Filipililer 2

III. MESİH’İN ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK VE FEDAKARLIK ÖRNEĞİNE DAYALI BİRLİĞE TEŞVİK (2:1-16)

Filipi’deki kilisenin birçok yönden örnek olmasına ve Pavlus’un kutsallara dostça öğütlerde bulunmasına karşın yine de gizli bir didişme vardı. Evodiya ve Sintihe adlı iki kadın arasında görüş ayrılığı bulunuyordu (4:2). İkinci bölümde elçi, doğrudan Tanrı’nın halkı arasındaki çekişmeler ve çareleriyle ilgilendiğinden bu noktayı akılda tutmanın yararı vardır.

2:1   Bu ayetteki eğer sözcüğü kuşku değil, kanıta yönelik bir ‘eğer’dir. Ayet, imanlıları uyum ve işbirliği içinde birbirlerine bağlaması gereken dört önemli noktayı saymaktadır. Aslında elçi şöyle demektedir: “Mesih’te çok büyük bir cesaret olduğuna göre, onun sevgisi böylesine ikna edici olduğuna göre, Kutsal Ruh herkesi böyle harika bir beraberliğe çektiğine göre, Mesih inancında yürekten bir sevgi ve sevecenlik olduğuna göre hepimiz birbirimizle mutlu bir uyum içinde olabilmeliyiz”

F.B Meyer bu dört noktayı şöyle tanımlar:

  1. Mesih’in inandırıcılığı.
  2. Sevginin getirdiği yürekten ilgi.
  3. Ruh’un paylaşılması.
  4. Merhamet ve acıma. 1

Elçinin inanlıları Mesih’e adanmışlık ve Kutsal Ruh’a sahip olma temellerine dayalı bir beraberliğe çağırdığı açıktır. Mesih’te olup O’nun bedenine üye olanlar amaç, sevgi, uyum ve sempati gösterme konusunda birlik içinde olmalıdırlar.

2:2   Eğer bu söz edilen kanıtların Filipililer için bir önemi varsa, o zaman Pavlus bu kanıtlara dayanarak onlardan sevincini tamamlamalarını rica ediyor. Bu ana kadar Filipililer Pavlus’a gerçekten çok sevinç vermişlerdi. Kendisi de bunu bir an için bile yadsımıyor, ancak onu taşkın bir şekilde sevindirmelerini istiyor. Bunu, aynı düşüncede, sevgide ve amaçta birleşerek yapabilirlerdi.

Bu, inanlıların aynı şekilde düşünmesi ve davranması gerektiği anlamına mı gelir? Tanrı’nın Sözü’nün hiçbir yerinde böyle bir ima yoktur. Hıristiyan inancının önemli temel noktaları üzerinde kesinlikle görüş birliği içinde olmamız beklendiği halde, daha az önem taşıyan konularda görüş farklılıklarının olacağı açıktır. Tekdüzelik ile birlik içinde olmak aynı şey değildir. Tekdüze olmadan birlik içinde olmak mümkündür. Önemi az konularda aynı görüşü paylaşmasak da, tek bir ilkenin olmadığı durumlarda başkalarının iyiliği için kendi görüşlerimizi ikinci plana çekebiliriz.

Aynı düşüncede olmak, aslında Mesih’in düşüncesinde olmak, olayları O’nun gördüğü gibi görüp O’nun verebileceği karşılıkları vermek anlamına gelir. Aynı sevgide olmak, Rab’bin bize gösterdiği ve sonuçları hesaba katılmayan sevgiyi başkalarına göstermektir. Aynı amaçta olmak, ortak bir amaç için uyum içinde birlikte çalışmak anlamına gelir. Son olarak da aynı ruhta olmak demek, Mesih’in Ruhu’nun işlerimizi yönlendirdiğini gösterecek şekilde birlik içinde hareket etmek demektir.

2:3   Hiçbir şey bencil tutkularla ya da övünmeyle yapılmamalıdır, çünkü bunlar Tanrı’nın halkı arasındaki birliğin en büyük düşmanlarından ikisidir. Bencil tutkular, ne pahasına olursa olsun bir numara olma isteğini yansıtır. Övünme, gurur ya da gösterişe işaret eder. Kendi çıkarlarını geliştirebilecekleri yerlerde fayda arayan ya da çevrelerinde ayrıcalıklı bir grup toplamakla uğraşan kişiler görürseniz, orada çekişme ve sürtüşmenin tohumlarını da göreceksiniz. Çare bu ayetin ikinci bölümünde verilmiştir. Her biriniz alçakgönüllülükle bir diğerini kendinden üstün saysın. Bu, suçluları kendimizden daha iyi bir karaktere sahipmiş gibi görmemiz anlamına gelmez, tersine başkaları için onların yararını kendimizinkinin üstünde tutmamız gerektiği, bencil olmaksızın yaşamamız gerektiği anlamına gelir. Tanrı Sözü’nde böyle bir teşviki bulup okumak kolaydır, ancak değerini anlayıp günlük yaşama uygulamak oldukça farklı bir şeydir. Başkalarını kendimizden üstün saymak insan ruhuna tümüyle yabancı bir kavramdır ve bunu kendi gücümüzle yapamayız. Yalnızca Kutsal Ruh bizde yerleşip bizi güçlendirdiği zaman uygulamaya konulabilir.

2:4   Tanrı’nın halkı arasındaki sorunların çaresi, başkalarının yararıyla kendi yaşamımıza ait şeylerden daha fazla ilgilenmektir. Gerçekten de başkaları sözcüğü bu bölümün anahtar sözcüğüdür.

Yaşamımızı başkalarının hizmetine adadığımızda, insanların bencil çekişmelerinin üstüne çıkmış oluruz.

‘Başkaları’ Rab, evet, ‘başkaları’
Bu benim ilkem olsun
Yardım et ki, ‘başkaları’ için yaşayabileyim
Böylece de senin gibi olabileyim
       — Charles O. Meigs

2:5   Mesih İsa’da olan düşünce, sizde de olsun. Pavlus şimdi Filipililer’in gözleri önünde Rab İsa Mesih örneğini gösterecektir. Ne tür bir davranış sergiledi? Başkalarına yönelik davranışının özelliği neydi? Guy King, Rab İsa’nın düşüncesini şu şekilde tanımlar:

  1. Kendini düşünmemek
  2. Fedakarlık etmek
  3. Hizmet etmek.

Rab İsa sürekli olarak başkalarını düşündü. 2

O’nun, kendi üzüntüleri için gözyaşları olmadı,
Ama benim için ter ve kan damlaları döktü
         — Charles H. Gabriel

2:6   İsa Mesih’in Tanrı özünde olduğunu okuyunca, O’nun sonsuzluk boyunca Tanrı olarak var olmuş olduğunu öğreniyoruz. Bu, O’nun yalnızca Tanrı’ya benzediği anlamına gelmez. O, sözcüğün en gerçek anlamıyla Tanrı’dır.

Ancak Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymamıştır. Burada O’nun, Tanrı’yla, konum ve kişilik açısından eşitliği arasında bir fark olduğunu ayırt etmek çok önemlidir. Kişilik açısından Mesih her zaman Tanrı ile eşitti, eşittir ve eşit olacaktır. O’nun için bundan vazgeçmek olanaksızdır. Ancak konum itibarıyla eşit olma farklıdır. Mesih konumu itibarıyla sonsuzluk boyunca Babası ile eşitti ve cennetin görkemli sevincine ortaktı. Ancak bu konumu ne pahasına olursa olsun sarılması gereken bir hak saymadı. Bir dünya dolusu insanın kurtarılması gerekince, Tanrı’yla olan konumsal eşitliğini ve cennetin güzelliği ile refahını bırakmaya karar verdi. O bunları her durumda sonsuza dek sahip olunacak şeyler olarak görmedi.

O bu dünyaya gelmeye ve günahlıların kendisine karşı olan aykırılıklarına katlanmaya razıydı. Baba Tanrı’ya hiçbir zaman tükürülmemişti, O dövülmemiş ya da çarmıha gerilmemişti. Bu anlamda Baba, Oğul’dan daha büyüktü – Kişiliği yönünden değil, ancak konumu ve yaşadığı ortam itibarıyla. İsa bu düşünceyi Yuhanna 14:28’de açıklar: “Beni sevseydiniz, Baba’ya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür.” Bir başka deyişle öğrencileri O’nun cennetteki evine döneceğini öğrendiklerine sevinmeliydiler. Yeryüzündeyken O’na zalimce davranıldı ve reddedildi. Babasından daha kötü koşullarda bulundu. Bu anlamda Baba’sı daha büyüktü. Ancak cennete döndüğünde kişilikte olduğu kadar koşullar itibarıyla da Baba Tanrı’yla eşit olacaktı.

Gifford şöyle der:

Böylece ayetin ikinci bölümünde, “Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı” olarak tanımlanan, doğa ya da öz değil, varoluş biçimidir ve asıl doğa değişmez olsa da varoluşun bir biçimi bir diğeriyle değiştirilebilir. 2.Korintliler 8:9’da Pavlus’un kendi benzetmesini ele alalım: “O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.” Burada her durumda varoluş biçiminde bir değişiklik vardır. Ancak yaradılış (doğa) değişmez. Yoksul biri zengin olduğunda O’nun varoluş biçimi değişmiştir, ancak insan doğası değişmemiştir. Tanrı’nın Oğlu için de öyledir. Tanrısal Doğasının uygun ve yeterli görünümü olan zengin ve görkemli varoluş biçiminden, bizim için insan doğasını üzerine alarak sonsuzluk boyunca daha aşağı ve değersiz olan bir varoluş biçimine kendini alçalttı.” 3

2:7   Yüceliğinden soyunarak. Tam çevirirsek, “Kendini boş kıldı” demek gerekir. Hemen şu soru akla gelir, “Rab İsa’nın kendisini boş kıldığı şey neydi?”

Bu soruyu yanıtlarken çok dikkatli olmak gerekir. Boş kılmayı tanımlamak için verilen uğraşlar çoğu kez Mesih’i tanrısal niteliklerinden soyutlamayla sonuçlandı. Örneğin bazıları, Rab İsa yeryüzündeyken, O’nun tüm güç ve tüm bilgiye sahip olma özelliğinin bulunmadığını öne sürer. “Aynı anda her yerde değildi” derler. Dünyaya bir insan olarak geldiğinde tanrılığın bu özelliklerini kendi isteğiyle bir kenara bıraktığını söylerler. Hatta bazıları, O’nun da herkes gibi sınırlı bir yeteneğe sahip olarak yanılmaya eğilimli, kendi gününün efsane ve ortak görüşlerini kabullenmiş biri olduğunu öne sürerler!

Biz buna tümden karşıyız. Rab İsa dünyaya geldiğinde Tanrı’nın niteliklerinden hiçbirini bırakmamıştı.

O hâlâ her şeyi bilendi
O hâlâ her an, her yerde bulunabilendi
O hâlâ her şeye gücü yetendi

O’nun yaptığı kendisini Tanrı’yla olan konumsal eşitliğinden boş kılmak ve tanrısallığın görkemini insan bedenine gizlemekti. Gizlenmiş olsa da tüm görkem oradaydı ve görünümünün değiştiği dağda olduğu gibi, zaman zaman tüm parlaklığıyla beliriyordu. Dünyadaki yaşamında Tanrı’nın tüm niteliklerine sahip olmadığı bir an bile yoktu.

Tümden tanrısal görkemini bıraktı,
Tanrılığını insan bedeninde gizledi.
Ve hiçbir zaman almadığını geri vererek
Harika sevgiyi o biçimde sergiledi.

Daha önce de söz edildiği gibi, “Kendini boş kıldı” sözcüklerini açıklarken çok dikkatli olmak gerekir. En güvenli yöntem, arkasından gelen sözlerin bunu açıklamasına izin vermektir. Kendini boş kılarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. Bir başka deyişle, daha önce hiç sahip olmadığı bir şeyi, yani insanlığı üzerine alarak kendini boş kılmış (yüceliğinden soyunmuş) oldu. Tanrılığını değil, yalnızca cennetteki yerini, onu da geçici olarak, bıraktı.

Eğer O yalnızca bir insan olsaydı, boş kılma diye bir şey söz konusu olmazdı. Biz dünyaya gelerek kendimizi boş kılmıyoruz. Ancak Tanrı için insan olmak kendini boş kılmaktır. Gerçekten de yalnızca Tanrı bunu yapabilirdi.

Kul özünü aldı. Kurtarıcının insan şeklinde vücut bulması ve yaşamı, Yuhanna 13:4’deki şu güzel sözlerle özetlenebilir: “İsa… abasını bir yana koydu, bir havlu alıp beline doladı.” Havlu ya da önlük hizmetin işaretidir. Köleler kullanırdı. Rab İsa tarafından da kullanılmıştı, çünkü İsa “hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları uğruna fidye olarak vermeye geldi” (Mat. 20:28). Ancak bu bölümdeki düşünce silsilesini kendimize hatırlatmak için duralım. Filipi’deki kutsallar arasında sürtüşmeler vardı. Pavlus onları Mesih’in düşüncesine sahip olmaya teşvik ediyor. İddia kısaca şudur: Eğer Mesih inanlıları başkalarına hizmet etmek için daha düşük yerleri almaya ve yaşamlarını fedakarca vermeye razı olurlarsa, kavgalar olmayacaktır. Başkaları için ölmeye hazır olanlar genellikle onlarla kavga etmezler.

Mesih daima vardı, ancak dünyaya insan benzeyişinde geldi. Yani “gerçek bir insan olarak” geldi. Rab’bin insanlığı tanrılığı kadar gerçektir. O gerçek Tanrı ve gerçek insandır. Ancak bu ne büyük bir gizemdir! Yaratılmış hiçbir zekâ bunu asla anlayamayacaktır.

2:8  Bu bölümde her ayrıntı Tanrı’nın sevgili Oğlu’nun alçakgönüllülüğünün artan derinliğini ortaya koyar. O yalnızca cennetin görkemini bırakmaya razı olmadı! Kendisini boş kıldı! Kul özünü aldı! İnsan oldu! Şimdi de kendisini alçalttığını okuyoruz! Suçlu canlarımızı kurtarmak için kendisini alçaltmayacağı derinlik yoktu. Yüce adı sonsuza dek kutsal kılınsın!

Ölüme bile boyun eğerek Kendisini alçalttı. Bu bizim gözümüzde harikadır. Yaşamına mal olduysa da boyun eğdi. Ölüme bile boyun eğdi demek, sonuna dek izledi demektir. Gerçekten de O, çok değerli bir inciyi satın almak için gidip varını yoğunu satan tüccardı (Mat.13:46).

Çarmıhın üzerinde ölüme bile. Çarmıha gerilerek ölmek infazın en utanç veren biçimiydi. Bu, yalnızca katiller için saklanan darağacı, elektrikli sandalye ya da gaz odaları ile karşılaştırılabilir. O’nun normal bir şekilde yatağında ölmesine izin yoktu. Kaza sonucu da ölemezdi. Utanç veren çarmıh üzerinde ölmesi gerekiyordu.

2:9   Şimdi ani bir değişim söz konusudur. Önceki ayetler Rab İsa’nın yaptıklarını anlatmaktadır. Kendini feda etme yolunu seçti. Şan, şöhret aramadı. Kendini alçalttı.

Ancak şimdi Tanrı’nın yaptığına bir bakalım. Kurtarıcı kendisini alçalttıysa, Tanrı O’nu pek çok yükseltti. Kendisi için şöhret aramadıysa, Tanrı O’na her adın üstünde olan adı bağışladı. Eğer başkalarına hizmet için diz çöktüyse, Tanrı her dizin O’nun önünde çökmesini buyurdu.

Hem Filipililer hem de bizim için buradan çıkarılacak ders nedir? Ders şudur: Yukarıya çıkan yol aşağıdadır. Kendimizi yüceltmemeli, tersine Tanrı’nın bizi uygun zamanda yüceltebilmesi için başkalarının hizmetkârları olmalıyız. Tanrı Mesih’i ölümden diriltip O’nu sağına yüceltti. Bununla da kalmayıp Tanrı O’na her adın üstünde olan adı bağışladı.

Bu adın ne olduğu konusunda uzmanlar arasında görüş ayrılıkları vardır. Bazıları bunun Yahve adını da içine alan İsa adı olduğunu söyler. Yeşaya 45:22,23’de her dizin, Yahve (Tanrı) adında çökeceği buyrulmuştur.

Diğerleri her adın üstünde olan Ad’ın evrendeki en üst yerin, üstün ve egemen bir konumun betimlenme yolu olarak mecazi anlamda olduğunu düşünürler. Her iki açıklama da kabul edilebilir.

2:10   Tanrı Mesih’in kurtarma işinden öylesine hoşnuttur ki, gökteki, yerdeki ve yer altındaki varlıkların hepsinin O’nun önünde diz çökmesini istedi. Bu, o varlıkların hepsinin kurtulmuş olacağı anlamına gelmez. Bugün O’na isteyerek diz çökmeyen kişiler bir gün diz çökmek zorunda kalacaklar. O’nun lütuf gününde barıştırılmamış olanlar, O’nun yargı gününde boyun eğecekler.

2:11   Eşsiz lütuf içinde Rab, görkemden Beytlehem’e oradan Getsemani’ye ve de Golgota’ya yolculuk yaptı. Karşılık olarak Tanrı O’nu evrensel hürmet ve Rabliğinin tanınmasıyla onurlandıracaktır. O’nun iddialarına karşı çıkanlar bir gün ahmakça davrandıklarını ve yanılmış olduklarını kabul edecek ve Nasıra’lı İsa’nın gerçekten de görkemli Rab olduğunu anlayacaklardır.

Rab İsa’nın hizmeti ve kişiliğiyle ilgili olan bu harika bölümü bitirmeden önce bunun Filipi’deki kilisede olan küçük bir sorunla bağlantılı olarak ortaya konduğunu yinelemeliyiz. Pavlus, Rab üzerine bilimsel bir inceleme yazısı yazmaya koyulmamıştı. Tersine yalnızca kutsallardaki bencilliği ve gruplaşma ruhunu düzeltmeye çalışıyordu. İçinde oldukları durumun çözümü Mesih’in düşüncesidir. Pavlus her duruma Rab’bi de katar. Erdman şöyle yazar: “O, en tatsız, hassas ve üzücü konularla uğraşırken bile gerçeği öylesine çarpıcı bir güzellikte belirtebilen biridir ki, gerçeğin bir parça toprağa gömülü değerli bir mücevher gibi görünmesini sağlar.” 4

2:12   Elçi, Mesih örneğini göz kamaştırıcı bir parlaklıkla ortaya koyduktan sonra, şimdi bu temele dayalı öğütlerini uygun şekilde vermeye hazırdır.

Filipililer, Pavlus onlarla beraberken her zaman onun sözünü dinlediler. Şimdi onun yokluğunda saygı ve korkuyla kurtuluşlarını sonuca götürmek için daha çok gayret etmelidirler.

Şimdi tekrar üzerinde karışıklık olan bölüme geliyoruz. İlk olarak Pavlus’un, kurtuluşun işlerle kazanılamayacağını öğrettiğini açık seçik belirtmeliyiz. Yazıları boyunca kurtuluşun işlerle değil, Rab İsa Mesih’e imanla kazanılacağını tekrar tekrar vurgular. Öyleyse bu ayet ne anlama gelir?

  1. Tanrı’nın bizim içimize yerleştirdiği kurtuluşu sonuca götürmekle yükümlü olduğumuz anlamına gelebilir. Tanrı sonsuz yaşamı bize karşılıksız bir armağan olarak verdi. Kutsal bir yaşam sürerek bunu pratik olarak göstermeliyiz.
  2. Buradaki kurtuluş onların Filipi’deki sorunlarının çözümü anlamına da gelebilir. Kavga ve çekişmelerle uğraşıyorlardı. Elçi onlara çareyi gösteriyor. Şimdi, Mesih’teki düşünceye sahip olarak bu çareyi uygulamakla yükümlüdürler. Böylece kurtuluşlarını sonuca götürebileceklerdi ya da sorunlarını çözebileceklerdi.

Burada sözü edilen kurtuluş canın kurtuluşu değil, Mesih inanlısını Tanrı’nın isteğini yapmaktan alıkoyan tuzaklardan kurtulmadır. Yine bunu benzer bir şekilde, kötü olandan kurtulmanın şu anki deneyimi olarak tanımlar.

İncil’de kurtuluşun çok sayıda anlamı vardır. Bildiğimiz gibi 1:19’daki anlamı hapishaneden kurtulmadır. 1:28’deki ise, sonuçta bedenlerimizin günahın varlığından kurtulacağıdır. Herhangi bir yerdeki anlamı kısmen de olsa o konu içinde belirlenmelidir. Biz buradaki kurtuluşun Filipililer’in canını sıkan sorunun, yani sürtüşmelerinin çözümü anlamında olduğunu düşünüyoruz.

2:13   Burada Pavlus onlara kurtuluşlarını sonuca götürmelerinin mümkün olduğunu hatırlatıyor, çünkü kendisini hoşnut eden şeyi hem istemeleri hem de yapmaları için onlarda etkin olan Tanrı’dır. Bu, ilk planda O’nun isteğini yapmamız için içimize arzuyu koyanın Tanrı olduğu anlamına gelir. Ayrıca Tanrı bu arzuyu gerçekleştirecek gücü de içimize koyar.

Burada yine tanrısal ve insansal düşüncenin harika bir birleşimini görürüz. Bir anlamda kurtuluşumuzu sonuca götürmeye çağrıldık. Diğer bir anlamda ise yalnızca Tanrı bize bunu yapacak gücü verebilir (Bununla birlikte günahların bağışlanması ve Kurtarış, tümüyle Tanrı’nın işidir. Biz sadece iman edip ortak oluruz).

2:14   O’nu hoşnut eden şeyi yaparken söylenmeden ve sorgulamadan yapmalıyız. Söylenme ve çekişme genellikle kişiyi daha ciddi suçlara yöneltir.

2:15   Söylenme ve çekişmelerden sakınarak kusursuz ve saf olabiliriz (İçten ve samimi). Saf olmak, birine herhangi bir suç yüklememek demektir (Dan. 6:4’e bkz.). Saf biri günah işleyebilir, özür diler, itiraf eder ve durumu düzeltir. Kusursuz ise burada içten ve aldatıcı olmayan anlamındadır.

Tanrı’nın çocukları bu eğri ve sapık kuşağın ortasında lekesiz olmalı. Tanrı’nın çocukları lekesiz yaşamlarla bu dünyanın karanlık zemininde bir yıldız gibi parlarlar.

Bu, Pavlus’un onları karanlık gecedeki ışıklar (yıldızlar) olarak düşünmesine yol açıyor. Gece ne denli karanlıksa ışıklar da o denli parlak görünür. Mesih inanlıları ışık ya da ışık taşıyıcılarıdırlar. Işığı yaratamazlar, ancak Rab’bin görkemini yansıtmak suretiyle başkalarının onlarda İsa’yı görebilmelerine aracı olurlar.

2:16   Yaşam sözüne sımsıkı sarıl. Işıklar olarak parlamak, sesimizle tanıklık yapmayacağız anlamına gelmez. Yaşamın ve dudakların tanıklığı birbiriyle başabaş gitmelidir.

Eğer Filipililer bu görevleri yerine getirirlerse, Pavlus, Mesih’in gününde övünecek bir nedeni olacağını biliyordu. Kendini yalnız canların kurtulduklarını görmek için değil, her insanı Mesih’te yetkinleştirmiş olarak sunmak için de sorumlu hissediyor (Kol.1:28).

Mesih’in günü, O’nun dönüşünü ve imanlının hizmetini yargılayacağı günü işaret etmektedir. (1:16,10). Eğer Filipililer Rab için sadık bir şekilde çalışırlarsa o günde Pavlus’un hizmetinin boşuna olmadığı belli olacaktır.

IV. PAVLUS, TİMOTEOS VE EPAFRODİT’İN MESİH BENZERİ ÖRNEKLERİ (2:17-30)

Önceki bölümde Pavlus, Rab İsa’nın alçakgönüllü bir düşünce yapısına sahip olmasının mükemmel örneğini ortaya koydu. Ancak bazıları şöyle diyebilir: “Ama O Tanrı, bizlerse ölümlü kişileriz” Pavlus şimdi Mesih’in düşüncesini sergileyen üç kişiyi örnek veriyor –kendisi, Timoteos ve Epafrodit– Eğer Mesih güneş ise, bu üç kişi O’nun görkemini yansıtan üç aydır. Karanlık bir dünyada ışıktırlar.

2:17   Elçi Filipililer’in ve kendisinin hizmetini tanımlamak için çok güzel bir benzetme kullanıyor. Yahudi ve dinsizler arasında uygulanan bir adet olan adak şarabı dökülmesini ya da sunu takdim edilirken üzerine özel içkinin dökülmesini bir örnek olarak alıyor.

Filipililer’den sunan kişiler olarak söz ediyor. Sunu onların imanıdır. Pavlus’un kendisi adak şarabıdır.

Williams şöyle bir yorum getirir:

Elçi, Filipililer’in güç ve fedakarlığını onlarınkini yüceltip kendisininkini küçümseyerek karşılaştırır. Her iki taraf da Müjde’nin uğruna yaşamlarını tehlikeye atmakla birlikte, Pavlus onlarınkini büyük sunu, kendisininkini de onun üzerine dökülen adak şarabı olarak kabul eder. Bu güzel konuşmasıyla adeta şehit olacağı zamanın yaklaşmakta olduğunu belirtir. 5

Eğer onun payı bu ise, o sevinir ve sevinçlerine katılırdı.

2:18   Aynı şekilde Filipililer de sevinmeli ve Pavlus’un sevincine katılmalıdır. O’nun olası şehitliğine bir trajedi olarak bakmayıp eve böyle görkemli bir şekilde gittiğinden dolayı onu kutlamalıdırlar.

2:19   Bu ana dek Pavlus, kendini feda eden sevgiye iki örnek olarak kendisini ve Rab İsa’yı gösterdi. Her ikisi de yaşamlarını vermeye istekliydi. Kendini düşünmeyenlerin diğer iki örneği de Timoteos ve Epafrodit’tir.

Elçi, yakında onları Filipi’ye yollanmayı ve onlardan alacağı haberlerle içinin rahatlayacağını umuyor.

2:20   Pavlus’un arkadaşları arasında Filipililer’in ruhsal durumuyla kendini düşünmeden ilgilenen Timoteos’un özel bir yeri vardır. Pavlus’un aynı güveni duyarak gönderebileceği başka kimse yoktu. Bu, Timoteos gibi genç birisi için gerçekten değerli bir tavsiye idi!

2:21   Diğerleri kendi kişisel işlerinin okyanusunda kaybolmuşlardı. Bu dünyanın dertleriyle öylesine meşgul durumdaydılar ki, Mesih İsa’nın işlerine ayıracak zamanları yoktu. Bu durum, bir gün bizim evlerimiz, buzdolaplarımız, televizyonlarımız ve diğer şeylerden oluşan küçük dünyalarımız için de bir mesaj veriyor olabilir mi? (Luk.8:14’e bkz.)

2:22   Timoteos elçinin imanda bir çocuğuydu ve rolünü gerçek bir sadakatle yerine getirdi. Onlar onun değeri kanıtlanmış kişiliğini, babasının yanındaki bir çocuk gibi çalıştığını biliyorlardı, böylece de Timoteos Müjde’nin yayılması için Pavlus’un yanında hizmet ediyordu.

2:23,24   Timoteos kendisini kanıtlamış olduğundan, Pavlus onu, Sezar’a olan başvurusunun sonucunu öğrenir öğrenmez Filipililer’e göndermeyi umut ediyordu. Bu, kuşkusuz durumum belli olur olmaz derken, elçinin kastettiği şeydir. Başvurusunun başarıya ulaşacağını ve serbest bırakılıp Filipililer’i bir kez daha ziyaret edebileceğini ummaktadır.

2:25   Bundan sonra Mesih’in düşüncesini Epafrodit’te görürüz. Bu kişinin Koloseliler 4:12’deki Epafra ile aynı kişi olup olmadığından emin olamayız. O, Filipi’de yaşadı ve oradaki kilisenin bir habercisiydi.

Pavlus ondan şöyle söz eder:

  1. Kardeşim,
  2. Emektaşım,
  3. Mücadele arkadaşım.

İlki sevgiyi, ikincisi ağır işi, üçüncüsü de uğraşı çağrıştırır. O başkalarıyla çalışabilen biriydi. Bu, kuşkusuz Mesih inanlısının yaşamında ve hizmetinde önemli bir temel özelliktir. Bu, imanlı için bağımsız çalışmak ve her şeyi kendi isteği doğrultusunda yapmaktır. Başkalarıyla çalışmak, “ikinci derecede” rol oynamak, kişisel farklılıklara izin vermek, kişisel istek ve düşünceleri topluluğun iyiliği için geri planda tutmak çok daha zordur. Emektaşlar ve mücadele arkadaşları olalım.

Ek olarak Pavlus ondan, muhtaç anında kendisine yardım etmiş elçi olarak söz ediyor. Bu bize onun kişiliği ile ilgili diğer değerli ipucunu verir. O, sıradan görülen işleri yapmaya istekliydi. Bugün çok kişi, dıştan bakıldığında açık ve hoş görünen işlerle ilgilenmektedir. Günlük işleri sakin ve göze batmayacak şekilde yapmakta olanlar için minnettarız! Epafrodit zor işleri yaparak kendisini alçalttı. Tanrı da onu, sadık hizmetini Filipililer 2. bölümde gelecek tüm kuşakların okuması için kaydettirerek yüceltti.

2:26   Kutsallar Epafrodit’i, yardım etmesi için en az 1.100 km uzakta bulunan Pavlus’a yolladılar. Sadık elçi sonuçta hastalandı ve gerçekten de ölüme çok yaklaşmıştı. Onu, hastalığından çok kutsalların bunu işitme korkusu yakından ilgilendiriyordu. Eğer duysaydılar onu bu uzun yolculuğa gönderip yaşamını tehlikeye soktukları için kendilerine kızarlardı. Gerçekten de Epafrodit’te “huzurlu bir yürek” görüyoruz.

Birçok Mesih inanlısı maalesef hastalıkları ve ameliyatları üzerinde uzun uzun durma alışkanlığındadır. Bu, çoğu kez bencil yaşamla bağlantılı, kendi kendine acıma, kendisiyle oyalanma ve gösteriş gibi günahların bir göstergesidir.

2:27   Epafrodit ölüm derecesinde hastalanmıştı, ama Tanrı ona merhamet etti. Bu bölüm tanrısal iyileşme üzerine tuttuğu ışık nedeniyle değerlidir:

  1. İlk olarak hastalık her zaman günahın sonucu değildir. Burada görevlerini sadık bir şekilde yerine getirirken hasta düşen birini görüyoruz (30.ayete de bkz.). “… Mesih’in işi uğruna neredeyse ölüyordu.”
  2. İkinci olarak ani ve mucizevi bir iyileşmenin her zaman Tanrı’nın isteği olmadığını öğreniyoruz. Anlaşıldığına göre Epafrodit’in hastalığı uzamıştı ve iyileşmesi zaman almıştı (ayrıca 2Ti.4:20 ve 3Yu.2’ye de bkz.).
  3. Üçüncü olarak da, iyileşmenin Tanrı’nın bir merhameti olduğunu ve bizim, bunu O’ndan hakkımız olan bir şeymiş gibi isteyemeyeceğimizi öğreniyoruz.

Pavlus Tanrı’nın yalnız Epafrodit’e değil, acı üstüne acı duymasın diye kendisine de merhamet ettiğini ekliyor. Elçi tutukluğu nedeniyle epeyce büyük bir üzüntü içindeydi. Eğer Epafrodit ölseydi, ayrıca bir acı duyacaktı.

2:28   Şimdi Epafrodit iyileşmişti; Pavlus da onu daha büyük bir istekle eve gönderdi. Filipililer sevgili kardeşlerine yeniden kavuştuklarında sevinebilirlerdi ve bu da Pavlus’un kaygısını azaltırdı.

2:29   Epafrodit’i yalnızca sevinçle kabul etmeleri değil, bu sevgili Tanrı adamını onurlandırmaları da gerekiyordu. Rab’bin işiyle meşgul olmak büyük bir şeref ve ayrıcalıktır. Bu, çok yakın oldukları birini ilgilendirse bile, kutsallar buna özen gösterilmelidir.

2:30   Önce de söz edildiği gibi Epafrodit’in hastalığı, onun Mesih için durmadan çalışmasıyla doğrudan ilişkiliydi. Rab’bin gözünde bunun değeri büyüktür. Mesih için çok çalışıp bitkin düşmek, tembelce oturup hastalanmaktan iyidir. Mesih’in hizmetinde gerçekleşen ölüm, kaza ya da hastalıktan gerçekleşen ve istatistiksel veriye dönüşebilen bir ölümden daha iyidir.

“Bana yapamadığınız yardımı yapmak” Filipililer’in Pavlus’u ihmal ettiği ve onların yapması gerekeni Epafrodit’in yaptığı anlamına mı geliyor? İlk planda Epafrodit’i Pavlus’a yollayanlar Filipi’deki kutsallar olduğundan, bu, olası görünmüyor.

Bizce onların yapamadığı yardım, Roma’dan uzak olmaları yüzünden Pavlus’u şahsen ziyaret edip ona doğrudan yardım etme konusunda yetersiz kalmalarını işaret etmektedir. Elçi onları azarlamak yerine, yalnızca onların şahsen yapamadıklarını temsilcileri olarak Epafrodit’in yaptığını belirtiyor.

 

Kutsal Kitap

1 Böylece Mesih’ten gelen bir cesaret, sevgiden doğan bir teselli ve Ruh’la bir paydaşlık varsa, yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşüncede, sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın.
2 (SEE 2:1)
3 Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın.
4 Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin.
5 Mesih İsa’daki düşünce sizde de olsun.
6 Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı.
7 Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.
8 (SEE 2:7)
9 Bunun için de Tanrı O’nu pek çok yükseltti ve O’na her adın üstünde olan adı bağışladı.
10 Öyle ki, İsa’nın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söylesin.
11 (SEE 2:10)
12 Öyleyse sevgili kardeşlerim, her zaman söz dinlediğiniz gibi, yalnız ben aranızdayken değil, ama özellikle aranızda olmadığım şu anda da kurtuluşunuzu saygı ve korkuyla etkin kılın.
13 Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır.
14 Her şeyi söylenmeden ve çekişmeden yapın ki, yaşam sözüne sımsıkı sarılarak aralarında evrendeki yıldızlar gibi parladığınız bu eğri ve sapık kuşağın ortasında kusursuz ve saf, Tanrı’nın lekesiz çocukları olasınız. Öyle ki, boşuna koşmadığımı, boşuna emek vermediğimi görerek Mesih’in gününde övünecek bir nedenim olsun.
15 (SEE 2:14)
16 (SEE 2:14)
17 Kanım imanınızın sunusu ve hizmeti üzerine adak şarabı gibi dökülecek olsa da seviniyor, hepinizin sevincine katılıyorum.
18 Aynı şekilde siz de sevinin ve benim sevincime katılın.
19 Durumunuzu öğrenmek, böylece içimi rahatlatmak üzere yakında Timoteos’u yanınıza gönderebileceğime ilişkin Rab İsa’da umudum var.
20 Timoteos gibi düşünen, durumunuzla içtenlikle ilgilenecek başka kimsem yok.
21 Herkes kendi işini düşünüyor, Mesih İsa’nınkini değil.
22 Ama Timoteos’un, değerini kanıtlamış biri olduğunu, babasının yanında hizmet eden çocuk gibi, Müjde’nin yayılması için benim yanımda hizmet ettiğini bilirsiniz.
23 Durumum belli olur olmaz onu size göndermeyi umuyorum.
24 Ben de yakında geleceğim, bu konuda Rab’be güveniyorum.
25 Ama muhtaç anımda bana yardım etmek üzere gönderdiğiniz elçiyi, omuz omuza mücadele verdiğim kardeşim ve emektaşım Epafroditus’u size geri yollamayı gerekli gördüm.
26 Çünkü hepinizi özlüyor, hasta olduğunu öğrendiğiniz için çok üzülüyordu.
27 Gerçekten de ölecek kadar hastaydı. Ama Tanrı ona acıdı; yalnız ona değil,acı üstüne acı duymayayım diye bana da acıdı.
28 İşte bu nedenle, onu tekrar görüp sevinesiniz diye kendisini daha büyük bir istekle yanınıza gönderiyorum. Böylelikle benim de kaygılarım hafifleyecek.
29 Onu Rab’de tam bir sevinçle kabul edin, onun gibi kişileri onurlandırın.
30 Çünkü sizin bana yapamadığınız yardımı yapmak için canını tehlikeye atarak Mesih’in işi uğruna neredeyse ölüyordu.

1. F.B. Meyer, Devotional Commentary on Philippians, sf. 77-79.

2. King, Joy Way, sf. 51.

3. E.H. Gifford, The İncarnation, sf. 44-45.

4. Charles R. Erdman, daha fazla bilgi mevcut değildir.

5. George Williams, The Student’s Commentary on the Holy Scriptures, sf. 931.