Efesliler 4

II. İMANLININ RAB’DEKİ DAVRANIŞLARI (Bölüm 4 – 6)

A. Kilisede Birliğe Çağrı (4:1-6)

4:1   Burada, Efesliler’de bir dönüm noktası ile karşılaşıyoruz. Önceki bölümler Mesih inanlılarına yönelik çağrılarla ilgiliydi. Son üç bölümde inanlıdan, aldığı çağrıya yaraşır biçimde yürümesi istenir. Lütfun bizi yükseltip getirdiği konum, şimdiye kadarki konunun ana temasını oluşturmaktaydı. Bundan sonra ise bu konumun günlük hayata aktarımıyla ortaya çıkan sonuçlara değinilecektir. Mesih’teki konumumuz Tanrı’ya yaraşır bir yaşamı gerektirir. Efesliler’in 1–3. bölümlerde göksel konulara değinilirken, 4–6. bölümlerde konu, yerel kiliselerle, ev ve toplum olmuştur. Stott’un da belirttiği gibi bu son bölümler; “kilisede birliği, yaşamlarımızda saflık ve temizliği, evlerimizde uyumu ve kötülüğe karşı savaşımımızda kararlılığı” öğretmektedir.

Pavlus ikinci kez tutukluluktan (bu kez Rab’bin uğruna) söz ediyor. Theodoret şu yorumda bulunur: “O, dünyanın alçaklık saydığını en yüce onur sayar ve Mesih’e olan bağlılığıyla, tahtında oturan bir kraldan daha fazla iftihar eder.”

Pavlus, Rab’be bağlılığı sonucu tutuklu birisi olarak okuyucularını, aldıkları çağrıya yaraşır biçimde yaşamaya çağırır. Bunu emir vererek yapmaz. Lütufkâr bir dil kullanarak yumuşak bir davetle yapar.

Bu mektupta yaşamak (ya da yürümek) sözcüğü yedi kez geçer (2:2,10; 4:1,17; 5:2,8,15) ve kişinin yaşam biçimini tanımlar. Yaraşır biçimde yaşamak demek, inanlı birisinin Mesih’in Bedeninin üyesi olarak sahip olduğu konuma uygun biçimde yaşaması demektir.

4:2   Yaşamın her alanında Mesih’e benzer bir ruhu yansıtmak önemlidir. Bu şunları içerir:

Alçakgönüllülük. Rab İsa ile birliktelikten gelen, içten bir alçakgönüllülüğü gösterir. Alçakgönüllülük kendi değersizliğimizi fark etmemizi sağlar ve diğerlerini kendimizden üstün görmememize yardım eder. Gurur ve kibrin karşıtıdır.

Yumuşak huyluluk. Tanrı’nın işlerine isyan etmemek ve insanların kötülüklerine karşılık vermemektir. Bunun en iyi örneği, “Ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm” diyenin yaşamında görülür. Wright şu yorumu yapar:

Ne kadar muhteşem ve utandırıcı bir durum! Dünyaları yaratan, yıldızları uzaya serpiştirip onları adlarıyla çağıran, sayısız takımyıldızlarını koruyan, dağları ve tepeleri dengede tutan, adaları, okyanus sularını avcunda tutan, yeryüzünde oturanların O’nun önünde çekirgelere benzediği kişi insan olduğunda, son derece yumuşak huylu ve alçakgönüllü oluyor. O, ne mükemmel bir insanlık örneği vermeye, ne de kendini mükemmel göstermeye çalışmadı. O, bizzat Kendisi mükemmeldi. 1

Sabır. Uzun süren sıkıntılarda sabırlı ve adil kalabilmektir. Bu, şu şekilde resmedilir: Yan yana duran büyük bir köpekle küçük bir köpeği düşünün. Küçük olan büyüğüne havlayıp saldırsa da büyük köpek onu bir vuruşta etkisiz kılabilecekken sabretmektedir.

Birbirinize sevgiyle davranın. Bu, farklı kişilikte ve yetenekte olan insanların hatalarına karşı sabretmeyi içerir. Sabır, içten içe öfkelenirken, dıştan kibar görünmek değildir. Rahatsız eden ya da sıkıntı veren kişileri sevmektir.

4:3   Ruh’un birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin. Tanrı kiliseyi kurarak şimdiye kadar insanlar arasında hüküm sürmüş olan en büyük bölünmeyi (Yahudiler’le diğer uluslardan olanlar arasındaki) ortadan kaldırmıştır. Mesih İsa’da bu farklılıklar ortadan kalkmış oldu. Ancak bu, onların yaşamında nasıl etkili olabilirdi? Bazı sürtüşmeler devam eder miydi? “Yahudi Kilisesi”, “Uluslar Kilisesi” gibi gruplar ortaya çıkar mıydı? Pavlus düşmanlık ve bölünmelere karşı imanlılar arasında bir birliğin olması için ricada bulunuyor.

Ruhun birliğini korumak için çaba harcamaları gerekmektedir. Kutsal Ruh tüm gerçek imanlıları Mesih’te birleştirmiştir ve Bedende yaşamaktadır. Bu hiçbir şeyin bozamayacağı temel bir birliktir. Ancak imanlılar tartışıp çekişerek bu birlik yokmuş gibi davranabilirler. Ruh’un birliğini korumak birbiriyle barış içinde olmak demektir. Esenlik, Bedenin birbirinden farklı yaratılıştaki üyelerini birbirine bağlayan bir bağdır. Farklılıklar söz konusu olduğunda genellikle gruplarda bölünme ortaya çıkar. Ruhsal tepki şöyledir: “Temelde birlik. Kuşkulu sorunlarda özgürlük. Her şeyde yardımseverlik.” Hepimizde Tanrı’nın bir işini ya da yerel bir kiliseyi bozacak kadar bencillik mevcuttur. Dolayısıyla hepimizin küçük kişisel kaprisleri bırakıp Tanrı’nın yüceliği için esenlik içinde çalışması gerekir.

4:4   Farklılıkları büyütmek yerine, gerçek Hıristiyan birliğinin temelini oluşturan yedi olumlu özelliğe göz atalım.

Bir beden. Irk, renk, ulus, kültür, dil ve yaradılış farklılıklarına karşın Pentikost gününden göğe alınana dek tüm gerçek imanlıların oluşturduğu tek bir beden söz konusudur. Değişik gruplar ve tarikatlar bu gerçeğin dışa açılmasını engellemektedirler. Kurtarıcı döndüğünde insanların oluşturduğu tüm bu farklılıklar ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla şimdiki parolamız şu olmalıdır: “Adlar ve tarikatlar yok olsun, İsa Mesih her şeyde her şey olsun.”

Bir Ruh. Her imanlıda kişisel olarak bulunan Kutsal Ruh (1Ko.6:19) aynı zamanda Mesih’in Bedeninde de bulunmaktadır (1Ko.3:16).

Bir ümit. Kilisenin her üyesi aynı amaca çağrılmıştır: Mesih’le olmak, O’nun gibi olmak ve O’nun yüceliğini sonsuza dek paylaşmak. Bir ümit Rab İsa Mesih’in dönüşünde ve sonrasında kutsalları beklemekte olan her şeyi içermektedir.

4:5   Bir Rab. “Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da –nitekim pek çok ‘ilah”, pek çok ‘rab’ vardır– bizim için tek bir Tanrı Baba vardır… Tek bir Rab var, O da İsa Mesih’tir. Her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O’nun aracılığıyla yaşıyoruz” (1Ko.8:5-6; 1Ko.1:2’ye de bkz.)

Bir iman. Bu öğretinin bedeni olan Hıristiyan imanıdır. “Kutsallara ilk ve son kez emanet edilmiştir” (Yahuda 3) ve Yeni Antlaşma’da bizler için korunmuştur.

Bir vaftiz. Bu iki anlamda doğrudur. Birincisi Ruh tarafından bir vaftiz söz konusudur ve bu şekilde Mesih’e iman edenler bedene yerleştirilmiş olur (1Ko. 12:13). Diğer vaftiz ise iman edenlerin Mesih’le ölümünde, gömülüşünde ve dirilişinde birleştirildiklerini söylemeleridir. Bugün değişik vaftiz biçimleri olsa da Yeni Antlaşma’nın tanıdığı vaftiz; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına yapılandır. Vaftiz olanlar, Mesih’e bağlılıklarını, kendi bedenlerine öldüklerini ve yeni bir yaşam sürmeye olan isteklerini dile getirirler.

4:6   Bir Tanrı. Tanrı’nın her çocuğu, herkesin Tanrısı ve Babası’nın bir olduğunu bilir. Bu Tanrı şu özellikleri taşır:

Her şeyden üstün – O evrenin en üstün Kralıdır.

Her şeyle – O amaçlarını gerçekleştirmek için her şeyi kullanır.

Herkesin – O tüm imanlılarda yaşar ve aynı anda her yerde bulunur.

B. Bedenin Üyelerinin İşleyişi (4:7-16)

4:7   Mesih’in Bedeninin birliği öğretisi iki yönlü bir gerçeği, yani üyelerinin farklılığını içerir. Her bir üyenin belirlenmiş bir rolü vardır. Hiçbir üye diğeriyle aynı değildir ve farklı işlevleri vardır. Her birine Mesih’in armağanı ölçüsünde, yani O’nun uygun gördüğü şekilde lütuf bağışlanmıştır. Eğer buradaki Mesih’in armağanı Kutsal Ruh anlamında ise (Yu.14:16,17; Elç.2:28,39), o zaman her imanlıya belli armağanı ve o armağanı kullanacak gücü veren de Kutsal Ruh’tur. Her üye kendi görevini yaptıkça Mesih’in Bedeni de hem ruhsal hem de sayısal olarak büyür.

4:8   Rab Tanrı, her bir çocuğunun kendi görevini bulup yerine getirebilmesi için kiliseye değişik armağanlar vermiştir. Bunu önceki ayette sözü edilen armağanlarla karıştırmayalım. Her imanlının bir armağanı vardır (7. ayet), ancak herkes 11. ayette belirtilen armağanlardan birine sahip değildir. Bunlar bedenin büyümesi için verilmiş özel armağanlardır.

İlk olarak, bu özel armağanları verenin, dirilip göğe alınmış ve yüceltilmiş olan Rab İsa Mesih olduğunu görüyoruz. Pavlus Mezmur 68:18’i bir peygamberlik olarak aktarır. Mesih göğe çıkarak düşmanlarını dize getirip onları tutsak alacak ve zaferinin ödülü olarak da insanlara armağanlar sağlayacaktı.

4:9   Ancak bu durum bir soruna yol açar! Mesih göğe nasıl çıkacaktı? Baba Tanrı ile birlikte sonsuzdan beri gökte değil miydi? Elbette eğer göğe çıkacaksa ilk önce yere inmesi gerekirdi. Mezmur 68:18’deki O’nun yükselişi ile ilgili peygamberlik daha önceki bir inişi ima etmektedir. O halde 9. ayeti şöyle de düşünebiliriz: “Şimdi yükseğe çıktı, yani önce aşağılara, yeryüzüne indi.” Zaten olmuş olan da budur. Rab İsa Beytlehem’deki yemliğe, çarmıh ölümüne ve mezara indi. Bazen aşağılara sözcüğünün cehenneme göndermede bulunduğu da belirtilir. Ancak o zaman burada öne sürülenle bağdaşmaz: Göğe çıkışı daha önce yeryüzüne inmesini gerektirir, ama cehenneme değil. Ayrıca Kutsal Yazılar da öldüğü sırada Mesih’in ruhunun cehenneme değil, cennete gittiğini gösterir (Luka 23:43,46).

Kutsal Kitap’ta bu ayet şöyle geçer: “Şimdi bu ‘çıktı’ sözcüğü, Mesih önce aşağılara, yeryüzüne indi demek değil de nedir?”

4:10   Mezmur 68:18’deki peygamberlik ve ima edilen yere inme, Rab İsanın Beden alması, ölümü ve gömülmesiyle tam olarak yerine gelmiştir. Gökten inmiş olan aynı zamanda günahı, Şeytan’ı, cinleri ve ölümü de yenmiş olandır. Aynı zamanda da O, her şeyi doldurmak üzere bütün göklerin çok üstüne çıkmıştır.

O tüm bereketlerin kaynağı, tüm erdemlerin toplamı ve her şeyin üstündeki yüce Varlık olarak da her şeyi doldurur. F.W. Grant şöyle der: “Çarmıhın derinliği ile yüceliğin yüksekliği arasında O’nun doldurmadığı bir yer yoktur.” 2

8 – 10. ayetlerin temel düşüncesi, armağanları verenin göğe çıkmış olan Mesih olduğudur. O göğe alınmadan önce böyle armağanlar yoktu. Bu da Eski Antlaşma döneminde kilisenin olmadığını desteklemektedir, çünkü olsaydı armağansız bir topluluk olurdu.

4:11   Şimdi de bu armağanlar açıklanıyor. İlginçtir ki, bunlar doğal yetenekler değil, verilmiş özelliklerdir. Kendisi kimini elçi, kimini peygamber, kimini müjdeci, kimini önder ve öğretmen atadı.

Elçiler, Rab’bin sözünü duyurmak ve kiliseler kurmak üzere doğrudan atanan ve Mesih’in dirildiğini görmüş kişilerdi (Elç.1:22). Duyurdukları bildiriyi desteklemek için mucizeler yapma gücüne sahiptiler (2Ko.12:12; İbr.2:4). Asıl görevleri Yeni Antlaşma peygamberleriyle birlikte kiliseler kurmaktı (Ef.2:20). Burada sözü edilen elçiler, Mesih’in göğe alınışından sonra elçilik görevini alan kişilerdi.

Peygamberler Tanrı’nın sözcüleriydi. Doğrudan doğruya Rab’den esin alıp kiliseye iletmişlerdir.

Asıl anlamlarını dikkate aldığımızda artık elçilere ve peygamberlere rastlamıyoruz. Kilisenin temeli atılıp Yeni Antlaşma tamamlandığında onların görevi sona ermişti. Pavlus’un burada Yeni Antlaşma peygamberlerinden söz ettiğini vurgulamıştık. Onlar, Mesih göğe alındıktan sonra atanmışlardı. Onları Eski Antlaşma peygamberleri gibi düşünmek, güçlükler yaratır ve metinle uyuşmaz.

Müjdeciler, kurtuluşun iyi haberini duyuran kişilerdir. Kaybolmuş kişileri Mesih’e kazanmak için Tanrı tarafından donatılmışlardır. Günahlıların durumunu anlayacak, vicdanlarını araştıracak, itirazları yanıtlayacak, Mesih için alınan kararlarda onları teşvik edecek ve yeni iman edenlerin Tanrı’nın sözünü okuyup destek bulmalarına yardım edebilecek özel yeteneklerle donatılmışlardır. Müjde’yi duyuranlar yerel kilisenin dışındaki insanlara vaaz etmeli sonra da iman edenleri teşvik edip ruhsal besin alabilecekleri kiliselere yöneltmelidirler.

Önderler Mesih’in kuzularının çobanları olarak hizmet görürler. Sürüyü besleyip yönetirler. Öğüt verir, düzeltir, teşvik ve teselli ederler.

Önderlerin görevi yerel kilisedeki ihtiyarların görevine benzer. Aralarındaki fark, önderliğin bir armağan, ihtiyar olmanın ise görev olmasıdır. Yeni Antlaşma tek bir önder ya da ihtiyardan çok, yerel kilisedeki çok sayıdaki önderden söz etmektedir (Elç.20:17,28; 1Pe.5:1,2).

Öğretmenler Tanrı tarafından Kutsal Kitap’ı açıklamak, yorumlamak ve kutsalların yürekleriyle vicdanlarını uyarmak için atanmış kişilerdir. Müjdeci, metindeki bir bölümden yola çıkıp vaaz ederken öğretmen, bir bölümün o metne nasıl uyduğunu gösterir.

Bu ayette öğretmenler ve önderler yan yana verildiğinden bazıları yalnızca bir armağanın söz konusu olduğunu belirtir. Ancak o zaman “önderöğretmen” denmesi söz konusu olurdu. Bu, her zaman doğru değildir. Bir kişi önderlik (Grekçe, çoban) armağanına sahip olmadan öğretmen olabilir. Bir önder de öğretmenlik armağanı olmadan Tanrı sözünü kullanabilir. Eğer 11. ayetteki önderlerle öğretmenler aynı kişilerse o zaman ayrı gramer 3 kuralına göre 2:20’deki elçilerle peygamberlerin de aynı kişiler olmaları gerekirdi.

Bir de, doğal yeteneklerle tanrısal armağanları birbirine karıştırmamaya dikkat etmeliyiz. Yeni Antlaşma açısından bakıldığında, ne denli yetenekli olursa olsun, kurtulmamış hiç kimse önder, öğretmen ya da müjdeci olamaz. Özel bir armağan almamış bir Hıristiyan da olamaz. Ruh’un armağanları doğaüstüdür. O, insan çabasıyla yapılması olanaksız olanı yapabilme gücünü verir.

4:12   Şimdi de armağanların işlevine ya da amacına gelelim. Öyle ki, kutsallar hizmet görevini yapmak ve Mesih’in bedenini geliştirmek üzere donatılsın. Olayın gidişi şöyledir:

  1. Armağanlar kutsalları donatır.
  2. O zaman kutsallar da hizmet eder.
  3. Böylece Mesih’in bedeni gelişir.

Hizmet, belirli eğitimi almış kişilere özgü bir şey değildir. Her türde ruhsal hizmeti içerir. Bu ayet her inanlının “hizmetkâr” olması gerektiğini öğretir.

Armağanlar, tüm Hıristiyanları, Rab’be hizmet etmek ve Mesih’in bedenini geliştirmek üzere donatmak ve mükemmelleştirmek için verilir. Vance Havner bunu şu şekilde açıklar:

Her inanlı görevlidir, çünkü her inanlı müjdecidir. Müjdenin kiliseye gelip işitilecek bir şey değil, kiliseden çıkıp çevreye anlatılacak bir şey olduğu söylenir – zaten her birimiz onu anlatmakla yükümlüyüz. Ayrıca şu da söylenir: “Hıristiyanlık, din adamı sayılmayacak kişilerin tanıklıklarıyla başlamış, profesyonellik kazanıp din adamı sayılmayan izleyicilerle desteklenir hale gelmiştir!” Bugün kiliselerde hizmet eden kişileri maddi açıdan destekliyoruz ve sonra Pazar günü oturup onları izliyoruz. Her Hıristiyan kilisede hizmet etmelidir. Elbette kilise önderlerinin, öğretmenlerin ve müjdecilerin özel yükümlülükleri vardır, ama ne için? Kutsalları yetkinleştirip görevlerine hazırlamak için. 4

Bu, Tanrı tarafından görevlendirilmiş kişilerin, insanları kendilerine bağımlı hale getirecekleri anlamına gelmez. Görevliler, inanlıları kendi kendilerine yetebilecek konuma getirmeye çalışmalıdırlar. Bunu şöyle açıklayabiliriz.

Diyelim ki, merkezdeki daire öğretmenlik armağanını gösteriyor. O, çevresindekilere öğretip onların imanda gelişmelerini sağlamakta, onlar da gidip Tanrı’nın verdiği armağanlar doğrultusunda başkalarına öğretmektedirler. Bu şekilde de inanlılar topluluğu büyüyüp gelişmektedir. Bu, Mesihin bedeninin hem sayısal hem de ruhsal olarak büyümesini sağlayan tanrısal yöntemdir.

Hıristiyanlık hizmetini seçilmiş kişilerle sınırlamak; Tanrı’nın halkının gelişimini engeller, müjdelemenin amacını bozar ve kilisenin büyümesini önler. Din adamı olan ve olmayan ayrımı, Kutsal Kitap’a uymaz ve belki de Müjde’nin yayılmasına engel oluşturan en önemli sebeptir.

4:13   Bu ayet şu soruyu yanıtlamaktadır: “Bu büyüme nereye kadar sürecek?” Hepimiz… birliğe, yetkinliğe ve olgunluğa erişine kadar.

Birlik. Rab gelip de kiliseyi göğe aldığı zaman hepimiz imanda birliğe ulaşmış olacağız. Şu anda birçok konuyu buğulu bir aynada görüyoruz. Birçok alanda farklı görüşlere sahibiz. O zaman hepimiz aynı görüşte olacağız. Tanrının Oğlu’nu tanımada birliğe ulaşmış olacağız. Şu anda Rab’bin nasıl biri olduğu, öğretişlerinin ne olduğu hakkında kişisel görüşlere sahip durumdayız. O zaman geldiğinde, O’nu olduğu gibi göreceğiz ve bilindiğimiz gibi bileceğiz.

Olgunluk. Rab’bin ikinci gelişinde tam bir olgunluğa ulaşmış olacağız. Hem bireyler hem de Mesih’in Bedeni olarak ruhsal gelişmede mükemmelliğe ulaşmış olacağız.

Yetkinlik. Ayrıca O’na benzeyeceğiz. Herkes ahlaksal yönden Mesih gibi olacak. Evrensel kilise tümüyle gelişmiş bir Beden olacak ve Bedenin görkemli Başı olan Mesih’e tamamıyla benzer olacaktır. “Mesih’in doluluğu kilisedir, O’nun doluluğu her şeyi doldurur.” (F.W. Grant). Kilisedeki büyümenin ölçütü; onun tam olarak gelişmesi, yani Tanrı’nın bu gelişmeyle ilgili tasarısının gerçekleştirilmesidir.

4:14   Armağanlar Tanrı’nın istediği gibi kullanılır ve kutsallar da Rab’bin hizmetinde çalışırlarsa üç tehlikeden korunmuş oluruz: Olgun olmama, kararsızlık ve kolay aldanma.

Olgun olmama. Mesih için etkin bir şekilde çalışmayan inanlılar hiçbir zaman ruhsal anlamda çocukluktan kurtulamaz. Egzersiz yapmadıkları için gelişmezler. İbraniler kitabında bununla ilgili şöyle yazılıdır: “Şimdiye dek öğretmen olmanız gerekirken, Tanrı sözlerinin temel ilkelerini size yeni baştan öğretecek birine ihtiyacınız var” (İbr.5:12).

Kararsızlık. Diğer bir tehlike ruhsal kararsızlıktır. Olgunlaşmamış Hıristiyanlar, sahte öğretmenlerin kötü oyunlarına ve hilelerine kanarlar. Bir hayalden diğerine gidip gelen dindar göçebelere dönerler.

Kolay aldanma. Hepsinden tehlikelisi aldatılmadır. Henüz ruhsal açıdan olgunlaşmamış olanlar, doğru olanı anlayabilecek durumda değildirler. Duyuları iyi ile kötünün ayrımını yapacak kadar gelişmemiştir (İbr.5:13,14). İçten gibi görünen bazı sahte öğretmenlerle bir araya gelmekten çekinmezler. Bu kişiler dinsel sözcükler kullandıklarından, onların gerçek Hıristiyan olduğunu düşünürler. Kutsal Kitap’ı iyice okumuş olsalardı, bu sahtekarların sözcük oyunlarını sezebilirlerdi. Ancak şimdi her öğretinin rüzgarıyla çalkalanmakta, aldatıcı düzenlere kapılmaktadırlar.

4:15   Bu paragrafın son iki ayeti Mesih’in Bedeninde doğru büyümenin nasıl olacağını tanımlamaktadır. İlkin, öğretiye bağlılığın gerekliliği belirtilir: Gerçeğe uyarak. Öğretinin temellerinde bir değişiklik olamaz. İkinci olarak da doğru bir ruh olmalıdır: Sevgiyle gerçeğe uyarak. Başka herhangi bir şekilde söylenirse sonuç, tek yanlı bir tanıklık olur. Blaikie şöyle öğüt verir:

Gerçek, bizim içinde yaşayıp hareket edeceğimiz ve varlığımızı bulacağımız bir unsurdur. Ancak gerçek, sevgiyle ayrılmayacak şekilde birbirine bağlı olmalıdır. Sert bir şekilde verilen iyi haber, iyi haber değildir. Bildirinin güzelliği bildirenin uyumsuz ruhu tarafından bozulur. 5

Bu şekilde armağanlar kutsalları donattıkça ve kutsallar da etkin bir şekilde hizmet ettikçe Mesih’e doğru her yönden büyürler. Büyümelerindeki amaç, Mesih gibi olmaktır. Mesih sayesinde her yönden büyürler. Yaşamlarının her alanında daha çok O’na benzer bir hale gelirler. Baş, kilisede etkin olduğu için, Beden O’nu dünyaya en doğru şekilde sunar!

4:16   Rab İsa yalnızca büyümenin amacı değil, kaynağıdır da. O’nun önderliğinde bütün beden gelişmektedir. Bedenin üyelerinin harika bütünlüğü, kenetlenmiş ve kaynaşmış sözcükleriyle ifade edilir. Bu, her üyenin kendi konumu ve görevi için Tanrı’nın bir planı olduğu ve diğer üyelerle harika bir şekilde kenetlendiği anlamına gelir. Her üyenin önemli olduğu, her eklemin yardımıyla kenetlenip kaynaşmış sözcükleriyle belirtilir. Beden, kemikler, organlar ve etten oluşur. Kemikler eklemler ve kirişlerle birbirine bağlanmış, organlar da kirişlerle tutturulmuştur. Her eklem ve kirişin bedenin büyümesi ve işlev görmesinde özel bir görevi vardır. Mesih’in bedeninde de bu böyledir. Hiçbir üye önemsiz değildir. En basit görünen inanlı bile gereklidir.

Her inanlı kendi görevini yerine getirdikçe beden de, birbiriyle uyum içinde çalışan eklemlerden oluşan bir birim olarak büyümeye devam eder. Aslında çelişkili gibi görünse de beden, bedenin büyüyüp gelişmesini sağlamaktadır. Üyeler Kutsal Kitap’tan beslenip, dua edip, tapınarak Mesih için tanıklıkta bulundukça, beden, büyümeye başlayacaktır. Chafer’in dediği gibi, “Kilise insan bedeni gibi kendi kendine gelişir.” Burada büyümenin yanı sıra karşılıklı ilişki de dile getirilir. İnanlılar, Mesih’te bir olup topluluktaki görevlerini yerine getirdikçe, birlik ve sevgide birbirlerine yaklaşırlar.

C. Yeni Ahlak Anlayışına Çağrı (4:17 – 5:21)

4:17   Burada elçinin, yeni bir ahlak anlayışına çağrısı başlamakta ve 5:21. ayete dek devam etmektedir. Elçi, inanlıları Rab adına ve tanrısal esin ruhuyla, geçmiş yaşamlarına ilişkin her şeyi kirli bir paçavra gibi atmaya ve Rab İsa Mesih’in doğruluk ve mükemmelliğini kuşanmaya çağırmaktadır. Artık öteki uluslar gibi… yaşamayın. Onlar artık öteki uluslardan değildi, Hıristiyan olmuş kişilerdi. Yaşamlarında da buna uygun bir değişikliğin olması gerekiyordu. Pavlus ulusların Mesihsiz olduklarından, onların bilgisizliklerini ve çürümüşlüklerini görmüştü. Onları tanımlayan yedi kötü özellik şunlardı.

Amaçsız. Boş düşüncelerle yaşıyorlardı. Yaşamları boş, amaçsız ve meyvesizdi. Fazlasıyla gayretliydiler, ama bir ilerleme yoktu. Yaşamın önemli gerçeklerini göz ardı edip boş şeylerle uğraşıyorlardı.

4:18   Kör. “Aldatıcı bir dünyada gözleri kapalı olarak yaşarlar” (J. B. Phillips). Zihinleri kararmıştı. Ruhsal gerçekleri anlama yetenekleri yoktu. Ayrıca gerçek Tanrı bilgisini reddettiklerinden dolayı Rab’bin yargısına uğramış ve körleşmişlerdi.

Tanrısız. Tanrı’nın yaşamına yabancılaşmışlardı ya da O’na çok uzaktılar. Bunun nedeni derin bilgisizlikleri ve yüreklerinin katılığıydı. Yaradılışta ve vicdanlarında Tanrı’nın ışığını reddetmiş ve putlara dönmüşlerdi. Böylece gitgide Tanrı’dan uzaklaştılar.

4:19   Utanmaz. Bütün duyarlılıklarını yitirmişlerdi. W.C. Wright bunu şöyle açıklar:

Moule şöyle yorumlar: “Acıyı atlatmışlardı.” Ne kadar açıklayıcı bir ifade! Vicdan bir kez reddedilince hafif bir sancı hissedilir ki bu işitilebilecek nitelikte bir protestodur. Bu ses susturulmaya çalışıldığında gitgide daha da işitilmez olur. Protesto azalır, sancı pek duyulmaz olur, sonunda da “acıyı atlatmış olursunuz.” 6

Pislik. Kendilerini, bilerek, kötü davranışlara ve sefahate verdiler. Diğer uluslardan olanların en büyük günahı cinsel ahlaksızlıktı ve halen de öyledir. Ahlaksal yönden giderek bozuldular. Pompei’nin duvarları ahlaksızlık ve utancın öyküsünü anlatır. Aynı günahlar bugün de sürmektedir.

Yakışıksız. Pislik olarak nitelendirilebilecek her türlü cinsel günahı işlemişlerdi. Sefahatin ticaretini yapıyormuşçasına her türlü pisliğin içinde oldukları ima edilmektedir.

Açgözlü. Hiçbir şey onları tatmin etmiyordu. Asla elindekilerle yetinmiyorlardı. Günahları aynı şeye daha çok sahip olma isteğini doğuruyordu.

4:20   Tüm bunlar Efesliler’in tanıyıp sevdiği Mesih’ten ne denli uzaktı! O, saflık ve erdemin kendisiydi. O, hiç günah işlemedi ve O’nda hiç günah yoktu.

4:21   Kuşkusuz İsa’nın sesini duydunuz, O’ndaki gerçeğe uygun olarak O’nun yolunda eğitildiniz ifadesinde Efesliler’in imanına yönelik bir kuşku söz konusu değildir. Mesih’in sözlerini duyan ve eğitilen kişilerin O’nu bir kutsallık örneği olarak kabul ettikleri vurgulanmaktadır. Mesih’in sesini duymak, O’nu Rab ve Kurtarıcı olarak kabul etmek anlamına gelmektedir. O’nun yolunda eğitildiniz ifadesi, iman ettikten sonra O’nunla yürümekte olan Efesliler’e verilen öğüdü dile getirmektedir. Blaikie şöyle der: “İsa ile kişisel bir ilişkimiz olduğunda tüm gerçekler değişik bir renge ve kişiliğe bürünür. Mesih’in kişiliğinden soyutlanmış gerçeğin fazla bir gücü yoktur.” 7 O’ndaki gerçeği. İsa yalnızca gerçeği öğretmez, gerçeğin beden almış halidir (Yu.14:6). İsa adı O’na beden alırken verildiğinden, bize de yeryüzündeki yaşamını hatırlatır. İsa’nın dünyada insan olarak sürdürdüğü lekesiz yaşamda, Pavlus’un biraz önce belirttiği diğer ulusların yaşam şeklinin tam tersini görüyoruz.

4:22   Mesih öğretisinde, iman ettiğimizde, aldatıcı tutkularla yozlaşan eski yaradılışı üzerimizden attığımızı öğreniyoruz. Eski yaradılışla, bir insanın Adem’in çocuğu olarak iman etmeden önceki hali kastedilir. O yaradılış, dıştan hoş görünen, ancak içine bakıldığında iğrençlik ve düş kırıklığı uyandıran aldatıcı, kötü anılara teslim olmanın sonucu olarak çürümüş durumda olan bir yaradılıştır. Mesih’teki konumu dikkate alındığında, imanlının eski yaradılışı, Mesih’le birlikte çarmıha gerilip gömülmüştür. İmanlı kişi gerçekte eski yaradılışı ölmüş kabul etmelidir. Pavlus burada önceki konumumuzla ilgili gerçeği vurgulamaktadır – eski yaradılışı sonsuza dek üzerimizden attık.

4:23   Efesliler’in İsa’dan öğrendiği ikinci ders düşüncede ve ruhta yenilenmekte olduklarıydı. Bu, düşüncelerinde yozlaşmışlıktan kutsallığa tam bir dönüşe işaret ediyordu. Tanrı’nın Ruhu düşünce sistemimizi, kurtulmamış birinin bakış açısından değil, Tanrı’nın açısından bakacak şekilde etkiler.

4:24   Üçüncü ders sonsuza dek yeni yaradılışı giyinmiş olmalarıydı. Yeni yaradılış bir imanlının Mesih’teki durumudur. Bu, eski şeylerin geçip her şeyin yeni olduğu yeni yaradılıştır (2Ko.5:17). Bu yeni yaradılış Tanrı’ya uygun, yani O’nun benzerliğine göredir. Bu da kendini gerçek doğruluk ve kutsallıkta gösterir. Gerçek doğruluk başkalarına karşı doğru davranma anlamındadır. Kutsallık ise F.W. Grant’ın tanımladığı gibi: “Tanrı’ya yönelik ve O’nu layık olduğu yere koyan ruhsallıktır.” 8

4:25   Pavlus şimdi imanlının bulunduğu konumdan, imanlının olması gereken duruma geçer. İmanlılar Mesih’le birleşerek eski yaradılışlarını üzerlerinden sıyırıp atıp yeni yaradılışı giyindiklerinden, günlük yaşamlarına da bu çarpıcı değişimi yansıtmalıdırlar.

Bunu yapmak için ilk önce yalanı bırakmaları ve gerçeği kuşanmaları gerekmektedir. Burada yalan; her türlü hilekârlığı, gerçeği gölgelemeyi, aldatmayı, sözünü tutmamayı, güvene ihaneti, yağcılığı ve vergi kaçakçılığını içerir. Bir Hıristiyan’ın sözü tamamen güvenilir olmalıdır. Eveti evet, hayırı hayır olmalıdır. Gerçeği çarpıtan bir imanlının yaşamı, Kutsal Kitap’ı yüceltmek yerine onu yermek olur.

Gerçek, bizim tüm insanlara öğretmekle yükümlü olduğumuz bir borçtur. Ancak Pavlus burada komşu derken diğer imanlıları düşünmektedir. Bu şu ifadeden de anlaşılmaktadır: Çünkü hepimiz aynı bedenin üyeleriyiz (Rom.12:5; 1Ko.12:12-27’ye bkz.). Bir Hıristiyan’ın diğerine yalan söylediğini düşünmek olanaksızdır. Bu, bedendeki bir sinirin beyine yanlış mesaj yollamasına ya da gözün yaklaşan bir tehlike karşısında bedeni haberdar etmemesine benzer.

4:26   Yaşamlarımızdaki yenilenmenin ikinci bir alanı, haklı öfke ile haksız öfke konusudur. Örneğin Tanrı’nın yalancı çıkarılmaya çalışıldığı zamanlarda imanlı da haklı olarak öfkelenir. Böyle durumlarda öfkelenmemiz istenir: Öfkelenin. Kötülüğe öfkelenmek doğru olabilir, ancak öfkenin günah olduğu zamanlar da vardır. Öfkenin kötülük duygusuyla, kıskançlıkla, gücenmeyle kin tutarak ya da kişisel hatalara kızarak yapılması yasaklanmıştır. Aristo şöyle der: “Herkes öfkelenebilir, bu kolaydır, ancak doğru kişiye, doğru derecede, doğru zamanda, doğru olarak, doğru biçimde öfkelenmek zordur.”

Bir imanlı doğru olmayan bir öfkeye kapıldığında hemen itiraf edip bunu terk etmelidir. İtiraf, hem Tanrı’ya hem de öfkelendiğimiz kişiye yapılmalıdır. Kin tutma, gücenme, kızma ve kişiden duyduğumuz rahatsızlık hayatımızda devam etmemelidir. Öfkenizin üzerine güneş batmasın. Tanrı’yla ya da kardeşlerimizle ilişkimiz hemen düzeltilmelidir.

4:27   İtiraf edilmemiş günahlar İblis’e fırsat verir. Biz yardım etmeden de o hayatımızda çok sayıda günah bulma yeteneğine sahiptir. Dolayısıyla yaşamlarımızdaki kötülüğü, öfkeyi, kıskançlığı, nefreti ve tutkuyu mazur göstermeye çalışmamalıyız. Bu günahlar, Hıristiyan olarak tanıklığımızı bozar, kurtulmamış olanlara köstek olur, imanlıları üzer. Bizim ruhsal ve fiziksel olarak zarar görmemize neden olur.

4:28   Şimdi de Pavlus birbirine karşıt kavramlar olan çalma ve paylaşma konusuna geçiyor. Eski adam hırsızlık etmekte, yeni adam paylaşmaktadır. Eski yaradılışı çıkarın, yenisini giyinin! Pavlus imanlılara, hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin dediğine göre, Hıristiyanlar da mükemmel ve günahsız değildir. Halen günlük yaşamda ölü durumda olması gereken, eski, kötü ve bencil bir doğaya sahiptirler. Hırsızlık değişik şekillerde olabilir: Borç ödememe, Mesih’i çalışma saatlerinde duyurup iş saatlerinden çalma, başka birinin yapıtını kendi yapıtı gibi gösterme, yanlış ölçü kullanma ve gider hesaplarında hile yapma gibi… Elbette bu hırsızlık yasağı yeni değildir. Bunu Musa’nın Yasası da yasaklamıştı (Çık.20:25). Bunu izleyen bölüm, bu yasaklamayı Hıristiyanlığa ait kılmaktadır. Yalnızca hırsızlıktan sakınmakla kalmayıp saygıdeğer bir işte emek verip kazandığımızı daha yoksul olanlarla paylaşmalıyız. Kutsallık, gücünü yasadan değil, lütuftan alır. Ancak lütfun pozitif gücü bir hırsızı, bir hayırsevere dönüştürebilir.

Bu, devrim yaratan bir noktadır. İnsanlar normalde kendi gereksinimlerini ve arzularını karşılamak için çalışırlar. Gelirleri arttıkça yaşam standartları da yükselir ve yaşamlarındaki her şey kendi çevrelerinde dönmeye başlar. Bu ayet çalışmaya daha onurlu ve yüce bir anlam katar. Amaç, kişinin kendi ailesini belli bir standartta yaşatarak, diğer ihtiyacı olanlara ruhsal ve fiziksel yardımda bulunmasıdır. Bu ne kadar büyük bir gerekliliktir!

4:29   Elçi şimdi konuşma konusuna geçerek değerli ve değersiz olanı karşılaştırıyor. Kötü söz, genellikle güç ve utandırıcı fıkraları ve öyküleri içerir. Ancak burada daha geniş anlamda her türlü boş, gereksiz ve değersiz konuşmayı da kapsamaktadır. Pavlus müstehcen ve bozuk konuşmalara 5:4’de değiniyor. Burada yararsız konuşmayı bırakıp yapıcı olana geçmemizi söylüyor. Bir Hıristiyan’ın konuşması şu özellikleri taşımalıdır:

Eğitici. Dinleyenleri geliştirici olmalıdır.

Uygun. O anki duruma uygun olmalıdır.

Lütufkâr. İşitenler yararlanmalıdır.

4:30   Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruh’la mühürlendiniz. Bu, önceki ayetle bağlantılı olarak ele alındığında, boş ve değersiz konuşmanın Ruh’u üzdüğü anlamına gelir. 25-28. ayetlerle bağlantılı olarak düşündüğümüzde yalan söylemenin, yanlış öfkenin ve hırsızlığın da O’nu üzdüğünü belirtebiliriz. Daha geniş bir açıdan bakarsak O’nu üzen her şeyden uzak durmamız gerektiğini söyleyebiliriz.

Üç önemli neden öne sürülmektedir:

  1. O, Kutsal Ruh’tur. Kutsal olmayan her şey O’na kötü gelir.
  2. O, Tanrı’nın Kutsal Ruh’u, Üçlü Birliğin bir üyesidir.
  3. Kurtuluş günü için O Ruh’la mühürlenmiş durumdayız.

Daha önce de belirtildiği gibi mühür, sahip olmayı ve güveni simgeler. O, Mesih dönene kadar korunacağımızı ve kurtuluşumuzun tamamlanmış olduğunu garantileyen mühürdür. Pavlus burada ilginç bir şekilde imanlının sonsuza dek sürecek güvencesini, günah işlememesinin en önemli gerekçelerinden biri olarak kullanmaktadır.

Kutsal Ruh’un üzülebilmesi gerçeği O’nun yalnızca bir etki değil, Kişiliği olan bir varlık olduğunu göstermektedir. Yalnızca seven birisi üzüntü duyabileceğinden bizi sevdiği de anlaşılmaktadır. Tanrı’nın Ruhu’nun en önemli işi Mesih’i yüceltmek ve kişiyi O’na benzer hale getirmektir (2Ko.3:18). Bir Hıristiyan günah işlediğinde bunu düzeltme yoluna gitmelidir. İmanlının ruhsal gelişiminin günah yüzünden kesintiye uğraması O’nu üzer. O zaman da Kutsal Ruh imanlı kişinin, günahını itiraf edip tövbe etmesi için çalışır.

4:31   Dil ve huy ile ilgili tüm günahlar terk edilmelidir. Elçi bunların bazılarını sıralar. Her birini tam olarak diğerinden ayırmak olanaksız ise de genel olarak anlatılmak istenen bellidir.

Kötü niyet – Başkalarının kötülüğünü isteme, onları üzme.

Kin – Küs kalıp, bağışlama konusundaki isteksizlik.

Öfke – Kızgınlık patlamaları, huysuzluk nöbetleri.

Kızgınlık – Düşmanlık, homurdanma.

Bağrışma – Kızgın bağırışlar, başkasıyla aşağılayıcı konuşma.

İftira – Aşağılayıcı sözler, iftira atma.

4:32   Önceden beri işlediğimiz günahlara son vermeli ve Mesih’teki niteliklerle dolmalıyız. Yukarıda belirtilenler doğal kusurlardır, aşağıdakiler ise doğaüstü erdemlerdir:

İyi yüreklilik. Şefkatli ve merhametli bir şekilde başkalarıyla ilgilenme ve onların yüklerini taşıma konusundaki istekliliği içerir.

Şefkat. Başkalarının iyiliği için çıkar gözetmeden çalışma isteği ile büyük fedakarlıklarla yardım etme arzusunu içerir.

Bağışlayıcılık. Suçları bağışlamaya hazır olmayı, başkalarının hatalarını göz ardı etmeyi ve öç alma arzusunu taşımamayı içerir.

Bağışlamaya en büyük örnek Tanrı’nın kendisidir. O’nun bağışlayıcılığının temeli Mesih’in Golgota’daki işidir. Biz değersiz varlıklarız, Tanrı uygun karşılığı almadan günahı bağışlayamazdı. Sevgi ve adaletinin gerektirdiği karşılığı sağladı. Tanrı bizi bağışlayabileceği adil çözümü Mesih’te, O’nun kişiliğinde ve yaptığı işte buldu.

Tanrı, kendisine “milyonlarca lira” borcumuz varken bizi bağışladığına göre, biz de bize “birkaç lira” borçlu olanları bağışlamalıyız (Mat.18:23-28).

Lenski şunları öğütler:

Birini bana karşı bir suç işlediği anda bağışlamalıyım. O zaman ruhum özgür kalır. Bu suçu sürekli ona karşı kullanırsam, hem ona, hem de Tanrı’ya karşı günah işlemiş olurum ve bu da Tanrı’nın bana yönelik bağışını tehlikeye atar. O kişinin tövbe edip bağış dilemesi ya da dilememesi bir şeyi değiştirmez. Onu o anda bağışlamalıyım. Hatasını o kişi Tanrı’yla yüz yüze gelip çözümlemelidir, artık beni ilgilendirmez. Matta 18:15’teki ayete göre ona yardım etmekten başka sorumluluğum kalmamıştır. Bunlar başarılı olsun olmasın hepsinden önce benim onu bağışlamam gerekir. 9

 

Kutsal Kitap

1 Bu nedenle, Rab’bin uğruna tutuklu olan ben, aldığınız çağrıya yaraşır biçimde yaşamanızı rica ederim.
2 Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın.
3 Ruh’un birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin.
4 Çağrınızdan doğan tek bir umuda çağrıldığınız gibi, beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz* bir, her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir.
5 (SEE 4:4)
6 (SEE 4:4)
7 Ama lütuf her birimize Mesih’in armağanı ölçüsünde bağışlandı.
8 Bunun için Kutsal Yazı şöyle der: “Yükseğe çıktı ve tutsakları peşine taktı, İnsanlara armağanlar verdi.”
9 Şimdi bu “çıktı” sözcüğü, Mesih önce aşağılara, yeryüzüne indi demek değil de nedir?
10 İnen de O’dur, her şeyi doldurmak üzere bütün göklerin çok üstüne çıkan da O’dur.
11 Kendisi kimini elçi, kimini peygamber, kimini müjdeci, kimini önder ve öğretmen atadı.
12 Öyle ki, kutsallar hizmet görevini yapmak ve Mesih’in bedenini geliştirmek üzere donatılsın.
13 Sonunda hepimiz imanda ve Tanrı Oğlu’nu tanımada birliğe, yetkinliğe, Mesih doluluğundaki olgunluk düzeyine erişeceğiz.
14 Böylece artık insanların kurnazlığıyla, aldatıcı düzenler kurmaktaki becerileriyle, her öğretinin rüzgarıyla çalkalanıp öteye beriye sürüklenen çocuklar olmayacağız.
15 Tersine, sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesih’e doğru her yönden büyüyeceğiz.
16 O’nun önderliğinde bütün beden, her eklemin yardımıyla kenetlenip kaynaşmış olarak her üyesinin düzenli işleyişiyle büyüyüp sevgide gelişiyor.
17 Bunun için şunu söylüyor ve Rab adına sizi uyarıyorum: Artık öteki uluslar* gibi boş düşüncelerle yaşamayın.
18 Onların zihinleri karardı. Bilgisizlikleri ve yüreklerinin duygusuzluğu yüzünden Tanrı’nın yaşamına yabancılaştılar.
19 Bütün duyarlılıklarını yitirip açgözlülükle her türlü pisliği yapmak üzere kendilerini sefahate verdiler.
20 Ama siz Mesih’i böyle öğrenmediniz.
21 Kuşkusuz İsa’nın sesini duydunuz, O’ndaki gerçeğe uygun olarak O’nun yolunda eğitildiniz.
22 Önceki yaşayışınıza ait olup aldatıcı tutkularla yozlaşan eski yaradılışı üzerinizden sıyırıp atmayı, düşüncede ve ruhta yenilenmeyi,
23 (SEE 4:22)
24 gerçek doğruluk ve kutsallıkta Tanrı’ya benzer yaratılan yeni yaradılışı giyinmeyi öğrendiniz.
25 Bunun için yalanı üzerinizden sıyırıp atarak her biriniz komşusuna gerçeği söylesin. Çünkü hepimiz aynı bedenin üyeleriyiz.
26 Öfkelenin, ama günah işlemeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın.
27 İblis’e de fırsat vermeyin.
28 Hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin. Tersine, kendi elleriyle iyi olanı yaparak emek versin; böylece ihtiyacı olanla paylaşacak bir şeyi olsun.
29 Ağzınızdan hiç kötü söz çıkmasın. İşitenler yararlansın diye, ihtiyaca göre, başkalarının gelişmesine yarayacak olanı söyleyin.
30 Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruh’la mühürlendiniz.
31 Her kötü niyetle birlikte her türlü kin, öfke, kızgınlık, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun.
32 Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesih’te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.

1. Walter C. Wright, Ephesians, sf.85.

2. F.W. Grant, “Efesliler,” The Numerical Bible Acts to 2 Corinthians, VI:341.

3. “Granville’in kesin yasasına göre” Grekçe’de görev, unvan ya da nitelik bil­diren iki isim ve anlamındaki kai ile birleştirilir ve yalnızca ilki aynı kişiye gön­derme yaparak niteleyici özellik taşır. Bunun iyi bir örneği 2.Petrus 1:1’de “Tanrı­mız ve Kurtarıcımız İsa Mesih” olarak verilir. Burada daha liberal çevirmen­ler King James’e göre gramer nedeniyle Mesih’in tanrılığı konusunda kısıtlanmış hissetmiş­lerdir (Bu gramer kuralı 1700’lerin sonuna dek fazla ayrıntılı olarak ta­nımlanmıştı). Yapı iki ismi bağlıyorsa da buradaki gibi çoğul olanda bu kural her zaman geçerli olmamaktadır (“Ferisiler ve Yazıcılar” v.b.).

4. Vance Hauner, Why Not Just Be Christians, sf.63.

5. Blaikie, “Efesliler,” XLVI:150.

6. Wright, Ephesians, sf.100.

7. Blaikie, “Efesliler,” XLVI:151.

8. Grant, “Efesliler,” sf.344.

9. R.C.H. Lenski, The Interpretation of St. Paul’s Epistles to the Galations, to the Ephesians, and to the Philippians, sf.588.