Efesliler 5

5:1  Tanrı’nın 4:32’deki bağışlama örneği, Pavlus’un öğüdünün temelini oluşturur. Bağlantı şudur: Tanrı Mesih’te sizi bağışlamıştır. Şimdi de siz birbirinizi bağışlamada Tanrı’yı örnek alın. Burada, sevgili çocukları olarak ifadesiyle de özel bir ekleme yapmıştır. Normalde çocuklar ailelerine benzerler ve ailelerinin adını yüceltmeye çalışırlar. Ruhsal yaşamda Babamızı dünyaya yansıtmalı ve O’nun sevgili çocukları olarak yürümeliyiz.

5:2   Rab’be benzememiz gereken diğer bir yön de sevgi yolunda yürümektir. Ayetin diğer bölümü sevgi yolunda yürümenin kendimizi başkaları için vermek olduğunu açıklar. Mükemmel örneğimiz olan Mesih’in de yaptığı budur. O’nun bizi sevdiği, harika bir gerçektir! Sevgisinin kanıtı da bizim uğrumuza Golgota’daki çarmıhta canını vermiş olmasıdır.

O’nun armağanı Tanrı’ya bir sunu ve kurban olarak tanımlanır. Sunu Tanrı’ya verilen bir şeydir. Kurban ise ayrıca ölümü içerir. O gerçekten de kurban edilmiş bir sunu idi, çarmıhtaki ölümüne dek Tanrı’nın isteğine tümüyle adanmış durumdaydı. O’nun adanmışlığının kurbanı güzel kokulu bir sunuya benzetilerek övülür. F.B. Meyer şöyle yorumlar: “Hak etmemiş kişiler için, sonsuz bir sevgiyle neye mal olacağını düşünmeden, cenneti güzel kokuyla, Tanrının yüreğini de sevinçle dolduran görkemli bir olay söz konusuydu.” 1

Rab İsa başkaları için Kendisini adayarak Babasını sevindirdi. Biz de başkaları için kendimizi adayarak Tanrı’yı sevindirebiliriz.

Başkaları Rab, evet başkaları!
Evet, benim yolum bu olsun;
Başkaları için yaşamama yardım et ki,
Senin gibi yaşayabileyim.
         — Charles D. Meigs

5:3   Elçi 3. ve 4. ayetlerde cinsel günahlar konusuna geri dönmekte ve kutsallıkla onlardan uzaklaşma konusunda çağrıda bulunmaktadır. İlkin cinsel ahlaksızlığın değişik biçimlerinden söz eder.

Fuhuş (Cinsel ahlaksızlık). Aynı ayette zina olarak değinilmiş olsa da, burada kastedilen evli olmayan kişiler arasındaki ilişkidir. Buradaki gibi zinadan tam olarak ayırt edilemediğinde, büyük olasılıkla, her tür cinsel ahlaksızlığı işaret etmektedir (“pornografi” sözcüğü burada “fuhuş” diye çevrilen Grekçe kelimesinden türemiştir).

Pislik. Bu da ahlak dışı eylemler kadar, kötü resimleri, açık kitapları ve tutkuyu ateşleyen diğer yayınları da içerir.

Açgözlülük. Bunu genellikle paraya düşkünlük olarak yorumlasak da, kişinin cinsel isteklerini evlilik dışı ilişkilerle doyurmaya çalışması olarak ifade edilmektedir (Çık.20:17’ye bkz. “Komşunun karısına göz dikmeyeceksin”).

Bunlar Hıristiyanlar arasında anılmamalıdır bile. İmanlılar tarafından yapılmaması bile söylenmiyor. Bunların çok da günahlı davranışlar olmadığı düşünülmesin diye tartışma konusu bile yapılmamalıdır. Bu tür şeyleri hafife almak, bahaneler üretmek ve sık sık tartışmak bile tehlikelidir. Pavlus, kutsallara yaraşmaz diyerek öğüdünü vurgular. İmanlılar dünyadaki çürümeden ayrılmış olarak, hem eylemde hem de sözde karanlık tutkulardan sıyrılmış olarak yaşamalıdırlar.

5:4   Konuşmalarında aşağıdaki konuların izi bile olmamalıdır.

Açık saçıklık. Burada cinsellikle ilgili şakalar ve ahlak dışı öyküler söz konusudur.

Budalaca konuşmalar. Ahmakça ve boş konuşmaları içerir. Kötü sözleri de içeriyor olabilir.

Bayağı şakalar. Gizli anlamlar içeren şakalar kastedilir. Bir şeyden çok söz etmek, şakasını yapmak, o şeyi zihnimize yerleştirmek anlamına gelir ve onu yapmaya eğilimimiz artar.

Günah konusunda şaka yapmak daima tehlikelidir. Mesih inanlısı boş ve uygunsuz konuşmalar yapmamalı, dilini Tanrı’ya şükranlar sunmada kullanmalıdır. Bu, Rab’bi hoşnut eder, diğerleri için iyi bir örnek olur ve kişinin kendi canı için yararlıdır.

5:5   Tanrı’nın ahlâksız kişilere olan tutumu konusunda hiçbir kuşkuya yer yoktur: Onların Mesih’in ve Tanrı’nın Egemenliği’nde mirası yoktur. Bu karar, dünyanın, cinsel konularda suç işleyenlerin psikolojik olarak hasta oldukları ve tedavilerinin gerektiği şeklindeki yaklaşımına karşıttır. İnsanlar ahlâksızlığa hastalık derken, Tanrı günah der. İnsanlar görmezlikten gelirken, Tanrı suçlar. İnsanlar çözümü psikolojik tedavide bulurken, Tanrı yenilenmek gerektiğini söyler.

Üçüncü ayette de gördüğümüz 3 suçluya değinilir: Fuhuş yapan, pisliğe düşkün olan ve açgözlü olan. Açgözlü kişinin aynı zamanda bir putperest olduğu da belirtilir. Putperest olmasının bir nedeni, Tanrı’nın nasıl bir varlık olduğu konusundaki yanlış düşüncesidir. Onun kafasında Tanrı cinsel arzuları onaylayan bir varlıktır. Yoksa açgözlü olmazdı. Açgözlülüğün putperestlik sayılmasının diğer bir nedeni de kişinin kendi arzusunu Tanrı’nın arzusunun üstünde kabul etmesidir. Üçüncü nedeni ise Yaratıcı’ya değil, yaratığa tapmalarıdır (Rom.1:25).

Pavlus bu tür kişilerin egemenlikte miraslarının olmadığını söylerken, kastettiği şey de tam anlamıyla budur. Yaşamlarını bu tür günahların şekillendirdiği kişiler, günahlarında yaşayan, kaybolmuş ve cehenneme gitmekte olan kişilerdir. Şu anda imanlının yüreğinde bulunan ve gözle görünmeyen Tanrı’nın Egemenliği’nde değildirler, Mesih hüküm sürmeye geldiğinde gerçekleşecek olan egemenlikte olmayacaklardır ve cennetteki sonsuz egemenlikten de sonsuza dek ayrı kalacaklardır. Elçi, bu kişilerin, egemenlikte olmakla birlikte Mesih’in Yargı Kürsüsünde kayba uğrayacak olan kişilerle aynı kişiler olduklarını söylemiyor. Konu kurtuluştur, ödüller değil. Hıristiyan olduklarını söyleyebilirler, ancak yaşamları, hiçbir zaman kurtulmamış olduklarını kanıtlamaktadır. Elbette Rab İsa’ya iman edip tövbe ederek kurtulabilirler. Ancak gerçekten iman etmişlerse, o zaman bu günahlarında devam edemezler.

Mesih’in Tanrılığının, Mesih’in ve Tanrı’nın Egemenliği’nde ifadesiyle belirtildiğine dikkat ediniz. Mesih, egemenliğin Yöneticisi olarak Baba Tanrı ile eşit düzeydedir.

5:6   Dünyada birçok kimse cinsel ahlâksızlığa karşı daha yumuşak ve hoşgörülü bir tutum takınmaktadır. Bedensel isteklerin tatmininin gerekli ve yararlı olduğunu, bunların bastırılmasının sapkın ve bastırılmış kişiliklerin ortaya çıkmasına yol açtığını belirtirler. Ahlâk kurallarının çoğu, içinde yaşadığımız kültürle ilişkilidir. Tanrı sözünün zina ve sapıklık sayıp yasakladığı evlilik öncesi ve homoseksüel ilişkiler kültür içinde kabullenildiği zaman, yasal hale getirilmesi gerektiğini savunanlar vardır. İlginçtir ki, kilisede üst düzey görevlerde bulunan bazı kişiler bile cinsel günahların kabul edilebilir olduklarını öne sürmektedirler. Kiliseye gelip de görevli olmadığı halde yardımda bulunan kişilerin savunduğu ahlâk ilkelerini doğru bulup onları destekleyen birçok din adamı da bozuk düşüncelerin geçmişte kaldığını belirtmektedirler.

Hıristiyanlar bu tür boş sözlere kanmamalıdırlar. Bu şeylerden ötürü Tanrının gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine gelir. Rab’bin fuhuş ve zinaya karşı takındığı tavır, Moav kadınlarıyla günah işleyen yirmi dört bin İsrailli’nin yok edildiği olaya bakıldığında anlaşılır (Say.25:1-9). Rab’bin homoseksüelliğe olan yaklaşımı da gökten gelen ateş ve kükürtle yok edilen Sodom’la Gomora’dan anlaşılmaktadır (Yar.19:24, 28).

Tanrı’nın gazabı yalnızca doğaüstü cezalarla kendini göstermez. Cinsel günahlarda devam edenler, değişik biçimde O’nun yargısına uğrarlar. Zührevi hastalıklar ve AIDS gibi fiziksel sonuçlar söz konusu olur. Suçluluk duygusundan kaynaklanan ruhsal ve sinirsel bozukluklar da ortaya çıkabilir. Kişilik değişiklikleri olur, kadınsı olanlar daha kadınsı hale gelebilir (Rom.1:27). Elbette en sonunda fuhuş ve zina yapanlar Tanrı’nın sonsuz yargısına çarptırılacaklardır (İbr.13:4). Söz dinlemeyenlere, Adem’in soyundan gelip aynı yolda devam eden ve Tanrı’ya karşı çıkanlara merhamet gösterilmeyecektir (Va.21:8).

5:7   İmanlılar Tanrı’nın hoşlanmadığı davranışlarda bulunmamaları için uyarılırlar. Bu tür davranışlar Mesih’in adını lekeler, diğerlerinin yaşamlarını bozar, kişinin kendi tanıklığını tahrip eder ve günaha karşılık olan cezaları davet eder.

5:8   Elçi şimdi de 7. ayetteki emrini güçlendirmek için ışık ve karanlık üzerine etkili bir konuşma yapar (8–14. ayetler). Efesliler bir zamanlar karanlıktılar, ama şimdi Rab’de ışıktırlar. Pavlus onların karanlıkta olduklarını söylemiyor, bizzat karanlık olduklarını söylüyor. Şimdi Mesih’le birleşip ışık olmuşlardır. O ışıktır ve onlar O’ndadır. Dolayısıyla da şimdi onlar Rab’de ışıktır. Bundan böyle de davranışları konumlarına uygun olmalıdır. Işığın çocukları olarak yaşamaları gerekir.

5:9   Bu ayet, ışıkta yürüyenlerin meyvelerini açıklar. Ruh’un 2 meyvesi her tür iyilik, doğruluk ve gerçeği içerir. İyilik ahlâksal güzellikleri içine almaktadır. Doğruluk, Tanrı ve insanla ilgili işlerdeki güveni ifade eder. Gerçek dürüstlük, adalet ve gerçekliği içerir. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde Mesih’le dolu bir yaşamın ışığı, kasvetli karanlıktan dışarı parıltılar saçar.

5:10   Işıkta yürüyenlerin yaşamlarında yalnızca önceki ayette geçen meyveler gözükmekle kalmaz, onlar Rab’bi neyin hoşnut ettiğini de öğrenirler. Her düşünce, söz ve eylemi denetlerler. Rab bu konuda ne düşünür, O’nun açısından baktığımızda olaylar nasıl görünür gibi sorularla yaşamın her alanı incelemeye alınır – konuşmalar, yaşam standardı, giysiler, kitaplar, iş, eğlence, zevkler, eşyalar, arkadaşlıklar, tatiller, otomobiller ve sporlar.

5:11   İmanlılar ortak olarak ya da hoşgörü göstererek karanlığın meyvesiz işlerine katılmamalıdırlar. Hem Tanrı, hem insan için karanlığın bu işleri meyvesizdir. İnsanların yaşamlarındaki kuraklık, Pavlus’u Romalı Hıristiyanlara şu soruyu sormaya yöneltmiştir: “Şimdi utandığınız şeylerden o zaman ne kazancınız oldu?” (Rom.6:21). Bir zamanlar onlar da karanlığın meyvesiz işlerine katılmışlardı, loş ışıkların, perde arkalarının, kilitli kapıların ve gizli odaların dünyasına aittiler. İnsanın karanlığa olan doğal eğilimi ve eylemleri, ışığa olan nefretini yansıtır (Yu.3:19). İmanlı yalnızca karanlığın meyvesiz işlerinden uzak kalmaya değil, onları açığa çıkarmaya da çağrılmaktadır. Bunu iki şekilde gerçekleştirir; birincisi kutsal bir yaşam sürerek, ikincisi de Kutsal Ruhun denetiminde söylenen düzeltici sözlerle.

5:12   Elçi şimdi de bir Hıristiyan’ın niçin ahlâksal bozulmaya karşı çıkması gerektiğini açıklıyor. İnsanların gizlice işledikleri rezil günahlar o denli alçaltıcıdır ki, bırakın işlemeyi onlardan söz etmek bile ayıptır. İnsanlar tarafından icat edilen, doğal olmayan günah biçimleri öylesine kötüdür ki, onları tanımlamak bile dinleyenlerin zihinlerini kirletir. Dolayısıyla Mesih inanlısına, bunlardan söz etmekten bile kaçınması öğretilir.

5:13   Işık karanlıktaki her şeyi açığa çıkarır. Dolayısıyla Hıristiyan’ın kutsal yaşamı, yenilenmemiş yaşamların günahlılığını açığa çıkarmaktadır. Duruma uygun azar sözcükleri de günahın gerçek karakterini gösterir. Blaikie şöyle bir açıklama yapar:

Örneğin Rabbimiz Ferisilerin ikiyüzlülüğünü azarladığında, onların davranışları öğrencilere fazla kötü görünmüyordu, ancak Mesih gerçeğin saf ışığını tutunca onların gerçek nitelikleri, yani kötü ve pis oldukları ortaya çıkmış oldu. 3

13. ayetin ikinci kısmını şu şekilde yorumlamak daha uygun olabilir: Işık her şeyi açığa çıkaracaktır. 4 Bu, Hıristiyanlar yaptıkları hizmetlerinde çevrelerine ışık saçarlarsa, diğerleri de ışığa gelir demektir. Kötü insanlar ışığın düzeltici etkisiyle ışığın çocukları haline gelirler.

Bu, elbette istisnaları olmayan bir kural değildir. Işığın etkisinde kalan herkes Hıristiyan olmamaktadır. Ancak ruhsal alemde ışığın kendini çoğaltması ilkesi vardır. Böyle bir ilkeyle, 1.Petrus 3:1’de, imanlı kadınların imanlı olmayan kocalarını örnek yaşamlarıyla Mesih’e kazanmalarını anlatan ayette karşılaşıyoruz: “Ey kadınlar, siz de kocalarınıza bağımlı olun. Öyle ki, kimileri Tanrı sözüne inanmasa bile, Tanrı korkusuna dayanan temiz yaşayışınızı görerek söze gerek kalmadan karılarının yaşayışıyla kazanılsınlar.” Böylece Hıristiyan kadınların ışığı, inanmayan kocalarının karanlığını yenmekte ve onları da aydınlatmaktadır.

5:14   İmanlı kişinin yaşamı daima vaaz verir gibi olmalı, çevredeki karanlığı açığa çıkarmalı ve inanmayanlara şu çağrıyı yapmalıdır:

“Uyan ey uyan!

Ölümden diril!

Mesih senin üzerine

Işık saçacak.”

Bu, ruhsal olarak ölü ve karanlıkta uyumakta olanlara seslenen ışığın sesidir. Işık onları hayata ve aydınlanmaya çağırmaktadır. Eğer çağrıya yanıt verirlerse Mesih onların üzerine ışık saçacaktır.

5:15   Pavlus bundan sonraki ayette yanlış adımlarla doğru davranışların olumlu ve olumsuz yönlerini ele almaktadır. İlkin genel bir çağrıda bulunur: Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi yaşayın. Daha önce de belirtildiği gibi, yaşayın sözcüğü anahtar sözcüklerden biridir. Yedi kez, “yaşamdaki etkinliklerin tümünü” tanımlamak için kullanılır. Dikkatli yaşamak, Tanrı’nın çocukları olarak bulunduğumuz konuma uygun yaşamaktır. Bilgelikten yoksun olanlar gibi yaşamak, bu yüksek düzeyden dünyevi insanların düzeyine inmek demektir.

5:16   Bilgeliğe göre yaşamak bizi fırsatı değerlendirmeye, zamanı kurtarmaya çağırmaktadır. Her yeni gün, bambaşka olanakların kapılarını açar. Fırsatı değerlendirmek, kutsal yaşamak, merhamet edip yardımda bulunmak anlamına gelir. Durumun bu kadar acil olmasının nedeni, içinde yaşadığımız günlerin kötü olmasıdır. Bu bize, Tanrı’nın sonsuza dek insanla ilgilenmeyeceğini, lütfun yakında sona ereceğini ve yeryüzündeki hizmet, tapınma ve tanıklıkta bulunma fırsatlarının yakında sona ereceğini hatırlatmaktadır.

5:17   Bu nedenle akılsız olmayıp Rab’bin isteğinin ne olduğunu anlamalıyız. Bu çok önemli bir noktadır. Zamanın kısalığı ve kötülüğün çokluğu nedeniyle günlerimizi, kendi seçtiğimiz işlerin peşinde koşturarak, telaş içinde geçirme eğiliminde olabiliriz. Bu, gücümüzü harcamaktan başka bir işe yaramaz. Önemli olan, Tanrı’nın her gün için olan isteğini anlayıp yerine getirmektir. Etkili ve verimli olmanın tek yolu budur. Rab’bin işinde kendi gücümüzle, kendi isteğimize göre çalışmaya dalmak ve Rab’bin isteğinin tamamen dışında kalmak çok kolaydır. Bilgeliğe giden yol, yaşamımız için Tanrı’nın isteğinin ne olduğunu anlamak ve sonuna kadar onu izlemektir.

5:18   Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür. Birçok imanlının kesinlikle şarap içmediği günümüzde böyle bir buyruk, Kuzey Amerika kültürüne göre oldukça şaşırtıcıdır. Ancak Kutsal Kitap’ın her kültürden insan için yazılmış olduğunu ve şarabın birçok ülkede sık kullanılan bir içecek olduğunu anımsamalıyız. Kutsal Yazılar şarabı değil, onun kötülük için kullanımını yasaklar. Şarap ilaç olarak bile önerilmektedir (Özd.31:6; 1Ti.5:23). Rab İsa Celile’nin Kana köyündeki düğünde, içecek olarak kullanılsın diye şarap yapmıştı (Yu.2:11).

Ancak şarabın aşağıdaki biçimlerde kullanılması kötü sonuçları nedeniyle yasaklanmıştır:

  1. Aşırılığa yol açarsa (Özd.23:29-35),
  2. Alışkanlık haline gelirse (1Ko.6:12),
  3. Bir başka imanlının zayıf vicdanını kötü yönde etkilerse (Rom.14:13; 1Ko.8:9),
  4. Bir imanlının toplum içindeki tanıklığını zedeler, dolayısıyla da Tanrı’yı yüceltmesini engellerse (1Ko.10:31),
  5. Hıristiyan kişinin kafasında bir konuda en küçük bir kuşku varsa (Rom. 14:23).

Pavlus’un şarapla sarhoş olmaya karşılık önerdiği yol ise Ruh’la dolu olmaktır. Bu bağlantı ilk başta bizi şaşırtsa da, bir karşılaştırma yaptığımızda elçinin neden bu şekilde bir bağlantı kurduğunu anlayabiliriz.

İlkin, bu ikisi arasında belirli benzerliklerin olduğunu görürüz:

  1. Her iki durumda da kişi kendi dışında bir gücün etkisi altındadır. Birinde zehirleyici bir sıvının gücü söz konusuyken, diğerinde Ruh’un gücü söz konusudur.
  2. Her iki durumda da kişi ateşlidir. Pentikost gününde Ruh’un yol açtığı ateşliliğin taze şaraptan olduğu sanılmıştı (Elç.2:13).
  3. Her iki durumda da kişinin yaşamı etkilenir. Sarhoş kişi fiziksel yönden etkilenir, bunun yanında davranışları da ahlaksal açıdan bozulur.

Ancak bu iki durumun birbiriyle tümüyle karşıt olduğu iki nokta vardır:

  1. Sarhoşlukta sefahat ve ayyaşlık varken, Ruh’la dolu olmada böyle bir şey yoktur.
  2. Sarhoşlukta özdenetim yitirilirken, Ruh’un meyvesinde özdenetim vardır (Gal.5:23).

Ruh’la dolan bir imanlı hiçbir zaman kendini denetleyemeyeceği bir duruma düşmez, çünkü peygamberin ruhu her zaman peygamberin denetimi altındadır (1Ko.14:32).

Ruh’la dolu olmak Kutsal Kitap’ta bazen Tanrı’nın yüce bir armağanı gibi gösterilir. Örneğin vaftizci Yahya annesinin karnındayken Kutsal Ruh’la doldurulmuştu (Luk.1:15). Böyle bir durumda kişi onu herhangi bir ön koşul olmaksızın alır. Bu, çalışarak ya da duayla elde edilebilecek bir şey değildir, Rab kendi arzusuna göre verir. Burada Efesliler 5:18’de imanlı kişiye Ruhla dolu olması emredilir. Burada o kişiye düşen bir görev de söz konusudur. Belli koşullara uymak zorundadır. Bu uyum, kendiliğinden ortaya çıkan bir şey değil, itaatin sonucudur.

Bu nedenle Ruh’la dolu olmakla, O’nun verdiği diğer görevler arasındaki farkın ayırt edilmesi gerekir. Aşağıdakilerle aynı türde bir durum söz konusu değildir:

  1. Kutsal Ruh’un vaftizi. Bu, Ruh’un imanlıyı Mesih’in Bedenine dahil etme işidir (1Ko.12:13).
  2. Yaşama. Kutsal Ruh imanlının bedeninde yaşar ve kutsallık, tapınma ve hizmet için ona güç verir (Yu.14:16).
  3. Meshetme. Ruh’un Kendisi, Tanrı’nın çocuğuna Rab’bin özelliklerini öğreten kutsamadır (1Yu.2:27).
  4. Güvence ve mühür. Önceden de gördüğümüz gibi, Kutsal Ruh güvence olarak imanlının mirasını garanti altına alırken, mühür olarak da imanlıyı miras için güvence altına alır (Ef.1:13-14).

Bunlar, kişi kurtuluşa kavuştuğu anda Ruh’un kendisinde gerçekleştirdiği işlerden bazılarıdır. Mesih’te olan herkes Kutsal Ruh’un vaftizine, Kutsal Ruhun kişinin yüreğinde yaşamasına, meshedilişe, güvenceye ve mühre kavuşur.

Ancak Kutsal Ruh’la dolmak farklıdır. Bu, imanlının yaşamında bir kez yaşanan bir deneyim değil, devam eden bir süreçtir. Cümleyi tam olarak çevirmek istersek şöyle dememiz gerekir: “Ruh’la dolu olmaya devam edin.” Bu, bir anlık deneyim şeklinde başlamış olsa da, daha sonra sürüp gitmektedir. Bugünkü doluluğun yarına yararı olmaz. Elbette bu arzu edilen bir şeydir. İmanlının yeryüzündeki ideal durumu da bu olmalıdır. Bu, Kutsal Ruh’un, imanlının yaşamında kederlenmeden varlığını sürdürmesi ve imanlının da Tanrı’nın kendisi için yapmış olduğu plana uygun şekilde yaşaması anlamına gelir.

O zaman bir imanlı nasıl Ruh’la dolu olabilir? Elçi Pavlus burada bize bunu anlatmıyor, dolu olmamızı emrediyor. Ancak dikkat ettiğimizde, Ruh’la dolu olmak için bazı koşulların gerekli olduğunu görürüz:

  1. Yaşamımızda farkında olarak işlediğimiz tüm günahlarımızı itiraf edip terk etmeliyiz (1Yu.1:5-9). Günahın kutsal bir kişinin yaşamında etkin olamayacağı açıktır.
  2. Kendimizi tümüyle O’nun denetimine bırakmalıyız (Rom.12:1-2). Bu, isteklerimizi, zekamızı, bedenimizi, zamanımızı, yeteneklerimizi ve yüreklerimizdeki hazineleri teslim etmek anlamına gelir. Yaşamımızın her alanı O’nun egemenliğine bırakılmalıdır.
  3. Mesih’in sözünün içimize yerleşmesine izin vermeliyiz (Kol.3:16). Bu, Sözü okuyup çalışmayı ve itaati içerir. Mesih’in sözü içimizde olursa Ruh’la dolu bir kişi olmuş oluruz (Kol.3:16; Ef.5:19).
  4. Son olarak da benliğimizden sıyrılmalıyız (Gal.2:20). Bir kaba yeni bir şey koymadan önce eskisinin boşaltılması gerekir. O’nunla dolu olmak için benliğimizin boşaltılması zorunludur.

İsmi bilinmeyen bir yazar şöyle der:

Günahınızın yükünden kurtulup Mesih’in tamamlanmış işine dayanmış olduğunuza göre, yaşamınızın ve hizmetinizin tüm yükünü de bırakıp kendinizi içinizde çalışmakta olan Kutsal Ruh’a bırakın. Her sabah Kutsal Ruh’la yönlendirilmek üzere kendinizi inkar edin. Sizi ve yaşadığınız günü yönlendirsin diye O’na bağlı olmayı, O’na itaat etmeyi, O’nun tarafından yönlendirilmeyi dileyin. Sizi uyarmasını, eğitmesini ve isteklerini gerçekleştirmek için sizi kullanmasını istemeyi alışkanlık haline getirin. Duygulara ya da görünüşe bakmadan O’na güvenmeyi arayın. Kutsal Ruh’a inanmalı ve yaşamlarımızın yöneticisi olarak kabullenip O’na itaat etmeliyiz. Kendimizi yönetme çabalarımızı bırakırsak Ruh’un meyvesi bizde belirecek ve Tanrı’nın yüceliğine adanacaktır.

Kişi Ruhla dolu olduğunu anlayabilir mi? Aslında Rab’be yaklaştıkça kendi günahlarımızı ve değersizliğimizi daha çok fark ederiz (Yşa.6:1-5). O’nun huzurunda kendimizde övünecek hiçbir şey bulamayız (Luk.5:8). Başkalarının önünde ruhsal bir üstünlük ya da “birşeylere erişmişlik” hissi duyamayız. Ruhla dolu olan imanlı kendisiyle değil, Mesih’le meşgul olur.

İmanlı, Tanrı’nın kendisinde ve kendi yaşamı aracılığıyla çalışmakta olduğunu anlar. Bazı şeylerin yaşamında doğaüstü bir şekilde gerçekleştiğini görür. Olaylar mucizevi bir şekilde gerçekleşir. İnsanların yaşamlarında Tanrı’nın etkisi görülür. Olaylarda tanrısal plana uygun bir gidişat görülür. Doğa güçleri bile onun yanındadır, sanki Rab’bin yarış arabasının tekerleklerine zincirlenmişlerdir. İmanlı kişi, tüm bunları görüp Tanrı’nın kendisinde ve kendisi aracılığıyla çalıştığını fark eder, ancak bunun kendi gücüyle olmadığının da farkındadır. Her şeyi gerçekleştirenin Rab olduğunu bilir.

5:19   Elçi şimdi de Ruh’la doluluğun dört sonucunu açıklar. Birincisi Ruhla dolu Hıristiyanlar birbirlerine mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söylerler. Tanrı ile dolu olmak, kişinin ağzını açıp Rab’den söz etmesine yol açar ve yüreğindekileri diğerleriyle paylaşır. Bazıları bu üç kategoriyi de Mezmurlar kitabının bölümleri olarak görse de, bizce Mezmurlar yalnızca Davut, Asaf ve diğerlerinin esinlenmiş yazılarıdır. İlahiler doğrudan Tanrı’ya hamt ve tapınmayı içeren esinlenmemiş şarkılardır. Ruhsal ezgiler ise Tanrı’ya hamttır: Yüreğinizde Rab’be nağmeler yükseltin, terennüm edin. Ruh’la dolu yaşam, sevinçle dolup taşan bir pınardır (Elç.13:52). Örnek olarak Zekeriya’yı verebiliriz. Kutsal Ruh’la dolduğunda tüm yüreğiyle Rab’be ezgiler söylemişti (Luk.1:67-79).

5:20   Üçüncü sonuç şükretmedir. Durmadan, her şey için Rabbimiz İsa Mesih’in adıyla Baba Tanrı’ya şükredin. Ruh’un egemen olduğu yerde Tanrı’ya minnettarlık, derin bir takdir duygusu ve bunun dışavurumu vardır. Bu, arada bir olan bir şey değil, devamlı bir şeydir. Yalnızca hoş durumları değil, her şeyi içerir. Herkes güneş ışığı için şükredebilir, ancak yaşamın fırtınalarında şükredebilmek için Ruh’un gücü gereklidir.

Mutluluğa giden en kestirme ve emin yol şudur:

Başınıza gelen her şey için Tanrı’ya şükretmeyi bir kural haline getirin. Çünkü başınıza gelen bir dert nedeniyle Tanrı’ya şükrederseniz, o sorunu bir berekete dönüştürmüş olursunuz. Mucizeler yapabilecek bir durumda bile olsanız, şükran dolu bir ruhun başardığını başaramazsınız, çünkü şükran dolu ruhun, tek bir söz bile söylemeksizin, olayları, mutluluğa dönüştürmeye gücü yeter.

5:21   Ruh’la dolu olmanın dördüncü ölçütü Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olmanızdır. Erdman şunları öğütlemektedir:

Bu, sık sık ihmal edilen bir cümledir. Hıristiyanların çok seyrek uyguladığı bir ruhsallık testidir. Birçok kişi haleluya demenin, övgü dolu ilahiler söylemenin, bilinen sözcüklerle ya da “bilinmeyen dillerde” hamtlar sunmanın, “Ruhla dolu olmanın” kanıtları olduğunu düşünür. Ama tüm bunlar sahte aldatıcı ve anlamsız olabilir. Diğer Mesih inanlılarına bağlı olmak, dürüst ve uygun davranmak, alçakgönüllü olmak, tartışmadan kaçınmak, tahammül ve nezaket göstermek Ruh’un gücünün tartışılmaz kanıtlarıdır. Birbirine bağımlı olmak Mesih’e olan saygıdan doğmalıdır ve O’nu her şeyin Efendisi ve Rab olarak kabullenmek gereklidir. 5

Öyleyse Ruh’la dolu olmanın dört sonucu şunlardır: Konuşmak, ilahi söylemek, şükretmek ve bağımlı olmak. Bunlarla bağlantılı olan en az dört sonuç daha vardır:

  1. Rab’be tanıklıkta (Elç.4:8-12,31; 13:52; 14:3) ve günahı azarlamada (Elç. 13:9-12) cesaret.
  2. Hizmette güçlü olmak (Elç.1:8; 6:3,8; 11:24).
  3. Bencillik yerine cömertlik (Elç.4:31,32).
  4. Mesih’i (Elç.9:17,20) ve Tanrı’yı yüceltmek (Elç.2:4,11; 10:44-46).

Biz de kendimizin değil, Tanrı’nın yüceliği için Ruh’la dolu olmayı arzulamalıyız.

Ç. İmanlının Evinde Kişisel Kutsallığa Çağrı (5:22 – 6:9)

5:22   Burada yeni bir bölüme geçilse de önceki ayetle yakın bir ilişki söz konusudur. Orada Pavlus tanrısal doluluğun bir sonucu olarak birbirine bağımlı olma konusuna değinmişti. 5:22 ile 6:9 arasındaki bölümde Mesih inanlısının evinde bağımlı olmasının Tanrı’nın isteğine uygun olduğu üç konuya değinir:

Kadınlar kocalarına bağımlı olmalıdır.

Çocuklar anne ve babalarına bağımlı olmalıdır.

Köleler efendilerine bağımlı olmalıdır.

Tüm imanlıların Mesih’te bir olması, yeryüzündeki ilişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Tanrı’nın koyduğu yönetim biçimine saygılı olmayı sürdürmemiz gerekir. İyi düzenlenmiş her toplumda iki temel direk vardır: Yetki ve bağımlı olma. Bazılarının yetkili bazılarının da o kurala uyan kişi konumunda olması gerekir. Bu temel ilke Tanrı’nın yönetiminde de bulunur: “Mesih’in başı Tanrı’dır” (1Ko.11:3). Yeryüzündeki yönetimlere izin veren Tanrı’dır. Bir yönetim ne denli kötü olursa olsun, Tanrı’nın gözünde yönetimsizlikten iyidir. O nedenle de Rab’be başkaldırmaksızın O’na itaat etmemiz gerekir. Yönetimin olmaması anarşi yaratır ve hiçbir toplum da böyle bir ortamda varlığını sürdüremez.

Evde de aynı durum geçerlidir. Bir başın olması ve o başa itaat edilmesi gerekir. Tanrı baş olma görevini erkeğe vermiştir. O önce erkeği, sonra da erkek için kadını yaratarak bunu belirlemiştir. Dolayısıyla yaradılışın amacında erkeği yetkili, kadını da itaat edecek konuma koyma vardır.

İtaat etmek hiçbir zaman aşağı olma anlamına gelmez. Rab İsa, Baba Tanrı’ya itaat eder, ancak hiçbir şekilde O’ndan aşağı değildir. Kadın da erkekten daha değersiz değildir. Adanmışlık, sempati, çalışkanlık ve azim gibi alanlarda kadın daha üstün olabilir. Ancak kadınlardan kocalarına Rab’be bağımlı olur gibi bağımlı olmaları istenmektedir. Kadın kocasına bağımlı olurken Rab’be bağımlı olmuş gibi olmaktadır. Bu, her türlü isyan ve isteksizliği ortadan kaldıracaktır.

Tarih, Tanrı’nın isteklerine itaatsizlikten kaynaklanan karışıklık örnekleri ile doludur. Havva, liderliği ele geçirip kocasından bağımsızca hareket ederek günahı tüm kötü sonuçlarıyla birlikte insanlığa sokmuş oldu. Yakın geçmişte de birçok sapık tarikat, Tanrı’nın istemediği biçimde yetkileri ele geçiren kadınlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Tanrı’nın yolundan çıkan kadınlar yerel bir topluluğu bozabilir, bir evliliği bitirebilir ve bir yuvayı yıkabilirler.

Öte yandan Tanrı’nın verdiği görevi yerine getiren bir kadından daha hoş bir şey olamaz. Böyle bir kadının tüm özellikleri Süleyman’ın Özdeyişleri 31. bölümde verilmiştir. Rab’bi hoşnut eden kadının ve annenin kalıcı bir tanımı verilmiştir.

5:23   Kadının itaat etmesinin gerekçesi erkeğin onun başı olmasıdır. Bu ilişki, Mesih’in kiliseyle olan ilişkisi gibidir. Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başıdır. (Buradaki Kurtarıcı sözcüğü J.N. Darby’nin çevirisinde 1.Timoteos 4:10’daki Koruyucu anlamına da gelebilir). Bu nedenle erkek kadının başı olduğu gibi koruyucusudur da. Baş olarak sever ve yönlendirir, koruyucu olarak da korur ve gereksinimlerini karşılar.

Bugün hepimizin bildiği gibi bu öğretiye yaygın bir şekilde karşı çıkma söz konusudur. Birçok kişi Pavlus’u katı bir bekâr, kadın düşmanı ve şovenist olmakla suçlar. Ya da onun görüşlerinin o günkü geleneklere uygun olup bugün geçerli olamayacağını öne sürerler. Elbette bunlar Kutsal Yazılar’a karşı doğrudan bir saldırıdır. Bu sözler yalnızca Pavlus’un değil, aynı zamanda da Tanrı’nın sözleridir. Bu sözleri reddetmek Tanrı’yı reddetmek olur ki, bu da sadece sıkıntı ve dert getirir.

5:24   Hiçbir şey, kadının rolünü, kilisenin Mesih’in Gelinine benzetilmesi kadar yüceltemez. Kilisenin itaati kadına da örnek olmalıdır. Kadın her durumda, yani Tanrı’nın isteğine uygun olan her durumda kocasına bağımlı olmalıdır. Ancak kocası onun Rab İsa’ya karşı gelmesini isterse, elbette ki, kocasına itaat etmesi beklenemez. Ancak kadın, kocası imanlı olmasa bile, yaşamın her alanında, kocasına itaat etmelidir.

5:25   Bu buyruklar yalnızca kadınlara yönelik olup kocaları içermeseydi, taraf tutan bir tutum söz konusu olurdu. Kocalardan da belli davranışları isteyen Kutsal Yazılar’daki harika dengeye dikkat edin. Kocalardan istenen, karılarını sürekli itaat altında tutmaları değil, onları Mesih’in kiliseyi sevdiği gibi sevmeleridir. Herhalde hiçbir kadın kendisini Mesih’in kiliseyi sevdiği gibi seven bir kocaya itaat etmeye karşı çıkmaz. Bir yazar, karısını çok sevdiği için Tanrı’yı üzeceği korkusunu taşıyan biri hakkında yazmıştı. Bir Mesih inanlısı ona karısını, Mesih’in kiliseyi sevdiğinden daha çok sevip sevmediğini sordu. O da “hayır” diye yanıtladı. “Bunun mümkün olabilmesi için Mesih’in sevgisinin de ötesine geçebilmek gerekir.” Mesih’in kiliseye olan sevgisi burada, geçmişten bugüne ve geleceğe uzanan 3 harika şekilde açıklanır. O, kiliseye olan sevgisini geçmişte kendini feda ederek göstermişti. Bu, O’nun çarmıhtaki ölümünü işaret eder. Orada kendine bir Gelin alabilmek için en yüksek ücreti ödemiştir. Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratılması gibi, kilise de Kurtarıcı’nın yaralı böğründen yaratılmıştır.

5:26   O’nun kiliseye olan sevgisi günümüzde, kutsama işinde ortaya konulmaktadır. Mesih kiliseyi suyla yıkayıp Tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti. Kutsal kılmak ayırmak anlamına gelir. Kilise konum olarak zaten kutsal kılınmış durumdadır, ayrıca her geçen gün biraz daha kutsal kılınmaktadır. Ester’in Kral Ahaşveroş’a sunulmadan önce bir yıl süreyle hazırlanması gibi, topluluk da ahlâksal ve ruhsal bir hazırlık sürecinden geçmektedir (Est.2:12-16). Kutsama, Tanrısal sözün temizlemesiyle olmaktadır. Bunun anlamı, inanlıların yaşamlarının Mesih’in sözlerini işitip onlara itaat etmekle temizlendiğidir. Bu nedenle İsa öğrencilerine şöyle demiştir: “Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz” (Yu.15:3). Kutsama da özel duasıyla ilişkilidir: “Onları gerçekle kutsal kıl. Senin sözün gerçektir” (Yu.17:17). Mesih’in kanının, günahın suçunu ve cezasını bir kerede temizlediği gibi, Tanrı’nın sözü de günahın yol açtığı kiri sürekli olarak temizler. Kilise günümüzde suyla değil, Tanrı sözüyle yıkanıp temizlenmektedir.

5:27   Geçmişte Mesih’in sevgisi kurtuluşumuzla ortaya konmuştu. Günümüzde ise kutsanmamızda ortaya konmaktadır. Gelecekte ise yüceltilmemizle ortaya konacaktır. O, kiliseyi üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey olmadan, görkemli biçimde kendine sunacaktır. Amacı kilisenin kutsal ve kusursuz olmasıdır. Gelin o zaman güzelliğin ve ruhsal mükemmelliğin doruğuna ulaşmış olacaktır.

A.T. Pierson haklı olarak şöyle der:

Düşünün bir kez. Sonuçta yüce olanın gözü bize baktığında, kendi lekesiz kutsallığına zarar verecek hiçbir leke ya da buruşukluk görmeyecek. Ne inanılmaz bir şey! 6

F.W. Grant da aynı düşüncededir:

Onda yaşlılığın hiçbir belirtisi, hiçbir bozukluk olmayacak. Sonsuzluğun ve sonsuz gençliğin tomurcuğu, yorulmaz ve çürümek bilmez taze duygular olacak. Kilisenin geçmişine baktığımızda, Tanrı’nın günah ve kötülük üzerindeki görkemli zaferini bilmeseydik, bunları okumak oldukça garip olurdu. 7

5:28   Pavlus, Mesih’in kiliseye olan sevgisini harikulade bir anlatımla aktardıktan sonra kocalara dönüp izlemeleri gereken yolu anımsatır: Kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir. Mesih’in sevgisi gibi, karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidirler.

Grekçe metinde “kendi” sözcüğü 22-33. ayetler arasında altı kez geçer. “Kendi” sözcüğünün vurgulanması, Tanrı’nın kendi halkı için isteğinin tek eşlilik olduğunu belirtir. Eski Antlaşma’da çok eşliliğe izin verildiyse de hiçbir zaman onaylanmamıştır.

Pavlus’un karıkoca arasındaki yakın ilişkiyi tanımlama biçimi de ilginçtir. Karısını seven erkeğin kendini (28. ve 33. ayetler) ve “kendi bedenini” (28-29. ayetler) sevdiğini söyler. Evlilik gerçek bir birlikteliği içerdiği ve iki kişi bir olduğu için karısını seven erkek, aslında kendini sevmektedir.

5:29   İnsan kendi bedenine özen gösterme güdüsüyle doğar. Onu besler, temizler, giydirir, acı, sıkıntı ve zarardan korur. Varlığını sürdürmesi bu özene bağlıdır. Bu istekli ilgi, Rab’bin topluluğuna olan ilgisinin soluk bir gölgesidir.

5:30   Çünkü bizler O’nun bedeninin üyeleriyiz. Tanrı’nın lütfu büyüleyicidir! Yalnızca bizi günahtan ve cehennemden kurtarmakla kalmaz, bizi Mesih’e, O’nun bedeninin üyeleri yaparak bağlar. O bizi Kendi Bedeni gibi sever ve bu sevgiyi anlatabilmek için bu örnek verilmiştir. Harika bir özenle besler, kutsar ve eğitir. Ne güven verici bir şey: Bedenin Başı, üyeleri olmadan cennette yalnız bulunmayacaktır. Ortak bir yaşamla O’na bağlanmış durumdayız. Üyeleri etkileyen her şey Başı da etkiler.

5:31   Elçi, Tanrı’nın, evlilik ilişkisini kurarken tasarlamış olduğu şeyi açıklamak için Yaratılış 2:24. ayeti kullanmaktadır. İlk olarak erkeğin karısına olan bağlılığının, ailesine olan bağlılığının üstünde olması gerektiğine değinir. Erkek evlilik ilişkisinin yüce amacını gerçekleştirmek için ailesini bırakacak ve karısına bağlanacaktır. İkinci özellik ise kadın ve erkeğin tek bir beden haline gelmesidir. İki kişinin gerçek bir birlikteliği söz konusudur. Bu iki temel nokta akılda tutulursa, hem eşlerin anne babalarıyla çıkabilecek sorunlar, hem de evlilik içi sürtüşmeler kolayca çözümlenebilir.

5:32   Bu sır büyüktür; ben bunu Mesih ve kiliseyle ilgili olarak söylüyorum. Pavlus şimdi de evlilik tartışmasının doruk noktasına varmaktadır. Şimdiye dek bilinmeyen harika bir gerçeği dile getirmekte ve bunu kadının kocasıyla olan ilişkisine benzetmektedir.

Pavlus bu sır büyüktür derken, çok gizemli bir durumdan söz etmiyor. Gerçeğin ima ettiği şeylerin harika şeyler olduğunu belirtiyor. Sır önceki çağlarda Tanrı’da saklı olup şimdi açıklanmış olan görkemli amaçtır. Bu amaç da değişik uluslardan insanları O’nun yüce Oğlu’nun Bedeni ve Gelini olmaya çağırmaktadır. Dolayısıyla evlilik ilişkisi, en mükemmel örneğini Mesih ile kilise arasındaki ilişkide bulmaktadır.

“Rab ile tek ruh”
Yücelmiş İsa
Kanını akıttığı kiliseyi
Bedeni ve Gelini sayar!
 — Mary Bowley Peters

5:33   Bu son ayet, elçinin kadınlar ve kocaları için söylediklerinin bir özetidir. Kocalara son öğüt şudur: İstisnasız her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Yalnızca kendini sevme şeklinde değil, onun da sizinle bir olduğunun farkında olarak sevmeli. Kadınlara da şöyle seslenir: Kadın da kocasına saygı göstersin. Şimdi bir an için durun ve düşünün! Bugün bu ilahi emirler Hıristiyanlarca geniş çapta uygulansaydı ne olurdu? Yanıt bellidir. Kavga, ayrılma ve boşanma olmazdı. Evlerimiz cennet gibi olurdu.

 

Kutsal Kitap

1 Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı’yı örnek alın.
2 Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı’ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.
3 Aranızda fuhuş, pislik ya da açgözlülük anılmasın bile. Kutsallara yaraşmaz bu.
4 Aranızda açık saçıklık, budalaca konuşmalar, bayağı şakalar da olmasın. Bunlar size yakışmaz. Bunun yerine şükredin.
5 Şunu kesinlikle bilin ki, fuhuş yapanın, pisliğe düşkün olanın ya da putperest demek olan açgözlü kişinin, Mesih’in ve Tanrı’nın Egemenliği’nde mirası yoktur.
6 Hiç kimse sizi boş sözlerle aldatmasın. Bu şeylerden ötürü Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine gelir.
7 Onun için böyleleriyle oturup kalkmayın.
8 Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rab’de ışıksınız. Işık çocukları olarak yaşayın.
9 Çünkü ışığın meyvesi her iyilikte, doğrulukta ve gerçekte görülür.
10 Rab’bi neyin hoşnut ettiğini ayırt edin.
11 Karanlığın meyvesiz işlerine katılmayın. Tersine, onları açığa çıkarın.
12 Karanlıktakilerin gizlice yaptıklarından söz etmek bile ayıptır.
13 Işığın açığa vurduğu her şey görünür.
14 Çünkü görünen her şey ışıktır. Bunun için şöyle deniyor: “Uyan, ey uyuyan! Ölümden diril! Mesih sana ışık saçacak.”
15 Öyleyse nasıl yaşadığınıza çok dikkat edin. Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi yaşayın.
16 Fırsatı değerlendirin. Çünkü yaşadığımız günler kötüdür.
17 Bunun için akılsız olmayın, Rab’bin isteğinin ne olduğunu anlayın.
18 Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür. Bunun yerine Ruh’la dolun:
19 Birbirinize mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyin; yürekten Rab’be ezgiler, mezmurlar okuyun;
20 durmadan, her şey için Rabbimiz İsa Mesih’in adıyla Baba Tanrı’ya şükredin;
21 Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun.
22 Ey kadınlar, Rab’be bağımlı olduğunuz gibi, kocalarınıza bağımlı olun.
23 Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin* başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır.
24 Kilise Mesih’e bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar.
25 Ey kocalar, Mesih kiliseyi nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin.
26 Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti.
27 Öyle ki, kiliseyi üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey olmadan, görkemli biçimde kendine sunabilsin. Amacı kilisenin kutsal ve kusursuz olmasıdır.
28 Aynı biçimde kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir. Karısını seven kendini sever.
29 Hiç kimse hiçbir zaman kendi bedeninden nefret etmemiştir. Tersine, onu besler ve kayırır; tıpkı Mesih’in kiliseyi besleyip kayırdığı gibi.
30 Çünkü bizler O’nun bedeninin üyeleriyiz.
31 “Bunun için adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.”
32 Bu sır büyüktür; ben bunu Mesih ve kiliseyle ilgili olarak söylüyorum.
33 Size gelince, her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı göstersin.

1. Meyer, The Heavenlies, sf.25.

2. Bazı metinlerde Ruh için (Pneumatos) ışık (Phötos) kullanılır.

3. Blaikie “Efesliler,” XLVI:209.

4. Bishop Ellicott ve Dean Alford bu çeviriyi tercih eder.

5. Charles R. Erdman, Ephesians, sf.106.

6. Pierson, “Mesih’in İşi,” sf.138.

7. Grant, “Efesliler,” VI:350.