Elçilerin İşleri 13

Elçilerin Bölüm 13

13:1   11.bölümde öğrendiğimiz gibi, Antakya’da bir kilise (inanlılar topluluğu) kurulmuştu. Bu kilisede, çok sayıda değişik armağanlara sahip olanlar vardı; bu nedenle belirli bir kişiyi kilise önderi (çoban) olarak atama gereğini duymadılar. En azından beş peygamber ve öğretici vardı. Önceden bahsedildiği gibi peygamberler Kutsal Ruh tarafından özel bir armağanla donatılıp başkalarına duyurmak için doğrudan Tanrı’dan esin alan kişilerdi. Peygamberler, gerçek anlamda Rab’bin sözcüleriydi ve gelecek olayları önceden bildirebilirlerdi. Öğreticiler ise, Kutsal Ruh tarafından kendilerine Tanrı’nın Sözünü başkalarına yalın ve anlaşılabilir bir şekilde açıklama yeteneği verilenlerdi.

Bildirilen peygamber ve öğretmenlerin adları şunlardır:

  1. Barnaba. Mesih’in bu harika hizmetçisi ve Pavlus’un sadık yardımcısıyla zaten tanışmış bulunuyoruz. Burada önce ondan bahsedilmesi imanda ya da Mesih’e hizmet konusunda daha eski olması sebebiyle olabilir.
  2. Niger denilen Şimon. Adından ötürü Yahudi kökenli, belki de Afrikalı bir Yahudi topluluğundan olduğu yargısına varırız. Belki de Niger (zenci ya da esmer) adını diğer uluslarla çalışırken kolaylık sağladığı için benimsemiştir. Tabii adın akla getirdiği gibi zenci de olmuş olabilir. Onunla ilgili başka bir şey bilinmiyor.
  3. Kireneli Lukius. Muhtemelen Kirene’den Rab İsa’yı duyurmak için Antakya’ya ilk gelenlerden biridir (11:20).
  4. Menahem. Bölge kralı Hirodes’le birlikte büyümüş olan kişi olarak listeye girer. Zalim Hirodes Antipa ile böylesine yakın bir ilişki içinde yaşamış olan birinin, İsa Mesih imanını kabul eden ilklerden biri olduğunu düşünmek ilginç. Tetrark (bölge kralı) unvanı, Hirodes’in babasının krallığının dörtte biri üzerinde hüküm sürdüğünü belirtir.
  5. Saul, Bu listede adı geçen son kişi olan Saul, “Sonuncular birinci olacaktır” gerçeğinin yaşayan örneği olacaktı.

Bu beş adam, ilk inanlılar topluluğunun birbiriyle kaynaşmış olduğunu ve insan derisinin rengi konusunda renk körü olduklarını resmeder. “Yeni bir ölçü birimi oluşturulmuştur: Kim olduğunuz değil, kimin olduğunuz.”

13:2   Bu peygamber ve öğreticiler, bir süre dua edip oruç tutmak için muhtemelen tüm inanlılar topluluğuyla bir araya gelmişlerdi. Rab’be tapınırlarken ifadesinde, zamanlarını dua ve başkaları adına yalvarma ile geçirdikleri belirtilir. Kendilerini aralıksız olarak ruhsal egzersizlere vermek için oruç tutarak bedenin isteklerinden kaçındılar.

Dua etmek için neden bir araya gelmişlerdi? Tanrı sözünün dünyaya yayılması için taşıdıkları yükten dolayı bu toplantıyı yapmış olmalarına inanmak akla uygun değil mi? Tüm gece süren bir dua toplantısı olduğu kayıtlarda geçmez, ama bugünkü “dua toplantılarından” daha uzun ve daha ciddi olduğu kesindir.

Dua ederlerken Kutsal Ruh onlara, Barnaba’yla Saul’u düşündüğü özel bir görev için ayırmalarını bildirdi. Bu, Kutsal Ruh’un kişilik sahibi olduğunun kesin kanıtıdır. Yalnızca bir etki olsaydı, böyle bir dilin kullanılabilmesi akla uygun olmazdı. Kutsal Ruh, bu bildiriyi peygamber ve öğreticilere nasıl aktardı? Kesin bir yanıt verilmiş olmamasına karşın, peygamberlerden biri aracılığıyla – Şimon, Lukius ya da Menahem– konuşmuş olması muhtemeldir.

Burada, önce Barnaba’dan, sonra Saul’dan bahsedilir. Ancak Antakya’ya döndüklerinde, isim sırası değişmiştir.

Bu ayet, Kutsal Ruh’un ilk inanlılar topluluğunu yönlendirmedeki rolü ve öğrencilerin O’nun yönlendirmesine olan duyarlılıklarını vurgulama konusunda, pratik açıdan son derece önemlidir.

13:3   Böylece, Kutsal Ruh isteğini gösterdikten sonra, oruç tutup dua etmeye devam ettiler. Daha sonra üçü (Şimon, Lukius ve Menahem) Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koydular. Bu, bugünkü Hıristiyan dünyasında bir kilise görevlisinin, ikinci derecede bir görevliye dini statü vermesi gibi resmi bir “atama” eylemi değildi. Bu yalnızca iki adamla, Kutsal Ruh’un kendilerini çağırmış olduğu görevdeki birlikteliklerinin bir ifadesiydi. Yöneticiye “dini tören” ve diğer dini görevler için ayrıcalıklı yetki veren, dinsel bir ayin yapılarak ruhban sınıf atama düşüncesi, Yeni Antlaşma’da yoktur. Barnhouse şu yorumu yapar:

 Bir kişiden liderlik için gerekli tüm armağanları beklemek, çağımızda yapılan büyük bir hatadır. Bunun için, birkaç yüz üyesi olabilen bir kilisenin, yalnızca bir önderi vardır. Kendisinden vaaz vermesi ve teselli edebilmesi gibi birçok şey beklenmektedir. Aslında Romalılar 12:6-8’de bahsedilen sekiz armağandan yedisi, atanmış çoban için düşünülürken, sekizincisi topluluğun görevi olarak görülür. Topluluğa bırakılan bu tek armağan nedir? Bağışta bulunma, ondalık vermedir. Burada yolunda olmayan bir şey vardır.

 Resmi görevi olmayanların vaaz etmesini önerip önermediğim sorulabilir. Kutsal Yazıları kavramışsa, resmi görevi olmayanın her fırsatta bu armağanını uygulaması gerektiğini sorgulamaya gerek yoktur. Resmi görevi olmayanların hareketi, doğru yöne doğru atılmış önemli bir adımdır ve bu uygulama Yeni Antlaşma döneminde başlamıştır. 1

Bu tarihten önce, yaklaşık sekiz yıldır Barnaba’yla Saul’un Rab’bin işinde bulunmuş oldukları anımsanmalıdır. Mesih’in hizmetinde çırak değillerdi. “Delinen ellerin atamasını” zaten yaşamışlardı. Şimdi ise Antakya’daki hizmet arkadaşları müjdeyi diğer uluslara götürme gibi özel bir görevde kendileriyle özdeşleştiklerini ifade ediyorlardı.

Onları yolcu ettiler sözü, görev için “onların gitmesine izin verdiler”, ya da “onları özgür kıldılar” anlamındadır.

13:4   Bu ayetle, Pavlus’un ilk Müjde Yayma Yolculuğu olarak bilinen yolculuk başlar. Bu yolculuğun kaydı, 14:26’ya kadar uzanır. Anadolu’nun (özellikle batı Anadolu’nun) müjdeyi duymasıyla ilgilidir. İkinci Müjde’yi Yayma Yolculuğu, Müjde’yi Yunanistan’a taşıdı. Üçüncü Müjde’yi Yayma Yolculuğu ise, Anadolu ve Yunanistan’daki inanlılar topluluklarının tekrar ziyaret edilmesini içerir, ancak özellikle Asya ili ve Efes kentiyle ilgilidir. Pavlus’un Müjde’yi yayma çalışmaları yaklaşık on beş yıllık bir dönemi kapsadı (Pavlus’un yolculuklarını izlerken, ziyaret edilen yerleri, her bir yolculuktan ilk kez söz edildiğinde, büyük harflerle belirteceğiz).

Mesih’in iki yiğit hizmetçisi Suriye’deki (bugünkü Türkiye) Antakya’dan, yirmi dört kilometre uzakta bir liman olan SELEFKİYE’ye gitti. Oradan da gemiyle KIBRIS adasına geçtiler.

13:5   Kıbrıs’ın doğu kıyısındaki SALAMİS’e varınca, çeşitli havraları ziyaret edip Tanrı’nın sözünü duyurdular. Havralarda, herhangi bir Yahudi’ye Kutsal Yazıları okuma ya da açıklama için fırsat verilmesi adetti. O zaman Yuhanna Markos yardımcıları olarak hizmet ediyordu. Barnaba’yla Saul, önce havralara giderek, Tanrı sözünün önce Yahudilere, sonra da diğer uluslara gitmesi gerektiğini söyleyen tanrısal buyruğu yerine getiriyorlardı.

13:6   Salamis’ten ayrılarak adayı baştan başa geçtiler, batı kıyısındaki BAF’a geldiler. Salamis, adanın başlıca ticaret kentiydi. Baf ise başkentti.

13:7,8   Orada, büyücü ve sahte peygamber olan Baryeşu (İsa ya da Yeşu’nun Oğlu anlamında) adında bir Yahudi’yle karşılaştılar. Bu büyücünün, bir şekilde Romalı vali2 ya da adanın idari görevlisi olan Sergius Pavlus’la yakın bir arkadaşlığı vardı. Sergius Pavlus, akıllı biri olarak tanımlanır. Bu adam, Barnaba’yla Saul’u, gelip Tanrı’nın sözünü öğretmeleri için çağırttığında, büyücü müdahale etmeye çalıştı; Tanrı sözünü engellemek için Şeytan’dan esinlenmiş olması olasıdır.

8. ayette, adı “hikmetli adam” anlamına gelen Elimas olarak geçer. Korkunç bir hata tabii.

13:9,10   Sergius Pavlus’un gerçeği ciddi olarak araştırdığını ve büyücünün gerçeğe düşman olduğunu anladıktan sonra Saul, onu acımasız sözlerle azarladı. Kimse Saul’un bedensel güçle konuştuğundan kuşkulanmasın diye, onun Kutsal Ruh’la dolu olduğu ifade edilir. Saul, gözlerini büyücüye dikerek, onu kurnazlık ve sahtekârlıkla dolu olmakla suçladı. Saul, Baryeşu adına da aldanmadı; bu maskeyi çıkarıp Elimas’ı İblis’in oğlu olarak adlandırdı. Büyücü durmadan, Tanrı’nın gerçeğini saptırmaya uğraşarak doğru olan her şeye düşmanlık ediyordu.

13:11   Kendisine disiplinle ilgili özel yetki verilmiş bir elçi olarak Saul, Elimas’ın bir süre için kör olacağını bildirdi. Vali gibi diğerlerini de ruhsal karanlıkta tutmaya çalışmış olduğundan, bizzat kendisi bedensel körlükle cezalandırılacaktı. O anda üzerine bir sis, bir karanlık çöktü ve elinden tutup kendisine yol gösterecekbirilerini bulmaya çalıştı.

Yalnızca Rab İsa’yı kabul etmemekle kalmayıp başkalarının da kabul etmesini önlemeye çalışan Elimas, İsrail ulusunun bir örneği olarak alınabilir. Bunun sonucu olarak İsrail, ‘yasal olarak’ Tanrı tarafından bir süreliğine kör edilmiştir. En sonunda ulusun tövbe eden kısmı, İsa’ya Mesih olarak dönüp O’na gelecektir.

13:12   Valinin Tanrı’dan gelen mucizevi vuruştan etkilendiği açıktır, ama Barnaba ve Saul’un öğretişinden daha çok etkilendi. Rab İsa’da gerçek bir imanlı oldu: İlk müjdeyi yayma yolculuğundaki ilk lütuf anısı.

Bu anlatımda (ayet 9) Luka’nın, Yahudi adı olan Saul’un yerine, diğer uluslara ait olan Pavlus adıyla başladığına dikkat edin. Pavlus adının kullanımı, Müjde’nin diğer uluslar arasında giderek artan yayılışına dikkat çeker.

13:13   Pavlus’un artık ön plana çıkmış olduğu gerçeği, Pavlus’la beraberlerindekilerin sözleriyle belirtilir. Baf’tan, kuzeybatıdaki PAMFİLYA bölgesindeki PERGE kentine gittiler. Pamfilya, Anadolu’nun güney kıyısında bir Roma iliydi. Perge başkentiydi ve Kestros nehri üzerinde olup kıyıdan on kilometre içerdeydi.

Perge’ye vardıklarında, Yuhanna Markos onları bırakıp Yeruşalim’e döndü. Belki Tanrı’nın sözünü diğer uluslara duyurma düşüncesinden hoşlanmadı. Pavlus, onun hizmetten geri çekilişini bir kusur olarak gördüğünden, Markosun ikinci yolculuğunda kendisine eşlik etmesini reddetti. Bu, Barnaba’yla Pavlus arasında keskin bir ayrılığa neden oldu. Ve hizmetlerini, ayrı bölgelerde sürdürmeyi tercih etmeleriyle sonuçlandı (15:36-39). Markos sonunda, Elçi Pavlus’un güvenini yeniden kazandı (2Ti.4:11).

Perge ziyareti konusunda daha fazla ayrıntı verilmemiştir.

13:14,15   Sonraki durak, PİSİDYA ANTAKYASI idi. Burası yaklaşık Perge’nin yüz elli kilometre kuzeyindeydi. Çarmıhın habercileri, bir kez daha Şabat Günü havraya gitti. Kutsal Yazılar okunduktan sonra havranın yöneticileri, bu ziyaretçilerin Yahudi olduğunu anlayıp onları halka verecek bir öğütleri varsa konuşmaları için davet etti. Havralarda Tanrı’nın sözünü açıklama özgürlüğü çok sürmeyecekti.

13:16   Tanrı’nın sözünü duyurma fırsatını hiç kaçırmayan Pavlus ayağa kalktı ve havradakilere hitap etti. Hücum planı önce Yahudi tarihinin temelini atmak, sonra dinleyicilerini Mesih’in yaşamı ve hizmeti ile bağlantılı olaylardan haberdar etmek, daha sonra da Mesih’in dirilişini belirli bir vurguyla açıklayıp Kurtarıcı aracılığıyla günahların bağışlandığını bildirerek onları O’nu reddetme tehlikesine karşı uyarmaktı.

13:17   Pavlus’un bildirisi, Tanrı’nın İsrail ulusunu yeryüzündeki halkı olarak seçişiyle başlar. Mısır diyarında, gurbette yaşadıkları zamana doğru hızla ilerler ve onları Firavun’un baskısından güçlü eliyle kurtarışındaki lütfunu gösterir.

13:18   Tanrı, çölde kırk yıl İsrail halkının nazına katlandı. Katlanma diye çevrilen fiil, başkasının ihtiyaçlarıyla ilgilenmek gibi olumluluk belirten bir sözcükten gelir. İsrail’in bütün şikayetlerine rağmen Rab, İsrail’in ihtiyaçlarını karşıladı.

13:19-22   Pavlus’un söz ettiği dört yüz elli yılın, ataların döneminden başlayıp hakimlerin olduğu dönemi de içeren zaman dilimi olması olasıdır. 3

Kenan diyarına girişlerinin ardından Tanrı, Samuel peygamberin zamanına kadar halka hakimler verdi. Diğer uluslar gibi bir kral isteyince, Tanrı onlar için Benyamin oymağından Kiş oğlu Saul’u yetiştirdi; kırk yıl krallık yaptı. Saul, itaatsizliğinden dolayı tahttan indirildi ve onun yerine kral olarak Davut başa geçirildi. Tanrı, Davut’u gönlüne uygun ve her isteğini yapacak bir adam olarak övdü. 22. ayet, Mezmurlar 89:20 ile 1.Samuel 13:14’ten alınan alıntıların karışımıdır.

13:23   Pavlus, Davut konusundan, Davut’un soyundan olan İsa’ya doğru kolay ve hızlı bir geçiş yaptı. “Pavlus’un vaazında, bütün yollar Mesih’e çıktı.” İsrail halkına İsa’nın, Tanrı’nın vaadine göre onlara göndermiş olduğu bir Kurtarıcı olduğunu açıklamak için gereken cesareti takdir etmemiz belki biraz zor olur. Onlar, İsa’yı bu şekilde tanımıyorlardı!

13:24   Pavlus, bu kısa girişten sonra Vaftizci Yahya’nın görevine dönüş yaptı. Mesih’in gelişinden önce (yani göreve başlamasından önce) Yahya, tüm İsrail halkını, tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı. Bu, Mesih’in gelişini ilan ve halka, bu gelişe hazırlık olarak tövbe etmelerini söylemek anlamındadır. Tövbelerini Şeria nehrinde vaftiz olarak belirtmeleri gerekiyordu.

13:25   Vaftizci Yahya, bir dakikalığına bile kendisinin vaat edilen Mesih olabileceği düşüncesine izin vermedi. Görevini tamamlayıncaya kadar, peygamberlerin söz etmiş olduğu Mesih olmadığını ısrarla belirtti. Aslında, gelişini bildirdiği Kişinin, çarığının bağını çözmeye bile layık değildi.

13:26   Dinleyicilerine kardeşler ve İbrahim’in soyundan gelenler olarak hitap eden Pavlus, onlara bu kurtuluş bildirisinin önce İsrail ulusuna gönderilmiş olduğunu anımsattı. İsa, İsrail evinin kaybolmuş koyunlarına geldi. Öğrencilere bildiriyi, önce Yahudilere duyurmaları söylendi.

13:27,28   Ancak Yeruşalim’de yaşayanlar ve onların yöneticileri, İsa’yı uzun zamandır beklenen Mesih olarak tanımadılar. O’nun, peygamberlerin hakkında yazmış oldukları Kişi olduğunu anlamadılar. Her Şabat Günü Kutsal Yazılardan Mesih’le ilgili önbildirileri işittikleri halde, onları Nasıralı İsa’yla birleştiremediler. Aksine, O’nu mahkûm ederek Kutsal Yazıların yerine gelmesini sağlayanlar bizzat kendileriydi. O’nda ölüm cezasını gerektiren herhangi bir suç bulamadıkları halde, öldürülmesi için O’nu Pilatus’a teslim ettiler.

13:29   Ayetin ilk kısmındaki “onlar” Mesih’i reddederek Kutsal Yazıları yerine getirmiş olan Yahudi halkını belirtir. Ayetin son kısmındaki “onlar” ise, Rab İsa’nın bedenini sevgiyle gömen, Aramatyalı Yusuf’la Nikodim’i belirtir.

13:30,31   İsa’nın ölümden dirilmiş olduğu gerçeği iyice kanıtlanmıştır. İsa’yla birlikte Celile’den Yeruşalim’e gelmiş olanlar hâlâ yaşıyordu ve onların tanıklığı yadsınamazdı.

13:32-33   Elçidaha sonra Eski Antlaşma’da, Tanrı’nın atalarına verdiği Mesih sözünün İsa’da yerine gelmiş olduğunu bildirdi. Bu söz önce, O’nun Beytlehem’deki doğumuyla yerine geldi. Pavlus, Mesih’in doğumunu, Tanrının, “Sen benim Oğlumsun, bugün ben sana Baba oldum” dediği Mezmurlar 2:7’nin yerine gelmesi olarak açıkladı. Bu ayet, Mesih’in Beytlehem’deki doğumunda, Tanrı’nın Oğlu olmaya başladığı anlamına gelmez. Sonsuzluklardan beri Tanrı’nın Oğlu’ydu, ama Tanrı’nın Oğlu olarak beden alışıyla dünyaya gösterildi. Mezmurlar 2:7, Mesih’in sonsuz Oğulluğunu yadsımak için kullanılmamalıdır.

13:34   Rab İsa’nın dirilişi, 34. ayette daha net anlaşılmaya başlar. Tanrı, O’nu asla çürümemek üzere ölümden diriltti. Daha sonra Pavlus, Yeşaya 53:3’ten alıntı yaptı: “Size, Davut’a vaat ettiğim kutsal ve güvenilir nimetleri vereceğim.” Bu alıntı, orta düzeydeki bir okuyucuya zorluk çıkarır. Yeşayadaki bu ayetle Mesih’in dirilişi arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Kurtarıcı’nın dirilişiyle, Tanrı’nın Davut’la olan antlaşması nasıl birleştirilir?

Tanrı, Davut’a sonsuz bir taht ve egemenlik ve o tahtta sonsuza dek oturacak bir soy vaat etti. Bu arada Davut ölmüş ve bedeni toprağa karışmıştı. Krallık, Davut’tan sonra bir süre daha devam etmişti, ama o zaman İsrail dört yüz yıldan fazla kralsız kalmıştı. Davut’un soyu, Nasıralı İsa’ya kadar yıllarca devam etti. Yusuf aracılığıyla Davut’un tahtının yasal hakkını miras aldı. Yusuf, gerçek babası olmadığı halde, yasal babasıydı. Rab İsa, Meryem aracılığıyla doğrudan Davut’un soyundan geliyordu.

Pavlus, Davut’a vaat edilen güvenilir bereketlerin, Mesih’te yerine geldiğini vurguluyor. O, Davut’un tahtına oturacak olan Davut’un soyundandır. Ölümden dirilmiştir ve sonsuz yaşamın gücünde yaşıyor, Tanrı’nın Davut’la olanantlaşması Mesih’te kesinleştirilmiştir.

13:35   Bu olay, elçinin Mezmur 16:10’dan yaptığı alıntıyla 35. ayette daha çok vurgulanır: “Kutsalını çürümeye bırakmayacaksın.” Bir başka deyişle, Rab İsa ölümden dirilmiş olduğu için ölümün artık O’nun üzerinde gücü yoktur. Artık asla ölmeyecek ve bedeni de çürümeye bırakılmayacak.

13:36,37   Davut, Mezmur 16:10’daki sözleri söylerken, kendisiyle ilgili konuşuyor olamazdı. Kendi kuşağında Tanrı’nın amacı uyarınca hizmet ettikten sonra öldü, gömüldü ve bedeni toprağa döndü. Ama Rab İsa, bedeni çürümeden önce, üçüncü gün ölümden dirildi.

13:38   Mesih’in tanrısal onayının mührü olan dirilişi gerçekleştiğinden, Pavlus artık günahların bağışlandığını duyurabilirdi. Sözlerine dikkat edin: “Günahların bu kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor.”

13:39   Ama bundan da fazlası vardı. Pavlus şimdi, tam ve karşılıksız olarak aklanma sağlandığını da bildirebiliyordu. Bu, Musa’nın Yasası’nın hiçbir zaman yapamayacağı bir şeydi.

Aklanma; Tanrı’nın, Oğlu’nu Rab ve Kurtarıcı olarak kabul eden tanrısız günahkarları doğru sayma ya da bildirme eylemidir. Tanrı’nın zihninde gerçekleşen, yasal bir eylemdir ve günahkar aklanarak, yargılandığı her suçtan temiz kılınır. Tanrı, suçlu günahkârı adil bir şekilde aklar, çünkü günahlarının cezası, Rab İsa Mesih’in çarmıhta onun yerine ölmesiyle tamamen ödenmiştir.

İlk okuyuşta, Musa’nın Yasasının bazı şeylerden aklayabildiği, ama kişinin Mesih aracılığıyla daha başka birçok şeyden aklanmaya kavuşabileceği şeklinde anlaşılabilir. Ama öğretiş kesinlikle bu değil. Yasa, hiçbir zaman hiç kimseyi aklayamazdı; sadece mahkûm edebilirdi. Pavlus’un burada söylediği, Mesih’e iman aracılığıyla, kişinin kendisine karşı getirilen bütün suçlardan aklanabileceğidir: Böyle bir temizleme Musa’nın Yasası altında asla kazanılamaz.

13:40,41   Elçi daha sonra bildirisini, Tanrı’nın bu büyük kurtuluş sunusunu reddetme eğilimindeki kişilere ciddi bir uyarıyla kapatır. Tanrı’nın sözüyle alay edenleri, üzerlerine gelecek gazabı önceden anlatsa inanamayacakları, sözleriyle uyardığı Habakkuk 1:5’den (herhalde Yşa.29:14’le Özd.1:24-31’den parçalar) alıntı yapar. Pavlus’un zamanında, bu İ.S. 70’deki Yeruşalim’in yıkılışı olarak düşünülmüş olabilirdi, ama Tanrı’nın Oğlu’nu reddedenlerin sonsuz yargısını da kapsayacaktı.

13:42,43   Havradaki toplantı bitince, Yahudiler ve Yahudiliğe dönmüş olup Tanrı’ya tapan yabancılardan birçoğu, büyük bir ilgiyle Pavlus’la Barnaba’nın ardından gitti. Rab’bin bu iki hizmetçisi, onlara Tanrı’nın lütfunda devamlı yaşamaları için cesaretlendirici sözler söylediler.

13:44   Bir hafta sonra, Pavlus’la Barnaba kaldıkları yerden devam etmek için havraya döndü. Kent halkının hemen hemen tümü, Rab’bin sözünü dinlemek için toplandı. Tanrı’ya bağlı bu iki vaizin hizmeti, halkın çoğu üzerinde derin bir etki yaratmıştı.

13:45   Ne var ki, “yabancı bildirinin” bu kadar çok kabul görmesi, Yahudilerin kıskançlık ve öfkeye kapılmasına neden oldu. Pavlus’un bildirisini yalanlayıp ona karşı ağır ve sert bir dil kullandılar.

13:46,47   Pavlus’la Barnaba’nın gözünü kolayca korkutamamışlardı. Bildiriyi, ilkönce Yahudi halkına bildirmek zorunda olduklarını açıkladılar. Ne var ki, bildiriyi reddetmiş ve böylece de kendilerini sonsuz yaşama layık görmeyerek mahkûm etmiş olduklarından, vaizler diğer uluslara gideceklerini bildirdiler. Yahudi geleneğinden böyle bir kopuş için herhangi bir izin gerekliyse, buna gerekli yanıt Yeşaya 49:9’daki sözlerle verilir. Aslında Tanrı bu ayette, “Yeryüzünün dört bir bucağına kurtuluş götüresin diye, seni uluslara ışık yaptım” derken Mesih’le konuşuyordu. Ancak Tanrı’nın Ruhu, Mesih’in hizmetkarlarının diğer uluslara ışık ve kurtuluş getirme konusunda Mesih’in araçları olduklarından dolayı, bu sözleri kendilerine uyarlamaları için izin verir.

13:48   Diğer uluslar için olan bu kurtuluş ilanı her ne kadar Yahudileri öfkelendirdiyse de, orada olan diğer uluslar arasında büyük sevinç yarattı. İşitmiş oldukları Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti. Bu ayet Tanrı’nın egemen seçiminin sade bir ifadesidir. Olduğu gibi alınmalı ve inanılmalıdır. Kutsal Kitap, Tanrı’nın bazı kişileri, dünyanın kuruluşundan önce Mesih’te seçtiğini öğretir. İnsanın özgür bir manevi temsilci olduğunu ve İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul ederse kurtulacağını da eşit vurguyla öğretir. Tanrısal seçim ve insanın sorumluluğu Kutsal Yazılar açısından doğrudur ve biri diğeri pahasına vurgulanmamalıdır. İkisi arasında bir çelişki var gibi görünürse de, bu çelişki Tanrı’nın aklında değil, sadece insanın aklındadır.

İnsanlar, Tanrı’nın herhangi bir eylemiyle değil, kendi seçimleriyle mahvolurlar. Eğer bütün insanlık, lâyık olduğunu alsaydı, o zaman hepsi yok olurdu. Ama Tanrı, lütuf göstererek bazılarını kurtarır. Bunu yapmaya hakkı var mı? Elbette var. Tanrı’nın seçim yapmaktaki mutlak egemenliği ile ilgili öğretiş, Tanrı’ya, yanlış ve haksız hiçbir şey yapmayan, tüm evrenin Yöneticisi ve sahibi olarak O’na gerçek yerini ve yetkisini veren bir öğretiştir. Bu konuyla ilgili zorluklarımızın birçoğu, Erdman’ın şu sözlerini anımsayabilsek çözülecektir:

Tanrı’nın her şeye egemen oluşu mutlaktır; buna rağmen kurtulması gereken insanları mahkûm etmede hiçbir zaman uygulanmaz, aksine kaybolmayı hak eden insanların kurtuluşuyla sonuçlanmıştır. 4

13:49,50   Yahudilerin karşı gelmesine rağmen, Rab’bin sözü bütün yörede yayıldı. Bu, karşı gelenlerin daha çok engellemesine ve yolu tıkamasına neden oldu. Yahudiler, kentte Yahudiliğe dönmüş Tanrı’ya tapan bazı saygın kadınları, müjdeyi yayanlara karşı harekete geçirmek için kışkırttılar. Kentin ileri gelen erkeklerini de kötü amaçlarını ilerletme konusunda kullandılar. Pavlus’la Barnaba’nın bölgeden zorla çıkarılması için böyle bir baskı hareketi başlatıldı.

13:51,52   Rab’bin öğretişine göre (Luk.9:5; 10:11), ayaklarının tozunu silkerek KONYA’YA hareket ettiler. Bununla birlikte bu olay, imanlılar tarafından bir yenilgi ya da geri çekiliş olarak yorumlanmadı, çünkü onların sevinç ve Kutsal Ruh’la dolu olduklarını okuruz. Konya, Anadolu’daki Antakya Pisidyası’nın güneydoğusundadır.

 

Kutsal Kitap

1 Antakya’daki kilisede* peygamberler ve öğretmenler vardı: Barnaba, Niger denilen Şimon, Kireneli Lukius, bölge kralı* Hirodes’le birlikte büyümüş olan Menahem ve Saul.
2 Bunlar Rab’be tapınıp oruç* tutarlarken Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: “Barnaba’yla Saul’u, kendilerini çağırmış olduğum görev için bana ayırın.”
3 Böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler.
4 Kutsal Ruh’un buyruğuyla yola çıkan Barnaba’yla Saul, Selefkiye’ye gittiler, oradan da gemiyle Kıbrıs’a geçtiler.
5 Salamis’e varınca Yahudiler’in havralarında Tanrı’nın sözünü duyurmaya başladılar. Yuhanna’yı da yardımcı olarak yanlarına almışlardı.
6 Adayı baştan başa geçerek Baf’a geldiler. Orada büyücü ve sahte peygamber Baryeşu adında bir Yahudi’yle karşılaştılar.
7 Baryeşu, Vali Sergius Pavlus’a yakın biriydi. Akıllı bir kişi olan vali, Barnaba’yla Saul’u çağırtıp Tanrı’nın sözünü dinlemek istedi. Ne var ki Baryeşu büyücü anlamına gelen öbür adıyla Elimas- onlara karşı koyarak valiyi iman etmekten caydırmaya çalıştı.
8 (SEE 13:7)
9 Ama Kutsal Ruh’la dolan Saul, yani Pavlus, gözlerini Elimas’a dikerek, “Ey İblis’in oğlu!” dedi. “Yüreğin her türlü hile ve sahtekârlıkla dolu; doğru olan her şeyin düşmanısın. Rab’bin düz yollarını çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin?
10 (SEE 13:9)
11 İşte şimdi Rab’bin eli sana karşı kalktı. Kör olacaksın, bir süre gün ışığını göremeyeceksin.” O anda adamın üzerine bir sis, bir karanlık çöktü. Dört dönerek, elinden tutup kendisine yol gösterecek birilerini aramaya başladı.
12 Olanları gören vali, Rab’le ilgili öğretiyi hayranlıkla karşıladı ve iman etti.
13 Pavlus’la beraberindekiler Baf’tan denize açılıp Pamfilya bölgesinin Perge Kenti’ne gittiler. Yuhanna ise onları bırakıp Yeruşalim’e döndü.
14 Onlar Perge’den yollarına devam ederek Pisidya sınırındaki Antakya’ya geçtiler. Şabat Günü* havraya girip oturdular.
15 Kutsal Yasa ve peygamberlerin yazıları okunduktan sonra, havranın yöneticileri onlara, “Kardeşler, halka verecek bir öğüdünüz varsa buyurun, konuşun” diye haber yolladılar.
16 Pavlus ayağa kalktı, eliyle bir işaret yaparak, “Ey İsrailliler ve Tanrı’dan korkan* yabancılar, dinleyin” dedi.
17 “Bu halkın, yani İsrail’in Tanrısı, bizim atalarımızı seçti ve Mısır’da gurbette yaşadıkları süre içinde onları büyük bir ulus yaptı. Sonra güçlü eliyle onları oradan çıkardı, çölde yaklaşık kırk yıl onlara katlandı.
18 (SEE 13:17)
19 Kenan ülkesinde yenilgiye uğrattığı yedi ulusun topraklarını İsrail halkına miras olarak verdi. Bütün bunlar aşağı yukarı dört yüz elli yıl sürdü. “Sonra Tanrı, Peygamber Samuel’in zamanına kadar onlar için hakimler yetiştirdi.
20 (SEE 13:19)
21 Halk bir kral isteyince, Tanrı onlar için Benyamin oymağından Kiş oğlu Saul’u yetiştirdi. Saul kırk yıl krallık yaptı.
22 Tanrı, onu tahttan indirdikten sonra onlara kral olarak Davut’u başa geçirdi. Onunla ilgili şu tanıklıkta bulundu: ‘İşay oğlu Davut’u gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar.’
23 Tanrı, verdiği sözü tutarak bu adamın soyundan İsrail’e bir Kurtarıcı, İsa’yı gönderdi.
24 İsa’nın gelişinden önce Yahya, bütün İsrail halkını, tövbe edip vaftiz* olmaya çağırdı.
25 Yahya görevini tamamlarken şöyle diyordu: ‘Beni kim sanıyorsunuz? Ben Mesih* değilim. Ama O benden sonra geliyor. Ben O’nun ayağındaki çarığın bağını çözmeye bile layık değilim.’
26 “Kardeşler, İbrahim’in soyundan gelenler ve Tanrı’dan korkan yabancılar, bu kurtuluş bildirisi bize gönderildi.
27 Çünkü Yeruşalim’de yaşayanlar ve onların yöneticileri İsa’yı reddettiler. O’nu mahkûm etmekle her Şabat Günü okunan peygamberlerin sözlerini yerine getirmiş oldular.
28 O’nda ölüm cezasını gerektiren herhangi bir suç bulamadıkları halde, Pilatus’tan O’nun idamını istediler.
29 O’nunla ilgili yazılanların hepsini yerine getirdikten sonra O’nu çarmıhtan indirip mezara koydular.
30 Ama Tanrı O’nu ölümden diriltti.
31 İsa, daha önce kendisiyle birlikte Celile’den Yeruşalim’e gelenlere günlerce göründü. Bu kişiler şimdi halka O’nun tanıklığını yapıyor.
32 “Biz de size Müjde’yi duyuruyoruz: Tanrı İsa’yı diriltmekle, atalarımıza verdiği sözü, onların çocukları olan bizler için yerine getirmiştir. İkinci Mezmur’da da yazıldığı gibi: ‘Sen benim Oğlum’sun, Bugün ben sana Baba oldum.’
33 (SEE 13:32)
34 “Tanrı, O’nu asla çürümemek üzere ölümden dirilttiğini şu sözlerle belirtmiştir: ‘Size, Davut’a söz verdiğim Kutsal ve güvenilir nimetleri vereceğim.’
35 “Bunun için başka bir yerde de şöyle der: ‘Kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin.’
36 “Davut, kendi kuşağında Tanrı’nın amacı uyarınca hizmet ettikten sonra gözlerini yaşama kapadı, ataları gibi gömüldü ve bedeni çürüyüp gitti.
37 Oysa Tanrı’nın dirilttiği Kişi’nin bedeni çürümedi.
38 Dolayısıyla kardeşler, şunu bilin ki, günahların bu Kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor. Şöyle ki, iman eden herkes, Musa’nın Yasası’yla aklanamadığınız her suçtan O’nun aracılığıyla aklanır.
39 (SEE 13:38)
40 Dikkat edin, peygamberlerin sözünü ettiği şu durum sizin başınıza gelmesin: ‘Bakın, siz alay edenler, Şaşkına dönüp yok olun! Sizin gününüzde bir iş yapıyorum, Öyle bir iş ki, biri size anlatsa inanmazsınız.'”
41 (SEE 13:40)
42 Pavlus’la Barnaba havradan çıkarken halk onları, bir sonraki Şabat Günü aynı konular üzerinde konuşmaya çağırdı.
43 Havradaki topluluk dağılınca, Yahudiler ve Yahudiliğe dönüp Tanrı’ya tapan yabancılardan birçoğu onların ardından gitti. Pavlus’la Barnaba onlarla konuşarak onları devamlı Tanrı’nın lütfunda yaşamaya özendirdiler.
44 Ertesi Şabat Günü kent halkının hemen hemen tümü Rab’bin sözünü dinlemek için toplanmıştı.
45 Kalabalığı gören Yahudiler büyük bir kıskançlık içinde, küfürlerle Pavlus’un söylediklerine karşı çıktılar.
46 Pavlus’la Barnaba ise cesaretle karşılık verdiler: “Tanrı’nın sözünü ilk önce size bildirmemiz gerekiyordu. Siz onu reddettiğinize ve kendinizi sonsuz yaşama layık görmediğinize göre, biz şimdi öteki uluslara gidiyoruz.
47 Çünkü Rab bize şöyle buyurmuştur: ‘Yeryüzünün dört bucağına kurtuluş götürmen için Seni uluslara ışık yaptım.'”
48 Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti.
49 Böylece Rab’bin sözü bütün yörede yayıldı.
50 Ne var ki Yahudiler, Tanrı’ya tapan saygın kadınlarla kentin ileri gelen erkeklerini kışkırttılar, Pavlus’la Barnaba’ya karşı bir baskı hareketi başlatıp onları bölge sınırlarının dışına attılar.
51 Bunun üzerine Pavlus’la Barnaba, onlara bir uyarı olsun diye ayaklarının tozunu silkerek Konya’ya gittiler.
52 Öğrenciler ise sevinç ve Kutsal Ruh’la doluydu.

1.Donald Grey Barnhouse, The Measure of Your Faith, Book 69, s.21.

2.Buradaki unvanın “prokonsül” (vali) olduğu doğrudur. Luka, yaygın olan görevlerin adlarıyla ilgili doğru bilgiyi o zamanki Roma İmparatorluğundan verdi. Bu yüzden Filipi’de yargıçlara Grekçe strategoi ve Latince praetor (16:20) dedi ve görevlileri rhabdouchoi, Latince lictors (16:35) olarak tanımladı. Selanik’teki yetkilileri doğru bir şekilde politarchs (17:6) olarak adlandırdı, oysa Efes’te onları Asya ili yöneticileri (asiarchs) (19:31) olarak ayırmıştı.
“Bütün bunlar değişik kentlerdeki yerel yetkililerdi: Romalı vali ya da prokonsül her ilde, oradakilerin üzerinde yöneticiler olarak bulunuyorlardı. Böylece Luka bu farklı kentlerde her birine doğru unvanı vererek, kişilerin yetkilerini iyi bildiğini gösterir ve bu titizlik sadık bir tarihçi olarak ona olan güveni artırmalıdır” – C. E. Stuart, Tracings from the Acts of the Apostles, s.272.

3.Kronolojik ve metne ait sorunla ilgili tartışma için Kelly, Acts, ss.185, 186’ya bakınız.

4.Charles R. Erdman, The Epistle of Paul to the Romans, s.109.