Filipililer 3

V. SAHTE ÖĞRETİCİLERE KARŞI UYARI (3:1-3)

3:1   ‘Sonuç olarak kardeşlerim’ sözü, Pavlus’un mektubunu bitirmek üzere olduğu anlamına gelmez. Tam anlamı ‘…kalanına gelince’dir. Aynısı 4:8’de yine kullanılmıştır.

Pavlus onları Rab’de sevinmeleri için teşvik ediyor. Mesih inanlısı bulunduğu koşullar ne olursa olsun Rab’de her zaman gerçek sevinci bulabilir.

Onu Kurtarıcısı’ndan mahrum bırakmadıkça, hiçbir şey sevincini etkileyemez, ki bu da, açıkça olanak dışıdır. Doğal mutluluklar acı, keder, hastalık, yoksulluk ve trajedilerden etkilenir. Ancak Mesih inanlısının sevinci yaşamın tüm dalgalarının üzerinde gider. Bunun kanıtı Pavlus’un bu teşviki hapishaneden vermesi gerçeğinde yatar. Elbette ki, onun gibi birinden öğüt alabiliriz!

Kendisini Filipililer’e tekrar etmeyi bıktırıcı bulmuyor, çünkü bunun onların güvenliği için olduğunu biliyor. Ancak bunu nasıl yapıyor? Bu, onlara Rab’de sevinin diye ısrar ettiği önceki söze mi göndermede bulunuyor? Ya da onları Yahudileşme taraftarlarına karşı uyardığı yeri izleyen ayetleri mi kastediyor? İkinci görüşün doğru olduğuna inanıyoruz. Sakının sözcüğünü ikinci ayette üç kez kullanıyor. Bu tekrarı yapmak onun için sıkıcı değildir, ancak diğerleri için güvencedir.

3:2   Köpeklerden, kötülük yapanlardan ve sünnet bağnazlarından sakınmaları gerekiyor. Her üç söz de büyük olasılıkla aynı gruptan insanlara yöneliktir. Mesih inanlılarını Yahudi yasalarının altına sokmaya çalışan ve aklanmanın yasayı yerine getirmek ve geleneklere uymakla elde edilebileceğini öğreten sahte öğretmenlerdir.

Kutsal Kitap’ta köpekler temiz olmayan hayvanlardır. Bu terim Yahudilerce Yahudi olmayanları tanımlamada kullanılırdı! Doğu ülkelerinde köpekler evsiz, başıboş biçimde sokaklarda dolaşan ve mümkün oldukça yiyecek aşıran yaratıklar olarak kabul edilirdi. Pavlus burada her şeyi tersine çeviriyor ve bu terimi kiliseyi bozmaya çalışan Yahudi sahte öğretmenleri tanımlamak için kullanıyor. Dinsel gelenek ve adetlerle var olmaya çalışanlar da aslında onlardı. “Şölen masasına oturacakken ekmek kırıntılarını” topluyorlardı.

İkinci olarak onlar kötülük yapanlardı. Kendi sahte öğretilerini yaymak için, gerçek imanlı olduklarını söyleyerek Hıristiyan topluluklara katılıyorlardı. İşlerinin sonuçları yalnızca kötü yönde olabilirdi.

Ardından Pavlus onları sünnet bağnazları diye de adlandırıyor. Bu onların sünnet konusundaki tutumlarını tanımlamak için kullanılan iğneleyici bir terimdir. Hiç kuşku yok ki, onlar bir insanın kurtulabilmesi için sünnet olması gerektiğinde ısrar ediyorlardı. Bundan tüm kastettikleri fiziksel olarak sünnet olayıydı. Sünnetin ruhsal anlamıyla hiçbir ilgileri yoktu. Sünnet bedene, ölümü anımsatır. Doğal bedenin isteklerine izin verilmemesi anlamına gelir. Sünnet olayında ısrar ederken bedeni tümüyle başıboş bırakmış oldular. Bedenin çarmıhta öldüğü konusunu yürekten kabullenme yoktu. Pavlus, onların yalnızca bedenin birazının kesilmesiyle ilgilendiklerini belirtiyor. Bu tören ve törenin altında yatan gerçek anlam arasındaki farkı ayırt edemediklerini söylüyor.

3:3   Buna karşıt olarak Pavlus gerçek sünnetliler (gerçek imanlılar) bizleriz diyor; Yahudi ailede doğmuş olanlar ya da fiziksel olarak sünnet olmuş olanlar değil, bedenin yararsız olduğunu ve insanın Tanrı’nın onaylayıcı gülümsemesini kendi çabalarıyla kazanamayacağını fark edenler! Bunun ardından Pavlus, gerçek sünnetlilerin üç özelliğini sıralıyor:

  1. Onlar Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla tapınıyorlar. Onlarınki yalnızca basit bir dinsel tören değil, gerçek ruhsal tapınmadır. İnsan gerçek tapınmada Tanrının huzuruna imanla girer ve sevgisini, şükranını sunarak saygıyla tapınır. Öte yandan duygusal olan tapınmada güzel binalar, kilise mobilyaları, ayrıntılı törenler, desenli kumaştan rahip elbiseleri ve duyguları okşayıcı her şey vardır.
  2. Gerçek sünnetliler Mesih İsa’yla övünürler. Onların övünme nedeni O’dur. Kişisel hünerlerle, kültürel özgeçmişle ya da dinsel törenlere sadık olmakla övünmezler.
  3. Benliğe güvenmiyorlardı. Bedensel çabalarla kurtulabileceklerini ya da sonrasında kendi çabalarıyla aynı şekilde kalacaklarını düşünmüyorlardı. Ademden gelen doğalarından iyi bir şey beklemediklerinden, bir şey bulamayınca da üzülmediler.

VI. PAVLUS’UN SOYU VE MESİH İÇİN TERK ETTİĞİ KİŞİSEL  BAŞARILARI (3:4-14)

3:4   Pavlus benliğe dayalı üstünlük ve hünerleri ile övünen bu adamları düşününce, kuşkusuz dudaklarında bir gülümseme belirmiştir. Eğer onlar övünebiliyorsa o daha çok övünebilirdi. Pavlus, sonraki iki ayette bize, insanların normalde sahip olmakla övündüğü doğal niteliklere kendisinin de fazlasıyla sahip olduğunu gösteriyor.

Bu iki ayetle ilgili Arnot şöyle der: “Kendini üstün gören Ferisinin tüm varlığı burada gözler önüne serilmiştir. O, kirli paçavralarını göstermekten hoşlanır, onları açık bir şekilde sergiler.”

Pavlus’un soy (50.ayet), Yasa’ya bağlılık (56.ayet), gayret (60.ayet) ve Yasa’ya dayanan doğruluğa bağlı olarak (66) doğan gururdan söz ettiğini fark edeceksiniz.

3:5   Burada Pavlus’un doğal bedene ait üstünlüklerinin bir listesi vardır:

  • Sekizinci gün sünnet oldu –Doğuştan Yahudi’ydi, İsmail soyundan ya da Yahudiliğe sonradan geçmiş biri değildi.
  • İsrail soyundan –Tanrı’nın yeryüzündeki seçilmiş halkının bir üyesiydi.
  • Benyamin oymağındandı –İsrail’e ilk kralı veren soylu ve önder bir oymaktı (Hak.5:14).
  • Özbeöz İbrani’ydi –Ulusun özgün diline, adetlerine ve geleneklerine bağlı bir koldandı.
  • Kutsal Yasa’ya bağlılık derseniz Ferisiydi –Sadukiler diriliş öğretisini reddederken Ferisiler yasaya bağlı kalıyorlardı.

3:6   Gayret derseniz, kiliseye zulmeden biriydim – Pavlus Hıristiyan adı verilen “mezhebi” temizlemeye çalışırken gerçekten de Tanrı’ya hizmet ettiğini düşünüyordu. O inançta kendi dinine yönelik bir tehdit gördü ve onun kökünü kazıması gerektiğini düşündü.

Yasa’ya dayanan doğruluk derseniz, kusursuzdum – Bu, Pavlus’un Yasa’yı mükemmel bir şekilde yerine getirdiği anlamına gelmez. Romalılar 7:9’da durumun öyle olmadığını itiraf eder. Kendisinden günahsız diye değil, kusursuz diye söz ediyor. Biz yalnızca Pavlus’un Yasa’nın herhangi bir bölümünü her bozduğunda gerekli olan kurbanı sunma konusunda dikkatli olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Başka bir deyişle, Yahudiliğin kurallarını harfi harfine yerine getirme konusunda çok titizdi.

Tarsuslu Saul doğumu, soy ağacı, Yasa’ya bağlılığı, gayreti ve kişisel doğruluğu açılarından göze çarpan birisiydi.

3:7   Ancak şimdi elçi harika vazgeçişini açıklar. Kendi “kârzarar raporunu” verir. Bir yandan kendisine kazanç olmuş olan ve yukarıda sözü edilen şeyleri sıralar. Öbür yanda ise tek sözcükle Mesih diye yazar. Mesih’te bulduğu hazine ile karşılaştırılınca tüm bunların değeri bir hiçtir. Onları Mesih uğruna zarar saydı. Guy King şöyle der: “Tüm parasal, maddi, fiziksel, zihinsel, ahlaksal ve dinsel kazançlar Yüce Kazanç ile karşılaştırıldıklarında kazanç bile sayılmazlar.” 1

Bu tür şeylere güvendiği sürece asla kurtuluş bulamazdı. Kurtuluş bulduktan sonra bütün bu şeylerin onun için hiçbir anlamı kalmamıştı. Çünkü Rab’bin görkemini görmüştü ve karşılaştırma yapıldığında tüm diğer yücelikler anlamsız kalmıştı.

3:8   Pavlus kurtuluş için Mesih’e gelmekle bütün bu şeylerden vazgeçmişti ve Rab’bi İsa Mesih’i tanımanın üstün değeri ile karşılaştırıldığında diğerlerini değersiz saydı. Tanımanın üstün değeri, “üstün bilgi” ya da “bilmenin üstün değeri” anlamında bir İbrani deyişidir.

Soyu, ülkesi, kültürü, saygınlığı, eğitimi, dini ve kişisel hünerleri – tüm bunlar elçinin övünme nedeni olarak terk ettiği niteliklerdir. Gerçekten de Mesih’i kazanabilmek için o şeyleri pislik ya da süprüntü saydı.

Bu ve izleyen ayette şimdiki zaman kullanılıyor olsa da Pavlus geriye, Rab İsa’ya iman ettiği zamana bakmaktadır. Mesih’i kazanabilmek için çok değer vermesi gerektiği öğretilen şeylere sırtını dönmek zorundaydı. Eğer kazanç olarak Mesih’i alacaksa, annesinin dinine, babasının mirasına ve kendi kişisel hünerlerine “hoşça kal” demesi gerekiyordu.

Öyle de yaptı! Kurtuluş umudu olarak Yahudilikle olan bağlarını tümüyle kopardı. Böyle yapmakla akrabaları tarafından mirastan mahrum bırakılmıştı, eski arkadaşları tarafından reddedilmişti ve kendi insanlarının elinden acı çekmişti. Mesih inancını kabul ettiğinde kelimenin tam anlamıyla her şeyi yitirmenin acısını çekmişti. 8. ayette şimdiki zaman kullanıldığından, sanki Pavlus halen Mesih’i kazanmaya çalışıyor gibi görünür. Aslında O’nu Rab ve Kurtarıcı olarak ilk kabul ettiğinde Mesih’i kazanmıştı. Şimdiki zaman, halen onun tutumunun bu olduğunu gösterir; Rab İsa’yı bilmenin değeri ile karşılaştırıldığında her şeyi süprüntü saymaktadır.

3:9   Mesih’le birleşmiş olayım. Pavlus burada sanki hâlâ Mesih’le birleşmeye çalışıyor gibidir. Ancak gerçekte kurtuluşundan önce yüz yüze kaldığı o çok büyük karar anına, geriye bakmaktadır. Kurtuluş için kendi çabalarını terk edip Mesih’e güvenmeye razı mıydı? Seçimini yapmıştı. Mesih’le birleşebilmek için her şeyi terk etmişti. Rab İsa’ya iman ettiği anda Tanrı’nın önünde yeni bir konuma sahip olmuştu. O artık günahlı Adem’in bir çocuğu olarak değil, Rab İsa’nın Baba Tanrı önünde zevk aldığı tüm iyiliklerden zevk alan Mesih’te biri olarak görülür.

Aynı şekilde Kutsal Yasa’ya uyarak kazanmaya çalıştığı, pislikten farksız kendine özgü doğruluğu terk edip Kurtarıcıyı kabul eden herkese armağan edilen Tanrı’dan gelen doğruluğu seçti. Burada doğruluktan bir elbise ya da örtü gibi söz edilir. İnsanın Tanrı’nın lütfunda kalabilmesi için doğruluğa gereksinimi vardır. Ancak insan bunu kendi kendine yapamaz. Bu nedenle Tanrı, Oğlu’nu Rab ve Kurtarıcı olarak kabul edenlere Kendi doğruluğunu verir. “Tanrı, Mesih sayesinde kendisinin doğruluğu olalım diye, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah yaptı” (2Ko.5:21).

Tekrar vurgulamak isteriz ki, 8 ve 9. ayetler Pavlus’un Tanrı’nın doğruluğunu henüz almamış olduğunu öne sürmemektedir. Tersine Şam’a giden yolda değiştiğinde, bu onun bir mülkü haline geldi. Buradaki şimdiki zaman kullanımı, bu önemli olayın sonuçlarının bugüne dek sürmekte olduğunu ve Pavlusun hâlâ Mesih’i, vazgeçtiği tüm şeylerden çok daha değerli gördüğünü belirtir.

3:10   Bu ayeti okurken elçinin yaşamındaki duyguların zirvesine geliriz. F.B. Meyer şöyle der; “Canın kişisel Mesih’i arayışı.”

Bu bölümle ilgili en sık yapılan şey, onu “ruhsallaştırma”dır. Yani elemler, ölüm ve diriliş, ifade ettikleri kelime anlamlarının dışındaki anlamlarda kullanılmışlardır. Daha çok, bunların düşüncelerde yaşanan elemi, benliğe ölmeyi ve dirilenin yaşamını sürme vs. gibi ruhsal deneyimleri tanımlamada kullanıldığı belirtilir. Bununla birlikte, biz bu bölümün harfiyen anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Pavlus Mesih’in yaşadığı gibi yaşamak isteğini söylüyor. İsa acı çekti mi? Pavlus da acı çekmek istiyor. Ardından ise Pavlus, Mesih için hizmet ederken ölmek istiyor. İsa ölüler arasından mı dirildi? Pavlus da aynısını yapmak istiyor. Hizmetçinin Efendisinden üstün olmadığının farkındadır. Böylece elemlerinde, ölümünde ve dirilişinde Mesih’i izlemeyi arzuluyordu. Herkesin bu görüşte olması gerektiğini söylemiyor, ancak onun için başka bir yol olamazdı.

O’nu tanıyayım. O’nu tanımak demek, günlük yaşamın işlerinde O’nunla çok yakın bir ilişki içinde olarak elçinin daha çok Mesih benzeri olabilmesi demektir. O, Mesih’in yaşamının kendisinde aynı şekilde ortaya çıkmasını istemektedir.

Dirilişin gücü. Rab’bi ölümden dirilten güç, Kutsal Yazı’da insanlığın şimdiye dek gördüğü en üstün gücün sergilenişi olarak açıklanır (Ef.1:19-20). Bu, sanki tüm karanlık güçlerin O’nun bedenini mezarda tutmak için çabalaması gibi görünebilir. Tanrı’nın yüce gücü Rab İsa’yı üçüncü gün ölümden dirilterek bu şeytani güçleri bozguna uğrattı. Aynı güç, iman yoluyla Rab’be ait olan tüm imanlıların hizmetine verilmiştir. Pavlus bu gücü yaşamında ve tanıklığında yaşayabilmek için duyduğu hevesi dile getiriyor.

Elemlerine ortak olmak. Mesih için acıya katlanabilmek tanrısal bir güç gerektirir. Bu nedenle dirilişinin gücü, elemlerine ortak olmanın önünde gelmektedir.

Rab’bin yaşamında yücelikten önce elemler vardı. Öyleyse Pavlus’un yaşamında da öyle olmalıydı. O da Mesih’in elemlerini paylaşmalıydı. Mesih’inkinde olduğu gibi kendi elemlerinin kefaret edici bir değerinin olmayacağının farkındaydı, ancak şunu da biliyordu ki, Rab’bin kırbaçlandığı, reddedildiği ve çarmıha gerildiği bir dünyada lüks ve rahatlık içinde yaşamak onun için hiç uygun olmazdı. Jowett şöyle der: “O Zeytin Dağındaki zaferi paylaşmaktan hoşnut değildi, Getsemani’nin soğukluğunu, acısını ve yalnızlığını da hissetmek istedi.” 2

Ölümünde O’na benzeyerek. Daha önce de söz edildiği gibi bu, Pavlus’un çarmıha gerilmiş olarak yaşamak istediği, pratik olarak günahta, benlikte ve dünyada ölü olmak istediği anlamındadır. Ancak böyle bir yorumun, bu bölümü sarsıcı etkisinden yoksun bıraktığı kanısındayız. Öyle bir anlamı olmakla birlikte dahası da vardır. Pavlus Golgota’da çarmıhta ölmüş olmanın içten ve tutkulu bir izleyicisiydi. Yalnızca bu değil, Mesih inanlıları topluluğunun ilk şehidi verildiğinde de hayattaydı; hatta onun öldürülmesi olayında suç ortağıydı! Bizce Pavlus yaşamını aynı şekilde vermeye çok istekliydi. Belki de şehitlik dışında daha rahat bir şekilde cennete gitseydi, orada İstefanos ile karşılaştığında çok utanacaktı. Jowett de buna katılır:

Birçok inanlı “kan dökme”nin olmadığı harcamalar yapmaktan memnundur. Kendi gereksinimleri dışında kalan şeyleri verirler. Hediyeleri kendilerine fazla bağlı olmayan şeylerdir ve onların teslim edilmesi kan dökmeyi gerektirmez. Hayati konular içermediği sürece fedakarlıkta bulunurlar, ancak gerçekten hayati bir istekte bulunulduğunda onları bulamazsınız. Hurma dalı ya da bayrak gibi renkli süslere biraz para harcamaktan çekinmezler; görkemli ortamlarda ön planda yer alırlar. Ancak, rahat yaşam yerini kötülüğün işaretleri ve tehditlere bırakınca, hemen güvenli yerlere savuşurlar. Ancak Elçi bu yüce ve tehlikeli durumu sevinerek karşılamaktadır. Göklerin Egemenliğinin hizmetinde kendi enerji yüklü kanının damlamaya başlaması için adeta sabırsızlanmaktadır! Gerektiği anda onu dökmeye isteklidir. 3

Benzer şekilde Hudson Taylor şunları yazmıştır:

Dünyanın yaşamı için kendimizi vermemiz gereken bir durum vardır… Meyve taşımak için çarmıhı taşımak gerekir. “Bir buğday tanesi de toprağa düşüp ölür ve orada yalnızdır.” “Rab İsa’nın nasıl meyve verdiğini biliyoruz; yalnızca çarmıhını taşıyarak değil, onun üstünde ölerek. Bu konuda O’nu anlıyor muyuz? Uysal inanlılar için uysal bir Mesih ve az sayıdaki inanlılar için acı ve zahmet çekmiş bir Mesih olmak üzere iki tane Mesih yoktur. Sadece bir Mesih vardır. O’nda kalıp meyve vermeye istekli miyiz? 4

Son olarak C. A. Coates şöyle diyor:

Görkem içindeki Mesih’i tanımak, Pavlus’un yüreğinin en büyük arzusuydu ve bu arzu, onun bulunduğu yere ulaşma isteğiyle dopdolu olmasaydı, varlığını sürdüremezdi. Böylece O’nu özleyen yürek içgüdüsel olarak O’nun bu görkeme giderken geçtiği yoldan geçip O’na ulaşmayı arzular. Yürek sorar: “O, bu görkeme nasıl ulaştı? Dirilerek mi? Acılarla ölüm zorunlu bir şekilde dirilişten önce gelmedi mi?” Sonra yürek şöyle der: “O’nu dirilişin görkemine ulaştıran yolun aynısını izleyip O’na ulaşmak kadar hiçbir şey beni mutlu edemez.” Bu şehit ruhudur. Pavlus, kalbini kazanan, Kutsal Olan’ın geçtiği acı ve ölüm yolunun aynısından bir şehit olarak geçerek diriliş ve görkeme ulaşabilmek istiyordu. 5

3:11   Burada yine bir yorum sorunuyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu ayeti, bir kelimeler topluluğu olarak görüp de sadece kelime anlamlarıyla mı değerlendirmeliyiz, yoksa daha ruhsal anlamlar içerdiğini de göz önünde bulundurmalı mıyız? Bu ayet için verilen değişik açıklamaların temel özellikleri şöyle gruplandırılabilir:

  1. Pavlus ölümden diriliş konusunda çok emin değildi, dolayısıyla dirilişe ortak olabilmek için kendisini zorluyordu. Böyle bir görüş olanak dışıdır. Pavlus her zaman, dirilişin insanın kendi çabalarıyla değil, lütuf ile olduğunu öğretmişti. Ek olarak o zaten dirilişe olan kesin güvenini açıklamıştı (2Ko.5:1-8).
  2. Pavlus kesinlikle bedensel bir dirilmeden söz etmiyordu, ancak henüz yeryüzündeyken dirilmiş birinin yaşamını sürmeye olan özlemini kastediyordu. Belki de yorumcuların çoğu bu görüşe sahiptiler.
  3. Pavlus bedensel dirilişten söz ediyordu, ancak kendisinin de buna ortak olması konusunda herhangi bir kuşkuyu dile getirmiyordu. Üstelik, dirilişe götüren yolda önüne çıkabilecek acılarla ilgili bir endişesinin olmadığını söylüyordu. Eğer şimdiki zaman ile diriliş arasında bulunanlar zorlu denemeler ve zulümler ise o, bunlara katlanmaya razıydı. “Ne yapıp yapıp” deyişi kuşkuyu belirtmez (Elç.27:12; Rom.1:10; 11:14’e bkz.), ancak işin bedelini dikkate almayan güçlü bir arzu ya da beklentiyi dile getirir.

Biz üçüncü görüşü savunuyoruz. Elçi, Mesih’le tam bir uyum içinde olmak istedi. Nasıl ki Mesih acı çekmiş, ölmüş ve ölümden dirilmişse, Pavlus da kendisi için bundan daha iyisini istemiyordu. Korkarım bizim lüks, konfor ve rahatlığa olan düşkünlüğümüz, bu Kutsal Kitap ayetlerinin bazılarının keskin ve göze batan bazı uçlarını görmemezlikten gelmemize neden oluyor. Bu ayetlerle Kutsal Kitap’ın geri kalan kısmı arasında bir uyuşmazlık söz konusu değilse, olduğu gibi harfiyen almamız daha güvenli olmaz mıydı?

Bu ayeti bitirmeden önce Pavlus’un ölümden dirilişe erişmekten söz ettiğine dikkat edelim. Bu, tüm ölülerin dirilmesi değildir. Bazılarının dirilip bazılarının mezarda kalacağı bir dirilişi tanımlar. 1Se.4:13-18 ve 1Ko.15:51-57’den biliyoruz ki, imanlılar Mesih’in gelişiyle dirilecekler (bazıları ikinci gelişinde, bazılarıysa Büyük Sıkıntının sonunda), ancak kalan ölüler Mesih’in yeryüzündeki 1000 yıllık egemenliğinin sonuna dek diriltilmeyeceklerdir (Va.20:5).

3:12   Elçi şimdiden yetkinliğe erişmiş olduğunu düşünmüyordu. Yetkinliğe erişmişlik bir önceki ayetteki dirilişi değil, Mesih’e benzer olma olayının bütününü işaret ediyordu. Hayatta daha fazla bir ilerlemenin başarılamayacağı bir duruma ya da günahsızlık durumuna ulaşmanın mümkün olabileceği konusunda hiçbir fikri yoktur. “Doyumun ilerlemenin mezarı” olduğunu fark etmişti.

Böylece Rab İsa’nın amacının onda tamamlanması için devam etti. Elçi, Şam’a giden yolda Mesih İsa tarafından etki altına alınmıştı. Bu önemli karşılaşmanın amacı neydi? Bunun amacı, Pavlus’un o andan itibaren örnek bir imanlı olması ve Tanrı’nın onun aracılığıyla Mesih’in bir insanın yaşamında neler yapabileceğini göstermesiydi. Henüz tümüyle Mesih’e benzer hale gelmemişti. Süreç devam ediyordu ve Tanrı’nın lütfunun işi sürüp derinleşsin diye Pavlus denenmelere tabi tutuluyordu.

3:13   Elindekiyle yetinmeyi öğrenmiş olan bu adam (4:11), ruhsal alandaki kazanımlarıyla asla yetinemiyordu. Kendini henüz yarışı “kazanmış” saymıyordu. Bu durumda ne yaptı?

Ancak şunu yapıyorum. Pavlus’un tek bir amacı, tek bir hedefi ve tutkusu vardı. Bu konuda, “Rab’den bir şey diledim” diyen Davut’a benziyordu.

Geride kalan her şeyi unutup deyişi, yalnızca günahlarını ve başarısızlıklarını değil, doğal ayrıcalıklarını, becerilerini, bu bölümde daha önce tanımlanan başarılarını ve hatta ruhsal zaferlerini bile tanımlıyor olabilir.

İleride olanlara uzanarak deyişi tapınmada, hizmette ya da kişisel karakter gelişiminde, imanlı yaşamının ayrıcalıklarını ve sorumluluklarını kastediyor.

3:14   Pavlus kendisini yarıştaki bir koşucu gibi görüyor. Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru yönelen ve bu yönde her türlü çabayı gösteren biridir.

Hedef koşu yolunun sonundaki bitiş çizgisidir. Ödül, kazanana verilen mükâfattır. Buradaki hedef yaşam koşusunun bitişi ve belki de özellikle Mesih’in Yargı Kürsüsü’dür. Ödül, Pavlus’un bir başka yerde ‘iyi koşanların ödülü’ olarak tanımladığı ‘doğruluk tacı’ da olabilir (2Ti.4:8).

Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrı, O’nun bizi kurtarmakla önümüze koyduğu tüm amaçları içerir. Bu çağrının içinde kurtuluş, Mesih’e benzer olmak, O’nunla birlikte mirasçı olmak, göksel evimize kavuşmak ve başka sayısız ruhsal bereket vardır.

VII. ELÇİ TARAFINDAN ÖRNEĞİ VERİLEN GÖKSEL BİR YAŞAMA TEŞVİK (3:15-21)

3:15   Olgun olanlarımızın hepsi Pavlus gibi, Mesih uğruna acı çekmeye, ölmeye ve Rab İsa’ya benzer olmak için her türlü çabayı göstermeye hazır olmalıdırlar. Bu bazı kişilere aşırı, radikal ya da fanatikçe gelebilir. Ancak olgun olanlar için, Golgota’da kanını akıtıp canını feda etmiş olan Rab’be verilebilecek tek doğru, mantıklı ve uygun karşılık, böyle bir yaşam tarzıdır.

Herhangi bir konuda farklı bir düşünceniz varsa, Tanrı bunu da size açıkça gösterecek. Pavlus böyle riskli bir düşünceyi kabullenme konusunda herkesin kendisiyle aynı fikirde olmayacağının farkındadır. Ancak, bir konuda gerçeği öğrenmeye istekli olan kişiler, Tanrı’nın bunu kendilerine açıkça göstereceği güvencesine sahip olmalıdırlar. Bugün halinden memnun ve rahat bir Hıristiyan yaşamı sürmemizin nedeni, gerçeği bilmek istemememiz ya da Hıristiyan inancının gereklerini yerine getirmeyi arzulamamamız olabilir. Tanrı, kendisini izleme arzusunda olanlara gerçeği göstermeye isteklidir.

3:16   Daha sonra Pavlus, Rab’bin bize verdiği ışığa uygun yaşamamız gerektiğini söylüyor. Mesih inanlıları olarak bizden neyin istendiğini tam olarak öğrenene dek boşa zaman geçirmemeliyiz. Çarmıhta gizli olan bütün anlamları Rab’bin bize açıklamasını beklerken, sahip olduğumuz gerçeğin düzeyi neyse, ona göre yaşamalıyız.

3:17   Pavlus Filipililer’i, kendisini örnek alıp izlemeleri için yüreklendiriyor. Bu, onun böyle sözcükleri yazabilmesini sağlayan örnek yaşamına bir övgüdür. Şu deyişi şakayla karışık sık sık duyarız: “Söylediğimi yap, yaptığımı değil.” Ancak elçi için böyle bir şey geçerli değildi! Kendi yaşamını Mesih’e ve O’nun amacına tüm yüreğiyle adanmışlığın bir örneği olarak gösterebilirdi.

Lehman Stauss şöyle der:

Pavlus “örnek” olabilmek için kendisini, Tanrı’nın merhametinin bir alıcısı olarak düşündü. Rab’bi kabul edişinden sonraki tüm yaşamı, başkalarına bir Mesih inanlısının nasıl yaşaması gerektiğini ana hatlarıyla sunmaya adanmıştı. Tanrı, Pavlus’u iman etmesiyle İsa Mesih’in onun için ne yaptığını, ne yapabileceğini ve başkaları için de neler yapacağının örneğini göstersin diye kurtardı. Merhametini sana ve bana gösterirken Rabbimizin aklında olan özel amaç da bu değil midir? Ben öyle inanıyorum ki, O bizi tüm gelecek imanlılara örnek olmak üzere kurtardı. O’nun lütfuyla kurtulmuş olanların örnekleri olarak mı hizmet ediyoruz? Dilerim öyle olsun! 6

Size verdiğimiz örneğe göre yaşayanlara dikkatle bakın. Bu, Pavlus’un örneğine göre yaşayanları işaret etmektedir. Bir sonraki ayette olduğu gibi bu, onları reddederek dışlama anlamında olmayıp, izlerinden gitmek amacıyla onları gözlemlemek anlamındadır.

3:18   17. ayetin imanlıların izlemeleri gerekenleri resmetmesi gibi, bu bölüm de izlemememiz gerekenleri anlatmaktadır. Elçi bu kişileri özel bir şekilde belirtmiyor. Bunların 2. ayette söz edilen Yahudileşme yanlısı sahte öğretmenler mi, yoksa Hıristiyan olduğunu söyleyip özgürlüğü izne bağlayan ya da lütfu günah için bahane olarak kullanan öğretmenler mi olduğunu söylemiyor.

Pavlus daha önce kutsalları bu adamlarla ilgili olarak uyarmıştı ve şimdi gözyaşları içinde bunu yineliyor. O zaman böyle sert bir uyarının ortasında gözyaşlarının işi ne? Bu yaşlar, o kişilerin Tanrı’nın toplulukları arasında verdikleri zararlar, bozdukları yaşamlar ve Mesih’in adına getirdikleri utanç nedeniyledir. Çarmıhın gerçek anlamını belirsiz hale getirmeleri nedeniyledir. Ayrıca, Rab İsa’nın Kudüs kenti için gözyaşı dökmesi gibi, gerçek sevgi de Mesih’in çarmıhının düşmanlarını haber verirken gözyaşı döker.

3:19   Bu kişiler sonsuz yıkıma uğrayacaklardır. Bu, yok etme anlamına gelmez, ateş gölünde sonsuza dek Tanrı’nın yargısına uğrayacaklardır.

Onların Tanrısı mideleridir. Tüm çabaları, hatta dinsel hizmetleri bile, bedensel iştahların doyurulması için yiyecek (ya da içecek) bulmaya yönelikti. F.B. Meyer bu adamları şu sözlerle tanımlar: “Onların yaşamında kilise yoktur. Tek bildikleri yer mutfak!”

Övündükleri ayıplarıydı. Çıplaklık ve ahlaksız davranışlar gibi utanmaları gereken şeylerle övündüler.

Dünyasal şeylerle meşguldüler. Onlar için hayatta önemli olan şeyler yiyecekler, giysiler, onur, rahatlık ve zevkti. Sonsuzlukla ilgili konular ve göksel şeyler onların ilgisini çekmedi. Dünyada sonsuza dek yaşayacaklarmış gibi yollarına devam ettiler.

3:20   Elçi, gerçek imanlının göksel düşünceden doğan davranışlarının farkını gösteriyor.

Mektup yazıldığında Filipi, Roma’nın bir sömürgesiydi (Elç.16:21). Filipililer Roma vatandaşıydılar ve bunun kendilerine sağladığı güven ve ayrıcalıklardan hoşnuttular. Ancak aynı zamanda bölgesel hükümetlerin de vatandaşıydılar. Bu duruma karşı elçi, imanlılara vatanlarının göklerde olduğunu hatırlatıyor.

Bu, Mesih inanlılarının yeryüzündeki ülkelerin vatandaşları olmadıkları anlamına gelmez.

Diğer ayetler de, yönetimlerin Tanrı tarafından kurulmuş olduğu ve dolayısıyla onlara tabi olmamız gerektiği yönündedir (Rom.13:1-7). Gerçekten de imanlılar Rab’bin açıkça yasaklamadığı tüm konularda yönetimlerine itaat etmelidirler. Filipililer Roma’daki imparatora ve bölge valiliğine bağlı olmakla yükümlüydüler. İmanlılar her şeyden önce Rab’be, sonra da başlarındaki yönetimlere karşı sorumlu ve tabidirler.

Kurtarıcıyı bekliyoruz! Beklemek özgün metinde, yakında olacağına inanılan bir şeyin samimi olarak beklenmesini açıklayan bir ifadedir. Bir şeyi görme ya da işitme beklentisiyle baş ve boyunu ileriye doğru uzatmak anlamına gelir.

3:21   Rab İsa gökten geldiğinde bize ait bu bedenleri değiştirecektir. İnsan bedeninin kendisinde kötü ya da rezil bir yön yoktur. Kötülük onun yanlış şekilde kullanılmasındadır.

Ancak beden düşkündür, utanç bedenidir. Buruşukluklara, izlere, yaşlanmaya, acı çekmeye, hastalığa ve ölüme mahkumdur. Bizi sınırlar ve sıkıntı verir!

Rab onu yüce bir bedenle değiştirecektir. Bunun tam anlamını bilmiyoruz. Artık çürümeye ya da ölüme, doğal engellere ya da zamanın sınırlarına maruz kalmayacaktır. Hem gerçek bir beden olacak hem de cennetin koşullarına tamamen uygun olacaktır. Rab İsa’nın dirilen bedeni gibi olacaktır.

Bu hepimizin aynı görünüşe sahip olacağı anlamına gelmez! İsa dirildikten sonra aynı görünüşe sahipti ve kuşkusuz her birimiz de sonsuzluk içinde kendi bedensel kimliğimizde olacağız.

Bu bölüm, Tanrı’nın nitelikleri açısından Rab İsa gibi olacağımızı da öğretmez. Biz asla ne tümbilgelik ve tümgüce ne de aynı anda çok sayıda yerde bulunabilme özelliğine sahip olacağız.

Ancak ahlaksal yönden Rab İsa gibi olacağız. Günahtan sonsuza dek özgür kılınacağız. Bu bölüm merakımızı giderecek kadar ayrıntı vermiyor, ama bizi rahatlatmaya ve umutlandırmaya yetiyor.

O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeterli olan gücünün etkinliğiyle. Bedenlerimizin değişimi, Rab’bin daha sonra her şeyi kendine bağlı kılmada kullanacağı aynı tanrısal güçle tamamlanacaktır. O kurtarmaya gücü yeten (İbr. 7:25), yardım edebilen (İbr.2:18), düşmekten alıkoymaya gücü yetendir (Yu.24). Bu ayette O’nun, bağlı kılmaya gücü yeten olduğunu görüyoruz.

 

Kutsal Kitap

1 Sonuç olarak, kardeşlerim, Rab’de sevinin. Size aynı şeyleri yazmak bana usanç vermez; hem bu sizin için bir güvencedir.
2 Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!
3 Çünkü gerçek sünnetliler Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih İsa’yla övünen, insansal özelliklere güvenmeyen bizleriz.
4 Ben aslında bunlara da güvenebilirdim. Eğer başka biri bunlara güvenebileceğini sanıyorsa, ben daha çok güvenebilirim.
5 Sekiz günlükken sünnet oldum. İsrail soyundan, Benyamin oymağından, özbeöz İbrani’yim. Kutsal Yasa’ya* bağlılık derseniz, Ferisi’ydim*.
6 v6 Gayret derseniz, kiliseye* zulmeden biriydim. Yasa’ya dayanan doğruluk derseniz, kusursuzdum.
7 Ama benim için kazanç olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım.
8 Dahası var, uğruna her şeyi yitirdiğim Rabbim İsa Mesih’i tanımanın üstün değeri yanında her şeyi zarar sayıyorum, süprüntü sayıyorum. Öyle ki, Mesih’i kazanayım ve Kutsal Yasa’ya dayanan kişisel doğruluğa değil, Mesih’e iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrı’dan gelen doğruluğa sahip olarak Mesih’te bulunayım.
9 (SEE 3:8)
10 Ölümünde O’nunla özdeşleşerek O’nu tanımak, dirilişinin gücünü ve acılarına ortak olmanın ne demek olduğunu bilmek ve böylece ne yapıp yapıp ölümden dirilişe erişmek istiyorum.
11 (SEE 3:10)
12 Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsa’nın beni kazanmakla benim için öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum.
13 Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum.
14 (SEE 3:13)
15 Bunun için olgun olanlarımızın hepsi bu düşüncede olsun. Herhangi bir konuda farklı bir düşünceniz varsa, Tanrı bunu da size açıkça gösterecek.
16 Ancak, eriştiğimiz düzeye uygun bir yaşam sürelim.
17 Kardeşler, hepiniz beni örnek alın. Size verdiğimiz örnek uyarınca yaşayanlara dikkatle bakın.
18 Size defalarca söylediğim gibi, şimdi gözyaşları içinde tekrar söylüyorum: Birçok kişi Mesih’in çarmıhına düşman olarak yaşıyor.
19 Onların sonu yıkımdır; tanrıları mideleridir. Ayıplarıyla övünür, yalnız bu dünyayı düşünürler.
20 Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcı’yı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz.
21 O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliğiyle zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.

1. King, Joy Way, sf. 81.

2. Jowett, Calling, sf. 217.

3. A.g.e., sf. 81-82.

4. Hudson Taylor, Mrs. Howard Taylor’ın Behind the Rangesadlı eserinden alıntı yapılmıştır. sf. 170.

5. C.A. Coates, daha fazla bilgi mevcut değildir.

6. Strauss, Philippians, sf. 202.