyken, Elçi şöyle demektedir: “Mesih, gücüyle, her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verilmiştir.”

Bu ayeti dikkat etmeden okursak, Mesih’in kilisenin başı olduğunu düşünebiliriz. Elbette bu da doğrudur, ancak ayet daha fazlasını söylemektedir. Kilisenin evrensel yetki verenle yakın ilişkide olduğunu belirtir.

21. ayette Mesih’in şimdiki ve gelecek çağda, yerdeki ve gökteki her yaratığın üstünde olduğunu görmüştük. 22. ayetin ilk kısmında da yaratılmış varlıklar dahil her şeyin O’nun ayakları altına serildiğini gördük. Şimdi de kilisenin çağrısının, O’nun sınırsız egemenliğiyle yakın ilişkide olmak olduğunu öğreniyoruz. Kilise, O’nun egemenliğini paylaşacaktır. Geri kalan tüm yaratılış, O’nun yönetimi altında olacaktır.

1:23   Birinci bölümün bu son ayetinde Mesih ile kilise arasındaki ilişkinin ne denli yakın olduğunu öğreniyoruz. Bu iki şekilde aktarılıyor:

  1. Kilise O’nun bedenidir.
  2. Ayrıca her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur.

Beden ile baş arasındaki ilişkiden daha yakın bir ilişki olamaz. İkisi arasında yaşamsal bir birliktelik söz konusu olup, ikisinde de aynı Rab vardır. Kilise, Mesih’in göğe alınması ile Pentikost Günü dönemleri arasında dünyadan çağrılmış, harika bir lütuf ile kurtulmuş ve Mesih’in bedeni olma ayrıcalığı verilmiş kişilerden oluşur. Hiçbir zaman hiçbir grubun böyle bir ayrıcalığı olmamış ve olmayacaktır.

Kilisenin tanımının ikinci bölümünde her yönden her şeyi dolduranın doluluğu söz konusudur. Yani kilise aynı anda her yerde olabilen Mesih’i tamamlamaktadır. Tamamlayan, dolduran, bütünleştiren demektir. Bu, bir araya gelerek bir bütünü oluşturan iki parçayı ifade eder. Bedenin, başı tamamlaması gibi kilise de Mesih’i tamamlamaktadır.

Ancak Pavlus, bu durumun eksik ya da kusurluluk düşüncesi uyandırmaması için, hemen ardından her yönden her şeyi dolduranın doluluğu ifadesini ekliyor. Rab İsa herhangi bir boşluğu doldurma gereksinimini duymaktan çok öte, Kendisi evrenin tüm gereksinimlerini karşılayan ve her şeyi doldurandır.

Bunlar bizim anlayışımızı aşan şeylerdir. Biz yalnızca kendi güçsüzlüğümüzü kabullenip Tanrı’nın sonsuz zekasına ve planlarına hayran olabiliriz.

 

Kutsal Kitap

1 Tanrı’nın isteğiyle Mesih İsa’nın elçisi atanan ben Pavlus’tan Efes’te bulunan kutsallara, Mesih İsa’ya ait olan sadıklara selam!
2 Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik olsun. Mesih’te Sahip Olduğumuz Ayrıcalıklar
3 Bizi Mesih’te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’ya övgüler olsun.
4 O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti.
5 Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi.
6 Öyle ki, sevgili Oğlu’nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün.
7 Tam bir bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı lütfunun zenginliği sayesinde Mesih’in kanı aracılığıyla Mesih’te kurtuluşa, suçlarımızın bağışlanmasına kavuştuk.
8 (SEE 1:7)
9 Tanrı sır olan isteğini, Mesih’te edindiği iyi amaç uyarınca bize açıkladı.
10 Zaman dolunca gerçekleştireceği bu tasarıya göre, yerdeki ve gökteki her şeyi Mesih’te birleştirecek.
11 Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı’nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih’te seçildik.
12 Öyle ki, Mesih’e ilk umut bağlayan bizler, O’nun yüceliğinin övülmesi için yaşayalım.
13 Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun Müjdesi’ni duyup O’na iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh’la O’nda mühürlendiniz.
14 Ruh, Tanrı’nın yüceliğinin övülmesi için Tanrı’ya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir.
15 Bunun için, Rab İsa’ya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduğumdan beri ben de sizin için sürekli şükrediyor, sizi dualarımda hep anıyorum.
16 (SEE 1:15)
17 Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı, yüce Baba, kendisini tanımanız için size bilgelik ve vahiy ruhunu versin diye dua ediyorum.
18 O’nun çağrısından doğan umudu, kutsallara verdiği mirasın yüce zenginliğini ve iman eden bizler için etkin olan kudretinin aşkın büyüklüğünü anlamanız için, yüreklerinizin gözleri aydınlansın diye dua ediyorum. Bu kudret, Tanrı’nın, Mesih’i ölümden diriltirken ve göksel yerlerde sağında oturturken O’nda sergilediği üstün güçle aynı etkinliktedir.
19 (SEE 1:18)
20 (SEE 1:18)
21 Tanrı O’nu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı.
22 Her şeyi ayakları altına sererek O’na bağımlı kıldı. O’nu her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye* verdi.
23 Kilise O’nun bedenidir, her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur.

1. Lewis Sperry Chafer, The Ephessian Letter, sf.74.

2. W.G. Blaikie, “Ephesians” Pulpit Commentary, XLVI:3.

3. John G. Bellett, Brief Notes on the Epistle to the Ephesians, sf.6-7.

4. R.W. Dale, The Epistle to the Ephesims; ItsDoctrines and Ethics, sf.133.

5. En eski ve çoğu el yazması metinlerde anlayış (dianoias) değil, yürekler (lit. Kardias tekil) olarak geçer.

6. F.B. Meyer, Key Words of the İnner Life, sf.92.

7. Chafer, Ephesian Letter, sf.57.

8. Meyer, Key Words, sf.93.