Efesliler 2

Ç. Yahudiler’in ve Diğer Uluslardan Olanların Kurtuluşundaki    Tanrı Gücü (2:1-10)

2:1   Yeni bir bölüme geçilmesi, 1.bölümün son kısmı ile buradaki ayetler arasındaki önemli bağlantıyı görmemizi engellememelidir. Orada Mesih’i ölümden diriltip O’na onur ve yücelik tacını giydiren Tanrı’nın gücünü görmüştük. Şimdi de aynı gücün bizim yaşamımızda da nasıl etkin olduğunu, bizi ruhsal ölümden diriltip nasıl Mesih’le birlikte göksel yerlerde oturttuğunu görüyoruz.

Bu bölüm Yaratılış’ın ilk bölümüne benzemektedir. İkisi arasındaki benzerlikler şunlardır:

  1. Yalnızlık, yıkım ve karışıklık (Yar.1:2; Ef.2:1-3).
  2. Tanrısal gücün tanıtılması (Yar.1:3-31; Ef.2:4).
  3. Yeni bir yaşamın yaratılması (Yar.1:3-31; Ef.2:5-22).

Efesliler’in 2. bölümünün başlangıcında hepimiz ölüm vadisindeki ruhsal cesetler olduğumuzu hissederiz. Sonuna doğru ise yalnızca Mesih’le göksel yerlerde oturan kişiler olmakla kalmayıp Ruh aracılığıyla Tanrı’yla ortak bir yaşama da başlamış oluyoruz. Başı ile sonu arasında da bu harika dönüşümü sağlayan görkemli mucizeyi görürüz.

İlk on ayet diğer uluslardan olanlarla Yahudiler’in kurtuluşunda etkin olan tanrısal gücü tanımlar. Sindirella bile öyle bir yoksulluktan böyle bir zenginliğe ulaşamamıştır!

Pavlus ilk iki ayette diğer uluslardan olanlara, iman etmelerinden önce ölü, söz dinlemeyen, yoksul ve Şeytan’a uyan kişiler olduklarını anımsatıyor. Suç ve günahlardan ötürü ruhsal olarak Tanrı’nın gözünde ölüydüler. Tanrı’yla yaşamsal bir ilişkileri yoktu. Tanrı yokmuş gibi yaşıyorlardı. Ölümün nedeni suç ve günahlarıydı. Günah, bilerek ya da bilmeyerek yapılan yanlışlar, Tanrı’nın mükemmelliğine yaraşmayan düşünceler, sözler ve eylemlerdir. Suçlar, belirli bir yasaya karşı işlenen günahlardır. Daha geniş anlamda her türlü hatalı davranışı içerebilir.

2:2   Efesliler ölü olmanın yanı sıra yoldan da çıkmış durumdaydılar. Bu dünyanın gidişine uyuyorlardı. Bu çağın ruhu ile uyum içindeydiler. Günahlı ortamlara dalmışlardı. Dünyanın, kendi yandaşlarını içine attığı bir kalıbı vardır. Bu, aldatma, ahlaksızlık, bencillik, şiddet ve isyan kalıbıdır. Tek sözcükle, ayartılmışlık kalıbıdır. Efesliler de işte böyleydi.

Bundan başka Şeytan’a da uymaktaydılar. Havadaki hükümranlığın egemeninin örneğini izliyorlardı. Gökteki kötü ruhların önderi tarafından yönlendiriliyorlardı. O çağın tanrısına isteyerek itaat ediyorlardı. Bu da iman etmemiş kişilerin, zaman zaman hayvanlardan daha aşağı davranışlar yaparak kendilerini nasıl küçülttüklerini açıklar.

Son olarak, söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruha uygun itaatsiz bir yaşam sürüyorlardı. İman etmemiş olanlar, Tanrı’nın sözünü dinlemediklerinden, söz dinlemeyen insan konumundadırlar. Şeytan’dan güç alıp Rabbe karşı gelir, O’nu küçümser ve itaatsizlik ederler.

2:3   Pavlus’un siz kişi zamirinden biz zamirine geçmesi, Yahudi imanlılardan (söyledikleri iman etmemiş herkes için geçerli olsa da) söz ettiğini gösterir. Onların durumunu şu üç sözcük tanımlar: Dünyevi, yozlaşmış ve suçlu.

Bir zamanlar hepimiz… benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Pavlus ve diğer imanlılar da yeniden doğmadan önce söz dinlemeyen insanların arasında yaşıyorlardı. Yaşamları bedensel arzu ve isteklerini doyurmaya odaklanmıştı. Pavlus’un kendisi genelde ahlâklı bir yaşam sürüyordu, ancak ne kadar bencil olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Kendisinde gördükleri şimdiye dek yaptıklarından çok daha kötüydü.

İman etmemiş Yahudiler de yozlaşmıştı, doğal benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek yaşıyorlardı. Doğal benliğin ve aklın istekleri normal isteklerden, türlü sapıklık ve ahlaksızlıklara kadar çok şeyi içerebilir. Burada büyük olasılıkla daha büyük günahlar söz konusudur. Pavlus’un günahlı eylemler kadar günahlı düşüncelere de göndermede bulunduğuna dikkat ediniz.

F.B. Meyer şöyle bir uyarıda bulunur:

Aklın isteklerine uymak da bedenin isteklerine uymak kadar yıkıcıdır. Harika bir hediye olan hayal gücümüzü kutsal olmayan şeyleri düşünmede kullanıp tutkuların esiri haline gelebiliriz. Can, tutku labirentinde dolaşırken insan gözü onu izlemez. En yakınındakinin bile kuşku duymayacağı şekilde gider ve döner. Böyle bir kişinin hâlâ diğer bakirlerle birlikte Gelinin dönüşünü beklemesine izin verilir. Ancak böyle bir yaşam yargılanıp itiraf edilmezse o, kişiyi söz dinlemeyen gazap çocuğu haline getirir. 1

Pavlus’un kurtulmamış Yahudiler’le ilgili tanımı da buydu: Onlar da ötekiler gibi doğal olarak gazap çocuklarıydı. Yani onlar da kızmak, kötülük etmek, kin tutmak ve kötü huylu olmak konusunda doğal bir eğilim içindeydiler. Bu, diğer insanlarda da bulunan bir özelliktir. Elbette Tanrı’nın gazabı altında oldukları da doğrudur. Ölüme ve yargılanmaya mahkumdurlar. 2. ve 3. ayetlerde insanın üç düşmanından söz edildiğine dikkat ediniz: Bunlar, dünya (2. ayet), havadaki hükümranlığın egemeni (2. ayet) ve benliktir (3. ayet).

2:4   Ama… Tanrı ifadesi, edebiyatta en dokunaklı ve en ilham verici ifadelerden biridir. Çok etkin bir değişimin gerçekleştiğini gösterir. Bu değişim, ölüm vadisinin karanlık ve umutsuzluğundan Tanrı Oğlu’nun Egemenliği’nin sözle anlatılamaz güzelliklerine geçiştir.

Değişimin yaratıcısı bizzat Tanrı’nın Kendisidir. Bunu başka hiç kimse yapmazdı ve yapamazdı.

Bu kutsal Varlığın özelliklerinden biri merhametinin bol olmasıdır. Bize hakkettiğimiz karşılığı vermeyerek merhamet göstermektedir (Mez.103:10). Eadie şöyle yazmaktadır: “Tanrı, merhametini, altı bin yıldır sayısız insana dağıtmakta olsa bile, yine de Tanrı’nın merhameti, henüz keşfedilmemiş zengin bir madendir.” 2

O’nun böyle bir eyleme kalkışmasının nedeni de şu sözcüklerde belirtilir: Tanrı bizi çok sevdiği için. O’nun sevgisi büyüktür, çünkü kaynağı Kendisidir. Bir hediyenin onu verenin izini taşıması gibi, Tanrı’nın ulaşılmaz mükemmelliği de sevgisine ayrı bir yücelik katmaktadır. Örneğin evrenin yüce Yaratıcısı tarafından sevilmek, başka biri tarafından sevilmekten daha üstündür. Tanrı’nın sevgisi ödediği bedelden ötürü yücedir. Tanrı’nın sevgisi, biricik oğlu Rab İsa’yı Golgota’da bizim için acı çekerek ölüme gönderen sevgidir. Tanrı’nın sevgisi, kendi yarattıklarına dağıttığı anlaşılamaz zenginliklerden dolayı yücedir.

2:5   Tanrı’nın sevgisi, sevilen kişilerin değersizliği ve sevimsizliğinden ötürü yücedir. Suçlarımızdan ötürü ölü durumdaydık. Tanrı’nın düşmanlarıydık. Muhtaç ve rezil bir durumdaydık. O tüm bunlara karşın bizi sevdi.

Tanrı’nın sevgisi ve Mesih’in kurtarıcı işinin bir sonucu olarak:

  1. Mesih’le birlikte yaşama kavuştuk.
  2. O’nunla birlikte dirildik
  3. Göksel yerlerde oturtulduk.

Bu ifadeler, O’nunla olan birlikteliğimizin sonucu olarak ortaya çıkan ruhsal konumumuzu belirlemektedir. O yalnız bizim için değil, aynı zamanda “biz olarak” Temsilcimiz olmuştur. Bu nedenle O ölünce biz öldük, O gömülünce biz de gömüldük.

O yaşama kavuşup dirilerek göksel yerlerde oturtulduğunda, bizim için de aynısı geçerli oldu. O’nunla olan ilişkimizden ötürü, O’nun fedakarlığından biz de yararlandık. Mesih’le birlikte yaşama kavuşmak, iman eden Yahudiler’le diğer uluslardan olanların O’nunla birlikte yeni yaşamı paylaşmak anlamına gelir. O’nu dirilten gücün aynısı bizim için de geçerli olmuştur.

Bu olayların olağanüstülüğü Pavlus’un da düşünce akışını etkilemiş ve şunları söylemesine yol açmıştır: O’nun lütfuyla kurtuldunuz. Tanrı’nın, biz tam tersini hak etmişken bize gösterdiği sınırsız iyilik, onu da şaşkına çevirmişti. İşte lütuf budur!

Biraz önce de söz ettiğimiz gibi merhamet, hak ettiğimiz cezaya çarptırılmamamızdır. Lütuf hak etmediğimiz kurtuluşu almamızdır. Bu bize armağan olarak verilir, bizim kazandığımız bir şey değildir. Bu hediye, hiç de vermek zorunda olmayan birinden gelmektedir. A.T. Pierson şöyle der:

Bu O’nun hiçbir zorunluluk altında olmaksızın sunduğu sevgisidir. Lütfun böylesine yüce olmasının nedeni de, Tanrı’nın zavallı günahlılara olan sevgisi ve bu sevginin hiçbir kısıtlama olmaksızın eylemde bulunmasıdır. 3

2:6   Yalnızca yaşama kavuşmakla kalmadık, Mesih’le birlikte diriltildik. Ölüm ve yargı O’nun gerisinde kaldığı gibi bizim de gerimizde kalmıştır. Biz mezarın diriliş tarafında duruyoruz. Bu, O’nunla olan birlikteliğimizin sonucu olarak sahip olduğumuz görkemli konumdur. Bundan dolayı da ölümden dirilmiş olanlar gibi yaşamalıyız.

Konumumuzun diğer bir yönü de Mesih’le birlikte göksel yerlerde oturtulmuş olmamızdır. O’nunla birlikteliğimizden dolayı bize de, bu kötü dünyadan kurtulmuş ve Mesih’le birlikte göksel yerde oturmakta olan kişiler gözüyle bakılır. Tanrı bizi böyle görmektedir. Buna imanla sarıldığımızda da yaşamlarımız değişecektir. Artık dünyanın geçici ve önemsiz değerlerine bağlı kalmayacağız. Gökteki, Tanrı’nın sağında oturan Mesih’in olduğu yerdeki değerlere yöneliriz (Kol.3:1).

Beşinci ve altıncı ayetlerdeki anahtar, Mesih İsa’da ifadesidir. O’nda diriltildik ve göksel yerlerde oturtulduk. O bizim Temsilcimizdir, dolayısıyla O’nun zaferleri ve konumu aynı zamanda da bizimdir. George Williams şöyle der: “Ne harika bir düşünce! Mecdelli Meryem ile çarmıha gerilmiş bir hırsız, Tanrı’nın Oğlu’nun yüceliğinde arkadaşlık edecekler.”

2:7   Değişim yaratan lütfun mucizesi, sonsuz vahyin konusu olacaktır. Tanrı, sonsuz çağlar boyunca cennettekilere, bu günah denizine Oğlu’nu yollamasının kendisine neye mal olduğunu, Rab İsa’nın çarmıhta günahlarımızı taşımasının bedelini açıklayacaktır. Bu hiçbir zaman sona ermeyecek kadar geniş bir konudur. Pavlus yine bunun önemini bazı sözlerle dile getirmektedir.

Bize gösterdiği iyilik
Bize gösterdiği iyilikle lütfu
Bize gösterdiği iyilikle lütfunun zenginliği
Bize gösterdiği iyilikle lütfunun sonsuz zenginliği

Eğer Tanrı bunu sonsuza dek açıklayacaksa, biz de sonsuza dek öğreniyor olacağız demektir. Cennet bizim okulumuz, Tanrı da öğretmenimiz olacaktır. Konu da O’nun lütfu olacak. Öğrencileri olduğumuz okul sonsuza dek sürecektir.

Bu da cennete gidince her şeyi bileceğimiz fikrinden bizi uzaklaştırmalıdır. Yalnızca Tanrı her şeyi bilir ve biz hiçbir zaman O’nunla eşit olamayız. 4

Bu aynı zamanda şu ilginç soruyu da doğurmaktadır. Cennete gittiğimizde neyi ne kadar bileceğiz? Sanırım Kutsal Kitap’ı şimdiden çalışarak göksel üniversiteye hazırlanabiliriz.

2:8   Kurtuluş, bu ve bunu izleyen iki ayette, tüm Kutsal Kitap’ta bulabileceğimiz en açık ve yalın şekliyle ifade edilmiştir.

Her şey Tanrı’nın lütfundan kaynaklanmaktadır. Üstelik O bunu sağlamak için yetki sahibidir. Kurtuluş, Rab İsa Mesih’in Kişiliği ve yapmış olduğu işten dolayı onu hiç hak etmeyenlere sunulmaktadır.

Ayrıca bu kurtuluş o anda verilmektedir. Bunu kurtulmuş olanlar bilebilir. Pavlus Efesliler’e yazarken şöyle demektedir: kurtuldunuz. Bunu o da biliyordu, onlar da.

Sonsuz yaşamı almamız iman yoluyla mümkün olmaktadır. İman, insanın kaybolmuş ve suçlu bir günahkar olarak gelip Rab İsa’yı tek kurtuluş umudu olarak kabul etmesi anlamına gelmektedir. Gerçekten kurtaran imana, bir kişinin Mesih’e bağlanmasıyla sahip olunur.

İnsanın kendi çabasıyla kurtuluşu kazanabileceği ya da hak edebileceği düşüncesi şu sözlerle sonsuza dek çürütülmüş olmaktadır: bu sizin başarınız değildir. Ölü insanlar hiçbir şey yapamazlar ve günahlılar cezadan başka bir şey hak etmezler. Kurtuluş, Tanrı’nın armağanıdır. Armağan elbette ki, koşulsuz ve karşılıksız olarak verilen bir hediyedir. Tanrı kurtuluşu yalnızca bu şekilde vermektedir. Tanrı’nın armağanı, iman yoluyla, lütufla kurtuluş sunmasıdır. Bu, dünyanın neresinde olursa olsun, tüm insanlara sunulmaktadır.

2:9   Kurtuluş, işlerin sonucu, yani iyi gözüken bazı eylemlerde bulunmak suretiyle insanın kazanabileceği bir şey değildir. Örneğin şu yollarla elde edilemez:

  1. Kiliseye kabul edilmek,
  2. Vaftiz olmak,
  3. Kilise üyeliği,
  4. Kiliseye gitmek,
  5. Rab’bin Sofrası’na katılmak,
  6. On Emre uymaya çalışmak,
  7. Dağdaki Vaaza göre yaşamak,
  8. Hayır kurumlarına bağış yapmak,
  9. İyi bir komşu olmak,
  10. Ahlaklı ve saygın bir yaşam sürmek.

İnsanlar yaptıkları işlerle kurtulmazlar. İmana eklenen işlerle de kurtulmazlar. Yalnızca iman yoluyla kurtulurlar. Herhangi bir tür iş ya da çabayı sonsuz yaşamı elde edebilmek için eklemek, kurtuluşu lütufla alınan bir şey olmaktan çıkarır (Rom.11:6). Yapılan işlerin dışlanmasının bir nedeni de insanın övünmesini engellemektir. Eğer herhangi biri yaptığı işler sayesinde kurtulabilseydi, Tanrı’nın önünde övünmeye kalkışabilirdi. Bu olanak dışıdır (Rom.3:27).

Bir insan kendi iyi işleri sayesinde kurtulabilseydi, Mesih’in ölümü gereksiz olurdu (Gal.2:21). Ancak günahlı kişinin kurtulabilmesi için başka bir yol olmadığından O öldü.

Eğer bir kimse kendi iyilikleri sayesinde kurtulabilseydi, o zaman kendi kendisinin kurtarıcısı olabilir ve kendine tapınabilirdi. Ancak bu puta tapmak olurdu ve Tanrı da bunu yasaklamaktadır (Çık.20:3).

Eğer biri kişi hem Mesih’e imanla hem de kendi iyilikleri sayesinde kurtulabilseydi, o zaman hem İsa’nın hem de günahlı kişinin kurtarıcı olması gibi iki kurtarıcının olduğu olanaksız bir durumla karşılaşmış olurduk. O zaman da Mesih kurtarıcılık onurunu başka biriyle paylaşmakta olurdu ki, O bunu yapmaz (Yşa.42:8).

Son olarak da eğer bir kimse kendi işleriyle kurtuluşuna katkıda bulunabilseydi, Tanrı ona borçlu olurdu. Elbette bu da olanak dışıdır. Tanrı kimseye borçlu olmaz (Rom.11:35).

Yapılan iyi işlerin aksine, iman övünmeyi dışlar, çünkü övünülecek bir şey yoktur (Rom.3:27). Rab’be güvenen birinin gurur duyması için bir neden yoktur. O’na iman etmek, birinin yapabileceği en akılcı ve doğru şeydir. Birinin kendi Yaratıcısı ve Kurtarıcısına iman etmesi, yalnızca mantıklı bir davranış olur. O olmazsa kime güvenebiliriz?

2:10   Kurtuluşun sonucu bizim –kendimizin değil– Tanrı’nın yapıtı olmamızdır. Yeniden doğmuş bir imanlı Tanrı’nın başyapıtıdır. O’nun üzerinde çalışmak durumunda kaldığı kaba maddeyi düşündüğümüzde, başarısının daha da büyük olduğunu görürüz. Gerçekten de bu başyapıt, Mesih’e bağlanarak yeniden yaratılmış kişi olmaktadır: “Bir kimse Mesih’te ise, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş her şey yeni olmuştur” (2Ko.5:17).

Bu yeni yaradılışın amacı şu cümlede açıklanır: iyi işleri yapmak üzere… İyi işlerle kurtulmadığımız doğruysa da, iyi işleri yapmak üzere kurtulduğumuz da aynı derecede doğrudur. İyi işler kök değil meyvedir. Kurtulmak için değil, kurtulduğumuz için iyilik yapıyoruz.

Bu, gerçeğin Yakup 2:14-26’da vurgulanan yönüdür. Yakup “eylemsiz iman ölüdür” derken söylemek istediği, imana eklenen eylemlerle kurtulduğumuz değil, iyi işlere yol açan imanla kurtulduğumuzdur. İşler imanımızın gerçekliğini kanıtlar. Pavlus şu düşünceye yürekten katılır: Biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.

Öyleyse Tanrı’ya giden yol şöyledir:

İman → Kurtuluş → İyi işler → Ödül

İman kurtuluşa götürür. Kurtuluş iyi işlerle sonuçlanır. İyi işler de O’nun tarafından ödüllendirilir.

Ancak şu sorulabilir: Hangi tür iyi işleri yapmam bekleniyor? Pavlus şöyle yanıtlar: O’nun önceden hazırladığı iyi işler. Başka bir deyişle, Tanrı’nın her birey için belirlediği bir plan vardır. İman etmeden önce bizim ruhsal hizmetteki konumumuzu belirlemiştir. Bizim sorumluluğumuz ise O’nun bizim için olan bu planını bulmak ve ona göre yaşamaktır. Kendimiz için bir plan yapmamız gerekmez, yalnızca O’nun bizim için hazırladığı plana uymamız yeterlidir. Bu bizi sıkıntı ve üzüntüden korur. Yaşamlarımızın O’na en büyük yüceliği, diğer insanlara en büyük bereketi ve kendimize de en büyük ödülü getirmesini güvence altına alır.

O’nun bizim yaşamlarımız için planladığı iyi işleri anlayabilmek için şunları yapmamız gerekir:

  1. Günahlarımızı fark ettiğimiz anda itiraf edip terk etmeliyiz.
  2. Kendimizi sürekli ve koşulsuz olarak O’na adamalıyız.
  3. O’nun isteğini öğrenmek için sözünü incelemeli ve bize söylediğini yapmalıyız.
  4. Her gün dua etmeliyiz.
  5. Hizmet etme fırsatını kaçırmamalıyız.
  6. Kiliseye hizmet etmeli ve diğer imanlıları eğitmeliyiz.

Tanrı bizi iyi işler yapmak üzere hazırlamaktadır. O bizim yapabileceğimiz iyi işleri de hazırlamaktadır. O, iyilikler yaptığımızda da bizi ödüllendirir. İşte O’nun lütfu böyledir!

D. Yahudi ve Diğer Uluslardaki İmanlıların Mesih’teki Birliği      (2:11-22)

Pavlus 2. bölümün ilk yarısında Yahudi ve diğer uluslardan olanların kurtuluşunu irdelemiştir. Şimdi de ulus farklılıklarını bırakıp Mesih’teki birlikteliğe ve Rab’deki kutsal tapınakları olan kilisenin oluşumuna geçiyor.

2:11   Elçi 11. ve 12. ayetlerde okuyucularına, iman etmeden önce doğuştan diğer uluslardan olduklarını, yani Yahudiler’in gözünde dışlanmış olduklarını anımsatıyor. Bir kere küçümseniyorlardı. Bu, Yahudiler’in onları sünnetsiz diye çağırmasından da bellidir. Bununla İsraillilerin Tanrı’nın seçilmiş halkı olduğunu gösteren cerrahi işaretin, diğer uluslarda olmadığı dile getirilmektedir. “Sünnetsiz” sözcüğü bugün de bazı ulusları küçümseyici olarak kullanılmaktadır. Bunu Davut’un Golyat için söylediği şu sözü anımsadığımızda fark edebiliriz: “Bu sünnetsiz Filistli kim oluyor da yaşayan Tanrı’nın ordusuna meydan okuyor?” (1Sa.17:26).

Yahudiler bunun tersine kendilerinden sünnetli diye söz etmektedirler. Bu onların gurur duyduğu bir isim gibiydi. Bu onları Tanrı’nın yeryüzündeki diğer uluslardan ayırıp seçtiği özel bir halk konumuna getiriyordu. Pavlus onların sünnetlerinin bedende elle yapılmış olduğunu söyleyerek övünmelerine karşı çıkar gibidir. Bu yalnızca bedensel bir işaretti. Dıştan, Tanrı’nın seçilmiş halkı olduklarını gösteren işarete sahiptiler, ancak içlerinde Rab’be yönelik gerçek bir iman yoktu. “Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi’dir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. Ancak içten Yahudi olan Yahudi’dir. Sünnetlilik de yürekle ilgilidir; yazılı yasanın değil, Ruh’un işidir. İçten Yahudi olan kişi, insanların değil, Tanrı’nın övgüsünü kazanır (Rom.2:28-29).

Yahudiler yüreklerinde sünnetli olsun ya da olmasınlar, 11. ayette belirtilen nokta, onların kendilerini özel bir halk olarak görüp diğer uluslardan olanları küçümsemeleriydi. Diğer uluslardan olanlarla Yahudiler arasındaki bu düşmanlık, dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük ırksal ve dinsel farklılıktı. Yahudi, Tanrı’nın önünde ayrıcalıklı olmanın tadını çıkarıyordu (Rom.9:4-5). Diğer uluslardan olanlar ise yabancıydı. Gerçek Tanrı’ya belirli bir şekilde tapınmak istendiğinde, Yahudi olmak gerekmekteydi (Rahav ve Rut gibi). Kudüs’teki Yahudi tapınağı Tanrı’nın Kendi adını verdiği ve insanların O’na yaklaşabileceği tek yerdi. Diğer uluslardan olanların ölüm korkusu nedeniyle tapınağın iç avlusuna girmeleri yasaktı.

İsa Sur ve Sayda bölgesinden gelen diğer uluslardan bir kadınla görüşürken onun imanını, Yahudiler’i evdeki çocuklara ve diğer uluslardan olanları da masanın altındaki köpeklere benzeterek sınadı. O da kendini bir köpek gibi kabul ederek çocuklardan artan kırıntılardan istedi. Söylemeye gerek yok, imanı ödüllendirilmişti (Mar.7:24-30). Elçi burada Efesliler 2:11’de okuyucularına eskiden küçümsenen diğer uluslardan olduklarını anımsatıyor.

2:12   Diğer uluslardan olanlar Mesihsizdirler. O, İsrail ulusuna vaat edilmişti. Bereketlerin uluslara Mesih’in hizmetiyle ulaşacağı tahmin edilmekteyse de (Yşa.11:10; 60:13), O bir Yahudi olarak doğacak ve “İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına” (Mat.15:24) çağrıda bulunacaktı. Diğer uluslardan olanlar Mesihsiz olmalarına ek olarak İsrail’de de vatandaşlıktan yoksundular. Vatandaşlıktan yoksun kişi bir yere “bağlı” olmayan kişidir. Bir yurttaşın haklarına ve ayrıcalıklarına sahip olmayan, yabancı durumda olandır. İsrail dikkate alındığında, diğer uluslardan olanlar dışardan içeriye bakan kişiler konumundaydılar. Ayrıca vaadi içeren antlaşmalara yabancıydılar. Tanrı İsrail ulusuyla İbrahim, İshak, Musa, Davut ve Süleyman gibi kişiler aracılığıyla antlaşmalar yapmıştı. Bu antlaşmalar Yahudiler’e bereket vaat etmekteydi. Tüm uygulamaya yönelik şeyler de dikkate alındığında, diğer uluslardan olanlar sınırların dışında kalıyorlardı. Ulusal olarak da, bireysel olarak da ümitsiz durumdaydılar. Ulus olarak topraklarının, hükümetlerinin ve halklarının devam edeceği güvencesini taşımıyorlardı. Kişisel olarak da mezardan öteye bir ümitleri yoktur. Birisi onların geleceklerini yıldızsız bir geceye benzetmişti. Son olarak da dünyada tanrısızdılar. Bu onların tanrıtanımaz oldukları anlamına gelmez. Kendi taş ve tahtadan tanrılarına tapınıyorlardı. Tek ve gerçek Tanrı’yı bilmiyorlardı. Tanrısız ve düşmanlık dolu bir dünyada tanrısızdılar.

2:13   Ama… şimdi sözcükleri bir başka kesin geçişi haber verir (2:4 ile karşılaştırın). Efes’te yaşayan diğer uluslardan kişiler, o uzak ve yabancı olma konumundan çıkarılıp Tanrı’ya yakın bir konuma getirildiler. Bu da iman ettikleri sırada olmuştu. Kurtarıcıya iman ettiklerinde, Tanrı onları biricik Olan’da kabul edip Mesih İsa’ya emanet etti. O andan itibaren Tanrı’ya Mesih kadar yakındılar, çünkü artık Mesih İsa’daydılar. Bu harika değişimin faturası da Mesih’in kanıydı. Diğer uluslardan olan bu günahlıların, Tanrı’ya yakınlığın ayrıcalığını yaşamadan önce günahlarından arınmaları gerekiyordu. Bu yalnızca Mesih’in Golgota’da akmış olan kanı sayesinde olanaklı olabilirdi. İman edip Rab İsa’yı kabul ettiklerinde, O’nun eşsiz kanının yıkayıcı gücü onların hesabına aktarılmıştı.

İsa yalnızca onları yakınlaştırmakla kalmadı, Yahudiler’le diğer uluslardan olanlar arasındaki eski düşmanlığı sonsuza dek ortadan kaldırıp yeni bir toplum yarattı. Yeni Antlaşma zamanına kadar tüm dünya, Yahudiler ve diğer uluslardan olanlar şeklinde iki gruba ayrılmıştı. Kurtarıcımız ise üçüncü bir grup oluşturdu: Tanrı’nın topluluğu (1Ko.10:32). Aşağıdaki ayetlerde Yahudiler’le iman eden diğer ulusların Mesih’te bir oluşlarını, Yahudi ve Yahudi olmayan ayrımının olmadığı yeni toplumun oluşumunu göreceğiz.

2:14   Çünkü Mesih’in kendisi barışımızdır. Ayette “Barışı sağladı” denmediğine dikkat edin. Elbette bir sonraki ayette göreceğimiz gibi bu da doğrudur. O’nun Kendisi bizim barışımızdır. Ancak bir insan nasıl barış olabilir?

Şöyle olabilir: Bir Yahudi, Rab İsa’ya iman ettiğinde ulusal kimliğini yitirip “Mesih’te” biri haline gelir. Aynı şekilde diğer uluslardan biri de Kurtarıcıyı kabul ettiği zaman artık “Mesih’te” biri olur. Yani bir zamanlar aralarında düşmanlık bulunan Yahudiler’le diğer uluslardan olanlar, artık Mesih’te birleşmiştir. Mesih’teki beraberlikleri onları zorunlu olarak birbirlerine bağlar. Dolayısıyla Mika’nın da öngördüğü gibi bir Adam barışımız olmaktadır (Mik.5:5).

O’nun barışımız olarak yaptığı işin ayrıntıları 14-18. ayetlerde verilmiştir.

İlk söz konusu olan biraz önce tanımladığımız birleştirme işidir. Mesih iki topluluğu, yani Yahudiler’le diğer uluslardan olan imanlıları birleştirdi. Artık onlar Yahudi ya da Yahudi olmayan değil, Hıristiyan’dırlar. Hatta daha kesin konuşursak, onlara Yahudi kökenli ya da diğer uluslardan gelme Hıristiyanlar demek bile doğru değildir. Milliyet ve cinsiyet farklılıkları da çarmıha gerilmişti.

Mesih’in işinin ikinci aşamasına yıkım aşaması da diyebiliriz. Aradaki engel duvarını Kendi bedeninde yıktı. Elbette burada söz konusu olan duvar, gerçek bir duvar değil, içerdiği buyruklarla İsrail ulusunu diğerlerinden ayıran Musa’nın Yasası’nın buyruklarıydı. Bu, Yahudi olmayanların tapınakta giremedikleri (iç avlu) bahçenin duvarı olarak resmedilir. Duvarda geçiş yasağını belirten işaretler vardı ve şöyle yazıyordu: “Diğer uluslardan olanların Kutsal Yerin çevresindeki duvarı geçmesi yasaktır. Bunu yapan kişi uğrayacağı ölüm cezasından bizzat sorumlu olacaktır.”

2:15   Mesih’in işinin üçüncü bir yönü de, insanla Tanrı, Yahudi ile diğer uluslardan olanlar arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırmış olmasıdır. Pavlus Kutsal Yasa’yı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte düşmanlığın masum nedeni olarak görür. Musa’nın Yasası tek bir yasaydı, ancak ayrı buyruklar içeriyordu ve bunlar yaşamın birçok alanına yönelik buyruklardı. Yasa kutsal, adil ve iyiydi (Rom.7:12), ancak insanın günahlı doğası bu yasayı, düşmanlık için bir fırsat olarak kullandı. Yasa İsrail’i Tanrı’nın seçilmiş halkı olarak gösterdiği için birçok Yahudi böbürlenerek diğer uluslardan olanları küçük görmeye başladı. Diğer uluslardan olanlar da hepimizin iyi bildiği Yahudi-karşıtlığı (Anti-Semitizm) hareketini geliştirdiler. Peki Mesih, düşmanlığın nedeni olan yasayı nasıl ortadan kaldırdı? Birincisi Mesih, bozulan yasanın cezasını ödemek için öldü. Böylece Tanrı’nın adaletinin gerektirdiklerini sağlamış oldu. Artık yasanın “Mesih’te” olanlara söyleyecek sözü yoktur, çünkü onların cezası tam olarak ödenmiştir. İmanlılar yasa değil, lütuf altındadırlar. Ancak bu onların artık istedikleri gibi yaşayabilecekleri anlamına gelmez, onların artık Mesih’e ait oldukları anlamına gelir ve O’nun isteğine uygun yaşamaları gerekir.

Rab, yasanın neden olduğu düşmanlığı ortadan kaldırarak yeni bir yaratılış başlatmıştır. Kendisinde, bu iki topluluktan, yani Yahudiler ve diğer uluslardan olanlardan yeni bir insan, başka bir deyişle inanlılar topluluğunu yaratmıştır. Düşman olanlar, O’ndaki birlik sayesinde yeni bir toplulukta birleşmişlerdir. Kilise daha önce olmadığından bu, yeni bir oluşumdur. Yeni Antlaşma topluluğu Eski Antlaşma’daki İsrail’in devamı değildir. Bu şunlardan da bellidir:

  1. Yenidir, çünkü diğer uluslardan olan biri, Yahudi biriyle aynı haklara sahiptir.
  2. Yenidir, çünkü Yahudiler’le diğer uluslardan olanlar Hıristiyan olarak yeni bir halk oluşturmuşlardır.
  3. Yenidir, çünkü Yahudi de, diğer uluslardan olan da Mesih’in Bedeninin üyesi olmuştur.
  4. Yenidir, çünkü Yahudiler için, Mesih’in egemenliğinde birey olmak yerine O’nunla egemenlik sürme umudu doğmuştur.
  5. Yenidir, çünkü Yahudiler artık yasaya tabi olmak zorunda değildir.

Açıkçası kilise; Tanrı’nın amaçları arasında özel bir yeri olan, farklı bir çağrıya ve amaca sahip yeni bir varlıktır. Ancak Mesih’in işi burada bitmez. Mesih, diğer uluslardan olanla Yahudi olan arasında esenliği sağlamıştır. O, bunu düşmanlığın nedenini ortadan kaldırarak, yenileyerek ve yeni bir bağ oluşturarak gerçekleştirmiştir. Çarmıh, Tanrı’nın ırkçılığa, ayrımcılığa, Yahudi karşıtlığına, bağnazlığa ve insanlar arasındaki her türlü çekişmeye vermiş olduğu yanıttır.

2:16   Mesih, Yahudi olanla olmayanı birbiriyle barıştırmaya ek olarak, bu iki topluluğu Tanrı’yla da barıştırmıştır. İsrail ile diğer uluslar birbirine düşman olsalar da, bir konuda hemfikirdiler: Tanrı’ya düşmanlıkları. Bu düşmanlığın nedeni günahtı. Rab İsa çarmıhta ölerek bu düşmanlığın nedenini ortadan kaldırmıştı. O’nu kabul edenler bağışlandı, kurtuluş buldu ve günahın gücünden kurtarılmış oldu. Düşmanlık gitmişti ve artık Tanrı’yla barış içindeydiler. Rab İsa, iman eden Yahudi ile diğer uluslardan olanı bir bedende, yani inanlılar topluluğunda birleştirir ve bu Bedeni tüm düşmanlıklardan arınmış bir şekilde Tanrı’ya sunar.

Hiçbir zaman Tanrı’nın bizimle barışması gerekmemiştir, çünkü o asla bizden nefret etmemiştir. Ancak bizim O’nunla barışmamız gerekiyordu. Rabbimizin çarmıhtaki işi, O’nun huzuruna düşman değil, arkadaş olarak çıkabilmemiz için adil bir temel sağladı.

2:17   14. ayete göre Mesih bizim barışımızdı. 15. ayete göre esenliği sağlamıştı. Şimdi de O’nun gelip esenliği müjdelediğini görüyoruz. Ne zaman ve nasıl geldi? İlkin dirilerek kişisel olarak geldi. İkincisi temsilci olarak Kutsal Ruh’ta geldi. Dirilişte esenliği müjdeledi, hatta aslında esenlik O’nun dirildikten sonra söylediği ilk sözlerden biriydi (Luk.24:36; Yu.20:19,20,21,26). Ardından da Kutsal Ruh’un gücüyle elçileri gönderdi ve onlar aracılığıyla esenliği müjdeledi (Elç.10:36). O, esenliği hem uzakta olan sizlere (diğer uluslardan olanlar), hem de yakındakilere (Yahudiler) müjdelemişti ve bu da Tanrı’nın Yeşaya 57:19’daki vaadinin lütufkâr bir şekilde gerçekleşmesidir.

2:18   İnanlılar topluluğu ile Tanrı’ya ait olanlar arasındaki esenliğin kanıtı, her zaman Tanrı’nın huzuruna çıkabilmeleriydi. Bu, Tanrı’nın huzuruna, en kutsal yere, yalnızca başkâhinin girebildiği Eski Antlaşma’daki düzene tümüyle karşıt bir durumdu. Üstelik oraya da yılda yalnızca bir gün girilebilirdi. Eadie bu çelişkiyi şöyle ifade eder:

Artık gerçekten Mesih’te olan en uzaktaki diğer uluslardan biri bile bir zamanlar yalnızca bir ulusun bir oymağından olan birinin periyodik olarak yılda bir gün sahip olduğu yüce ruhsal ayrıcalığı sürekli olarak yaşama şansına sahiptir. 5

Dua yoluyla her imanlı evrenin Yüce Kralı önünde diz çöküp O’na Baba diyebilir.

Normalde duada izlenmesi gereken sıra burada verilir. Bir kere duada O’nun aracılığı (Rab İsa) olması gerekmektedir. O, Tanrı ile insan arasındaki Aracıdır. O’nun ölümü, gömülmesi ve dirilişi, bizim, Tanrı’nın huzuruna çıkmamızı engelleyen tüm yasal engelleri ortadan kaldırmıştır. Şimdi de bizim Baba’yla ilişkimizi sürdürmek için Aracı olarak gökte yaşamaktadır. Tanrı’ya O’nun adıyla yaklaşınız ve kendi değerimiz olmadığı için O’nun değerine sığınarak yakarınız. Duaya ister Yahudi, ister diğer uluslardan olsun, iman eden herkes katılabilir. O’nun huzuruna çıkabilme ayrıcalığımız vardır. Duadaki Yardımcımız Kutsal Ruh’tur: tek Ruh’ta… “Bunun gibi, Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder. Ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeliyiz, ama Ruh’un kendisi, sözle anlatılamaz iniltilerle bizim için aracılık eder” (Rom.8:26).

Bizim yaklaştığımız Kişi Baba’dır. Eski Antlaşma kutsallarından hiçbiri Tanrı’yı Baba olarak tanımamıştır. Mesih’in dirilişinden önce insanlar Tanrı’nın önünde, Yaratıcı’nın önündeki yaratıklar konumundaydı. İsa dirildikten sonra şöyle demişti: “Kardeşlerime git ve onlara söyle, Benim Babamın ve sizin Babanızın, benim Tanrımın ve sizin Tanrınızın yanına çıkıyorum” (Yu.20:17). İmanlılar O’nun kurtarıcı eylemi sayesinde ilk defa Tanrı’ya Baba diye seslenebilmektedir. 18. ayette Üçlü Birlik alçakgönüllü imanlının dualarında yer almaktadır. İmanlı, Kutsal Ruh’un gücüyle, Rab İsa Mesih’in aracılığıyla Baba Tanrı’ya yaklaşıp dua edebilmektedir.

2:19   Elçi Pavlus bu bölümün son dört ayetinde, diğer uluslardan olan imanlıların sahip oldukları harika ayrıcalıkları sıralamaktadır. Onlar artık yabancı ve garip değildir. Bundan böyle asla sünnetsiz, yabancı ve dışlanmış olmayacaklardı. Artık Yeni Antlaşma döneminin kutsallarıyla birlikte yurttaş konumundadırlar. Yahudi soyundan olan imanlıların onlardan herhangi bir üstünlüğü yoktur. Tüm Hıristiyanlar cennetin birinci sınıf vatandaşlarıdırlar (Flp.3:20-21). Ayrıca Tanrı’nın ev halkı da olmuşlardır. Tanrısal egemenliğe “uygun” hale getirilmekle kalmamışlar, o ailenin bireyleri olmuşlardır.

2:20   Son olarak da imanlılar, kilisenin üyeleri ya da Pavlus’un betimlediği şekilde kutsal bir tapınağın köşe taşları olmuşlardır. Elçi bu tapınağı ayrıntılı olarak tanımlamaktadır: Temeli, köşe taşı, bütünlük ve simetrisi, diğer özellikleri olan ve sürekli yükselen bir tapınak.

Bu tapınak elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine inşa edilmiştir. Burada, Yeni Antlaşma döneminin elçileriyle peygamberlerine göndermede bulunulmaktadır. Eski Antlaşma peygamberleri olamazdı, çünkü onlar kiliseyle ilgili bir şey bilmiyorlardı. Ayrıca bu, elçilerle peygamberlerin kilisenin temeli olduğu anlamına da gelmez. Temel Mesih’tir (1Ko.3:11). Ancak temeller Rab İsa’nın işi ve Kişiliği hakkında öğrettiklerinin üzerine atılmıştır. Kilise, elçilerle peygamberlerin öğreti ve açıklamalarıyla tanıtılan Mesih’in üzerine kurulmuştur. Petrus O’nun yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğunu belirttiğinde, İsa, kilisesini bu kayanın üzerine, yani Tanrı’nın atadığı Biricik Oğlu olması gerçeği üzerine kuracağını ilan etmişti. (Mat.16:18). Vahiy 21:14’te elçiler, kutsal Kudüs’ün on iki temeli şeklinde ifade edilirler. İlk olarak Mesih ve kilise ile ilgili yüce gerçeği öğrettikleri için kendileri temel olmasa da onunla bağlantılıdırlar. Bir binanın temeli yalnızca bir kez atılır. Elçilerle peygamberler bunu herkes için bir defa yapmışlardır. Onların koyduğu temel, kendileri artık bizimle olmasalar da Yeni Antlaşma’da bizim için varlığını sürdürmektedir. Başka bir açıdan bakacak olursak, elçilerle peygamberlerin yaptığına benzer şeyleri yapan kişiler her çağda olmuştur. Müjdecilerle kilise kurucuları daha aşağı düzeyde elçiler olarak, Tanrı sözünü eğitim için vaaz edenler de peygamber olarak kabul edilebilir. Ancak onlar tam anlamıyla elçi ve peygamber değildirler.

İsa Mesih tapınağın yalnızca temeli değil, aynı zamanda da köşe taşıdır. O’nun çok sayıdaki yüceliklerini ve değişik hizmetlerini tek bir resimle betimlemek olanaksızdır. Köşe taşı konusunda Rab İsa Mesih’i, kilisenin vazgeçilmez ve biricik Başı olarak kabul eden en az üç açıklama mevcuttur.

  1. Köşe taşı denince genellikle aklımıza gelen bir binanın alt kısmıdır. Tüm yapıyı desteklediği için de çok önemlidir. Bu anlamda Rab’bi çok iyi tanımlamaktadır. Aynı zamanda iki duvarı birbirine bağladığı için toplulukta bulunan iman etmiş Yahudiler’le diğer uluslardan olanları da birbirine bağlamaktadır.
  2. Bazı Kutsal Kitap uzmanları da köşe taşı olarak çevrilen sözcüğün, bir kemerde bulunan en önemli taşı işaret ettiğini öne sürmektedirler. Bu taş kemerde en üstte bulunur ve diğer taşları destekler. Bu şekilde Mesih de kilisenin en önde Olan’dır. Aynı zamanda da vazgeçilmez olandır. O’nu uzaklaştırırsanız geri kalanın tamamı çöker.
  3. Diğer bir açıdan bakıldığında ise bir piramidin en üstündeki taşa benzetilebilir. O şekil ve boyuttaki tek taştır. Bu taşın açıları ve hatları tüm piramidin şeklini belirler. Böylece Mesih de kilisenin Başı’dır. Kişiliği ve işi yönünden Tek’tir. Kiliseye anlam kazandıran O’dur. İlk olarak da temelini oluşturmaktadır.

2:21   O’nda sözcüğüyle kastedilen Mesih’tir. Kilisenin yaşam ve büyüme kaynağı O’dur. Blaikie şöyle der:

O’nda büyümekte ve gelişmekteyiz. O’nda tüm tapınak mükemmelliğe doğru gitmektedir. O zaman bu en üstteki taş, “ona lütuf ve yücelik olsun” bağırışları arasında yeniden sökülecektir. 6

Tapınaktaki birlik ve simetri, bütün yapı kenetlenip yükseliyor, ifadesiyle belirtilmektedir. Birçok üyenin oluşturduğu bir birlik söz konusudur. Yapıda her bir üyeye uygun, özel bir yer vardır. Tanrı’nın lütfuyla ölüm vadisinden çıkarılan taşlar birbirine mükemmel bir şekilde uymaktadır. Bu yapının en önemli özelliği yükselmesidir. Ancak bu, çimento ve tuğla eklenerek yükselen diğer binaların yükselmesine benzemez. Bunu daha çok insan bedeni gibi canlı bir organizmanın büyümesine benzetebiliriz. Her şeyden öte, kilise cansız bir yapı değildir. Bir organizasyon da değildir. Mesih’in Baş ve tüm imanlıların da Bedeni oluşturduğu bir varlıktır. Pentikost gününde doğmuş, o günden beri büyümekte olan ve Rab’bin Gelişine kadar da büyüyecek olan bir varlıktır.

Bu yaşayan ve büyüyen yapı, Rab’be ait kutsal bir tapınak olarak tanımlanır. Pavlus’un tapınak için kullandığı sözcük (Grekçe, naos) dış bahçeyi değil, içerdeki kutsal bölümü işaret eder. O, tapınağın En Kutsal Yerinin de bulunduğu ana binayı düşünmekteydi. Orada Tanrı bulunuyordu ve Kendini parlak ve görkemli bir bulutta gösteriyordu. Burada alınması gereken çeşitli dersler vardır:

  1. Tanrı kilisede bulunmaktadır. Kurtulmuş Yahudiler’le diğer uluslardan olanlar, O’nun oturduğu ve Yüceliğini sergilediği canlı, kutsal yeri oluştururlar.
  2. Bu tapınak kutsaldır. Dünyadan ayrılmış ve kutsal amaçlar için O’na adanmıştır.
  3. Kutsal bir tapınak olan kilise, Rab İsa Mesih aracılığıyla hamt, dua ve övgülerin Tanrı’ya yükseldiği bir merkezdir.

Pavlus aynı zamanda kutsal tapınağın Rab’be ait olduğunu da belirtir. Yani onun kutsallığının kaynağı Rab İsa’dır. Onun üyeleri O’nunla birlik olduklarından ve konumlarından ötürü kutsaldır. O’na olan sevgilerinden dolayı günlük yaşamlarında da kutsal olmaları gerekir.

2:22   Bu harika tapınakta iman etmiş Yahudiler’le diğer uluslardan olanlar eşit konumdadırlar. Bu olay, Efesliler’i ve diğerlerini ilk duyduklarında heyecanlandırdığı gibi bizi de heyecanlandırmalıdır. İmanlıların konumu yücedir, çünkü Ruh aracılığıyla Tanrı’nın konutunu oluşturmaktadırlar. Zaten tapınağın amacı, Tanrı’nın Kendi halkıyla birlikte olabileceği bir yer sağlamaktır. Bu yer kilisedir. Bunu Eski Antlaşma’da diğer uluslardan olanların konumu ile karşılaştırın. O zaman Tanrı’nın bulunduğu yere yaklaşamazlardı. Şimdi ise kendileri onun önemli bir bölümünü oluşturmaktadırlar!

Bunun yanı sıra, Tanrı’nın Üçlü Birlik doğasının (Baba, Oğul, Kutsal Ruh) kiliseyle ilgili hizmetine dikkat edin:

  1. O’nda. Yani Mesih’te O’nunla birlikte olunca tapınağın bir parçası haline geliriz.
  2. Tanrı’nın konutu. Bu tapınak Baba Tanrı’nın yeryüzündeki evidir.
  3. Ruh’ta. Tanrı Kutsal Ruh’un kişiliğinde kilisede oturmaktadır (1Ko.3:16).

Bu bölüm diğer uluslardan olan ölü, yoksun, itaatsiz ve kötü kişilerin tanımı ile başlamıştı. Şimdi ise tüm suç ve pisliklerinden arınmış, Ruh’ta Tanrı’nın konutunu oluşturan (diğer uluslardan) kişilerle bitmektedir!

 

Kutsal Kitap

1 Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz. Bu dünyanın gidişine ve havadaki hükümranlığın egemenine, yani söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruha uymaktaydınız.
2 (SEE 2:1)
3 Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık.
4 Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. O’nun lütfuyla kurtuldunuz.
5 (SEE 2:4)
6 Tanrı bizi Mesih İsa’da, Mesih’le birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu.
7 Bunu, Mesih İsa’da bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı.
8 İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır.
9 Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.
10 Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.
11 Bunun için, öteki uluslardan* doğan sizler bir zamanlar ne olduğunuzu anımsayın: Bedende elle yapılmış sünnete sahip olup “sünnetli” diye anılanların “sünnetsiz” dedikleri sizler,
12 o zaman Mesihsiz, İsrail’de vatandaşlıktan yoksun, vaade dayanan antlaşmalara yabancı, dünyada umutsuz ve tanrısızdınız.
13 Ama bir zamanlar uzak olan sizler, şimdi Mesih İsa’da Mesih’in kanı sayesinde yakın kılındınız.
14 Çünkü Mesih’in kendisi barışımızdır. Kutsal Yasa’yı*, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi, aradaki engel duvarını, yani düşmanlığı kendi bedeninde yıktı. Amacı bu iki topluluktan kendisinde yeni bir insan yaratarak esenliği sağlamak, düşmanlığı çarmıhta öldürmek ve çarmıh aracılığıyla bir bedende iki topluluğu Tanrı’yla barıştırmaktı.
15 (SEE 2:14)
16 (SEE 2:14)
17 O gelip hem uzakta olan sizlere hem de yakındakilere esenliği müjdeledi.
18 O’nun aracılığıyla hepimiz tek Ruh’ta Baba’nın huzuruna çıkabiliriz.
19 Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkısınız.
20 Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine inşa edildiniz. Köşe taşı Mesih İsa’nın kendisidir.
21 Bütün yapı Rab’be ait kutsal bir tapınak olmak üzere O’nda kenetlenip yükseliyor.
22 Siz de Ruh aracılığıyla Tanrı’nın konutu olmak üzere hep birlikte Mesih’te inşa ediliyorsunuz.

1. A.g.e., sf.140.

2. John Eadie, Commentary on the Epistle to the Ephesians sf.141.

3. A.T. Pierson, “The Work of the Christ for the Believer,” The Ministry of Keswick, First Series, sf.118,119.

4. 1.Korintliler 13:12 ile 1.Yuhanna 3:2 bazen bizim cennette her şeyi bileceği­mizi kanıtlamak için kullanılır. Ancak ilk referans cennette birbirimizi tanımayla il­gilidir, ikincisi de ahlaksal ve fiziksel olarak Mesih’e benzemeyle ilgilidir.

5. Eadie, Ephesians, sf.187.

6. Blaikie, “Efesliler,” XLVI:68.