Galatyalılar 3

II. ÖĞRETİŞE İLİŞKİN: PAVLUS İMANLA AKLANMAYI SAVUNUYOR (3:1 – 5:1)

A. Müjde’nin Yüce Gerçeği (3:1-9)

 3:1   Davranışları anlayış ve mantık eksikliklerini göstermekteydi. Lütuftan yasaya dönmek büyülenmektir. Büyülü bir sözcükle uyutulmak ve tedbirsizce gerçeğin yerine sahtesini kabul etmektir. Pavlus “sizi kim büyüledi?” diye sorarken çoğul yerine tekil kullandığında (Grekçe Tis) 1 belki de bu yanlış öğretinin Şeytan’dan kaynaklandığını ima etmekteydi. Pavlus’un kendisi, Galatyalılar’a çarmıhın amacının onları yasanın lanet ve esaretinden sonsuza dek kurtarmak olduğunu vurgulamış, İsa Mesih’i çarmıha gerilmiş olarak vaaz etmişti. Yasaya nasıl geri döner ve çarmıhı nasıl küçümseyebilirlerdi? Gerçek, onların üzerinde hiç mi etkili olmamıştı?

3:2   Sorunu kökünden çözümlemek için bir soru yeterli olmalıdır. Pavlus, ilk tövbe ettikleri zamanı, yani Kutsal Ruh’un bedenlerinde konut kurmaya geldiği zamanı hatırlamalarını ister. Ruh’u nasıl aldılar? Yasanın gereklerini yaparak mı, iman ederek mi? Belli ki iman ederek. Hiç kimse yasanın gereklerini yaparak Ruh’u almamıştır.

3:3   Eğer kurtuluşu işlerle elde edemedilerse, yasa aracılığıyla kutsallıkta büyümeyi ya da imanda olgunlaşmayı umabilirler miydi? Eğer onları kurtarmak için Ruh’un gücü gerekli olduysa, insani çabalarla bu kurtuluş sürecini tamamlayabilirler miydi?

3:4   Galatyalılar Mesih’e ilk güvendiklerinde, belki de bir kısmı lütfun müjdesinden nefret eden ateşli Yahudilerin ellerinde şiddetli zulme maruz kaldı. Çektikleri bunca eziyet boşuna mıydı? Yasaya geri dönmekle kendilerine zulmedenlerin haklı olduklarını söylemiş olmuyorlar mıydı? Pavlus bir zamanlar onların, uğruna acı çektiklerin müjdeye geri döneceklerine duyduğu sönmeyen umudu dile getiriyor.

3:5   5. ayetteki O (ya da o)2 sözcüğünün Tanrı’ya mı, Pavlus’a mı ya da Pavlus mektubu yazdığı sırada Galatyalılar’a öğreten başka birini mi kastettiği konusunda sorular vardır. Sonuç olarak buradaki O sözcüğü Tanrı anlamında olmalıdır, çünkü Kutsal Ruh’u ancak O sağlayabilir. Bununla birlikte Tanrı’nın kendisi aracılığıyla isteğini gerçekleştireceği bir araç olan imanlı birini de kastediyor olabilir. İkinci anlamı imanlı hizmetinin çok yüceltilmiş bir görünümü olurdu. Birisi şöyle demiştir: “Her tür gerçek imanlı hizmeti Kutsal Ruh’un başkalarına ifade edilişidir. Bu aslında Ruh’un dağıtılmasıdır.”

Eğer elçi kendisinden söz ediyorsa muhtemelen kendi vaazlarına ve kişilerin Mesih’i kabul etmelerine eşlik etmiş mucizeleri düşünmektir (İbr.2:4). Bununla birlikte fiilin zamanı geçmişte olan bir durumu değil, mektubun yazıldığı sırada da sürmekte olan bir durumu göstermektedir. Pavlus muhtemelen, iman ettikten sonra 1.Korintliler 12:8-11’de tanımlanan ve Kutsal Ruh tarafından imanlılara bağışlanan mucizevi armağanları kastetmektedir.

O bunu Yasa’nın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa işittiklerinize iman ettiğiniz için mi yapıyor? Yanıt; işittiklerinize iman ettiğiniz içindir. İmanlıda konut kurmuş Kutsal Ruh ve konut kurmuş olmasının sonucu olarak imanlıda işleyişi asla kazanılmaz ya da hak edilmez. Daima lütuf aracılığıyla verilir ve iman aracılığıyla kabul edilir. Galatyalılar bu nedenle deneyimleri sonucu bereketin, yasanın gereklerini yapmakla değil, iman aracılığıyla geldiğini fark etmiş olmalıydılar.

Pavlus burada ikinci kanıtı için, sahte öğretmenlerin sünnetin zorunlu olduğunu göstermek için kullandıkları Kutsal Yazılar’a dönüyor. Eski Antlaşma sünnet konusunda ne söylüyordu?

3:6   Pavlus, Tanrı’nın Galatyalılarla tümüyle iman temeline dayanarak ilgilendiğini göstermişti. Burada insanların Eski Antlaşma zamanlarında bile aynı yolla kurtulduğunu gösteriyor. 5. ayetteki soru şuydu: “O bunu yasanın gereklerini yerine getirdiğiniz için mi yoksa işittiklerinize iman ettiğiniz için mi yapıyor?” Cevap da şuydu: “İşittiklerinize iman ettiğiniz için.”

Belki de Yahudi öğretmenler İbrahim’i, sünnetin gerekliliğini İbrahim’in sünnet olmasına dayandırarak kahramanları ve örnekleri olarak kullanıyorlardı (Yar.17:24,26). Eğer durum böyleyse o zaman Pavlus onlarla kendi sahalarında mücadele edecekti. O zaman İbrahim nasıl kurtulmuştu? İbrahim Tanrı’ya inandı. Kurtuluş övülecek bir iş sonucu gelmez. İbrahim yalnızca Tanrı’ya inandı. İmana eklenecek bir iş yoktur. Aslında Tanrı’ya inanmayan biri budaladır. Kurtuluş konusunda insanın yapabileceği tek şey insanın övünmesini engelleyen “Tanrı’ya inanmaktır.” Kurtuluş insan çabasını kapsayan bir “iyi iş” değildir. Kurtuluşta et ve kana yer yoktur. Bir yaratığın yaratıcısına, bir çocuğun Baba’sına güvenmesinden daha normal ne olabilir.

Aklamak Tanrı’nın işidir. Tanrı kendisine inanan herkesi aklayarak suçsuz ilan eder. Mesih, Golgota’daki çarmıhta günahkârların borçlarının onların yerine geçerek ölmesiyle ödediği için Tanrı’nın günahkârlarla teması uygundur. Aklanmanın anlamı, Tanrı’nın imanlıyı kendi başına doğru ve günahsız yaptığı değildir. Tanrı Kendisine güvenen günahkârlara suçsuz bir konum sağlar, bu yolla onun cennete uygunluğunu sağladıktan sonra kendisi için yapılanlara bir teşekkür olarak ondan doğru yaşamasını bekler. Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta aklanmanın, Yasa’nın gereklerini yerine getirmekle hiçbir ilişkisinin olmadığıdır. Tümüyle iman ilkesine dayanır.

3:7   Kuşkusuz Yahudi öğretmenler, İbrahim’in gerçek oğulları olabilmeleri için Galatyalılar’ın sünnet olmaları gerektiğini iddia ediyorlardı. Pavlus bunu reddeder. İbrahim’in gerçek oğulları Yahudi olarak doğanlar ya da Yahudi olanlar değil, imanla kurtulanlardır. Romalılar 4:10, 11’de Pavlus İbrahim’in sünnet olmadan önce doğru sayıldığını gösterir. Başka bir deyişle İbrahim halen uluslardan birisiyken aklanmıştı.

3:8   Eski Antlaşma, sonraki yüzyıllara bakıp Tanrı’nın Yahudileri olduğu gibi öteki ulusları da imanlarına göre aklayacağını önceden gören bir peygamber olarak resmedilir. Öteki ulusların iman aracılığıyla kutsanacağı yalnız Eski Antlaşma tarafından önceden bildirilmemiş olup Yaratılış 12:3’de İbrahim’e duyurulmuştu: “…yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığınla kutsanacak.”

Yaratılış kısmından yapılan bu alıntıyı ilk okuduğumuzda Pavlus’un bu ayetten nasıl olup da böyle bir anlam çıkardığını anlamakta zorlanırız. Ancak Eski Antlaşma’daki Yaratılış 12:3’ü yazan Kutsal Ruh tüm uluslara “iman aracılığıyla kurtuluş” müjdesinin bu ayette yer aldığını biliyordu. Pavlus, aynı Kutsal Ruh’un esinlemesiyle yazdığından alttaki ayetteki anlamı bize açıklamaya yeterli kılınmıştı: Sende (İbrahim’le birlikte, İbrahim’e olduğu gibi) tüm uluslar (hem Yahudiler hem uluslar) kutsanacak (kurtulacak). İbrahim nasıl kurtulmuştu? İmanla. Uluslar nasıl kurtulacak? İbrahim’in kurtulduğu gibi; imanla. Yahudi olarak değil, Yahudi olmaları gerekmeden, uluslar olarak kurtulacaklar.

3:9   Tanrı’ya iman edenlerin tümü iman edenİbrahim’le birlikte aklanırlar. Bu da Yahudilerin Kutsal Yazıları’nın tanıklığına uygundur.

B. Vaade Karşı Yasa (3:10-18)

3:10   Pavlus, Kutsal Yazılar’dan örnek vererek, yasanın bereketlemediğini, yalnızca lanetlediğinigösteriyor. Bu ayet “Yasa’yı ihlal etmiş olanların hepsi” değil, “Yasanın gereklerini yapmaya güvenenlerin hepsi” diyor. Bu da Tanrı’nın lütfunu yasaya itaat ederek elde etmeye çalışan herkesi ifade ediyor. Onlar lanet altındadır, yani ölüme mahkumdur. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Yasa kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerinegetirmeyen her insan lanetlidir” (Yas.27:26). Yasayı bir gün, bir ay ya da bir yıl yerine getirmek yeterli değildir. İnsan ona sürekli itaat etmelidir. İtaat eksiksiz olmalıdır. Yalnızca On Buyruk’u yerine getirmek yeterli değildir. Musa’nın beş kitabında yer alan altı yüzün üstündeki yasaya itaat edilmelidir!

3:11   Sahte öğretmenler bir kez daha Eski Antlaşma aracılığıyla çürütülür. Pavlus Tanrı’nın insanları her zaman yasa değil, iman aracılığıyla suçsuz saydığını, peygamber Habakkuk’tan alıntı yaparak gösterir. Özgün Grekçe sözcük sırasına göre alıntı aynen şöyledir: “Doğru imanla yaşayacaktır.” Başka bir deyişle, işlerle değil, imanla doğru sayılmış olanlar sonsuz yaşama sahip olacaklardır. İmanla aklanmışlar yaşayacaklardır.

3:12   Yasa insanlardan inanmalarını istemez. Hatta buyruklarını yerine getirmeyi denemelerini bile istemez. Levililer’de açıkça öğretildiği gibi çok titiz, tam ve mükemmel itaat ister. Bu, imana karşıt bir ilkedir. Yasa, “Yap ve yaşa”, iman ise, “İnan ve yaşa” der. Pavlus’un savunduğu fikirlerin özeti şudur: Doğru kişi iman aracılığıyla yaşayacaktır. Yasa altındaki bir kişi iman aracılığıyla yaşamaz. Bu nedenle Tanrı’nın önünde doğru değildir. Pavlus, “Yasanın gereklerini yapan bunlarla yaşayacaktır” derken, ulaşılması imkansız kuramsal bir gerçek ya da ideali ifade etmektedir.

3:13   Fidye ile kurtarmak, bedel ödeyerek geriye almak ya da ücretini ödeyip kurtarmaktır. Yasanın laneti, buyruklarını ihlal etmenin bedeli ölümdür. Mesih yasa altında olanları yasanın istediği ölüm cezasını ödemekten kurtardı (Pavlus, “biz” zamirini kullandığında, Yahudiler tüm insan ırkının temsilcileri olmalarına rağmen öncelikle imanlı Yahudilerden söz ediyor).

Cynddylan Jones şöyle der:

Galatyalılar, Mesih’in kendilerini tamamen satın almadığını, sünnet ve diğer Yahudi törenlerine itaat ederek satın alma işlemini tamamlamanın kendilerine düştüğünü sanıyorlardı. Sahte öğretmenlerce saptırılmaya, Hıristiyanlık ile Yahudiliği karıştırmaya hazır oluşlarının nedeni buydu. Pavlus burada şöyle der: (Galce çeviriye göre) “Mesih bizi yasanın lanetinden tümüyle satın aldı.”3

Mesih, Tanrı’nın günaha karşı olan korkunç öfkesine katlanarak insanların yerine ölmek suretiyle insanları kurtardı. Tanrı’nın laneti insanın vekili olarak O’na yöneldi. Kendisi günahlı olmadı, ama insanın günahları O’nun üzerine konmuştu.

Mesih, insanları yasanın lanetinden bedende yaşadığı süre içinde On Buyruk’u eksiksiz yerine getirerek kurtarmadı. Kutsal Yazılar, yasaya olan mükemmel itaatin bizim hesabımıza sayıldığını öğretmez. Aksine ölerek yasanın korkunç lanetini taşıma yoluyla insanları yasadan kurtardı. O ölmeseydi, kurtuluş olamazdı. Yasanın öğrettiğine göre mahkum edilen suçluların bir ağaca asılmaları Tanrı’nın laneti altında olduklarının bir işaretiydi (Yas.21:23). Buradaki bölümde Kutsal Ruh, yaratıkları için olan laneti taşımak üzere Kurtarıcı’nın ne şekilde öleceğini önceden bildiriyor. Sanki her ikisi için de değersizmişçesine gökyüzü ve yeryüzü arasında asılmıştı. Çarmıha gerilerek gerçekleşen ölümünde, O’nun birağaç üzerinde asılmış olduğu söylenir (Elç.5:30; 1Pe.2:24).

3:14   Tanrı, İbrahim’i ve onun aracılığıyla da tüm dünyayı kutsayacağına söz vermişti. İbrahim’in kutsanması gerçekten iman yoluyla lütufla kurtuluştur. Önce adil Tanrı’nın talep ettiği ölüm cezası ödenmeliydi. Böylece Tanrı’nın lütuf yoluyla hem Yahudilere hem de uluslara ulaşabilmesi için Rab İsa lanetli olmuştu. Uluslar Mesih’te (İbrahim’in soyundan biri) kutsanmıştır.

Tanrı’nın Yaratılış 12:3’de İbrahim’e verdiği söz Kutsal Ruh’a değinmez. Ancak Pavlus burada Tanrı esiniyle bize, Kutsal Ruh armağanının Tanrı’nın İbrahim’le yaptığı koşulsuz kurtuluş antlaşmasına dahil olduğunu söyler. Tasarı halinde antlaşmadaydı. Yasa engel olduğu sürece Kutsal Ruh gelemezdi. Ruhun verilmesinden önce Mesih’in ölmesi ve yüceltilmesi gerekiyordu (Yu.16:7).

Elçi, Galatyalılar’ın deneyimi ve Eski Antlaşma’daki ayetlerin tanıklığıyla kurtuluşun yasayla değil, iman yoluyla olduğunu kanıtladıktan sonra şimdi günlük yaşamdan bir örnek veriyor.

Pavlus’un bu bölümdeki iddiası şöyle özetlenebilir: Yaratılış 12:3’de Tanrı yeryüzündeki bütün ulusların Avram’da kutsanacağını vaat etti. Bu kurtuluş vaadi Yahudileri olduğu kadar ulusları da kapsıyordu. Yaratılış 22:18’de Tanrı şu sözü de verdi: “Soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak.” “Soyunda” (tekil) diyor “soylarında” (çoğul) değil. Tanrı Bir Kişiye, doğrudan İbrahim’in soyundan gelen Rab İsa Mesih’e işaret etmekteydi (Luk.3:34). Başka bir deyişle, Tanrı Mesih aracılığıyla tüm ulusları, ya da Yahudileri olduğu kadar uluslardan olanları da kutsamayı vaat etti. Vaat koşulsuzdu, iyi işler ya da yasaya itaati gerektirmiyordu. Yalnızca güvenerek kabul edilmesi gereken basit bir vaatti.

Vaatten 430 yıl sonra İsrail’e verilen yasa ne vaade koşulları ekleyebilirdi ne de onu herhangi bir şekilde değiştirebilirdi. Böyle bir durum insan ilişkilerinde bile haksızlık olacağından, tanrısal konular için aynı şeyi düşünmek mümkün değildir. Bu nedenle varılan sonuç Tanrı’nın ulusları kutsama vaadinin Mesih aracılığıyla, iman yoluyla olduğu, yasanın gereklerini yerine getirme yoluyla olmadığıdır.

3:15   İnsanın ilişkilerinde bir antlaşma ya da vasiyet imzalanıp mühürlendiğinde kimse bu belgeye bir şey eklemeyi ya da belgeyi değiştirmeyi düşünmez. Eğer insanlar arası antlaşmalar bozulamazsa, Tanrı’nın yaptığı bir antlaşma hiç bozulamaz!

3:16   Yahudiler, vaatlerin iman yoluyla doğrudan İbrahim’e ve soyuna (İsrail halkı) verildiğine inandıkları halde, aynı halkın sonradan yasa altına konduğunu görüyoruz. Dolayısıyla iman aracılığıyla kurtulmuş olsalar bile Galatyalılar, şimdi On Buyruk’a uymak zorundaydılar. Pavlus şöyle yanıtlar: Vaatler İbrahim’e ve soyuna (tekil) yapılmıştı. “Soy (tohum)” bazen bir çoğunluğa işaret edebilir, ancak burada bir Kişiyi, yani Mesih’i belirttiği kesindir (Eski Antlaşma’yı okurken Tanrı’nın Ruh’u bizi aydınlatmazsa bunu kendiliğimizden göremeyiz).

3:17   Tanrı’nın İbrahim’e vaadi koşulsuzdu, kesinlikle işlere dayanmıyordu. Tanrı basitçe İbrahim’e bir soy (Mesih) vermeyi kabul etti. İbrahim’in çocuğu yoktu, ama Tanrı’ya ve aynı zamanda Mesih’in geleceği vaadine inandı ve böylece aklandı. Yasa’nın dört yüz otuz yıl sonra gelişi kuruluş vaadini hiçbir şekilde etkileyemezdi. Ne vaadi etkileyebilirdi ne de ona koşullar ekleyebilirdi.

Belki Yahudiliği savunanlar vaatten 430 yıl sonra gelen yasanın vaadin etkisini yok ettiğini düşünüyorlardı. Pavlus, “kesinlikle hayır” der ve sürdürür: “Aslında vaat bir vasiyet gibiydi ve bir ölümle onaylanmış oldu, (Antlaşma Kurbanı, Yar.15:7-11; ayrıca İbr.9:15-22) iptal edilemezdi.”

430 yıl, Yakup Mısır’a girmeye hazırlandığı sırada, Tanrı’nın ona İbrahim’le yaptığı antlaşmayı doğruladığı andan başlayarak hesaplanır (Yar.46:1-4) ve çıkıştan yaklaşık üç ay sonra yasanın verildiği tarihe dek uzanır.

3:18   Miras ya işler ya da iman aracılığıyla olmalıdır. Aynı anda her ikisinin aracılığıyla olamaz. Kutsal Kitap mirasın İbrahim’e koşulsuz, vaat aracılığıyla verildiğini açıkça belirtir. Dolayısıyla miras kurtuluş ile birliktedir. Koşulsuz bir armağan olarak sunulmuştur. Kurtuluşu kazanma düşüncesi söz konusu olamaz.

C. Yasa’nın Amacı (3:19-29)

3:19   Öyleyse Yasa hangi amaca hizmet eder? Eğer Pavlus’un ileri sürdüğü gibi, Tanrı’nın İbrahim’e verdiği vaade koşullar eklemiyorsa ya da onu geçersiz kılmıyorsa, Yasa’nın amacı neydi? Yasa, günahın suç olarak gerçek karakterini göstermeyi amaçlar. Yasa’dan önce de günah vardı, ama yasa gelene dek insanlar günahın suç olarak farkına varmamışlardı. Suç, bilinen bir yasanın ihlalidir.

Yasa günahlılardan oluşmuş bir ulusa verilmişti. Yasayı yerine getirerek aklanmayı asla elde edemezlerdi, çünkü yasaya itaat güçleri yoktu. Yasa insanlara ne kadar umutsuz günahlılar olduklarını görsünler ve lütfuyla kendilerini kurtarması için Tanrı’ya yalvarsınlar diye verilmişti. Tanrı’nın İbrahim’le yaptığı antlaşma koşulsuz bir bereket vaadiydi. Yasa yalnızca lanetlemeyle sonuçlandı. Yasa, insanın karşılıksız ve koşulsuz bereketi hak etmediğini ortaya koyar. Eğer insan kutsanacaksa, bu Tanrı’nın lütfuyla olmalıdır.

Soy (tohum) Mesih’tir. Bu nedenle yasa Mesih’in gelişine dek geçici bir önlem olarak verilmişti. İbrahim’e vaat edilen kutsama O’nun aracılığıyla gelecekti. İki taraf arasındaki bir antlaşma bir aracıyı gerektirir. Yasa, Tanrı ve İsrail arasındaki antlaşmayı kapsar. Musa aracı olarak hizmet etmiştir (Yas.5:5). Melekler Yasa’nın Musa’ya iletilmesi için Tanrı’nın aracılarıydılar (Yas.33:2; Mez.68:17; Elç.7:53; İbr.2:2). Musa’nın ve meleklerin aracı durumunda olması, Tanrı’nın huzurunda durmak için uygun olmayan bir halkı, Tanrı ile halkı arasındaki ayrılığı sergilemektedir.

3:20   Eğer yalnızca tek bir taraf olsaydı ve bu tek taraf diğer taraftan hiçbir şey istemeden koşulsuz bir vaatte bulunsaydı, arabulucuya gerek kalmazdı. Yasa’nın bir arabulucu gerektirdiği gerçeği insanın antlaşmada kendine düşen sorumluluğu yerine getirmesinin beklendiğini ima eder. Bu yasanın zayıflığıydı, çünkü kendisine itaat gücü olmayanlardan itaat istiyordu. Tanrı İbrahim’e vaatte bulunduğunda, O antlaşmadaki tek Taraftı. Vaadin sahip olduğu güç şuydu: Her şeyi sağlayan Tanrı’ydı, insandan bir şey beklemiyordu. Aracı yoktu, çünkü aracıya gerek yoktu.4

3:21   Yasa vaatleri iptal mi etti ya da onların yerini mi aldı? Elbette hayır! Eğer günahlıların aracılığıyla Tanrı’nın istediği mükemmelliğe ulaşabilecekleri bir yasayı vermek mümkün olsaydı, o zaman kurtuluş elbette yasanın gereklerini yerine getirme yoluyla gerçekleşecekti. Eğer Tanrı aynı sonucu bedeli daha düşük bir yolla sağlayabilseydi, sevgili Oğlunu günahlılar için ölmeye yollamayacaktı. Ancak Yasa’nın günahlıları kurtaramayacağını göstermek için hem yeterli zamanı hem de yeterli insanları oldu. Bu anlamda yasa “doğal insan benliğinden ötürü güçsüzdü” (Rom.8:3). Yasanın tüm yapabildiği, insanlara umutsuzluklarını göstermek ve kurtuluşun ancak karşılıksız Tanrı lütfuyla olabileceğini akıllarına yerleştirmekti.

3:22   Eski Antlaşma yasa altında olanlar da dahil olmak üzere herkesin günahlı olduğunu gösterdi. Kurtuluş vaadinin İsa Mesih’e iman yoluyla iman edenlere verilebilmesi için insanın günah konusunda tamamıyla iyice ikna olması gerekliydi. 22. ayetteki anahtar sözcükler iman, verilebilsin ve iman edenleredir. “İşlerden” ya da “yasayı yerine getirmekten” söz edilmez.

3:23   Buradaki iman İsa Mesih imanıdır. İman, Rab İsa’nın ölümü, gömülmesi, dirilişi, göğe çıkması ve Pentikost gününde müjdenin vaaz edilmesi ile öncülük edilen çağa işaret etmektedir. Bu süreden önce Yahudiler bir hücrede gözaltına alınmış gibi hapsedilmişlerdi. Yasa’nın talepleriyle kuşatılmışlardı ve bu talepleri yerine getiremediklerinden kurtuluş için iman yolu dışında başka bir yolları yoktu. Böylece yasa altında olanlar, yasanın köleliğinden, kurtuluşun muhteşem haberi müjde ile duyurulana dek hapsedilmiş durumdaydılar.

3:24   Yasa, çocukların koruyucusu ve rehberi ya da eğitici olarak resmedilir.5 Bu, öğretiş düşüncesini vurgular; yasa, Tanrı’nın kutsallığı, insanın günahkârlığı ve kefaret gereksinimine ilişkin dersler öğretmiştir. Buradaki sözcük, yeterince olgunlaşmamış ya da küçüklere göz kulak olan, disiplin uygulayan birini tanımlamaktadır.

Bu ayet, Mesih’in gelişine dek İsrail halkının yasanın koruyuculuğu altında olduğunu öğretir. Yasa bir anlamda İsrail halkını evlilik, mal mülk, yiyecek vb. konularda getirdiği yeni bir düzen aracılığıyla farklı bir ulus kılmıştır. “İman” geldiğinde öncelikle, yüzyıllar boyunca mucizevi bir şekilde korunmuş olan bu ulusa duyrulmuştur. İmanla aklanma fidyeyle Kurtaranın, yani Mesih’in tamamladığı işin temelinde vaat edilmişti.

3:25   Yasa eğiticidir, ancak İsa Mesih’i kabul eden Yahudiler artık Yasa altında değildirler. Galatyalılar gibi Yahudi olmayan uluslar eğitim altında hiçbir zaman kalmadıklarından, yasa altında olmaları onlar için asla söz konusu olamaz! 24. ayet insanın yasayla aklanmadığını öğretir; 25. ayet aklanmış birisi için yasanın yaşam kuralı olmadığını öğretir.

3:26   Zamirlerin “biz” şeklinden siz şekline değiştiklerine dikkat edin. Pavlus Yahudilerden “biz” diye söz ederek, onların Mesih’in gelişine dek Yasa altında tutulduklarını göstermiştir. Yasa onları, imanla aklanmanın duyurulabileceği ayrı bir halk olarak korudu. Aklandıklarında yasanın boyunduruğundan özgür kılınmış oldular. Yahudiler olarak diğerlerinden ayrı görülen karakterleri son buldu. Siz zamiri buradan bölümün sonuna kadar hem kurtulmuş Yahudileri hem de kurtulmuş diğer ulusları kapsar. Bu insanların hepsi Mesih İsa’ya iman ettiği için Tanrı’nın oğullarıdır.

3:27   İman ettiğimizde gerçekleşen Mesih’le birleşme, suyla vaftizde ikrar edilir. Bu vaftiz kişiyi Mesih’in bir üyesi ya da Tanrı’nın krallığının bir mirasçısı yapmaz. Bu Pavlus’un “Mesih’i giyinmek” diye söz ettiği Mesih’le başkalarının önünde özdeşleşmektir. Nasıl bir asker üniformasını “giyerek” ordunun bir üyesi olduğunu beyan ediyorsa, imanlı da suyla vaftiz olarak Mesih’e ait biri olduğunu belirtir. Bu vaftiz eylemiyle Mesih’in önderlik ve yetkisine boyun eğdiğini herkesin önünde açıklar. Tanrı’nın bir oğlu olduğunu gözler önüne serer.

Elçinin, suyla vaftizin bir insanı Mesih’le birleştirdiğini öne sürmediği kesindir. Bu, kurtuluşun yalnızca imanla olduğu şeklindeki temel iddiasını açıkça reddetmesi anlamına gelirdi.

Pavlus, Kutsal Ruh vaftizinden de söz etmektedir (1Ko.12:13). Kutsal Ruhun vaftizi gözle görülmez. Herkesin önünde “Mesih’in giyinildiği” suyla vaftize benzeyen yanı yoktur.

Bu Mesih’e olan bir vaftizdir. Aynı İsraillilerin kendilerini önderleri olarak Musa’yla özdeşleştirerek ona vaftiz olmaları gibi, imanlılar da bugün Mesih’i adil Rableri olarak tanıdıklarını belirtmek üzere Mesih’e vaftiz olurlar.

İmanlı vaftizle benliği ve benliğin doğruluk elde etme çabalarını gömdüğünü de ifade eder. Eski yaşam biçiminin sona erip yenisinin başladığını belirtir. Galatyalılar, suyla vaftiz olarak Mesih’le öldüklerini ve O’nunla birlikte gömüldüklerini doğruladılar. Mesih nasıl Yasa’ya öldüyse, onlar da aynı şekilde Yasa’ya ölüydüler ve bu nedenle bir yaşam kuralı olarak yasa altında olmaya istek duymamalıdırlar. Mesih’in ölümüyle Yahudiler ve uluslar arasındaki ayrımı ortadan kaldırması gibi onlar da bu tür ulusal farklılıklara öldüler. Şimdi tümüyle yeni bir yaşamı, yani Mesih’in yaşamını giyindiler.

3:28   Yasa bu guruplar arasında ayrımlar yapardı. Örneğin Yasa’nın Tekrarı 7:6 – 14:1, 2’de Yahudiler ve uluslar arasındaki ayrımın üzerinde ısrarla durulur. Yahudi bir adam, sabah duasında Tanrı’ya kendisini diğer uluslardan biri, bir köle ya da bir kadın yapmadığı için teşekkür ederdi. Tanrı’nın onayına ilişkin konulardaki bu ayrımlar İsa Mesih’te yok olmuşlardır. Bir Yahudi, uluslardan olan birinden, özgür bir köleden, bir erkek bir kadından daha üstün ya da ayrıcalıklı değildir. Mesih İsa’da oldukları için hepsi aynı düzeydedirler.

Bu ayetin anlamı çarpıtılmamalıdır. Günlük yaşama ilişkin olarak (kilisedeki görevler dışında) Tanrı kadın ve erkek arasındaki farklılığı tanır. Yeni Antlaşma her birine yöneltilmiş talimatlar içerir, ayrıca köleler ve efendilere de ayrı ayrı hitap eder. Ancak Tanrı’dan bereket alırken bunların önemi yoktur. Önemli olan tek şey Mesih İsa’da olmaktır (yeryüzündeki durumumuza değil, göksel konumumuza işaret etmektedir). Tanrı’nın önünde imanlı bir Yahudi’nin iman eden bir putperestten hiçbir üstünlüğü yoktur! Goett şöyle der: “Yasa’nın yol açtığı tüm farklılıklar Tanrı’nın sağladığı evrensel mezarda yutulup gitmiştir.” Bundan dolayı Hıristiyanların Mesih’in ortadan kaldırdığı farklılıkları ileri sürerek kutsallıklarını artırmak istemeleri ne denli budalaca bir iş!

3:29   Galatyalılar Yasa’yı yerine getirerek İbrahim’in soyundan olabilecekleri düşüncesine saptırılmışlardı. Pavlus bunun aksini gösterir. Mesih İbrahim’in soyudur ve İbrahim’e vaat edilen miras Mesih’te yerine getirilmiştir. Günahlılar O’na iman ettiklerinde O’nunla bir olurlar. Böylece İbrahim’in soyu olurlar ve Tanrı’nın tüm bereketlerini miras alırlar.

 

Kutsal Kitap

1 Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim büyüledi? İsa Mesih çarmıha gerilmiş olarak gözlerinizin önünde tasvir edilmedi mi?
2 Sizden yalnız şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruh’u, Yasa’nın gereklerini yaparak mı, yoksa duyduklarınıza iman ederek mi aldınız?
3 Bu kadar akılsız mısınız? Ruh’la başladıktan sonra şimdi insan çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz?
4 Boş yere mi bu kadar acı çektiniz? Gerçekten boşuna mıydı?
5 Size Kutsal Ruh’u veren ve aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasa’nın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor?
6 Örneğin, “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.”
7 Öyleyse şunu bilin ki, İbrahim’in gerçek oğulları iman edenlerdir.
8 Kutsal Yazı, Tanrı’nın öteki ulusları* imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahim’e, “Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacak” müjdesini önceden verdi.
9 Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahim’le birlikte kutsanırlar.
10 Yasa’nın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Yasa Kitabı’nda yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.”
11 Tanrı katında hiç kimsenin Yasa’yla aklanmadığı açıktır. Çünkü “İmanla aklanan yaşayacaktır.”
12 Yasa imana dayalı değildir. Tersine, “Yasa’nın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.”
13 İbrahim’e sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruh’u imanla alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı. Çünkü, “Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir” diye yazılmıştır.
14 (SEE 3:13)
15 Kardeşler, insan yaşamından bir örnek vereyim. İnsanlar arasında yapılmış bile olsa, onaylanmış bir antlaşmayı kimse geçersiz saymaz, ona bir şey eklemez.
16 Vaatler İbrahim’e ve soyundan olana verildi. Tanrı birçok kişiden söz ediyormuş gibi, “Ve soyundan olanlara” demiyor; “Soyundan olana” demekle tek bir kişiden, yani Mesih’ten söz ediyor.
17 Şunu demek istiyorum: Dört yüz otuz yıl sonra gelen Yasa, Tanrı’nın önceden onayladığı antlaşmayı geçersiz kılmaz, vaadi ortadan kaldırmaz.
18 Çünkü miras Yasa’ya bağlıysa, artık vaade bağlı değildir. Ama Tanrı mirası İbrahim’e vaatle bağışlamıştır.
19 Öyleyse Yasa’nın amacı neydi? Yasa suçları ortaya çıkarmak için antlaşmaya eklendi. Vaadi alan ve İbrahim’in soyundan olan Kişi gelene dek yürürlükte kalacaktı. Melekler yoluyla, bir aracı eliyle düzenlendi.
20 Aracı tek bir tarafa ait değildir; Tanrı ise birdir.
21 Öyleyse Kutsal Yasa Tanrı’nın vaatlerine aykırı mıdır? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilseydi, elbette insanlar yasayla aklanırdı.
22 Oysa İsa Mesih’e olan imana dayanan vaat iman edenlere verilsin diye, Kutsal Yazı bütün dünyayı günahın tutsağı ilan ediyor.
23 Bu iman gelmeden önce Yasa altında hapsedilmiştik, gelecek iman açıklanıncaya dek Yasa’nın tutuklusuyduk.
24 Yani imanla aklanalım diye Mesih’in gelişine dek Yasa eğitmenimiz oldu.
25 Ama iman gelmiş olduğundan, artık Yasa’nın denetiminde değiliz.
26 Çünkü Mesih İsa’ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrı’nın oğullarısınız.
27 Vaftizde* Mesih’le birleşenlerinizin hepsi Mesih’i giyindi.
28 Artık ne Yahudi ne Grek*, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsa’da birsiniz.
29 Eğer Mesih’e aitseniz, İbrahim’in soyundansınız, vaade göre de mirasçısınız.

1. Grekçe’de kim sözcüğü için hem tekil hem de çoğul haller mevcut olduğundan burada çoğul bir yanıt dışlanamaz.

2. En eski el yazmaları hep büyük harflerledir. (Küçük harfler daha sonra geliştirildi.) Dolayısıyla büyük harfler yazara aitse de, büyük H (O anlamındaki He için ) içeriğe uyar.

3. J.Cynddlan Jones, Studies in the Gospel According to St. John, s.113

4. Buradaki iddialar arasında bir çelişki var gibi görünse ve Mesih’ten daha sonra Yeni bir Antlaşma’nın aracısı diye söz edilse de, aracı sözcüğü burada iki ayrı yerde iki ayrı anlamda kullanılmıştır (İbr.9:15). Musa, yalnızca Yasa’yı Tanrı’dan alıp İsrail halkına ileten bir aracı olarak hizmet etti. O bir arabulucu, insanların temsilcisiydi. Mesih’in Yeni Antlaşma’daki aracılığı çok daha üstün bir anlam taşımaktadır. Tanrı’nın bu antlaşmanın bereketlerini adil bir şekilde dağıtması için Rab İsa’nın ölmesi gerekiyordu. Nasıl ölüm bir insanın son dileği ve vasiyetini yürürlüğe sokuyorsa, Yeni Antlaşma da O’nun kanıyla mühürlenmeliydi. Rab İsa Kendisini herkes için bir fidye olarak vermeliydi (1Ti.2:6). Mesih antlaşmanın bereketlerini halkına yalnızca garantilemekle kalmaz, aynı zamanda antlaşma halkını kendilerine düşman olan bir dünyada korur. Bütün bunları Başkâhinimiz ve savunucumuz olarak yapar ve yaptıkları aynı zamanda O’nun aracılık işinin bir parçasıdır.

5. Grekçe Paidagögos sözcüğü “çocukönderi” anlamına gelir. Bu kişi genellikle bir köle olup çocuğun okula gidişgelişlerini takip eder, bazen öğreticilik de yapardı.