Elçilerin İşleri 14

14
Elçilerin Bölüm 14

14:1,2   Diğer yerlerde olduğu gibi Konya’da da havra vardı ve o zamanki Yahudiler arasında yaygın olan geleneğe göre, Pavlus’la Barnaba’nın vaaz etmelerine izin verildi. Tanrı’nın Ruhu konuşmalarına öyle bir güçle eşlik etti ki, hem Yahudilerden, hem de inancını değiştirmiş olan diğer uluslardan çok sayıda kişi Rab İsa’yı kabul etti. Bu, Tanrı’nın sözüne itaat etmeyi reddeden Yahudilerde öfke yarattı ve karşılık olarak diğer ulusları… kardeşlere karşı kışkırttılar. Elçilerin İşleri kitabında inanmayan Yahudiler, cezayı bizzat vermemekle birlikte elçilere yapılan baskıların çoğunda kışkırtıcılık yaptılar. Kötü amaçlarını yerine getirmeleri için diğer ulusları ikna etmekte ustaydılar.

14:3   Sıkıntıya neden olduğunu bilmelerine karşın konuşmacılar, Rab’bin adıyla cesaretle konuşmaya devam ettiler. Rab de onların bildirisinin tanrısal doğasını, onlara belirtiler ve harikalar yapma gücünü sağlayarak doğruladı. Belirti ve harikalar, mucizeler için kullanılan iki ayrı sözcüktür. “Belirti” sözcüğü, sadece bir ders aktaran mucize anlamına gelirken, “harika” sözcüğü, mucizenin yarattığı huşu duygusunu tanımlar.

14:4-7   Kentte gerginlik artarken, doğal olarak taraflar oluştu. Bazıları Yahudilerin, bazıları elçilerin tarafını tuttu. Sonuçta, inanmayan Yahudilerle diğer uluslardan olanlar, elçilere1 saldırmak için harekete geçtiler. Taşlanmaktan kurtulmak için batı Anadolu’nun merkezinde bir bölge olan LİKAONYA’NIN LİSTRA ve DERBE kentlerine kaçtılar. Gayretlerinde hiç azalma olmadan, tüm bölgede Müjde’yi yaymaya devam ettiler.

Pavlus’la Barnaba, taşlanmayla karşı karşıya kalınca Likaonya’ya kaçtılar. Daha önce Müjde’yi yayma işlerinde, tehlikeye rağmen bir yerden ayrılmadıkları görülüyordu. Neden bazı yerlerden kaçıp, bazılarında kalmayı sürdürdüler? Tam bir açıklama görülmüyor. Elçilerin İşleri’ndeki kontrol unsuru, Kutsal Ruh’un kılavuzluğudur. Bu kişiler Rab’le yakın, içten bir birlik içinde yaşadılar. O’nda kalarak, Tanrı’nın isteğini anlama konusunda O’nunla harika iletişim kurdular. Bu, onlar için iyi düzenlenmiş davranış kuralları dizisinden daha önemliydi.

14:8,9   Elçiler Listra’da, doğuştan kötürüm olan bir adamla karşılaştılar. Bu adam Pavlus’un söylediklerini dinlerken, alışılmamış bir ilgi gösterdi. Pavlus, bir şekilde bu adamın iyileştirilmek için imanı olduğunu anladı. Pavlusun bunu nasıl anladığı bize anlatılmıyorsa da gerçek bir müjdeciye uğraşacağı kişilerin durumunu ayırt etme yeteneğinin verildiğine inanıyoruz. Onların ruhsal konularla biraz ilgili mi, yoksa günahları nedeniyle can derdinde mi olduklarını bilebilirler.

14:10-12   Pavlus adama kalkmasını söyler söylemez… adam yerinden fırlayıp yürümeye başladı. Mucize herkesin gözü önünde yapılmıştı. Pavlus, yüksek sesle konuşarak ilgi çekmiş olduğundan, halk müthiş etkilendi. Aslında Barnaba’ya Zeus ve Pavlus’a Hermes olarak tapınma amacıyla herkes tarafından benimsenen bir hareket başladı. 2Halk, müjdecilerin kişiliğinde tanrılarının onları ziyaret etmiş olduğuna inanıyorlardı. Belirtilmeyen nedenle Barnaba’yı baş tanrı olarak gördüler. Pavlus konuştuğundan onu Zeus’un habercisi Hermes olarak adlandırdılar.

14:13   Zeus’un kâhini bile tanrısal bir ziyaretin gerçekleştiğine inandı: Kentin girişinde bulunan tapınaktan büyük bir sunu için boğalar ve çelenklerle birlikteaceleyle çıktı. Bu hareket, İsa Mesih imanı için baskı hareketlerinden çok daha ince bir tehlike şekliydi. Başarılı bir İsa Mesih işçisi için zulümden bile tehlikeli olan olgu, halkın ruhsal ilgilerini Mesih yerine Mesih’in hizmetkarları üzerinde yoğunlaştırmasıdır.

14:14,15a   Barnaba’yla Pavlus ilkönce kalabalığın ne yaptığını anlamadı, çünkü Likaonya dilini anlamıyorlardı. Müjdeciler halkın kendilerine tanrılar olarak tapmak üzere olduklarını anlar anlamaz, itiraz ve üzüntülerinin ifadesi olarak giysilerini yırttılar. Sonra da kalabalığın içine daldılar ve ateşli sözlerle onları böyle bir akılsızlık yapmamaları için uyardılar. Tanrı değil, Likaonyalılar gibi aynı yaradılışta insanlardı. Amaçları, yalnızca halkın ölü putlardan yaşayan Tanrı’ya dönmeleri için onlara müjdeyi duyurmaktı.

14:15b-17   Pavlus’la Barnaba’nın diğer uluslardan olanlara, Yahudilere yaptıkları gibi Eski Antlaşma’dan alıntı yapmamaları dikkat çekicidir. Aksine, her ülke ve çağdaki diğer ulusların hemen ilgileneceği bir konuyla, doğanın hikâyesiyle başladılar. Müjdeciler, Tanrı’nın tüm ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdiğini açıkladılar. Ancak, o zaman bile doğanın ve bireylerin yaradılışlarında, Tanrı’nın varlığının kanıtı bulunmaktaydı. Onlar için yağmuru… ürünleriyle mevsimleri sevgiyle sağlayan ve onları yiyecekle doyurup yüreklerini sevinçle dolduran O idi. “Bedenleri için yiyecek sağlayarak” ifadesindeki sözler, mecazi olarak “Tanrı’nın, yüreklerini yiyeceğin verdiği zevkten kaynaklanan sevinçle doldurduğu” anlamını taşır.

14:18   Bildiri, arzulanan sonucu sağladı. Halk istemeden de olsa Rab’bin bu hizmetkarlarına kurban sunma isteklerinden vazgeçtiler.

14:19,20   Pisidya Antakya’sı ve Konya’dan gelen Yahudiler, Pavlus’la Barnaba’yı Listra’da yakaladılar. Diğer uluslardan olan halkın, müjdecilere karşı gelmelerini sağladılar. Onlara tanrılar olarak tapınmak istemiş olan bu kalabalık, Pavlus’u taşladı ve onu öldürdüklerini sanarak kentin dışına sürükledi.

Kelly’nin bu bölüm hakkındaki yorumu çok yerindedir:

Neden böyle yaptılar? Listralılar, göstermeye hazır oldukları saygının reddedilişini, kendilerine yapılan bir hakaret saydılar. İğrenç yalanlara kanarak tapınmak üzere oldukları kişilere karşı nefretle doldular. İnsan kendisine duyulan hayranlıkla kendini yüceltir; bu hayranlığa engel olunduğunda, düşünceleri hemen nefrete ve belki de tek Tanrı’yı yüceltmek isteyenlerin ölümüne dönüşür. Burada olan da işte buydu. Maltalılar gibi düşüncelerini değiştirmek yerine (Pavlus’u katil sanıp, sonra onu ilâh olarak görenler; Elçilerin İşleri 28:6), genellikle hor görülse de, Yahudi iftirasını dinlediler ve daha önce onlara kurban sunmak isterlerken şimdi bu kişiyi sahte peygamber olarak taşladılar. Onu ölü bir adam olarak kentin dışına sürükleyip orada bıraktılar. 3

Pavlus, taşlandığında gerçekten ölmüş müydü? Eğer bu 2.Korintliler 12:2’de belirtildiyse, Pavlus’un kendisi de bunu bilmiyordu. Söyleyebileceğimiz en iyi şey, iyileşmesinin mucize olduğudur. Öğrenciler çevresine toplanınca Pavlus ayağa kalkıp onlarla kente döndü. Ertesi gün Barnaba’yla birlikte DERBEYE gitti.

14:21   Kişisel güvenlik düşüncesi, müjdecilerin aklına gelen ilk şey değildi. Derbe’de Müjde’yi duyurduktan sonra Pavlus’un taşlandığı LİSTRA’YA dönüşleri bunu gösterir.

Timoteos’tan burada bahsedilmemesine rağmen, Pavlus’un Tanrı sözünü duyurması aracılığıyla bu tarihlerde kurtulmuş olması mümkündür. Elçi, daha sonra Listra’yı ziyaret ettiğinde, Timoteos zaten bir öğrenciydi ve kardeşlerin övgüsünü kazanmıştı (Elç.16:1,2). Bununla birlikte, Pavlus’un daha sonra ondan, imanda öz oğlu olarak söz ettiği gerçeği (1Ti.1:2), Pavlus’un onu Mesih’e kazanmış olduğu anlamına gelmez. Pavlus’un yaşam ve hizmet örneğini izleyerek “öz oğlu” olmuş olabilir.

Listra’daki görevlerini tamamlayan müjdeciler inanlı topluluklarının kurulmuş olduğu KONYA ve PİSİDYA ANTAKYA’SINI tekrar ziyaret ettiler. Bu seferki amaçları yaptıkları “işi takip etme” olarak adlandırdığımız durumdur. Sadece Tanrı sözünü duyurmak ve insanların Kurtarıcı’yı kabul etmelerini görmek onlar için yeterli değildi. Bu, onlar için yalnızca bir başlangıçtı. Daha sonra inanlıları imanlarında geliştirmek ve özellikle kilisenin Tanrı tasarısındaki önemini öğreterek onları imanlarında güçlendirmenin yollarını aradılar.

Erdman şöyle der:

Müjde yayma programındaki amaç, kendi kendini yöneten, devam ettiren ve imanlıların olmadığı yerlerde müjde yayan yeni kiliselerin kurulmasını içerir. Pavlus’un amacı ve uygulaması buydu. 4

14:22   İşlerini takip etmelerinin doğal sonucu olarak, öğrenciler ruhça güçleniyor ve imanlılara Tanrı’nın sözünü öğreterek, onları imanda pekiştiriyorlardı. Pavlus, gelişimi Koloseliler 1:28,29’da şöyle tanımlar: “Her insanı Mesih’te yetkinleşmiş olarak Tanrı’ya sunmak için herkesi uyararak ve herkesi tam bir bilgelikle eğiterek Mesih’i tanıtıyoruz. O’nun kudretle bende etkin olan gücüne dayanarak uğraşıp emek vermemin amacı da budur.”

İkincisi ise onlara imana bağlı kalmaları için öğüt vermeleriydi; bu öğüt, daha sonra hüküm sürecek olan yaygın zulüm düşünülünce çok yerindeydi. Bu öğütle birlikte bir anımsatma vardı: “Tanrı’nın Egemenliğine, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerek.” Bu, imanlıların Mesih’in yüceliğini paylaşacakları gelecekteki Tanrı’nın Egemenliğini belirtir. Kişi, Tanrı’nın Egemenliğine önce, yeniden doğarak girer. Zulüm ve sıkıntıların kurtuluşa hiç katkıları yoktur. Bununla birlikte, şimdiki zamanda, Tanrı’nın Egemenliğine imanla girenlere gelecekteki görkem yolunun sıkıntılarla dolu olduğu vaat edilir. “Mesih’le birlikte yüceltilmek üzere Mesih’le birlikte acı çekiyorsak…” (Rom.8:17b).

14:23   O zaman müjde yayıcıları her toplulukta ihtiyarlar da seçtiler. Bununla ilgili olarak birkaç gözlem yapılmalıdır.

  1. Yeni Antlaşma’daki ihtiyarlar, yerel toplulukta ruhsal önderlik yapmış, Tanrı’ya bağlı, olgun erkeklerdi. Onlardan gözetmenler ve görevliler olarak da söz edilir.
  2. Elçilerin İşleri kitabında anlatıldığına göre, inanlılar topluluğu ilk kurulduğunda ihtiyarlar seçilmedi. Bu seçim, elçinin toplulukları yeniden ziyaret ettiği zaman yapıldı. Bir başka deyişle, geçen zaman Kutsal Ruh tarafından ihtiyarlar olarak belirlenenlerin ortaya çıkmasına fırsat sağladı.
  3. İhtiyarlar, elçiler ve temsilcileri tarafından seçildi. O zaman ihtiyarların nitelikleri konusunda açık bilgi vermek için daha Yeni Antlaşma yazılmamıştı. Bununla birlikte, elçiler bu nitelikleri biliyorlar ve Kutsal Yazıların bu isteğine uygun olanları ayırabiliyorlardı.
  4. Bugün ihtiyarları seçmek için elçilerimiz yok. Ama 1.Timoteos 3 ve Titus 1’de ihtiyarların niteliklerini görüyoruz. Bu nedenle her yerel topluluk, sürünün yardımcı çobanları olarak, Tanrı’nın isteğini karşılayanları tanıyabilmelidir.

Pavlus’la Barnaba dua edip oruç tuttuktan sonra imanlıları Rab’be emanet ettiler. Kiliselerin bu kadar kısa zamanda kurulabilmesi, müjdecilerden ancak kısa bir süre bilgi almalarına rağmen özerk toplulukların Rab için başarılı hizmetler vermeleri, bize olağanüstü görünüyor. Bunun nedeni, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun gücüdür. Bu güç, Pavlus ve Barnaba gibi kişilerin yaşamında açıkça görülüyordu. Gittikleri her yerde, Tanrı adına büyük işler yaptılar. Halk, onların yaşamındaki gerçeği keşfetti. Verdikleri vaaz, örnek yaşamlarıyla desteklendi. Böyle bir tanıklığın etkisi hesap edilemeyecek kadar büyüktü.

21’den 23’e kadar olan ayetler elçilerin uyguladığı modeli verir: Müjde’yi vaaz etme, Rab’be gelenleri eğitme, toplulukları kurma ve pekiştirme.

14:24-26   Pisidya bölgesinden geçtikten sonra, güneydeki PAMFİLYAYA geldiler. Oradan tekrar PERGE’yi ziyaret ettikten sonra da, gemiye bindikleri liman kenti olan ANTALYA’YA gittiler. Oradan da TÜRKİYE’DEKİ ANTAKYA’YA döndüler. Bununla, ilk müjde yayma yolculuklarını tamamladılar. Tamamlamış bulundukları görev için, Tanrı’nın lütfuna emanet edildikleri yer ANTAKYA idi.

14:27   Bu iki büyük Tanrı adamının müjdeyi yayma çalışmalarının hikâyesini dinlemek için Antakya’daki imanlılar topluluğu bir araya geldiğinde ne kadar sevinçli bir zaman geçirmiş olmalılar! Alçakgönüllükle, Tanrı’nın kendileri aracılığıyla neler yaptığını, diğer uluslara iman kapısını nasıl açtığını anlattılar. Anlattıkları, Tanrı için neler yapmış oldukları değil, O’nun kendileri aracılığıyla neler yaptığıydı.

14:28   Antakya’daki öğrencilerin yanında uzun bir süre kaldılar. Tahminler birle iki yıl arasında değişir.

MÜJDE YAYMA STRATEJİSİ ÜZERİNE ARASÖZ

Dünyanın tanınmamış bir köşesinde yaşayan küçük bir öğrenci grubunun, dünyanın müjdeyi duyması için nasıl görkemli bir esinlemeyle doldurulduklarını ve müjdeyi yaymayı nasıl başardıklarını görmek çok heyecanlı bir şey. Her biri bu görevle doğrudan ilgilenip kendisini çekinmeden bu göreve verdi.

Müjdecilik çoğu kez yerel imanlılar tarafından günlük işleriyle bağlantılı olarak yürütüldü. Mahallelerinde Tanrı sözü üzerinde sohbetler yaptılar.

Buna ek olarak, elçiler ve diğerleri Tanrı’nın sözünü duyurarak ve topluluklar kurarak ülke ülke dolaştılar. İkili ya da daha büyük gruplar halinde gittiler. Bazen Timoteos’la Pavlus örneğinde olduğu gibi, genç olan kişi daha olgun biriyle gitti.

Temel olarak iki yöntem vardı: Kişisel müjdeleme ve kitlelere yönelik müjdeleme. İkinci yöntemle duyurulan Tanrı sözünün çoğunun hazırlıksız yapıldığını, bu olayın da ya yerel bir durumdan ya da zorluktan kaynaklanmış olduğunu görmek ilginçtir.

Elçilerin İşleri’nde kaydedilen şekliyle, vaazların hemen hemen hepsi, konuşmacının konuşmasını hazırlama çalışmasının engellendiği durumlar da oldu; bu durumların her biri beklenmedik zamanlarda oluştu. 5

E.M. Bounds’un dediği gibi, Tanrı sözünü duyurmaları bir saatlik bir çalışma olmayıp bir yaşamın akışıydı.

Elçiler ve arkadaşları Kutsal Ruh tarafından yönlendirildiler, ama bu yönlendirme sık sık yerel toplulukları tarafından doğrulandı. Bundan dolayı, Antakya’da peygamberlerle öğretmenlerin Barnaba’yla Pavlus’un üzerine el koyduklarını ve onları İlk Müjde Yayma Yolculuğuna gönderdiklerini okuruz (13:2). Yine, Timoteos’un Pavlus’la yola çıkmadan önce, Listra ve Konya’daki kardeşlerin güvenini kazanmış olduğunu okuruz (16:2). Ve İkinci Müjde Yayma Yolculuğundan önce Antakya’daki topluluk, Pavlus’la Silas’ı Rab’bin lütfuna emanet etti (15:40).

Çoğu kez coğrafi stratejilerinin, büyük kentlere gidip topluluklar kurmak ve bu toplulukların çevrelerine müjdeyi yaymaları olduğu öğretilir. Belki bu aşırı bir basitleştirmedir. Stratejileri, büyük ya da küçük bir kentte, temel olarak Kutsal Ruh’un yönlendirmesini izlemekti. Kutsal Ruh, Filipus’u Samiriye’deki uyanıştan Gazze yolundaki tek bir adama gönderdi (8:26-40). Ve Pavlus’u, Ciceronun “sapa bir kent” olarak adlandırdığı Veriya’ya yönlendirdi (17:10). Açıkçası Elçilerin İşleri kitabında sabit, değişmez bir strateji görmüyoruz. Aksine, egemen Ruh’un kendi isteği doğrultusunda hareket edişini görürüz.

Yerel topluluklar, insanların Tanrı sözüne karşılık verdikleri yerlerde kuruldu. Bu topluluklar göreve süreklilik ve denge sağladılar. Kendi kendilerini yönetiyor, mali işlerini ve yayılmalarını kendileri yapıyorlardı. Elçiler, imanlıları pekiştirip özendirmek (14:21,22; 15:41; 20:1,2) ve ihtiyarları seçmek için (14:23) toplulukları tekrar ziyaret ettiler.

Elçiler ve beraberindekiler, Müjde’yi yayma yolculuklarında bazen kendi giderlerini kendileri karşılıyor (18:3; 20:34), bazen de topluluklardan ve bireylerden gelen armağanlarla destekleniyorlardı (Filipililer 4:10,15-18). Pavlus yalnızca kendi gereksinimlerini değil, yanındaki kişilerin gereksinimlerini karşılamak için de çalıştı (20:34).

Yerel toplulukları tarafından Tanrı’nın lütfuna emanet edildikleri ve yine yerel toplulukları tarafından desteklendikleri halde, toplulukları tarafından kontrol edilmediler.

Yararlı olan herhangi bir şeyi duyurmaktan çekinmeyerek, Tanrı’nın öğüdünü açıklama konusunda Rab’bin özgür temsilcileriydiler (20:20).

Müjdeyi yayma yolculuklarının sonunda kendi topluluklarına dönüp Rab’bin onlar aracılığıyla nasıl çalışmış olduğunu anlattılar (14:26-28; 18:22,23). Bu, kilisenin her çağında tüm müjdecilerin izlemeleri için iyi bir örnektir.

 

Kutsal Kitap

1 Aynı şekilde Konya’da da Yahudiler’in havrasına giren Pavlus’la Barnaba öyle etkili konuştular ki, hem Yahudiler’den hem de Grekler’den* çok kişi iman etti.
2 Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.
3 Orada uzunca bir süre kalan Pavlus’la Barnaba, Rab hakkında cesaretle konuşuyorlardı. Rab de onlara belirtiler ve harikalar yapma gücü vererek kendi lütfunu açıklayan bildiriyi doğruladı.
4 Kent halkı ikiye bölündü. Bazıları Yahudiler’in, bazıları da elçilerin tarafını tuttu.
5 Yahudiler’le öteki uluslardan olanlar ve bunların yöneticileri, elçileri hırpalayıp taşa tutmak için düzen kurdular.
6 Bunu öğrenen Pavlus’la Barnaba, Likaonya’nın Listra ve Derbe kentlerine ve çevre bölgeye kaçarak oralarda da Müjde’yi yaydılar.
7 (SEE 14:6)
8 Listra’da, ayakları tutmayan bir adam vardı. Doğuştan kötürümdü, hiç yürüyemiyordu.
9 Pavlus’un söylediklerini dinledi. Onu dikkatle süzen Pavlus, iyileştirilebileceğine imanı olduğunu görerek yüksek sesle ona, “Kalk, ayaklarının üzerinde dur!” dedi. Adam yerinden fırlayıp yürümeye başladı.
10 (SEE 14:9)
11 Pavlus’un ne yaptığını gören halk Likaonya dilinde, “Tanrılar insan kılığına girip yanımıza inmiş!” diye haykırdı.
12 Barnaba’ya Zeus, Pavlus’a da konuşmada öncülük ettiği için Hermes adını taktılar.
13 Kentin hemen dışında bulunan Zeus Tapınağı’nın kâhini kent kapılarına boğalar ve çelenkler getirdi, halkla birlikte elçilere kurban sunmak istedi.
14 Ne var ki elçiler, Barnaba’yla Pavlus, bunu duyunca giysilerini yırtarak kalabalığın içine daldılar.
15 “Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?” diye bağırdılar. “Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrı’ya dönmeye çağırıyoruz.
16 Geçmiş çağlarda Tanrı, bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi.
17 Yine de kendini tanıksız bırakmadı. Size iyilik ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor.”
18 Bu sözlerle bile halkın kendilerine kurban sunmasını güçlükle engelleyebildiler.
19 Ne var ki, Antakya ve Konya’dan gelen bazı Yahudiler, halkı kendi taraflarına çekerek Pavlus’u taşladılar; onu ölmüş sanarak kentin dışına sürüklediler.
20 Ama öğrenciler çevresinde toplanınca Pavlus ayağa kalkıp kente döndü. Ertesi gün Barnaba’yla birlikte Derbe’ye gitti.
21 O kentte de Müjde’yi duyurup birçok öğrenci edindiler. Antakya’ya Dönüş Pavlus’la Barnaba daha sonra Listra, Konya ve Antakya’ya dönerek öğrencileri ruhça pekiştirdiler, imana bağlı kalmaları için onlara cesaret verdiler. “Tanrı’nın Egemenliği’ne*, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir” diyorlardı.
22 (SEE 14:21)
23 İmanlılar için her kilisede* ihtiyarlar* seçtiler. Dua ve oruçla* onları, inandıkları Rab’be emanet ettiler.
24 Pisidya bölgesinden geçerek Pamfilya’ya geldiler.
25 Perge’de Tanrı sözünü bildirdikten sonra Antalya’ya gittiler.
26 Oradan gemiyle, artık tamamlamış bulundukları görev için Tanrı’nın lütfuna emanet edildikleri yer olan Antakya’ya döndüler.
27 Oraya vardıklarında inanlılar topluluğunu* bir araya getirip Tanrı’nın kendileri aracılığıyla neler yaptığını, öteki uluslara* iman kapısını nasıl açtığını anlattılar.
28 Oradaki öğrencilerin yanında uzun bir süre kaldılar.

1.Buradaki sözcük pratik olarak “müjde yayıcılarıyla” eşittir.

2.Bu Grekçe adlar orijinal metinde kullanılır. 1611 metni bu tanrıların daha yaygın olan Latince adlarını, Jüpiter ve Merkür’ü kullanır.

3.Kelly, Acts, s.202.

4.Erdman, Acts, s.109.

5.C.A.Coates, An Outline of Luke’s Gospel, s.254.