Elçilerin İşleri 4

4
Elçilerin Bölüm 4

E. Kilisenin Çektiği Eziyet ve Büyümesi (4:1 – 7:60)

4:1-4   Emekleme dönemindeki kilisenin çekeceği ilk eziyet başlamak üzereydi. İlk hareket beklendiği gibi, din önderlerinden geldi. Kâhinler, tapınak koruyucularının komutanı ve Sadukiler, elçilere karşı ayaklandılar.

Scroggie, kahinlerin dinin hoşgörüsüzlüğünü, tapınak koruyucularının komutanının politik düşmanlığı ve Sadukilerin mantıksal imansızlığı temsil ettiğini ileri sürer. Sadukiler diriliş doktrinini reddettiler. Diriliş, elçilerin öğretişinin temel düşüncesi olduğundan, Sadukiler ve elçiler diriliş konusunda açık bir çelişkiye düştüler! Spurgeon’un burada gördüğü paralellik şudur:

Sadukiler bildiğiniz gibi, zamanın açık fikirli ekolü olup liberal, ve modern düşünceli kişilerdi. Acı bir hakaret, acı bir iğneleme ya da insafsız bir eylem isterseniz, size bu geniş yürekli beyefendileri salık veririm. Gerçeğe inananların dışındaki herkese karşı hoşgörülüdürler, ama gerçeğe inananlara yoğun bir kin ve nefret duyuyorlar. Hata yapan kardeşlerine karşı alabildiğince hoşgörülüdürler, ama müjdeyi duyuranlara ayıracak hoşgörüleri kalmamıştır. 1

Bu önderler, elçilerin halka vaaz etmelerine içerlediler; bunun yalnızca kendilerinin ayrıcalığı olduğunu düşünüyorlardı. Bundan dolayı onlar da, İsa’da ölülerin dirileceği bildirisine kızdılar. Eğer İsa ölümden dirilmişse, o zaman Sadukilere güvenilemezdi.

2. ayetteki ölümden diriliş ifadesi önemlidir, çünkü dünyanın sonunda gerçekleşecek olan genel diriliş gibi benimsenmiş bir düşünceyi çürütür. Bu metin ve diğerleri ölülerin arasından dirilmeden söz eder. Bir başka deyişle, bazıları (imanlı olmayanlar) daha sonraki bir zamana dek mezarda kalacakken, bazıları dirilecektir.

Önderler, elçileri vakit geç olduğundan, ertesi güne kadar bir çeşit ev hapsinde tutmaya karar verdiler (3. bölümde geçen iyileştirme mucizesi yaklaşık 15:00 sularında olmuştu).

Yetkililerin karşı koymasına rağmen, birçokları Rab’be geldi. İmanlılar topluluğuna katılan aşağı yukarı beş bin erkekten (Grekçe andres “erkek”) söz edilir. Yorumcular, bunun Pentikost gününde kurtulmuş olan üç bin kişiyi kapsayıp kapsamadığı konusunda anlaşamazlar. Bu sayı kadınlarla çocukları kapsamamaktadır.

4:5,6   Ertesi gün Yüksek Kurul olarak bilinen dini kurul, halkı rahatsız eden bu faaliyetlere son vermek amacıyla; bir sorgu mahkemesi kurdu. Böylece, Elçilerin Mesih’e tanıklık etmeleri için başka bir fırsat doğması konusunda başarılı oldular!

Yöneticiler, ihtiyarlar ve din bilginleriyle birlikte olan kişiler şunlardı:

  1. Hanan: Rab’bin daha önce önüne çıkarıldığı başkâhindi. Büyük bir olasılıkla kendisine duyulan saygıdan dolayı unvanını korumasına izin verilmişti.
  2. Rab’bin yargılanmasına başkanlık eden Hanan’nın damadı Kayafa.
  3. Haklarında başka bir şey bilinmeyen Yuhanna ve İskender.
  4. Başkâhin’in ailesinden olanlar, kahinlerin soyundan gelenler.

4:7   Yargılama, elçilere yapmış oldukları mucizeyi hangi güçle ya da kimin adıyla yaptıklarını sormalarıyla başladı. Petrus, Yeruşalim’de Mesih’i üçüncü kez açıkça itiraf etmek için öne çıktı. Bu, müjdeyi dini kurula vaaz etmek için paha biçilmez bir fırsattı ve bu fırsatı büyük bir şevkle ve korkusuzca kullandı.

4:8-12   Petrus öncelikle, elçilerin çaresiz bir insana yaptıkları iyiliğin onları mutsuz ettiğini anımsattı. Petrus’un söylememesine rağmen, iyileştirilen adam tapınağın kapısında dilenmekteydi ve yöneticiler onu iyileştirememişlerdi. Bundan sonra elçi, adamın çarmıha germiş oldukları İsa’nın adıyla iyileştirilmiş olduğunu söyleyerek şok yarattı. Tanrı, İsa’yı ölümden diriltmişti ve yapılmış olan mucize de O’nun gücüyle gerçekleşmişti. Yahudiler, tapınaklarında İsa için herhangi bir yer ayırmamışlardı, bu nedenle O’nu reddedip çarmıha gerdiler. Ama Tanrı O’nu ölümden diriltti ve yücelik verdi. Böylece reddedilen taş, yapıyı tamamlayan vazgeçilmez taş olan, köşenin baş taşı oldu. Rab İsa’sız olamaz. O’nsuz hiçbir kurtuluş yoktur. O, eşi olmayan Kurtarıcı’dır. Bu göğün altında kurtuluş için insanlara bağışlanmış başka hiçbir ad yoktur ve yalnızca bu adla kurtulmalıyız.

4:8-12 ayetlerini okurken bu sözlerin, Rab’bi üç kez yemin ve lanetle inkâr etmiş olan aynı kişi tarafından söylendiğini anımsayalım.

4:13   Kuru ve şekilci din, yürekleri ve yaşamları etkileyen, gayretli ve gerekli müjdeciliğe karşı hoşgörüsüzdür. Din önderleri, tüm bilgeliklerine karşın “et ve kan” gücünün üstüne çıkamazlarken, eğitim görmemiş kişilerin toplum üzerindeki etkileri hayret vericidir.

Yeni Antlaşma’da kâhinler ile kâhin olmayanlar arasında fark yoktur. Bu fark Katolikliğin getirdiği bir kalıntıdır. John Huss, Çekoslovakya’da bütün imanlıların kahin olduğu öğretişini savunarak savaştı ve öldü; Yandaşlarının sembolü, bugüne kadar açık duran Kutsal Kitap’ın üzerindeki komünyon kabıdır. İlk kilisedeki dinamik gücü oluşturan, kahinlik gerçeği ve her imanlının bir tanık olmasıydı. Herhangi bir modern donatımın, taşıtın ya da Sözün çeviri ve basımının yardımı olmaksızın, Tanrı Lütfu’nun Müjdesi, Sezar’ın ev halkından olan kutsallara varıncaya dek tüm İmparatorluğu sarstı. Tanrı, bizi ilk Hıristiyanların sahip olduğu imana (Hıristiyanlığa) geri çağırıyor. 2

Kurul üyeleri, Petrus’la Yuhanna’nın yürekliliğine şaştılar. Onları, Celileli eğitim görmemiş ve cahil balıkçılar olarak bir kenara itmeyi, dışlamayı isterlerdi. Ama kendilerini kontrol edişlerinde, güçlendirilmiş yaşamlarında, korkusuzluklarında öyle bir şey vardı ki, yargılandıkları zaman, kurul üyelerine İsa’yı düşündürttü. Elçilerin yürekliliğini, geçmişte İsa’yla birlikte bulunmuş olmalarına verdiler, ama gerçek açıklama onların şimdi Kutsal Ruh’la dolu olduklarıydı.

4:14-18   İyileştirilmiş olan kötürüm adamın mahkeme salonunda olması da utanç vericiydi. Bir mucizenin gerçekleştiği yadsınamazdı.

J.H. Jowett bu konuda şunları yazar:

İnsanlar kurnazlık dolu tartışmalarda üstün gelebilirler. Entelektüel tartışmalarda kolayca yenilmenin acısını çekebilirsiniz. Ama kurtarılmış bir yaşamın kanıtları çürütülemez. “İyileştirilmiş adamın yanlarında durduğunu görünce karşı çıkamadılar, hiçbir şey söyleyemediler.” 3

Uygulayacakları planı tartışmak için Petrus’la Yuhanna’yı bir süre için dışarı çıkarttılar. İkilemleri şuydu: Elçileri iyilik eyleminde bulundukları için cezalandıramazlardı; yine de bu fanatikleri durdurmazlarsa, üye kaybıyla kendi dinleri sarsılacaktı. Bu nedenle, Petrus’la Yuhanna’nın özel sohbetlerde kişilere İsa hakkında konuşmalarını ya da halk önünde O’nu vaaz etmelerini yasaklamaya karar verdiler.

4:19,20   Petrus’la Yuhanna, böyle bir sınırlamaya boyun eğemezlerdi. Sorumluluk ve bağlılıkları insana değil, Tanrı’ya idi. Dürüst olurlarsa, yöneticiler bunu kabul etmek zorunda kalacaklardı. Elçiler, Mesih’in dirilişine ve göğe çıkışına tanıklık etmişlerdi. Günlerce O’nun öğretişi altında bulunmuşlardı. Rab ve Kurtarıcıları olan İsa Mesih’e tanıklık etmekten sorumluydular.

4:21,22   Yöneticilerin durumunun zayıflığı elçileri cezalandıramama gerçeğiyle görülür; bütün halk büyük bir mucizenin gerçekleştiğini biliyordu. İyileştirilmiş adamın kırk yaşını geçmiş olduğu herkesçe bilinmekteydi; çünkü kötü durumu uzun zamandır gözler önündeydi. Bu nedenle, Kurul üyelerinin yapabildikleri tek şey suçlanan elçileri tehdit ederek bırakmak oldu.

4:23   Elçiler, yetkililer tarafından serbest bırakılır bırakılmaz, Tanrı’nın özgür doğan çocuklarının içgüdüsüyle hemen diğer imanlıların yanına döndüler. “Tek suçları Mesih’i izlemek olan, O’nun özlemiyle iç içe geçmiş bir yumak olan” kardeşleriyle buluştular. Bu nedenle her çağda, bir imanlının karakterini sınama yollarında biri de, kimlerle arkadaşlık ettiğini incelemektir.

4:24-26   Kutsallar olup bitenleri duyar duymaz Rab’be dua ettiler. Tanrı’ya “Egemen Rab” anlamına gelen ve Yeni Antlaşma’da az kullanılan bir ifadeyle hitap ettiler; O’nu önce her şeyin Yaratıcısı (ki bu nedenle O’nun gerçeğine karşı gelen yaratıklardan üstündür) olarak övdüler. Sonra Davut’un 2. Mezmur’da Kutsal Ruh aracılığıyla, O’nun Mesihine karşı gelen hükümetin gücüyle ilgili sözlerini söylediler. Aslında Mezmur, Mesih’in egemenliğini kurmak için geleceği ve krallarla yöneticilerin bu amacı engellemeye çalışacakları zamanı belirtir. Ama ilk imanlılar, durumlarının benzer olduğunu anladılar ve bu sözleri kendi durumları için kullandılar. Dualarında Kutsal Ruh aracılığıyla, Tanrı sözünü överek gerçek bir ruhsallık örneği verdiler.

4:27,28   Bundan sonra Mezmurlar’dan yapılan alıntının nasıl yerine geldiği anlatılır. Yeruşalim’de, Romalılarla Yahudiler, Tanrı’nın Kutsal Kulu4İsa’ya karşı toplanmışlardı. Hirodes Yahudileri temsil etti. Pilatus ise diğer uluslar adına hareket etti. Ancak 28. ayette sürpriz bir son vardır. Yazar, bu yöneticilerin kötü yüreklerindeki planlarını gerçekleştirmek için bir araya geldiklerini söyleyecek diye bekleriz. Aksine, Tanrı’nın eli ve isteğiyle, önceden kararlaştırmış olduğu her şeyi gerçekleştirmek için bir araya geldiklerini söyler.

Matheson bunu şöyle açıklar:

Tanrı’nın isteğine direnen çaba, onunla birleşerek bir darbe oluşturdu… Mesih’e karşı, bir kurul savaşında toplandılar; bilmeden Mesih’in yüceliğinin terfisini oluşturan bir antlaşmayı imzaladılar… Tanrımız, kendisine karşı yükselen fırtınalara direnmez; onların üzerine yükselir; onlar aracılığıyla işler. 5

4:29,30   İmanlılar, Tanrı’nın etkin gücüne olan güvenlerini ifade ettikten sonra özellikle üç dilekte bulundular;

  1. Onların savurduğu tehditlere bak. Tanrı’nın bu kötü adamları nasıl cezalandırması gerektiğini Tanrı’ya söyleme cüretinde bulunmadılar, yalnızca konuyu O’nun ellerine bıraktılar.
  2. Sözünü tam bir yüreklilikle duyurmak için kullarına güç ver. Kendi can güvenlikleri önemli bir şey değildi. Önemli olan, Sözü cesaretle duyurmalarıydı.
  3. İyileştirmek için elini uzat. Müjdenin duyurulmasına İsa’nın adıyla gerçekleştirilen mucizeler ve harikalar aracılığıyla Tanrı tarafından, tanıklık edildi. Burada, Tanrı’ya, elçilerin hizmetini mucizeler yaparak doğrulamaya devam etmesi için dilekte bulunuluyor.

4:31   Duaları bitince toplandıkları yer sarsıldı: Bu, orada bulunan ruhsal gücün fiziksel bir ifadesidir. Hepsi Kutsal Ruh’la doldular: Bu, onların Rab’be itaatlerini, ışıkta yürüyüşlerini, O’na olan teslimiyetlerini gösterir. 29. ayetteki dualarına açık bir yanıt olarak Tanrı sözünü cesaretle duyurmaya devam ettiler.

Elçilerin İşleri kitabında, insanların Kutsal Ruh’la dolduğu ya da dolu olduğu yedi kez söylenir. Amaçlarına ya da sonuçlarına dikkat edin:

  1. Konuşma için (2:4; 4:8 ve burası).
  2. Görev için (6:3).
  3. Önderlik etmek için (11:24).
  4. Azarlamak için (13:9).
  5. Ölmek için (7:55).

4:32-35   Yürekler Mesih’e duyulan sevgiyle yanarken, birbirlerine olan sevgileri de tutuşur. Bu sevgi kendisini “verme” eylemiyle gösterir. Bundan dolayı ilk imanlılar, Mesih’teki ortak yaşamlarının gerçekliğini ortak mal uygulamasıyla ifade ettiler. Kişisel mallara bencilce yapışmak yerine, mallarını tüm topluluğa aitmiş gibi gördüler. Ne zaman bir ihtiyaç olsa, topraklarını ya da evlerini satıp bedelini, dağıtmaları için elçilere getirirlerdi. Ne zaman bir ihtiyaç ortaya çıksa, ellerindekini paylaştıklarını görmek önemlidir; söz konusu edilen özel bir zamanda keyfi kararla yapılmış eşit bir paylaşım değildi.

F.W. Grant şunları söyler:

Bu nedenle kişisel unvandan genel bir vazgeçme yoktu, ama başkasının ihtiyacı karşısında gereken yardımı sunan bir sevgi vardı. Bu, gerçek mal varlığını Mesih’in dirildiği krallıkta bulmuş yüreklerin içgüdüsüydü. 6

Ama F.E. Marsh’ın alaycı, ancak ne yazık ki gerçekleri bildiren modern kıyaslaması şöyledir:

İlk Kiliseyi bugünkü Hıristiyanlıkla kıyaslayan biri şöyle demiştir: “Eğer müjde yayıcısı Luka, günümüz Hıristiyanlığını görmüş olsaydı, Elçilerin İşleri 4:32-35’in ifadesini şu şekilde değiştirmek zorunda kalırdı: ‘İnancını açıklayanların çoğu katı ve taş yürekliydi ve her biri sahip olduğu her şeyin kendisine ait olduğunu söyledi: Her şeyleri modaya uygundu. Bu dünyanın çekiciliğine büyük bir güçle tanıklık ettiler ve hepsinde büyük bir bencillik hakimdi. Aralarında sevgiden yoksun birçok kişi bulunuyordu, çünkü tarla sahiplerinin çoğu daha çok tarla satın aldılar ve bazen hayır işlerine küçük bir miktar bağış verdiler, böylece de adları gazetelerde duyuruldu ve her birine arzuladıkları gibi övgüler yazıldı.’” 7

Tamamen Rab’be adanmış yaşamlarla ilgili gizemli bir güç vardır. Bu nedenle, 33. ayette okuduklarımız bir tesadüf değildir: Elçiler, Rab İsa’nın ölümden dirildiğine çok etkili bir biçimde tanıklık ediyorlardı. Tanrı’nın büyük lütfu hepsinin üzerindeydi. Görüyoruz ki, Tanrı servetlerini Kendisine teslim etmeye istekli kişileri bulduğunda, onların tanıklıklarına olağanüstü bir çekicilik ve güç veriyor.

Birçokları, ilk kilisenin mallarını paylaşmasının kilise yaşamının geçici dönemlerinden biri olduğunu ve bizim için örnek oluşturmasının planlanmadığını savunur. Çıkardığımız sonuç böyleyse, bu yalnızca bizim ruhsal yoksulluğumuzu gösterir. Pentikost’taki güç yüreklerimizde olsaydı, yaşamlarımızda Pentikost’un meyvelerine sahip olurduk.

Ryrie şöyle der:

Bu, “Hıristiyan komünizmi” değildir. Mallar gönüllü olarak satıldı (ayet 34). Mal sahibi olma hakkı kaldırılmadı. Elçilere gönüllü olarak verilinceye dek Topluluk parayı kontrol etmedi. Dağıtım eşit olarak değil, ihtiyaca göre yapıldı. Bunlar, komünizmin kuralları değildir. Bu gösterilen, en mükemmel anlamdaki Hıristiyan yardımseverliğidir. 8

33. ayetteki yüce kilisenin iki özelliğine dikkat edin: Büyük güç ve büyük lütuf. Vance Havner dört özelliği daha sıralar: Büyük korku (5:5,11); büyük baskı (8:1); büyük sevinç (8:8; 15:3); çok (büyük) sayıda kişinin inanması (11:21).

4:36,37   Bu ayetlerin, 5. bölümle ilgili olarak, önsöz niteliğinde bir bağlantısı vardır. Barnaba’nın cömertliği, ikiyüzlü Hananya ile karşılaştırıldığında dikkat çeken zıtlığı ortaya çıkarır. Barnaba adlı Yusuf, bir Levili olarak normalde tarla sahibi olamazdı. Levililerin payı Rab olmalıydı. Tarlaya, nasıl ya da neden sahip olduğunu bilmiyoruz. Ama sevgi yasasının, bu Cesaret Vericinin yaşamında etkin bir şekilde çalıştığını ve onun tarlayı satıp parasını elçilerin buyruğuna verdiğini biliyoruz.

 

Kutsal Kitap

1 Kâhinler, tapınak koruyucularının komutanı ve Sadukiler*, halka seslenmekte olan Petrus’la Yuhanna’nın üzerine yürüdüler.
2 Çünkü onların halka öğretmelerine ve İsa’yı örnek göstererek ölülerin dirileceğini söylemelerine çok kızmışlardı.
3 Onları yakaladılar, akşam olduğu için ertesi güne dek hapiste tuttular.
4 Ne var ki, konuşmayı dinlemiş olanların birçoğu iman etti. Böylece imanlı erkeklerin sayısı aşağı yukarı beş bine ulaştı.
5 Ertesi gün Yahudiler’in yöneticileri, ileri gelenleri ve din bilginleri* Yeruşalim’de toplandılar.
6 Başkâhin Hanan’ın yanısıra, Kayafa, Yuhanna, İskender ve başkâhin soyundan gelen herkes oradaydı.
7 Petrus’la Yuhanna’yı huzurlarına getirtip onlara, “Siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?” diye sordular.
8 O zaman Kutsal Ruh’la dolan Petrus onlara şöyle dedi: “Halkın yöneticileri ve ileri gelenler!
9 Eğer bugün bir hastaya yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyor ve bu adamın nasıl iyileştiği soruşturuluyorsa, hepiniz ve bütün İsrail halkı şunu bilin: Bu adam, sizin çarmıha gerdiğiniz, ama Tanrı’nın ölümden dirilttiği Nasıralı İsa Mesih’in adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor.
10 (SEE 4:9)
11 İsa,’Siz yapıcılar tarafından hiçe sayılan, Ama köşenin baş taşı durumuna gelen taş’tır.
12 Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.”
13 Kurul üyeleri, Petrus’la Yuhanna’nın yürekliliğini görüp de bunların eğitim görmemiş, sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaştılar ve onların İsa’yla birlikte bulunduklarını farkettiler.
14 İyileştirilen adam, Petrus ve Yuhanna’yla birlikte gözleri önünde duruyordu; bunun için hiçbir karşılık veremediler.
15 Kurul üyeleri onlara dışarı çıkmalarını buyurduktan sonra durumu kendi aralarında tartışmaya başladılar.
16 “Bu adamları ne yapacağız?” dediler. “Yeruşalim’de yaşayan herkes, bunların eliyle olağanüstü bir belirti gerçekleştirildiğini biliyor. Biz bunu inkâr edemeyiz.
17 Ama bu haberin halk arasında daha çok yayılmasını önlemek için onları tehdit edelim ki, bundan böyle İsa’nın adından kimseye söz etmesinler.”
18 Böylece onları çağırdılar, İsa’nın adını hiç anmamalarını, o adı kullanarak hiçbir şey öğretmemelerini buyurdular.
19 Ama Petrus’la Yuhanna şöyle karşılık verdiler: “Tanrı’nın önünde, Tanrı’nın sözünü değil de sizin sözünüzü dinlemek doğru mudur, kendiniz karar verin.
20 Biz gördüklerimizi ve işittiklerimizi anlatmadan edemeyiz.”
21 Kurul üyeleri onları bir daha tehdit ettikten sonra serbest bıraktılar; onları cezalandırmak için hiçbir gerekçe bulamamışlardı. Çünkü bütün halk, olup bitenler için Tanrı’yı yüceltiyordu.
22 Nitekim mucize sonucu iyileşen adamın yaşı kırkı geçmişti.
23 Serbest bırakılan Petrus’la Yuhanna, arkadaşlarının yanına dönerek başkâhinlerle ileri gelenlerin kendilerine söylediği her şeyi bildirdiler.
24 Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrı’ya şöyle seslendiler: “Ey Efendimiz! Yeri göğü, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin.
25 Kutsal Ruh aracılığıyla kulun atamız Davut’un ağzından şöyle dedin: ‘Uluslar neden hiddetlendi, Halklar neden boş düzenler kurdu?
26 Dünyanın kralları saf bağladı, Hükümdarlar birleşti Rab’be ve Mesihi’ne karşı.’
27 “Gerçekten de Hirodes* ile Pontius Pilatus, bu kentte İsrail halkı ve öteki uluslarla birlikte senin meshettiğin* kutsal Kulun İsa’ya karşı bir araya geldiler. Senin kendi gücün ve isteğinle önceden kararlaştırdığın her şeyi gerçekleştirdiler.
28 (SEE 4:27)
29 Ve şimdi ya Rab, onların savurduğu tehditlere bak! Senin sözünü tam bir yüreklilikle duyurmak için biz kullarına güç ver.
30 Kutsal Kulun İsa’nın adıyla hastaları iyileştirmek için, belirtiler ve harikalar yapmak için elini uzat.”
31 Duaları bitince toplandıkları yer sarsıldı. Hepsi Kutsal Ruh’la doldular ve Tanrı’nın sözünü cesaretle duyurmaya devam ettiler.
32 İnananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi birdi. Hiç kimse sahip olduğu herhangi bir şey için “Bu benimdir” demiyor, her şeylerini ortak kabul ediyorlardı.
33 Elçiler, Rab İsa’nın ölümden dirildiğine çok etkili bir biçimde tanıklık ediyorlardı. Tanrı’nın büyük lütfu hepsinin üzerindeydi.
34 Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı.
35 (SEE 4:34)
36 Örneğin, Kıbrıs doğumlu bir Levili olan ve elçilerin Barnaba, yani Cesaret Verici diye adlandırdıkları Yusuf, sahip olduğu bir tarlayı sattı, parasını getirip elçilerin buyruğuna verdi.
37 (SEE 4:36)

1.Charles Haddon Spurgeon. Konuyla ilgili daha fazla doküman bulunmamaktadır.

2.James A. Stewart, Evangelism, s.95.

3.J.H. Jowett, The Redeemed Family of God, s.75-77.

4.Burada geçen Grekçe “pais” sözcüğü, 3:13,26; 4:30’da “çocuk” yerine “kul” olarak tercih edilen çeviridir.

5.George Matheson, Rest By the River, ss.75-77

6.Grant, “Acts”, s.34.

7.F.E. Marsh, Fully Furnished, s.74.

8.Ryrie, Acts, s.36.