Efesliler 3

E. Gizemdeki Parantez (3:1-13)

3:1   Pavlus birinci ayette, 2. ayetle kesintiye uğrayan ve 14. ayete dek ortaya çıkmayan bir ifade ile başlar. Aradaki ayetler, konusu Mesih ve kilisenin gizemi olan bir parantez meydana getirir.

Bu konuyu özel kılan olay bugünkü kilise çağının da Tanrı’nın planında bir parantez oluşturmasıdır. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Tanrı Eski Antlaşma’da kayıtlı olan tarihin çoğunda öncelikle Yahudiler’le ilgilenmektedir. Gerçekten de Yaratılış’ın 12. bölümünden Malaki’nin 4. bölümüne dek İbrahim ve onun soyundan söz edilmektedir. Rab İsa yeryüzüne geldiğinde İsrail tarafından reddedilmişti. Bunun sonucu olarak da Tanrı bu ulusu, geçici olarak yeryüzündeki seçilmiş halkı saymıştı. Şimdi Yahudiler’le diğer uluslardan olanların Tanrı’nın önünde aynı düzeyde olduğu kilise çağındayız. Kilise tamamlanıp göğe alındığında Tanrı, İsrail ulusu ile olan programına devam edecektir. Gelecekle ilgili saati yöneten eller bir kez daha hareket edecektir. Bugünkü çağ, Tanrı’nın İsrail’le ilgili geçmişteki ve gelecekteki işlerinin arasındaki bir parantezi oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu, ilahi programda önceki ve sonraki her şeyden farklı, yeni bir sayfadır.

Pavlus 2 ve 13. ayetlerde bu parantezi oldukça ayrıntılı bir şekilde açıklar. Bu durum onun gelecek dönemdeki bir parantezi açıklamak için gerçek bir parantezi kullandığı sıradan bir rastlantı mıdır?

Elçi bölüme şu sözlerle başlar: Bu nedenledir ki, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih İsa’nın tutuklusu oldum. Bu nedenledir ki ifadesi, diğer uluslardan iman eden kişilerin, Mesih’e bağlanmalarının sonucu olarak sahip oldukları ayrıcalıklı konumla ilgili olarak daha önce söylemiş olduklarını anımsatmaktadır.

Genel olarak bu mektubun, Pavlus’un Roma’daki ilk tutukluluğu sırasında yazıldığı öne sürülmektedir. Ancak o, kendisinden Roma’daki bir tutuklu olarak söz etmez. Bu yenilgi, kendisine acıma ya da ilgi çekme isteğine işaret ediyor olabilir. Pavlus kendisini Mesih İsa’nın tutuklusu olarak tanıtmaktadır ki, bu kabullenme, kutsallık ve zafer anlamlarını taşımaktadır. Ruth Paxson bunu şöyle ifade eder:

Pavlus ruhta özgür kılındığını bildiği için Efesliler mektubunda bir hapishane havası sezilmez. O orada tutuklu bir Romalı’dır, ancak o bunu kabul etmeyip İsa Mesih’in tutuklusu olduğunu iddia eder. Böylesine zafer dolu bir ruhsal yaşamın sırrı nedir? Pavlus’un bedeni hapishanedeyse de ruhu Mesih’le birlikte göksel yerlerdedir. 1

Onun tutukluluğu kesinlikle diğer ulusların adınaydı. Hizmeti süresince, kilisedeki Yahudiler’le diğer uluslardan olanların aynı hak ve ayrıcalıklara sahip olduklarını öğrettiği için sert tepkilere maruz kaldı. Son olarak da, Efesli Trofimos’u diğer uluslardan olanlara yasaklanan tapınak bölgesine soktuğu iftirasından dolayı tutuklanıp Sezar’ın önüne çıkarılmıştı (Elç.21:29). Ancak bu suçlamanın ardında din önderlerinin katı düşmanlığı vardı.

3:2   Şimdi Pavlus düşünce akışına ara verip daha önce –gelecek dönemdeki parantezle ilgili– gerçek parantez dediğimiz gizemle ilgili konulara geçer.

İkinci ayetteki duymuşsunuzdur sözcüğü, elçinin okuyucularının onun diğer uluslara yönelik özel görevini bilmedikleri izlenimini doğurabilir. Aslında bu ayet bazen, Pavlus’un mektubu yazdığı kişileri tanımadığını ve sevgili Efesliler’e yazılmış olamayacağını kanıtlamak için de kullanılır. Ancak bazı çevirilerde geçen “eğer” sözcüğü, “o zamandan beri” anlamını da taşıyabilir. Phillips çevirisinde “mutlaka duymuş olmalısınız” diye geçer. Bu özel görevin ona verildiğini kesinlikle bilmeleri gerekiyordu. O bu görevi Tanrı lütfunun ulaştırılması olarak tanımlamaktaydı. Buradaki ulaştırma, hizmet etmeyi işaret etmektedir. Hizmet eden kişi, başkasının işlerini yapmaya atanan kişidir. Pavlus da Yeni Antlaşma’daki toplulukla ilgili yüce gerçeği yaymakla görevli bir Tanrı hizmetkârıydı. Bu en az üç anlamda Tanrı lütfunun hizmetkârlığıydı:

  1. Seçilmiş olmakla ilgili olarak. Böylesine ayrıcalıklı bir iş için seçilmiş olmak Pavlus için hak edilmemiş bir iyilikti.
  2. Bildirinin içeriğiyle ilgili olarak. Bu, Tanrı’nın bize sunduğu karşılıksız ve hak edilmemiş bildirisiydi.
  3. Bildiriyi alanlarla ilgili olarak. Diğer uluslardan olanlar bu kadar iyiliği hak etmiyorlardı. Ancak yine de bu lütfun hizmetkârlığı Pavlus’a bunu diğer uluslara iletmesi için verilmişti.

3:3   O bu sırrı ne başkasından öğrenmişti ne de kendi bilgisiyle keşfetmişti. Tanrı tarafından doğrudan ona açıklanmıştı. Bunun nasıl ve nerede olduğunu bilmiyoruz. Tüm bildiğimiz, Tanrı’nın mucizevi bir şekilde Pavlus’a, iman eden Yahudiler ve diğer uluslardan olanlardan oluşan bir toplulukla ilgili planını açıklamış olduğudur. Sırrın insanlarca bilinemeyen, ancak Tanrı’nın açıkladığı gizli bir bilgi olduğunu belirtmiştik. Elçi bu sırdan, daha önce de kısaca şu ayetlerde söz etmişti: 1:9-14,22,23; 2:11-22.

3:4   Bu konuda yazdığı şeyler, onun Mesih sırrı hakkındaki bilgisinin Tanrı’dan geldiğini okuyucularına kanıtlar niteliktedir. Blaikie bunu şu şekilde açıklar:

Daha önce yazdıklarıma göre şimdi daha detaylı yazıyorum. Bundan da, size yol gösterenin bu sır konusunda şimdi daha bilgili olduğunu anlayabilirsiniz… 2

Darby’nin çevirisinde “Mesih sırrı” sır dolu Mesih’i ima etmektedir. Bu da Baş ve Beden olandır (Diğer yandan, Mesih adının, hem Rab İsa’yı hem de Rab’bin halkını içerdiği bir örnek verilebilir. 1Ko.12:12’ye de bkz.).

3:5   5. ve 6. ayetler sır ile ilgili sahip olduğumuz tanımların en kapsamlısını vermektedir. Pavlus önce sırrın ne olduğunu, ardından da Mesih’in sırrının ne olduğunu açıklar.

Birincisi, bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Yani bir anlamda Eski Antlaşma’da bu sırrı aramak boşuna olacaktır. Konuya ilişkin benzetmeler bulunabilir, ancak bu gerçek o zaman bilinmiyordu.

İkincisi, bu sır şimdi, Mesih’in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunmaktadır. Açıklayan Tanrı’ydı. Elçilerle peygamberler bu esini almak üzere seçilmiş kişiler, Kutsal Ruh da bu esinin geliş yoluydu.

Elçilerle peygamberlerin Eski Antlaşma’nın değil, Yeni Antlaşma’nın elçi ve peygamberleri olduğunu göz önüne almazsak ayet çelişkili görünür. Ayetin ilk cümlesinde bu gerçeğin önceki çağlarda açıklanmadığı, dolayısıyla da Eski Antlaşma peygamberlerince bilinmediği vurgulanmaktadır. O halde yüzyıllar önce ölmüş olan kişilerce Pavlus’un yaşadığı dönemde nasıl açıklanmış olabilir? Mesih’in ve kilisenin yüce sırrı, Kilise Çağı’nda dirilmiş Rab tarafından sözcüsü olmak üzere seçilen Pavlus gibi insanlara açıklanmıştır. (Pavlus kendisinin bu sırrın açıklandığı tek kişi olduğu iddiasında değildir. Mektupları aracılığıyla izleyen kuşaklara ve kendi günündeki diğer uluslardan olanlara gerçeği ilk olarak ileten olmakla birlikte, o kişilerden yalnızca biriydi).

Bazı Hıristiyanların yukarıdakinden farklı bir görüşe sahip olduklarını da belirtmek gerekir. Onlara göre Eski Antlaşma döneminde de kilise vardı. O dönemde “kilise” İsrail’di, ama şimdi kilise gerçeği daha ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Şöyle demektedirler: “Şimdi açıklanmış olan sır, diğer çağlarda bilinmiyor muydu? Biliniyordu, ama şimdiki kadar açık değil. Şimdi daha fazla biliyoruz, ancak halen Tanrı’nın İsrail’iyiz, yani Tanrı’nın halkının devamıyız.” Savlarını destekleyici olarak da İsrail ulusuna “çöldeki topluluk” veya kilise diye seslenilen Elçilerin İşleri 7:38 ayetini gösterirler. Tanrı’nın seçilmiş halkından çöldeki topluluk olarak söz edildiği doğrudur, ancak bu onların inanlılar topluluğuyla bir bağlantıları olduğu anlamına gelmez. Grekçe’deki ekklesia sözcüğü herhangi bir grup ya da topluluğu kastedebilir. Topluluk anlamındaki aynı sözcük Elçilerin İşleri 7:38’de İsmail’le ilgili olarak kullanılmışken, Elçilerin İşleri 19:32,41’de puta tapan başka bir grup için de kullanılmıştır. Konunun akışı ve metne göre hangi “kilise” ya da topluluktan söz edildiğini belirlememiz gerekir.

O halde 5. ayetin, şimdiki kadar açıklanmış olmasa bile Eski Antlaşma zamanında da kilisenin var olduğuna ilişkin iddiası ne olacak? Bunun yanıtı Koloseliler 1:26’da verilir ve açıkça bu sırrın “geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi O’nun kutsallarına açıklanmış olduğunu” belirtir. Olay açıklamanın derecesi ile değil, açıklanmış olmasıyla ilgilidir.

3:6   Şimdi de sırrın özüne, yani Rab İsa Mesih’in kilisesinde, diğer uluslardan olup da iman etmiş olanların da mirasa ortak, aynı bedenin üyeleri ve Müjde aracılığıyla Mesih İsa’da vaade ortak oldukları gerçeğine geliyoruz. Yani artık iman etmiş diğer uluslardan biri de iman eden Yahudiler’in sahip olduğu ayrıcalıklara sahiptir.

İlk olarak onlar da mirasa ortaktır. Mirası Yahudiler’le eşit şekilde paylaşmaktadırlar. İsa Mesih’le birlikte Tanrı’nın mirasçıları, tüm kurtulmuş olanlarla birlikte mirasa ortaktırlar.

Ardından aynı bedenin üyeleridirler. Kilisede imanlı Yahudiler’le aynı konumdadırlar, onlardan bir farkları yoktur.

Son olarak da, Müjde aracılığıyla Mesih İsa’da vaade ortaktırlar. Buradaki vaat, Kutsal Ruh da (Elç.15:8; Gal.3:14) olabilir, Müjde’de Mesih İsa’da olanlara vaat edilen her şey de olabilir. Diğer uluslardan olanlar Yahudiler’le birlikte tüm bunlara ortaktırlar.

Eski Antlaşma’da İsrail’in Tanrı önünde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Diğer uluslardan olan birinin Tanrı’nın vaatlerinde eşit derecede payı olduğu düşüncesi bile bir Yahudi’yi güldürürdü. Gerçek olamazdı. İsrail’in peygamberleri diğer uluslara olan çağrıyı önceden tahmin etmişlerdi (Yşa.49:6; 56:6,7). Ancak diğer uluslardan olanlar, bir Yahudi’yle aynı konumda yer alabilecekleri bir topluluğu asla öngörmemişlerdir.

Rabbimizin yaklaşmakta olan krallığında İsrail, ulusların başı olacak (Yşa. 60:12), diğer uluslardan olanlar İsrail aracılığıyla kutsanacaktır (Yşa.60:3; 61:6; Zek.8:23).

İsrail’e olan çağrı, tümüyle olmasa da, özellikle yeryüzündeki geçici bereketlerle ilgiliydi (Yas.28; Amo.9:13-15). Kilisenin çağrısı ise göksel yerlerdeki ruhsal bereketlerle ilgilidir (Ef.1:3). İsrail Tanrı’nın yeryüzündeki seçilmiş halkı olmaya çağrılmıştı. Kilise ise Mesih’in göksel Gelini olmaya çağrılmıştır (Va. 21:2,9). İsrail Bin Yıllık dönemde Mesih’in yönetimi altında kutsanacak (Hoş. 3:5), kilise O’nun yüceliğini paylaşarak tüm evren üzerinde O’nunla birlikte egemenlik sürecektir (Ef.1:22-23).

Bu nedenle kilisenin İsrail ya da krallıkla aynı şey olmadığı açıkça bellidir. O yeni bir topluluk, Kutsal Kitap’ta gördüklerimizin arasında en ayrıcalıklı durumda olan bir imanlı topluluğudur. Kilise, Mesih göğe yükseldikten ve Kutsal Ruh verildikten sonra oluşmuştu (Elç.2). Kutsal Ruh’un vaftizi ile şekillenmişti (1Ko.12:13). Ve Mesih’e bağlı olan herkesin göğe alınacağı anda tamamlanmış olacaktır (1Se.4:13-18; 1Ko.15:23, 51-58).

3:7   Pavlus diğer uluslardan olanlarla Yahudiler’in eşitliğini vurguladıktan sonra şimdi de kendisinin bu konuyla ilgili görevine geçiyor (7-9. ayetler).

İlk olarak kendisi müjdeyi yaymakla görevlendirilmişti. Wuest şöyle der: “Görevli sözcüğü bugün de kilise önderleri için kullanıldığından yanlış anlaşılabilir.” Yani Antlaşma’da öyle bir anlam taşımaz. Asıl anlamı hizmetkârdır. Pavlus bu sırla ilgili olarak Rab’be hizmet ettiğini dile getirmektedir.

Hizmet hak edilmemiş bir armağan niteliğindeydi: Tanrı’nın etkin gücüyle bana verilen lütuf armağanı uyarınca… Bu yalnızca bir lütuf gösterisi değildi. Tanrı’nın kendini beğenmiş Ferisi’ye ulaşan, onun canını kurtaran, onu bir elçi yapabilen, onu vahiy alacak şekilde güçlendiren ve göreve hazır kılan gücünü de gösteriyordu. Dolayısıyla Pavlus bu armağanın kendisine Tanrı’nın etkin gücüyle verildiğini söylüyordu.

3:8   Elçi kendisinden, tüm kutsalların en değersizi olarak söz ediyor. Bu bazı kişilere yapmacık bir alçakgönüllülük gösterisi gibi gelebilir. Ama aslında Kutsal Ruh’la dolu birinin kendini olduğu gibi görmesi söz konusudur. Mesih’i Kendi görkemi içinde gören herkes kendi günahlı durumunu ve değersizliğini fark eder. Pavlus’un hafızasında ayrıca, Tanrı’nın topluluğuna acı çektirerek (Gal.1:13; Flp.3:6) Rab İsa’ya zulmetmiş olmanın (Elç.9:4) anısı da vardır. Buna karşın Rab onu müjdeyi diğer uluslara götürmesi için özel olarak görevlendirmişti (Elç.9:15; 13:47; 22:21; Gal.2:2,8). Petrus’un elçi olarak Yahudiler’e yollanması gibi, Pavlus da diğer uluslara gönderilmişti. Görevi iki yönlüydü; hem kiliseyi hem de müjdeyi ilgilendirmekteydi. İlk olarak insanlara nasıl kurtulacaklarını öğretti, sonra da onları Yeni Antlaşma’daki topluluğun gerçeğine yönlendirdi. Müjdeyi yaymak onun hizmetinin bir sonu değil, Yeni Antlaşma’ya bağlı, bağımsız topluluklar kurup onları güçlendirmenin bir aşamasıydı.

Görevinin ilk adımı da Mesih’in akıl ermez zenginliğini uluslara müjdelemekti. Blaikie bunu şu şekilde açıklıyor:

Zenginlik ve akıl ermez sözcükleri çok değerli ve tükenmez şeyleri kastetmektedir. Genellikle değerli olan şeyler az bulunur ve bu yüzden de fiyatları yüksek olur. Ancak burada en değerli şeyler aynı zamanda son derece de bol bulunmaktadır; merhamet ve sevginin bolluğu, iyilik, kutsama ve bizi değiştiren gücün bolluğu, yüreğin şimdi ve sonsuza dek isteyebileceği her şeyi ve arzuyu tatmin edebilecek gücün bolluğu söz konusudur. 3

Bir kimse Rab İsa’ya iman ettiğinde ruhsal olarak milyarder olur, Mesih’te tükenmeyen hazinelere sahip konuma gelir.

3:9   Pavlus’un hizmetinin ikinci bölümü, “sırrın nasıl düzenlendiğini” bütün insanlara açıklamak ya da başka bir deyişle sırrın günlük yaşamda nasıl işlediğini anlatmaktır. Tanrı’nın bu çağdaki planı, diğer ulusların arasından Kendi adı için bir halk çıkarmak (Elç.15:14), Oğluna Gelin hazırlamaktı. Bu planın içindeki her şey sırrın nasıl düzenlendiğiyle 4 ilgilidir. Bütün insanlarla kastedilenin tüm imanlılar olması gerekir. İman etmemiş kişilerin sırrın derin gerçeklerini kavraması beklenemez (1Ko.2:14). Pavlus bütün insanlar derken, tüm grupları (Yahudiler, diğer uluslardan olanlar, köle ve özgür insanlar) işaret etmektedir.

Bu sır Tanrı’da öncesizlikten beri gizlenmiş durumdaydı. Bu zaten Tanrı’nın bir planıydı, ancak çağlar boyunca onu bir sır olarak gizledi. Bir kez daha Kutsal Ruh’un, evrensel kilisesinin daha önce örneği olmayan, yeni bir gerçeklik olduğunu bize anlatma konusunda gösterdiği özeni görüyoruz. O daha önce Tanrı’dan başkasının bilmediği bir şeydi. Her şeyi yaratan Tanrı’da gizlenmişti. Evreni, çağları ve kiliseyi O yarattı, ancak Kendi bilgeliğiyle Mesih’in İlk Gelişine dek yeni yaratılışla ilgili bilgileri saklamaya karar vermişti.

3:10   Tanrı’nın sırla ilgili olarak şu anki amaçlarından biri, Kendi çok yönlü bilgeliğini göksel varlıklara açıklamaktır. Pavlus yine bir okul benzetmesine başvuruyor. Tanrı Öğretmen, evren sınıf, melekler de öğrencilerdir. Ders de, “Tanrı’nın çok yönlü bilgeliği”dir. Kilise ise ibret veren konumdadır. Gökteki melekler O’nun anlaşılamaz yargılarına ve geçmişteki işlerine bakıp O’na hayran olmaktadırlar. Tanrı’nın Kendi yüceliği için günaha nasıl galip geldiğini görmektedirler. Tanrı’nın, cennetin en yücesini, yeryüzünün en kötüsü için gönderişine tanıklık etmektedirler. Düşmanlarını büyük bir bedel karşılığında kurtarışını, sevgiyle yüreklerini fethedişini, göksel bereketlerle kutsayışını ve onları Oğlu’na Gelin olarak hazırlayışını görmektedirler. Ayrıca Rab İsa’nın çarmıhtaki işi aracılığıyla, günahın hiç bulunmadığı bir duruma oranla Tanrı’nın daha fazla yüceltildiğini ve Yahudiler’le diğer uluslardan olanların daha büyük bereketlerle kutsanışını görmektedirler. Tanrı’nın hakkı korunmuş, Mesih yüceltilmiş, Şeytan yenilgiye uğratılmış ve kilise de Mesih’in görkemini paylaşmak üzere tahta oturtulmuştur.

3:11   Sırrın kendisi, saklanma şekli, zaman içinde açıklanışı ve Tanrı’nın bilgeliğini gösterme biçimi O’nun başlangıçtan beri tasarladığı ve Rabbimiz Mesih İsa’da yerine getirdiği amaca uygundu. Tanrı Şeytan’ın günaha düşeceğini ve insanın da günah içinde onu izleyeceğini dünyanın yaratılışından önce biliyordu. Buna karşı da bir strateji geliştirmiş ve bir plan hazırlamıştı. Bu plan Mesih’in vücut bulması, ölmesi, dirilip göğe çıkması ve yüceltilmesiyle uygulanmış oldu. Tüm plan Mesih merkezliydi ve O’nun aracılığıyla gerçekleşti. Tanrı şimdi Yahudiler ve diğer uluslardan olanları kurtarabilir, onları Mesih’in bedeninin üyeleri yapabilir, Oğluna benzer hale getirebilir ve sonsuza dek Kuzu’nun gelini olarak onurlandırabilir.

3:12   Mesih’in yaptığı iş ve bizim O’nunla birlikteliğimizin sonucu olarak azarlanmayacağımızı bilerek ve işitileceğimizden emin olarak her zaman Tanrı’nın huzuruna çıkma ayrıcalığına sahibiz (Yak.1:5). Cesaretimiz saygı duyulacak bir davranıştır ve Babalarına hitap eden çocuklar olarak korku duymamız normaldir. Yaklaşabilmemiz, Tanrı’yla dua aracılığıyla konuşabilme özgürlüğümüzdür. Güvenimiz ise işitileceğimiz, hoş karşılanacağımız, bilgelik ve sevgi dolu bir şekilde yanıtlanacağımız güvencesidir. Tüm bunlar Rab İsa Mesih’te ve Mesih’e olan imanımızla mümkündür.

3:13   Hizmetinin kutsallığı ve doğurduğu harika sonuçlar ışığında Pavlus diğer kutsalları, kendisinin çektiği sıkıntılara bakıp korkuya kapılmamaları için cesaretlendiriyor. Diğer uluslardan olanlara yönelik hizmeti sırasında çektiği sıkıntılardan dolayı da mutluydu. Sıkıntılara bakıp yılmak yerine Rab İsa için acı çekmeye layık görüldükleri için onur duymaları gerekirdi. Çektiği sıkıntıların onlara ve diğer uluslardan olanlara sağladığı yararları düşünüp sevinmeliydiler. Şu anki tutukluluğunu ise aşağılanma değil, yücelik olarak görmeleri doğru olurdu.

F. Pavlus’un Kutsallar İçin Duası (3:14-19)

3:14   Elçi, 1. ayette sır konusunda belirttiği ve sonra ara verdiği düşüncelere geri dönüyor. O yüzden 2. bölümde bunun için ifadesiyle, diğer uluslardan olanların Mesih’e gelmeden önceki durumlarıyla, Mesih’e geldikten sonraki durumlarının tanımına göndermede bulunulmaktadır. Onların yoksulluk ve ölümden kurtulup zenginlik ve görkeme kavuşması, Pavlus’u onların hep bu şekilde yaşayabilmeleri için dua etmeye yöneltiyor.

Dua sırasındaki duruş şekli diz çökmedir. Bu bedensel olarak her zaman diz çökmemiz anlamına gelmese de ruhumuzun diz çökmesi anlamını taşır. Yürürken, otururken ya da uzanırken de dua edebiliriz, ancak ruhlarımızın her zaman alçakgönüllü ve saygı içinde eğilmesi gerekir.

Duada Baba’ya hitap edilmektedir. Genel anlamda Tanrı tüm insanlığın Babasıdır, yani onların Yaratıcısıdır (Elç.17:28-29). Daha dar anlamda tüm imanlıların Babasıdır, yani onları ruhsal ailesine katmıştır (Gal.4:6). Diğer bir deyişle Rabbimiz İsa Mesih’in Babasıdır, yani eşitlik söz konusudur (Yu.5:18).

3:15   Pavlus’un görüşüne göre Baba’nın özelliği, yerde ve gökte her ailenin adını kendisinden almış olmasıdır. Bu şu anlamlara gelebilir:

  1. Yerde ve gökte olan tüm kurtulmuş kişiler, O’na ailenin Başı gözüyle bakmaktadırlar.
  2. Melek ya da insan, tüm yaratılmış varlıklar birey ya da aile olarak var oluşlarını O’na borçludurlar. Gökte her aile ifadesi değişik derecelerdeki melekleri içerir. Yeryüzündeki aileler Nuh’un soyundan gelen farklı ırklardan oluşurlar. Şimdi ise farklı uluslara bölünmüşlerdir.
  3. Evrendeki tüm babalar, adını O’ndan alır. Tanrı’nın babalığı orijinal ve idealdir. Benzer ilişkiler için örnek oluşturur. Phillips çevirisinde ayet şöyle geçer: “Gökteki ve yerdeki tüm babaların adını kendisinden aldığı…”

3:16   Pavlus’un ricasının büyüklüğü karşısında şaşırmamak mümkün değildir: Yüceliğinin zenginliği uyarınca onları …güçlendirmesini istemektedir. Ancak hangi ölçüde? Jamieson, Fausset ve Brown bu soruya şu yanıtı verirler: “Yüreklerimizin darlığına göre değil, görkeminin zenginliğine göre bol bol…” 5 Vaizler sık sık zenginliğiyle ifadesiyle zenginliği uyarınca ifadesi arasındaki farkı vurgularlar. Zengin birisi zenginliğiyle küçük bir yardımda bulunabilir, ancak bu zenginliği uyarınca, yani zenginliğiyle orantılı bir yardım değildir! Pavlus Tanrı’dan yüceliğinin zenginliği uyarınca güç vermesini dilemektedir. Rab’bin yücelikteki zenginliği sonsuz olduğuna göre, bırakalım kutsallar da bir ziyafet için hazırlansınlar! Böylesine yüce bir Kral’dan niçin bu denli az şey isteyelim? Birisi Napolyon’dan büyük bir istekte bulunduğunda, bu isteği hemen yerine getirilmişti ve Napolyon şöyle demişti: “Ricasının büyüklüğüyle beni onurlandırdı.”

Önemli isteklerle
Bir Krala geliyorsun.
Öylesine büyüktür ki, lütfu ve gücü
Kimse çok büyük bir şey istemiş olamaz.
                          — John Newton

Şimdi de Pavlus’un özel dua isteklerine geliyoruz. Onları birbirinden farklı istekler olarak görmek yerine, her birinin ötekine temel oluşturduğu istekler olarak görmek daha uygun olur. Bunu bir piramide benzetirsek, ilk istek temeldeki taşlardan birisidir. Dua ilerledikçe Pavlus görkemli bir zirveye doğru çıkmaktadır.

İlk isteği Tanrı’nın onları kendi Ruhu’yla iç varlıklarında kudretle güçlendirmesidir. Ruhsal olarak güçlenmeyi aramaktadırlar. Olağanüstü mucizeler sergileyecek bir gücün değil, olgun, anlayışlı ve sağlam Hıristiyanlar olabilmek için gerekli olan ruhsal gücün peşindedirler. Bu gücü veren Kutsal Ruh’tur. Elbette o bize bu gücü, ancak Tanrı sözüyle beslenir, sürekli dua eder ve her gün Rab’be hizmet edersek verebilir.

Bu güç ancak iç varlığımızda, yani yaradılışımızın ruhsal yanında hissedilebilir. Tanrı’nın yasasından zevk alan iç varlığımızdır (Rom.7:22). Dış varlığımız günden güne eskimekte ise de iç varlığımız yenilenmektedir (2Ko.4:16). İç varlığımız Tanrı’dan çıkmış ise de güce, büyümeye ve gelişmeye gereksinim duyar.

3:17   İkinci adım, iman yoluyla Mesih’in yüreklerimizde yaşamasıdır. Bu, Ruh’un bizi güçlendirmesinin sonucudur. Mesih’in yüreklerimizde yaşaması için güçlendirildik. Aslında Rab İsa, kişi iman ettiği anda o kişide yaşamaya başlar (Yu.14:23; Va.3:20). Ancak buradaki duanın konusu bu değildir. Burada söz konusu olan O’nun imanlıda yaşaması değil, Kendisini orada evinde hissedip hissetmediğidir! O her imanlıda yaşamaya devam eder, ancak O’nun her odaya ve köşeye girebilmesi, günahlı sözcükler, düşünceler ve eylemlerle kederlenmemesi ve imanlı ile hiç zedelenmemiş bir ilişkiyi sürdürebilmesi önemlidir. Böylece Mesih inanlısının yüreği, Mesih’in içinde bulunmaktan zevk aldığı (Beytanya’daki Meryem, Marta ve Lazar gibi) evi haline gelir. Yürek elbette ki, ruhsal yaşamın merkezidir, davranışlarımızın her yönünü kontrol eder. Aslında elçi, Mesih’in egemenliğinin; okuduğumuz kitaplar, yaptığımız iş, yediğimiz şeyler, harcadığımız para ve kullandığımız sözcüklere kadar yaşamımızın en küçük ayrıntılarına dek uzanması için dua etmektedir.

Kutsal Ruh tarafından daha fazla güçlendirildikçe Rab İsa’ya daha çok benzer hale geliriz. O’na daha çok benzer oldukça, O da “yüreklerimize yerleşip kendini evinde hissedecektir.”

O’nun varlığının tadını iman yoluyla alırız. Bu, sürekli O’na bağlı olmayı, O’na teslim olmayı ve O’nun, içimizde Kendisini rahat hissettiğinin farkında olmayı içerir. Lawrence’ın dediği gibi, “O’nun varlığının gerçekliğini” iman yoluyla kavrayabiliriz.

Bu noktaya kadar Pavlus’un davası Üçlü Birlik’in her bir üyesini içermiştir. Baba’dan, Mesih’in onların yüreklerinde (a.17), kendisini tümüyle rahat hissedebilmesi için imanlıları Ruhu’yla (a.16) güçlendirmesi istenir (a.14). Duanın en büyük ayrıcalıklarından biri, sonsuz Tanrı’nın bizim ve başkalarının yaşamında çalışmasını isteyebilmemizdir.

Mesih’e rahatça ulaşabilmenin sonucunda imanlı, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olur. Pavlus burada botanik ve inşaat konularıyla ilgili sözcükler kullanır. Bir bitkinin kökü gerekli besini ve desteği sağlar. Bir inşaat da temeli üzerinde yükselir. Scroggie şöyle der: “Sevgi, içinde yaşamımızın kök salacağı toprak ve imanımızın sürekli dayanacağı kayadır.” 6 Sevgide köklenmiş ve temellenmiş olmak, sevgiyi bir yaşam biçimi haline getirmiş olmak demektir. Sevgi dolu bir yaşam özveri, kibarlık ve alçakgönüllülükle dolu bir yaşam demektir. Mesih’in yaşamı imanlıda ortaya çıkmaktadır (1Ko.13:4-7).

3:18   Önceki ricalar Tanrı çocuğunun, kutsallarla birlikte Mesih’in sevgisinin ne denli geniş, uzun, yüksek ve derin olduğunu anlayabilmesi için gereken ruhsal gelişimin ana hatlarını vermektedir.

Bu boyutları incelemeye geçmeden önce kutsallarla birlikte ifadesine bir bakalım. Konu öylesine geniştir ki, hiçbir imanlı bunu tam olarak anlayamaz. Bu nedenle çalışmak, tartışmak ve başkalarıyla paylaşmak gerekmektedir. İmanlı bir grup bir araya gelip çalışırsa, Kutsal Ruh, Kutsal Yazılara ışık tutabilir.

Metinde belirtilmiyorsa da buradaki boyutlar Mesih’in sevgisi olarak kabul edilebilir. Aslında Mesih’in sevgisinden ayrıca aşağıdaki kısımda söz edilmektedir. Mesih’in sevgisi dikkate alındığında şu bağlantılar kurulabilir:

 

Genişlik Dünya (Yu.3:16)
Uzunluk Sonsuzluk (1Ko.13:8)
Derinlik Çarmıhtaki ölüm (Flp. 2:8)
Yükseklik Cennet (1Yu.3:1-2)

F.B. Meyer bunu şöyle açıklıyor:

Arkamızda olduğu kadar geniş bir ufuk, daima önümüzde de olacaktır. İsa’nın yüzü, binlerce yıl boyunca ona baksak da büyüleyiciliğinden ve tazeliğinden hiçbir şey yitirmeyecek, cennetin kapısında ilk gördüğümüzdeki gibi kalacaktır. 7

Ancak bu boyutlar Efesliler’de önemli bir yer tutan sırra gönderme yapıyor da olabilir. Aslında metinde bu boyutları saptamak kolaydır:

  1. Genişlik 2:11-18’de tanımlanır. Yahudiler’i ve diğer uluslardan olanları kurtarıp kiliseye katan Tanrı’nın lütfunun genişliğini işaret eder. Sır, insanlığın bu yönünü de kucaklar.
  2. Uzunluk sonsuzluktan sonsuzluğa uzanır. İmanlılar dünyanın kuruluşundan önce Mesih’te seçilmişlerdi (1:4). Gelecekte ise sonsuzluk, O’nun iyilik ve lütfunun zenginliklerinin Mesih İsa aracılığıyla bize sürekli olarak açıklanacağı ortam olacaktır (2:7).
  3. Derinlik 2:1-3’de açık bir şekilde resmedilir. Günah bataklığına saplanmış durumdaydık. Mesih bu pis ve kokuşmuş olan dünyaya bizim yerimize ölmek için gelmiştir.
  4. Yükseklik 2:6’da geçer. Orada yalnızca Mesih’le birlikte yükseltilmekle kalmayıp göksel yerlerde görkemini paylaşacak şekilde O’nunla birlikte oturtuluruz.

Bunlar genişlik ve sonsuzluğun boyutlarıdır. Bunları düşündüğümüzde Scroggie’nin dediği gibi, “Tüm yapabildiğimiz bu kutsal sözcükleri sıraya koymaktır.”

3:19   Elçinin sonraki dileği kutsalların bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavrayabilmeleridir. Mesih’in sevgisi uçsuz bucaksız bir okyanusa benzediğinden, bunu asla tümüyle anlayamazlar, ancak her gün biraz daha öğrenebilirler. Dolayısıyla Pavlus, harika Rabbimizin olağanüstü sevgisini daha derinden anlayabilmemiz için dua ediyor.

Pavlus’un, Tanrı’nın bütün doluluğuyla dolmamız için (Grekçe’de eis) dediği noktada bu görkemli dua, zirvesine ulaşmış olmaktadır. Tanrı’nın bütün doluluğu Rab İsa’da bulunmaktadır (Kol.2:9). O iman yoluyla yüreklerimizde daha çok yer aldıkça, biz de Tanrı’nın bütün doluluğuyla daha çok dolmuş oluruz. Tanrı’nın doluluğuyla bütünüyle hiçbir zaman dolamayız. Ancak hedefimiz budur.

Bunu açıkladıktan sonra burada henüz ulaşamadığımız derin anlamlar olduğunu da belirtmeliyiz. Kutsal Yazılar’la ilgilendikçe anlama yeteneğimizi aşan gerçeklerle ilgilenmekte olduğumuzu fark ederiz. Bu ayeti bazı örneklerle açıklama yoluna gidebiliriz. Örneğin bir yüksük okyanusa düşünce, içine su dolar, ancak bu içine dolan su, okyanusun suyunun çok az bir kısmıdır! Tüm bunları söyledikten sonra bile sır yerinde durmaya devam etmektedir ve biz sadece Tanrı’nın sözü karşısında hayrete düşüp sonsuzluğa hayran kalabiliriz.

G. Pavlus’un Hamt ve Şükranı (3:20-21)

3:20   Dua, ruhu güçlendirip ona esin veren bir hamt ile sona erer. Önceki dilekler büyük, cesurca ve olanaksız gözüken türdendi. Ancak Tanrı, her dilediğimiz ya da düşündüğümüzden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir. Pavlus’un akıllıca ifade ettiği bu bereketler bir piramite benzetilebilir:

Güçtedir
Yapabilecek güçtedir
Dilediğimizi yapabilecek güçtedir
Dilediğimiz ya da düşündüğümüzü yapabilecek güçtedir
Dilediğimiz ya da düşündüğümüzden fazlasını yapabilecek güçtedir
Dilediğimiz ya da düşündüğümüzden daha fazlasını yapabilecek güçtedir
Dilediğimiz ya da düşündüğümüzden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir

Tanrı’nın duayı yanıtlama yolu, bizde etkin olan kudretiyle sözüyle ifade edilmektedir. Bu yaşamımızda sürekli işleyen, Mesih’e benzer olmamız için uğraşan, günahtan ötürü bizi azarlayan, duada bizi yönlendiren, tapınırken bize esin veren ve hizmetimizde bizi yönlendiren Kutsal Ruh’a göndermede bulunmaktadır. Kendimizi O’na sundukça bizi Mesih’e benzer hale getirmekte daha etkili olacaktır.

3:21   Kilisede ve Mesih İsa’da bütün kuşaklar boyunca sonsuzlara dek O’na yücelik olsun! Amin. Tanrı sonsuz hamda layıktır. O’nun bilgeliği ve gücü her yerde sergilenmektedir. Güneşte, ayda, yıldızlarda, hayvanlarda, kuşlarda, balıklarda, ateşte, doluda, karda ve kırağıda, rüzgarda, dağlarda, tepelerde, ağaçlarda, krallarda ve halklarda, yaşlıda ve gençte, İsrail’de ve diğer uluslarda. Tüm bunlar Rab’bin adını yüceltmelidirler (Mez.148).

Ancak Tanrı’ya sonsuza dek yücelik verecek başka bir grup daha vardır. O da imanlıların Bedeni, Mesih’in de Başı oluşturduğu kilisedir. Bu kurtulmuş topluluk O’nun eşsiz ve görkemli lütfunun tanığı olacaktır. Williams şöyle der:

Tanrı’nın, Tanrı ve Baba olarak sonsuz görkemi, Mesih İsa’da görünür hale gelecektir. Ne büyüleyici bir durum! Bu sonsuz sevginin aracıları da Mesih ve Bir Beden olan kilise olacaktır. 8

Kilise şimdi bile “tapınmayla, üyelerinin temiz yaşamlarıyla, Müjde’yi dünyaya duyurmakla, insanlığın acı ve gereksinimlerine yardımcı olmakla” O’nun adına yücelik getirmelidir (Erdman).

Bu tapınma, bütün kuşaklar boyunca sonsuzlara dek sürecektir. Pavlus’un kilisede Tanrı’ya ve Mesih İsa’ya sonsuza dek, tapınma çağrısına yürekten vereceğimiz yanıt Amin’dir!

 

Kutsal Kitap

1 Bu nedenledir ki, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih İsa’nın tutuklusu oldum.
2 Tanrı’nın bana bağışladığı lütfu size ulaştırmakla görevlendirildiğimi duymuşsunuzdur.
3 Yukarıda kısaca değindiğim gibi Tanrı, sır olan tasarısını bana vahiy yoluyla bildirdi.
4 Bu mektubu okuduğunuzda Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz.
5 Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdiyse Mesih’in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor.
6 Şöyle ki, öteki uluslar* da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsa’da vaade ortaktır.
7 Tanrı’nın etkin gücüyle bana verilen lütuf armağanı uyarınca bu Müjde’yi yaymakla görevlendirildim.
8 Bütün kutsalların en değersiziydim. Yine de Mesih’in akıl ermez zenginliğini uluslara müjdeleme ve her şeyi yaratan Tanrı’da öncesizlikten beri gizli tutulan sırrın nasıl düzenlendiğini bütün insanlara açıklama ayrıcalığı bana verildi.
9 (SEE 3:8)
10 Öyle ki, Tanrı’nın çok yönlü bilgeliği, kilise* aracılığıyla göksel yerlerdeki yönetimlere ve hükümranlıklara şimdiki dönemde bildirilsin.
11 Bu, Tanrı’nın başlangıçtan beri tasarladığı ve Rabbimiz Mesih İsa’da yerine getirdiği amaca uygundu.
12 Mesih’te ve Mesih’e olan imanımızla Tanrı’ya cesaret ve güvenle yaklaşabiliriz.
13 Bu nedenle, uğrunuza çektiğim sıkıntılar karşısında yılmamanızı rica ediyorum. Bunlar size yücelik kazandırır.
14 Bunun için, yerde ve gökte her ailenin adını kendisinden aldığı Baba’nın önünde diz çökerim.
15 (SEE 3:14)
16 Baba’nın kendi yüceliğinin zenginliği uyarınca Ruhu’yla sizi iç varlığınızda kudretle güçlendirmesini ve Mesih’in iman yoluyla yüreklerinizde yaşamasını dilerim. Öyle ki, Tanrı’nın bütün doluluğuyla dolmanız için, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olarak bütün kutsallarla birlikte Mesih’in sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamaya, bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavramaya gücünüz yetsin.
17 (SEE 3:16)
18 (SEE 3:16)
19 (SEE 3:16)
20 Tanrı, bizde etkin olan kudretiyle, dilediğimiz ya da düşündüğümüz her şeyden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir.
21 Kilisede* ve Mesih İsa’da bütün kuşaklar boyunca sonsuzlara dek O’na yücelik olsun! Amin.

1. Ruth Paxson, The Wealth, Walk and Warfare of the Chiristian, sf.57.

2. Blaikie “Efesliler,” XLVI:104.

3. A.g.e., XLVI:105-106.

4. Geniş yazılan harflerin kullanıldığı eski metinlerde açıklamasözcüğünün Grekçesi ona benzeyen topluluk(oikonomia ile koinonia) sözcüğü ile karşılaştırıla­bilir.

5. Jamieson, Fausset ve Brown, Commentary Practical and Explanotory on the Whole Bible, VI:408.

6. W. Graham Scroggie, “Pavlus’un Tutukevi Duaları” the Ministry of Keswick, 2. Seri sf.49.

7. Meyer, Key Words, sf.53,54.

8. George Williams, The Student’s Commentary on the Holy Scriptures, sf.925.