Filipililer 4

VIII. UYUMLU YAŞAMAYA, KARŞILIKLI YARDIMLAŞMAYA, SEVİNMEYE, SABRA, DUAYA VE DİSİPLİNLİ BİR DÜŞÜNCE YAŞAMINA ÇAĞRI (4:1-9)

4:1   Elçi, önceki ayette vurguladığı olağanüstü umudu temel alarak, şimdi de onlara Rab’de dimdik durmalarını öğütlüyor. Bu ayet imanlılar için sevgi yüklü hitaplarla doludur. Pavlus önce onlara kardeşlerim diye hitap eder. Ardından onları özlediğini, yani onlarla yeniden birlikte olmak istediğini ekler. Dahası onlardan sevincim, başımın tacı diye söz eder. Kuşkusuz onların şimdilik onun sevinci olduklarını ve Mesih’in Yargı Kürsüsündeyken de başının tacı olacaklarını belirtmektedir. Sonunda da ayeti sevgili sözcüğü ile bitirir. Elçi insanları gerçekten seviyordu ve kuşkusuz Rab’bin işinde etkili olmasının sırlarından biri de budur.

4:2   Evodiya ve Sintihe Filipi’deki kilisede birbiriyle geçinmekte güçlük çeken kadınlardı. Sorunları konusunda bir bilgi yoktur.

Elçi rica ediyorum sözlerini bu öğüdün her ikisi için de geçerli olduğunu göstermek için iki kez kullanıyor. Pavlus onların Rab’de aynı düşüncede olmalarını istiyor. Bizim için günlük yaşamda her konuda uyum içinde olmak olanaksızdır, ancak Rab’le ilgili konularda, O’nun işi devam etsin ve Rab yüceltilsin diye kişisel farklılıklarımızı ortadan kaldırmamız mümkündür.

4:3   Pavlus’un bu ayette söz ettiği gerçek yoldaşın (arkadaşın 1) kimliği konusunda çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Timoteos ve Luka’nın önerilmesine karşın sözü edilen kişinin Epafrodit olması olasıdır. Müjde’nin yayılması için Pavlus’la birlikte mücadele etmiş olan bu kadınlara yardım etmesi istenir. Bizce bu kadınlar Evodiya ve Sintihe’dir. Pavlus onlara deneyimlerinin doğruluğunu kanıtladığı öğütler vermektedir. İki kişinin tartıştığı durumlarda sorun genellikle tarafsız üçüncü bir kişiye gidilerek çözülür. Kendisine başvurulan bu kişi de genellikle olgun ve ruhsal yönden bilge birisi olur. Söz konusu olan, onun olayda gelişi güzel davranıp kolay bir karara varıvermesi değil, Tanrı’nın sözüne başvurarak sürtüşme halindeki kişilere uygun çözümü göstermesidir.

“Benimle birlikte Müjde’yi yaymak için mücadele ettiler” ayetini yorumlarken dikkat edilmelidir. Bu bayanların, Elçi Pavlus ile birlikte Müjde’yi duyurdukları söylenebilir. Kadınlar topluluğa vaaz verme ya da öğretişte bulunma gibi görevleri üstlenmeden de Müjde’nin yayılması için değişik alanlarda hizmet edebilirler. Bu, Mesih’in hizmetkarlarına konukseverlik göstererek, ev ziyaretlerinde bulunarak, daha genç kadın ve çocuklara öğreterek olabilir.

Clement adlı diğer bir hizmetkardan da söz edilir. Onun hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Ardından Pavlus adları Yaşam Kitabında yazılı olan diğer emektaşlarından söz eder. Bu, Mesih’e imana ve hizmete bağlı olan sonsuz ve sözle anlatılamaz bereketleri dile getirmenin çok hoş bir yoludur.

4:4   Pavlus tüm topluluğa dönerek en önemli öğüdünü yineler. Bu öğüdün sırrı Rab’bin sözünde gizlidir. Yaşam koşulları ne denli ağır ve zor olursa olsun bir imanlı için Rab’de sevinmek her zaman mümkündür.

Jowett konuyu şu çarpıcı sözlerle dile getirir:

İnanlının sevinci, içinde bulunduğumuz koşullardan bağımsız bir durumdur. Eğer çevremizdeki şeylere bağlı olsaydı, o zaman gerçekten de rüzgarlı bir gecede korunaksız yanan bir mum kadar belirsiz olurdu. Bir süre parlak ve titremeden yanar, fakat sonra alev fitilin ucuna gelir ve ışık azalır ya da hiç kalmaz. İmanlının sevincinin yaşamın geçici ortamlarıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Dolayısıyla geçmekte olan güne bağlı değildir. Bir an koşullarım kendisini güneşli bir Haziran günü gibi düzenler, daha sonra ise kasvetli bir Kasım günü gibi olurlar. Bir gün düğündeyim, bir yasta! Bir gün çabalarımla on kişiyi Rab’be kazanırım, sonra uzunca bir süre bir tek kişiyi bile kazanamam. Günler hava durumu gibi değişkendir, ama imanlının sevinci devamlı olabilir. Bu devamlılığının sırrı nerededir?

İşte sır: “…ben, dünyanın sonuna dek her sizinle birlikteyim.” İsa değişmez; O, karanlık ve zor günlerde beni terk eden iyi gün dostu gibi değildir. O tüm yaşamım boyunca benimle beraberdir –Başarı ya da sıkıntı dolu günlerde, en acılı ya da en sevinçli anlarda. Yaşam gününde, ölüm gününde, yargı gününde hep yanımdadır! 2

4:5   Şimdi Pavlus onlardan, uysallıklarının tüm insanlarca bilinmesini istiyor. Bu, aynı zamanda teslim olma, tatlı bir makullük ve birinin kendi isteğiyle arzusundan vazgeçmesi olarak da çevrilebilir. Buradaki güçlük, anlatılmak isteneni anlamakta değil, “bütün insanlarca” hükmüne boyun eğmektedir.

Rab’bin yakın olması, Rab şimdi buradadır ya da Rab’bin gelişi yakındır anlamlarına gelebilir. Biz ikincisini kabul ediyor olsak da her ikisi de doğrudur.

4:6   Bir Mesih inanlısının hiç kaygılanmaması gerçekten mümkün müdür? İmanla dua kaynağına sahip olduğumuz sürece bu mümkündür. Ayetin kalan kısmı yaşamlarımızın nasıl günah dolu sıkıntılardan özgür olabileceğini açıklar. Her şey Tanrı’ya duayla götürülmelidir. Her şey her şey anlamına gelir. Hiçbir şey O’nun şefkatli ilgisi karşısında çok büyük ya da çok küçük değildir.

Dua hem bir eylem hem de bir tutumdur. Biz Rab’be belli zamanlarda belli ricalarımızı sunmak için yaklaşırız. Ancak aynı zamanda süreğen bir dua tutumu içinde olmak da mümkündür. Ruh halimizin sürekli duayla desteklenmesi gereklidir. Belki de bu ayetteki dua sözcüğü yaşamımızın genel tutumunu belirtirken, yakarış Rab’be götürdüğümüz özel ricaları ifade eder.

Ancak dileklerimizin Tanrı’ya şükranla bildirilmesi gerektiğine de dikkat edelim. Bir yorumcu ayeti şu şekilde özetler: “Hiçbir şey için kaygılanmamalı, her şey için dua etmeli ve her zaman da şükranla dolu olmalıyız.”

4:7   Eğer bu davranışlar yaşamlarımızın vazgeçilmez parçaları haline gelirse, her türlü kavrayışı aşan Tanrı’nın esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerimizi ve düşüncelerimizi koruyacaktır. Tanrı’nın esenliği Tanrı’ya tam anlamıyla güvenen imanlının canını dolduran kutsal bir sükunet ve rahatlık duygusudur.

Yahve’de kalan yürekler
tümüyle bereket bulur.
O’nun vaat ettiği gibi,
mutlak esenlik ve rahata kavuşur.
    — Frances Ridley Havergal

Bu esenlik her türlü kavrayışı aşar. Dünyasal insanlar bunu anlayamaz. Hatta bu esenliğe sahip olan Hıristiyanlar bile onda harika bir gizem olduğunu zaman zaman keşfederler. Zor duruma düştüklerinde ya da bir trajediyle karşı karşıya kaldıklarında nasıl olup da kaygıya kapılmadıklarını fark edip şaşırırlar.

Bu esenlik, yüreği ve düşünce yaşamını korur. O halde sinir bozuklukları, depresyonlar, sakinleştirici ilaçlar ve zihin yorgunluğunun normal sayıldığı günümüzde bu esenliğin denli gerekli olduğu açıkça ortadadır.

4:8   Elçi şimdi son olarak düşünce yaşamına ilişkin öğütler vermektedir. Kutsal Kitap’ın her yerinde düşüncelerimizi kontrol edebileceğimiz öğretilir. Hem yenilgiye uğramış bir tutumu benimseyip hem de zihnimizi dolduran istenmeyen düşünceleri engelleyemediğimizi söylemek yararsızdır. Aslında engel olabiliriz. Bunun sırrı, olumlu düşünmedir. Bir kişi kötü düşüncelerle Rab İsa’ya ilişkin düşünceleri aynı anda barındıramaz. Eğer böyle bir durum söz konusuysa, hemen Mesih’in işi ve Kişiliği üzerinde konsantre olarak bundan kurtulmalıyız. Günümüzün aydın psikologları da bu konuda Elçi Pavlus’un görüşüne katılıp olumsuz düşünmenin tehlikelerini vurgulamaktadırlar.

Gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, hayranlık uyandıran, erdemli ve övülmeye değer her nitelik İsa’da mevcuttur. Bu erdemlere teker teker bakalım: Gerçeğin anlamı sahte ve güvenilmez olmayan, içten ve gerçek olandır. Saygıdeğer, saygıya layık ve ahlaksal yönden çekici olandır. Doğru olmak, hem Tanrı’ya hem insanlara karşı doğru olmaktır. Pak ifadesi, birinin yaşamındaki üstün ahlaksal değerlere işaret eder. Sevimli ifadesi, baktığımızda ya da düşündüğümüzde beğeni uyandıran, hoş şeyleri ifade eder. Hayranlık uyandıran, itibarlı olan, dürüst anlamlarına gelir. Erdem, elbette ahlaksal mükemmelliği anlatır. Övülmeye değer ise tavsiyeye layık olandır.

7. ayette Pavlus, Tanrı’nın kutsalların düşüncelerini ve yüreklerini İsa Mesih’te koruyacağına ilişkin güvence verir. Ancak bu konuda onlara düşen sorumluluğu kendilerine anımsatmaktan da geri kalmaz. Eğer bir kimse düşünce yaşamını pak tutmak istemiyorsa, Tanrı da pak kalmasını sağlamaz.

4:9   Elçi Pavlus yine kendisini örnek bir kutsal olarak öne sürer. İmanlıların kendisinden öğrendikleri şeyleri ve onun yaşamında gördüklerini yapmalarını ister.

Bu gerçeğin hemen 8. ayeti izlemesi anlamlıdır. Doğru yaşam doğru düşüncenin ürünüdür. Eğer birinin düşünce yaşamı paksa, yaşamı da pak olacaktır. Öte yandan eğer birinin düşünce dünyası kokuşmuş bir kaynak ise, ondan çıkan akıntı da kirli olacaktır. Şunu da unutmayalım: Eğer bir kişi kötü bir düşünceye zihninde uzun süre yer verirse ya da zaman ayırırsa, sonunda üzerinde çok düşündüğü şeyi yerine getirecektir.

Sadık bir biçimde elçinin sergilediği örneğini izleyen kişilere esenlik Tanrısının onlarla birlikte olacağı vaadi verilir. 7. ayette Tanrı’nın esenliği duayla yaşayanlara yönelikken, burada esenlik Tanrısı kutsal olanların rehberidir. Buradaki düşünce, Tanrı’nın kendisini şu anda, yaşamları gerçeğin birer parçası olan herkese sevgiyle yaklaştıracağıdır.

IX. PAVLUS’UN KUTSALLARIN GÖNDERDİĞİ MADDİ YARDIMLARA TEŞEKKÜRLERİ (4:10-20)

4:10   10-19. ayetlerde Pavlus kendisiyle Filipi’deki kilise arasındaki maddi yardım ilişkilerinden söz eder. Tanrı’nın maddi sıkıntı ve zorluklardan geçmeye çağırdığı kutsalları için bu ayetlerin ne denli anlamlı olduklarını kimse bilemez.

Pavlus, belli bir sürenin ardından, sonunda Filipililer’in Rab’bin işi için kendisine yardım göndermelerine seviniyor. Onları yardımsız kaldığı süre nedeniyle suçlamıyor, armağan yollamak isteyip de fırsatları olmadığını belirtip yüceltiyor. Moffatt şöyle çevirir: “Sizde eksik olan, ilgi değil, onu gösterebilme fırsatıydı.”

4:11   Maddi konulara yaklaşımında Pavlus’un kullandığı incelik ve zarafeti görmek çok güzeldir. Onların, herhangi bir şekilde maddi sıkıntılardan yakındığını düşünmelerini istemiyor. Tersine bu tür dünyasal konulardan oldukça bağımsız olduğunu bilmelerini istiyordu. Maddi durumu ne olursa olsun yetinmeyi öğrenmişti. Yetinmek zengin olmaktan daha önemlidir.

“Bir imanlının, midesi boşken başını dik tutabilmeyi, cebi boşken dürüst kalabilmeyi, ücreti ödenmediğinde mutlu kalabilmeyi ve insanlar imansızken Tanrı’da sevinebilmeyi öğrenmesi kutsal bir sırdır.” (Seçmeler)

4:12   Pavlus yoksulluğun, yani yaşam için gerekli temel şeylere sahip olmamanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Bunun yanı sıra, belli bir zamanda gereksinim duyduğundan daha fazlasına sahip olmayı, yani bolluğu da iyi biliyordu. O her durumda ve her koşulda, açlıkta da toklukta da, bollukta da, ihtiyaçta da yaşamayı öğrenmişti. Peki, Elçi bunu nasıl öğrenmişti? Basitçe şöyle: Tanrı’nın isteğini yaptığından emindi. Nerede ve hangi koşullar altında olursa olsun Tanrı’nın bilgisi dahilindeydi. Eğer açsa Tanrı istediği için öyleydi. Toksa yine Tanrı öyle tasarlamıştı. Kralına, imanla ve hararetle hizmette bulunurken şöyle diyebiliyordu: “Evet Baba, senin isteğin buydu.”

4:13   Ardından elçi birçok kişiyi şaşırtan şu sözleri ekler: “Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim.” Gerçekten de sözcük anlamıyla bunu kastetmiş olabilir mi? Elçi gerçekten yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığına mı inanıyor? Yanıtı şudur: Elçi Pavlus her şeyi yapabileceğini söylerken, Tanrı’nın onun için isteği olan her şeyi kastediyordu. Rab’bin, bir emir verdiğinde onu yerine getirme gücünü de verdiğini öğrenmişti. Tanrı’nın, ona gerekli olan lütfu vermeden herhangi bir görevi tamamlamasını istemeyeceğini de biliyordu. Her şey sözü muhtemelen büyük ve cüretkar başarılardan daha çok, yoksulluk ve açlığı kastediyordu.

4:14   Pavlus, sıkıntılarını paylaşmakla Filipililer’in iyi ettiklerini bilmelerini istiyor. Bundan kastettiği, kendisi hapisteyken gereksinimlerinin karşılaması için gönderilen maddi yardımdı.

4:15   Filipililer geçmişte yardımlaşma konusunda üstünlük göstermişlerdi. Pavlus’un çalışmalarının ilk zamanlarında, Makedonya’dan ayrıldığı zaman Filipililer’den başka hiçbir topluluk kendisiyle maddi işbirliğine gitmemişti.

Bu önemsiz görünen ayrıntıların Tanrı’nın değerli sözünde sonsuza dek kaydedilmiş olması dikkate değer bir noktadır. Bu bize, Rab’bin hizmetkarlarına verilmiş olanın aslında Rab’be verilmiş olduğunu öğretir. O her bir kuruşla ilgilenir. Yapılan her şeyi Kendisine yapılmış gibi kaydeder ve taşkın bir ölçekle ödüllendirir.

4:16   Hatta o Selanik’teyken bile gereksinimleri için birkaç kez yardımda bulundular. Filipililer’in Rab’be çok yakın yaşamakta oldukları açıktır. Çünkü Rab onları verme konusunda yönlendirebiliyordu. Kutsal Ruh Elçi Pavlus için onların yüreklerine bir ağırlık veriyordu. Onlar da ona birkaç kez, yani iki kez para göndererek karşılık verdiler. Pavlus’un yalnızca kısa bir süre Selanik’te kalmış olduğunu hatırlarsak ona yaptıkları yardım daha büyük bir anlam kazanır.

4:17   Pavlus’un bencillikten ne denli uzak olduğu bu ayette ortaya konur. Verdikleri armağandan çok onların kazandıklarından mutluluk duyuyordu. Kazancın imanlıların hesabında birikmesini maddi yardımda bulunmalarından daha çok arzu ediyordu. Para, Rab’be verilince de bunun aynısı olur. O tümüyle hesap defterlerinde kayıtlıdır ve günü geldiğinde yüz kat fazlasıyla ödenecektir.

Sahip olduğumuz her şey Rab’be aittir. O’na verdiğimizde yalnızca O’na ait olanı yine O’na vermiş oluruz. Kazançlarının ondalığını verme konusunda tartışan Mesih inanlıları asıl noktayı kaçırmış oluyorlar. Onda birini verme buyruğu yasa altındaki İsraillilere en az vermeleri gerekeni belirtmek için verilmişti. Bu lütuf çağında sorumuz; “Rab ne kadar vereyim?” değil, tersine “kendim için ne kadarını alayım?” olmalıdır. Mesih inanlısının arzusu, gelirinin gitgide artan bir bölümünü Rab’bin işine verebilmek için fedakarca yaşamak olmalıdır ki, böylece insanlar Mesih’in müjdesini işitmeden ölmesinler.

4:18   Pavlus, benim her şeyim var derken, gereksinim duyduğum her şeye sahibim ve bolluktayım demek istiyor. Ticarete dayalı yirminci yüzyılda, Rab’bin bir hizmetkarının para istemeyip tersine kendinde yeterince olduğunu belirtmesi oldukça garip görünür. Günümüzün ardı arkası kesilmeyen para isteme kampanyaları, Tanrı’nın gözünde çok kötüdür ve Mesih’in adına leke düşürür. Bunlar tümüyle gereksizdir. Hudson Taylor bir keresinde şöyle demişti: “Tanrı’nın istediği yolda ilerleyen iş, Tanrı’nın sağladığı kaynaklardan asla yoksun kalmaz.”

Bugünkü sorun, bizim Tanrı için çalışmak ile Tanrı’nın işi arasındaki farkı görmekte başarısız oluşumuzda yatmaktadır. Mesih’e hizmet adı altında hiç de Tanrı’nın isteği olmayan işlerle uğraşıyor olmak mümkündür. Bol paranın olduğu yerde her zaman tanrısal tasdik taşımayan, riskli işlere atılma tehlikesi vardır. Hudson Taylor’dan bir kez daha alıntı yaparsak: “En çok korkmamız gereken yetersiz kazançlar değil, Tanrı’ya adanmamış kazançlardır.”

Epafrodit’in Pavlus’a Filipililer’den getirdiği armağan; güzel kokulu sunu, Tanrı’nın beğenisini kazanan, O’nu hoşnut eden kurban olarak tanımlanır. Bu sözlerin geçtiği bir diğer yer, Mesih’in Kendisini işaret eden Efesliler 5:2’dir. Pavlus Filipililer’in fedakarca yardımlarını, bunun Tanrı’nın gözünde ne anlama geldiğini açıklayarak onurlandırıyor. Bu ona, bir sununun güzel kokusu gibi gelmişti. Hem beğenisini kazanmış hem de hoşnut etmişti.

Jowett şaşkınlığını şöyle dile getirir:

Bu yöresel gibi gözüken iyiliğin alanı ne kadar da geniştir. Biz yoksul birine yardım ettiğimizi düşünürken, aslında Kral ile konuşuyorduk. Bu güzel kokunun küçük bir mahallede kalacağını aklımızdan geçirirken, tüm evrene yayılmıştı. Yalnızca Pavlus’la ilgilendiğimizi düşünürken, kendimizi Pavlus’un Kurtarıcısı olan Rab’be hizmet ederken buluyoruz. 3

4:19   Şimdi Pavlus bu bölümde belki de en çok bilinen ve sevilen ayetini ekliyor. Bu vaadin onların imanlı yaşamlarının tanımını izlediğine dikkat edelim. Başka bir deyişle kendi geçimlerini bile tehlikeye atacak kadar çok miktarda Tanrı’nın işine katkıda bulunduklarından, Tanrı da onların her ihtiyacını karşılayacaktı. Bu ayeti alıp, Tanrı’nın işini hemen hiç düşünmeden kazandıklarını kendileri için harcayıp duran Mesih inanlıları için bir sığınak gibi kullanmak ne kadar kolaydır! “Üzülmeyin. Tanrı her gereksiniminizi karşılar!”

Genel anlamda Tanrı’nın imanlıların gereksinimlerini karşılayacağı doğru ise de bu, sadık ve bağlı bir şekilde Mesih’e verenlerin asla muhtaç durumda kalmayacaklarına ilişkin özel bir vaattir.

Tanrı’nın imanlıların gereksinimlerini Kendi zenginliğiyle Mesih İsa’da görkemli bir şekilde karşıladığı sık sık belirtilir. Eğer bir milyoner bir çocuğa bir kuruş verirse zenginliğinden vermektedir. Ancak önemli bir nedenle yüz bin dolar verirse zenginliğine uygun olarak vermiş olur. Tanrı’nınki ise Kendi zenginliğiyle Mesih İsa’da görkemli bir şekildedir ki, hiçbir şey bundan daha zengin olamaz!

Williams, 19. ayeti iman bankasına yollanmış bir senet olarak görür.

 

Tanrım Bankacının adı
Her ihtiyacımız Senedin değeri
Kendi zenginliğiyle Bankanın sermayesi
Mesih İsa’da Senedin O’nsuz geçersiz olduğu imza
Görkemli bir şekilde Bankanın adresi
Karşılayacaktır Ödeme için verilen söz. 4

4:20   Tanrı’nın, ihtiyaçları zengin bir şekilde karşılayacağını düşünmek elçinin hamtla dolmasına yol açıyor. Bu, Tanrı’nın lütufkar ilgisini her gün yalnızca maddi şeylerde değil, gösterdiği yolda, ayartılmaya karşı yardımda ve gevşeyen dua yaşamının canlandırılışında hissederek yaşayan her birimiz için çok uygun bir anlatım yoludur.

X. SON SELAMLAR (4:21-23)

4:21   Pavlus bir araya gelip, yazmakta olduğu mektubu dinleyecek olan imanlıları düşünerek yanında bulunan kardeşlerle birlikte Mesih İsa’ya ait tüm kutsallara selam söylüyor.

4:22   Sezar’ın ev halkına göndermede bulunması nedeniyle bu ayet birçoğumuzun özel olarak ilgisini çeker. Sözü edilen ev halkının üyeleri kimlerdi? Elçi Pavlus’u izlemekle görevlendirilip ardından kurtuluşa kavuşan askerler miydi? Sarayda çalışan köle ya da özgür kişiler miydi? Ya da bu anlatım Roma hükümetinin bazı görevlilerini mi içeriyordu? Bunu kesin olarak bilemeyiz. Rab’bin sözü sınır tanımaz. En yasak duvarları bile delip geçebilir. Onu yok etmeye çalışanların tam ortasında kendine yer bulabilir. Gerçekten de ölüler diyarının kapıları Mesih İsa’nın topluluğuna karşı gelemeyecektir.

4:23   Pavlus selâmını kendine özgü şekilde sona erdiriyor. Bu mektubun ilk sayfasına serpilen lütuf, sonda yeniden karşımıza çıkıyor. Ağzı yüreğinin doluluğundan taşanı söylüyor. Pavlus’un yüreği tüm çağların en önemli konusu ile dolup taşıyordu: Tanrı’nın Mesih aracılığıyla sunduğu lütuf. Bu harika gerçeğin Pavlus’un yaşamının her alanında belirgin oluşu bizi şaşırtmamalıdır.

Paul Rees şöyle yazıyor:

İnsanların en büyüğü, mektupların en içtenini yazdı; sevgi görevi tamamlandı. Gün sona erdi. Elçinin bileği halen zincirlidir. Asker halen nöbettedir. Hiç önemi yok! Pavlus’un ruhu özgür! Zihni açık! Yüreği parlamakta! Epafrodit ertesi sabah hızlı adımlarla Filipi’ye doğru yola çıkar. 5

 

Kutsal Kitap

1 Bu nedenle, ey sevgililer, sevincim, başımın tacı, içten özlediğim sevgili kardeşlerim, böylece Rab’de dimdik durun.
2 Evodiya’ya rica ediyorum, Sintihi’ye rica ediyorum, Rab yolunda aynı düşüncede olun.
3 Evet, gerçek yoldaşım, sana da yalvarırım, bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klement’le ve adları yaşam kitabında bulunan öbür emektaşlarımla birlikte Müjde’yi yaymak için mücadele ettiler.
4 Rab’de her zaman sevinin; yine söylüyorum, sevinin!
5 Uysallığınız bütün insanlarca bilinsin. Rab’bin gelişi yakındır.
6 Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Tanrı’ya dua edip yalvararak şükranla bildirin.
7 O zaman Tanrı’nın her kavrayışı aşan esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.
8 Sonuç olarak, kardeşlerim, gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, hayranlık uyandıran, erdemli ve övülmeye değer ne varsa, onu düşünün.
9 Benden öğrendiğiniz, kabul ettiğiniz, işittiğiniz, bende gördüğünüz ne varsa, onu yapın. O zaman esenlik veren Tanrı sizinle olacaktır.
10 Bana duyduğunuz ilgiyi sonunda tazelediğiniz için Rab’de çok sevindim. Aslında ilgi duyuyordunuz, ama bunu göstermeye fırsatınız olmadı.
11 Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum. Çünkü ben her durumda eldekiyle yetinmeyi öğrendim.
12 Yoksulluk çekmeyi de bilirim, bolluk içinde yaşamayı da. İster tok ister aç, ister bolluk ister ihtiyaç içinde olayım, her durumda, her koşulda yaşamanın sırrını öğrendim.
13 Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim.
14 Yine de sıkıntılarıma ortak olmakla iyi ettiniz.
15 Siz de bilirsiniz, ey Filipililer, Müjde yayılmaya başladığında, Makedonya’dan ayrılışımdan sonra sizden başka hiçbir topluluk* karşılıklı yardımlaşma konusunda benimle işbirliği yapmadı.
16 Ben Selanik’teyken de, ihtiyacım olduğunda birkaç kez bana yardımda bulundunuz.
17 Armağan peşinde değilim, ama ruhsal kazancın hesabınızda birikmesini istiyorum.
18 Benim her şeyim var, bolluk içindeyim. Epafroditus’un eliyle gönderdiğiniz armağanları alınca bir eksiğim kalmadı. Bunlar güzel kokulu sunular, Tanrı’nın beğenisini kazanan, O’nu hoşnut eden kurbanlardır.
19 Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsa’da görkemli bir biçimde karşılayacaktır.
20 Babamız Tanrı’ya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin.
21 Mesih İsa’ya ait bütün kutsallara selam söyleyin. Yanımdaki kardeşler size selam ederler.
22 Bütün kutsallar, özellikle Sezar’ın* ev halkından olanlar size selam ederler.
23 Rab İsa Mesih’in lütfu ruhunuzla birlikte olsun.

1. “Gerçek Yoldaş” (Yunanca’da su (n) zugos) gerçekte (Synzygus) adında biri de olabilir. Başka yerde geçmemekle birlikte bu, bir kölenin alacağı çeşitten bir ad­dır.

2. Jowett, Day by Day, sf. 169-171.

3. A.g.e., sf. 225.

4. Williams, Student’s Commentary, sf. 934.

5. Paul Rees, The Adequate Man, sf. 127.