Elçilerin İşleri 15

Elçilerin Bölüm 15

D. Yeruşalim’deki Toplantı (Konsey)  (15:1-35)

15:1   Antakya’daki toplulukta sünnet üzerine ortaya çıkan çekişme Galatyalılar 2:1-10’da da anlatılır. İki anlatımı da göz önünde bulundurursak şu sonucu elde ederiz: Yeruşalim’deki topluluktan bazı sahte kardeşler Antakya’ya gelip orada toplulukta vaaz ederler. Bildirilerinin özünde bulunan, diğer ulusların kurtulmak için sünnet olması gerektiğiydi. Rab İsa Mesih’e iman etmeleri yeterli değildi; Musa’nın Yasasını da yerine getirmeliydiler. Bu, Tanrı lütfunu bildiren müjdeye ön saflardan yapılan bir saldırıydı. Gerçek lütuf müjdesi, Mesih’in kurtuluş işini çarmıhta tamamladığını öğretir. Günahkârın yapması gereken tek şey O’nu imanla kabul etmektir. İnsan çabası ya da işleri öne çıktığı anda lütuf yok olur. Lütuf altındaki herkes insana değil, Tanrı’ya bağımlıdır. Koşullara bağlı olursa, armağan değil borç olur. Kurtuluş bir armağandır; kazanılmaz.

15:2,3   Pavlus’la Barnaba, bu Yahudilere şiddetle karşı çıktılar. Çünkü onların, diğer uluslardan olan imanlıların İsa Mesih’teki özgürlüklerini çalmaya gelmiş olduklarını biliyorlardı.

Elçilerin İşleri 15’te, Antakya’daki kardeşlerin Pavlus’la Barnaba’yı, kardeşlerden bazılarıyla… Yeruşalim’e, oradaki elçiler ve ihtiyarlara göndermeye karar verdiklerini öğreniriz. Galatyalılar 2:2’de Pavlus, Yeruşalim’e tanrısal esine uyarak gittiğini söyler. Elbette burada hiç çelişki yoktur. Tanrı’nın Ruhu, Pavlus’a gitmesi gerektiğini, Antakya topluluğundaki kardeşlere ise onu göndermeleri gerektiğini gösterdi. Grup, Yeruşalim yolunda Fenike ve Samiriye’deki çeşitli yerlerde duraklayıp, diğer uluslardan olanların Tanrı’ya nasıl döndüğünü anlatıp büyük sevinç yaratarak ilerler.

15:4   Pavlus, Yeruşalim’e gelir gelmez özel olarak elçilerle ihtiyarlara gidip onlara diğer uluslara duyurmuş olduğu Tanrı sözünün tüm ayrıntılarını anlattı. Onlar da bunun Yahudilere duyurmuş oldukları Tanrı sözüyle aynı olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar.

15:5   Bu, Ferisi mezhebinden olan imanlıların katıldığı bir toplantı olsa gerek. Bu kişiler diğer uluslardan olanların gerçek anlamda öğrenciler olmaları için sünnet olmaları ve Musa’nın yasasına uymaları gerektiğini öne sürdüler.

15:6   6. ayette son karar verildiğinde, yalnızca elçilerle ihtiyarların olduğu görülebilir. Ne var ki, 12. ayet tüm topluluğun orada olduğunu belirtir.

15:7-10   Karşı gelenler, Petrus ayağa kalkarken belki de onun kendi tutumlarını destekleyeceğini sandılar. Petrus zaten sünnetli olanların elçisiydi. Ne var ki, umutları hayal kırıklığıyla son buldu. Petrus, dinleyicilere diğer ulusların Müjde’nin bildirisini önce onun ağzından duymaları için, Tanrı’nın onu uzun zaman önce seçmiş olduğunu anımsattı. Bu, Kornelius’un evinde olmuştu. Tanrı, Kendisine imanla uzanan diğer uluslardan olanların yüreklerini görünce, Pentikost gününde Kutsal Ruh’u tıpkı Yahudilere verdiği gibi onlara da verdi. O zaman Tanrı diğer uluslardan olan bu kişilerin sünnet olmasını istemedi. Diğer uluslardan olmaları bir fark yaratmadı; iman etmeleri üzerine yüreklerini arındırdı. Tanrı, diğer uluslardan olanları yasa yerine, iman prensibiyle kabul etmiş olduğundan, Petrus, topluluğa şimdi neden diğer ulusları ne atalarının ne de onların taşıyabildikleri bir yasa boyunduruğunasokmak gerektiğini düşündüklerini sordu. Yasa hiç kimseyi kurtarmadı. Görev aklama değil, suçlamaydı. Yasayla günah bilinci verilir, günahtan kurtuluş değil.

15:11   Petrus’un son kararı gerçekten dikkate değer. Rab İsa’nın lütfuyla (yasayı tutarak değil) onlar gibi (diğer uluslar) kurtulacaklarına (Yahudiler) duyduğu derin inancı ifade etti. İnsan burada Petrus’un, bir Yahudi olarak diğer ulusların tıpkı Yahudiler gibi kurtulacağını söylemesini bekler. Ancak burada görülen, etnik farklılıkların üzerinde zafer kazanmış olan lütuftur.

15:12   Petrus konuşmasını bitirdikten sonra Barnaba’yla Pavlus, kendileri aracılığıyla Tanrı’nın diğer uluslar arasında yapmış olduğu mucizeler ve harikalarları anlattılar.

15:13,14   Petrus, Rab’bin diğer uluslara iman kapısını ilk kez kendisi aracılığıyla açtığını anlatmıştı. Pavlus’la Barnaba, Rab’bin diğer ulusların Müjdeyi duymasında kendileri aracılığıyla nasıl çalıştığına tanıklık ettiler. Yakup ise, Tanrı’nın şimdiki çağ için olan amacının, diğer uluslardan kendine ait olacak bir halk çıkarmak olduğunu ifade etti. Bu, biraz önce Simun’un (Petrus’un) söylemiş olduklarıyla da bağlantılıdır.

15:15-19   Daha sonra Yakup, Amos 9:11,12’den alıntı yaptı. Yakup’un, diğer ulusların çağrılışının, Amos’un peygamberliğini yerine getirdiğini değil de, peygamberlerin sözlerini doğruladığını söylemesine dikkat edin. Topluluk, Tanrı’nın diğer ulusları kurtuluşla ziyaret etmesini tuhaf bir şey olarak düşünmemelidir, çünkü bu Eski Antlaşma’da önceden açıkça bildirilmişti. Tanrı, diğer ulusların inanan Yahudiler gibi değil de, Tanrı’nın kendilerini ziyaret etmesiyle bereketleneceğini önceden anlatmıştı.

Amos’tan yapılan alıntı, Mesih’in Davut’un tahtına çıkacağı ve diğer ulusların Rab’bi arayacakları Bin Yıllık Dönemi umutla bekler. Yakup, bu peygamberliğin konuştuğu anda yerine geldiğini ima etmedi. Aksine, diğer ulusların kurtuluşunun, Amos’un daha sonra olacağını söyledikleriyle uyum ya da anlaşma içinde olduğunu söyledi.

Yakup’un savı şuydu: Birincisi, Tanrı diğer uluslardan (kendine ait olacak) kendi adı için bir halk çıkarmak üzere onları ziyaret edecekti. Bu, işte o zaman gerçekleşen (ve hâlâ sürmekte olan) şeydi. Tanrı’ya dönmüş olan diğer uluslar, imanlı Yahudilerle birlikte inanlılar topluluğuna dahil edildiler. O zaman küçük ölçüde olan (diğer ulusların kurtuluşu) daha sonra daha büyük ölçüde olacaktı. Mesih geri dönüp İsrail’i ulus olarak yeniden kuracak ve O’nun adıyla çağrılacak olan tüm ulusları kurtaracaktı.

Yakup o zaman gelişen olayları Tanrı’nın diğer uluslara yaptığı ilk ziyaret olarak gördü. Bu ilk ziyaretin, Amos’un önceden söylemiş olduklarıyla –Mesih, Kral olarak geri döndüğünde diğer uluslara yapılacak olan gelecekteki ziyaret– mükemmel bir uyum içinde olduğunu hissetti. Bu iki olay uyuşsa da aynı değildir.

Olayların sırasına dikkat edin:

  1. Şimdiki Lütuf Çağında diğer uluslardan kendi adı için bir halk çıkarma (14).
  2. İsrail ulusunun inanan kesimini Mesih’in ikinci gelişinde yeniden kurma (16).
  3. İsrail’in yeniden kurulmasının ardından diğer ulusların kurtuluşu (17). Bu diğer uluslardan olanlar adımla çağrılan tüm uluslar olarak belirtilir.

Yakup’un, Amos 9:11,12’den yaptığı alıntı, Eski Antlaşma’daki anlatımından oldukça farklıdır. Yakup’un alıntıyı Grekçe’den yapmasıyla bu farklılık kısmen açıklanır. Ne var ki, alıntı Eski Antlaşma’nın İ.Ö. 270’de başlanan Grekçe çevirisinden bile oldukça farklıdır. Bu konudaki açıklamalardan biri, bu sözleri esinleyen Kutsal Ruh’un şimdiki sorunun çözümü için bu sözlerin değiştirilmesine izin vermiş olduğu şeklindedir. Bir diğeri ise, İbranice elyazmalarında Amos 9’a ait birkaç metnin bulunduğudur. Alfred, Yakup’un alıntıyı kabul edilmiş İbranice metne yakın bir çeviriden yapmış olması gerektiğini belirtir, aksi takdirde Ferisilerin alıntıyı asla kanıt olarak kabul etmeyeceklerine inanır.

Bundan sonra ben geri döneceğim (16). Yakup, zaten Tanrı’nın bu çağ için olan planının iman kapısını diğer uluslara açmak olduğunu ifade etmişti. Onların hepsi kurtulmayacak, ama O kendi adı için onlardan bir halk çıkaracaktı. Yakup bundan sonra, yani kilise uluslardan çağrıldıktan sonra, Tanrı’nın geri dönüp Davut’un yıkılmış çadırını ve yıkıntılarını yeniden kuracağını ekledi. Davut’un çadırı, onun evini ya da ailesini belirten simgesel bir ifadedir. Yeniden kurulması ise, kraliyet ailesinin ve Mesih’in, Davut’un tahtında Kral olarak oturuşunun gelecekte gerçekleşeceğinin bir işaretidir. İsrail, o zaman bereketin dünyaya açılan kapısı olacaktır. Geriye kalan insanlar, Rab’bin adıyla çağrılan tüm uluslar Rab’bi arayacaklar.

Amos’tan yapılan alıntı, bunları ta başlangıçtan bildiren Rab, işte böyle diyor sözleriyle son bulur.

Yakup, Tanrı’nın şimdiki amacının, kendisine diğer uluslardan bir halk çıkarmak olduğu için, diğer ulusları Musa’nın Yasası altına koyarak güçlük çıkarmaya karşı uyardı. Kurtuluşa gelince, gerekli olan tek şey imandı.

15:20   Ancak Antakyadaki topluluğa yazarak, oradaki kutsallara, putlara sunulup murdar hale gelen etlerden, cinsel ahlaksızlıktan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve kandan sakınmalarını tavsiye edilmesini önerdi. İlk anda, Yakup’un burada kendisiyle çelişkiye içinde olduğu düşünülebilir. Bu bir yasacılık şekli değil miydi? Onları şimdi yasanın boyunduruğu altına yeniden sokmuyor muydu? Buna yanıt, bu tavsiyenin kurtuluş konusuyla hiç ilgisi olmadığıdır. O konu zaten çözümlenmişti. Ancak, bu tavsiye Yahudi ve diğer uluslardan olan imanlılar arasındaki birlikle ilgiliydi. Kurtuluşun koşulu olmamasına karşın, bu öğretişe itaat etmek ilk inanlılar topluluğundaki ani bölünmelerden kaçınma açısından oldukça önemliydi.

Yasaklanan şeyler şunlardı:

  1. Putlara sunulup murdar hale gelen kurban etleri. Bu, 29. ayette putlara sunulan yiyecekler olarak açıklanır. Diğer uluslardan olan imanlılar, bu yiyecekleri yemeye devam ederlerse, Yahudi kardeşler onların putperestlikten vazgeçip vazgeçmediklerini ciddi olarak merak etmeye başlayacaklardı. Diğer uluslardan olan imanlıların bu tür yiyecekleri yeme özgürlüğüne sahip olabilmelerine rağmen bu, zayıf Yahudi kardeşler için tökez oluşturabileceğinden dolayı yanlış olacaktı.
  2. Cinsel ahlaksızlık. 1 Bu, diğer ulusların asıl günahıydı. Bu nedenle bunu, bahsedilen diğer konulara eklemek Yakup için özellikle önemliydi. Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde cinsel ahlaksızlıktan sakınma buyruğu geri alınmaz. Her çağ için önemli bir uygulamadır.
  3. Boğularak öldürülen hayvanların etinden. Bu yasak, tufandan sonra Tanrı’nın Nuh’la yaptığı antlaşmaya kadar gider (Yar.9:4). Bundan dolayı yalnızca İsrail ulusu için değil, tüm insanlık için önemi olan bir buyruktur.
  4. Kan. Bu da Yaratılış 9:4’e kadar gider ve bu nedenle Musa’nın Yasasından önce gelir. Nuh’la olan Antlaşma hiç iptal edilmemiş olduğundan, bu kuralların bugün hâlâ geçerli olduğunu anlıyoruz.

15:21   Bu, 20. ayetteki tavsiyenin neden verildiğini açıklar. Her kentte Yakup’un uyardığı, bu şeyleri yapmanın yanlış olduğunu öğrenmiş olan Yahudiler vardı. Yanlış olan, yalnızca ahlaksızlık yapmak değildir. Putlara sunulan yiyecekleri, boğulmuş hayvanların etini ve kanını yemek de yanlıştır. O zaman diğer uluslar neden ahlaksızlık yaparak Tanrı’yı ya da diğer yasaklara uymayarak insanları gücendirsinler?

15:22   Böylece diğer uluslardan olanların, kurtulmak için sünnet olmaları gerekmediğine kesin olarak karar verilmiş oldu. Bundan sonraki adım, Antakya’daki inanlılar topluluğuna bunu resmi olarak yazıyla göndermek olacaktı. Yeruşalim’deki tüm inanlılar topluluğuyla elçiler ve ihtiyarlar, kendi aralarından Pavlus ve Barnaba’yla Antakya’ya gitmeleri için, Barsaba denilen Yahuda ile Silas’ı seçtiler. Silas daha sonra Pavlus’a yolculuklarında eşlik eden ve Mektuplar’da Silvanus olarak adı geçen kişidir.

15:23-29   Burada mektubun özü verilir. Yeruşalim’den Antakya’ya giden sahte kardeşlerin Yeruşalim’deki inanlılar topluluğunun izni ya da onayını almamış olduklarına dikkat edin (24).

Öğrencilerin Kutsal Ruh’a duydukları güven 28. ayette şöyle belirtilir: Kutsal Ruh ve bizler… uygun gördük. Birisi bunu şöyle açıklar: “Bu, Kutsal Ruh’un üstün olduğu bir ortaklıktır.”

15:30,31   Yeruşalim’den gönderilen mektup, Antakya’daki inanlılar topluluğunda okunduğu zaman, çok yüreklendirici olmuştur. Oradaki öğrenciler, Tanrı’nın onları Yahudi olmayıp diğer uluslardan olmalarına rağmen kurtardığını artık öğrenmişlerdi.

15:32,33   Yahuda ile Silas, kardeşleri imanda yüreklendirip ruhça pekiştirdikleri bazı toplantılara katıldılar. Antakya’daki uzun ve mutlu geçen birlik ve hizmetten sonra Yeruşalim’e geri döndüler.

15:34   İngilizce King James çevirisindeki 34. ayet, elyazmaların en eskisinde ya da çoğunluğunda görülmez (bkz. İncilmüjde dipnot). Elyazmalarını yazanlardan bazıları, 33 ve 40. ayetler arasına görülen çelişkiyi açıklamak için, bu bilgiyi sağlamanın faydalı olacağını düşündüler. 33. ayette Silas, Yeruşalim’e dönen biri olarak anlatılır. Ama sonra 40. ayette, Pavlus’a İkinci Müjde Yayma Yolculuğunda eşlik eden kişi olarak görülür. Bunun en açık çözümünün Silas’ın Yeruşalim’e döndüğü ve daha sonra Pavlus’a yolculuklarında eşlik etmesi için ondan davet almış olmasıdır.

15:35   O zaman Pavlus’la Barnaba Antakya’da kaldılar, ders verip Rabbin sözünü müjdelediler. Rab’bin, topluluğa hizmet eden daha birçok hizmetkarı vardı. Galatyalılar 2:11-14’de anlatılan olaylar herhalde bu zamanda oldu.

E.  Pavlus’un İkinci Müjde Yayma Yolculuğu: Batı Anadolu ve  Yunanistan (15:36 – 18:22)

15:36-41   İkinci Müjde Yayma Yolculuğuna başlama zamanı gelmişti. Pavlus Barnaba’ya konuyu açtı: Daha önce Rab’bin sözünü duyurdukları kentleri yeniden ziyaret etmeyi önerdi. Barnaba, yeğeni Markos’un onlara eşlik etmesini üsteleyince, Pavlus bu plana şiddetle karşı çıktı. Markos’un onları Pamfilya’da nasıl yüzüstü bırakıp gittiğini çok iyi anımsıyordu ve kuşkusuz aynı şeyi tekrarlayacağından korktu. Barnaba ile Pavlus arasındaki anlaşmazlık o kadar keskindi ki, Rab’bin bu iki saygın hizmetçisi birbirlerinden ayrıldılar. Barnaba Markos’u alıp, doğum yeri ve Birinci Müjde Yayma Yolculuğundaki ilk duraklama yeri olan Kıbrıs’a doğru yelken açtı. Silas’ı seçen Pavlus ise SURİYE ve KİLİKYA bölgelerini dolaşarak inanlı topluluklarını pekiştirdi.

36 ve 41. ayetler bize Pavlus’un gerçek önderlik (çobanlık) ruhu ile ilgili ek bir anlayış verir. Saygın bir öğretici, Tanrı’nın halkına karşı olan sevecen ilgisini şu sözlerle dile getirir: “Bir kutsalı hizmet işinde geliştirmeyi, yüzlerce kişinin Mesih gelmesine yeğlerim.”

Bu noktada, şu kaçınılmaz soru ortaya çıkar: “Kim haklıydı, Pavlus mu yoksa Barnaba mı?” Her iki tarafta da hata olması mümkündür. Belki Barnaba, Markos’a olan doğal sevgisinin yargısını etkilemesine izin verdi. 39. ayet, Pavlus’la Barnaba arasında keskin bir anlaşmazlığın olduğunu belirtir. “Kibirden ancak kavga çıkar” (Özd.13:10). Bu nedenle bu konuda her ikisi de gururlu olmanın suçluluğu içindeydiler. Pavlus’un haklı olduğunu düşünenler, Barnabanın bu noktadan sonra hikâyede görünmediğini belirtirler. Hem de Pavlus’la Silas, kardeşlerce Rab’bin lütfuna emanet edilmişti. Ama bu, Barnaba’yla Yuhanna Markos’un durumu için söylenmemiştir. Her durumda, Markos’un sonunda yerini almış ve Pavlus’un güvenini tamamen kazanmış olduğunu anımsamak yüreklendiricidir (2Ti.4:11).

YEREL İNANLILAR TOPLULUĞUNUN BAĞIMSIZLIĞI ÜZERİNE ARASÖZ

Yeruşalim’deki konsey ilk anda mezheplerin anayasal mahkemesi gibi görünebilir. Ama gerçekler tamamen farklıdır.

İsa Mesih inancının ilk günlerinde her yerel topluluk bağımsızdı, yani kendi kendini idare ediyordu. Üzerinde merkezi bir yetki bulunan topluluklar federasyonu yoktu. Mezhepler yoktu ve bundan dolayı mezhep merkezleri de yoktu. Her yerel topluluk doğrudan Rab’be karşı sorumluydu. Bu, Rab’bin yedi altın kandillik ortasında dururken görüldüğü Vahiy 1:13’de resmedilir. Bunlar Batı Anadolu’daki inanlıların yedi topluluğunu temsil eder. Önemli olan, bireysel topluluklar ve Kendisi kilisenin Başı olan arasında, yöneten bir temsilci olmamasıdır. Her biri doğrudan O’nun tarafından yönetildi.

Bu neden bu kadar önemlidir? Birincisi, hatanın yayılmasını önler. Topluluklar, ortak bir yönetim altında bir araya geldiğinde liberal düşünceler, akılcılık ve inançlardaki sapmalar, toplulukları, hatta tüm toplulukların bağlı olduğu genel merkezleri etkisi altına alabilir. Toplulukların bağımsız olduğu yerde ise düşman, mücadelesini ayrı birimlere karşı sürdürmek zorunda kalır.

İkincisi ise, düşman bir hükümet başta olduğunda yerel topluluğun özerkliği, önemli bir korumadır. Topluluklar federasyon halinde birleştirildiğinde totaliter bir hükümet, merkezdeki birkaç lideri kontrol ederek hepsine hakim oluverir.

Bugün birçok hükümet –ister demokratik isterse diktatörlük olsun– küçük ve bağımsız kiliseler birliği oluşturmaya çalışıyor. Çok sayıda yerel birimlerle uğraşmak istemediklerini, ama onların hepsini temsil eden merkezi bir komite istediklerini söylerler. Bağımsız yönetimler, bu birliği bazı yardımlar ve yararlar sunarak oluşturmaya çalışır. Diğer hükümetler de Hitler’in yaptığı gibi, birliği emirle zorla sağlamaya çalışır. Her iki durumda da baskıya teslim olan kiliseler, ruhsal özelliklerini yeniliğe direnme ve baskı zamanında gizlice devam ettirme yeteneklerini de kaybederler.

Bazıları, yukarıda baktığımız Yeruşalim’deki konseyi göstererek Elçilerin İşleri’ndeki kiliselerin merkezi bir yetkiye bağımlı olduklarını ileri sürer. Ne var ki, metin üzerinde yapılan dikkatli bir çalışma, bunun düzenleyici güçleri olan resmi bir beden olmadığını gösterecektir. Sadece elçilerle ihtiyarlardan oluşan bir topluluk, öğüt veren sıfatıyla hareket etmekteydi.

Konsey, Antakya’dan gelmeleri için kişileri çağırtmadı; Antakya’dakiler, Yeruşalim’deki kişilere danışmaya karar verdiler. Konseyin kararında kiliseleri bağlayıcı bir unsur yoktu; sadece grubun ortak kararı olarak sunuldu.

Kilise tarihi kendi adına konuşur. Merkezi bir organizasyon altında birleşen toplulukların olduğu yerde gerileme hızlanmıştır. Tanrı için en saf olan tanıklık, insan egemenliğinin dışında kalmış özgür topluluklar tarafından sürdürülmektedir.

 

Kutsal Kitap

1 Yahudiye’den gelen bazı kişiler Antakya’daki kardeşlere, “Siz Musa’nın töresi uyarınca sünnet olmadıkça kurtulamazsınız” diye öğretiyorlardı.
2 Pavlus’la Barnaba bu adamlarla bir hayli çekişip tartıştılar. Sonunda Pavlus’la Barnaba’nın, başka birkaç kardeşle birlikte Yeruşalim’e gidip bu sorunu elçiler ve ihtiyarlarla* görüşmesi kararlaştırıldı.
3 Böylece kilise* tarafından gönderilenler, öteki uluslardan* olanların Tanrı’ya nasıl döndüğünü anlata anlata Fenike ve Samiriye bölgelerinden geçerek bütün kardeşlere büyük sevinç verdiler.
4 Yeruşalim’e geldiklerinde inanlılar topluluğu*, elçiler ve ihtiyarlarca iyi karşılandılar. Tanrı’nın kendileri aracılığıyla yapmış olduğu her şeyi anlattılar.
5 Ne var ki, Ferisi* mezhebinden bazı imanlılar kalkıp şöyle dediler: “Öteki uluslardan olanları sünnet etmek ve onlara Musa’nın Yasası’na uymalarını buyurmak gerekir.”
6 Elçilerle ihtiyarlar bu konuyu görüşmek için toplandılar.
7 Uzunca bir tartışmadan sonra Petrus ayağa kalkıp onlara, “Kardeşler” dedi, “Öteki uluslar Müjde’nin bildirisini benim ağzımdan duyup inansınlar diye Tanrı’nın uzun zaman önce aranızdan beni seçtiğini biliyorsunuz.
8 İnsanın yüreğini bilen Tanrı, Kutsal Ruh’u tıpkı bize verdiği gibi onlara da vermekle, onları kabul ettiğini gösterdi.
9 Onlarla bizim aramızda hiçbir ayrım yapmadı, iman etmeleri üzerine yüreklerini arındırdı.
10 Öyleyse, ne bizim ne de atalarımızın taşıyamadığı bir boyunduruğu öğrencilerin boynuna geçirerek şimdi neden Tanrı’yı deniyorsunuz?
11 Bizler, Rab İsa’nın lütfuyla kurtulduğumuza inanıyoruz; onlar da öyle.”
12 Bunun üzerine bütün topluluk sustu ve Barnaba’yla Pavlus’u dinlemeye başladı. Barnaba’yla Pavlus, Tanrı’nın kendileri aracılığıyla öteki uluslar arasında yaptığı harikalarla belirtileri tek tek anlattılar.
13 Onlar konuşmalarını bitirince Yakup söz aldı: “Kardeşler, beni dinleyin” dedi.
14 “Simun, Tanrı’nın öteki uluslardan kendine ait olacak bir halk çıkarmak amacıyla onlara ilk kez nasıl yaklaştığını anlatmıştır.
15 Peygamberlerin sözleri de bunu doğrulamaktadır. Yazılmış olduğu gibi: ‘Bundan sonra ben geri dönüp, Davut’un yıkık konutunu yeniden kuracağım. Onun yıkıntılarını yeniden kurup Onu tekrar ayağa kaldıracağım.
16 (SEE 15:15)
17 Öyle ki, geriye kalan insanlar, Bana ait olan bütün uluslar Rab’bi arasınlar. Bunları ta başlangıçtan bildiren Rab, İşte böyle diyor.’
18 (SEE 15:17)
19 “Bu nedenle, kanımca öteki uluslardan Tanrı’ya dönenlere güçlük çıkarmamalıyız.
20 Ancak putlara sunulup murdar* hale gelen etlerden, fuhuştan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve kandan sakınmaları gerektiğini onlara yazmalıyız.
21 Çünkü çok eski zamanlardan beri Musa’nın sözleri her kentte duyurulmakta, her Şabat Günü* havralarda okunmaktadır.” Öteki Uluslardan Olan İmanlılara Mektup
22 Bunun üzerine bütün inanlılar topluluğuyla* elçiler ve ihtiyarlar*, kendi aralarından seçtikleri adamları Pavlus ve Barnaba’yla birlikte Antakya’ya göndermeye karar verdiler. Kardeşlerin önde gelenlerinden Barsabba denilen Yahuda ile Silas’ı seçtiler.
23 Onların eliyle şu mektubu yolladılar: “Kardeşleriniz olan biz elçilerle ihtiyarlardan, öteki uluslardan olup Antakya, Suriye ve Kilikya’da bulunan siz kardeşlere selam!
24 Bizden bazı kişilerin yanınıza geldiğini, sözleriyle sizi tedirgin edip aklınızı karıştırdığını duyduk. Oysa onları biz göndermedik.
25 Bu nedenle aramızdan seçtiğimiz bazı kişileri, sevgili kardeşlerimiz Barnaba ve Pavlus’la birlikte size göndermeye oybirliğiyle karar verdik.
26 Bu ikisi, Rabbimiz İsa Mesih’in adı uğruna canlarını gözden çıkarmış kişilerdir.
27 Kararımız uyarınca size Yahuda ile Silas’ı gönderiyoruz. Onlar aynı şeyleri sözlü olarak da aktaracaklar.
28 Kutsal Ruh ve bizler, gerekli olan şu kuralların dışında size herhangi bir şey yüklememeyi uygun gördük: Putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve fuhuştan sakınmalısınız. Bunlardan kaçınırsanız, iyi edersiniz. Esen kalın.”
29 (SEE 15:28)
30 Adamlar böylece yola koyulup Antakya’ya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.
31 İmanlılar, mektuptaki yüreklendirici sözleri okuyunca sevindiler.
32 Kendileri peygamber olan Yahuda ile Silas, birçok konuşmalar yaparak kardeşleri yüreklendirip ruhça pekiştirdiler.
33 Bir süre orada kaldıktan sonra, kendilerini göndermiş olanların yanına dönmek üzere kardeşler tarafından esenlikle yolcu edildiler.
34 (TEXT OMITTED)
35 Pavlus’la Barnaba ise Antakya’da kaldılar, birçoklarıyla birlikte öğretip Rab’bin sözünü müjdelediler.
36 Bundan bir süre sonra Pavlus Barnaba’ya, “Rab’bin sözünü duyurduğumuz bütün kentlere dönüp kardeşleri ziyaret edelim, nasıl olduklarını görelim” dedi.
37 Barnaba, Markos denilen Yuhanna’yı da yanlarında götürmek istiyordu.
38 Ama Pavlus, Pamfilya’da kendilerini yüzüstü bırakıp birlikte göreve devam etmeyen Markos’u yanlarında götürmeyi uygun görmedi.
39 Aralarında öylesine keskin bir anlaşmazlık çıktı ki, birbirlerinden ayrıldılar. Barnaba Markos’u alıp Kıbrıs’a doğru yelken açtı.
40 Silas’ı seçen Pavlus ise, kardeşlerce Rab’bin lütfuna emanet edildikten sonra yola çıktı.
41 Suriye ve Kilikya bölgelerini dolaşarak inanlı topluluklarını* pekiştirdi.

1.Bazıları yasaklanan dört uygulamanın aşağıdaki gibi Levililer 17 ve 18’e işaret ettiğini düşünürler: Putlara sunulup murdar hale getirilen şeyler (17:8,9); cinsel ahlaksızlık – sadece zina ve çok eşlilik (18:20); homoseksüellik (18:22) ve hayvanla ilişki kurma (18:23) değil, yakın akraba evliliği (18:6-14) ve hatta evlilik bağıyla kurulan akrabalıklarla, yani eşin akrabalarıyla olan ilişkiler için de geçerlidir (18:15,16); boğularak öldürülen hayvanların etini yemek (17:15); kan içmek (Lev.17:10-12). Diğer uluslardan olan imanlılar bu yasaları çiğnerlerse, Yahudi imanlılar gücenecekti (Elç.15:21).